Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mimari

Kapsül Haber Ajansı - Mimari haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mimari haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Savunma Sanayisinde Büyüyen Yatırımlar Yeni Projeleri Beraberinde Getiriyor Haber

Savunma Sanayisinde Büyüyen Yatırımlar Yeni Projeleri Beraberinde Getiriyor

Endüstriyel tesisler ve yüksek teknoloji yatırımlarında anahtar teslim projeler üstlenen Sintek Heavy Industries, Ankara’da hayata geçirilecek yeni bir teknoloji yatırımı için savunma sanayisinde faaliyet gösteren, Türkiye’nin önde gelen kuruluşları arasında yer alan bir şirketle sözleşme imzaladı. Savunma sanayisinde faaliyet gösteren, Türkiye’nin önde gelen kuruluşları arasında yer alan bir şirketle imzalanan sözleşme kapsamında Sintek Heavy Industries; inşaat, mimari, mekanik, elektrik ve havalandırma işlerinden oluşan taahhüdünü anahtar teslim olarak üstlenecek. 14 ayda tamamlanması planlanan proje, savunma sanayisine yönelik yeni teknoloji yatırımının altyapısına katkı sağlayacak. Yüksek mühendislik disiplini, endüstriyel tesis deneyimi ve güçlü saha uygulama kabiliyetiyle faaliyetlerini sürdüren Sintek Heavy Industries, bu projeyle birlikte stratejik sektörlerdeki konumunu daha da pekiştiriyor. Şirket, Türkiye’de geliştirdiği mühendislik ve taahhüt birikimini; yüksek hassasiyet, güçlü proje yönetimi ve disiplinler arası koordinasyon gerektiren savunma sanayi yatırımlarına taşıyarak, yüksek katma değerli alanlarda çözüm ortağı olma hedefini güçlendiriyor. SAVUNMA SANAYİ YATIRIMLARINDA YENİ SÖZLEŞME Haziran ayı sonu itibarıyla, ülkemizin önde gelen savunma sanayi kuruluşlarından biriyle yeni teknoloji yatırımı kapsamında sözleşme imzalayan Sintek Heavy Industries, 14 ay içerisinde tamamlanması planlanan projeyle Türkiye'nin gelişmekte olan savunma sanayisine katkı sunmayı hedefliyor. Şirket; inşaat, mimari, mekanik, elektrik ve havalandırma işlerinden oluşan taahhüdünü anahtar teslim olarak hayata geçirecek. SİNTEK HEAVY INDUSTRIES SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ VARLIĞINI GÜÇLENDİRİYOR Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Sintek Heavy Industries Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özkan, "Savunma sanayisi yalnızca üretim kapasitesiyle değil; mühendislik yetkinliği, kalite standartları, zaman yönetimi ve disiplinler arası koordinasyon açısından da yüksek uzmanlık gerektiren stratejik alanların başında geliyor. Farklı sektörlerde edindiğimiz mühendislik, uygulama ve taahhüt deneyimini, savunma sanayisindeki bu projeyle birlikte stratejik yatırımlara aktarıyoruz. Özellikle yüksek hassasiyet gerektiren yatırımlarda; inşaat, mekanik ve elektrik altyapılarını eş zamanlı planlayabilen ve uygulayabilen, anahtar teslim proje yönetimi gerçekleştirebilen bir yapıya sahibiz. Türkiye'de büyüyen savunma sanayisi ekosisteminin ihtiyaç duyduğu yeni yatırım ve altyapı projelerinde yer almayı, yüksek katma değerli alanlarda çözüm ortağı olmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de mühendislik gücümüzü, proje yönetimi kabiliyetimizi ve uluslararası uygulama deneyimimizi savunma sanayisi başta olmak üzere stratejik sektörlerde üstleneceğimiz yeni projelerle büyütmeyi sürdüreceğiz" ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ermaş Madencilik’in Patara Bej Taşı NATO Zirvesi’nde Göz Kamaştırdı Haber

Ermaş Madencilik’in Patara Bej Taşı NATO Zirvesi’nde Göz Kamaştırdı

Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde bulunan kütüphane, sergi ve yemek alanlarında kullanılan Patara Bej, sıcak bej tonları, doğal damar yapısı ve sofistike görünümüyle mekânların mimari bütünlüğüne değer kattı. Doğadan aldığı eşsiz karakteri modern mimariyle buluşturan ürün, zarafetin ve sadeliğin güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkıyor. Patara Bej’in hikâyesi yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. Sınırlı rezervi ve özgün yapısı sayesinde dünyanın dört bir yanında seçkin projelerde tercih edilen bu özel doğal taş İzmir’deki Swissôtel projesinden Meksika’nın turizm merkezi Cancun’daki otellere, Boston’daki Wyndham Beacon Hill Hotel’den Singapur Havalimanı’na kadar birçok prestijli yapıda tercih edilen ürün; Amerika’daki Mormon Kilisesi projesinde, Abu Dabi’de, Florida’da ve çeşitli lüks konut ile otel yatırımlarında da kullanıldı. Mimarların ve yatırımcıların tercihinde ilk sıralarda yer alan Patara Bej, yalnızca estetik görünümüyle değil, aynı zamanda uzun ömürlü performansı ve doğal taşın sunduğu kalıcı değer ile de fark yaratıyor. Her plakasında doğanın milyonlarca yıllık izlerini taşıyan ürün, kullanıldığı projelere benzersiz bir kimlik kazandırıyor. Ermaş Madencilik’in 40 yılı alan doğal taş uzmanlığının önemli temsilcilerinden biri olan Patara Bej, bugün dünya liderlerinin ağırlandığı organizasyonlardan uluslararası otel zincirlerine, havalimanlarından seçkin yaşam alanlarına kadar uzanan geniş bir prestij ağı içinde yer alıyor. Türk doğal taşının dünya çapındaki başarı hikâyesini temsil eden Patara Bej, özgünlüğü, zarafeti ve doğal karakteriyle geleceğin prestij projelerinde de yer almaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı! Haber

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı!

Gastronomi ve Sinemanın Buluşması Kars’ta Festivalin ilk etkinliği öncesinde açılış konuşmasını gerçekleştiren Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Kurucu Direktörü Gülper Ergün, “Bu yola çıkarken, Anadolu'nun zengin kültürel mirasını gastronomi ekseninde sinemanın güçlü anlatım diliyle uluslararası arenaya taşıyıp, hak ettiği değeri dünya vitrininde buluşturmayı hedefledik. Tabii ki bu yolculuğu düşünürken en önemli lokasyonlarımızdan biri Kars'tı. Şu anda yakından keşfettiğimiz ve bulunduğumuz için çok mutlu olduğumuz bir lokasyondayız. Kars’ın katman katman bir kültürü ve kültürel mirası var. O yüzden bizim için çok anlamlı bir lokasyon. Buradan çok beslenerek gideceğimize inanıyoruz. Ve umuyoruz ki geçen nisan ayında Londra'da olduğu gibi Kars'ı değişik uluslararası lokasyonlarda da tanıtabilme şerefine nail oluruz.” dedi. İlk Gün Dolu Dolu Etkinliklerle Sürdü Festivalin ilk etkinliği olan “Gastro Sınıf: Mutfağın Vicdanı: Gastronomide Etik ve Sürdürülebilirlik”te Efe Çetin ve Yalçın İnam festival katılımcılarıyla buluştu. Efe Çetin, Kars gastronomisinin yalnızca kaz, gravyer ve diğer yöresel ürünlerden ibaret olmadığını, bu ürünlerin gerçek değerini doğru işleyen, doğru tanıtan ve hikâyesini misafirlere doğru şekilde aktaran şeflerin belirlediğini ifade etti. Çetin, Kars mutfağının en önemli unsurlarından birinin ise üreticilerin yıllara yayılan emeği, sabrı ve özverisi olduğunu vurguladı. Yalçın İnam ise festival fikrini ilk kez dört yıl önce duyduğunda büyük heyecan yaşadığını belirterek, "Festivalin birçok edisyonunda destekçi oldum. Kars'ta böyle bir organizasyonun hayata geçmesi için de elimden gelen katkıyı sundum. Kars'ı çok seviyorum ve böylesine kültürel bir etkinliği memleketimize kazandırmayı kendimize bir sorumluluk olarak gördük." dedi. Etkinliğin ardından UGFF Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi kapsamında “Salyangozun Yolculuğu, The Table ve Agop'un Kazı” belgesellerinin gösterimleri gerçekleştirildi. Günün bir diğer etkinliği olan UGFF Söyleşisi “Ustalık, Zanaat ve Hikâye: Bir Yemeği Kültüre Dönüştüren Nedir?” kapsamında ise Derya Oruçoğlu’nun moderatörlüğünde Cüneyt Asan, Hazer Amani, Suat Yılmaz ve Süleyman Tarakçı festival katılımcılarıyla bir araya geldi. Etkinlikte konuşan Suat Yılmaz, “Babamı kaybettikten sonra, dokuz kardeşli bir ailenin en büyük erkek çocuğu olarak sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldım; İstanbul'da mutfakta ve bulaşıkta başlayan yolculuğum, bugün Beylerbeyi ve Göztepe'de yaklaşık 22 yıldır hizmet veren iki restoranla devam ediyor. Biz yalnızca balık servis etmiyoruz; her tabağın bir hikaye taşıdığına inanıyor, Çıldır Gölü'nün balığını ve Kars'ın zengin gastronomi kültürünü misafirlerimizle buluşturmaktan büyük gurur duyuyoruz.” dedi. Cüneyt Asan ise “Her şey çocuklukta başlıyor. Hikayeniz yoksa hikaye olursunuz. Coğrafya kaderdir derler genel de değil mi? Aslında değiştirmezseniz kaderdir ama coğrafyanızı değiştirirseniz eğer kader olmaktan çıkar. Gerçek emektir, dünyanın en kutsal teri alın teridir. Yeterince koyduğunuzda hak olarak mutlaka size geri gelir. İşte bizdeki hikayede bu, biz mecburen hikaye yazmak zorunda olanlardanız. Bugün binlerce çocuk yetiştirdim, etle ilgili tüm devrimleri yaptım, sildim ve yeni baştan etin hikâyesini yazdım.” dedi. Hazer Amani de “Hayatınızda para harcayarak zengin olabileceğiniz tek şey tatil yapmak. Ama kültür tatili yapmak. Benim her yaptığım tatilde tamam bütün kazandığım parayı yaptığım bu tatillere, yaptığım bu gezilere ve seyahatlere harcadım. Ama her gittiğim ülkeden de her gittiğim şehirden de bir sürü şey kattım kendime. Onlar benim silahlarım oldu. Sırtımda onlara taşımaya başladım.” dedi. Süleyman Tarakçı ise “İnsanların yerleşik hayata geçtiği andan itibariyle yerine sahip çıkan, geliri koruyan, doğurgan olan ve yönetmen olan hep kadın oldu. Dolayısıyla yine bir bölge kalkınacaksa, yine bizim kadınımızın eliyle kalkınacağına inanıyorum. Yöresel mutfakların markalaşması ve sürdürülebilirliği, kültür emperyalizmine karşı bir dirençtir.” dedi. Kars’ta Söyleşilerle Dolu Bir Gün Festivalin ilk günü Singapurlu Mimar Kay Ngee Tan’ın gerçekleştirdiği “UGFF Söyleşi: Hikayeler Anlatan Mekanlar Tasarlamak” ile devam etti. Kay Ngee Tan, Kars’ta olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Orhan Pamuk’un Kar kitabını okuduğunu da belirten Tan, bundan yıllar önce Kars’ta Ani’ye geldiğini ve buranın doğal güzelliğinin kendisine birçok şey anlattığını söyledi. Tan, Singapur’un tarihi ve mimari yapısından örneklerle söz etti ve şu ana kadarki çalışmalara dair örnekler ile gelecek dönem planlarını aktardı. Tan ayrıca, mevcut olanı üzerinden değiştirip, kullanılabilir bir hale getirdiklerini söyledi. Festival, Taşkın Çağatay Yamen’in moderatörlüğünde Aliona Palazhchenko, Deniz Zeyrek’in katılımıyla gerçekleştirilen “UGFF Söyleşi: Sofradan Perdeye; Kars'ın Kültürel Hafızası” etkinliği ile sürdü. Aliona Palazhchenko, uzun süre önce Rusya’dan Türkiye’ye geldiğini ve Ankara’da yaşadığını belirtti. Palazhchenko, uzun yıllardır gazetecilik mesleğini devam ettirdiğini, Türkiye’de aynı zamanda kültür sanat alanına yöneldiğini belirtti. Kars’a ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Palazhchenko, yöresel lezzetlerle ilgili sürekli olarak yurt dışındaki arkadaşlarına bilgiler verdiğini ve bu lezzetleri aktardığını söyledi. Aliona Palazhchenko’dan sonra söz alan Deniz Zeyrek, “Benim aklımda sinemayla, yemek arasında bir bağlantı var. Her zaman bunu söylerim. Bir şehri tanımak istiyorsanız önce mutfağına bakın. Sonra hikayelerine bakın. O şehri daha iyi tanımak istiyorsanız yemeklerinin hikayesine bakın. Gerçekten de baktığımız zaman bizim kültürümüzde yemek sadece karın doyuran, açlığı gideren bir şey değil. Hepsi bir geçmişe, bir hikayesi ve bir anlamı var. İşte sinemada böyle bir şey.” dedi. Festivalde Sine Sınıf etkinlikleri kapsamında İnan Ercan’ın moderatörlüğünde, Ertuğrul Karslıoğlu, Faruk Hacıhafızoğlu ve Reis Çelik’in katılımlarıyla “Kars Filmleri Üzerine” etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Reis Çelik, “1973'ten beri belgesel yapmaya çalışıyorum. İlk yola çıktığım belgesellerin başında süregelen kültür geliyor. Kars geliyor. Neden Kars geliyor? Çünkü bir az önceki arkadaşlarımızın söylediği gibi bu coğrafya; tarihin, kültürün ve sanatın ciddi olarak birbirine geçtiği enteresan bir kent. Yani burada çekilen bütün filmlerin hepsi bana göre aynı zamanda belgesel.” dedi. Reis Çelik de Kars’ın çok farklı bir yapısının olduğunu vurguladı. Çelik, “Bana göre ki öyle de yemek kültürü, sanatı, müziği... Bir sadeleşme kültürü var burada. Çok şehirde rastlamayacağınız bir sadeleşme kültürü var. Bu kültürün bu kadar sadeleşmiş söylem konusunda da kendisini ifade etmek konusunda da Türkiye'den çok ayrılan bir özelliği var. Hikaye anlatma geleneği burada oldukça gelişmiş. Herhangi bir köylüde, herhangi bir sıradan bir insanda... Bir edebiyatçı gibi bakar olaya ve anlatmaya başlar. Biz tarlaya yoğurt götürüyorduk diye... Ne götürüyorsun diye sorduğun zaman... Evdeki olaydan başlar, yoğurdu oraya gelmesine... Gittiğinde neler olacağını hepsine çok güzel bir şekilde anlatır.” dedi. Faruk Hacıhafızoğlu ise: “Kars'ta film yapmak böyle bir şey oldu. Ama çok güzel oldu. Neden çok güzel oldu? Çünkü hiçbir şeyi esirgemedik Kars'ta. Yani Kars'ta 100 yıllık tarihin en azından ben 50 yıllık tarihime dair kimisinin ismini verdik, kimisinin türküsünü, kimisinin ezanını. Bir şehirde geçmişiyle beraber boşluk bıraktığımız bir şey kalmadı. O yüzden biz şehrin filmini yaptık. Hikayesini ona göre kurduk. Oyuncularda, şehrin kendisi bir karakter oldu. Çocukluk arkadaşlarım bir karakter oldu.” dedi. Festivalde ayrıca Rıza Sönmez’in yönetmenliğini üstlendiği "Orhan Pamuk'a Söylemeyin Kars'ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var" filminin gösterimi yapıldı. Gösterim sonrasında Sönmez, festival katılımcılarının sorularını yanıtladı. Filmde 130’dan fazla Kars’tan insanın oynadığını vurgulayan Sönmez, filmin isminde reklamcılık kalıplarını kullandıklarını, Orhan Pamuk’un isminin geçmesinin filme büyük katkı sunduğunu söyledi. Sönmez ayrıca filmde, Orhan Pamuk’un Kar ve Masumiyet Müzesi romanlarına göndermeler olduğunu söyledi. Festivalde ilk gün, Stephen Chbosky yönetmenliğini üstlendiği Nonnas (Büyükanneler Restoranı) filminin açık hava gösterimiyle son buldu. Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde Heyecan Devam Ediyor! Festivalin ikinci günü Boğatepe’de devam edecek. Festivalde ikinci gün kültürel miras, eğitim ve sinemayı buluşturan etkinlikler gerçekleştirilecek. Müze açılışları, belgesel gösterimleri, yönetmen söyleşileri ve eğitim odaklı panellerle bölgenin tarihi ve kültürel birikimi farklı yönleriyle değerlendirilecek. Günün sonunda ise Kars Merkez’de düzenlenecek açık hava gösterimiyle sinemaseverler bir araya gelecek. Festivalin son gününde katılımcılar, Ani’de düzenlenecek kültürel gezi programında bir araya gelecek. Tarihi mirasın yerinde deneyimleneceği programla festival, Kars’ın tarihini, gastronomisini ve sinema kültürünü bir araya getiren bütüncül bir deneyimle sona erecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Düzce'de Tarihi Yapıda Restorasyon Çalışmaları Hız Kesmeden Sürüyor Haber

Düzce'de Tarihi Yapıda Restorasyon Çalışmaları Hız Kesmeden Sürüyor

Akçakoca’da uzun yıllardır atıl durumda bulunan tarihi cezaevi binası, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün projesiyle bilginin ve kültürün yeni adresi olmaya hazırlanıyor. Özgün mimarisi korunarak kütüphane ve kafe olarak yeniden işlevlendirilecek tarihi yapıda restorasyon çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün vizyon projeleri arasında yer alan ve Akçakoca’da uzun yıllardır atıl durumda bulunan tarihi cezaevi binasının kütüphaneye dönüştürülmesi için başlatılan restorasyon çalışmaları aralıksız sürüyor. Kocaeli Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan proje kapsamında, tarihi dokusu ve özgün mimari kimliği titizlikle korunan yapı, kütüphane ve sosyal yaşam alanı olarak yeniden işlevlendiriliyor. Akçakoca Osmaniye Mahallesi’nde bulunan ve 340 metrekare kapalı alana sahip tarihi yapıda yürütülen restorasyon kapsamında, yapının iç duvarlarında yürütülen temizlik çalışmalarının yaklaşık yüzde 80’i tamamlanırken, temel altında tespit edilen boşlukların güçlendirilmesi amacıyla enjeksiyon uygulamasına başlandı. Temel altındaki iki kat sıva çalışması tamamlanırken, drenaj çukuru açılarak atıksu bağlantıları da gerçekleştirildi. Yapının uzun yıllar güvenli şekilde hizmet verebilmesi amacıyla enjeksiyon çalışmalarının ardından yalıtım uygulamalarına geçildi. Borulama işlemlerinin tamamlanmasının ardından mıcır altına toprak serimi gerçekleştirilecek. Çevre düzenleme kapsamında yapı çevresinde zemin tesviyesi yapılırken, güvenlik amacıyla kamera sistemleri de kuruldu. Tarihi yapının çatı bölümündeki temizlik çalışmaları ise aralıksız devam ediyor. Tamamlandığında kütüphane ve kafe olarak hizmet verecek binada; bireysel ve grup çalışma alanları, okuma salonları, kitaplık bölümleri, sergi odası ile farklı yaş gruplarına hitap edecek sosyal alanlar yer alacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savunma Sanayisinde Büyüyen Yatırımlar Yeni Projeleri Beraberinde Getiriyor Haber

Savunma Sanayisinde Büyüyen Yatırımlar Yeni Projeleri Beraberinde Getiriyor

Savunma sanayisinde faaliyet gösteren, Türkiye’nin önde gelen kuruluşları arasında yer alan bir şirketle imzalanan sözleşme kapsamında Sintek Heavy Industries; inşaat, mimari, mekanik, elektrik ve havalandırma işlerinden oluşan taahhüdünü anahtar teslim olarak üstlenecek. 14 ayda tamamlanması planlanan proje, savunma sanayisine yönelik yeni teknoloji yatırımının altyapısına katkı sağlayacak. Yüksek mühendislik disiplini, endüstriyel tesis deneyimi ve güçlü saha uygulama kabiliyetiyle faaliyetlerini sürdüren Sintek Heavy Industries, bu projeyle birlikte stratejik sektörlerdeki konumunu daha da pekiştiriyor. Şirket, Türkiye’de geliştirdiği mühendislik ve taahhüt birikimini; yüksek hassasiyet, güçlü proje yönetimi ve disiplinler arası koordinasyon gerektiren savunma sanayi yatırımlarına taşıyarak, yüksek katma değerli alanlarda çözüm ortağı olma hedefini güçlendiriyor. SAVUNMA SANAYİ YATIRIMLARINDA YENİ SÖZLEŞME Haziran ayı sonu itibarıyla, ülkemizin önde gelen savunma sanayi kuruluşlarından biriyle yeni teknoloji yatırımı kapsamında sözleşme imzalayan Sintek Heavy Industries, 14 ay içerisinde tamamlanması planlanan projeyle Türkiye'nin gelişmekte olan savunma sanayisine katkı sunmayı hedefliyor. Şirket; inşaat, mimari, mekanik, elektrik ve havalandırma işlerinden oluşan taahhüdünü anahtar teslim olarak hayata geçirecek. SİNTEK HEAVY INDUSTRIES SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ VARLIĞINI GÜÇLENDİRİYOR Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Sintek Heavy Industries Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özkan, "Savunma sanayisi yalnızca üretim kapasitesiyle değil; mühendislik yetkinliği, kalite standartları, zaman yönetimi ve disiplinler arası koordinasyon açısından da yüksek uzmanlık gerektiren stratejik alanların başında geliyor. Farklı sektörlerde edindiğimiz mühendislik, uygulama ve taahhüt deneyimini, savunma sanayisindeki bu projeyle birlikte stratejik yatırımlara aktarıyoruz. Özellikle yüksek hassasiyet gerektiren yatırımlarda; inşaat, mekanik ve elektrik altyapılarını eş zamanlı planlayabilen ve uygulayabilen, anahtar teslim proje yönetimi gerçekleştirebilen bir yapıya sahibiz. Türkiye'de büyüyen savunma sanayisi ekosisteminin ihtiyaç duyduğu yeni yatırım ve altyapı projelerinde yer almayı, yüksek katma değerli alanlarda çözüm ortağı olmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde de mühendislik gücümüzü, proje yönetimi kabiliyetimizi ve uluslararası uygulama deneyimimizi savunma sanayisi başta olmak üzere stratejik sektörlerde üstleneceğimiz yeni projelerle büyütmeyi sürdüreceğiz" ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı Haber

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı

Tarihi mihrabındaki orijinal çinilerden, tavanındaki çıtakariye, kapı tokmağındaki kandillerden müteşekkil selvi ağacı formundaki müsenna besmele motifinden taç kapısında hattat Davut Bektaş’ın elinden çıkma hat yazısına kadar her detayı özgün tekniklerle yenilenen tarihî mabet, dört asırlık hafızasını geleceğe taşıyor. İstanbul Boğazı’nın tarihî ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Kandilli Camii, 6 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. 1751 yılında Sultan Mahmud-u Evvel tarafından inşa ettirilen, tarihi dört asır öncesine uzanan mabet, iki yıllık titiz bir çalışmanın sonunda özgün görünümüne kavuşarak cemaatine kavuştu. Caminin yeniden cemaatle buluşması, İstanbullular, semt sakinleri ve restorasyona emek verenler açısından duygulu anlara sahne oldu. Boğaz’ın “kandilli” semtinde dört asırlık bir hikâye Kandilli semtinin tarihi, Sultan IV. Murad döneminde bölgede oluşturulan saray yerleşimine kadar uzanıyor. Semtin adının kökenine ilişkin iki rivayet anlatılıyor: ilkine göre, IV. Murad’ın Revan Seferi öncesi bu çevrede yaptırdığı sarayda dünyaya gelen şehzade için yedi gece boyunca “kandil alayları” düzenlenmiş ve bölge bu nedenle Kandilli olarak anılmaya başlanmış. Diğer rivayete göre ise padişahların Göksu’dan dönüşlerinde sahil boyunca yakılan kandiller semte adını vermiş. Bugünkü caminin temelini oluşturan yapı, Sultan I. Mahmud döneminde 1751 yılında, çevredeki sarayla birlikte ihya edildi. I. Mahmud aynı dönemde bölgeye bir hamam ve çeşme kazandırdı, bazı arazileri halka tahsis ederek burada “Nevabat” adıyla yeni bir yerleşim kurdu. Cami, 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid döneminde de onarım gördü; arşiv belgeleri ve eski fotoğraflar, yapının o dönemde ahşap ve fevkani (üst katlı) bir cami olduğunu gösteriyor. Boğaz kıyısındaki konumu nedeniyle 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki yangın ve patlamalardan etkilenen ahşap yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen kül oldu. Cami, 1929–1931 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Cephe düzenlemeleriyle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın (Millî Mimari Rönesansı) izlerini taşıyan yapı, ahşap çatılı ve kâgir kurgusuyla Boğaz hattının karakteristik dinî mimarisinin nadir örnekleri arasında yer alıyor. İki yıllık restorasyon: rölöveden güçlendirmeye Yıllar içinde yapı üzerinde oluşan deformasyonlar, yüzey bozulmaları ve sonradan eklenen muhdes unsurlar kapsamlı bir restorasyonu zorunlu kılmıştı. 2024’te başlayan çalışmalarda önce caminin mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapıldı ve rölöve çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap ögeler, çıtakari tavan süslemeleri, kalemişleri ve çini detaylar özgün dokuya uygun biçimde elden geçirildi. Çalışmalar kapsamında çıtakari tavan restorasyonu yaklaşık üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva raspası 45 gün, yapının güçlendirilmesi yaklaşık üç ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü. Kalemiş süslemeleri, renk raspasıyla özgün rengine ulaşılarak aslına uygun şekilde yeniden ortaya çıkarıldı. Mihrap çinileri 1600’lerin tekniğiyle yeniden üretildi Caminin en dikkat çekici bölümü olan mihrapta, her iki yanda yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimi olduğu ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıttığı belirtiliyor. Üst bölümdeki İznik çinilerinin ise 1961 yılında, Yemen Fatihi Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki bir mescidinden buraya nakledildiği kaynaklarda aktarılıyor. Mihrabın bir örneği Tekfur Sarayında hala muhafaza ediliyor. Mihraptaki kitabede Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayetine yer alıyor. Restorasyon sırasında, mihrabın çini panolarında bazı bölümlerin geçmişte söküldüğü ve yerlerine cam takıldığı tespit edildi. Eksik karolar, 1600’lü yılların geleneksel üretim tekniklerine uygun olarak atölye fırınlarında yeniden üretilerek özgün yerlerine montajlandı; mevcut çinilerde ise geleneksel kalemişi tamamlama uygulamaları yapıldı. Caminin minare alemleri ile minber üzerindeki bakır bölümlerde geleneksel yöntemlerle altın varak uygulamaları gerçekleştirildi. Mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının hazırlanması hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından üstlenildi. Taç kapıya, hattat Davut Bektaş imzasıyla Bakara suresi’nin 127. Ayeti işlendi. Restorasyon sırasında cami avlusunda ve girişindeki işgaller kaldırıldı ve çevre duvarıyla camii güvene alındı. Aynı zamanda camii de eksik olan abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi. Kapı tokmağında selvi ve kandil motifi Restorasyonun en özgün dokunuşlarından biri, semtin adına gönderme yapan kapı tokmağında hayat buldu. Müsenna besmeleler, üst üste yerleştirilen üç kandilden müteşekkil ve selvi ağacını andıran Kandilli Camii’ne özgün bir istife dönüştürüldü ve kapı tokmağı ile minber örtüsünde kullanıldı. Tasarımı hattat Levent Karaduman’a ait olan tokmaktan ayrıca 70 tane daha üretildi ve “camii tokmağının kaybolması halinde camiide kullanılmak üzere getirilmek üzere” Müminlere emanet edilecek. Bu tasarımın esin kaynağı, Osmanlı döneminde Kandilli’nin selvi ağaçlarına asılan ve Boğaz’dan geçen kayıklara yol gösteren kandiller. Aynı istif, caminin avlusundaki ferforjelerde de kullanıldı. Tarihî hafızanın korunması Restorasyon sürecinde yalnızca fiziksel yenileme değil, yapının tarihsel hafızasının korunması da hedeflendi. Ayhan Ailesi’nin katkılarıyla yürütülen iki yıllık çalışmaların ardından mabet özgün görünümüne kavuşturularak Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. Dört asırlık geçmişe sahip caminin cemaatle yeniden buluşması, Boğaziçi’nin manevi dokusuna kazandırılan değerli bir miras olarak değerlendiriliyor. Tüm İstanbulluların, İstanbul’a özgü yalı camiilerinden tekrar hayata geçen bu güzel camiiyi ziyaret etmesiyle camii daha da şenlenecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hitachi Rail, Seibu’nun “vies” Lüks Restoran Trenini Üretecek: 2028’de Hizmete Giriyor Haber

Hitachi Rail, Seibu’nun “vies” Lüks Restoran Trenini Üretecek: 2028’de Hizmete Giriyor

Hitachi Rail, Japonya’nın önde gelen demiryolu şirketlerinden Seibu Railway için geliştirilen yeni restoran treni “Fine Dining Train vies”in üretimini üstleneceğini duyurdu. Premium seyahat deneyimi sunacak trenin Mart 2028’de hizmete girmesi planlanıyor. Seibu Railway tarafından geliştirilen projede trenin isim ve logo tasarımı da netleşti. “vies” adı verilen tren, yolculuk ile üst düzey gastronomi deneyimini bir araya getiren özel bir konsept sunacak. Yeni tren, Seibu Railway’in 2016 yılından bu yana hizmet veren restoran treni “Fifty Two Seats of Happiness” konseptinin geliştirilmiş bir versiyonu olacak. Bu proje ile daha rafine, daha özel ve daha lüks bir seyahat deneyimi hedefleniyor. “vies” treninin tasarımı, Seibu’nun amiral gemisi olan ve 2019 yılında hizmete giren Laview ekspres trenine dayanacak. Hitachi Rail, Laview projesinde elde ettiği mühendislik ve tasarım deneyimini bu yeni projeye aktaracak. Trende geniş panoramik camlar, ferah iç mekan tasarımı ve doğayla uyumlu mimari anlayış ön plana çıkacak. Aynı zamanda yolcu konforunu artıran ileri teknoloji sistemler de kullanılacak. Hitachi Rail sadece tren üretimiyle sınırlı kalmayacak; güvenli, stabil ve konforlu işletimi sağlayan kontrol ve sistem teknolojileriyle de projeye katkı sunacak. Bu sayede yolculuk ve gastronomi deneyimi üst düzeyde birleştirilecek. Trenin adı olan “vies”, Fransızca “yaşam” anlamına gelen “vie” kelimesinin çoğul hali olarak seçildi. Bu isim, doğaya ve yaşama duyulan saygıyı temsil ederken, yolcuların deneyimini zenginleştirme amacını da yansıtıyor. Ayrıca kelimenin tersten okunuşunun “Seibu” olması, isim ile marka arasında özel bir bağ kuruyor. Logo tasarımında ise trenin formunu temsil eden organik çizgiler ve yaşam kavramı öne çıkarılıyor. Tasarım, hızdan çok konfor ve deneyim odaklı bir yolculuğu simgeliyor. Seibu Railway, restoran trenleri konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip. 2016 yılında hizmete giren “Fifty Two Seats of Happiness” treni, mimar Kengo Kuma tarafından tasarlanmış ve bölgenin doğal ve kültürel dokusundan ilham alınarak geliştirilmişti. Yeni “vies” treni de bu deneyimi daha ileri taşıyarak, demiryolu seyahatinde gastronomi ve lüks deneyimi bir araya getiren yeni bir standart oluşturmayı hedefliyor. Fine Dining Train “vies”in Mart 2028’de hizmete girmesi planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.