Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Modernleşme

Kapsül Haber Ajansı - Modernleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Modernleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kopya İntiharlara Dikkat! Haber

Kopya İntiharlara Dikkat!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi. Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu. İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi. Kopya intiharlara dikkat! Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli” Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti. “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı. “Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli” Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi. “İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor” Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun” “Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi. “İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız” Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı. İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi. “Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor” Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti. İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı. “Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli” Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi. “Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz” Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi. Beşir Fuad vakasına dikkat çekti Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi. Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti. “Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil” Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi… İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi. Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti. Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi. “Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz” Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı. Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek” “Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi. İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi. “Depresyonda umutsuzluk çok önemli” Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir” Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi. Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi. “Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir” Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi. “Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor” Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu. Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Modernleşme Serüveni Masaya Yatırıldı! Haber

Türkiye’nin Modernleşme Serüveni Masaya Yatırıldı!

Sempozyum açılışında konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, modernleşmenin bir taklit değil, özgün bir yürüyüş olması gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, modernleşmenin psikolojik boyutuna dikkat çekerek Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘zafer kimliği’ üzerine inşa edildiğini ifade etti. Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan ise Türk modernleşmesinin doğrusal değil, kırılmalar ve yeniden inşa süreçleriyle şekillenen dinamik bir tecrübe alanı olduğunu söyledi. Sempozyumda modernleşme, demokrasi, kimlik, gelenek ve küresel sistem tartışmaları karşılaştırmalı perspektifle ele alındı. Dünyaca tanınan akademisyenlerin katıldığı etkinlikte, Türkiye’nin geleceğine dair yeni düşünsel arayışların önemi vurgulandı. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nin himayelerinde, Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSSAM) tarafından düzenlenen “Çağdaşlaşma: Küresel Karşılaştırmalar ve Alternatif Arayışlar Işığında Türk Modernleşmesi Uluslararası Sempozyumu” açılışı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katılımıyla gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: “Türk modernleşmesi taklit değil, özgün bir yürüyüş olmalıdır” Türk modernleşmesinin tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel ve entelektüel boyutlarıyla disiplinler arası bir yaklaşımla ele alındığı sempozyumun açılış konuşmasını yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, modernleşme meselesinin yalnızca geçmişin değil, bugünün ve geleceğin de en önemli tartışma alanlarından biri olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Türkiye’nin modernleşme sürecinin başka toplumların deneyimlerinden farklı, kendine özgü bir karakter taşıdığını vurgulayarak, “Hiçbir millet başka bir milleti taklit ederek ayakta kalamaz. Modernleşmeyi bir mukallitlik serüveni olarak görmüyoruz.” dedi. “Modernleşme disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştü” TBMM’nin yalnızca yasa yapan bir kurum olmadığını belirten Kurtulmuş, üniversitelerle yapılan iş birlikleri sayesinde fikir hayatına katkı sunan önemli toplantılar gerçekleştirdiklerini ifade etti. Daha önce ‘Cedidcilik Hareketi’ üzerine bir sempozyum düzenlediklerini hatırlatan Kurtulmuş, bu toplantının ise Türk modernleşmesini farklı perspektiflerle ele almayı amaçladığını aktardı. Yakın zamanda Türkiye’de İslamcılık düşüncesini konu alan yeni bir uluslararası sempozyum daha düzenleneceğini açıklayan Kurtulmuş, şunları söyledi: “Modernleşme tartışmaları artık disiplinler arası bir çalışma alanına dönüştü. Türkiye’de bu konuda yoğun akademik çalışmalar yürütülüyor. 20. yüzyılın başında dünyayı etkileyen iki büyük gelişme modernleşme tartışmalarını şekillendirdi. Bunlardan ilki Batı’nın bilim ve teknoloji alanındaki büyük atılımı, ikincisi ise Osmanlı dahil Doğu imparatorluklarının çözülme süreci . Batı dışındaki toplumlar modernleşmeye zaman zaman kaygı ve çekinceyle yaklaşıyor. Türk modernleşmesi nasıl farklıysa, Japonya’nın Meiji restorasyonu, Rusya’nın dönüşümü ve Çin’in modernleşme hikâyesi de birbirinden farklıdır. Ancak hepsi ortak bir soruya odaklanmıştır: ‘Bu gelişmeye karşı kendi cevabımızı nasıl oluşturacağız?’” “Modernleşme, çağdaşlaşma ve Batılılaşma aynı şey değildir” Konuşmasında kavramların doğru kullanılmasının önemine dikkat çeken Kurtulmuş, modernleşme, çağdaşlaşma ve Batılılaşmanın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Batı’yı yalnızca taklit edilecek bir hedef olarak görmenin toplumları köklerinden uzaklaştıracağını ifade eden Kurtulmuş, “Türkiye kendi tarihsel birikimiyle yeni bir çıkış gerçekleştirebilecek milli tecrübeye sahip. Günümüzde modern değerler üzerine kurulu uluslararası sistem ciddi bir kriz yaşıyor. İnsan hakları, uluslararası hukuk ve devletlerin egemen eşitliği gibi temel kavramlar yeniden tartışılıyor. Mevcut küresel düzen artık günümüz sorunlarına çözüm üretemez hale geldi. Modern değerler üzerine kurulan uluslararası sistemin kurumları, kuralları ve hatta terminolojisi iflas etmiştir. Artık dünyadaki sorunları eski kavramlarla açıklamak mümkün değil.” şeklinde konuştu. “Demokrasi modernleşmenin en önemli alanlarından biridir” Türk modernleşmesinin en önemli başlıklarından birinin demokrasi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin büyük bedellerle ilerlediğini söyledi. Darbeler, siyasi müdahaleler ve antidemokratik uygulamalara rağmen toplumun demokrasi yönünde irade ortaya koyduğunu belirten Kurtulmuş, “Demokrasiyi gözümüzün nuru gibi koruyacağız.” dedi. “Devlet geleneğimiz insan merkezlidir” Türk devlet geleneğinin temelinde insanı merkeze alan bir anlayış bulunduğunu söyleyen Kurtulmuş, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı: “Bizim devlet anlayışımızın temelinde ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesi vardır. Devlet-i ebed müddet anlayışıyla hareket ederiz. Aynı zamanda ‘Nizam-ı âlem’ düşüncesiyle yalnızca kendimiz için değil, bütün insanlığın huzuru için söz söylemeyi görev kabul ederiz.” Kurtulmuş, sempozyumda ortaya konulacak fikirlerin akademik çalışmalara katkı sağlayacağına inandığını belirterek, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Modernleşmenin psikolojik boyutu da konuşulmalı” Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini söyledi. Tarih Bölümü Başkanı ile birlikte yürüttükleri psikotarih çalışmalarına değinen Kaynak, “Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinin toplum üzerindeki etkilerini inceledik. ‘Travmadan Zafere’ isimli kitapta da Osmanlı’nın yıkılış travması yerine İstiklal Harbi ve zafer anlatısı üzerine inşa edilen ulusal kimlik sürecini ele aldık. Türkiye Cumhuriyeti ulusal kimliği kuşkusuz bir zafer kimliği olarak inşa edilmiştir ve bu stratejik bir tercihtir.” şeklinde konuştu. “Mustafa Kemal Atatürk geçiş sürecinin köprüsüdür” Cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte önemli bir köprü rolü üstlendiğini ifade eden Kaynak, “Kurucu kadroların dönüşümü toplumun tamamında aynı hızda gerçekleşmediği için modernleşme sürecinin farklı boyutlarda değerlendirilmesi gerekiyor.” dedi. Toplumların yaşadığı büyük kayıpların doğal olarak bir yas süreci doğurduğunu belirten Kaynak, bazı akademisyenlerin Türkiye’de yaşanan kimlik ve aidiyet tartışmalarını ‘tamamlanmamış yas süreci’ üzerinden değerlendirdiğini aktardı. “Modernleşme sadece teknoloji veya kıyafet değişimi değildir” Modernleşmenin yalnızca Batı’yı taklit etmek anlamına gelip gelmediğinin uzun yıllardır tartışıldığına değinen Kaynak, şu soruların önemine dikkat çekti: “Bir toplumun modernleşmesi yalnızca giyimi, kuşamı, teknolojisi ve eğitim sistemiyle mi ilgilidir; yoksa değerleri, zihniyeti ve kültürüyle birlikte ele alınması gereken bir dönüşüm müdür?” Modernleşme ile modernleştirme kavramlarının da birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Kaynak, bu sürecin tepeden inme bir zorlamadan mı yoksa toplumsal ihtiyaçlardan mı doğduğunun tartışılması gerektiğini ifade etti. Gençlere seslenen Kaynak, “Geçmişinizi iyi öğrenmeden iyi bir gelecek inşa edemezsiniz.” diyerek öğrencilerin tarihsel ve düşünsel süreçleri anlamasının önemine vurgu yaptı. Prof. Dr. Havva Kök Arslan: “Türk modernleşmesi dinamik bir tecrübe alanıdır” Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan ise konuşmasında, Türk modernleşmesinin yalnızca tarihsel değil, güncel ve geleceğe dönük yönleriyle de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türk modernleşmesi meselesinin her neslin yeniden sorduğu temel sorulardan biri olduğunu ifade eden Arslan, “Sempozyum yalnızca akademik bir toplantı değil, aynı zamanda ortak tarihsel hafızayı ve geleceğe dair sorumlulukları da değerlendirme zemini sunuyor. Türk modernleşmesi doğrusal bir ilerleme değil; sürekliliklerin, kırılmaların ve yeniden inşa süreçlerinin iç içe geçtiği dinamik bir tecrübe alanıdır. Bu düşünsel yaklaşımları, birbirini dışlayan ideolojik kalıplar olarak görmüyor; tarih içinde dönüşen ve etkileşen fikir akımları olarak değerlendiriyoruz.” “Modernleşme yalnızca kurumsal dönüşüm değildir” Modernleşmenin yalnızca teknik ilerleme veya kurumsal reformlardan ibaret olmadığını vurgulayan Arslan, şöyle konuştu: “Türkiye’nin modernleşme deneyimi eğitimden hukuka, ekonomiden sanata kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci. Bu süreç aynı zamanda toplumun kendisini yeniden tanımladığı bir zihniyet ve kimlik dönüşümü. Türk modernleşmesi Batı’nın yükselişiyle paralel ilerliyor ancak kendi özgün gerilimlerini ve arayışlarını da üretiyor. Günümüzde modernleşme tartışmaları artık tek merkezli bir modele indirgenemez. Modernleşme yalnızca teknik ilerleme değil; gelenek ile modernlik, yerel ile evrensel arasında sürekli yeniden kurulan bir denge arayışı.” “Asıl mesele değişirken kendimiz olarak kalabilmek” Sempozyumun temel hedefinin Türkiye’nin modernleşme tecrübesini küresel karşılaştırmalar ışığında yeniden değerlendirmek olduğunu belirten Arslan, farklı disiplinlerden akademisyenleri bir araya getirerek yalnızca akademik değil, toplumsal bir tartışma zemini oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Arslan, “Mesele yalnızca nasıl modernleşeceğimiz değil, değişirken kendimiz olarak nasıl kalabileceğimiz meselesidir.” ifadelerini kullandı. “Üç yıllık düşünsel programın ikinci ayağını oluşturuyor” Geçtiğimiz yıl düzenlenen ilk sempozyumda Cedidcilik hareketi ile Türkçülük ve Türkleşme meselelerinin ele alındığını hatırlatan Arslan, bu yılki toplantının merkezinde “muasırlaşmak”, yani modernleşme konusunun yer aldığını ifade etti. Önümüzdeki yıl düzenlenecek üçüncü sempozyumda ise “İslamlaşmak” başlığı altında din, toplum ve siyaset ilişkilerinin tartışılacağını açıkladı. Dünyaca tanınan sosyolog Nilüfer Göle, SOAS University of London Onursal Profesörü William Hale gibi alanında uzman isimler; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda modernleşme deneyimleri küresel karşılaştırmalar ışığında tartışıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siemens, Teknoloji Yolculuğunu ‘170 Yıldır Zamanın Ötesinde’ İsimli Sergiyle Taçlandırıyor Haber

Siemens, Teknoloji Yolculuğunu ‘170 Yıldır Zamanın Ötesinde’ İsimli Sergiyle Taçlandırıyor

Sergi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze uzanan 170 yılı aşkın geçmişiyle Türkiye’de sanayi, enerji, altyapı, sağlık, ulaşım ve şehirleşme alanlarında dönüşüme eşlik eden stratejik bir teknoloji ortağı olan Siemens’in tarihsel birikimini ve geleceğe yön veren teknoloji vizyonunu bir araya getirerek ziyaretçilere kapsamlı bir yolculuk sunuyor. 6 Mayıs’a kadar devam edecek olan sergi, Siemens’in Türkiye’deki faaliyetlerini geleceğe yön veren teknolojilerle birlikte ele alırken; şirketin küresel ölçekteki teknoloji birikiminin sanayi ve inovasyon üzerindeki etkisini de kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor. Sanayileşmeden dijital dönüşüme uzanan bir hikâye Sergide yer alan içerikler, Siemens’in bu coğrafyadaki 170 yıllık varlığını farklı dönemler ve temalar üzerinden ele alıyor. İstanbul’un enerji altyapısındaki dönüşüm de serginin dikkat çeken başlıkları arasında yer alıyor. Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı’nda başlayan elektrik altyapısının kurulması süreci, kentin modernleşmesinde belirleyici bir adım olarak anlatılıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Eskişehir’de kurulan Siemens fabrikası, Türkiye’de üretim kültürünün gelişiminde önemli bir başlangıç noktası olarak öne çıkıyor. Telefon, telgraf gibi dönemin teknolojilerinin üretildiği bu tesis, teknolojinin yerelleşmesi ve sanayileşme sürecinin güçlenmesi açısından kritik bir rol üstleniyor. Sergi, yalnızca tarihsel bir anlatı sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüzün teknoloji başlıklarına da odaklanıyor. Akıllı bina sistemleri ve enerji verimliliği uygulamaları, yapıların artık veriyle yönetilen ve kendi performansını optimize eden sistemlere dönüştüğünü ortaya koyuyor. Türkiye’de hayata geçirilen mega ulaşım projeleri kapsamında havalimanları, köprüler ve raylı sistemlerde kullanılan dijital altyapılar; enerji, güvenlik ve operasyon yönetiminin entegre yapısını gözler önüne seriyor. Siemens Türkiye’nin Ar-Ge gücü ise serginin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Yapay zekâ, dijital ikiz ve endüstriyel yazılım alanlarında geliştirilen çözümler, Türkiye’nin küresel teknoloji ekosistemindeki rolünü güçlendiriyor. Endüstriyel dönüşümün yeni aşaması olan dijital ikiz ve veri analitiği temelli üretim modelleri ise sanayinin daha esnek, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir yapıya evrildiğini gösteriyor. “170 Yıldır Zamanın Ötesinde’ sergisi, geçmişten geleceğe uzanan bütüncül bir anlatı sunuyor” Siemens Türkiye İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Özlem Özkaya, sergiye ilişkin açıklamasında şunları paylaştı: “Siemens’in bu topraklardaki 170 yıllık yolculuğu, yalnızca bir şirketin hikâyesini bizlere aktarmakla kalmıyor; Türkiye’nin sanayileşme, modernleşme ve dijital dönüşüm sürecine eşlik eden güçlü bir teknoloji yolculuğu olarak öne çıkıyor. Telekomünikasyon ile başlayıp, ulaşım sağlık, eğitim, altyapı, kültür-sanat başta olmak üzere hayatın her alanına dokunan bu izleri, ‘170 Yıldır Zamanın Ötesinde’ isimli sergimizde geçmişten bugüne ve geleceğe uzanan bütüncül bir perspektifle ortaya koyuyoruz. Bu sergide geçmişte attığımız adımları, bugün geliştirdiğimiz teknolojileri ve geleceğe dair vizyonumuzu bir arada sunuyoruz. Türkiye’deki güçlü birikimimizi küresel deneyimimizle birlikte ziyaretçilerle buluşturmak bizim için çok özel bir anlam taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ANTGİAD'ın Konuğu Fikret Orman Oldu Haber

ANTGİAD'ın Konuğu Fikret Orman Oldu

Toplantının onur konuğu; Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne modernleşme hamleleri kazandıran, UEFA başarılarıyla adından söz ettiren ve Vodafone Park stadyumunu hayata geçiren geçmiş dönem Beşiktaş başkanlarından iş ve spor insanı Fikret Orman oldu. Kahvaltı eşliğinde gerçekleşen etkinlikte, ANTGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Yavaş’ın yaptığı açılış konuşması büyük beğeni topladı. Konuşmasında ANTGİAD’ın girişimcilik, eğitim, kadın liderliği ve genç istihdamı alanlarındaki projelerini ayrıntılarıyla anlatan Yavaş, sosyal sorumluluk faaliyetlerinin dernek için temel bir değer olduğunun altını çizdi. “ TEMİZ TOPLUM, TEMİZ SİYASET, TEMİZ SPOR “ Yavaş konuşmasında ayrıca, son dönemde Türkiye’nin gündeminde yer alan “temiz toplum, temiz iş dünyası ve temiz spor” başlıklarına dikkat çekerek yasa dışı bahis ve şike tartışmalarına vurgu yaptı. Yavaş, “Alın teri kutsaldır. Emek kutsaldır. Rekabet sahada olmalıdır. Şeffaflık ve adalet hem iş dünyasının hem sporun temel taşıdır. Diliyoruz ki spor camiası arınmış ve hak edenin kazandığı adil bir iklime kavuşsun.” ifadelerini kullandı. Fikret Orman’la Liderlik, Spor Yönetimi ve İş Dünyası Üzerine Derin Bir Söyleşi Açılış konuşmasının ardından sahneye davet edilen Fikret Orman, Başkan Ercan Yavaş’ın sorularını büyük bir açıklık ve samimiyetle yanıtladı. Yavaş’ın yönelttiği sorular; Beşiktaş’ın yeniden yapılanma sürecinden modern spor ekonomisine,teknik direktör seçimlerinden transfer stratejilerine,şampiyonlukların arka planındaki yönetim aklından , iş dünyasındaki büyük projelere kadar geniş bir çerçeveyi kapsadı. “Başkanlığa aday olmaya nasıl karar verdiniz?” sorusuna Orman, Beşiktaş’ın zorlu bir dönemden geçtiğini ve sorumluluktan kaçamayacağını hissettiği için aday olduğunu söyledi. “Göreve geldiğinizde karşınızdaki tablo nasıldı?” sorusuna ise Orman şu sözlerle yanıt verdi: “Beşiktaş büyük bir kulüptü ama ekonomik olarak ciddi sıkıntılar içindeydi. Bu tabloyu değiştirmek için hem finansal hem de yapısal dönüşüm gerekiyordu.” ŞAMPİYONLUKLARIN ARKASINDAKİ STRATEJİ Yavaş’ın, “Arka arkaya gelen şampiyonlukların ve Avrupa başarılarının görünmeyen stratejisi neydi?” sorusunu Orman şöyle yanıtladı: “Başarı tesadüf değildir. Doğru kadroyu kurmak, doğru hocayı seçmek, doğru finansal modeli uygulamak ve camiayı tek yürek yapmak zorundasınız. Biz o dönemde tüm bu unsurları aynı anda doğru yönetmeyi başardık.” Orman ayrıca genç yeteneklere verilen önemi ve sportif başarıyla ekonomik disiplinin bir arada yürütülmesi gerektiğini vurguladı. FİNANS YÖNETİMİ , BORÇ YAPISI VE KRİZLERLE MÜCADELE Yavaş’ın, “Spor kulüplerinde borcu artıran faktörler nelerdir?” sorusu üzerine Orman; kur riskleri, futbol ekonomisindeki aşırı enflasyon, yüksek oyuncu maliyetleri ve Avrupa’daki rekabet seviyesi gibi unsurları sıraladı. Süleyman Seba ile Kıyaslanmak: “Sorumluluğu ağır, gururu büyüktür.” Söyleşinin duygusal bölümlerinden biri, Ercan Yavaş’ın şu sorusu oldu: “Beşiktaş camiasında Süleyman Seba’dan sonra en iz bırakan başkanlardan biri olarak anılmak size ne hissettiriyor?” Fikret Orman bu soruya şu sözlerle yanıt verdi: “Süleyman Seba ile aynı cümlede anılmak büyük bir gururdur ama aynı zamanda omuzlarınıza büyük bir sorumluluk yükler. Ben Beşiktaş’ta kalıcı değerler bırakmak için çalıştım.” İş Dünyası ve Yatırım Felsefesi Başkan Yavaş’ın iş dünyasına yönelik sorularına Fikret ORMAN net cevaplar verdi. İnşaat ve turizm sektörlerinde yatırım yaparken en önemli göstergelerinin lokasyon, finansman modeli ve talep projeksiyonu olduğunu belirten ORMAN, “ Bir projeye başlarken ilk baktığım şey nakit akışının sürdürülebilir olup olmadığıdır.” sözleriyle cevapladı. ANTGİAD üyelerinin sorularını da içtenlikle yanıtlayan Orman , Gençlere yönelik mesajında ise “ Ölçmeden büyümeye kalkmayın. Önceden ölçtüğünüz rakamlar sizi her zaman korur.” ifadelerini kullandı. ANTGİAD: Üreten, Büyüten ve Değer Yaratan Bir Mekanizma Etkinlik sonunda Başkan Ercan Yavaş, ANTGİAD’ın yalnızca bir dernek olmadığını, şehrin geleceğine yön veren güçlü bir vizyon örgütü olduğunu vurguladı.Yavaş, “ANTGİAD’ın enerjisini siz değerli üyelerimizden alıyoruz. Bu ailenin her ferdi, Antalya’nın ve Türkiye’nin yarınlarına imza atmaktan gurur duyuyor “ diyerek toplantıyı sonlandırdı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.