Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Menopoz

Kapsül Haber Ajansı - Menopoz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Menopoz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması Haber

Atakum’da Vatandaşlara Genel Sağlık Taraması

Atakum Belediyesi, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ‘Kadın Sağlığını Geliştirme Programı’ kapsamında Özgecan Kadın Danışma Merkezinde vatandaşlara yönelik genel sağlık taraması gerçekleştirildi. GENİŞ KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ Program toplum sağlığını koruma, güçlendirme çalışmaları kapsamında 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik düzenlendi. Uzman sağlık personeli eşliğinde kanser taramasına katılan vatandaşlar tansiyon, şeker ölçümü gibi hizmetlerden faydalanmanın yanı sıra kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması hakkında önemli bilgiler aldı. Kadınlar, programda rahim ağzı taramasına katılarak mobil kanser tarama aracında HPV ve DNA testi verdi. Kanserde erken tanı ve tedavi sürecine dikkat çekilen organizasyon, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. “KANSER TARAMALARINA KATILIMI DESTEKLEMEK İÇİN” OMÜ Halk Sağlığı Hemşireliği Ana Bilim Dalında görevli Dr. Öğretim Üyesi Figen Çavuşoğlu sağlık taraması hakkında şu bilgileri verdi: “Bu program öncelikle, 35-70 yaş aralığındaki tüm kadınların ve 50-70 yaş aralığındaki tüm erkeklerin, ulusal kanser tarama programı çerçevesinde erken tanı ve tarama programına katılımlarını desteklemek için düzenlendi. Aynı zamanda cinsel sağlık ve üreme sağlığı kapsamında aile planlaması, menopoz ve menopoza uyum, kalp sağlığını koruma, diyabetle yaşam gibi başlıklar altında hakkında kadınlarımızı bilinçlendirmek ve kadın sağlığını güçlendirmek için buradayız. Stantlar açtık ve sağlık uygulamaları yapıyoruz. Sağlık İl Müdürlüğünün mobil kanser tarama aracı var. Bu aracın içerisinde rahim ağzı kanserine yönelik HPV ve DNA testi için tarama yapılıyor. Bugünkü programımızın yanı sıra 10 Nisan’da Ömer Halisdemir Parkı’nda ve 24 Nisan’da da Çakırlar Korusunda olacağız.Tüm Atakumluları etkinliklere bekliyoruz. SAĞLIK TARAMALARI DEVAM EDECEK Atakum Belediye Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şafak Ari Emir, programa yoğun katılım olmasından duydukları memnuniyeti ifade ederek “Bugün burada, kadın sağlığını güçlendirme başlığı altında OMÜ Halk Sağlığı ve Hemşirelik Bölümü öğrencileri ve İl Sağlık Müdürlüğü ile bir tarama programı gerçekleştirdik. Sağlık tarama programına, kadınların yoğun ilgisi oldu. Nisan ayı içerisinde 10 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde iki sağlık tarama faaliyeti gerçekleştireceğiz.” dedi. “ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Özgecan Kadın Danışma Merkezinde sunulan sağlık tarama hizmetinden yararlanan vatandaşlar, “Bu tip etkinliklerin, kadın sağlığı ve kadının gelişimi açısından çok olumlu buluyoruz. Etkinliklerin devamını diliyoruz. Her bilgiye her zaman, her yerde ulaşamıyoruz. Ayağımıza gelen böyle bir hizmet için hem üniversitemize, Atakum Belediyesine ve İl Sağlık Müdürlüğüne çok teşekkür ediyoruz.” cümleleriyle memnuniyetlerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde! Haber

Bipolar Bozukluk Son Yıllarda Artış Eğiliminde!

Hastalık genellikle anksiyete, madde kullanımı ve metabolik sorunlarla birlikte görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığında son yıllarda bir artma eğilimi söz konusu. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülüyor.” dedi. Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kesebir, bozukluğun döngüsel ritimlere karşı da hassas olduğunu aktardı. Prof. Dr. Kesebir ayrıca, tedavinin akut dönem ve koruyucu dönem olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu tedavide psikoeğitimin çok önemli olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, 30 Mart Dünya Bipolar Günü kapsamında bipolar bozukluğun belirtileri, eşlik eden rahatsızlıkları, döngüsel hassasiyetleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bipolar bozukluk, depresyon ve mani dönemlerinden oluşuyor! Bipolar bozukluğun, yineleyen depresyon dönemleri ile bu durumun tam zıttı olan hipomani ve mani dönemlerinin birbirini izlediği iki uçlu bir tablo olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresyon sürecinde çökkün bir duygu durum, psikomotor aktivitede azalma; özsaygı, uyku, iştah ve cinsel istekte belirgin değişiklikler ile bilişsel işlevlerde gerileme görülür. Bu durumun bir adım ötesinde değersizlik ve yetersizlik hisleri, daha ileri aşamalarda ise suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri tabloya eşlik edebilir.” dedi. Hipomanik veya manik dönemlerin depresyondan farkına değinen Prof. Dr. Kesebir, “Bu dönemler depresyonun tam zıttı özellikler taşır; özgüvende, enerjide ve psikomotor aktivitede ciddi bir artış yaşanır. Uyku ihtiyacının azalmasıyla birlikte seyreden bu ataklar, klasik bir bipolar bozukluk döngüsü içerisinde depresyon dönemlerini takip eder.” şeklinde konuştu. Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır! Bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 civarında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Ancak son yıllarda bir artma eğilimi söz konusudur. Bu artışta, antidepresan ve stimülan (uyarıcı) ilaçların kullanımının büyük bir rolü olduğu düşünülmektedir.” dedi. Bu bozukluğa sıklıkla eşlik eden diğer rahatsızlıklardan bahseden Prof. Dr. Kesebir, şunları söyledi: “Bipolar bozukluk eş tanı açısından zengin bir hastalıktır; anksiyete (kaygı) bozuklukları, alkol ve madde kullanım bozuklukları sıklıkla beraber görülür. Son yıllarda daha sıklıkla gördüğümüz bir metabolik sendrom da eşlik ediyor. Başlangıçta ilaç yan etkisi gibi tanımlandıysa da bir eş tanı olarak ele alıyoruz. Glukoz metabolizması bozuklukları, kalp-damar-beyin hastalıkları ve kan yağlarında düzensizlik, ürik asit metabolizmasında düzensizlik ve bir takım kan parametrelerinde düzensizlikle karakterizedir.” Bipolar bozukluk döngüsel ritimlere karşı çok hassas! Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yükün oldukça etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Aile öyküsünde genellikle başka bireylerde de bu tanıya rastlanır.” dedi. Bozukluğun ayrıca döngüsel ritimlere karşı çok hassas olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Kesebir, “Kendi içinde depresyon ve mani dönemlerinin bir seyri olmakla birlikte mevsim geçişleri, uyku düzenindeki bozulmalar, kadınlarda adet döngüsü değişiklikleri, menarş yaşı, menopoz yaşı, döngüsel ritimlerle ilişkili bir ve hatta iklim/coğrafya değişiklikleri klinik tabloyu doğrudan etkileyebilir.” açıklamasını yaptı. Akut dönemde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor! Bipolar bozukluk tedavisinin ikiye ayrılabileceğini aktaran Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Akut dönem (hastalık dönemi) tedavisi ve koruyucu tedavi. Çünkü bipolar hastalarımız hastalık dönemleri dışında sağlıklı bireyler ve pek çoğumuzdan daha yaratıcılar; dolayısıyla iyi bir tedaviyle hayatı işlevsel olarak kotarabiliyorlar.” dedi. Akut dönem tedavisinin hastalık belirtilerinin tedavisi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kesebir, bu dönemde farmakolojik ajanlar, psikoterapi ve gerekirse somatik tedaviler olduğu; transkranial manyetik uyarı ya da elektrokonvulsif tedavi gibi seçeneklerin uygulanabildiği bilgisini paylaştı. Koruyucu tedavide psikoeğitim olmazsa olmaz! Koruyucu tedavinin ise hastalık dönemlerinin yinelemesini önlemeye yönelik olduğunu ve ömür boyu sürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Farmakolojik tedavide bugün halihazırda dünya çapında altın standart ilacımız lityumdur. Bir diğer koruyucu tedavide kullandığımız ilaç grubu ise antiepileptikler, antikonvülzanlar yani epilepsi ilaçlarıdır; bunlar da lityum kadar tarihsel bir geçmişe sahiptir.” dedi. Koruyucu tedavide psikoterapileri ‘olmazsa olmaz’ diye nitelendiren Prof. Dr. Kesebir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu psikoterapilerin de başında aslında psikoeğitim geliyor. Psikoeğitim; hastaya hastalığı tanıtmak, hasta yakınlarına o akut hastalık döneminin geldiğini anlamamızı sağlayan ön belirtileri bildirmek ve bu belirtiler görüldüğü zaman ilk olarak ne yapacaklarını öğretmektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Longevity, Egzozom ve Aromaterapi Uzmanları Aynı Sahnede Buluştu Haber

Longevity, Egzozom ve Aromaterapi Uzmanları Aynı Sahnede Buluştu

Fuar kapsamında gerçekleştirilen MasterClass oturumlarında, medikal estetikten anti-aging uygulamalarına, aromaterapiden fonksiyonel wellness yaklaşımlarına kadar geniş bir içerik ele alındı. Uzman isimler, longevity yaklaşımının bilimsel temellerini, egzozom uygulamalarının güncel kullanım alanlarını ve aromaterapinin bütüncül sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Oturumlarda, kişiselleştirilmiş bakım uygulamaları ile bütüncül sağlık yaklaşımının sektörde giderek daha belirleyici hale geldiği, sürdürülebilir ve bilim temelli uygulamaların ise önümüzdeki dönemin ana yönünü şekillendireceği öne çıktı. MasterClass sahnesinde sektörün önde gelen doktorları, eczacıları, akademisyenleri ve uygulayıcıları; uzun yaşam (longevity), rejeneratif tıp, dermokozmetik, aromaterapi ve holistik cilt bakımı gibi güncel başlıklarda bilgi ve deneyimlerini paylaştı. HÜCRELER ARASI ‘GENÇLİK MESAJLARI’ HASARLI DNA’YI ONARIYOR Programın öne çıkan oturumlarından biri olan “Longevity ve Anti-Aging İçin Mezoterapi” başlıklı sunumda, medikal estetik uygulamaların yalnızca dış görünümü iyileştirmeye odaklanmadığını; sağlıklı yaşlanma ve yaşam kalitesini artırma hedefiyle şekillendiğini belirten Mezoterapi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ufuk Alatekin, longevity ve anti-aging uygulamalarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Longevity yaklaşımıyla birlikte, mezoterapi gibi uygulamalar kişiselleştirilmiş tedavi planlarının önemli bir parçası haline geliyor. Bireyin ihtiyacına göre planlanan uygulamalar, cilt sağlığını desteklerken yaşlanma sürecini daha dengeli ve kontrollü hale getirmeyi amaçlıyor. Önümüzdeki dönemde bilimsel temele dayanan, kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların medikal estetik alanında daha belirleyici olacağını öngörüyoruz.” Rejeneratif tıp alanında çalışan Medikal Estetik Doktoru Dr. Ersun Çobanoğlu ise “Rejeneratif Tıpta Egzozomların Yeri ve Geleceği” başlıklı oturumunda, son dönemde estetik ve dermatoloji alanında giderek daha fazla konuşulan egzozom teknolojilerine ilişkin güncel gelişmeleri ve uygulama alanlarını aktardı. ARTIK KIRIŞIKLIK DOLDURMUYORUZ, HÜCRELERE GENÇ DAVRANMAYI ÖĞRETİYORUZ Son yıllarda sağlık, güzellik ve estetik alanlarında öne çıkan “longevity” yaklaşımı, 38. Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı’nda MasterClass sahnesinin en yoğun ilgi gören başlıklarından biri oldu. Yaşam süresini uzatmanın ötesinde yaşam kalitesini artırmaya odaklanan bu yaklaşım; beslenmeden cilt bakımına, rejeneratif tıptan estetik uygulamalara kadar geniş bir perspektifte ele alındı. Medikal Estetik Mastırlılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ömer Aycan, “İçten Desteklenen Longevity, Genç Görünmek mi, Genç Kalmak mı?” başlıklı sunumunda longevity kavramını bütüncül bir çerçevede değerlendirirken; Medikal Estetik Doktoru Dr. Saliha Sönmezateş ve Güzellik Teknolojileri Uzmanı Mehmet Onur İşim, “Fraksiyonel CO₂ Lazer ile Dermal Kolajen Rejenerasyonu” oturumunda teorik temelleri ve uygulama süreçlerini aktardı. Longevity odağındaki oturumlarda Senem Sena İnanır ve Logevity Uzman Danışmanı Bora Özkurt, yeni nesil yaklaşımları ve danışmanlık perspektifini paylaşırken; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aylin Akıncı “Menopoz ve Antı-Aging” oturumunda menopoz sürecinin sağlıklı yaşlanma üzerindeki etkilerini ele aldı YÜZÜNÜZ GERÇEKTE NE İSTİYOR? CİLT, AĞIZ, ÇENE VE DOĞAL GENÇLEŞMENİN BULUŞMASI Güzellik ve estetik anlayışı her geçen gün daha bütüncül bir perspektife evrilirken, yüzün yalnızca cilt yüzeyinden ibaret olmadığı gerçeği de giderek daha fazla önem kazanıyor. “Yüzünüz Gerçekte Ne İstiyor? Cilt, Ağız, Çene ve Doğal Gençleşmenin Buluşması” başlıklı panelde, Doğal Gençleştirme Uzmanı Mehtap Arslandöl moderatörlüğünde; Dermatoloji Uzmanı Dr. Gözde Emel Gökçek ve İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hümeyra Arıkan Kocaelli, yüz estetiğini etkileyen görünmeyen faktörleri disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirdi. Uzmanlar, yüzün cilt, kas yapısı, çene formu ve mimik alışkanlıklarıyla birlikte bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, sağlıklı ve genç bir görünüm için cildi zorlamak yerine dengeyi koruyan, nazik ve bütüncül yaklaşımların öne çıktığını ifade etti. “Gerçek gençlik; abartısız, dengeli ve sağlıklı görünen bir ciltten geçer” değerlendirmesinde bulundu. AROMATERAPİ VE HOLİSTİK CİLT BAKIMI YAKLAŞIMLARI Güzellik ve cilt bakımı alanında doğal içeriklere ve bütüncül yaklaşımlara olan ilginin artmasıyla birlikte aromaterapi, dermokozmetik ve holistik uygulamalar Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı’nda MasterClass sahnesinin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. “Sağlık ve Güzellik Sunan Dermokozmatik ve Aromaterapötik Ürünler” oturumunda sahne alan Aromaterapi Derneği Başkanı Uzm. Ecz. Sevil Ağalar, Uzm. Ecz. Funda Figen Şirin Bal ve Ecz. İlknur Bozkaya sektördeki güncel duruma ilişkin deneyimlerini paylaştı. ZİHİN, BEDEN VE DOĞA DENGESİ Program kapsamında Fonksiyonel Tıp Wellness ICF & Usta Öğretici Estetisyen Nilay Kurt, “Kokuların Şifası: Bitkilerle Ruh ve Zihin Yolculuğu” başlıklı oturumda aromatik bitkilerin iyi yaşam üzerindeki etkilerini ele aldı. Diş Hekimi & Kahkaha Lideri ve Eğitmeni Nezahat Solak ise “Gülmenin Bilimi: Kahkaha Yogası ile Enerji ve Güzellik” oturumunda zihin ve beden dengesine odaklanan yaklaşımını aktardı. “Trans Dermal Bukkal Masaj & Holistik Face UP” oturumunda, uygulamaya ilişkin değerlendirmede bulunan Eğitimci, Yazar PhD. Dr. Pelin Balı, “İğne ve enjeksiyon gerektirmeyen, kas hafızasıyla çalışan bu yaklaşım yüz gençleşmesini desteklerken, çene sıkma ve yüz gerginliği gibi şikayetlere yönelik de alternatif bir çözüm sunuyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı Kapılarını Açtı Haber

Güzellik & Bakım İstanbul Fuarı Kapılarını Açtı

26–29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonu’nda gerçekleşen fuar, daha ilk gününden yoğun katılımla başladı. Uluslararası ziyaretçi ilgisi, fuarın açılış saatlerinden itibaren dikkat çekerken; sektör profesyonelleri yeni teknolojiler, uygulamalar ve iş birlikleri için stantlarda yoğun temaslar gerçekleştirdi. İLK GÜNDEN YOĞUN KATILIM VE UYGULAMALI DENEYİM Fuarın ilk gününde gerçekleştirilen MasterClass programları, katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Medikal estetikten anti-aging uygulamalarına kadar uzanan oturumlarda teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı anlatımlar da ön plana çıktı. Program kapsamında “İçten Desteklenen Longevity: Genç Görünmek mi, Genç Kalmak mı?”, “Fraksiyonel CO₂ Lazer ile Dermal Kolajen Rejenerasyonu”, “Longevity ve Anti-Aging için Mezoterapi”, “Rejeneratif Tıpta Egzozomların Yeri ve Geleceği”, “Menopoz ve Anti- Aging” ve “Lazer Epilasyon Teknolojilerinde Selektif Fototermoliz Mekanizması” başlıkları ele alındı. Katılımcılar yalnızca izleyici değil, aynı zamanda deneyimleyici olarak sürece dahil olurken; sahnede gerçekleştirilen canlı uygulamalar fuarın en çok ilgi gören anları arasında yer aldı. TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ KONUMU FUARA YANSIDI Türkiye’nin medikal estetik ve güzellik alanındaki güçlü altyapısı, uzman kadrosu ve teknolojiye dayalı uygulamaları fuar boyunca uluslararası ziyaretçiler tarafından yakından inceleniyor. Sağlık turizmiyle birlikte artan talep, fuarın ticari etkisini de doğrudan güçlendiriyor. Estetik uygulamalardan dermokozmetik ürünlere, profesyonel bakım cihazlarından bütünsel wellness çözümlerine kadar geniş bir yelpazede sunulan ürün ve hizmetler, Türkiye’nin bölgesel bir merkez olma konumunu pekiştiriyor. SEKTÖRÜN GELECEĞİ AYNI ÇATIDA BULUŞUYOR TG Expo Güzellik Bakım Fuarı Proje Direktörü Gökhan Büyükataman, fuarın açılışına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Güzellik & Bakım İstanbul’u yalnızca bir fuar olarak değil, sektörün dönüşümünü sahada deneyimleyebildiğiniz güçlü bir platform olarak konumlandırıyoruz. Bu yıl daha ilk saatlerden itibaren gözlemlediğimiz yoğun ziyaretçi trafiği ve uluslararası ilgi, Türkiye’nin güzellik ve medikal estetik alanında geldiği noktayı çok net ortaya koyuyor. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir coğrafyadan gelen sektör profesyonellerinin aynı çatı altında buluşması, fuarın küresel ölçekteki etkisini her geçen yıl daha da artırıyor. Özellikle yapay zekâ destekli teknolojiler, kişiselleştirilmiş bakım uygulamaları ve bilimsel temelli yaklaşımlar bu yıl fuarın en çok ilgi gören başlıkları arasında yer alıyor. Ziyaretçilerin yalnızca ürünleri incelemekle kalmayıp, canlı uygulamalarla birebir deneyimleme fırsatı bulması, fuarı klasik bir ticaret platformunun ötesine taşıyor. Amacımız; katılımcılarımıza sadece ürünlerini sergileyebilecekleri bir alan sunmak değil, aynı zamanda yeni iş birliklerinin doğduğu, bilgi paylaşımının güçlendiği ve sektörün geleceğine yön veren bir ekosistem yaratmak. İlk gün itibarıyla oluşan bu güçlü etkileşim, önümüzdeki günler için de oldukça yüksek bir potansiyele işaret ediyor.” FUARDA ÖNE ÇIKAN TEKNOLOJİLER Fuarın öne çıkan başlıkları arasında, sektörde yeni bir dönemi işaret eden ileri teknoloji cihazlar yer alıyor. Türkiye’de ilk kez tanıtılan ve yapay zekâ destekli analiz sistemiyle kişiye özel uygulama gerçekleştiren “estetisyensiz zayıflama robotu”, fuarın en çok ilgi gören yeniliklerinden biri olurken; cilt nemi, elastikiyet ve hassasiyet gibi parametreleri analiz ederek anlık uygulama yapabilmesiyle dikkat çekiyor. Bunun yanı sıra “Hollywood Bakımı” ve “Kraliyet Bakımı” olarak bilinen CACI cilt bakım teknolojisi ile iğnesiz mezoterapi uygulaması sunduğunu iddia eden “Frozen Face” sistemi de ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği ürünler arasında yer alıyor. Canlı uygulamalar eşliğinde sergilenen bu teknolojiler, katılımcılara yalnızca izleme değil birebir deneyimleme imkânı sunarak fuarın etkileşim gücünü artırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lipödem İlaçla Tedavi Edilebilir mi? Prof. Dr. Ahmet Karacalar Açıkladı Haber

Lipödem İlaçla Tedavi Edilebilir mi? Prof. Dr. Ahmet Karacalar Açıkladı

Lipödem hastalarının sıklıkla başvurduğu ilaç ve takviye yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Karacalar, mevcut durumu şu sözlerle özetledi: "Onaylı Bir İlaç Yoktur" "Bugün için lipödemi doğrudan ortadan kaldıran veya tedavi eden onaylı bir ilaç yoktur. Bu nedenle ilaç tedavisi destekleyici ve semptomları hafifletici amaçlarla kullanılabilir." Metformin ve Metabolik Durum İnsülin direnci ilaçlarının kullanımı hakkında da konuşan Karacalar; "Metformin, lipödemin kendisini tedavi eden bir ilaç değildir. Ancak insülin direnci, PCOS veya metabolik sendrom eşlik ediyorsa tedavi planının bir parçası olabilir. Karar kişiye özel ve uzman hekim değerlendirmesi ile verilmelidir" dedi. Bromelain ve Beslenme Etkisi Ödem ve yangı (enflamasyon) için sıkça kullanılan takviyelere değinen Prof. Dr. Karacalar şunları kaydetti: "Bromelain yangı azaltıcı etkisi ile hassasiyette azalma sağlayabilir. Protein yıkıcı etkisi nedeniyle doku sertliğini azaltabileceği düşünülmektedir; ancak bu konuda güçlü klinik kanıt yoktur. Benzer bir şekilde ananas yedikten sonra bazı yemeklerin tadı geçici olarak farklı algılanabilir. Bu içindeki bromelainin proteinleri parçalaması nedeniyledir. Dil yüzeyindeki protein yapılarını parçalar ve tad değişir. Flavoidler, kurkumin ve selenyum da yangı azaltıcı etkisi nedeniyle kullanımı mümkündür." Hormon Tedavisi Çözüm mü? Hormonal yaklaşımları da değerlendiren Karacalar; "Bioeşdeğer hormon replasmanı, lipödemi tedavi eden bir yöntem değildir. (Kaynak: https://ahmetkaracalar.com/lipodem/) Hormonal dengesizlik olan menopoz ve perimenopoz dönemindeki kadınlarda destekleyici rol oynayabilir" ifadelerini kullandı. Kesin Çözüm Cerrahi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, sözlerini tedavinin altın standardını hatırlatarak noktaladı: "Lipödemli yağın kalıcı olarak uzaklaştırılmasında en etkili yöntem hala liposuctiondır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COVID-19 Sonrası Beyin Sisi Şikayetleri Arttı Haber

COVID-19 Sonrası Beyin Sisi Şikayetleri Arttı

Beyin sisinin bir hastalık değil semptomlar grubu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Beyin sisi, tıbbi bir tanıdan çok, düşünme hızı ve bellekle ilgili zorlanmaları anlatan bir ifade. Tek başına hastalık olarak kabul edilmez ancak bazı hastalıkların belirtisi şeklinde ortaya çıkabilir. Belirtiler de zaman zaman artıp azalarak günlük hayatı etkileyecek kadar rahatsız edici olabilir” dedi. En sık görülen yakınmaların isim, tarih ya da kelime unutma, konuşurken doğru kelimeyi bulmakta zorlanma, odaklanma güçlüğü ve yeni bilgileri eskisi kadar hızlı kavrayamama olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Bazı kişiler için en zorlayıcı kısım aynı anda birkaç işi yönetememektir. Daha önce rahatça yapılan bir işin adım adım planlanması gerekebilir ve bu durum iş performansını, okul başarısını, öz güveni ve sosyal ilişkileri etkileyebilir. Beyin sisinin tek bir nedeni yoktur bununla birlikte uyku kalitesinin bozulması, uykusuzluk ve yüksek stres tetikleyiciler arasında yer alır. Menopoz dönemi ve hormonal değişiklikler de bu tabloyu belirginleştirebilir. Özellikle COVID-19 sonrası uzayan iyileşme süreçleriyle birlikte bu yakınmalar daha sık dile getirilmeye başlandı” dedi. Jet lag da beyin sisine yol açabilir Yaşam tarzı faktörlerinin de beyin sisi üzerinde etkili olabileceğini vurgulayan Işık, “Yetersiz egzersiz, dengesiz beslenme, az su içmek, uzun süre ekrana bakmak, jet lag ve alkol kullanımı zihni sisli hale getirebilir. Bazı kişilerde depresyon ve anksiyete bu şikayetlere eşlik edebilir. Ayrıca diyabet, kansızlık, migren, otoimmün hastalıklar, MS ve kanser tedavisi sürecinde de benzer şikayetler görülebilir. Bu nedenle yakınmalar sıklaşıyor ve günlük hayatı etkiliyorsa durumu netleştirmek için tıbbi değerlendirme gerekir” dedi. Bulmaca, sudoku, yapboz beyni aktif tutuyor Tedavide önceliğin altta yatan nedeni saptamak olduğunu açıklayan Işık, “Eğer altta yatan bir neden varsa asıl çözüm o nedeni tedavi etmektir. Bunun yanında uyku düzenini toparlamak, dengeli beslenmek, yeterli su içmek, alkolü sınırlamak, stres yönetimi tekniklerinden yararlanmak ve düzenli egzersiz yapmak yakınmaları hafifletebilir. Günlük bir rutin oluşturmak, aynı anda çok iş yapmaktan kaçınmak, işleri küçük parçalara bölmek ve dikkat dağıtıcıları azaltmak da zihni toparlamaya yardımcı olur. Ayrıca bulmaca, sudoku, yapboz gibi aktiviteler ya da yeni bir beceri öğrenmek beyni aktif tutar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor  Haber

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor 

Astellas’ın öncülüğünde Golden Pulse Health Summit’te düzenlenen oturumda, iş hayatında en verimli dönemini menopoz sürecinde geçiren kadınların kurumsal politikalarla desteklenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bilim ve teknolojinin sağlık alanındaki dönüştürücü etkisini odağına alan Golden Pulse Health Summit kapsamında Astellas İlaç tarafından düzenlenen ‘Menopoz: Sessiz Bir Süreç mi, Stratejik Bir Gündem mi?’ başlıklı oturumda, ülkemizde tabu olarak görülen ancak kadınların iş hayatındaki en verimli dönemlerine denk gelen menopoz sürecine ilişkin ön yargılar ve toplumsal farkındalık ihtiyacı ele alındı. Yazar ve eğitmen Ayşe Tolga’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu ile Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr bir araya geldi. Kadınlar ömrünün 3’te birini menopoz döneminde geçiriyor.4 Menopozun kadının tek başına yönetmesi gereken bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Bu süreç; yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin hassasiyet göstermesini gerektiriyor. Kadınların doktora eşleriyle birlikte başvurması, sürecin birlikte yönetilmesi açısından önemli. Kadınların yaşamlarının 3’te birini kapsayan bu dönemde, iş hayatındaki varlıklarını verimli bir şekilde sürdürebilmeleri ve sağlıklarını koruyabilmeleri için çalışma ortamlarında destekleyici düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor” dedi.4 Menopozla ilgili pek çok yanlış inanış ve bilginin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Menopoz çoğu zaman kadınlar için bir son, bir utanç ya da bir hastalık olarak algılanıyor. Bu yaklaşım, menopozla ilgili doktorların da işini zorlaştıran bir etken. Oysa ki ilk adet ne kadar doğalsa son adet de o kadar doğaldır. Menopoz kelime anlamı olarak son adet olarak tanımlansa da doğru olan, üreme sonrası dönem olarak adlandırılmasıdır. Yani menopoz; üreme çağı sonrası kadın sağlığı yönetimidir” dedi. Gece sıcak basmaları kırmızı alarm olarak görülmeli! Türk kadınlarını menopoz döneminde en çok adet düzensizliklerinin korkuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Ama asıl korkulması gereken bu dönemdeki sıcak basmalarıdır. Sıcak basmaları ve gece terlemelerinin kırmızı alarm olarak kabul edilmesi, bu belirtilerin üzerinde daha fazla durulması gerekiyor” dedi. Sıcak basması olarak nitelendirilen vazomotor semptomların (VMS) hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Durmuşoğlu, şöyle konuştu: “Araştırmalar, menopoz döneminde sık yaşanan gece sıcak basmaları ve uyku bölünmesinin, ileri yaşlarda Alzheimer ve demans risk artışı ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.5-6 Sıcak basmaları nedeniyle hipertansiyon, kalp krizi gibi kardiyovasküler hastalıklar tetiklenebiliyor.7 Bu nedenle sıcak basmalarının kontrol altına alınması gerektiği konusunda uyarıyoruz.” Kadın sağlığı ve menopoz sürecine odaklandık 18 Ekim Dünya Menopoz Günü’nde, Menopoz Dostu Kurum manifestosunu açıklayarak iş dünyasında bir dönüşümü başlatan Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr ise “Astellas olarak 20 yılı aşkın süredir yaklaşık 70 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl odağımıza kadın sağlığını da yerleştirdik. Bu konuyu bütünsel bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Mevcut nüfus verileri ve epidemiyolojik projeksiyonlar doğrultusunda, Türkiye’de sıcak basması, gece terlemesi gibi vazomotor semptomlar (VMS) yaşayan kadın sayısının yaklaşık 6 milyon civarında olduğu; ancak bu kadınların yalnızca yaklaşık 1,5 milyonunun tedavi aldığı düşünülmektedir.1-3 Kadınların yüzde 36’sı menopoz sürecinde olumsuz etkileniyor ve menopoz semptomlarına bağlı iş gücü kayıpları yılda milyarlarca doları buluyor.8 Bu tablo, önemli bir karşılanmamış ihtiyaca işaret ediyor. Astellas olarak bu ihtiyaca yalnızca tıbbi çözümlerle değil, aynı zamanda iş hayatında kadınların bu süreci tek başına yönetmek zorunda kalmalarına “dur” diyen bir yaklaşımla da yanıt vermek istedik.” Nilay Tarr, sözlerine şöyle devam etti: “Menopoz dönemindeki kadınların yaşamlarının en verimli evrelerinden birinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ancak iş yaşamında menopoz, çoğu zaman çalışmaya ara vermek ya da tamamen bırakmakla ilişkilendiriliyor. Hâlâ tabu olarak görülen bu süreç, kadın çalışanları sessizliğe itiyor. Oysa menopoz yalnızca bireysel değil, kurumsal düzeyde de ele alınması gereken bir konu. Menopoz Dostu Kurum yaklaşımıyla, kadın çalışanlarımızın bu süreçte kendilerini yalnız hissetmeden destek alabilmesini önceliğimiz olarak görüyoruz. Çünkü menopoz belirtileri geçici; çalışanlarımızın kurumlarımızdaki varlığı ise kalıcı ve son derece değerli.” Tüm kurumları bu dönüşüme ortak olmaya davet ediyoruz. Menopozu konuşmanın, anlamanın ve desteklemenin tüm iş dünyasının ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Tarr, “Bu konuda öncü olmanın gururunu yaşıyor ve bu sesin çoğalarak iş dünyasında yankılanmasını istiyoruz. Tüm kurumları Menopoz Dostu Kurum felsefesini sahiplenmeye ve bu farkındalık hareketinin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Çünkü kadınlarımızın sesini daha güçlü duyurmak, bu yolculukta onlarla birlikte omuz omuza ilerlemek ve menopozu konuşulur kılmak adına gücümüzü birleştirerek daha sağlam adımlar atmayı hedefliyoruz” dedi. Astellas’ta hayata geçirilecek örnek uygulamalar Nilay Tarr, Astellas’ın Menopoz Dostu Kurum Manifestosu doğrultusunda hayata geçirilecek uygulamaları hakkında da şu bilgileri verdi: “Manifestomuz doğrultusunda 40 yaş ve üzeri tüm kadın çalışanlarımız için, özel sağlık sigortası paketimiz kapsamında jinekoloji muayenesi ve meme kanseri taramalarını yüzde 100 kapsayıcılıkla sunuyoruz. İnsan kaynakları politikalarımızı bu farkındalıkla güncelliyor, eğitim ve farkındalık programları ile yöneticilerimize yönelik menopoz belirtilerini tanıyabilmeleri, empatik bir yaklaşımla destek olabilmeleri ve daha sağlıklı bir menopoz sürecini yaratabilmeleri için özel eğitimler planlıyoruz. Bu yaklaşımın kalıcı bir kurum kültürüne dönüşmesi amacıyla Menopoz Farkındalık Lideri atamaya hazırlanıyoruz. Kadınların ihtiyaçlarına uygun yeni izin politikamız ile menopoz dönemindeki çalışanlarımıza ek izin imkanı sunuyoruz. Ayrıca kadın çalışanlarımızın fiziksel ve zihinsel iyilik halini güçlendirecek spor, yoga gibi aktiviteleri hayatlarının bir parçası yapabilmeleri için çalışıyoruz.” İş hayatında kadınları destekleyen yaklaşımlar artmalı Ayşe Tolga, menopozun kadın yaşam döngüsünün doğal bir evresi olduğunu; doğru, bilimsel ve güvenilir bilgiyle desteklendiğinde hem fiziksel hem de duygusal açıdan güçlü bir dönüşüm sürecine işaret ettiğini belirtti. Tolga, bu dönemde kadınların bedenlerini dinlemelerinin; bedensel, zihinsel ve duygusal iyilik hâlini destekleyen beslenme, uyku düzeni, düzenli hareket, stres yönetimi ve öz bakım yaklaşımlarının yaşam kalitesini anlamlı ölçüde artırabileceğine dikkat çekti. Tolga ayrıca, Astellas’ın öncülüğünde hayata geçirilen Menopoz Dostu Kurum gibi, iş hayatındaki kadınları destekleyen yaklaşımların yaygınlaşmasının; kadınların menopoz sürecini yalnızca tıbbi değil, psikososyal boyutlarıyla da sağlıklı biçimde yönetebilmeleri açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Uzun yıllar tabu olarak görülen menopozun tüm yönleriyle görünür kılınmasının; farkındalık ve destek kültürünü güçlendirerek daha kapsayıcı kurumlar ve daha güçlü bir toplum için ortak bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir!  Haber

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir! 

Vücudumuzun temel yapı taşları olan yağlar iyi kolesterol (HDL) ve kötü kolesterol (LDL) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kolesterolde yüksek olması istenilen tek değerin iyi kolesterol (HDL) olduğunu hatırlatarak, “İyi kolesterolde ideal olan, değerin 50-55’in üzerinde olmasıdır. Kötü kolesterol (LDL) ise kanda ihtiyaç duyulandan daha fazla olursa, atar damar duvarlarında birikerek; kalbe giden kan akışını engelleyen koroner arter hastalığı, kollara ve bacaklara giden kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan periferik damar hastalığı ve beyne giden kan akımını bozan karotid arter hastalığına yol açabilmektedir. Bu hastalıklar da kalp krizi ve felç ile sonuçlanabilmektedir. Dolayısıyla, kötü kolesterolün kandaki seviyesi 130'un altında olmalı ve 190'ın üzerine çıkmasına kesinlikle izin verilmemelidir” uyarısında bulunuyor. Erken tanı için 20 yaşından itibaren… Kötü kolesterol (LDL) çoğu zaman hiçbir belirti vermeden damarlarda birikebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, bu nedenle kolesterol seviyelerinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. Kolesterolde yaş ve cinsiyet, takip sıklığının önemli etkenlerini oluşturuyor. Erken tanı için kolesterole erkeklerde 20-44 yaş arasında 5 yılda bir, 45-60 arasında yılda bir veya 2 yılda bir, 65 yaş sonrasında her yıl bakılması öneriliyor. Kadınlarda ise menopoz dönemine kadar 5 yılda bir, menopoz sonrasında östrojenin damar sağlığını koruyucu etkisi kaybolduğundan yılda bir bakılması tavsiye ediliyor. Yaş ve cinsiyetin dışında diğer risk faktörlerinin de takip sıklığını belirlemede önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, “Ailede kalp, inme veya felç gibi damar hastalığı öyküsü ya da diyabet gibi damar sağlığını tehdit eden bir başka hastalık varsa, hasta obeziteli bir bireyse veya sigara içiyorsa, hekim daha sıkı takip isteyebilmektedir” diye konuşuyor. Beslenme alışkanlıkları ve egzersiz önemli! Kolesterol değerlerinizi bilmek kalp hastalığı riskinizi anlamanıza yardımcı olsa da bu rakamlar tablonun sadece bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla hekimler, kolesterol dışında genel sağlık durumunuzu da değerlendirerek risk analizi yapıyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kötü kolesterolün tedavisinde, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurulabildiğini belirterek, “Vücutta oluşan kötü kolesterol miktarını azaltmak için hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yakılan kolesterol miktarını artırmak için daha fazla egzersiz yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde önerilen ilaçlar da karaciğerde üretilen kolesterol miktarını azaltmaktadır. Bu ilaçlar çok etkili ve kalp-damar hastalıklarının taşıdıkları risklerle karşılaştırıldığında son derece güvenlidir” bilgisini veriyor.

L’Oréal Türkiye, Kapsayıcı İş Kültürüyle Yaşamın Her Evresinde Çalışanlarının Yanında Haber

L’Oréal Türkiye, Kapsayıcı İş Kültürüyle Yaşamın Her Evresinde Çalışanlarının Yanında

Serinin ilk adımı olan “Menopozu Konuşuyoruz” oturumunun ardından, erkek çalışanlara yönelik “Prostat Sağlığı ve Andropoz Farkındalığı” başlıklı oturum düzenlendi. Böylece L’Oréal Türkiye, yalnızca kadın değil erkek sağlığı alanında da tabuları yıkarak farkındalık oluşturma yolunda önemli bir adım daha atmış oldu. Çalışanlarına her alanda ilham veren ve onları destekleyen projeler geliştirmeyi sürdüren tekno güzellik devi, bağlı bulunduğu L’Oréal Grup’un küresel çapta sahiplendiği, yaş ve jenerasyonlar ile cinsiyet eşitliği gibi temel ÇHK politikalarının bir uzantısı olarak, Vichy markasının da desteği ile “Tabuları Yıkalım: Menopozu Konuşuyoruz” başlıklı üç oturumluk farkındalık serisi düzenlendi. Serinin ilk adımı olan “Tabuları Yıkalım: Menopozu Konuşuyoruz” başlıklı üç oturumluk farkındalık programında, menopoz konusunun biyolojik bir süreç olmasının yanında; iş hayatı, toplumsal algı ve kişisel yaşam üzerindeki çok boyutlu etkileriyle ele alarak mevcut tabuları yıkmak amaçlandı. Bu sürecin devamında ise, erkek çalışanlara yönelik “Prostat Sağlığı ve Andropoz Farkındalığı” oturumu düzenlenerek, erkeklerde yaşla birlikte ortaya çıkan hormonal değişimlerin fiziksel ve ruhsal etkileri, düzenli sağlık kontrollerinin önemi ve toplumdaki tabuların nasıl aşılabileceği konuşuldu. Böylece L’Oréal Türkiye, hem kadın hem de erkek sağlığına dair konularda farkındalık yaratarak, çalışanlarının hayatlarının her evresinde kendilerini anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmelerini sağlamak amacıyla çalışmalar sürdürmeye devam etti. “Çeşitliliği bir hedef değil, bir kültür olarak görüyoruz” Şirketin kapsayıcı ve farkındalık yaratıcı iş kültürü ile ilgili konuşan L’Oréal Türkiye Ülke İnsan Kaynakları Direktörü & Çeşitlilik, Hakkaniyet ve Kapsayıcılık Lideri Murat Yüksel, “L’Oréal Türkiye olarak konuşulmayan konuları açıkça gündeme taşıyor ve sesli bir şekilde ifade edebiliyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca çalışanlarımızın kendilerini değerli ve desteklenmiş hissetmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda şirket içi kültürümüzü güçlendiriyor. Çalışanlarımızın yaşamlarının her evresinde kendilerini anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmeleri bizim için öncelikli. Bu tür farkındalık projeleriyle, kapsayıcılığı iş yerinde ve hayatın her alanında daha görünür hale getiriyoruz” dedi. Menopozu konuşarak öğreniyoruz Üç oturum boyunca, Akademisyen Doç. Dr. Ece Paralı Öztan, Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Egemen Koyuncu ve Beslenme Terapisti ve Menopoz Koçu Pınar Gedik menopozun farklı boyutlarını ele aldı. İlk oturumda, menopozun biyolojik, duygusal ve sosyal etkilerine odaklanıldı. İkinci oturumda, yaşam biçimi değişiklikleri, bedenin yeni dengesine uyum sağlama ve sağlıklı alışkanlıkların rolü konuşuldu. Üçüncü oturumda ise, katılımcılar kişisel deneyimlerini paylaşma ve destekleyici bir topluluk ortamında birbirlerinden öğrenme fırsatı buldu. L’Oréal Türkiye ofisinde gerçekleşen bu diyalog serisiyle L’Oréal Türkiye, menopozun konuşulabilir hale gelmesine katkı sunarak hem kadın çalışanlarını güçlendirdi hem de kurum genelinde farkındalık yarattı. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık alanındaki kararlılığının güçlü bir göstergesi olduğunu bir kez daha gözler önüne seren L’Oréal Türkiye, her çalışanın yaşam döngüsünün farklı evrelerinde kendini değerli hissetmesini sağlayan bu tür uygulamalarla, daha bilinçli, destekleyici ve empatik bir kurum kültürünü inşa etmeye devam edecek. Erkek Sağlığı Perspektifiyle: Prostat Sağlığı ve Andropoz Farkındalığı L’Oréal Türkiye, erkek çalışanlarına yönelik bir farkındalık çalışmasına da verimli bir oturumla imza attı. “Prostat Sağlığı ve Andropoz Farkındalığı” başlıklı oturumda, Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, Medikal Bölge Müdürü Gökhan Sarıca moderatörlüğünde andropoz ve prostat sağlığı konularını ele aldı. Etkinlikte; erkeklerde yaşla birlikte ortaya çıkan hormonal değişimlerin fiziksel ve ruhsal etkileri, düzenli sağlık kontrollerinin önemi ve toplumdaki tabuların nasıl aşılabileceği konuşuldu. Bu oturum, erkek sağlığına dair farkındalık yaratmanın yanı sıra, kadın-erkek tüm çalışanlarda “yaşamın her evresinde birbirimizi anlamak ve desteklemek” bilincini pekiştirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.