Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mevzuat

Kapsül Haber Ajansı - Mevzuat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mevzuat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa Kuru Meyve Sektörünün Üst Düzey Temsilcilerini Ağırladı Haber

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa Kuru Meyve Sektörünün Üst Düzey Temsilcilerini Ağırladı

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Avrupa’daki sektör kuruluşlarıyla uzun yıllara dayanan iş birliğini; üretim sahasından araştırma kurumlarına, ihracatçı işletmelerden Avrupa’daki karar alma süreçlerine uzanan kapsamlı bir programla güçlendirdi. Bu buluşma, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Avrupa’daki sektör paydaşlarıyla yürüttüğü uzun soluklu iş birliğinde yeni bir aşamayı temsil etti. Geçmiş yıllarda FRUCOM temsilcilerini Türkiye’de ağırlayan Birlik, bu kez ilk kez FRUCOM’un yanı sıra Almanya’dan Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve Hollanda’dan Nederlandse Zuidvruchten Vereniging (NZV) yöneticilerini aynı programda bir araya getirdi. Avrupa kuru meyve ticaretinde farklı pazarlarda güçlü temsil kabiliyetine sahip üç kuruluşun üst düzey yöneticilerinin eş zamanlı olarak Ege Bölgesi’nde buluşması, Türk kuru meyve sektörünün Avrupa ile kurduğu doğrudan ve kurumsal diyaloğun ulaştığı seviyeyi ortaya koydu. Brüksel merkezli Avrupa Kuru Meyve, Kuruyemiş, Konserve ve Benzeri Ürünler Ticaret Federasyonu FRUCOM, Almanya’da yerleşik Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve Hollanda’da yerleşik Nederlandse Zuidvruchten Vereniging (NZV) yöneticileri, EİB’nin davetiyle 29 Ağustos–3 Eylül 2026 tarihleri arasında İzmir, Aydın ve Manisa’da ağırlandı. Heyette; FRUCOM Genel Sekreteri Anna Boulova, FRUCOM Gıda Politikaları Danışmanı ve aynı zamanda Birleşik Krallık’ta kuru meyve ve kuruyemiş sektörünü temsil eden The Nut & Dried Fruit Trade Association’ın (NDFTA) teknik gündemini takip eden João Pereira, Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. Genel Müdürü Jeanette Gonnermann ve Gıda Politikaları Danışmanı Ute Thote ile NZV Sekreteri Barbara Niemans ve Mevzuat İşleri Danışmanı Danielle Vreedzaam yer aldı. Program boyunca Avrupalı paydaşlar üretici, araştırmacı ve ihracatçılarla doğrudan buluştu; Türk kuru meyvesinin bahçeden hasada, kurutmadan laboratuvar analizlerine, ürün kabulünden işleme ve kalite kontrole, ihracattan uluslararası pazarlamaya kadar uzanan değer zincirini yerinde görme fırsatı buldu. Kuru incirin dünya pazarındaki gücü Aydın’da sahada anlatıldı Programın Aydın etabında kuru incir üretici bahçeleri ile işleme ve ihracat tesisleri ziyaret edildi. Heyete Sarılop kuru incirinin yetiştiği özel ekolojik koşullar, üretim uygulamaları, hasat ve kurutma süreçleri, ürün kabulü, sınıflandırma, kalite kontrol ve ihracata hazırlık aşamaları ayrıntılı olarak aktarıldı. İncir Araştırma Enstitüsü’nde ise kuru incirde verim ve kalitenin geliştirilmesi, üretim sorunlarının çözümü ve gıda güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik araştırma ve teknik çalışmalar paylaşıldı. Böylece Türk kuru incirinin dünya pazarlarındaki güçlü konumunun arkasında yer alan üretici deneyimi, bilimsel araştırma altyapısı, kalite yaklaşımı ve ihracatçı sektörün teknik kapasitesi aynı program içinde sahada ortaya konuldu. Bornova’da bilimsel ve teknik altyapı incelendi İzmir’de Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü ziyaret edilerek bitki sağlığı, zararlılarla mücadele, ürün güvenilirliği ve gıda güvenliği alanlarında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alındı. Heyet, Enstitünün laboratuvar ve teknik altyapısını yerinde incelerken, sektörün güncel ihtiyaçları doğrultusunda önümüzdeki dönemde geliştirilebilecek teknik iş birliği alanları da değerlendirildi. Avrupa’nın kuru meyve gündemi EİB’de ihracatçılarla masaya yatırıldı Programın önemli ayaklarından biri, Ege İhracatçı Birlikleri’nde sektör firmalarının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısı oldu. FRUCOM, Waren-Verein der Hamburger Börse e.V. ve NZV yöneticileri toplantıda kuruluşlarının faaliyetlerini, Avrupa kuru meyve pazarındaki gelişmeleri, ithalatçıların ve perakende sektörünün beklentilerini, sürdürülebilirlik taleplerini ve Avrupa Birliği mevzuatındaki güncel gelişmeleri aktardı. Türk kuru kayısısı, kuru inciri ve çekirdeksiz kuru üzümünün Avrupa pazarındaki konumu ile gıda güvenliği, kalite, mikotoksinler, pestisit düzenlemeleri, sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve tedarik zincirindeki yeni beklentiler kapsamlı biçimde değerlendirildi. Sunumların ardından gerçekleştirilen soru-cevap oturumunda Türk ihracatçıları ile Avrupalı sektör yöneticileri arasında doğrudan ve yoğun bir bilgi alışverişi gerçekleştirildi. Gabay: “Sahadaki çalışmalarımızı Avrupa’daki aktif temsilimizle tamamlıyoruz” Avrupa’nın Türk kuru meyve sektörü açısından stratejik önem taşıdığını vurgulayan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, sektörün rekabet gücünü korumak için üretimden uluslararası mevzuata kadar bütüncül bir çalışma yürüttüklerini söyledi. “Üreticimizle sahada kalite ve gıda güvenliğini geliştirmek için çalışıyor, araştırma kurumlarımızla bilimsel ve teknik altyapımızı güçlendiriyor, işletmelerimiz ve ihracatçılarımızla uluslararası pazarların beklentilerine hazırlanıyoruz. Aynı zamanda Avrupa’daki sektör kuruluşları ve karar vericilerle sürekli temas halindeyiz. Sahada yürüttüğümüz çalışmaları Avrupa’daki aktif temsilimizle tamamlıyoruz.” Türk kuru meyvesinin dünya pazarındaki güçlü konumunun uzun yıllara dayanan bir üretim kültürünün yanı sıra güçlü kurumsal ve teknik altyapıya dayandığını belirten Gabay, “Araştırma kurumlarımız, gelişmiş laboratuvarlarımız, deneyimli üreticilerimiz, yüksek teknik kapasiteye sahip işletmelerimiz ve dünya pazarlarını yakından takip eden ihracatçılarımızla güçlü bir yapıya sahibiz. Avrupalı paydaşlarımıza bu yapıyı üretimden ihracata bütün aşamalarıyla gösterdik” dedi. Gıda güvenliği ile sürdürülebilir ticaret birlikte gözetilmeli Toplantıda Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren ve gündemde bulunan yeni düzenlemelerin sektöre etkileri de ele alındı. Gabay, tüketici sağlığının korunmasının sektörün temel önceliği olduğunu vurgulayarak, düzenlemelerin bilimsel veriler ve kapsamlı etki analizleri temelinde hazırlanması gerektiğini söyledi. “Gıda güvenliğinden taviz verilmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikte üretici, ihracatçı ve ithalatçı açısından uygulanabilir, bilimsel temelli düzenlemelere ihtiyaç var. Üretim planlamasının yapılabilmesi ve mevcut tedarik zincirinin yeni kurallara uyum sağlayabilmesi için yeterli geçiş sürelerinin tanınması büyük önem taşıyor. Sektörde elde edilen analiz verilerinin karar alma süreçlerine bilimsel dayanak oluşturması gerektiğine inanıyoruz.” Manisa’da çekirdeksiz kuru üzümün tüm zinciri yerinde değerlendirildi Programın Manisa etabında ilk olarak Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü ziyaret edilerek bağcılık alanındaki Ar-Ge çalışmaları, laboratuvar altyapısı ve gıda teknolojilerine ilişkin uygulamalar hakkında detaylı bilgi alındı. Ziyaret kapsamında ürün tadımı ve hasat demonstrasyonu gerçekleştirildi. Gün boyunca Manisa’nın farklı bölgelerinde devam eden bağ, sergi alanı ve kuru üzüm işleme tesisi ziyaretlerinde erken uyarı sistemleri, bağ yönetimi, hasat, kurutma, ürün kabulü ve mal alımı, işleme, kalite kontrol ve pazarlama süreçleri sahada ele alındı. Avrupa’daki iş birliği somut çalışmalarla devam edecek Programla Avrupalı paydaşlara, Türkiye’nin kuru meyvedeki uluslararası konumunun yalnızca üretim miktarından değil; köklü üretim kültürü, Ar-Ge kapasitesi, laboratuvar altyapısı, üretici deneyimi, modern işleme tesisleri, kalite sistemleri ve ihracat tecrübesinden oluşan güçlü bir ekosistemden kaynaklandığı aktarıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Program sonunda, Avrupalı paydaşlar, Türkiye’de edindikleri bilgi ve değerlendirmeleri kendi ülkelerindeki ilgili sektör kuruluşları ve kurumlarla paylaşacaklarını ifade ederken; teknik diyaloğun sürdürülmesi, sektörün öncelikli konularında ortak girişimlerin geliştirilmesi ve önümüzdeki dönemde daha kapsamlı iş birliği programları ile karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi konusunda mutabık kalındı.

TÜVTÜRK’ten Servis Güvenliği Hatırlatması Haber

TÜVTÜRK’ten Servis Güvenliği Hatırlatması

Yeni eğitim-öğretim döneminin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerin güvenli şekilde taşınmasında okul servis araçlarının ilgili mevzuata ve teknik şartlara uygunluğu öne çıkıyor. Türkiye genelinde araç muayene hizmetlerini yürüten TÜVTÜRK, servis işletmecileri, araç sahipleri ve sürücülere eğitim dönemi başlamadan önce araçlarının güvenlik koşullarını gözden geçirmeleri çağrısında bulunuyor. Okul servis araçlarının periyodik muayenelerinin süresi içerisinde tamamlanmış olması ve araçların temiz, bakımlı ve güvenli durumda bulunması gerekiyor. Araçların yaş şartı ve diğer teknik özellikler bakımından mevzuatta yer alan tüm kriterleri karşılaması bekleniyor. Her öğrenci için emniyet kemeri ve ayrı oturma yeri Öğrencilerin güvenli iniş ve binişlerinin sağlanabilmesi için servis kapılarının uygun ve çalışır durumda olması büyük önem taşıyor. Otomatik kapılı araçlarda ise kapının açık veya kapalı olduğunun sürücü tarafından izlenebilmesi güvenlik açısından dikkat edilmesi gereken unsurlar arasında yer alıyor. Araçta taşınan her öğrenci için ayrı bir oturma yeri ve çalışır durumda emniyet kemeri bulunması zorunlu. Öğrencilerin kolayca erişebileceği cam ve pencerelerin güvenli şekilde sabitlenmiş olması, araç içerisindeki sert ve keskin yüzeylerin de yaralanma riskine karşı uygun şekilde korunması gerekiyor. Zorunlu donanımlar eğitim dönemi öncesinde gözden geçirilmeli Okul servis araçlarında bulunması zorunlu olan ekipmanlar arasında "OKUL TAŞITI" yazısı ile "DUR" levhası da yer alıyor. Bunun yanı sıra, kamera ve kayıt cihazı, araç takip sistemi ve acil durum butonları gibi mevzuat kapsamında zorunlu tutulan sistemlerin çalışır durumda olduğunun da eğitim dönemi başlamadan önce kontrol edilmesi tavsiye ediliyor. TÜVTÜRK, öğrencilere de yolculuk sırasında emniyet kemerlerini mutlaka takmalarını hatırlatıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gemlik’te Barınak Ziyaretçilere Hep Açık Haber

Gemlik’te Barınak Ziyaretçilere Hep Açık

Belediyeden yapılan açıklamada, söz konusu görüntülerin güvenlik kamerası kayıtları üzerinden incelendiği ve görüntülerin temizlik ile rutin bakım çalışmalarından önce, sabahın erken saatlerinde çekildiğinin tespit edildiği belirtildi. Tesislerde ziyaret saatlerinin temizlik ve bakım çalışmalarına göre düzenlendiği, ziyaretçilerin belirlenen saatlerde tesisi ziyaret edebildiği ifade edildi. Açıklamada, Gemlik Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü bünyesinde Umurbey’de faaliyet gösteren Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi ile yeni faaliyete geçen Doğal Yaşam Alanı’nın, Tarım ve Orman Bakanlığı Bursa Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü Bursa Şubesi tarafından Valilik onayı kapsamında rutin olarak denetlendiği bildirildi. Ayrıca HAYBİS ve PETVET sistemlerine veteriner hekimler tarafından düzenli olarak bilgi girişi yapıldığı kaydedildi. Ziyaret Saatleri Mevzuat Kapsamında Düzenleniyor Belediyenin açıklamasında, hayvan bakımevlerinde ziyaretçi sayısı ve ziyaret saatlerine ilişkin düzenlemelerin ilgili mevzuat çerçevesinde kurumun tasarrufunda olduğu belirtildi. Umurbey Geçici Rehabilitasyon Merkezi ve Hayvan Bakımevi ile Kurtul’daki Doğal Yaşam Alanı’na ilişkin ziyaret uygulamalarının idarenin uhdesinde bulunduğu ve mevcut uygulamalarda mevzuata ve kanuna aykırı bir durum olmadığı ifade edildi. Kurtul Doğal Yaşam Alanı’nda yapım ve onarım çalışmalarının devam etmesi nedeniyle ziyaret saatlerinin kısıtlandığı bildirildi. Umurbey Geçici Rehabilitasyon Merkezi ve Hayvan Bakımevi’nde ise hayvan sahiplenmek veya ziyaret amacıyla vatandaşların belirlenen saatlerde tesise kabul edildiği belirtildi. Buna göre ziyaretler, 10.00-11.30 ve 14.00-15.30 saatleri arasında, iş yoğunluğu ve veteriner hekimlerin müsaitlik durumu dikkate alınarak, veteriner hekim eşliğinde ve koordinasyonunda gerçekleştiriliyor. Gemlik Belediyesi, Umurbey Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi ile Kurtul Doğal Yaşam Alanı’ndaki iş ve işlemlerin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili uygulama yönetmeliği hükümleri doğrultusunda sürdürüldüğünü bildirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı Haber

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı

Açıklamada, okul güvenliğinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek alternatif modellerin geliştirilmesi ve kamu ile özel sektörün mevcut kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi toplumun ortak öncelikleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda okullarda güvenliğin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların, Türkiye’nin özel güvenlik alanında sahip olduğu mevzuat, yetişmiş insan kaynağı ve operasyonel tecrübeyle desteklenmesi önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile kapsamlı bir hukuki ve operasyonel çerçeveye sahip. Kanun; özel güvenlik görevlilerinin taşıması gereken şartlardan temel ve yenileme eğitimlerine, güvenlik soruşturmalarından çalışma izinlerine, kimliklendirmeden görev alanları ve yetkilere kadar geniş bir sistemi düzenliyor. Bu yapı, özel güvenlik hizmetinin belirli bir noktada personel bulundurmanın ötesinde profesyonel standartlarla yürütülmesini mümkün kılıyor. Özel güvenlik hizmeti; risk analizi, eğitim, organizasyon, saha yönetimi, denetim, raporlama, olaylara müdahale prosedürleri, güvenlik teknolojilerinin kullanımı ve genel kolluk kuvvetleriyle koordinasyonu kapsayan bütüncül bir güvenlik yönetimi anlayışını ifade ediyor. Okullar; öğrenci ve çalışan yoğunluğu, ziyaretçi trafiği, giriş-çıkış kontrolü, çevre güvenliği ve acil durumlara müdahale gibi farklı güvenlik ihtiyaçlarının bir arada bulunduğu alanlar. Bu nedenle güvenliğin yalnızca fiziki olarak personel görevlendirilmesi üzerinden değil; risklerin önceden belirlenmesi, görev ve sorumlulukların tanımlanması, personelin uygun eğitimlerden geçirilmesi ve hizmetin düzenli olarak denetlenmesi üzerinden ele alınması gerekiyor. 5188 sayılı Kanun’un uygulama alanı genişletilebilir Türkiye’de yıllar içinde oluşturulan özel güvenlik altyapısı, yalnızca mevcut kullanım alanları açısından değil, toplumun yoğun olarak bulunduğu ve güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu alanlar bakımından da önemli bir kapasite taşıyor. Bu nedenle 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren profesyonel özel güvenlik sisteminin; okullar başta olmak üzere eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve yoğun kamusal kullanım alanlarında daha geniş ölçekte değerlendirilmesi gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım, mevcut güvenlik altyapısının daha etkin kullanılmasını sağlarken, görev ve yetkileri belirlenmiş, eğitimli ve denetlenebilir personelin kritik alanlarda daha yaygın biçimde görev yapmasına da olanak tanıyabilir. Tek tip model yerine alternatif uygulamalar değerlendirilmeli Güvenlik uygulamalarında ihtiyaca ve risk düzeyine göre farklı modellerin geliştirilmesi daha etkin sonuçlar yaratabilir. Bu kapsamda; 5188 sayılı Kanun kapsamında gerekli eğitim ve yeterlilikleri tamamlamış özel güvenlik görevlilerinin varlığı,Yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketlerinin hizmet kapasitesi,Kamu destekli istihdam programlarının 5188 kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçleriyle ilişkilendirilmesi,Kamu ve özel sektör kapasitesinin birlikte kullanıldığı hibrit modeller oluşturulması,Farklı risk seviyelerine sahip okullarda pilot uygulamalar gerçekleştirilerek sonuçların ölçülmesi gibi seçenekler faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu modellerin belirli bölgelerde pilot olarak uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi, ülke genelinde yaygınlaştırılabilecek sürdürülebilir bir okul güvenliği sisteminin oluşturulmasına da zemin hazırlayabilir. Yeni istihdam aynı zamanda mesleki kapasiteye dönüşebilir Okul güvenliğine yönelik yeni istihdam olanaklarının oluşturulması, hem sosyal hem de ekonomik açıdan değerli bir adım. Bu süreçte istihdam edilecek kişilerin 5188 sayılı Kanun kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçlerinden geçirilmesi ise yeni istihdamın aynı zamanda nitelikli ve sürdürülebilir bir meslek alanına dönüşmesini sağlayabilir. Böylece oluşturulan insan kaynağı yalnızca belirli bir dönem veya proje için değil, Türkiye’nin uzun vadeli özel güvenlik kapasitesinin bir parçası haline gelebilir. “Özel güvenlik, genel kolluğun alternatifi değil tamamlayıcısıdır” Türkiye’de özel güvenlik sektörü; yüz binlerce çalışanı, yöneticileri, eğitim kurumları ve yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketleriyle önemli bir bilgi birikimine ve saha tecrübesine sahip. Özel güvenlik sisteminin temel işlevlerinden biri de genel kolluk kuvvetlerinin görevlerini destekleyen tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktır. Görev ve yetkileri açık biçimde tanımlanmış, eğitimli ve denetlenebilir özel güvenlik personelinin daha geniş alanlarda kullanılması, genel kolluğun asli görevlerine daha fazla odaklanmasına da imkân verebilir. GÜSOD Başkanı Turgay Şahan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın güvenliği hepimizin ortak önceliğidir. Türkiye, 5188 sayılı Kanun ile özel güvenlik alanında uzun yıllar içerisinde güçlü bir mevzuat, insan kaynağı ve operasyonel tecrübe oluşturmuştur. Bu kapasitenin okul güvenliğine yönelik geliştirilecek modellerin doğal bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sigorta Sözlüğü | Sigortacılık Terimleri A'dan Z'ye (2026 Güncel Rehber) Haber

Sigorta Sözlüğü | Sigortacılık Terimleri A'dan Z'ye (2026 Güncel Rehber)

Sigorta Sözlüğü Sigorta yaptırırken karşınıza çıkan birçok teknik ifade, poliçelerin kapsamını ve haklarınızı doğrudan etkiler. Sigorta sözlüğü, hem bireysel hem de ticari sigorta ürünlerinde kullanılan temel kavramları açıklayarak poliçelerin daha bilinçli değerlendirilmesini sağlar. Bu rehber, Türkiye'de kullanılan sigortacılık terimlerini SEDDK, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) uygulamaları ve sektörde yaygın kabul gören tanımlar doğrultusunda açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. İçerik düzenli olarak güncellenmektedir. Sigorta Sözlüğü A'dan Z'ye Acente Sigorta şirketi adına poliçe düzenleyen, satış gerçekleştiren ve müşteriye danışmanlık hizmeti veren yetkili gerçek veya tüzel kişidir. Aktüer Sigorta şirketlerinde risk hesaplamalarını yapan, matematiksel modeller geliştiren uzmanlara aktüer denir. All Risk Sigortası Poliçede özellikle hariç tutulmayan tüm riskleri kapsayan sigorta türüdür. Asistans Hizmeti Yol yardımı Çekici Konut yardımı Tıbbi danışmanlık İkame araç gibi ek hizmetleri kapsayan destek paketidir. Beyan Yükümlülüğü Sigortalının poliçe yapılırken doğru bilgi verme zorunluluğudur. Eksik veya yanlış beyan tazminatı etkileyebilir. DASK Zorunlu Deprem Sigortası'nın kamuoyunda kullanılan kısa adıdır. Eksper Hasarı inceleyen ve sigorta şirketine teknik rapor hazırlayan bağımsız uzmandır. Hasarsızlık İndirimi Belirli süre boyunca hasar oluşturmayan sürücülere uygulanan prim indirimi sistemidir. Hasar Dosyası Sigorta şirketinin bir hasar başvurusu için oluşturduğu resmi inceleme dosyasıdır. İkame Araç Kasko poliçesi kapsamında tamirde olan aracın yerine geçici olarak tahsis edilen araçtır. Kasko Sigortalının kendi aracında meydana gelen zararları karşılayan isteğe bağlı motorlu araç sigortasıdır. Muafiyet Sigortalının hasarın belirli kısmını kendisinin karşılamasını ifade eder. Örneğin 10.000 TL'lik hasarda %5 muafiyet varsa ilk 500 TL sigortalı tarafından ödenir. Pert Onarım maliyetinin ekonomik sınırları aşması nedeniyle aracın tam hasarlı kabul edilmesidir. Poliçe Sigorta sözleşmesini gösteren resmi belgedir. Prim Sigorta teminatı karşılığında ödenen ücrettir. Reasürans Sigorta şirketlerinin kendi risklerini başka sigorta şirketlerine devretmesidir. Riziko Gerçekleşmesi halinde zarara yol açabilecek olası olaydır. Rücu Sigorta şirketinin ödediği tazminatı kusurlu kişiden geri isteme hakkıdır. Sovtaj Hasar görmüş malın ekonomik değer taşıyan parçalarının satışından elde edilen değerdir. Tam Hasar Aracın ekonomik olarak onarılamayacak durumda olmasıdır. Tazminat Sigorta kapsamında ödenen maddi karşılıktır. Teminat Sigortanın hangi riskleri karşıladığını gösteren kapsamdır. Trafik Sigortası 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında yaptırılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortasıdır. Zeyilname Düzenlenmiş poliçede sonradan yapılan resmi değişiklik belgesidir. En Çok Aranan Sigorta Terimleri Türkiye'de kullanıcıların en sık araştırdığı kavramlar şunlardır: Muafiyet nedir? Riziko ne demek? Sovtaj nedir? Rücu hakkı nedir? Eksper ne iş yapar? Pert araç ne demek? Hasarsızlık indirimi nasıl hesaplanır? Sigorta primi nasıl belirlenir? İkame araç hakkı nedir? Poliçe iptali nasıl yapılır? Sık Sorulan Sorular Sigorta sözlüğü neden önemlidir? Poliçelerde geçen teknik ifadelerin doğru anlaşılması, hak kaybı yaşanmaması açısından önemlidir. Sigorta terimleri kim tarafından belirlenir? Terimler Türk Ticaret Kanunu, Sigortacılık Kanunu, SEDDK düzenlemeleri ve sektör uygulamaları çerçevesinde kullanılmaktadır. Sigorta sözlüğü güncelleniyor mu? Evet. Mevzuat değişiklikleri ve sektörde kullanılan yeni kavramlar doğrultusunda içerik düzenli olarak güncellenir.

Çınar: "Made In Europe" Türk İhracatçısı İçin Zamanlı Bir Bomba Olabilir Haber

Çınar: "Made In Europe" Türk İhracatçısı İçin Zamanlı Bir Bomba Olabilir

Dış Ticaret ve Yönetim Derneği (DIŞYÖNDER) Başkanı Dr. Hakan Çınar, Avrupa Birliği'nin sanayi tabanını yeniden güçlendirmek amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act) kapsamındaki "Made in EU" girişimine ilişkin kamuoyunu uyardı . Kamu alımları ve devlet destekli projelerde Avrupa menşeli üretim şartı getirmeyi öngören düzenlemenin, Türkiye'nin Gümrük Birliği statüsü nedeniyle hukuki olarak kapsam içinde değerlendirilmesine rağmen, uygulamada Türk ihracatçısının aleyhine işleyecek bir mekanizmaya dönüşebileceğini belirten Çınar, "Bu düzenlemeyi sadece bir teknik mevzuat değişikliği gibi görmek büyük bir hata olur. Masada konuşulan, Türkiye'nin Avrupa değer zincirindeki konumunun bir gecede sorgulanır hale gelmesidir" dedi. Düzenlemenin Arka Planı Avrupa Birliği'nde imalat sektörünün gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı 2000 yılında yüzde 18,4 seviyesindeyken 2024'te yüzde 14,3'e kadar geriledi. Bu gerilemeyi tersine çevirmek isteyen AB Komisyonu, söz konusu oranı 2035 yılına kadar yüzde 20'ye çıkarmayı hedefliyor. Bu kapsamda hazırlanan taslak, başta otomotiv, çelik, alüminyum, çimento, kimya, batarya, rüzgâr t ürbinleri ve fotovoltaik sistemler olmak üzere stratejik sektörlerde kamu alımlarında ve destek programlarında "Avrupa'da üretilmiş olma" ve "düşük karbon" şartı arıyor. Türkiye Kapsamda mı, Kapsam Dışında mı? AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné'nin Brüksel'de duyurduğu teklife göre, AB ile serbest ticaret anlaşması ya da Gümrük Birliği bulunan ülkelerden gelen içerikler AB menşeli sayılacak. Bu düzenleme Türkiye'yi ilke olarak kapsam içine alıyor; ancak kamu alımlarında karşılıklılık ilkesinin uygulanması şart koşuluyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AB ile yürütülen istişareler sonucunda bu yasal zeminin teyit edilmesini "önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Ancak konunun uzmanları, otomatik bir kapsama dahil oluşun söz konusu olmadığı uyarısında bulunuyor. Kapsamın nihai sınırları, ilgili düzenlemenin metni, Türkiye-AB anlaşmaları ve olası eşdeğerlik tanınmasıyla belirlen ecek. Risk Boyutu: Otomotiv Sektörü Alarmda DIŞYÖNDER Başkanı Çınar, riskin boyutunu somut bir örnekle açıklıyor: "Eğer bu düzenleme Türkiye'yi kapsam dışında bırakacak şekilde yasalaşırsa, Türk malı ürünler bir gecede 'ithal ürün' statüsüne düşürülür ve Avrupa ihalelerinden elenir. Bu, lafta kalan bir ihtimal değil; masada somut olarak tartışılan bir senaryo. Özellikle elektrikli araçlarda aranan yerlilik şartı, Türkiye'nin ihracat şampiyonu konumundaki otomotiv ana sanayisini doğrudan tehdit ediyor. Şimdiden hazırlık yapmayan firmalar, kapıda bekleyen bu riski çok geç fark edecek" diye konuştu. Avrupalı Yatırımcı da Bu Riskin İçinde Dr. Hakan Çınar, sorunun yalnızca Türk üreticileri değil, Türkiye'deki Avrupalı yatırımcıları da doğrudan vuracağını sert bir dille vurguluyor: "Türkiye'nin ihracatın ın yaklaşık yüzde 42'si AB'ye gidiyor; ama bu rakamın gerisindeki gerçeği herkes görmeli: Bu ihracatın üçte ikisi, Türkiye'deki Avrupa yatırımı olan fabrikalardan çıkıyor. Yani Brüksel, kendi şirketlerini kendi eliyle cezalandırmak üzere. Son 23 yılda Türkiye'ye gelen yaklaşık 270 milyar dolarlık uluslararası yatırımın yüzde 70'i Avrupa kaynaklı. Bu yatırımcılar bir gecede mağdur edilirse, bunun faturası sadece bize değil, Avrupa'nın kendi sanayisine de çıkar. Brüksel'deki karar alıcıları bu çelişkiyi görmezden gelmeye devam ederse, bedelini iki taraf da ağır şekilde öder" dedi. AB İçinde de Görüş Birliği Yok Konu, AB üyeleri arasında da tartışmalı. Fransa girişimin en güçlü destekçisi olarak öne çıkarken, Almanya ile birlikte Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Hollanda ve İsveç gibi ülkeler yerli üretim şartının yatırımları caydırabileceği, kamu ihalelerinde maliyetleri artırabi leceği ve AB'nin küresel rekabet gücünü zayıflatabileceği görüşünü savunuyor. Almanya, "Made in Europe" tanımının dar kaldığını belirterek ticaret ortaklarını da kapsayan "Made with Europe" yaklaşımının benimsenmesini öneriyor ki bu yaklaşım kabul edilirse Türk ihracatçılar için daha avantajlı bir tablo doğabilir. Uyum Yükü Görmezden Gelinemez Dr. Çınar, konunun sadece "kapsama girer miyiz, girmez miyiz" sorusuna indirgenemeyeceği konusunda da uyarıyor: "Diyelim ki Türkiye kapsama dahil edildi. Bu, işin bittiği anlamına gelmiyor; aksine yeni bir yükümlülükler döneminin başladığı anlamına geliyor. Türk şirketleri artık 'Türkiye'de montaj yaptık' demekle yetinemeyecek. Menşe ispatı, tedarik zinciri şeffaflığı, kayıt tutma, ERP ve gümrük veri altyapısı gibi alanlarda AB standartlarına tam uyum şart olacak. Bu hazırlığı bugünden yapmayan, özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi, makine ve batar ya zincirinde çalışan firmalarımız, yarın Avrupa pazarının dışında kalmanın şokunu yaşayabilir. Bunu söylemek benim görevim" dedi. DIŞYÖNDER'den Net Çağrı: "Beklemek Bir Seçenek Değil" Dr. Hakan Çınar, bültenini sert bir çağrıyla noktalıyor: "Hükümetimizin ve sektör kuruluşlarımızın Brüksel nezdinde sürdürdüğü diplomatik çaba elbette değerli. Ancak ihracatçılar, bu süreci masadaki diplomatlara havale edip rahat oturmamalı. Avrupa Parlamentosu'ndaki müzakerelerde taslağın hangi yöne evrileceği henüz netleşmedi. DIŞYÖNDER olarak tüm üyelerimizi ve sektördeki firmaları şimdiden menşe ve tedarik zinciri uyumu konusunda hazırlık yapmaya davet ediyoruz. Bu konuda beklemek, lüks değil; doğrudan rekabet gücümüzü kaybetmek anlamına gelir. Bu uyarıyı yapmak bizim sorumluluğumuz, gerekli adımı atmak ise artık ihracatçımızın elinde." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜVTÜRK’ten Araç Sahiplerine Egzoz Gazı Emisyon Ölçümü Hatırlatması Haber

TÜVTÜRK’ten Araç Sahiplerine Egzoz Gazı Emisyon Ölçümü Hatırlatması

Hava kalitesinin korunması ve çevresel etkilerin azaltılması açısından önem taşıyan egzoz gazı emisyon ölçümü, araçların çevreye saldığı zararlı emisyonların belirlenen sınırlar içinde olup olmadığının kontrol edilmesini sağlıyor. Uygulama aynı zamanda motor, yakıt ve egzoz sistemlerinin durumuna ilişkin teknik değerlendirmelere de katkı sunuyor. TÜVTÜRK, Türkiye genelindeki araç muayene istasyonlarında egzoz gazı emisyon ölçüm hizmetini ilgili mevzuat kapsamında ve yetkili kurumlar tarafından belirlenen standartlara uygun şekilde gerçekleştiriyor. Periyodik araç muayene sisteminin tamamlayıcı unsurlarından biri olan uygulama, araçların T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın belirlediği kurallar ve egzoz gazı emisyonu kontrolü yönetmeliğine uygunluğunun değerlendirilmesini amaçlıyor. Egzoz gazı emisyon ölçümünde yasal yükümlülük T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı mevzuatına göre (motosiklet, traktör, elektrikli araçlar ve hybrid araçlar hariç olmak üzere) binek araçların üç yaşını doldurduktan sonra iki yılda bir, ticari araçların ise ilk bir yılın sonunda başlamak üzere her yıl düzenli olarak egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Egzoz gazı emisyon ölçümü; motor, yakıt sistemi ve egzoz donanımında bakım ihtiyacı oluşturabilecek unsurların erken aşamada tespit edilmesine katkı sağlarken araç performansının korunmasına da destek oluyor. Düzenli ölçüm uygulamaları, çevresel etkilerin azaltılmasının yanı sıra trafikte daha güvenli bir sürüş ortamının oluşmasına katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Takviye Edici Gıdada Güven Artışı Dikkat Çekiyor Haber

Takviye Edici Gıdada Güven Artışı Dikkat Çekiyor

Araştırmada ortaya çıkan tablo, takviye edici gıdaların yalnızca büyüyen bir kategori olmadığını; tüketici nezdinde daha görünür, daha güvenilir ve daha kurumsal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. GTBD raporuna göre bu değişimde, son yıllarda güçlenen denetim mekanizmaları ile kurumlar arası görev paylaşımına dayalı mevcut yapı belirleyici rol oynuyor. Türkiye’de takviye edici gıdalar; ürün onayı, üretim, ithalat, ihracat ve piyasa denetimleri açısından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın; sağlık beyanları açısından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK); reklam ve tanıtım denetimleri açısından ise Ticaret Bakanlığı’nın görev alanında yer alıyor. Bu görev paylaşımına dayalı yapı, hem gıda güvenliğini hem de tüketici sağlığını birlikte gözeten tamamlayıcı bir denetim modeli oluşturuyor. TÜKETİCİ GÜVENİNDEKİ ARTIŞ, MEVCUT YAPININ SAHADA KARŞILIK BULDUĞUNU GÖSTERİYOR Tüketici güvenindeki artışın, sektörün son yıllarda kurduğu yapının sahada karşılık bulduğunu gösterdiğini belirten GTBD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş, “Bugün takviye edici gıdalar çok daha geniş bir tüketici kitlesinin düzenli olarak kullandığı bir kategoriye dönüştü. Daha da önemlisi, güven düzeyindeki artış ve denetim algısındaki yükseliş, mevcut sistemin tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Kullanım oranındaki artış, kategorinin daha görünür hale geldiğine işaret ederken; güven düzeyindeki yükseliş de tüketicinin ürün içeriği, denetim ve satın alma kanalları konusunda daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Tüketici güvenindeki artışı yalnızca bir pazar göstergesi olarak değil, aynı zamanda bu yapının işlediğine dair önemli bir çıktı olarak görmek gerekiyor” dedi. GÜVENİ BÜYÜTEN BU İSTİKRARLI ZEMİNİ KORUMAK ÖNEMLİ Mevzuat tarafındaki güncel tartışmaları değerlendiren Serttaş, sektörün asıl ihtiyacının yeni bir yapı tartışması değil, tüketici güvenini destekleyen istikrarlı zeminin korunması olduğunu vurguladı. Serttaş: “Bugün tüketici güveninde gördüğümüz yükselişin arkasında, kuralların net olduğu ve denetim mekanizmalarının işlediği bir sistem var. Tüketici güveninin yükseldiği, kullanımın yaygınlaştığı ve denetim algısının güçlendiği bir tabloda, öncelik yeni bir belirsizlik alanı yaratmak değil; güveni büyüten bu istikrarlı zemini korumak olmalı” dedi. Önümüzdeki dönemde sektörün odağında tüketici güvenini destekleyen uygulamaların daha da güçlendirilmesi yer alacağını belirten Dr. Samet Serttaş, “Ürün takip sistemleri, yerli hammadde yatırımları, şeffaf etiketleme yaklaşımı ve bilimsel temelli denetim altyapısı, sektörün gelecek dönem ajandasında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Takviye edici gıda sektöründe bugün geldiğimiz noktayı yalnızca pazar büyüklüğüyle değil, tüketicinin güveniyle okumak gerekiyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki en önemli sorumluluğumuz da bu zemini korumak ve daha da güçlendirmek” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Takviye Edici Gıdada Güven Artışı Dikkat Çekiyor Haber

Takviye Edici Gıdada Güven Artışı Dikkat Çekiyor

Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin (GTBD) XSights iş birliğiyle yürüttüğü araştırmaya göre, son üç ayda en az bir takviye edici gıda kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 49,2’den yüzde 74,8’e yükseldi. Aynı dönemde kategoriye duyulan genel güven yüzde 60’tan yüzde 77’ye çıkarken, “yeterli denetim yapılıyor” algısı da yüzde 23’ten yüzde 52’ye ulaştı. Araştırma sonuçları, takviye edici gıda kategorisinin daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşırken güven ve denetim algısı bakımından da güç kazandığını ortaya koydu. TÜKETİCİLER ARTIK ÇOK BİLİNÇLİ, ÜRÜN İÇERİKLERİNİ DETAYLI İNCELİYORLAR Araştırmada ortaya çıkan tablo, takviye edici gıdaların yalnızca büyüyen bir kategori olmadığını; tüketici nezdinde daha görünür, daha güvenilir ve daha kurumsal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. GTBD raporuna göre bu değişimde, son yıllarda güçlenen denetim mekanizmaları ile kurumlar arası görev paylaşımına dayalı mevcut yapı belirleyici rol oynuyor. Türkiye’de takviye edici gıdalar; ürün onayı, üretim, ithalat, ihracat ve piyasa denetimleri açısından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın; sağlık beyanları açısından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK); reklam ve tanıtım denetimleri açısından ise Ticaret Bakanlığı’nın görev alanında yer alıyor. Bu görev paylaşımına dayalı yapı, hem gıda güvenliğini hem de tüketici sağlığını birlikte gözeten tamamlayıcı bir denetim modeli oluşturuyor. TÜKETİCİ GÜVENİNDEKİ ARTIŞ, MEVCUT YAPININ SAHADA KARŞILIK BULDUĞUNU GÖSTERİYOR Tüketici güvenindeki artışın, sektörün son yıllarda kurduğu yapının sahada karşılık bulduğunu gösterdiğini belirten GTBD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş, “Bugün takviye edici gıdalar çok daha geniş bir tüketici kitlesinin düzenli olarak kullandığı bir kategoriye dönüştü. Daha da önemlisi, güven düzeyindeki artış ve denetim algısındaki yükseliş, mevcut sistemin tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Kullanım oranındaki artış, kategorinin daha görünür hale geldiğine işaret ederken; güven düzeyindeki yükseliş de tüketicinin ürün içeriği, denetim ve satın alma kanalları konusunda daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Tüketici güvenindeki artışı yalnızca bir pazar göstergesi olarak değil, aynı zamanda bu yapının işlediğine dair önemli bir çıktı olarak görmek gerekiyor” dedi. GÜVENİ BÜYÜTEN BU İSTİKRARLI ZEMİNİ KORUMAK ÖNEMLİ Mevzuat tarafındaki güncel tartışmaları değerlendiren Serttaş, sektörün asıl ihtiyacının yeni bir yapı tartışması değil, tüketici güvenini destekleyen istikrarlı zeminin korunması olduğunu vurguladı. Serttaş: “Bugün tüketici güveninde gördüğümüz yükselişin arkasında, kuralların net olduğu ve denetim mekanizmalarının işlediği bir sistem var. Tüketici güveninin yükseldiği, kullanımın yaygınlaştığı ve denetim algısının güçlendiği bir tabloda, öncelik yeni bir belirsizlik alanı yaratmak değil; güveni büyüten bu istikrarlı zemini korumak olmalı” dedi. Önümüzdeki dönemde sektörün odağında tüketici güvenini destekleyen uygulamaların daha da güçlendirilmesi yer alacağını belirten Dr. Samet Serttaş, “Ürün takip sistemleri, yerli hammadde yatırımları, şeffaf etiketleme yaklaşımı ve bilimsel temelli denetim altyapısı, sektörün gelecek dönem ajandasında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Takviye edici gıda sektöründe bugün geldiğimiz noktayı yalnızca pazar büyüklüğüyle değil, tüketicinin güveniyle okumak gerekiyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki en önemli sorumluluğumuz da bu zemini korumak ve daha da güçlendirmek” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.