Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Motor

Kapsül Haber Ajansı - Motor haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Motor haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı Haber

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı

MAN Truck & Bus, otobüs iş kolundaki dönüşümü kararlılıkla sürdürüyor. MAN bu kapsamda, Ankara fabrikasında tamamen elektrikli MAN Lion’s City E şehir otobüsünün seri üretimine başladı. İlk e-otobüsler Ankara’daki montaj hattından çıkmaya başlarken, bu gelişme şirket için sıfır emisyonlu ve sürdürülebilir mobilitiye geçişte önemli bir adımı temsil ediyor. Polonya’nın Starachowice tesisinde 2020’den bu yana başarıyla sürdürülen üretimin ardından, elektrikli aslanlar artık Ankara’da da üretim hattından çıkmaya başladı. MAN, Güney Afrika’daki Olifantsfontein üretim tesisinde ise yerel pazara özel geliştirdiği Lion’s Explorer E’yi de üretmeye devam ediyor. Bu üç üretim üssüyle giderek artan sıfır emisyonlu otobüs talebine yanıt veren MAN, aynı zamanda küresel üretim ve e-mobilite ağının bir parçası olarak Ankara’daki üretim kapasitesini de güçlendiriyor. “Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak” MAN Truck & Bus Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay, Ankara’daki e-otobüs üretiminin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ankara’da elektrikliotobüs üretimine başlayarak, elektromobilite yolunda önemli bir kilometre taşını geride bırakıyoruz. Bu adımla hem üretim kapasitemizi genişletiyor, hem de küresel otobüs ağımızı güçlendirerek artan müşteri taleplerini daha hızlı ve esnek bir şekilde karşılayabiliyoruz. Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak.” MAN, üretim ağını elektrikli döneme taşıyor Ankara fabrikasının dönüştürülmesi, MAN’ın sürdürülebilir ulaşım çözümleri odağında yürüttüğü kapsamlı dönüşüm stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. 2020 yılında MAN Lion’s City E’nin piyasaya sunulmasıyla birlikte Polonya’daki Starachowice tesisi, elektrikli araçların büyük ölçekli üretimi için tam donanımlı hale gelen ilk MAN fabrikası olmuştu. Güney Afrika’daki Olifantsfontein tesisinde ise iki yıldır Lion’s Explorer E üretimi sürdürülüyor. MAN, tamamen elektrikli araç üretimini yalnızca otobüslerle sınırlı tutmayarak kamyon segmentinde de genişletiyor. Tamamen elektrikli ağır hizmet tipi MAN eTGS ve eTGX kamyonlarının seri üretimi 2025 yılında Münih fabrikasında başlarken, Krakow’daki üretim ekibi de ilk elektrikli kamyonların seri üretimi için hazırlıklarını sürdürüyor. Hafif hizmet tipi MAN eTGL modelinin seri üretiminin de önümüzdeki aylarda aynı tesiste başlaması planlanıyor. MAN ayrıca, Mayıs ayında Milano’da düzenlenecek Transpotec fuarında tamamen elektrikli ürün portföyünü tamamlayacak bir başka elektrikli modelini tanıtmayı hedefliyor. Bu modelinde de ilerleyen dönemde Krakow’da üretilmesi öngörülüyor. Nürnberg fabrikası ise MAN’ın kendi batarya üretimine başlamasıyla birlikte, yalnızca motor üretimi yapan bir tesis olmaktan çıkarak, son teknoloji dizel motorlar ve alternatif tahrik sistemleri için bir geliştirme ve üretim merkezine dönüştürülmüş durumda. E-stratejisinin kilit bileşeni olarak Ankara Son yıllarda, Ankara'daki üretim tesisinde gerçekleştirilen yatırımlarla altyapı modernize edilirken, üretim süreçleri de optimize edildi ve çalışanlar elektrikli mobilitenin gereksinimlerine uygun şekilde eğitildi. Barbaros Oktay, dönüşüm yolculukları kapsamında attıkları bu adımlar ve yaptıkları bu yatırımlar sayesinde, uzun vadede yüksek hacimli ve yüksek kaliteli sıfır emisyonlu mobilite çözümleri sunabilecek güçlü bir altyapı oluşturduklarını vurguluyor. Önümüzdeki dönemde Ankara fabrikasında Lion’s City E’nin yanı sıra elektrikli şehirlerarası otobüsler ve Türkiye’deki turizm taşımacılığına yönelik geliştirilen yeni Lion’s Coach E modelinin de de burada üretilmesi planlanıyor. Ankara’nın öneminin altını çizen Oktay, “Hedefimiz, Ankara’nın da Starachowice gibi MAN’ın otobüsteki e-mobilite dönüşümünde kilit bir rol oynaması” diye konuşuyor. MAN Türkiye A.Ş. CEO’su Mehmet Şermet ise fabrikanın esnek üretim yapısına dikkat çekerek, şunları söylüyor: “Ankara, MAN’ın e-mobilite merkezlerinden biri haline geliyor. Esnek üretim yapımız sayesinde, aynı üretim hattında hem çeşitli elektrikli otobüs modellerini hem de geleneksel motorlu otobüsleri üretebiliyoruz. Bu da farklı pazar gereksinimlerine verimli bir şekilde yanıt vermemizi sağlıyor.” MAN Lion’s City E: Bir başarı öyküsü 2019’daki piyasaya sürülen MAN Lion’s City E, kısa sürede Avrupa’da bir başarı hikayesine dönüştü ve şu anda birçok Avrupa şehrinde hizmet veriyor. Bugüne kadar yaklaşık 3.300 araç üretilip teslim edilirken, bu araçlar toplamda yaklaşık 250 milyon kilometre yol kat etti. Yerel olarak emisyon üretmeyen çalışma özellikleri sayesinde bu kullanım, geleneksel dizel otobüslere kıyasla yaklaşık 150.000 ton CO2 tasarrufu sağladı. Satış rakamlarındaki artış da bu dinamik gelişmeyi etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 mali yılında, MAN’ın tamamen elektrikli kamyon ve otobüs satışları yüzde 168 artarak 1.970 adede ulaştı. Yalnızca MAN Lion’s City E satışları, bir önceki yıla göre yüzde 118 artış göstererek, toplamda 1.300 adedin üzerine çıktı. MAN, elektrikli otobüs satışında ulaştığı bu rakamla yeni bir rekora imza attı. Günümüzde Avrupa'da, MAN tarafından satılan her iki şehir otobüsünden biri artık elektrikle çalışıyor. Lion’s City E’nin elde ettiği bu başarıda, modelin güvenilirliği, menzili ve sürdürülebilirlik performansı kadar, aynı zamanda sürekli genişletilen sıfır emisyonlu otobüs portföyü de önemli rol oynuyor. Bu portföy; kompakt 10 metrelik araçlardan klasik 12 metrelik tek gövdeli otobüslere, yüksek yolcu kapasiteli 18 metrelik körüklü otobüslerden şehirlerarası kullanıma uygun alçak girişli elektrikli modellere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Lion’s Chassis E modeli de MAN’ın Avrupa dışındaki pazarlara da hizmet vermesini mümkün kılıyor. Tamamen elektrikli MAN Lion’s Coach E ise sıfır emisyonlu uzun mesafe seyahatlerinde yeni bir çağının başlangıcını temsil ediyor. İlk araçların yıl sonuna kadar müşterilere teslim edilmesi planlanırken, MAN bu geniş model yelpazesiyle şehir içi, bölgesel ve uzun mesafe taşımacılığında sürdürülebilir mobiliteye küresel ölçekte katkı sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Toyota’dan Tarihi Rekor: WEC’te 100. Hibrit Yarışına Çıkıyor Haber

Toyota’dan Tarihi Rekor: WEC’te 100. Hibrit Yarışına Çıkıyor

Toyota Racing, FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası (WEC) tarihinde önemli bir kilometre taşına ulaşıyor. Japon üretici, 2026 sezonunun açılış yarışı olan Imola 6 Saat ile birlikte hibrit teknolojisiyle 100. yarışına çıkmaya hazırlanıyor. Toyota, 2012 yılında WEC’e dönüşünden bu yana yalnızca hibrit teknolojilerle yarışarak dikkat çekici bir başarı elde etti. Bu süreçte 13 dünya şampiyonluğu ve 49 yarış galibiyeti kazanan ekip, Le Mans 24 Saat yarışında da 5 kez zafere ulaştı. 2026 sezonu, Toyota için yeni bir dönemin başlangıcını da temsil ediyor. Ekip, yenilenen TR010 HYBRID aracıyla pistlere çıkarken, aynı zamanda yeni “TOYOTA RACING” markasını da resmi olarak tanıtıyor. Yeni TR010 HYBRID, aerodinamik geliştirmeler ve modern tasarım diliyle öne çıkıyor. Araç, Toyota’nın güncel yol otomobili tasarım anlayışını yansıtırken, sürücülere her koşulda maksimum performans sunmayı hedefliyor. Teknik açıdan bakıldığında araç, 3.5 litrelik çift turbo V6 motor ve hibrit güç sistemiyle donatıldı. 100% yenilenebilir yarış yakıtı kullanan bu sistem, 700 beygir gücünün üzerinde performans sunabiliyor. Çevreci yaklaşımıyla da dikkat çeken TR010 HYBRID, yüzde 97,1 geri dönüştürülebilirlik oranına sahip. Ayrıca Michelin tarafından geliştirilen ve yüzde 50 geri dönüştürülmüş malzeme içeren yeni lastikler kullanılacak. 2026 WEC sezonu, toplam sekiz yarıştan oluşacak ve dört kıtada gerçekleştirilecek. Sezonun ilk yarışı olan Imola 6 Saat, 19 Nisan’da koşulacak. Yarış öncesinde takımlar 14 Nisan’da yapılacak test sürüşleriyle piste çıkacak. Toyota Racing, güçlü pilot kadrosunu da koruyor. Mike Conway, Kamui Kobayashi ve Nyck de Vries #7 araçta yarışırken, Sébastien Buemi, Brendon Hartley ve Ryo Hirakawa #8 araçta mücadele edecek. Toyota yetkilileri, bu sezon hedeflerinin yeniden zirveye oynamak olduğunu vurgularken, güncellenen araçla birlikte rekabet gücünün artacağına dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GE Aerospace Bağımsız Şirket Oldu: GE Vernova Ayrılığı Tamamlandı Haber

GE Aerospace Bağımsız Şirket Oldu: GE Vernova Ayrılığı Tamamlandı

GE Aerospace, GE Vernova’nın ayrılma sürecinin tamamlanmasının ardından bağımsız bir halka açık şirket olarak resmen faaliyetlerine başladığını duyurdu. Şirket, New York Borsası’nda (NYSE) “GE” koduyla işlem görmeye devam edecek. Bu gelişme, General Electric’in (GE) çok yıllı dönüşüm sürecinin son aşamasını temsil ediyor. Şirket böylece üç ayrı bağımsız yapıya bölünmüş oldu: GE HealthCare, GE Vernova ve GE Aerospace. GE Aerospace CEO’su H. Lawrence Culp Jr., bu sürecin şirket için tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirterek, uzun yıllara dayanan dönüşümün başarıyla tamamlandığını ifade etti. Culp, şirketin güçlü finansal yapısı ve odaklı stratejisiyle havacılığın geleceğini şekillendirmeyi hedeflediğini vurguladı. GE Aerospace, dünya genelinde yaklaşık 44 bin ticari ve 26 bin askeri motorluk geniş bir kurulu motor altyapısına sahip. Şirket, 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolarlık gelir elde ederken, bu gelirin büyük bölümü servis hizmetlerinden geldi. Şirketin uzun vadeli hedefleri arasında 2028 yılına kadar yaklaşık 10 milyar dolar operasyonel kâr elde etmek bulunuyor. Ayrıca GE Aerospace, büyüme ve inovasyona yatırım yaparken, elde edilen nakdin yüzde 70-75’ini hissedarlara geri döndürmeyi planlıyor. GE’nin dönüşüm süreci kapsamında 2018 yılından bu yana 100 milyar doların üzerinde borç azaltımı gerçekleştirildi. Aynı zamanda operasyonel verimlilik ve yalın üretim modeli ile şirket kültüründe önemli değişiklikler yapıldı. GE Aerospace, bu yeni yapılanma ile havacılık motorları, sistemler ve hizmetler alanında küresel liderliğini güçlendirmeyi ve geleceğin uçuş teknolojilerine yön vermeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Ford Tourneo, Her Yolculuğu Merak Uyandıran Bir Deneyime Dönüştürüyor Haber

Yeni Ford Tourneo, Her Yolculuğu Merak Uyandıran Bir Deneyime Dönüştürüyor

Yolcu taşıma regülasyonlarına tam uyumlu yapısıyla dikkat çeken Tourneo Custom 9+1, içinden kimlerin çıkacağını merak ettiren ferah ve esnek iç mekân kurgusuyla yolcu taşımacılığında standartları yükseltiyor. Ford Türkiye, ticari araç segmentindeki liderliğini, müşteri ihtiyaçlarına yönelik geliştirdiği bütüncül çözümlerle pekiştirmeye devam ediyor. Ford’un yenilikçi tasarım anlayışı ve ileri teknolojiyle donatılan Tourneo Custom modeli; şimdi de turizm taşımacılığı, servis hatları ve havalimanı transferleri gibi alanlarda faaliyet gösteren işletmelerin tüm ihtiyaçlarını konforla karşılayacak 9+1 koltuk dizilimiyle yollara çıkıyor. Zahmetsiz ve Mevzuata Tam Uyumlu Çözüm Pazardaki mevcut 9+1 araç dönüşümlerinin aksine, Tourneo Custom 9+1 seçeneği satın alma sırasında veya sonrasında ek bir işlem gerektirmeksizin doğrudan kullanıma uygun şekilde sunuluyor. Yolcu taşıma belgeleri ve güncel regülasyonlarla tam uyumlu yapısı sayesinde işletmecilere hem zaman hem de operasyonel maliyet avantajı sağlayan ürün, "zahmetsiz ve hızlı" bir satın alma deneyimi vadediyor. Premium Konfor ve Çok Yönlü Deneyim Odaklı Taşımacılık Dönemi Tourneo Custom 9+1, sadece fonksiyonelliğiyle değil, sunduğu premium iç mekân detaylarıyla da hem araç sürücüsüne hem de yolculara yüksek standartlarda ve konforlu bir yolculuk deneyimi sunuyor. Konfor odaklı tasarım unsurları, esnek koltuk yerleşimi ve ileri seviye bağlantı teknolojileriyle donatılan araç, segmentindeki ferahlık ve kalite algısını bir üst seviyeye taşıyor. Yeni Tourneo Custom güçlü motoru, gelişmiş sürüş teknolojileri ve konfor odaklı tasarımıyla ticari yolcu taşımacılığı ihtiyaçlarına kapsamlı bir çözüm sunuyor. Model, 2.0 litre EcoBlue dizel motor seçeneğiyle sunuluyor. 170 PS güç üreten araç ise 8 ileri otomatik şanzıman ile daha yüksek performans ve 390 Nm’ye varan tork değeri sağlıyor. Tamamen yenilenen 8 ileri otomatik şanzıman, sürüş konforunu artırırken yakıt verimliliğini optimize etmeye de yardımcı oluyor. Geniş iç hacmi ve fonksiyonel koltuk düzeniyle farklı yolcu taşıma ihtiyaçlarına uyum sağlayacak şekilde tasarlanan Tourneo Custom yüksek tavan yapısı ile ferah bir kabin deneyimi sunarken geniş yaşam alanı hem sürücü hem yolcular için konforlu bir yolculuk imkânı sağlıyor. Model, ayrıca gelişmiş bağlantı ve sürüş destek teknolojileriyle donatılıyor. Yeni nesil dijital sistemler, sürüş sırasında kullanım kolaylığı sağlarken araç içi deneyimi daha verimli ve konforlu hale getiriyor. Ford Türkiye’nin, Tourneo Custom 9+1 ile sağladığı katma değer, aracı teslim etmenin çok daha ötesine geçerken Ford Pro ekosistemi sayesinde işletmelerin tüm operasyonlarını tek çatı altında destekleyen entegre bir yapı sunuluyor. Tourneo Custom 9+1’in Ford Pro Filo Portalı’na bağlanabilmesi, araç konumundan bakım ihtiyacına kadar tüm kritik bilgileri tek ekrandan, ek bir donanıma gerek kalmadan takip etme kolaylığı sağlıyor. Teknoloji ve Müşteri Merkezi üzerinden araçların bakım ihtiyacını henüz kullanıcı fark etmeden tespit edip bilgi veren ve gerekli hazırlıkları önceden yaparak plansız duruşları minimuma indiren Ford Türkiye, böylelikle turizm sektörü açısından kritik önemde olan “kesintisiz çalışma süresi” beklentisine etkili şekilde cevap veriyor. Böylelikle, Tourneo Custom 9+1’in üst düzey konforunu Ford Pro’nun akıllı servis ve yönetim çözümleriyle birleştirerek işletmelerin sahadaki gücünü artırıyor. Farklı, donanım ve kullanım senaryolarına uyum sağlayan yapısıyla yeni Tourneo Custom 9+1, hem şehir içi hem uzun yol taşımacılığı için sektörün ihtiyaçlarına çok yönlü bir çözüm sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İMPO Pompa, 8-11 Nisan’da Maden Türkiye 2026 Fuarı’nda Haber

İMPO Pompa, 8-11 Nisan’da Maden Türkiye 2026 Fuarı’nda

Türkiye’de dalgıç motor ve pompa sektöründe en kapsamlı üretimi gerçekleştiren İMPO Pompa, 8-11 Nisan tarihleri arasında İstanbul Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlenecek olan Maden Türkiye 2026'da fuarına katılmaya hazırlanıyor. İMPO Pompa, 12. Uluslararası madencilik, tünel inşa, makine ekipmanları ve iş makineleri fuarı olan Maden Türkiye’de madencilik sektörüne yönelik çözüm odaklı yaklaşımını, standında sergileyeceği döküm gövdeli özel materyalli dalgıç pompa ve drenaj pompa ürün gruplarıile sunacak. Ziyaretçiler, fuar süresince yüksek debili ve paslanmaz çelik dökümden üretilen VSI serisi dalgıç pompalar ve İMPO’nun yenilikçi drenaj pompalarının üstün performansını yakından inceleme fırsatı bulacak. Şirket yetkilileri ise ziyaretçilerle, ürünlerin teknik avantajlarını ve saha uygulamalarındaki performansını paylaşacak. Madenciliğin zorlu koşullarına İMPO gücü! İMPO Pompa, VSI serisi dalgıç pompalar ve drenaj pompalarının yüksek verimli çalışma prensibi, uzun ömürlü motor teknolojisi ve otomasyon sistemleriyle entegrasyon özelliği sayesinde madencilik sektörünün zorlu saha koşullarında kesintisiz çalışma avantajı ve yüksek performans sunuyor. İMPO Motor Pompa hakkında Temelleri 1969 yılında İzmir’de atılan İMPO Motor Pompa, faaliyetlerine Batı Anadolu illerinde ağırlıklı olarak zirai alanda hizmet vererek başlamış; bugün ise Türkiye’de dalgıç motor ve pompa sektöründe en kapsamlı üretimi gerçekleştiren firmalardan biri haline gelmiştir. İMPO; sarılabilir dalgıç motor, döküm, noril ve paslanmaz dalgıç pompa, hidrofor, santrifüj ve drenaj pompaları ile farklı sektörlerin ihtiyaçlarına cevap vermektedir. İzmir’de 30.000 m2 alan üzerine kurulu üretim tesisinde, 400 çalışanı ve güçlü üretim altyapısı ile 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştirirken İMPO, yurtiçinde de pazar payını her geçen gün artırmaya devam etmektedir. Kuruluşundan bu yana mevcut ürünlerinin kalitesini mükemmelleştirmek ve yeni ürünler geliştirmek amacıyla kalite ve Ar-Ge çalışmalarına aralıksız yatırım yapan İMPO, yıllar içinde oluşan bilgi birikimi ve “güvenilir marka” imajı sayesinde sektördeki global firmaların dikkatini çekmiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, su teknolojileri sektöründe dünyanın lider şirketlerinden Franklin Electric, 2011 yılında şirketin ana ortağı olmuş, 2018 yılı itibarıyla da İMPO’nun tek hissedarı haline gelmiştir. İMPO; yüksek kalite standartları, geniş ürün yelpazesi, yaygın satış ağı ve hızlı teslimat gücüyle tüm ürün gruplarında mükemmelliği hedeflerken, müşterilerine maliyet avantajlı ve sürdürülebilir çözümler sunmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Savunma Sanayinde Son Gündem Haber

Savunma Sanayinde Son Gündem

Savunma sanayinde gündem artık yalnızca yeni bir platformun tanıtılmasıyla şekillenmiyor. Asıl belirleyici başlık, geliştirilen sistemlerin ne kadar hızlı sahaya indirilebildiği, ne kadar sürdürülebilir üretilebildiği ve ne kadar yüksek ihracat değeri oluşturabildiği. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığı, teknik ilerlemenin ötesinde, sanayi politikası, finansman, tedarik güvenliği ve jeopolitik konumlanma açısından da okunmalı. Türkiye özelinde bakıldığında son dönemin en net eğilimi, platform merkezli yaklaşımdan sistem mimarisi merkezli yaklaşıma geçiş. Artık tekil ürünlerden çok, birlikte çalışan sensörler, mühimmatlar, komuta kontrol altyapıları, elektronik harp kabiliyetleri ve veri işleme çözümleri öne çıkıyor. Bu değişim, hem kamu tarafındaki ihtiyaç tanımlarını hem de özel sektörün yatırım kararlarını yeniden şekillendiriyor. Savunma sanayi son gelişmeler neden yeni bir faza işaret ediyor? Bir süredir savunma ekosisteminde aynı anda birkaç eksen güç kazanıyor. Birincisi, insansız sistemlerde kazanılan deneyimin deniz, kara ve hava alanları arasında çapraz biçimde taşınması. İkincisi, hava savunma katmanlarının çok daha bütünleşik ele alınması. Üçüncüsü ise kritik alt bileşenlerde dışa bağımlılığı azaltmaya dönük daha sert bir sanayileşme refleksi. Bu üç başlık birlikte değerlendirildiğinde, sektörün yalnızca büyümediği, aynı zamanda olgunlaştığı görülüyor. Olgunlaşma burada kapasite artışı anlamına geliyor ama bunun kadar önemli bir başka boyut daha var: teslimat disiplini. Ulusal ihtiyaçların yanı sıra ihracat yükümlülüklerinin artması, üretici şirketleri program yönetimi, kalite güvencesi ve satış sonrası destek alanlarında daha kurumsal bir yapıya zorluyor. Savunma projelerinde görünür başarı çoğu zaman platform üzerinden konuşulur. Oysa gerçek farkı yaratan unsur, radar, motor, güç grubu, haberleşme altyapısı, aviyonik, yazılım ve mühimmat gibi katmanlarda oluşan yerlilik derinliğidir. Son gelişmeler tam da bu derinliğin büyüdüğünü gösteriyor. İnsansız sistemlerde ölçek büyüyor, rekabet sertleşiyor Türkiye’nin son yıllarda uluslararası görünürlüğünü artıran en güçlü alanlardan biri insansız hava araçları oldu. Ancak sektör artık yalnızca taktik sınıf çözümlerle anılmıyor. Daha uzun havada kalış süreleri, daha yüksek faydalı yük kapasitesi, uydu kontrollü operasyonlar ve ağ destekli görev kabiliyeti yeni standardı belirliyor. Burada kritik eşik, ürün çeşitliliği kadar operasyonel sürdürülebilirlik. Bir platformun ihraç edilmesi tek başına yeterli değil. Eğitim, bakım, yedek parça, mühimmat entegrasyonu ve görev yazılımı güncellemeleri, toplam değerin büyük bölümünü oluşturuyor. Bu durum savunma şirketleri için daha yüksek gelir potansiyeli yaratırken aynı zamanda daha ağır bir hizmet sorumluluğu anlamına geliyor. İnsansız kara ve deniz sistemlerinde de benzer bir ivme var. Özellikle keşif, sınır güvenliği, mayın karşı tedbirleri ve riskli bölgelerde personel kaybını azaltma hedefi, bu sistemleri daha görünür hale getiriyor. Buna rağmen her görev için insansız çözüm en doğru seçenek olmayabilir. Zorlu iklim koşulları, elektronik karıştırma riski ve veri bağı bağımlılığı gibi faktörler, hibrit kuvvet yapılarının uzun süre daha önemini koruyacağını gösteriyor. Yapay zeka ve otonomi alanında asıl sınav güvenilirlik Yapay zeka destekli hedef tespiti, rota optimizasyonu ve karar destek altyapıları savunma teknolojilerinde daha sık konuşuluyor. Fakat kurumlar açısından temel soru şu: Bu sistemler gerçek operasyon koşullarında ne kadar güvenilir? Laboratuvar başarısı ile sahadaki performans her zaman örtüşmeyebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde veri kalitesi, doğrulama süreçleri ve insan denetimi çerçevesi daha fazla önem kazanacak. Teknolojik sıçrama kadar kurumsal güven de belirleyici olacak. Hava savunma ve füze katmanlarında entegrasyon dönemi Savunma sanayi son gelişmeler içinde en yakından izlenen başlıklardan biri hava savunma mimarisi. Tehditlerin niteliği değiştikçe tek katmanlı çözümler yetersiz kalıyor. Alçak irtifa, orta irtifa ve uzun menzil unsurlarının birlikte çalışması, radar ağlarının ortak resim üretmesi ve komuta kontrol yapısının gecikmesiz karar verebilmesi gerekiyor. Bu alandaki gelişmeler, yalnızca teknik yetkinlik açısından değil, caydırıcılık dili açısından da stratejik. Çünkü hava savunma sistemleri çoğu zaman kullanılmadan da değer üretir. Karşı tarafa maliyet hesabını değiştiren bir çerçeve sunar. Bu yüzden teslim edilen her yeni sistem, sadece envanter kalemi değil, aynı zamanda siyasi ve askeri mesaj niteliği taşır. Füze teknolojilerinde menzil, hassasiyet ve farklı platformlardan atılabilirlik öne çıkıyor. Ancak burada da maliyet-performans dengesi kritik. Çok gelişmiş sistemlerin sayıca sınırlı kalması, geniş alan savunmasında sorun yaratabilir. Bu nedenle daha ekonomik, seri üretilebilir ve modüler çözümler giderek daha fazla değer kazanıyor. Motor, elektronik ve alt sistemlerde yerlilik baskısı artıyor Sektörün en hassas alanlarından biri kritik alt bileşenler. Motor, transmisyon, güç elektroniği, yarı iletken tabanlı sistemler, kızılötesi algılayıcılar ve özel alaşımlar gibi başlıklar, gerçek bağımsızlığın test edildiği alanlar arasında yer alıyor. Platform üretmek görünürdür, ancak alt sistem üretmek stratejik derinlik sağlar. Son dönemde kamu destekleri, teknoloji odaklı yatırım iştahı ve üniversite-sanayi iş birlikleri bu alanda daha olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Yine de sürecin hızına ilişkin aşırı iyimserlik yanıltıcı olabilir. Çünkü savunma kalitesinde alt bileşen geliştirmek, sivil üretime kıyasla çok daha uzun test ve sertifikasyon takvimleri gerektiriyor. Burada temel mesele sadece yerlilik oranı değildir. Ölçek ekonomisi de önemlidir. Eğer bir alt sistem yeterli adetlerde üretilemiyorsa, birim maliyet yukarı çıkar ve ihracat rekabeti zayıflar. Dolayısıyla savunma sanayinde yerlileşme politikası, sipariş sürekliliği ve ihracat planlamasıyla birlikte düşünülmelidir. İhracat tarafında fırsat büyük, baskı da büyük Savunma sanayii ihracatı artık yalnızca gelir kalemi olarak görülmüyor. Diplomatik ilişki setlerini genişleten, bakım-idame üzerinden uzun vadeli bağ kuran ve teknoloji markalaşmasını güçlendiren bir araç niteliği taşıyor. Özellikle Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve bazı Avrupa pazarlarında Türk savunma ürünlerine ilgi devam ediyor. Ancak ihracatın büyümesi beraberinde yeni baskılar getiriyor. Alıcı ülkeler sadece ürün değil, finansman modeli, ortak üretim imkanı, eğitim desteği ve yerel sanayi katılımı da talep ediyor. Bu da satış süreçlerini daha karmaşık hale getiriyor. Kısa vadede hızlı anlaşmalar öne çıksa da uzun vadede kurumsal dayanıklılığı yüksek şirketler avantaj sağlayacak. Bir diğer başlık da itibardır. Savunma ihracatında teslimat gecikmeleri, teknik destek yetersizlikleri veya bakım zincirindeki aksaklıklar marka algısını hızlı biçimde aşındırabilir. Bu nedenle büyümenin sağlıklı olması için üretim hattı disiplini ve satış sonrası organizasyon en az ürün başarısı kadar önemlidir. Uzay, siber güvenlik ve çift kullanımlı teknolojiler yükseliyor Savunma ekosistemi artık yalnızca klasik platformlardan ibaret değil. Uydu sistemleri, uzay tabanlı gözlem kapasitesi, güvenli haberleşme altyapıları ve siber savunma çözümleri yeni dönemin temel alanları arasında. Bu başlıklarda geliştirilen yetkinlikler, hem askeri kullanım hem de sivil sektörler için değer üretebiliyor. Çift kullanımlı teknolojiler burada ayrı bir önem taşıyor. Görüntü işleme, yapay zeka, kompozit malzeme, batarya teknolojisi ve yüksek güvenlikli yazılım gibi alanlar savunma ile sivil endüstriler arasında çift yönlü bir akış yaratıyor. Bu da yatırımın geri dönüşünü artırıyor ve daha geniş bir teknoloji tabanı oluşmasına katkı sağlıyor. Bu çerçevede savunma sanayi şirketleri için asıl soru, hangi alanlarda dikey derinleşme, hangi alanlarda ortaklık stratejisi izleneceği. Her teknolojiyi şirket içinde geliştirmek mümkün değil. Doğru ekosistem yönetimi, önümüzdeki dönemin en kritik rekabet başlıklarından biri olacak. Önümüzdeki dönemde hangi göstergeler izlenmeli? Sektörü izleyen karar vericiler için manşet açıklamalar kadar ölçülebilir göstergeler önemli. Siparişten teslimata geçen süre, ihracat sözleşmelerinin sürekliliği, alt sistem yerlilik oranı, bakım-idame kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı bu göstergelerin başında geliyor. Aynı şekilde savunma sanayinde finansman maliyeti, kur oynaklığı ve tedarik zinciri güvenliği de göz ardı edilmemeli. Çünkü yüksek teknoloji üretimi yalnızca mühendislik başarısıyla ilerlemiyor. Uzun vadeli yatırım sabrı, tedarikçi dayanıklılığı ve öngörülebilir talep yapısı da gerekiyor. Bu nedenle savunma sanayi son gelişmeler başlığını izlerken sadece yeni ürün duyurularına odaklanmak eksik kalır. Asıl tablo, üretim kabiliyeti, ihracat kalitesi, alt sistem bağımsızlığı ve teknoloji ekosisteminin ne kadar dengeli büyüdüğünde ortaya çıkar. Önümüzdeki dönemde öne çıkacak şirketler ve kurumlar, yalnızca dikkat çeken sistemler geliştirenler değil, bunu zamanında teslim eden, sürdürülebilir biçimde destekleyen ve küresel rekabette maliyetle yetkinliği birlikte yönetenler olacak. Sektörde kalıcı güç, vitrinde görünen ürün kadar arka plandaki sanayi disiplininden doğuyor.

Avrupa’nın En Çok Satılan SUV Modeli Volkswagen T-Roc Satışa Sunuldu Haber

Avrupa’nın En Çok Satılan SUV Modeli Volkswagen T-Roc Satışa Sunuldu

Yeni tasarım detaylarıyla birlikte konfor ve kalite seviyesini daha da yükselten, MQB Evo platformu üzerine inşa edilen Yeni T-Roc; IQ.LIGHT – LED Matrix farlar, Araçtan Çıkış Uyarı Sistemi "Exit Warning System", Yarı Otonom Sürüş Asistanı "Travel Assist" ve Hafıza Fonksiyonlu Akıllı Park Asistanı "Park Assist Plus" gibi çok sayıda gelişmiş güvenlik ve sürüş destek sistemiyle donatıldı. Yeni T-Roc, Türkiye’de 3 farklı donanım seviyesi ve hafif hibrit (eTSI) motor seçeneğiyle satışa sunuldu. Volkswagen’in dünyada Tiguan’dan sonra en başarılı, Avrupa’nın ise en çok tercih edilen SUV modeli T-Roc tamamen yenilendi. 2017’de pazara sunulmasından bu yana 2 milyon adetten fazla üretilen model, ikinci nesliyle birlikte tasarım ve teknolojide standartları bir kez daha yukarı taşıyor. Daha karizmatik ve dikkat çekici bir tasarıma kavuşan Yeni T-Roc; bu modelde ilk kez sunulan gelişmiş hafif hibrit (eTSI) motoru, yüksek malzeme ve işçilik kalitesine sahip iç mekanı ve Tiguan ile Tayron modellerinden aktarılan yeni nesil bilgi-eğlence sistemine ev sahipliği yapan dijital kokpitiyle fark yaratıyor. Genişleyen yaşam alanı ve artırılan bagaj hacmi, sınıfında benzersiz olan Yarı Otonom Sürüş Asistanı "Travel Assist" gibi akıllı sürüş teknolojileriyle birleşerek Yeni T-Roc’u bir üst segmente taşıyor. Yeni nesille birlikte daha dinamik bir karakter kazanan T-Roc, güncellenen tasarımıyla markanın geleceğe dönük tasarım anlayışını güçlü biçimde ortaya koyuyor. Yeni tasarım, estetik ile işlevsellik arasındaki denge gözetilerek geliştirildi. Artık daha aerodinamik bir yapıya sahip olan model, 0,29 Cd sürtünme katsayısıyla bir önceki nesline kıyasla yaklaşık yüzde 10’luk bir iyileşme sunuyor. Yenilenen güç aktarma sistemleriyle birlikte, ikinci nesil T-Roc’un verimliliği ve performansı da belirgin şekilde artıyor. Verimli hafif hibrit motor seçenekleri Yeni T-Roc, Volkswagen’in en gelişmiş motor teknolojilerinden biri olan 48 V hafif hibrit (eTSI) sistemine sahip 1.5 litrelik turboşarjlı 150 PS (110 kW) güç seçeneğiyle sunuluyor. T-Roc’ta ilk kez kullanılan 1.5 eTSI motor, yüksek verimlilik sağlayan gelişmiş hafif hibrit sistemlerle donatıldı. Rejeneratif fren teknolojisi sayesinde, frenleme sırasında açığa çıkan kinetik enerji elektrik enerjisine dönüştürülerek kompakt bir lityum-iyon bataryada depolanıyor. Bu sayede, verimli içten yanmalı motor seyir halindeyken belirli koşullarda devre dışı kalabiliyor. “Süzülme modu” olarak adlandırılan bu özellik, yakıt tüketimini azaltırken emisyon değerlerini de düşürüyor. Ayrıca bu sistem, ilk hareket esnasında ve anlık ekstra güce ihtiyaç duyulan zamanlarda, herhangi bir gecikme olmadan yaklaşık 18 PS (14 kW) ekstra güç ve 56 Nm ek tork desteği sunarak hem performansı hem de verimliliği destekliyor. Söz konusu hafif hibrit sistem sayesinde 100 km’de 0,5 litreye kadar ek yakıt tasarrufu elde edilebiliyor. Bu verimliliği, Gelişmiş Aktif Silindir Yönetimi “ACTPlus” teknolojisi de destekliyor. Dört silindirli bu motor, gerekli durumlarda iki silindirini devre dışı bırakarak yakıt tüketimini minimuma indiriyor. Daha geniş iç hacim Yeni T-Roc, önceki nesline kıyasla 12,2 cm daha uzun gövdesi ve 2,8 cm artan aks mesafesiyle çok daha geniş bir iç hacim ve diz mesafesi sunuyor. Modelin geliştirme sürecinde, beş yolcu ve bagaj için mümkün olan en ferah yaşam alanını sunmak ön planda yer almış. Uzayan gövde sayesinde bagaj hacmi 30 litre artarak 475 litreye ulaşırken, arka koltukların bağımsız olarak katlanabilir yapısı ise kullanım esnekliğini artırıyor. Arka koltuklar yatırıldığında, Yeni T-Roc’ta 1.350 litrelik bagaj kapasitesine ulaşılıyor. Yeni T-Roc’un iç mekan tasarımı, sade ama karakteristik bir çizgiye sahip. Yatay hatlar ve net yüzeyler genişlik hissini pekiştiriyor. Malzeme kalitesi ise sınıfında yeni bir referans noktası oluşturuyor. Ön panelde yumuşak dokulu ve yüksek kaliteli kumaş kaplamalar, ilk kez kullanılan delikli ve aydınlatma özelliğine sahip deri paneller ve dokunsal kalitesi yüksek koltuk kumaşları, Yeni T-Roc’un iç mekanını üst sınıf bir atmosfere taşıyor. Kullanım detayları da aynı titizlikle ele alınmış olan modelde, çok fonksiyonlu direksiyon üzerindeki ergonomik butonlar, yeni kapı açma kolu tasarımı ve çeşitli işlevleri kolayca kontrol etmeyi sağlayan Sürüş Deneyim Kumandası "Driving Experience Control", sürücünün tüm sistemlere sezgisel biçimde erişebildiği bir iç mekan deneyimi sunuyor. Üst seviye kalite Kalite artık yeni bir seviyede. Volkswagen, 2025 yılında bir dönüm noktasını başlattı: Gerçek Volkswagen “True Volkswagen” sloganı altında marka; sade ve ayırt edici tasarım, güçlü fiyat- performans dengesi, yenilikçi teknolojiler, yüksek kalite ve sezgisel kullanım gibi kendine özgü güçlü yönlerini her zamankinden daha fazla ön plana çıkarıyor. Yeni T-Roc’un iç mekanı da bu yeni dönemin başlangıcını yansıtıyor. İç tasarım sade ve kendine özgü bir karaktere sahip; yatay olarak yapılandırılmış yüzeyler ve net çizgiler, ilk anda kolay bir yön bulma hissi sağlıyor. Malzeme kalitesi, bu sınıfta yeni bir standart tanımlıyor. Gösterge paneli bölgesinde kullanılan yumuşak dokulu, yüksek kaliteli ve kumaş kaplı yüzeyler; delikli ve aydınlatmalı deri trim detayları ile dokunsal ve görsel olarak etkileyici koltuk kumaşları, T-Roc’un standartlarını bir üst segmente taşıyor. Teknolojide büyük adım İkinci nesil T-Roc, Volkswagen’in en gelişmiş MQB platformu olan MQB Evo üzerine inşa edildi. Bu sayede model, sınıfında fark yaratan yeni nesil konfor ve sürüş destek sistemleriyle donatıldı. MQB Evo mimarisi, Yeni T-Roc’un, aynı platformu paylaşan Golf, Passat, Tiguan ve Tayron modellerinde yer alan en güncel teknolojilerle uyumlu hale gelmesini de sağlıyor. Bir önceki nesilde yer alan Çift Bölgeli Tam Otomatik “Climatronic” klima sistemi, artık Üç Bölgeli Tam Otomatik Klima “Air Care Climatronic” ile güncellendi. Bu gelişmiş sistem, arka koltuk yolcuları için bağımsız iklim ayarı imkanı sağlayarak konfor seviyesini artırıyor. Yeni T-Roc’un sınıfındaki en dikkat çekici yeniliklerden biri, gelişmiş Yarı Otonom Sürüş Asistanı “Travel Assist” sisteminin sunulması. Travel Assist, zamanla sürücünün sürüş alışkanlıklarını öğrenerek aracı yalnızca şeridin tam ortasında tutmakla kalmıyor; tercih edilen sürüş stiline bağlı olarak sağ ya da sol çizgiye daha yakın bir konumda da aracı yarı otonom olarak ilerletebiliyor. Ayrıca sistem, virajlara uyum sağlayarak daha doğal ve konforlu bir sürüş deneyimi sunuyor. Güvenlik alanında öne çıkan bir diğer yenilik, Acil Durum Asistanı "Emergency Assist" sistemi. Sürücünün sağlık sorunu yaşaması veya tepki vermemesi durumunda devreye giren bu sistem, dörtlü ikazları yakarak aracın güvenli biçimde durmasını sağlıyor. Sistem ardından kapı kilitlerini ve iç aydınlatmaları açıyor ve çevredekilerin dikkatini çekip, yardıma çağırmak için kornayı aktif hale getiriyor. Bu sırada otomatik olarak 112 hattını arayıp, araç lokasyon bilgisini de gönderiyor. Yeni T-Roc’ta sunulan bir diğer ileri teknoloji, Araçtan Çıkış Uyarı Sistemi “Exit Warning System”. Bu sistem, arka taraftan, özellikle kör noktada kalabilecek, bisiklet, motosiklet veya scooter gibi küçük bir araç yaklaşırken, kapı açılmadan önce yolcuları uyararak risk oluşturan kazaların önlenmesine yardımcı oluyor. Ayrıca T-Roc, ilk kez Hafıza Fonksiyonlu Akıllı Park Asistanı "Park Assist Plus" sistemiyle de donatılıyor. Hafıza fonksiyonu sayesinde son 50 metre mesafeye kadar rotayı hafızaya alan bu sistem tam otomatik park etme olanağı sunuyor. Kapsamlı standart donanım Yeni T-Roc, Life, Style ve R-Line donanım seviyeleriyle müşterileriyle buluşuyor. Giriş modeli olan Life, geniş bir standart donanım yelpazesine sahip. Bu donanım seviyesinde iç mekanda 10,25" Dijital Gösterge Paneli “Active Info Display”, 10,3" “Composition Media Plus” Bilgi ve Eğlence Sistemi, Sürüş Deneyim Kumandası “Driving Experience Control” ve 3 Bölgeli Tam Otomatik Klima “Air Care Climatronic” yer alıyor. Dış tasarımda ise 17" Lima alüminyum alaşımlı jantlar, LED farlar ve LED gündüz sürüş farları, Uzun Far Asistanı “Light Assist” ve LED stop lambaları öne çıkıyor. Kullanım kolaylığı sağlayan donanımlar arasında Anahtarsız Giriş ve Çalıştırma Sistemi “Keyless Access”, Akıllı Park Asistanı “Park Assist Plus”, Geri Görüş Kamerası “Rear Assist”, Park Mesafe Sensörleri ve Adaptif Hız Sabitleyici “ACC” bulunuyor. Style donanım seviyesinde ise Life donanıma ek olarak iç mekanda 10,25" Dijital Gösterge Paneli “Active Info Display Pro”, 12,9" “Discover Pro” Navigasyon Sistemi ve 6 hoparlörlü ses sistemi sunuluyor. Sürüş Deneyim kumandası “Driving Experience Control” kapsamında ele alınan farklı atmosfer modları, ısıtmalı ön koltuklar ve ısıtmalı direksiyon, ArtVelours Eco koltuk döşemeleri, ErgoActive sürücü koltuğu ile masaj özellikli ön koltuklar, 30 renkli ambiyans aydınlatması ve ön kapı içlerinde aydınlatmalı döşemeler de bu donanım seviyesinde standart olarak yer alıyor. Dış donanımda ise IQ.LIGHT – LED Matrix farlar ve Dinamik Uzun Far Asistanı “Dynamic Light Assist”, dinamik sinyalli ve animasyon özellikli LED stop lambaları, önde ve arkada aydınlatmalı Volkswagen logoları, panoramik açılır cam tavan, gümüş tavan rayları ile karartılmış arka ve arka yan camlar öne çıkıyor. Sürüş destek sistemleri tarafında da donanım zenginleşiyor; Yarı Otonom Sürüş Asistanı “Travel Assist”, Acil Durum Asistanı “Emergency Assist”, Şerit Değiştirme Asistanı “Side Assist”, Arka Trafik Asistanı “Rear Traffic Assist” ve Araçtan Çıkış Uyarı Sistemi “Exit Warning System” Style donanım seviyesinde sunulan teknolojiler arasında yer alıyor. R-Line donanım seviyesinde ise Style’a ek olarak 18" “Coventry” alüminyum alaşımlı jantlar, spor süspansiyonlar ve progresif direksiyon sistemi sunuluyor. Bu donanımda, Style’da yer alan ergoActive sürücü koltuğu ve masaj özellikli ön koltukların yerine R-Line kumaş koltuk döşemesi ve Sports Comfort ön koltuklar standart olarak geliyor. İç ve dış tasarımda ise sportif karakteri vurgulayan detaylar öne çıkıyor. Spor R logolu direksiyon, R-Line tasarımlı tamponlar, siyah tavan döşemesi, ön kapılarda alüminyum görünümlü marşpiye kaplamaları ve paslanmaz çelik pedallar, R-Line donanımın ayırt edici unsurları arasında yer alıyor. Sürdürülebilirliğin en iyi örneği Yeni T-Roc, sürdürülebilirliği ve kaliteyi etkileyici biçimde bir araya getiren bir model olarak öne çıkıyor. Volkswagen için çevresel duyarlılıkta önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyan model, iç ve dış mekanında 140’a kadar bileşende tamamen ya da kısmen geri dönüştürülmüş malzemeler kullanıyor. Donanım seçeneğine bağlı olarak bu parçaların toplam ağırlığı yaklaşık 40 kilogram, yani aracın plastik kütlesinin yaklaşık yüzde 16’sına denk geliyor. Alt gövde kaplamaları, bagaj bölmesi kaplamaları, tavan döşemesi, ön kapı döşemeleri, tekerlek davlumbaz kaplamaları ve zemin kaplamaları gibi birçok bileşen geri dönüştürülmüş malzemelerden üretiliyor. Ayrıca, iç mekan tekstillerinin yüzde 85’e varan bölümü geri dönüştürülmüş materyallerden oluşuyor. Böylece, Yeni T-Roc, güncel Volkswagen modelleri arasında en yüksek geri dönüştürülmüş malzeme oranına sahip model konumuna yükseliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MAN, 250 Tonluk Dev Çekicisini Tanıttı Haber

MAN, 250 Tonluk Dev Çekicisini Tanıttı

Truck & Bus, 250 ton brüt araç ağırlığına sahip yeni TGX 41.640 8x4/4 ağır hizmet tipi çekiciyi piyasaya sürerek, ağır taşımacılık sektörünün en üst ligine güçlü bir giriş yaptı. 640 beygir gücündeki dört dingilli araç, rüzgâr türbinleri, yüksek gerilim transformatörleri ve denizaltılar gibi yüzlerce ton ağırlığındaki özel yüklerin taşınması için geliştirildi. MAN TGX, ağır yükler için özel olarak geliştirilen şanzıman, tork konvertörlü debriyaj ve basınçlı hava sistemleriyle donatıldı. Bu sistemler, 30 veya daha fazla dingile sahip ağır hizmet römorklarının her türlü yol ve sürüş koşulunda hassas şekilde yönlendirilmesini ve dengelenmesini mümkün kılıyor. MAN’dan hafiften ağıra geniş taşımacılık çözümleri Yeni ağır hizmet serisi, MAN Individ­ual tarafından geliştirilen eksiksiz bir fabrika çıkışlı çözüm olarak öne çıkıyor. Münih fabrikasında üretilen dört dingilli temel araç, daha sonra Wittlich'teki MAN Kamyon Modifikasyon Merkezi'nde ağır hizmet bağlantıları, güçlendirilmiş soğutma ile dizel ve hidrolik tanklarla donatılıyor. Yeni TGX, tüm seri üretim MAN araçlarında olduğu gibi kapsamlı satış sonrası, garanti ve finansman hizmetleriyle birlikte geliyor. Bu yeni araç, MAN'ı 3,5 tondan 250 tona kadar seri üretim tabanlı komple çözümler sunabilen az sayıdaki üreticiden biri konumuna taşıyor. TGE, TGL, TGM, TGS ve TGX modelleriyle hafif taşımacılıktan ağır nakliye operasyonlarına kadar her türlü lojistik ihtiyaca cevap veren MAN, talep edilmesi halinde 12 ton ila 42 ton arasında tamamen elektrikli araç seçeneklerini de portföyünde barındırıyor. “MAN Individual'ın uzmanlığıyla çok özel bir araç ortaya koyuyoruz” MAN Truck & Bus Satış ve Müşteri Çözümleri Yönetim Kurulu Üyesi Friedrich Baumann, yaklaşık 80 uluslararası ağır nakliyeciye yeni çekiciyi tanıttı. Baumann, yeni modelle ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Yeni 250 tonluk çekicimizle, ağır nakliye alanındaki en üst düzey segmente geri dönüyoruz. MAN Individual'ın uzmanlığı sayesinde, müşterilerimize maksimum performans, güvenilirlik ve ekonomiyi tek bir pakette birleştiren son derece özel bir araç sunuyoruz. Bu araçla müşterilerimizin operasyonlarını daha kolay ve verimli hale getiriyoruz.” MAN, ilk yeni 250 tonluk TGX ağır yük aracını Alman kiralama uzmanı BFS'ye teslim etti. Koyu mavi renkli çekici, özellikle kısa sürede ağır hizmet araçlarına ihtiyaç duyan taşımacılık şirketlerinin kullanımına tahsis edilecek. BFS Genel Müdürü Jan Plieninger ise teslimatla ilgili şunları kaydetti: “Filomuzda bu özel yüksek performanslı kamyonların ilkini bulundurmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu araç, özel araç kiralama filomuzun amiral gemisi niteliğinde ve MAN ile 60 yıllık ortaklığımızın önemli bir kilometre taşıdır.” Standart modellerden özel araçlara ve 250 tonluk ağır hizmet çekicilerine kadar geniş bir kiralama portföyüne sahip olan BFS; Almanya, İsviçre, Hırvatistan ve Hollanda'da 90'dan fazla MAN yetkili servisiyle desteklenen kiralama çözümleri sunuyor. Yeni 250 tonluk TGX, aşırı ağır hizmet uygulamaları için tasarlandı Yeni ağır hizmet modelinin kalbinde, 640 hp ve 3.000 Nm tork üreten MAN D3876 sıralı altı silindirli motor yer alıyor. Motor, 900 ile 1.380 dev/dk arasında geniş bir çalışma aralığında maksimum tork üreterek düşük hızlarda yüksek yük taşımacılığı için ideal performans sergiliyor. Otomatik MAN TipMatic 12.30 OD şanzımana entegre edilmiş tork konvertörlü debriyaj (WSK), 1,59 kata kadar daha fazla tork artışı gerçekleştirerek düşük aşınma ve güçlü kalkışın yanında, hassas manevra kabiliyeti kazandırıyor. Ayrıca, Retarder 40 sistemi, yüksek sürekli frenleme performansı ve termal stabilite ile güvenli sürüşe katkıda bulunuyor. Özel TipMatic sürüş programlarının da ağır hizmet operasyonlarını destekliyor. Ağır nakliye programı 250 tona kadar yükler için optimize edilirken, Verimlilik modu ise 70 tona kadar olan yüklerde daha ekonomik yakıt tüketimi sağlıyor. Fabrika çıkışında entegre ağır hizmet ekipmanı MAN, merkezi ağır hizmet bileşenlerini kabinin arkasındaki konumlandırılan ağır hizmet kulesinde bir araya getiriyor. Bu kulede, 160 litre ek hava beslemesi için dört basınç tankının yanı sıra, 960 litrelik dizel deposu ve iki aşamalı ağır hizmet tipi hidrolik sistem için 290 litrelik tankı yer alıyor. 300 bar'a kadar basınç üretebilen sistem, yük algılama teknolojisiyle çalışıyor. Aks direksiyon sistemlerinin gereksinimlerine bağlı olarak yükten bağımsız olarak 20 veya 40 lt/dk yağ akışı sağlayabiliyor. Ayrıca, ağır hizmet kulesine entegre edilen soğutma sistemi, düşük hızlarda ve yüksek motor yüklerinde dahi motor sıcaklığını stabil kalmasına yardımcı oluyor. Bununla birlikte şasiye monte edilmiş olan JOST JSK 38 C beşinci tekerlek (3,5"), optimum yük dağılımı için standart olarak 800 mm’lik bir kaydırma mekanizmasıyla donatılmış durumda. Araçta itme veya çekme işlemlerinde kullanılmak üzere üç farklı yükseklik seviyesine sahip bir ön bağlantı noktası bulunuyor. Arka tarafta ise isteğe bağlı olarak ROCKINGER 56 EA takılabiliyor. Otomatik kilitleme mekanizması, engebeli arazide bile rahat ve güvenli bir bağlantı kurulmasına olanak tanıyor MAN Individual ile tasarım, konfor ve kişiselleştirme Tır çekici isteğe bağlı olarak MAN Individual Lion S donanım paketi ile de tercih edilebiliyor. Bu paket, karbon uygulamaları, siyah aerodomlar ve kırmızı vurgular gibi özel dış tasarım unsurlarını içeriyor. İç mekânda ise Alcantara koltuk döşemeleri, dekoratif dikişler ve kırmızı emniyet kemerleri gibi yüksek kaliteli detayları dikkat çekiyor. Ayrıca 24 inçlik bir televizyon, elektrikle ayarlanabilir TV koltuğu ve ortam aydınlatması gibi seçenekler de bulunuyor. Bu donanımlar özellikle uzun yolculuklarda sürücüler için günlük sürüşü çok daha konforlu ve keyifli hale getiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sikorsky Yeni S-92A+ Helikopterinin Üretimini Artırıyor Haber

Sikorsky Yeni S-92A+ Helikopterinin Üretimini Artırıyor

Lockheed Martin bünyesinde faaliyet gösteren şirket, yeni helikopterlerin üretim ve montajını ABD’nin Connecticut eyaletindeki Stratford ve New York’taki Owego tesislerinde gerçekleştirecek. Yeni S-92A+ helikopterleri ilk olarak devlet başkanlığı taşımacılığı için sipariş veren bir müşteri için üretilecek. Ayrıca offshore enerji sektörü ve diğer devlet müşterilerinden yeni siparişlerin gelmesi bekleniyor. Küresel Talep Artışı Bekleniyor Sikorsky Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Rich Benton, yeni modelin şirketin modernizasyon stratejisinin önemli bir parçası olduğunu söyledi. Benton açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “S-92A+ helikopteri filoyu modernize etme ve geleceğe hazırlanma stratejimizin önemli bir parçası. Beklenen talebi karşılamak için üretim kapasitemizi artırıyoruz. S-92, zorlu hava koşullarında uzun menzilli görevler için en yüksek uçuş süresine sahip helikopter olarak devlet liderleri, offshore enerji şirketleri ve arama-kurtarma ekipleri tarafından tercih ediliyor.” Şirket, devlet başkanlığı taşımacılığı için yeni bir ülkeden iki helikopter siparişi aldığını açıkladı. Böylece S-92 modelini kullanan devlet sayısı 14’e yükseldi. Sikorsky ayrıca bu iki helikoptere ek olarak üç adet daha S-92A+ helikopteri üretmeyi planlıyor. Artan talep doğrultusunda şirketin yıllık 12 helikopter üretim kapasitesine ulaşabileceği belirtiliyor. Üretim ABD’de Yapılacak Helikopterlerin bazı kritik parçaları Sikorsky’nin Stratford tesisinde üretilecek. Burada üretilecek başlıca bileşenler: ana dişli kutusu rotor palaları güç aktarım sistemleri Helikopterlerin montajı ise Owego tesisinde gerçekleştirilecek. Bu tesis daha önce S-92 platformu temel alınarak geliştirilen ABD başkanlık helikopterlerinden 23 adet teslim etmişti. 2025’te Asya ve Orta Doğu’ya Teslimat Yapıldı Sikorsky, 2025 yılında Asya ve Orta Doğu’daki devlet başkanlığı müşterilerine iki adet S-92A helikopteri teslim ettiğini açıkladı. Yeni S-92A+ modelinin ise bu platformun daha gelişmiş versiyonu olduğu belirtiliyor. S-92A+ Yeni Nesil Görevler İçin Tasarlandı S-92 helikopter ailesi uzun yıllardır güvenlik, performans ve çok yönlülük açısından sektörde önemli bir konumda bulunuyor. Yeni S-92A+ modeli, bu platformun en gelişmiş versiyonu olarak geliştirildi. Sikorsky bundan sonra üretilecek tüm S-92 helikopterlerini S-92A+ standardına göre üretmeyi planlıyor. Yeni Phase IV Ana Dişli Kutusu S-92A+ modelinin en önemli yeniliklerinden biri Phase IV ana dişli kutusu. Bu sistemin özellikleri: 6000 saatten fazla operasyon ömrü bakım aralıklarının uzaması gelişmiş güvenlik sistemleri Ayrıca sistemde bulunan yardımcı yağlama sistemi, ana yağ basıncı kaybolsa bile helikopterin uçuşu güvenli şekilde tamamlamasını sağlıyor. Daha Güçlü Motorlar Yeni modelde GE CT7-8A6 motorları kullanılıyor. Motor güncellemeleri sayesinde: yüksek sıcaklık ve yüksek irtifa koşullarında daha güçlü performans artırılmış motor gücü daha yüksek taşıma kapasitesi sağlanıyor. Helikopterin maksimum kalkış ağırlığı13 ton seviyesine çıkarıldı. Bu sayede: 1200 pound daha fazla yük veya yakıt kapasitesi daha güçlü dış yük taşıma kapasitesi (sling load) sunuluyor. Mevcut Helikopterler de Güncellenebilecek Sikorsky ayrıca S-92A+ teknolojisinin mevcut S-92A helikopterlerine retrofit kit olarak uygulanabileceğini açıkladı. Bu kit sayesinde operatörler: yeni dişli kutusu motor yükseltmesi gibi geliştirmeleri mevcut helikopterlerine ekleyebilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.