Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nasa

Kapsül Haber Ajansı - Nasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nasa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzay Biyolojisi Araştırmalarında Türkiye İmzası! Haber

Uzay Biyolojisi Araştırmalarında Türkiye İmzası!

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” devam ediyor. Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Müdürü / Proje Yürütücüsü Dr. Cihan Taştan, bilim meraklılarıyla buluştu. “Proje Serüvenim ve Uzay Biyolojisi” başlıklı seminerde konuşan Dr. Cihan Taştan, uzayın insan sağlığı üzerindeki etkilerine dair dikkat çekici veriler aktarıldı. Dr. Taştan, toplumda bilim farkındalığını artırmayı hedefleyen etkinlikte, uzayın artık Türkiye için yeni bir araştırma alanı haline geldiğini ve uzay çalışmalarının yalnızca bilimsel değil; kanser biyolojisi, nörodejeneratif hastalıklar, logevity (uzun yaşam) ve sağlıklı yaşamanın uzay şartlarındaki biyolojisini açıklamanın yanında ekonomik açıdan da yüksek katma değer ürettiğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi’ne 2020 yılında katılan Dr. Cihan Taştan, 2021’de Transgenik Hücre Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER)’ni, Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın desteğiyle hayata geçirdiklerini belirtti. Dr. Taştan, yurt dışında özellikle New York University ve akabinde Jackson Laboratory Genomic Medicine’daki deneyimlerinden edindiği bilgi ve teknolojik altyapıyı TRGENMER bünyesine taşıdıklarını ifade ederek, böylece daha önce NASA’ya doktora sonrası araştırmalar için yönelttiği bilimsel soruları şimdi Türkiye’de, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve Tübitak Uzay destekleriyle; Üsküdar Üniversitesi çatısı altında çalışma imkânı bulduğunu vurguladı. Uzayda Yerçekimsiz ortam insan gen ifadesini değiştiriyor Uzayda “mikrogravite” yani yerçekimsiz ortamın insan biyolojisi üzerindeki etkileri konusuna dikkat çeken Dr. Taştan, laboratuvar ortamında mikrogravite koşullarını simüle ederek başlayan çalışmaların, gerçek uzay görevleriyle ileri bir aşamaya taşındığını belirtti. Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamında seçilen 13 projeden biri olan “Message (Microgravity Associated Genetics)” projesiyle, astronotların genetik ifadesindeki değişimlerin incelendiğini anlatan Dr. Cihan Taştan, çalışmada, uzayda alınan kan örnekleri ile dünyadaki örnekler karşılaştırılarak mikrogravitenin gen ifadesi üzerindeki etkilerinin analiz edildiğini kaydetti. Astronotlarla birebir eğitim ve deney süreci “Proje sürecinde lisans ve lisansüstü düzeyde birçok öğrenci aktif rol alırken, Türkiye’nin ilk uzay araştırmaları kaynaklı yüksek lisans tezleri de bu çalışmalarla ortaya çıktı. Halen çok sayıda tez ve araştırma devam ediyor. Deneylerin uzayda uygulanabilmesi için Türk astronotlar Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever, üniversite laboratuvarlarında kapsamlı eğitimlerden geçti. Tüm deney protokolleri önceden hazırlanarak uzayda uygulanacak şekilde planlandı.” diyen Dr. Taştan, Gezeravcı’nın gerçekleştirdiği görev ve ardından Atasever’in yörünge altı uçuşuyla birlikte genetik ifade analiz çalışmalarının başlatıldığını söyledi. İki farklı uzay göreviyle kritik karşılaştırma Araştırmanın en önemli yönlerinden birinin iki farklı uzay görevinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi olduğunu söyleyen Dr. Cihan Taştan, ilk görevde astronotlar yaklaşık 440 kilometre yüksekliğe çıkarken, ikinci görevde Atasever’in 100 kilometrelik yörünge altı uçuşunun analiz edildiğini ifade etti. Bu sayede yalnızca yerçekimsiz ortamın etkilerinin, kozmik radyasyon ve stres gibi diğer faktörlerden ayrıştırılarak değerlendirilebildiğini dile getiren Dr. Taştan, mikrogravitenin (yerçekimsiz ortamın) uzayın biyolojik etkilerini anlamada önemli bir “biyo-belirteç” olarak değerlendirildiğini belirterek, bu sayede daha önce tanımlanmamış ve karakterize edilmemiş birçok genin keşfedilmesine yönelik veriler elde ettiklerini ifade etti. Kan örnekleri -80 derecede saklandı “Çalışmalar kapsamında yalnızca gen düzeyinde değil, aynı zamanda uzun yaşamla ilişkili telomer yapısı ve longevity genlerinin ifade değişimleri gibi kritik biyolojik mekanizmalar da mikrogravite koşullarında incelendi.” diyen Dr. Taştan, araştırma sürecinde, Dragon kapsülüyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) gönderilen üç astronottan — Türk ve uluslararası ekip üyelerinden — uzaya çıkmadan önce kan örnekleri alındığını, bu örneklerin özel koşullarda -80°C’de saklandığını aktardı. ISS’e ulaşıldıktan sonra astronotlardan 4., 7. ve 10. günlerde, belirlenen protokoller çerçevesinde ve belirli fizyolojik hazırlık süreçlerinin ardından (egzersiz ve kontrollü beslenme düzeni gibi) tekrar kan örnekleri alındığını ifade eden Dr. Taştan, toplanan örneklerin, ISS’e özel olarak tasarlanmış -80°C MELFI buzdolaplarında muhafaza edilerek Dünya’ya ulaştırıldığını belirtti. Dr. Cihan Taştan, Houston üzerinden İstanbul’a, Üsküdar Üniversitesi laboratuvarlarına getirilen bu biyolojik materyallerle birlikte uzayda yerçekimsiz ortamın insan genetik ifadesi üzerindeki etkilerinin detaylı biçimde analiz edilmeye başlandığını söyledi. Yerçekimsiz ortamdan etkilenen genleri ayırt edebildik Dr. Cihan Taştan, uzay biyolojisi çalışmalarında yalnızca mikrogravitenin etkisini ortaya koyabilmek için diğer tüm değişkenleri ayrıştırmak zorunda olduklarını belirterek süreci şöyle anlattı: “Kozmik radyasyon, uçuş sırasında maruz kalınan yüksek G kuvveti, stres ve korku hormonları gibi birçok faktörü elememiz gerekiyordu. Bu problemi, ikinci astronotumuz Tuva Cihangir Atasever’in, Virgin Galactic 07 misyonuyla yaklaşık 100 kilometre yüksekliğe çıkmasıyla aştık. Kısa süreli bu uçuş sayesinde, uçuş öncesi ve sonrası genetik verileri karşılaştırarak yalnızca yerçekimsiz ortamdan etkilenen genleri ayırt edebildik.” 60 bin mRNA’yı analiz ettik Uzayda yürütülen çalışmaların yüksek teknoloji gerektirdiğini vurgulayan Dr. Taştan, analiz sürecinin kapsamına dikkat çekti ve “İnsan vücudunda yaklaşık 25 bin gen bulunuyor ve bu genler 120 bine yakın mRNA üretimiyle ifade ediliyor. Biz özellikle kan ve lenfosit hücrelerinden yaklaşık 60 bin mRNA’yı analiz ettik. Milyonlarca veri kopyası üzerinde çalıştık, günler süren analizler yaptık ve gigabaytlarca veri işledik.” dedi. Türk bilim insanları tarafından isimlendirilecek ilk genler var Elde edilen verilerin üç farklı zaman diliminde incelendiğini belirten Dr. Taştan, dikkat çekici bir keşfe imza attıklarını söyledi ve “Henüz isimlendirilmemiş, fonksiyonu bilinmeyen LOC genleri üzerinde çalıştık. Dünya koşullarında neredeyse hiç ifade edilmeyen bazı genlerin, uzayda günler geçtikçe aktifleştiğini gördük. Yaklaşık 60’tan fazla LOC genini inceledik ve bunlardan 6 tanesinin doğrudan mikrogravite ile ilişkili olduğunu ortaya koyduk. Bu genler, Türk bilim insanları tarafından isimlendirilecek ilk genler arasında olacak.” diye konuştu. Uzay ortamının yaşlanma ve uzun yaşam üzerindeki etkileri de incelendi Uzay ortamının yaşlanma ve uzun yaşam üzerindeki etkilerine de değinen Dr. Taştan, çarpıcı sonuçları şu sözlerle aktardı: “Hücresel yaşlanma ile ilişkili AP2A1 gen ailesinin uzayda anlamlı şekilde baskılandığını gördük. Buna karşılık uzun yaşamla ilişkili genlerin ifadesi artıyor ya da stabil kalıyor. Bu durum, hücrelerin mikrogravite koşullarında kendini hayatta kalmaya ve uzun yaşamaya adapte ettiğini gösteriyor.” Araştırmaların yalnızca yaşlanma değil, nörolojik hastalıklar açısından da önemli veriler sunduğunu ifade eden Dr. Taştan, şunları kaydetti: “Alzheimer ve Parkinson ile ilişkili birçok genin astronotlarda baskılandığını tespit ettik. Bu da gelecekte bu hastalıklar için yeni ilaç hedefleri geliştirme potansiyeli sunuyor. Aynı şekilde depresyon, şizofreni ve obsesif kompulsif bozuklukla ilişkili genlerde de değişimler gözlemledik.” Uzayda uzun süre kalmanın psikolojik etkilerine de değinen Dr. Taştan, özellikle davranışsal genlere dikkat çekti ve “MAOA geni gibi bazı genlerdeki değişimler, uzun süreli uzay görevlerinde stres ve davranışsal eğilimler açısından önemli biyobelirteçler sunabilir. Bu veriler, gelecekte astronot seçiminde genetik analizlerin kullanılmasının önünü açabilir.” dedi. Yaklaşık 250 genin önemli bir kısmında anlamlı değişimler tespit edildi Bilişsel süreçler üzerine yapılan analizlerin de dikkat çekici olduğunu belirten Dr. Taştan, öğrenme kapasitesine ilişkin bulguları şöyle özetledi ve “Nöroplastisite ile ilişkili yaklaşık 250 genin önemli bir kısmında anlamlı değişimler tespit ettik. Bu da uzayın, öğrenme ve bilişsel süreçler üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor.” ifadesinde bulundu. Elde edilen bulguların yalnızca uzay araştırmalarıyla sınırlı kalmayacağını vurgulayan Dr. Taştan, “Keşfettiğimiz biyobelirteçleri kullanarak, insanları uzaya göndermeden telomer uzunluğunu artırabilecek, hücresel yaşlanmayı yavaşlatabilecek ve uzun yaşamı destekleyebilecek yeni tedavi yaklaşımları geliştirmeyi hedefliyoruz. CRISPR gibi gen mühendisliği teknolojileriyle bu verileri pratiğe dönüştürmek mümkün.” diye konuştu. Çalışmaların uluslararası platformda paylaşılacağını belirten Dr. Taştan, elde edilen sonuçların hem bilim dünyasına hem de geleceğin uzay misyonlarına yön verecek nitelikte olduğunu söyledi. Dr. Cihan Taştan, yürüttükleri uzay biyolojisi çalışmalarının yalnızca mevcut projelerle sınırlı kalmayacağını, Türkiye’nin gelecekteki uzay misyonlarında da aktif rol almayı hedeflediklerini açıkladı. Dr. Taştan, projenin devam ettiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Araştırma ve Geliştirme Sorumlumuz Beyza Aydın ve oluşturduğumuz uzay çalışma ekiplerimizle birlikte uzay projemizi halen sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde ‘MESSAGE’ bilim misyonu kapsamında yeni uzay görevlerine de katkı sağlamayı planlıyoruz. 10-14 günlük görevlerin ötesine geçerek 90 gün ve üzeri uzun süreli uzay misyonlarında da Türkiye olarak yer almak istiyoruz. Bu yönde görüşmelerimiz devam ediyor.” Yeni projeler arasında Ay misyonu var Yeni projeler arasında Ay misyonu ve veri taşımaya yönelik yenilikçi çalışmaların da bulunduğunu belirten Dr. Taştan, “Dünyadaki bilgilerin uzaya aktarılması için ‘DNA Ark’ yani DNA gemisi projesi üzerinde çalışıyoruz. Amaç, tüm verileri DNA üzerinde kopyalayarak uzun uzay yolculuklarında insanlığın bilgisini koruyabilmek. Bu konu ile ilgili Araştırma ve Geliştirme Sorumlumuz Beyza Aydın ile yazdığımız makalenin öncük raporunu yayınladık.” şeklinde konuştu. Elde edilen bilimsel sonuçların uluslararası platformlarda paylaşıldığını ifade eden Dr. Taştan, çalışmaların bilim dünyasında karşılık bulduğunu dile getirdi ve “2024’te İtalya’da, 2025’te AR-GE Sorumlumuz Beyza Aydın ile birlikte, Avustralya Sidney’de Uluslararası Astronomi Kongresi’nde bulgularımızı sunduk. Bu yıl ise 77’ncisi Antalya’da düzenlenecek kongrede 10 bildiri ile başvuru yaptık ve bunlardan 6 tanesinde sözlü sunum yapacak şekilde yer alacağız. Çalışmalarımızın önemli bir kısmı yüksek etki faktörlü dergilerde yayın aşamasında. Uzayın insanlarda sağlıklı ve uzun yaşamla ilişkili genleri etkilediğini ortaya koyduğumuz çalışmamız Nature Yayın Grubu Aging dergisinde kabul aldı. Diğer çalışmalarımız da Nature Microgravity dergisinde değerlendirme sürecinde.” dedi. Uluslararası iş birliklerine de dikkat çeken Dr. Cihan Taştan, şu ifadeleri kullandı: “NASA ve Avrupa Uzay Ajansı bilim insanlarıyla iş birliği fırsatları yakaladık. Amerika’daki üniversitelerle ortak çalışmalar yürütme aşamasına geldik. Nature Yayın Grubu Aging dergisine kabul alan makalemizi NASA Ames Araştırma Merkezi’nde çalışan Prof. Dr. Fathi Karouia ile işbirliği halinde hazırladık. Tüm bu süreçte Türkiye’nin uzay alanındaki görünürlüğünü artırmaktan gurur duyuyoruz.” Türkiye’de ilk gen tedavilerinin geliştirilmesine yönelik araştırmalar sürüyor Dr. Cihan Taştan, yalnızca uzay biyolojisi değil, genetik mühendisliği ve gen tedavileri alanında da çalışmalar yürüttüklerini belirterek, Türkiye’de ilk gen tedavilerinin geliştirilmesine yönelik araştırmaların sürdüğünü kaydetti. Projelerde Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK Uzay başta olmak üzere birçok kurumun destek verdiğini vurgulayan Dr. Taştan, geçmişte hedeflediği uluslararası deneyimi farklı bir şekilde gerçekleştirdiklerini söyledi ve “NASA’da çalışmayı hedeflemiştim. Bugün geldiğimiz noktada, bu projeler sayesinde hem biz hem de öğrencilerimiz NASA’dan eğitimler aldık. Öğrencilerimiz sertifikalı bilim insanları haline geldi. Çalışmalarımız NASA ve Axiom Space platformlarında resmi olarak yer aldı.” diye konuştu. Gençlere staj çağrısı Gençlere de çağrıda bulunan Dr. Taştan, özellikle biyomühendislik öğrencilerinin uzay alanına yönelmesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK Uzay’ın proje çağrılarını takip edin. Biyosensör geliştirme, uzay ekipmanları üretimi gibi alanlarda kendinizi geliştirin. Staj ve araştırma fırsatlarını değerlendirin, farklı üniversitelerde yürütülen projelere ulaşarak aktif rol almaya çalışın.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

NASA Artemis II Görevi Başladı: Orion Uzay Aracı Astronotlarla Ay’a Gidiyor Haber

NASA Artemis II Görevi Başladı: Orion Uzay Aracı Astronotlarla Ay’a Gidiyor

NASA’nın Artemis programı kapsamında gerçekleştirilen Artemis II görevi resmen başladı. Lockheed Martin tarafından geliştirilen Orion uzay aracı, Space Launch System (SLS) roketiyle Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. Bu görev, Artemis programının ilk insanlı test uçuşu olma özelliğini taşıyor. Orion uzay aracı, NASA astronotları Reid Wiseman, Victor Glover ve Christina Koch ile Kanada Uzay Ajansı astronotu Jeremy Hansen olmak üzere dört kişilik mürettebatı taşıyor. Toplam 10 gün sürecek görevde astronotlar, önce Dünya yörüngesinde iki tur atacak, ardından Ay’ın uzak tarafının yaklaşık 5.000 mil ötesine kadar ilerleyecek. Bu süreçte uzay aracı Dünya’dan yaklaşık 400 bin kilometre uzaklığa ulaşacak. Astronotlar tarafından “Integrity” adı verilen Orion uzay aracı, derin uzay görevleri için geliştirilen yeni sistemlerle donatıldı. Bu sistemler arasında yaşam destek üniteleri, gelişmiş kontrol panelleri, lazer iletişim sistemi, acil durum kaçış sistemi, egzersiz ekipmanları ve atık yönetim modülü yer alıyor. Görev boyunca mürettebat, uzay aracının performansını test etmek için çeşitli manevralar gerçekleştirecek. Orion, Ay etrafında serbest dönüş yörüngesinde ilerleyerek Ay’ın uzak yüzeyine ilişkin gözlemler yapacak ve önemli veriler toplayacak. Görevin sonunda Orion, Dünya atmosferine ses hızının yaklaşık 30 katı hızla giriş yapacak ve ardından hızını düşürerek Pasifik Okyanusu’na iniş gerçekleştirecek. Lockheed Martin yetkilileri, bu görevin Ay’a insanlı dönüş yolunda önemli bir aşama olduğunu vurgularken, Orion sistemlerinin gelecekteki görevler için kritik veriler sağlayacağını belirtti. NASA, görev süresince Orion’un konumu ve uçuş verilerinin kamuoyuyla gerçek zamanlı olarak paylaşılacağını açıkladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadın Liderler İçin Küresel Sıçrama Noktası: IWF Leadership Fellows Programı Türkiye’de Haber

Kadın Liderler İçin Küresel Sıçrama Noktası: IWF Leadership Fellows Programı Türkiye’de

IWF Global Leadership Fellows Programı, kadın liderlerin profesyonel ağlara erişimde yaşadığı kısıtlar, liderlik gelişimindeki eşitsizlikler ve mentorluk eksiklikleri gibi sorunlara çözüm üretmek amacıyla, 1991 tarihli ABD Glass Ceiling Raporu sonrasında başlatıldı. Program, pek çok kadın liderin kariyerinde cam tavanları kırmalarının ve üst düzey liderlik rollerini üstlenmelerinin önünü açarak küresel ölçekte prestij kazandı. 50 yılı aşkın süredir dünya genelinde kadın liderliğinin gelişimine hizmet eden International Women’s Forum tarafından sunulan bu program, Türkiye’de özel bir versiyonla hayata geçiyor. IWF Türkiye tarafından yerel dinamiklere özgü bütüncül bir liderlik modeliyle tasarlanan IWF Türkiye Leadership Fellows Programı, Türkiye’den daha fazla kadın lideri en üst düzey liderlik rollerine hazırlamayı, gelişimlerini hızlandırmayı ve uluslararası ağlara erişimlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Böylece IWF Türkiye; akademisyenler, bilim insanları, mucitler, girişimciler, yönetim kurulu başkanları, CEO’lar, devlet başkanları, astronotlar, olimpiyat sporcuları, sanatçılar, yazarlar, film yapımcıları, sivil toplum kuruluşu yöneticileri ve hukuk, teknoloji, finans, sanayi, iletişim alanlarında güçlü üyeler bulunan IWF ağına Türkiye’den daha fazla kadın liderin katılmasına hizmet edecek. “Kadın liderliği toplumsal dönüşümün anahtarıdır” Programın lansmanı kapsamında gerçekleştirilen resepsiyonda konuşan IWF Türkiye Başkanı ve IWF Global Yapay Zekâ ve Data Grubu Eş Başkanı Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün, kadın liderliğinin ekonomik ve sosyal kalkınmanın itici gücü olduğunun altını çizdi: “IWF Türkiye Leadership Fellows Programı ile ülkemizden kadın liderlerin küresel yolculuğunu hızlandıracak stratejik bir vizyonu hayata geçiriyoruz. Liderliğin cinsiyete bağlı olmadığı bir geleceği birlikte inşa ediyoruz. IWF Türkiye; küresel bir ağın parçası olarak, yerelden aldığı gücü dünya sahnesine taşıyan bağlar kurmaya ve Türkiye’den daha fazla kadın liderin küresel karar mekanizmalarında yer almasına öncülük etmeyi sürdürecek.” Resepsiyona video-mesaj ile katılım gösteren ve IWF Türkiye Leadership Fellows Programı’na duyduğu güveni vurgulayan IWF Global Yönetim Kurulu Başkanı Kimberly Cooper Jaqua ise “Veriler ve deneyimlerimiz, kadınların en üst liderlik kademelerine ulaşmasının önünde hâlâ kalıcı engeller olduğunu açıkça gösteriyor. IWF Global Leadership Fellows Programı, eğitim, mentorluk ve güçlü kadın ağlarını bir araya getirerek kadın liderliğinin önündeki yapısal engelleri aşmaya yönelik, küresel ölçekte etki yaratma potansiyeline sahip stratejik bir girişimdir. 35 ülkede, 77 forumda 8.400’ü aşkın kadın lideri bir araya getiren IWF küresel ağı adına; bu vizyoner programı ülkelerinde hayata geçiren IWF Türkiye’yi, Yönetim Kurulu’nu ve ekibini, kadın liderliğini güçlendirmeye yönelik kararlı duruşları için tebrik ediyorum. Bir sonraki neslin yükselişine alan açan bu güçlü yatırım ve sergilenen liderlik sayesinde, kadınlar yükseldikçe dünyanın daha adil ve daha güçlü bir yer olacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu. Dünyadan ve Türkiye’den ilham veren mezunlar Otuz yılı aşkın süredir dünyanın farklı coğrafyalarında kadın liderlerin kariyer yolculuklarında dönüştürücü bir rol üstlenen IWF Global Leadership Fellows Programı, kapsamı, akademik derinliği ve küresel etki alanıyla alanında benzersiz bir liderlik gelişim programı olarak öne çıkıyor. Program, kariyerlerinde en üst liderlik rollerine iki-üç yıl mesafede bulunan kadın liderlerin gelişim yolculuklarını hızlandırıyor. Aynı zamanda kurumlar için güçlü bir yetenek ve ardıl planlama aracı olarak öne çıkıyor. Programın mezunları arasında Chanel CEO’su Leena Nair, NASA Johnson Space Center Direktörü Vanessa Wyche gibi küresel liderler ile Accenture EMEA Lead Dilnişin Bayel, milli sporcu Şahika Ercümen ve Ashoka Global Community and Resources Co-Director Zeynep Meydanoğlu Ertan gibi Türkiye’den ilham veren isimler yer alıyor. 2026 yılında ise IWF Türkiye tarafından aday gösterilen; Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Uluslararası Program Koordinatörü ve Hücresel Moleküler Biyoloji Program Koordinatörü Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı’na tam burslu olarak kabul edilerek Türkiye adına önemli bir başarıya imza attı. İki fazlı liderlik modeli Türkiye’den başarı hikâyelerini çoğaltmak üzere bu yıl ilki gerçekleştirilecek IWF Türkiye Leadership Fellows Programı, yerel mentörlük ve küresel liderlik gelişimi olmak üzere iki fazdan oluşan bütüncül bir yapı sunuyor. 1. Faz: Mentörlük Programı Yüksek potansiyele sahip kadın liderler, IWF Türkiye’nin deneyimli kadın üyeleriyle yapılandırılmış bir mentörlük sürecine katılıyor. Mentor ve mentiler, eşleşme öncesinde Program Komitesi’nin uzman ekipleri tarafından yürütülen yönlendirici bir hazırlık sürecine dâhil olacak. 2. Faz: Küresel Liderlik İlk süreci başarıyla tamamlayan ve global kriterleri karşılayan liderler, INSEAD ve University of Cambridge gibi dünyanın en saygın kurumları iş birliğinde yürütülen IWF Global Leadership Fellows Programı’nda Türkiye’nin resmî adayı olarak değerlendiriliyor. Global programa katılım, adayın niteliklerine bağlı olarak burslu ya da bireysel kurumsal sponsorluk yoluyla mümkün oluyor. IWF Türkiye Leadership Fellows Programı için başvurular, 16–31 Ocak 2026 tarihleri arasında, IWF Türkiye’nin sosyal medya kanalları üzerinden kabul edilecek. Program; iş dünyası, akademi, kültür-sanat, sivil toplum, kamu ve sosyal girişimcilik alanlarında somut etki yaratmış, kadınların güçlenmesine katkı sağlayan veya bu hedefi taşıyan, ileri düzey İngilizce yeterliliğine sahip kadın liderlere açık olacak. Doğrudan başvuru yapılabildiği gibi paylaşılan aday önerileri de değerlendirmeye alınacak. IWF Türkiye, programa yönelik güçlü bir mentor havuzu oluşturuyor. IWF Türkiye’nin seçkin ağından her bir üyenin en az bir katılımcıya rehberlik etmesi hedefleniyor. Böylece program katılımcılarının etkili şekilde geleceğe hazırlanmasına destek olacak. Çalışmalar 15 Şubat-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında üç ay sürecek ve en az altı mentorluk görüşmesi gerçekleştirilecek. Küresel liderlik yolculuğunun Türkiye’den elçileri aynı sahnede buluştu Düzenlenen resepsiyonda, IWF Global Leadership Fellows Programı’nda Türkiye’yi temsil eden kadın liderler, özel bir panelde bir araya geldi. Panelde; Dilnişin Bayel, Zeynep Meydanoğlu Ertan ve Ceyda Açılan Ayhan, kendi liderlik yolculuklarını ve kadınların küresel liderlikte temsilinin yollarını paylaşırken Şahika Ercümen de canlı yayınla panele katıldı. Söyleşi, kadın liderliğinin bireysel başarının ötesinde, kolektif bir etki ve sorumluluk alanı olduğuna dair güçlü bir perspektif sundu. Bu anlamlı buluşma özel bir ödül töreniyle taçlandırıldı. Panelde görüşlerini paylaşan kadın liderlere ödüller; IWF Türkiye Kurucu Başkanı Funda Sivrikaya, geçmiş dönem IWF Türkiye Başkanı Gülden Türktan ve IWF Türkiye Başkanı Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün tarafından takdim edildi. Sunulan ödüller ise IWF Türkiye üyesi, uluslararası tanınmış mimar ve tasarımcı Şebnem Buhara imzasını taşıdı. Bu özel törenle birlikte, liderliğin deneyimle derinleşen, paylaşıldıkça güçlenen ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir etki alanı olduğu vurgulandı. İmza Tasarım ile Anlamlı Destek IWF Türkiye’nin kadın liderliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalarına destek sağlamak amacıyla özel bir iş birliği hayata geçirildi. Lansman töreninde duyurulan bu girişim kapsamında, ödüllü Türk tasarımcı Arzu Kaprol’ün tasarım yaklaşımıyla Ramsey’nin üretim tecrübesini bir araya getiren özel ipek eşarp serisi IWF Türkiye için üretildi. Sınırlı sayıda üretilen eşarplar IWF Türkiye bağışçılarına teşekkür niteliğinde hediye ediliyor. Türkiye, IWF Global’de etkin rol oynuyor IWF Türkiye’nin küresel platformlardaki temsili de dikkat çekiyor. IWF Türkiye Kurucu Başkanı Prof. Dr. Funda Sivrikaya’nın IWF Global Yönetim Kurulu ve Global Eğitim Komitesi’nde yer alması, Türkiye’nin bu alandaki görünürlüğünü güçlendiriyor. Ayrıca, IWF Türkiye Başkanı Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün’ün IWF Global Yapay Zekâ ve Data Grubu Eş Başkanı olarak görev alması, Türkiye’nin liderlik ve teknoloji perspektifini global gündeme taşıyor. Güçlü paydaşlar, ortak vizyon IWF Türkiye Leadership Fellows Programı; Pluxee, Hepsiburada, Gantek, Ramsey, Homemade by Macrocenter ve Troy sponsorluğu ile CNBC-e, LINKAGE, SRP Legal ve UNITE Edelman stratejik ortaklığıyla hayata geçiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.