Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mimari

Kapsül Haber Ajansı - Mimari haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mimari haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Borusan Contemporary’de Sanat, Doğa ve Bilim Dolu Atölyeler Haber

Borusan Contemporary’de Sanat, Doğa ve Bilim Dolu Atölyeler

Borusan Contemporary, minik sanatseverlerin baharı karşıladığı bu dönemde, yaratıcılıklarını keşfetmelerini sağlayacak zengin bir atölye programı hazırladı. 1, 8, 14, 15 ve 28 Mart tarihlerinde Perili Köşk’te düzenlenecek atölyelerde 4-6, 6-9 ve 8-12 yaş aralığındaki çocuklar; fotoğraf, mimari, ekoloji ve dışavurumcu oyun disiplinleriyle tanışma fırsatı buluyor. 1 Mart Pazar: Doğayla bağ kuran tasarımlar Mart ayı programı, atölyepikolo işbirliğiyle 1 Mart Pazar günü başlıyor. Saat 12.00’de 4-6 yaş grubu çocuklar ve ebeveynleri için düzenlenecek “Güvenli Yerim, Benim Ormanım” atölyesinde, Edward Burtynsky’nin doğa temalı fotoğrafları inceleniyor ve çocukların kendilerini mutlu hissettikleri üç boyutlu orman dioramaları tasarlanıyor. Saat 14.00’te 6-9 yaş arası çocuklar için gerçekleşecek “Bahara Açılan Pencere” atölyesinde ise çocuklar, sergideki “Doğa” bölümünden ilhamla karışık medya tekniğini kullanarak doğanın uyanışını betimleyen bahar manzaraları üretiyor. 8 Mart Pazar: İklim farkındalığı ve kuşbakışı keşif Borusan Contemporary ve Yuvam Dünya Derneği işbirliğinde 8 Mart Pazar günü gerçekleşecek atölyeler, 8-12 yaş arası çocuklara odaklanıyor. Saat 11.00’deki “Kuş Gözlemcisiyim” atölyesi, çocukları Burtynsky’nin fotoğraflarında gördükleri değişen coğrafyalara kuşların perspektifinden bakmaya çağırıyor. Oyun temelli ve interaktif gerçekleşecek bu atölye sonunda katılımcılara kuş gözlemcisi rozeti veriliyor. Saat 12.30’da başlayacak “Enerji Koruyucusu Atölyesi”nde ise çocuklar, yenilenebilir enerji kaynaklarını tartışarak temiz enerjiyle çalışan bir ev maketi tasarlıyor. 14 Mart Cumartesi: Hikâye Evi ile dışavurumcu oyun Borusan Hikâye Evi eğitmeni Dr. Bahar Gürey rehberliğinde 14 Mart Cumartesi günü gerçekleşecek atölyeler, çocukların duygu ve beden farkındalığına odaklanıyor. Saat 11.00’de 4-6 yaş arası çocuklar ve ebeveynleri için düzenlenen “Ormanın Kapısını Kim Çaldı?” atölyesinde, dışavurumcu oyun yöntemi, Orff-Schulwerk yaklaşımı ve bilinçli farkındalık birlikte kullanılıyor. Saat 12.45’te 6-8 yaş arası çocuklar için tasarlanan “Suya Bakan Basamak!” atölyesinde ise çocuklar, Hindistan’daki basamaklı kuyulardan ve Escher’in çizimlerinden ilhamla suyun, dengenin ve mimarinin dünyasını keşfediyor. 15 Mart Pazar: Işık, gölge ve mimari 15 Mart Pazar günü atölyepikolo yürütücülüğünde devam eden programda, saat 12.00’de 6-8 yaş arası çocuklar için “Biraz Daha Işık” atölyesi düzenleniyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndaki Erwin Redl eserinden yola çıkan çocuklar, kendi ışık kutularını tasarlıyor. Saat 14.00’te 8-12 yaş arası çocuklar için gerçekleşecek “Bu Basamaklar Nereye İniyor?” atölyesinde ise Edward Burtynsky’nin “Su ve Tuz” serisi incelenerek geometrik formlarla kuyu maketleri üretiliyor. 28 Mart Cumartesi: Ormanın sırları ve yeraltı yolculuğu Mart ayının son etkinlikleri Borusan Hikâye Evi tarafından 28 Mart Cumartesi günü gerçekleştiriliyor. Saat 11.00’de 4-6 yaş arası çocuklar ve ebeveynleri “Yeşil Paltonun Sırrı” atölyesinde masal torbası, müzik ve hareket eşliğinde bir orman ekosistemini canlandırıp teraryumlar tasarlıyor. Saat 12.45’te 6-8 yaş arası çocuklar için düzenlenecek “Sessiz Ama Kıpır Kıpır” atölyesi ise çocukları bir madenin katmanlı yapısını ve yeraltının gizemli dünyasını dışavurumcu oyun ve dansla keşfetmeye yönlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Equine Design Studio Turizm Sektörüne Binicilik Deneyimi Katıyor Haber

Equine Design Studio Turizm Sektörüne Binicilik Deneyimi Katıyor

Equine Design Studio, doğru planlama ve tasarımla binicilik alanlarının hem yatırımcı hem de ziyaretçi için güçlü bir çekim noktası sunduğuna dikkat çekiyor. Mimar Kaan Alkan liderliğinde, atlı spor kulüpleri ve hara tasarımları konularında uzmanlaşan Equine Design Studio, turizm sektöründe giderek daha fazla önem kazanan binicilik tesislerini, konaklama deneyimini zenginleştiren ve destinasyonlara özgün bir kimlik kazandıran alanlar olarak ele alıyor. Deneyim odaklı turizm anlayışının güçlenmesiyle birlikte binicilik, yalnızca bir aktivite değil; doğa, kültür ve mimariyle bütünleşen nitelikli bir deneyim unsuru olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin binicilik turizmi açısından son derece yüksek bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Equine Design Studio, mevcut tesislerin sayısı ve niteliklerinin bu potansiyeli karşılamakta yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Kapadokya gibi dünyada eşi benzeri olmayan destinasyonlarda dahi binicilik faaliyetlerinin, doğru planlanmış rotalar ve entegre tesis çözümleriyle desteklenememesi bu alanın gelişimini sınırlandırıyor, ancak doğru planlama yapılan örneklerde, binicilik tesisleri hem yatırımcıya değer katıyor hem de destinasyon için güçlü bir çekim noktası oluşturuyor. Binicilik alanlarının otel ve resort projeleri içinde konumlanması, konaklama süresini uzatan ve misafirlere daha kapsamlı bir deneyim sunan önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor. Özellikle yabancı turistler için binicilik, doğayla temas eden, bölgenin kültürel ve tarihi katmanlarını keşfetmeye olanak tanıyan özel bir deneyim sunuyor. Ailelerin birlikte katılabileceği bir spor ve rekreasyon alternatifi olması da bu tesislerin tercih edilebilirliğini artırıyor. Equine Design Studio’ya göre yalnızca sportif amaçla tasarlanan şehir içi manejler ile turizm merkezleri içinde konumlanan binicilik tesisleri arasında belirgin farklar bulunuyor. Turizm yapılarıyla entegre edilen manej ve hara alanları, binişi kapalı bir alan etkinliğinin ötesine taşıyarak doğa ve çevreyle bütünleşen uzun rotalar ve keşif deneyimleri sunuyor. Bu yaklaşım, atlı gezileri sadece bir spor değil, bölgenin doğal ve kültürel mirasını deneyimleme biçimi haline getiriyor. Her projede özgün bir tasarım dili benimseyen Equine Design Studio, belirli bir şablon yerine bulunduğu coğrafyanın doğal, kültürel ve mimari verilerini merkeze alıyor. Yerel malzemelerin kullanımı, arazi yapısına duyarlı yerleşim kararları ve çevreyle uyumlu çözümler, binicilik tesislerinin hem otel konseptiyle hem de çevresiyle bütünleşmesini sağlıyor. Tasarım sürecinde öncelik her zaman atların sağlığı ve refahı olarak tanımlanıyor. Güvenli biniş alanları, doğru sirkülasyon kurgusu, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve işletme kolaylığı, Equine Design Studio’nun projelerinde belirleyici kriterler arasında yer alıyor. Stüdyo, binicilik tesislerinde “lüks” kavramından ziyade, uzun ömürlü, doğal ve çevreyle uyumlu çözümlerle konfor ve sürdürülebilirliği odağa alıyor. Equine Design Studio, doğru planlama ve mimari yaklaşımla ele alınan binicilik tesislerinin, turizm sektöründe destinasyonları farklılaştıran ve ziyaretçilere kalıcı bir deneyim sunan güçlü mekanlar olarak gelecekte çok daha önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mimarlık ve Yaşam Söyleşileri'nde Sezonun İlk Konuğu Dr. Murat Sav Oldu! Haber

Mimarlık ve Yaşam Söyleşileri'nde Sezonun İlk Konuğu Dr. Murat Sav Oldu!

Sezonun ilk Mimarlık ve Yaşam programında “Koruma Yaklaşımları Odağında İstanbul’un Bizans Mimari Mirası” konusu ele alındı. Dr. Murat Sav’ın konuk olduğu Mimarlık ve Yaşam programının “Koruma Yaklaşımları Odağında İstanbul’un Bizans Mimari Mirası” alt başlıklı söyleşisi gerçekleşti. Dr. Murat Sav, çok katmanlı Bizans yapıları ve onları koruma yaklaşımları ile ilgili bilgilerini dinleyicilerle paylaştı. “20. yüzyılın ikinci yarısındaki onarımlarda romantik yaklaşımların etkisi var.” Dr. Murat Sav, İstanbul’daki Bizans yapılarını koruma yaklaşımlarının tarihine dair bilgi verdi: “1955 yılında İstanbul Uluslararası Bizans Tetkikleri Kongresi düzenleniyor. Bu nedenle Bizans yapıları o dönemde tekrar elden geçiriliyor. Küçük veya orta çaplı onarımlar yapılıyor. 20. yüzyılın ikinci yarısında romantik yaklaşımların etkisinde onarılan yapılar vardır ayrıca. Tüm yapıların 20. yüzyıl onarım müdahalelerini etüt etmek amacıyla yaklaşık yüz dosya karıştırdım. Orada yapılan işler neydi, o dosyalar vasıtasıyla gördüm. Aldığım görevler nedeniyle bunları yapılar üzerinden okuma şansım oldu.” “Restorasyonun en büyük amacı, yapının sürekliliğinin sağlanması.” Dr. Murat Sav, konuşmasının sonunda restorasyonla ilgili bazı önerilerde bulundu: “Restorasyonun en büyük amacı, yapının sürekliliğinin sağlanması. Yapının plastik özelliklerini, dönem verilerini, pitoresk görünümüne yol açan arkeolojik değerlerini muhafaza edecek şekilde eski eserleri genel bir yaklaşımla korumak gerekli. İstanbul’da günümüze ulaşmayan Roma öncesi yapılar geri gelmeyecek. Elimizdeki çok az sayıda Roma ve Bizans yapılarının yanı sıra elbette ki bu yapılardaki Osmanlı karakterlerini koruyarak, gelecek nesillere aktarımı sağlanmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

5G’deki 5 Kritik Güvenlik Riski ve Korunma Yöntemleri Haber

5G’deki 5 Kritik Güvenlik Riski ve Korunma Yöntemleri

Ancak bu yeni nesil bağlantı hızı, siber saldırganlar için de benzeri görülmemiş fırsatlar yaratıyor. 5G'nin getirdiği mimari değişikliklerin, siber güvenlikte ezberleri bozduğunu belirten Bitdefender Antivirüs Türkiye distribütörü Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, kullanıcıları ve kurumları yeni tehdit dalgasına karşı uyarıyor. 5G’ye geçiş herkesi heyecanlandırıyor olsa da 5G’nin getirdiği mimari değişiklikler siber güvenlikte yeni tehditlere yol açıyor. Bu yeni tehdit algısının temelinde, 5G'nin 4G'den mimari olarak tamamen farklılaşması yatıyor. 4G ağları, tüm trafiğin denetlendiği merkezi bir "çekirdek" yapıya dayanırken, 5G "yazılım tanımlı ağ" (SDN) ve "uç bilişim" (edge computing) gibi dağınık teknolojiler üzerine kurulu. Bu yeni mimari, verinin merkezi bir sunucuya gitmek yerine kullanıcıya daha yakın noktalarda işlenmesine olanak tanıyarak gecikmeyi (latency) rekor seviyelere düşürüyor. Ancak bu esneklik, güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. Merkezi bir kale duvarı yerine, saldırganların hedef alabileceği binlerce küçük ve potansiyel olarak güvensiz "uç" nokta yaratılmış oluyor. 5G'nin asıl amacı olan ve milyarlarca cihazı (mIoT) ağa bağlama kapasitesi de bu riski katlıyor, çünkü bu cihazların çoğu, güvenlik öncelikli olarak tasarlanmadı, kolayca ele geçirilebilirler ve güncellenmeleri neredeyse imkânsız. Bu durum, siber suçlulara, düşük güvenlikli bir akıllı sensör üzerinden sızıp aynı ağı paylaşan kritik kurumsal sistemlere veya kişisel verilere ulaşmak için daha önce hiç sahip olmadıkları bir saldırı alanı sunuyor. 5G Hızlı İnternetin Ötesinde 5G'nin sadece 4G'nin daha hızlı bir versiyonu olmadığını, temelden farklı bir teknoloji olduğunu vurgulayan Bitdefender Türkiye distribütörü Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, "5G, daha hızlı internetin ötesinde, milyarlarca cihazı birbirine bağlayacak bir devrim. Ancak bu devrim, saldırı yüzeyini de katlanarak büyütüyor. 4G'nin merkezi güvenlik duvarlarının aksine, 5G'nin yazılım tabanlı ve merkezi olmayan yapısı, bilgisayar korsanlarına sızmak için çok daha fazla kapı açıyor. Kullanıcıların ve şirketlerin 'hız' heyecanına kapılıp 'güvenlik' faktörünü göz ardı etme lüksü yok." ifadelerinde bulunuyor. 5G Ekosistemindeki 5 Kritik Risk ve Korunma Yöntemleri Alev Akkoyunlu, 5G teknolojisinin getirdiği en kritik 5 siber güvenlik riskini ve bunlara karşı alınması gereken eyleme geçirilebilir önlemleri şöyle sıralıyor: 1. Milyarlarca Güvensiz IoT Cihazı: 5G, güvenlik standardı zayıf olan milyarlarca akıllı cihazı (kamera, sensör vb.) ağa bağlayarak saldırı yüzeyini ciddi ölçüde artıracak. Bu riski azaltmak için, bu cihazların varsayılan yönetici şifreleri mutlaka değiştirilmeli ve ana ağdan ayrılmaları için bir "Misafir Ağı" (Guest Network) kullanılmalıdır. 2. "Ağ Dilimleme" (Network Slicing) Risk: Saldırganlar, 5G'nin sanal ağ "dilimlerinden" en güvensiz olanını (örn. sensör ağı) kullanarak daha kritik dilimlere (örn. kurumsal veriler) sızabilir. Buna karşı korunmak için, kurumlar "Sıfır Güven" (Zero Trust) mimarisini benimsemeli ve Bitdefender Mobile Security gibi, şüpheli aktiviteleri ve kötü amaçlı kodları tespit edebilen ödüllü bir mobil güvenlik çözümü kullanmalıdır. 3. Azalan Görünürlük (Gölge 5G): Çalışanların 5G'yi ofis Wi-Fi'ı yerine kullanması, bu trafiği kurumsal denetimin (VPN, Firewall) dışına çıkarır ve "gölge" bir risk alanı yaratır. Bu görünmez tehdide karşı, şirketler uç nokta (endpoint) korumasını güçlendirmeli, bireysel kullanıcılar ise 5G'de hassas işlemler yaparken mutlaka VPN kullanmalıdır. 4. Daha Hızlı Siber Saldırılar: 5G'nin hızı, saldırganların da en büyük silahıdır. Bu hızla çok daha büyük hacimli DDoS saldırıları düzenlenebilir ve botnet'ler rekor sürede yayılabilir. Bu hızdaki saldırılara ayak uydurabilmek için, yapay zeka ve davranışsal analiz kullanan, proaktif tehdit avı yapan gelişmiş güvenlik çözümleri şarttır. 5. Yazılım Bağımlılığı ve Tedarik Zinciri Açıkları: Donanımdan çok yazılıma (SDN) dayalı olan 5G, tedarik zinciri saldırılarına ve yazılım açıklarına karşı daha savunmasızdır. Tek bir altyapı açığı milyonlarca kullanıcıyı etkileyebilir. Bu zafiyete karşı, tüm 5G destekli cihazların (telefon, modem vb.) daima en güncel yazılım yamalarını alması ve güncellemelerin asla ertelenmemesi gerekir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisine Çağdaş Dokunuş Haber

Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisine Çağdaş Dokunuş

Bugüne kadar farklı sektörlerdeki işverenleri için Türkiye'deki birçok şehirde ve yurt dışında mimari tasarım, proje ve uygulama alanlarında hizmet veren, mimarlık alanında işlevsel tasarımlar ve uygun maliyetli çözümler üreten Mimar Zafer Karoğlu ve Mimar Esen Akyar liderliğindeki IGLO Architects, Ayazağa’da güncel  ihtiyaçlara yönelik bir yeniden işlevlendirme projesi olan Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisi’ni tasarladı. Geçmişte güçlü bir sanayi merkezi olarak bilinen Ayazağa, son yıllarda artan ofis ve konut gelişimleriyle yeni bir kimlik kazanmaya devam ediyor. Bu dönüşüm sürecinde, Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisi, bölgenin endüstriyel mirasını hatırlatan çarpıcı bir yeniden işlevlendirme projesi olarak dikkat çekiyor. Başlangıçta tekstil sektörüne hizmet vermek üzere inşa edilen mevcut yapı, kapsamlı yenileme çalışmalarıyla gıda işleme sektörüne uygun hale getirildi. Bu dönüşümde temel hedef, yapıya minimum müdahale ile gıda sektörünün gerektirdiği yüksek hijyen standartlarına uygun bir üretim tesisi oluşturmak oldu. Yapının cephesinde kullanılan endüstriyel malzemeler, Ayazağa'da artan konut ve ofis dokusu içerisinde dikkat çekmesini sağlarken, aynı zamanda tesisin sanayi kimliğini öne çıkarıyor. Sanayi kökenini kaybetmeden bölgenin dönüşümüne uyum sağlayan Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisi, endüstriyel kimliği görünür kılan bir mimari unsur görevi üstleniyor.  Tesisin tasarımında, çevredeki sınırlı açık alanlar önemli bir kriter olarak ele alınıyor. Sevkiyat ve mal kabul işlemlerinin ana yol üzerinde konumlandırılması sayesinde araç giriş-çıkışları rahatlatılırken, yükleme boşlukları etkin bir şekilde optimize ediliyor. Bu fonksiyonel çözümler, yoğun saatlerde dahi operasyonel süreçlerin sorunsuz işlemesine imkân tanıyor. Tesisin kullanıcı ve ziyaretçi girişleri daha sakin ancak bir yandan dikkat çekici olabilmesi için Ayazağa Deresi kıyısında konumlandırılmış. Bu stratejik yaklaşım, operasyonel süreçlerden izole edilmiş huzurlu bir alan yaratarak, tesisin doğal çevre ile olan ilişkisini güçlendiriyor. Bu sayede Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisi, ziyaretçiler ve kullanıcılar için daha keyifli ve konforlu bir deneyim sunuyor.  Iglo Architects, yapının dönüşüm sürecinde mevcut taşıyıcı sistem ve yapı kabuğunu büyük ölçüde koruyarak, hem maliyet verimliliği sağlamış hem de yapının sanayi kimliğini devam ettirebilmesini mümkün kılıyor. Gıda işleme tesislerinde aranan yüksek hijyen standartlarıyla uyumlu olarak iç mekanın zemin, duvar ve tavan kaplamalarında, sağlık ve güvenli üretim gerekliliklerini karşılayan ve kolay temizlenebilir, kimyasal direnci yüksek, antibakteriyel özellikler taşıyan malzemeler kullanıldı. Projeye entegre edilen havalandırma ve iklimlendirme sistemleri, havadaki partikül yoğunluğunu en aza indirgemek için özel filtreleme sistemleri ile donatıldı. Bu HVAC sistemi, sürekli temiz hava akışı sağlayarak gıda işleme tesislerinin hijyen koşullarını eksiksiz bir şekilde karşılayacak şekilde tasarlanırken, üretim alanlarında çalışanlar için hijyen geçiş alanları, giyinme odaları ve steril çalışma alanları da oluşturuluyor.  Backhaus Üretim ve Yönetim Tesisi’nde yer alan yatakhane ve ortak alanlar, tesisin 24 saat çalışmasıyla beraber vardiyalı çalışan personelin dinlenme ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlandı. Bu sayede çalışanların verimli dinlenme alanlarına erişimi sağlanırken, işlevsel ve konforlu bir çalışma ortamı oluşturulmuş. Tesisin idari katında yer alan çatı ışıklığı, doğal ışığın mekâna derinlemesine nüfuz etmesini sağlayarak iç tasarımın karakterini belirleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Çatıdan gelen ışık, gün boyu değişen ışık oyunlarıyla mekâna dinamizm kazandırırken, ferahlık ve açıklık hissini güçlendiriyor. Bu ışıklık, "iç sokak" olarak adlandırılan ve çalışanlar ile ziyaretçiler için bir toplanma, etkileşim ve dinlenme alanı işlevi gören merkezi bir mekânın oluşumuna katkı sağlıyor. Ofislerin ve toplantı alanlarının çevresinde konumlandığı bu iç sokak, idari katın dolaşım ekseni olarak kurgulanmış. Kullanıcıların kolayca yön bulabileceği ve farklı birimlerin etkileşime geçebileceği bu ortak alan, kısa molalar ve sosyal iletişim için ideal bir ortam sunuyor. Çatı ışıklığı ise bu benzersiz alanın ruhunu ve estetik kimliğini tanımlayan en önemli tasarım öğesi olarak dikkat çekiyor. 

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.