Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Menopoz

Kapsül Haber Ajansı - Menopoz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Menopoz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Menopoz Döneminde Yaşanan Değişimler Migreni Tetikleyebilir Haber

Menopoz Döneminde Yaşanan Değişimler Migreni Tetikleyebilir

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, menopoz geçişinde baş ağrılarının kadının hormonal durumu ve eşlik eden menopoz belirtileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Perimenopozda Migren Atakları Neden Değişebilir? Menopoz, adetlerin bir anda sona erdiği tek bir dönemden ibaret değildir. Menopozdan önceki perimenopoz sürecinde yumurtalıkların hormon üretiminde ve adet düzeninde önemli değişiklikler meydana gelebilir. Östrojen düzeylerindeki dalgalanmalar, hormonlara duyarlı migreni bulunan bazı kadınlarda atakların daha sık ortaya çıkması veya mevcut baş ağrısı düzeninin değişmesi ile ilişkili olabilir. Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, “Perimenopoz döneminde hormon düzeyleri düzenli bir şekilde azalmaz; belirgin dalgalanmalar görülebilir. Bu nedenle özellikle adet döngüsüyle ilişkili migren öyküsü bulunan kadınlar bu dönemde baş ağrılarında değişiklik fark edebilir. Ancak baş ağrısındaki her değişikliği yalnızca hormonlara bağlamamak gerekir” diyor. Baş ağrılarının değişmesinde hormonal dalgalanmaların yanı sıra menopoz döneminde sık karşılaşılan sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku düzensizlikleri, stres, öğün atlama ve yetersiz sıvı tüketimi gibi faktörler de rol oynayabilir. Menopoz Başladı, Baş Ağrısı da Başladıysa Dikkat Daha önce migreni bulunan bir kadında perimenopoz sırasında atakların değişmesi ile hayatında ilk kez ileri yaşlarda ortaya çıkan baş ağrısı aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Özellikle 50 yaşından sonra yeni başlayan baş ağrısı, daha önce var olan ağrının karakterinin belirgin biçimde değişmesi veya giderek şiddetlenmesi durumunda altta yatan farklı nedenlerin değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz dönemindeki bir kadında yeni başlayan baş ağrısına ‘hormonlardandır’ diyerek yaklaşmak doğru değildir. Baş ağrısının özellikleri, kişinin yaşı, tıbbi öyküsü ve eşlik eden belirtiler birlikte ele alınmalıdır. Gerektiğinde nörolojik değerlendirme de sürecin bir parçası olmalıdır. Aniden başlayan ve çok şiddetli seyreden baş ağrısına görme veya konuşma bozukluğu, yüzde ya da kol ve bacaklarda güçsüzlük veya uyuşma, denge kaybı, bilinç değişikliği gibi nörolojik belirtilerin eşlik etmesi ise acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Migrenin Auralı Olup Olmadığı Tedavi Planında Önem Taşıyor Migren değerlendirilirken baş ağrısının yanı sıra aura varlığı da önem taşıyor. Aura; bazı kişilerde baş ağrısından önce veya baş ağrısıyla birlikte ortaya çıkabilen ışık çakmaları, görme alanında değişiklikler, uyuşma veya konuşmayla ilgili geçici nörolojik belirtilerle kendini gösterebilir. Auralı ve aurasız migren ayrımı özellikle hormonal tedaviler değerlendirilirken kişinin genel sağlık durumu ve damar hastalıkları açısından taşıdığı diğer risk faktörleri ile birlikte dikkate alınmalıdır. Op. Dr. Soypaçacı, “Migren öyküsü bulunan kadınlarda hormon tedavisi kararı yalnızca baş ağrısının varlığına bakılarak verilmez. Aura öyküsü, yaş, sigara kullanımı, tansiyon, kilo, kişisel ve ailesel pıhtılaşma öyküsü ile diğer sağlık sorunları birlikte değerlendirilmelidir” diyor. Hormon Tedavisi Migren Tedavisi Değildir Menopozal hormon tedavisi, migreni tedavi etmek amacıyla kullanılan bir tedavi değildir. Ancak sıcak basması, gece terlemesi ve uyku sorunları gibi menopoz belirtileri için hormon tedavisinin gündeme geldiği kadınlarda mevcut migren öyküsünün de tedavi planlamasında dikkate alınması gerekir. Migreni bulunan kadınlarda hormon düzeylerinde daha az dalgalanmaya yol açan tedavi seçenekleri hekim tarafından değerlendirilebilir. Hangi hormonun, hangi yolla ve hangi dozda kullanılacağı ise her kadın için aynı değildir. Rahmi bulunan kadınlarda sistemik östrojen tedavisi planlandığında endometriumun korunması amacıyla uygun progestojen kullanımı da tedavinin önemli bir parçasıdır. Menopoz tedavisinde standart bir reçeteden söz etmek mümkün değildir. Amaç yalnızca bir semptomu ortadan kaldırmak değil; kadının yaşı, menopoz belirtileri, rahim ve meme sağlığı, kardiyovasküler riskleri, migren öyküsü ve kişisel tıbbi geçmişini birlikte değerlendirerek uygun yaklaşımı belirlemektir. Baş Ağrısı Günlüğü Değerlendirmeyi Kolaylaştırabilir Perimenopoz döneminde baş ağrılarının ne zaman ortaya çıktığının takip edilmesi, hormonal değişimlerle veya günlük yaşam alışkanlıklarıyla olası ilişkinin anlaşılmasına yardımcı olabilir. Ağrının başladığı gün ve saat, süresi, adet döngüsüyle ilişkisi, aura bulunup bulunmadığı, sıcak basması veya gece terlemesinin eşlik edip etmediği, uyku düzeni ve kullanılan ilaçların kaydedildiği bir baş ağrısı günlüğü, hekim değerlendirmesinde yararlı bilgiler sağlayabilir. Düzenli uyku, yeterli sıvı tüketimi, öğün düzeninin korunması, kişinin fark ettiği migren tetikleyicilerinden mümkün olduğunca kaçınması ve uygun fiziksel aktivitenin günlük yaşama dahil edilmesi de genel sağlık açısından önem taşır. Kadın Doğum ve Nöroloji Birlikte Değerlendirebilir Menopoz döneminde baş ağrısı hem hormonal değişimlerle hem de nörolojik nedenlerle ilişkili olabileceğinden bazı kadınlarda kadın hastalıkları ve doğum ile nöroloji uzmanlarının birlikte değerlendirmesi gerekebilir. Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, “Menopoz geçişinde kadının vücudunda birçok değişiklik aynı dönemde ortaya çıkabiliyor. Baş ağrısı da bunlardan biri olabilir; ancak özellikle yeni başlayan veya alışılmışın dışında seyreden ağrıları menopozun doğal bir sonucu olarak kabul etmemek gerekir. Öncelikle ağrının nedeninin değerlendirilmesi, ardından menopoz belirtileri için uygulanabilecek yaklaşımın kişinin sağlık durumuna göre planlanması önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir Haber

Baş Dönmesi ve Mide Bulantısı Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi Olabilir

Kadınların kalbi erkeklere göre daha küçük, kalp damarları ise daha ince olabiliyor. Bu durum, özellikle kalbi besleyen damarların değerlendirilmesi ve girişimsel işlemlerde bazı zorluklara yol açabiliyor. Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alırken, kadınlarda kalp krizi sonrası ölüm riski erkeklere göre daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hatice Betül Erer, kadınlarda kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Kadınlarda kalp hastalığı riski yaşla birlikte artıyor Östrojen hormonunun koruyucu etkisi kadınları kardiyovasküler rahatsızlıklara yani kalp ve damar hastalıklarına karşı korur. Ancak menopozla birlikte bu koruyucu etki azalarak kadınlarda kalp-damar hastalıkları riski artmaya başlar. Koroner arter hastalığı erkeklerde daha erken yaşlarda görülürken, kadınlarda genellikle menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar. Kadınların kalp krizi geçirdiği yaşın erkeklere göre daha ileri olması ve hipertansiyon, diyabet gibi ek hastalıkların daha sık görülmesi, kalp krizi sonrası ölüm riskindeki farklılığın nedenleri arasında yer alır. Bunun yanında kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıklar da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunur. Genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riski göz ardı edilmemelidir. 2011-2022 yılları verileri inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranı 18-54 yaş grubundaki kadınlarda %3,1 iken erkeklerde bu oranın %2,6 olduğu bildirilmiştir. Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalık da görülebilir. Özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonu (SCAD) da dikkat edilmesi gereken tablolar arasındadır. Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD, kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabilir. Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtileri erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabilir. Göğüs ağrısının yeri ve niteliği değişebileceği gibi, yanma şeklinde bir ağrı da ortaya çıkabilir. Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir. Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi önem taşır. Menopoz sonrası başlayan kalp damar şikayetinizi önemseyin Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerekir. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesi önem taşır. Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetleri de ihmal edilmemelidir. Belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolü her zaman gerekli olmayabilir. Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsü birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler risk ortaya konmalıdır. Güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcıları, tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabilir. Erken doğum kalp damar hastalığı riskini artırabilir Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonları ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşır. Preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesi de önem taşır. “Kırık kalp sendromu” kalbi gerçekten etkileyebiliyor Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından biri de “Kırık Kalp Sendromu”dur. Yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablo, özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülür. Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıklar da kırık kalp sendromunu tetikleyebilir. Göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromu başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebilir. Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesi, tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturur. Hastanın klinik durumuna göre tedavi planlanır. Çoğu hastada kalp fonksiyonları haftalar içinde belirgin şekilde düzelir. Ancak kırık kalp sendromu tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemelidir. Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir; nadiren ölümcül sonuçlar da ortaya çıkabilir. Kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiği için olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınması kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bacaklardaki Şişlik ve Kalınlık Lipödemin İşareti Olabilir Haber

Bacaklardaki Şişlik ve Kalınlık Lipödemin İşareti Olabilir

Özellikle kadınlarda daha sık görülen, kalça, bacak ve nadiren kollarda ortaya çıkan simetrik yağ birikimlerinin lipödem olarak tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Lipödemde tedavinin önemli parçalarından biri beslenme. Ancak herkese uygun tek bir beslenme modeli yok. Kişinin yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve şikâyetlerini değerlendirerek kişiye özel bir plan oluşturmak gerekiyor” dedi. Düşük karbonhidratlı veya ketojenik beslenmenin bazı kişilerde fayda sağlayabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yaklaşımların yaklaşık yüzde 80 oranında fayda sağladığı görülse de her birey için aynı beslenme modelinin uygun olduğunu söylemek doğru değil. Lipödem oluşumunda hormonal değişimlerin de rol oynadığı biliniyor. Bu nedenle özellikle ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde görülme sıklığı artıyor. Bu tanıyı alan bir kişide belirli bölgelerde doku hassasiyeti ve morarmalar görülebiliyor. Beslenme planındaki doğru düzenlemeler; kilo yönetiminin yanı sıra kişinin şişkinlik, ödem ve genel yaşam kalitesi gibi şikâyetlerinin yönetilmesine de katkı sağlayabilir. Burada en önemli nokta, beslenme yaklaşımının kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenmesi” açıklamasında bulundu. Katı kısıtlamalar yerine sürdürülebilir beslenme düzeni oluşturulmalı Kişiye özel planlama yapılırken glutensiz veya laktozsuz beslenme gibi eliminasyon yaklaşımlarının da yalnızca ihtiyaç duyulan kişilerde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Eren, “Bazı kişilerde düşük karbonhidratlı veya ketojenik beslenme, bazı kişilerde ise enerji alımının düzenlenmesine yönelik farklı yaklaşımlar fayda sağlayabilir. Ancak burada amaç tek bir diyet modelini uygulamak değil, kişinin sürdürebileceği, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmaktır” dedi. Beslenme planında sebze, kaliteli protein kaynakları, sağlıklı yağlar ve yeterli lif alımının önemine dikkat çeken Eren, “Baklagiller, sebzeler, kuruyemişler, tohumlar ve çeşitli baharatlar gibi besinlerin tüketim miktarı kişinin toleransına ve ihtiyaçlarına göre düzenlenebilir. Özellikle kısa süreli ve katı kısıtlamalar yerine, kişinin uzun vadede sürdürebileceği dengeli bir beslenme modeli oluşturmak daha değerli” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aşırı Terleme Pek Çok Hastalığın Belirtisi Olabilir Haber

Aşırı Terleme Pek Çok Hastalığın Belirtisi Olabilir

Ancak bazı kişilerde ter bezleri, herhangi bir fiziksel aktivite, sıcak ortam veya belirgin bir neden olmaksızın da aşırı çalışabilmekte. Bu durumda ortaya çıkan terleme, günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek düzeylere ulaşabiliyor. Öyle ki, sorun bazı bireylerde kıyafet değiştirmeyi gerektirecek veya günlük aktiviteleri zorlaştıracak kadar yoğun oluyor. Hastalığın en sık görüldüğü yerler ise; avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi şeklinde sıralanıyor. Neden Aşırı Terliyoruz? Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite ve kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak ortaya çıkabilen bir durum. Hastalıktan bağımsız görülen primer bölgesel aşırı terleme genellikle ısı artışı, egzersiz, stres ve genetik faktörler nedeniyle tetiklenebiliyor. Bir hastalığa bağlı oluşan sekonder aşırı terleme ise; obezite, diyabet, tiroit hastalıkları, menopoz, hamilelik, gut hastalığı, sinir sistemi bozuklukları, alkol kullanımı veya alkolizm, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenlerle ortaya çıkıyor. Belirtiler Çocuk ve Yetişkinlerde Farklı Aşırı terlemenin belirtileri, hastalığın primer veya sekonder olmasına, hatta yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte belirgin ıslaklık ve sürekli nem hissi, kıyafetlerde sık sık oluşan ter kaynaklı nemlenme, vücut kokusunda artış, zamanla ciltte tahriş, kaşıntı veya enfeksiyon eğilimi ve terlemenin genellikle çift taraflı ve benzer şiddette olması genellikle sıkça görülen belirtilerdir. Çocukluk dönemindeki aşırı terleme, yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanımında zorlanma veya piyano gibi enstrümanları çalarken elin kayması gibi işlevsel sorunlara yol açabilirken, erişkinlerde daha çok sosyal etkiler ön plandadır. Bu dönemde kişiler el sıkışmaktan kaçınma, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissetme gibi durumlar yaşayabiliyor. İleri düzey vakalarda, ellerin silinmesine rağmen saniyeler içinde yeniden terleme oluşabilirken, nadiren de olsa el bileklerinden itibaren renk değişiklikleri ve ciltte pullanma gibi dermatolojik bulgular da aşırı terlemeyle ilişkili olabiliyor. Aşırı terleyen kişilerin öncelikli başvuracağı tıbbi alanlar dahiliye ve dermatolojidir. Ancak altta yatan nedenlerden şüphe duyulması halinde endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, nöroloji veya ilgili branşlara yönlendirme yapılabilir. Hastalığın tanısı çoğu zaman hastanın öyküsü ve fizik muayenesi ile konabilirken; tanı sürecinde kan testleri, tiroit fonksiyon değerlendirmeleri, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemeler gibi laboratuvar tetkikleri yapılabilir. Böylece sekonder aşırı terlemeye neden olabilecek diyabet, tiroit hastalıkları veya hormonal bozukluklar gibi durumlar dışlanarak tanı daha net hale getirilebilir. Aşırı Terlemenin Tedavisinde Botoks da Kullanılıyor İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söylüyor. Buna göre sekonder aşırı terlemede öncelik, terlemeye neden olan diyabet, tiroit hastalıkları gibi temel sağlık sorunlarının tedavi edilmesidir. Primer bölgesel aşırı terleme vakalarında ise hastanın ihtiyacına göre farklı tedavi seçenekleri değerlendirilmekte. Tedavinin ilk basamağında genellikle terlemeyi azaltmaya yönelik krem ve deodorant gibi ürünler tercih edilir. Bu ürünler ter bezlerinin çıkış noktalarını geçici olarak etkileyerek terleme miktarını azaltmayı destekler. Özellikle hafif ve orta şiddetteki vakalarda etkili sonuçlar sağlayabilir. Bir diğer yaygın yöntem ise botoks tedavisidir. Botulinum toksini, terlemeye neden olan sinir iletimini geçici olarak bloke ederek ter bezlerinin aktivitesini azaltır. Özellikle koltuk altı bölgesinde daha uzun süreli etki sağlarken el bölgesinde etkisi genellikle birkaç ay sürebilir. Bu yöntemlerden yeterli fayda sağlanamadığında, özellikle el ve ayak terlemelerinde düşük seviyeli elektrik akımı ile uygulanan tedavi yöntemlerinden yararlanılabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Riskli Gıda Trendlerine Dikkat! Haber

Riskli Gıda Trendlerine Dikkat!

Beslenmede önemli pek çok faktörü göz ardı ederek, yalnızca cinsiyete göre beslenme önerilerine uymak ne kadar doğru? Bu soruları; kadın ve erkeğin biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarının genel sağlık durumuna göre farklılık gösterdiğine dikkat çekerek yanıtlayan Acıbadem Life’tan Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “cinsiyetlendirilmiş alışkanlıklara” doğru sürüklendiğimizi belirtiyor. Her bireyin yaşam tarzı, alışkanlıkları gibi yaşadığı çevrenin de bireyin sağlığına yön verdiğini söyleyen Kurucu, riskli gıda trendlerine karşı uyarıda bulunuyor. MENOPOZ, KOLAJEN VE “MUCİZE” VAATLERİ Menopozla birlikte östrojenin azalması, kardiyovasküler risklerin artması ve ciltte elastikiyet kaybı gibi doğal süreçler kadınları çözüm arayışına yönlendiriyor. Bu noktada piyasaya sürülen kolajen takviyeleri ve östrojen içerikli ürünler, “genç kalma” ve “sağlıklı yaş alma” vaatleriyle pazarlanıyor. Oysa tek bir mucize ürünle sağlığı korumanın mümkün olmadığını belirten Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Ayak tırnaklarımızdan, saç telimize kadar bir bütünüz. Sağlık parametrelerinde her halka birbiriyle iç içe, bütün halinde! Tek bir şeyden mucize etki bekleyip geri kalanını arka plana atmamalısınız. Menopoz sonrası kadınlara, omega-3 yağ asitleri, sebze, şeker oranı düşük mor renkli meyveler, antioksidanlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir beslenme önerisi sunulur. Ek olarak, omega-3 balık yağı, magnezyum ve koenzim Q10 gibi takviyeler tıbbi gözetim altında verilebilmektedir” diyor. TEKNOLOJİ ALGORİTMALARI KADINLARIN SÖZDE İHTİYAÇLARINA OYNUYOR! Kadınların öncelik verdiği sağlık faydaları, fizyolojik ihtiyaçlar ve toplumsal baskıların birleşiminden oluşuyor. Teknolojik cihazların algoritmaları da bu eğilimleri algıladığında, kadınların karşısına sürekli olarak hormonal dengeyi, cilt sağlığını veya menopoz semptomlarını iyileştirdiğini iddia eden ürünler çıkıyor. Bu ürünler, sosyal medya ve reklamlarla çoğunlukla bir ‘ihtiyaç’ olarak tanıtılıyor ve kadınlara yönelik mesajlarla öne çıkarılıyor. Kadınlar için hormon döngülerini destekleyen beslenme stratejilerinin önem taşıdığını belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Magnezyum ve B6 vitamini, kasları gevşeterek ve nörotransmitter işlevini destekleyerek PMS semptomlarını azaltmada özellikle etkilidir. Bununla birlikte Omega-3 yağ asitleri, iltihabı yönetmeye ve hormon üretimini desteklemeye yardımcı olur ve bunları tüm yaşam evrelerinde olmazsa olmaz hale getirir. Hormonal dalgalanmaları ve menopoz geçişlerini yönetmek için bütüncül ve fonksiyonel tıp bakış açısıyla, bu gıdalardan çok daha öte bir yolculuk var. Bu nedenle sağlık yönetiminizi sosyal medyadan gördüklerinizle, influencer ürünleri ile değil sağlık uzmanı ile yapmalısınız. Mesela östrojen bandı gerekli mi, ne gibi riskleri var? Hekiminizle konuşmalısınız” diyor. ERKEKLER “KAS” ODAKLI! “Kas kütlesi artırma ve hızlı toparlanma hedefi, erkekleri protein tozları ve performans artırıcı takviyelere yönlendiriyor. Sosyal medya ve reklamlar da bu ürünleri ‘olmazsa olmaz’ olarak gösteriyor. Antrenman sıklığı, yoğunluğu ve bireysel sağlık durumu dikkate alınmadan kontrolsüz kullanılan takviyelerin ciddi sağlık riskleri doğurabildiğini söyleyen Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Özellikle testosteron artırıcı ürünlerin bilinçsiz tüketimi hormon dengesini bozabilirken, doğal yöntemler ve dengeli beslenme, güvenli ve etkili bir alternatif olarak öne çıkıyor. Oysa yağsız etler, yumurtalar, kinoa, tofu, tempeh ve mercimek gibi gıdalar, erkekler için mükemmel protein kaynakları! Testosteron artıcı doğal yöntemlerle oldukça mevcut ve başarılı sonuçlar alıyoruz. İlaçlar, kontrolsüz takviyeler kullanıp sağlığınızı riske etmek yerine doğal yollara başvurmalısınız” diyor. RİSKLİ GIDA TRENDLERİ SAĞLIĞINIZI BOZABİLİR Dönemsel gıda trendleriyle birlikte tek bir besine ya da takviyeye aşırı yüklenme eğiliminin ciddi dengesizliklere yol açtığını belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Sosyal medyada popülerleşen ürünler, kontrolsüz kullanımın önünü açıyor. Mucize etkiler beklemek yerine dengeli ve doğal beslenmeye odaklanılması gerekiyor. Örneğin kolajen patlaması yaşanırken, bu ihtiyacın ilikli kemik suyu gibi doğal kaynaklarla karşılanması çok daha güvenli bir yaklaşım. Prolin, glisin, hiyaluronik asit ve glukozamin gibi damar sağlığını ve doku esnekliğini destekleyen bileşenler içeren bu besin, bütüncül bir yaklaşımın parçası olabilir. Yine doğum ve menopoz sonrası dönemlerde de kalsiyum, D vitamini ve magnezyum gibi temel besin öğelerinin kişiye özel bir planlama ile hekim gözetiminde alınması gerekir. Yine ihtiyaçların da dönemsel olarak değişebileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulunuyor. KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ DİYET VE TAKVİYE PLANLARI Günümüzde kadın ve erkeğin cinsiyetlendirilmiş alışkanlıklara doğru sürüklendiğini belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Fizyolojik, biyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde kişiye özel bir beslenme planı olması gerektiğini, kadınların arzuladığı sağlık faydalarının erkeklerden daha fazla olduğunu çok net görüyoruz. Ancak ihtiyaçların cinsiyet, yaş, genel sağlık durumu ve yaşam evresine göre değiştiği unutulmamalı. Bu nedenle sağlık hedeflerinize uygun, kişiselleştirilmiş diyet ve takviye planları ile uyum içerisinde olun. Trendlere kendinizi kaptırıp genel sağlık kontrollerinizi aksatmayın” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması Haber

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması

Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezinde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. GENİŞ KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ Program toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. “KANSER TARAMALARINA KATILIMI DESTEKLEMEK İÇİN” OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu sağlık taraması hakkında şu bilgileri verdi: “Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız.Tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz. SAĞLIK TARAMALARI DEVAM EDECEK Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek “Bugün burada, kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz.” dedi. “ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Özgecan Kadın Danışma Merkezinde sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar, “Bu tip etkinliklerin, kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından çok olumlu buluyoruz. Etkinliklerin devamını diliyoruz. Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için hem üniversitemize, Atakum Belediyesine ve İl Sağlık Müdürlüğüne çok teşekkür ediyoruz.” cümleleriyle memnuniyetlerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde! Haber

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde!

Hastalık genellikle anksiyete, madde kullanımı ve metabolik sorunlarla birlikte görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığında son yıllarda bir artma eğilimi söz konusu. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülüyor.” dedi. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, bozukluğun döngüsel ritimlere karşı da hassas olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kesebir ayrıca, tedavinin akut dönem ve koruyucu dönem olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu tedavide psikoeğitimin çok önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, eşlik eden rahatsızlıkları, döngüsel hassasiyetleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bipolar bozukluk, depresyon ve mani dönemlerinden oluşuyor! Bipolar bozukluğun, yineleyen depresyon dönemleri ile bu durumun tam zıttı olan hipomani ve mani dönemlerinin birbirini izlediği iki uçlu bir tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresyon sürecinde çökkün bir duygu durum, psikomotor aktivitede azalma; özsaygı, uyku, iştah ve cinsel istekte belirgin değişiklikler ile bilişsel işlevlerde gerileme görülür. Bu durumun bir adım ötesinde değersizlik ve yetersizlik hisleri, daha ileri aşamalarda ise suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri tabloya eşlik edebilir.” dedi. Hipomanik veya manik dönemlerin depresyondan farkına değinen Prof. Dr. Kesebir, “Bu dönemler depresyonun tam zıttı özellikler taşır; özgüvende, enerjide ve psikomotor aktivitede ciddi bir artış yaşanır. Uyku ihtiyacının azalmasıyla birlikte seyreden bu ataklar, klasik bir bipolar bozukluk döngüsü içerisinde depresyon dönemlerini takip eder.” şeklinde konuştu. Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır! Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 civarında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ancak son yıllarda bir artma eğilimi söz konusudur. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülmektedir.” dedi. Bu bozukluğa sıklıkla eşlik eden diğer rahatsızlıklardan bahseden Prof. Dr. Kesebir, şunları söyledi: “Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır; anksiyete (kaygı) bozuklukları, alkol ve madde kullanım bozuklukları sıklıkla beraber görülür. Son yıllarda daha sıklıkla gördüğümüz bir metabolik sendrom da eşlik ediyor. Başlangıçta ilaç yan etkisi gibi tanımlandıysa da bir eş tanı olarak ele alıyoruz. Glukoz metabolizması bozuklukları, kalp-damar-beyin hastalıkları ve kan yağlarında düzensizlik, ürik asit metabolizmasında düzensizlik ve bir takım kan parametrelerinde düzensizlikle karakterizedir.” Bipolar bozukluk döngüsel ritimlere karşı çok hassas! Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aile öyküsünde genellikle başka bireylerde de bu tanıya rastlanır.” dedi. Bozukluğun ayrıca döngüsel ritimlere karşı çok hassas olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Kesebir, “Kendi içinde depresyon ve mani dönemlerinin bir seyri olmakla birlikte mevsim geçişleri, uyku düzenindeki bozulmalar, kadınlarda adet döngüsü değişiklikleri, menarş yaşı, menopoz yaşı, döngüsel ritimlerle ilişkili bir ve hatta iklim/coğrafya değişiklikleri klinik tabloyu doğrudan etkileyebilir.” açıklamasını yaptı. Akut dönemde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor! Bipolar bozukluk tedavisinin ikiye ayrılabileceğini aktaran Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Akut dönem (hastalık dönemi) tedavisi ve koruyucu tedavi. Çünkü bipolar hastalarımız hastalık dönemleri dışında sağlıklı bireyler ve pek çoğumuzdan daha yaratıcılar; dolayısıyla iyi bir tedaviyle hayatı işlevsel olarak kotarabiliyorlar.” dedi. Akut dönem tedavisinin hastalık belirtilerinin tedavisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kesebir, bu dönemde farmakolojik ajanlar, psikoterapi ve gerekirse somatik tedaviler olduğu; transkranial manyetik uyarı ya da elektrokonvulsif tedavi gibi seçeneklerin uygulanabildiği bilgisini paylaştı. Koruyucu tedavide psikoeğitim olmazsa olmaz! Koruyucu tedavinin ise hastalık dönemlerinin yinelemesini önlemeye yönelik olduğunu ve ömür boyu sürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Farmakolojik tedavide bugün halihazırda dünya çapında altın standart ilacımız lityumdur. Bir diğer koruyucu tedavide kullandığımız ilaç grubu ise antiepileptikler, antikonvülzanlar yani epilepsi ilaçlarıdır; bunlar da lityum kadar tarihsel bir geçmişe sahiptir.” dedi. Koruyucu tedavide psikoterapileri ‘olmazsa olmaz’ diye nitelendiren Prof. Dr. Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu psikoterapilerin de başında aslında psikoeğitim geliyor. Psikoeğitim; hastaya hastalığı tanıtmak, hasta yakınlarına o akut hastalık döneminin geldiğini anlamamızı sağlayan ön belirtileri bildirmek ve bu belirtiler görüldüğü zaman ilk olarak ne yapacaklarını öğretmektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Longevity, Egzozom ve Aromaterapi Uzmanları Aynı Sahnede Buluştu Haber

Longevity, Egzozom ve Aromaterapi Uzmanları Aynı Sahnede Buluştu

Fuar kapsamında gerçekleştirilen MasterClass oturumlarında, medikal estetikten anti-aging uygulamalarına, aromaterapiden fonksiyonel wellness yaklaşımlarına kadar geniş bir içerik ele alındı. Uzman isimler, longevity yaklaşımının bilimsel temellerini, egzozom uygulamalarının güncel kullanım alanlarını ve aromaterapinin bütüncül sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Oturumlarda, kişiselleştirilmiş bakım uygulamaları ile bütüncül sağlık yaklaşımının sektörde giderek daha belirleyici hale geldiği, sürdürülebilir ve bilim temelli uygulamaların ise önümüzdeki dönemin ana yönünü şekillendireceği öne çıktı. MasterClass sahnesinde sektörün önde gelen doktorları, eczacıları, akademisyenleri ve uygulayıcıları; uzun yaşam (longevity), rejeneratif tıp, dermokozmetik, aromaterapi ve holistik cilt bakımı gibi güncel başlıklarda bilgi ve deneyimlerini paylaştı. HÜCRELER ARASI ‘GENÇLİK MESAJLARI’ HASARLI DNA’YI ONARIYOR Programın öne çıkan oturumlarından biri olan “Longevity ve Anti-Aging İçin Mezoterapi” başlıklı sunumda, medikal estetik uygulamaların yalnızca dış görünümü iyileştirmeye odaklanmadığını; sağlıklı yaşlanma ve yaşam kalitesini artırma hedefiyle şekillendiğini belirten Mezoterapi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ufuk Alatekin, longevity ve anti-aging uygulamalarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Longevity yaklaşımıyla birlikte, mezoterapi gibi uygulamalar kişiselleştirilmiş tedavi planlarının önemli bir parçası haline geliyor. Bireyin ihtiyacına göre planlanan uygulamalar, cilt sağlığını desteklerken yaşlanma sürecini daha dengeli ve kontrollü hale getirmeyi amaçlıyor. Önümüzdeki dönemde bilimsel temele dayanan, kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların medikal estetik alanında daha belirleyici olacağını öngörüyoruz.” Rejeneratif tıp alanında çalışan Medikal Estetik Doktoru Dr. Ersun Çobanoğlu ise “Rejeneratif Tıpta Egzozomların Yeri ve Geleceği” başlıklı oturumunda, son dönemde estetik ve dermatoloji alanında giderek daha fazla konuşulan egzozom teknolojilerine ilişkin güncel gelişmeleri ve uygulama alanlarını aktardı. ARTIK KIRIŞIKLIK DOLDURMUYORUZ, HÜCRELERE GENÇ DAVRANMAYI ÖĞRETİYORUZ Son yıllarda sağlık, güzellik ve estetik alanlarında öne çıkan “longevity” yaklaşımı, 38. Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı’nda MasterClass sahnesinin en yoğun ilgi gören başlıklarından biri oldu. Yaşam süresini uzatmanın ötesinde yaşam kalitesini artırmaya odaklanan bu yaklaşım; beslenmeden cilt bakımına, rejeneratif tıptan estetik uygulamalara kadar geniş bir perspektifte ele alındı. Medikal Estetik Mastırlılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ömer Aycan, “İçten Desteklenen Longevity, Genç Görünmek mi, Genç Kalmak mı?” başlıklı sunumunda longevity kavramını bütüncül bir çerçevede değerlendirirken; Medikal Estetik Doktoru Dr. Saliha Sönmezateş ve Güzellik Teknolojileri Uzmanı Mehmet Onur İşim, “Fraksiyonel CO₂ Lazer ile Dermal Kolajen Rejenerasyonu” oturumunda teorik temelleri ve uygulama süreçlerini aktardı. Longevity odağındaki oturumlarda Senem Sena İnanır ve Logevity Uzman Danışmanı Bora Özkurt, yeni nesil yaklaşımları ve danışmanlık perspektifini paylaşırken; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aylin Akıncı “Menopoz ve Antı-Aging” oturumunda menopoz sürecinin sağlıklı yaşlanma üzerindeki etkilerini ele aldı YÜZÜNÜZ GERÇEKTE NE İSTİYOR? CİLT, AĞIZ, ÇENE VE DOĞAL GENÇLEŞMENİN BULUŞMASI Güzellik ve estetik anlayışı her geçen gün daha bütüncül bir perspektife evrilirken, yüzün yalnızca cilt yüzeyinden ibaret olmadığı gerçeği de giderek daha fazla önem kazanıyor. “Yüzünüz Gerçekte Ne İstiyor? Cilt, Ağız, Çene ve Doğal Gençleşmenin Buluşması” başlıklı panelde, Doğal Gençleştirme Uzmanı Mehtap Arslandöl moderatörlüğünde; Dermatoloji Uzmanı Dr. Gözde Emel Gökçek ve İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hümeyra Arıkan Kocaelli, yüz estetiğini etkileyen görünmeyen faktörleri disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirdi. Uzmanlar, yüzün cilt, kas yapısı, çene formu ve mimik alışkanlıklarıyla birlikte bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, sağlıklı ve genç bir görünüm için cildi zorlamak yerine dengeyi koruyan, nazik ve bütüncül yaklaşımların öne çıktığını ifade etti. “Gerçek gençlik; abartısız, dengeli ve sağlıklı görünen bir ciltten geçer” değerlendirmesinde bulundu. AROMATERAPİ VE HOLİSTİK CİLT BAKIMI YAKLAŞIMLARI Güzellik ve cilt bakımı alanında doğal içeriklere ve bütüncül yaklaşımlara olan ilginin artmasıyla birlikte aromaterapi, dermokozmetik ve holistik uygulamalar Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı’nda MasterClass sahnesinin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. “Sağlık ve Güzellik Sunan Dermokozmatik ve Aromaterapötik Ürünler” oturumunda sahne alan Aromaterapi Derneği Başkanı Uzm. Ecz. Sevil Ağalar, Uzm. Ecz. Funda Figen Şirin Bal ve Ecz. İlknur Bozkaya sektördeki güncel duruma ilişkin deneyimlerini paylaştı. ZİHİN, BEDEN VE DOĞA DENGESİ Program kapsamında Fonksiyonel Tıp Wellness ICF & Usta Öğretici Estetisyen Nilay Kurt, “Kokuların Şifası: Bitkilerle Ruh ve Zihin Yolculuğu” başlıklı oturumda aromatik bitkilerin iyi yaşam üzerindeki etkilerini ele aldı. Diş Hekimi & Kahkaha Lideri ve Eğitmeni Nezahat Solak ise “Gülmenin Bilimi: Kahkaha Yogası ile Enerji ve Güzellik” oturumunda zihin ve beden dengesine odaklanan yaklaşımını aktardı. “Trans Dermal Bukkal Masaj & Holistik Face UP” oturumunda, uygulamaya ilişkin değerlendirmede bulunan Eğitimci, Yazar PhD. Dr. Pelin Balı, “İğne ve enjeksiyon gerektirmeyen, kas hafızasıyla çalışan bu yaklaşım yüz gençleşmesini desteklerken, çene sıkma ve yüz gerginliği gibi şikayetlere yönelik de alternatif bir çözüm sunuyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı Kapılarını Açtı Haber

Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı Kapılarını Açtı

26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonu’nda gerçekleşen fuar, daha ilk gününden yoğun katılımla başladı. Uluslararası ziyaretçi ilgisi, fuarın açılış saatlerinden itibaren dikkat çekerken; sektör profesyonelleri yeni teknolojiler, uygulamalar ve iş birlikleri için stantlarda yoğun temaslar gerçekleştirdi. İLK GÜNDEN YOĞUN KATILIM VE UYGULAMALI DENEYİM Fuarın ilk gününde gerçekleştirilen MasterClass programları, katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Medikal estetikten anti-aging uygulamalarına kadar uzanan oturumlarda teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı anlatımlar da ön plana çıktı. Program kapsamında “İçten Desteklenen Longevity: Genç Görünmek mi, Genç Kalmak mı?”, “Fraksiyonel CO₂ Lazer ile Dermal Kolajen Rejenerasyonu”, “Longevity ve Anti-Aging için Mezoterapi”, “Rejeneratif Tıpta Egzozomların Yeri ve Geleceği”, “Menopoz ve Anti- Aging” ve “Lazer Epilasyon Teknolojilerinde Selektif Fototermoliz Mekanizması” başlıkları ele alındı. Katılımcılar yalnızca izleyici değil, aynı zamanda deneyimleyici olarak sürece dahil olurken; sahnede gerçekleştirilen canlı uygulamalar fuarın en çok ilgi gören anları arasında yer aldı. TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ KONUMU FUARA YANSIDI Türkiye’nin medikal estetik ve güzellik alanındaki güçlü altyapısı, uzman kadrosu ve teknolojiye dayalı uygulamaları fuar boyunca uluslararası ziyaretçiler tarafından yakından inceleniyor. Sağlık turizmiyle birlikte artan talep, fuarın ticari etkisini de doğrudan güçlendiriyor. Estetik uygulamalardan dermokozmetik ürünlere, profesyonel bakım cihazlarından bütünsel wellness çözümlerine kadar geniş bir yelpazede sunulan ürün ve hizmetler, Türkiye’nin bölgesel bir merkez olma konumunu pekiştiriyor. SEKTÖRÜN GELECEĞİ AYNI ÇATIDA BULUŞUYOR TG Expo Güzellik Bakım Fuarı Proje Direktörü Gökhan Büyükataman, fuarın açılışına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Güzellik & Bakım İstanbul’u yalnızca bir fuar olarak değil, sektörün dönüşümünü sahada deneyimleyebildiğiniz güçlü bir platform olarak konumlandırıyoruz. Bu yıl daha ilk saatlerden itibaren gözlemlediğimiz yoğun ziyaretçi trafiği ve uluslararası ilgi, Türkiye’nin güzellik ve medikal estetik alanında geldiği noktayı çok net ortaya koyuyor. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir coğrafyadan gelen sektör profesyonellerinin aynı çatı altında buluşması, fuarın küresel ölçekteki etkisini her geçen yıl daha da artırıyor. Özellikle yapay zekâ destekli teknolojiler, kişiselleştirilmiş bakım uygulamaları ve bilimsel temelli yaklaşımlar bu yıl fuarın en çok ilgi gören başlıkları arasında yer alıyor. Ziyaretçilerin yalnızca ürünleri incelemekle kalmayıp, canlı uygulamalarla birebir deneyimleme fırsatı bulması, fuarı klasik bir ticaret platformunun ötesine taşıyor. Amacımız; katılımcılarımıza sadece ürünlerini sergileyebilecekleri bir alan sunmak değil, aynı zamanda yeni iş birliklerinin doğduğu, bilgi paylaşımının güçlendiği ve sektörün geleceğine yön veren bir ekosistem yaratmak. İlk gün itibarıyla oluşan bu güçlü etkileşim, önümüzdeki günler için de oldukça yüksek bir potansiyele işaret ediyor.” FUARDA ÖNE ÇIKAN TEKNOLOJİLER Fuarın öne çıkan başlıkları arasında, sektörde yeni bir dönemi işaret eden ileri teknoloji cihazlar yer alıyor. Türkiye’de ilk kez tanıtılan ve yapay zekâ destekli analiz sistemiyle kişiye özel uygulama gerçekleştiren “estetisyensiz zayıflama robotu”, fuarın en çok ilgi gören yeniliklerinden biri olurken; cilt nemi, elastikiyet ve hassasiyet gibi parametreleri analiz ederek anlık uygulama yapabilmesiyle dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra “Hollywood Bakımı” ve “Kraliyet Bakımı” olarak bilinen CACI cilt bakım teknolojisi ile iğnesiz mezoterapi uygulaması sunduğunu iddia eden “Frozen Face” sistemi de ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği ürünler arasında yer alıyor. Canlı uygulamalar eşliğinde sergilenen bu teknolojiler, katılımcılara yalnızca izleme değil birebir deneyimleme imkânı sunarak fuarın etkileşim gücünü artırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.