Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nato

Kapsül Haber Ajansı - Nato haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti! Haber

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti!

Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran’a yönelik saldırılar üzerinden Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi. Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor Krizin yalnızca iki ülke arasındaki askeri gerilim olarak okunamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor. İran’a yönelik saldırılar, yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir gerilim değil; küresel güç mücadelesinin bölgesel bir aşamasıdır.” dedi. “19. yüzyılda toprak paylaşılırdı; şimdi enerji koridorları, lojistik hatlar ve teknoloji ekosistemleri paylaşılıyor.” diyen Prof. Dr. Arslan, İran’ın da “bu yeni paylaşım savaşının kritik bir cephesi” olduğunu belirtti ve “Asıl soru şu: Bu bir sınırlı operasyonlar dizisi mi, yoksa daha derin bir stratejik hedefin başlangıcı mı?” ifadelerini kullandı. Uluslararası hukukta istisnalar bellidir Saldırıların uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesine ilişkin Prof. Dr. Arslan, “Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin zayıflatılması, parçalanması veya "fonksiyonel kapasitesinin aşındırılması" yeni bir yöntem değil. Irak, Libya ve Suriye örnekleri hâlâ hafızalarda. İran dosyası da bu çerçevede okunabilir mi? Birleşmiş Milletler Şartı kuvvet kullanımını yasaklar; istisnalar bellidir: Güvenlik Konseyi kararı ya da açık bir silahlı saldırıya karşı meşru müdafaa.” diye konuştu. “Önleyici saldırı doktrini hukuken tartışmalıdır” diyen Prof. Dr. Arslan, diplomatik kanallar tükenmeden başlatılan askeri operasyonların yalnızca hukuki değil, sistemsel bir istikrarsızlık üreteceğini vurguladı ve “Eğer bu yöntem normalleşirse, yarın herhangi bir ülke ‘potansiyel tehdit’ gerekçesiyle hedef alınabilir” ifadelerini kullandı. Türkiye açısından ilkesel çerçevenin net olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Toprak bütünlüğüne saygı, kuvvet kullanımının istisnai niteliği ve diplomasiye öncelik temel referanslarımızdır. Ancak mesele yalnızca hukuki değil; asıl mesele stratejik niyettir.” diye konuştu. Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı “Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı. Bu kriz ise mevcut eksenleri derinleştirecek ve netleştirecek.” diyen Prof. Dr. Arslan, “Batı ekseninde ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri deniz gücüne dayalı ve finansal araçları öne çıkaran bir politika izlerken; Avrasya ekseninde İran, Rusya ve Çin kara gücüne, enerji koridorlarına öncelik veriyor. Ancak durum bu iki eksene indirgenemez. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ‘orta kuşak’ ülkeler, iki eksen arasında gidip gelen ve zaman zaman denge unsuru olan aktörler olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu. İsrail’in İran’ı Haziran 2025’te hedef almasının üzerinden henüz bir yıl geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Yeni dalga operasyonlar tesadüf değil. Amaç, geçici bir baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak. Zayıf bir aktör, güçlü bir İran’dan daha kontrol edilebilir kabul edilir. Türkiye ise ne tamamen Batı eksenine entegre olabilir, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilir. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar. Bu denge pasif değil, aktif olmalıdır. Enerji, güvenlik ve milli bütünlük parametreleri Ankara’nın stratejisini belirleyecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin vurguladığı ‘yeryüzüne Ankara’dan bakmak’, kendi milli çıkarlarını merkeze almak anlamına geliyor.” dedi. Amaç geçici baskı değil, sistematik aşındırma olabilir Haziran 2025’te İsrail’in İran’ı hedef almasının ardından yeni dalga operasyonların gelmesini tesadüf olarak görmediğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Mesele geçici bir askeri baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak olabilir.” dedi. “Eğer çatışmalar bugün dursa bile üçüncü ve dördüncü dalga gelebilir” diyen Prof. Dr. Arslan, bunun klasik güç siyaseti mantığıyla uyumlu olduğunu belirterek, “Güçlü bir İran değil, kontrol edilebilir bir İran tercih edilir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin savunma sanayisi her krizden güçlenerek çıktı Türkiye’nin savunma sanayisinin her krizden güçlenerek çıktığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “1990’larda terörle mücadele, 2010’larda sınır ötesi operasyonlar yerli üretimi hızlandırdı. Bu kriz de benzer bir etki yaratacak. Hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, İHA/SİHA’lar ve elektronik harp sistemleri öncelikli alanlar olacak. Siber güvenlik de artık daha kritik; İran örneği, füzeden önce istihbarat sızabileceğini gösterdi. Türkiye, FETÖ tecrübesiyle iç sızmalara karşı dirençli, ama siber savunmayı güçlendirmek zorunda. Dış politikada ‘çok boyutlu’ anlayış pekişecek. Ama bu sadece denge siyaseti değil; kendi teknolojik kapasitesine dayanan bir otonomi demek. Başkasının silahına muhtaç olmayan ülke, başkasının siyasetinin etkisi altında olmaz. Savunma sanayii atılımı, askeri ve diplomatik bağımsızlığın temeli olacak.” diye konuştu. Lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez İran’da rejimin kırılganlığına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Arslan, “Bu tür siyasal kültürlerde lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez. İran’ın kurumsal sürekliliği vardır; dini liderlik makamı boşaldığında yeni isim belirlenir ve yapı devam eder.” şeklinde konuştu. İran’ın Irak’la sekiz yıl süren savaşta ağır kayıplara rağmen teslim olmamasını hatırlatan Prof. Dr. Arslan, “Rejimin bir gecede değişmesi gerçekçi değildir. Aksine, dış müdahale algısı toplumda konsolidasyon yaratabilir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Arslan, “Tarih gösteriyor ki dış müdahale bazen dağılma değil, toparlanma üretir.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye ve denge siyaseti Prof. Dr. Arslan, bölgede bloklaşmaların mevcut olduğunu ancak bugün yaşanan gerilimin daha büyük bir küresel rekabetin parçası gibi göründüğünü söyleyerek, “Enerji hatları, lojistik koridorlar ve askeri üsler üzerinden yürüyen bir sistemik mücadele söz konusu.” dedi. Türkiye’nin bu tabloda özgün bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” diye konuştu. 500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir Olası bir bölgesel savaşın Türkiye’ye etkilerine ilişkin de Prof. Dr. Arslan, İran’ın zayıflaması veya parçalanması senaryosunun Türkiye açısından soyut bir analiz olmadığını belirtti ve “500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir.” dedi. Muhtemel sonuçları da sıralayan Prof. Dr. Arslan, “Yeni göç dalgaları, sınır ticaretinin çökmesi, PKK’nın oluşabilecek boşluklardan faydalanması ve İran’daki bazı silahlı Kürt oluşumların hareket alanı kazanması” risklerine dikkat çekti. Prof. Dr. Arslan, “Sınırın öte yanında yangın varsa, bu taraf da ısınır” ifadesini kullandı. Egemenlik vurgusu korunmalı ABD’nin bölgedeki askeri varlığının Türkiye’deki NATO altyapısını gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Arslan, özellikle İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü’nün kamuoyunda tartışıldığını söyledi ve “Türkiye’nin pozisyonu hassas. Egemenlik vurgusu korunmalı, ancak kriz yönetimi rasyonel yürütülmelidir. Ankara’nın doğrudan savaşın tarafı gibi algılanması Türkiye’nin çıkarına değildir”. dedi. Duygusal refleks değil, stratejik akıl Türkiye’nin önünde iki yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Duygusal reflekslerle pozisyon almak ya da uzun vadeli stratejik akılla hareket etmek” diye konuştu. “Gerçekçilik içe kapanmak değildir. Denge üretmek zayıflık değildir” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Arslan, İran’ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosunun Türkiye açısından “uzaktan izlenecek” bir mesele olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Türkiye'nin jeopolitiği risk üretir; ama aynı jeopolitik doğru yönetildiğinde fırsat da üretir. İran'ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosu, Türkiye açısından ‘uzaktan izlenecek’ bir mesele değildir. Böyle bir kırılma doğrudan Anadolu'yu etkiler. Bu nedenle Ankara'nın hesabı kısa vadeli siyasi pozisyonlardan ziyade uzun vadeli güvenlik mimarisi üzerinden yapılmalıdır. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin vurguladığı ‘Ankara merkezli jeopolitik’ anlayışı, tam da böyle bir dönemde anlam kazanıyor: Ne emperyal hayaller peşinde koşmak, ne de içe kapanmak; eldeki vatanı korumak ve milli çıkarları merkeze almak. Son söz olarak; krizin yönü belirsiz olabilir. Ancak Türkiye'nin yönü belirsiz olmamalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ’dan Enforce TAC Fuarı’nda İki Yeni Global İş Birliği Haber

SARSILMAZ’dan Enforce TAC Fuarı’nda İki Yeni Global İş Birliği

Türk savunma sanayi sektörünün lider şirketi SARSILMAZ, Enforce TAC Fuarı’na uluslararası firmalarla gerçekleştirdiği işbirliği görüşmeleriyle damga vurdu. İlk görüşme insansız savunma sistemleri konusunda Macaristan ve AB Bölgesin’de başarılı çözümler geliştiren HT Division şirketi ile gerçekleştirildi. Proje kapsamında HT Division’ın atış destek göreviyle geliştirdiği insansız kara aracına, SARSILMAZ/BEST Savunma UKSS silah sistemi entegre edilecek. SARSILMAZ/BEST Savunma Uzaktan Komutalı Savunma Sistemi (UKSS) HT Divison insansız operasyon aracına entegre edilerek fuarda HT Division standında sergileniyor. SARSILMAZ TUSAŞ ortaklığıyla faaliyet gösteren TR MEKATRONİK’in halihazırda orta kalibreli silahlarının entegre edildiği Slovenyalı PK Auto ile gerçekleştirilen görüşme kapsamında ise işbirliği ve yeni projeler gündeme geldi. İki şirket fuar sonrasında temas ve görüşmelerini sürdürerek yakında zamanda yeni işbirliklerini duyurmaya hazırlanıyor. PK Auto savunma ve arama-kurtarma alanlarında kullanılmak üzere geniş bir yelpazede düşük voltajlı otonom elektrikli araçlar geliştirme konusunda bölgenin öncü firmalarından biri olarak dikkat çekiyor. Avrupa Savunma sanayii sektöründeki vizyoner şirketlerden Macar HT Division ve Slovenyalı PK Auto ile gerçekleştirilen görüşme ve çalışmaların, bilgi transferi ve teknolojik ilerleme açısından son derece yararlı olduğunu vurgulayan SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M.Nuri Kızıltan, “Değişen dünyanın güvenlik zorluklarını karşılayacak yenilikçi savunma sistemleri tasarlayan global şirketler olarak güçlerimizi birleştiriyoruz. SARSILMAZ’ın 150 yıla yakın tecrübesi ve vizyonu ile son yıllarda odaklandığı alanlardan biri olan uzaktan komutalı silah sistemlerini (UKSS) HT Division’ın insansız kara aracına entegre ediyoruz. Öte yandan SARSILMAZ’ın TR MEKATRONİK orta kalibreli silahlarını, Slovenya’nın öncü şirketlerinden olan PK Auto araçlarına entegre ediyoruz. Bu iş birlikleri, SARSILMAZ’ın geliştirdiği savunma sistemlerinin üstün performans ve uyumluluğunun da bir göstergesi niteliğinde. Elde ettiğimiz bu başarıdan dolayı çok mutluyuz. NATO üyesi ülkelerin şirketleri olarak geliştirdiğimiz bu ortak sinerjinin farklı yeni iş birliklerinin doğmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı. Türk şirketlerinin başarılı projeleriyle savunma ihracatında Türkiye’nin payının her geçen yıl arttığını hatırlatan Nuri Kızıltan, “Savunma alanında ülkemizin köklü şirketlerinden biri olarak gerçekleştirdiğimiz ihracatla ülke ekonomisine katma değerli katkı sunmanın gururunu yaşıyoruz. İleri teknoloji alanında yeni iş birlikleriyle ülkemize olan katkımızı artırmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek Haber

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek

Savunma ve güvenlik sektörünün en prestijli global organizasyonlarından biri olan Enforce Tac 2026, 23-25 Şubat tarihleri arasında kolluk kuvvetleri, güvenlik birimleri ve acil durum ekiplerine yönelik yenilikçi çözümler sunan pek çok uluslararası şirketi bir araya getirecek. Özellikle iç güvenlik uzmanlarının ihtiyaçlarına odaklanarak genel savunma fuarlarından ayrılan Enforce Tac, resmi güvenlik kurumları ve silahlı kuvvetler mensupları için yeni teknolojileri ve operasyonel stratejileri değerlendirme noktasında kritik buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Türk savunma sanayiinin lider şirketi SARSILMAZ, polis, yargı, sınır koruma, gümrük, askeri polis ve silahlı kuvvetlerden sadece doğrulanmış ticari ziyaretçilerin kabul edildiği, sıkı erişim kontrolüne sahip bu özel platformda kolluk kuvvetleri ve askeri kullanıma yönelik makineli tüfekler, piyade tüfekleri ve yeni nesil tabancalarını sergileyecek. SARSILMAZ yaklaşık 150 yıllık deneyimiyle geliştirdiği büyük ilgi gören modeller; SAR9 GEN3 ve SAR 7/24 tabanca, 5.56x45 mm kalibrede piyade tüfeği SAR 56, 7.62x51 mm kalibrede piyade tüfeği MPT 76 SH, 7.62x39 mm kalibrede SAR 39 piyade tüfeği ve 12.7 mm kalibrede makineli tüfek gibi silahları tanıtacak. “Yeni iş birlikleri için verimli bir dönemdeyiz” Bu yıl organizasyonda daha yüksek ve nitelikli katılım beklediklerini söyleyen SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M. Nuri Kızıltan, “Uluslararası Kolluk Kuvvetleri, Güvenlik ve Taktiksel Çözümler Fuarı Enforce Tac, her yıl heyecanla katıldığımız ve güçlü ağlar kurduğumuz özel bir platform. Steadfast Dart 26 NATO tatbikatının Almanya’da icra ediliyor olması sebebiyle bu yıl organizasyonun çok daha farklı ve yoğun geçeceğini değerlendiriyoruz. Fuar, AB’nin SAFE (Security Action for Europe) Projesi açısından da doğru zamanda doğru bağlantılara ürünlerimizi tanıtacağımız bir organizasyon olacak. Savunma sanayiinde uzun vadeli iş birliklerinin temellerinin atıldığı stratejik bir buluşma noktası olan Enforce Tac Fuarı, güvenlik alanında yeni ihtiyaçları anlamak, yenilikleri görmek, uluslararası ağımızı geliştirmek bakımından büyük fırsatlar sunuyor.” değerlendirmesini yaptı. Türkiye’nin öncü savunma sanayii şirketlerinden biri olarak 80’den fazla ülkeye ihracat yaptıklarını ve yakın dönemde Avrupa Birliği stratejilerini kapsamlı şekilde gözden geçirdiklerini vurgulayan Nuri Kızıltan, “Sarsılmaz olarak mühendislik gücü, üretim kapasitemiz, kaliteli ve yenilikçi teknolojilerimizle dünya çapında rekabet ediyor, fark yaratıyoruz. Bu doğrultuda birçok yeni bağlantı kurduk ve çeşitli iş birlikleri üzerine çalışmalar yürütüyoruz.” dedi. Sarsılmaz aynı zamanda Enforce Tac fuarının hemen ardından gerçekleşecek 26 Şubat – 1 Mart tarihlerinde gerçekleşecek olan IWA Outdoor Classics fuarında ise avcılık, atıcılık, outdoor ve sivil güvenlik ekipmanlarıyla ilgilenen profesyonellerle bir araya gelecek. SARSILMAZ, bu fuarda sivil pazara da yönelik ürün gamını tanıtarak Avrupa’daki bireysel kullanıcılara ulaşmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ankara’dan Avrupa’ya  ‘Dijital İpekyolu’ Haber

Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’

Yapay zeka ve ulusal güvenlik stratejilerinin şekillendirdiği bu yeni dönemde; NATO uyumlu altyapısı ve tamamladığı yeni yatırım turuyla güçlenen DT Cloud, 2026 yılında Ankara’dan Avrupa’ya uzanacak ‘Dijital İpekyolu’ vizyonunu hayata geçirmeye hazırlanıyor. Gartner verilerine göre küresel ekonomideki ağırlığı 800 milyar dolara yaklaşan ve Goldman Sachs’ın 2030’a kadar 2 trilyon dolar hacme ulaşmasını öngördüğü bulut dünyası, teknik bir altyapı olmanın ilerisinde bir konuma yerleşerek dijital egemenliğin ve ulusal güvenliğin yeni kalesine dönüştü. Bu devasa ekosistemde; verinin nerede saklandığına odaklanan kısıtlı yaklaşımlar, yerini operasyonel ve teknolojik kontrolün tam egemenliğine bıraktı. Stratejik Yatırımlar ve NATO Standartlarında Büyüme Siber güvenliğin doğrudan bir ulusal egemenlik meselesi olarak tescillendiği 2025 yılı, tüm dünyada stratejik bir dönüşümü tetikledi. NATO’nun Lahey’deki Liderler Zirvesi’nde alınan siber savunma kararları ve Türkiye’deki 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu; regülasyon uyumlu, yüksek güvenlikli ve tam egemen bulut mimarilerini stratejik bir zorunluluk haline getirdi. Avrupa Birliği’nin egemen bulutu verinin yerelliğinin ötesinde uçtan uca teknolojik kontrol düzlemiyle tanımlaması ise dönüşümün çerçevesini netleştirdi. 2025 yılını regülasyon ve savunma sanayisi odaklı bir ‘scale-up’ yılı olarak tamamlayan DT Cloud, stratejik sermaye yapısını güçlendirdi. SSTEK liderliğinde; Türkiye Kalkınma Fonu Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım GSYF ile Polat Ventures GSYF’nin katıldığı tur ile aldığı toplam yatırımı iki katına çıkaran şirket, üretim kapasitesini tamamen NATO standartlarına taşıdı. Kasım 2025’te Brüksel’deki NATO 3. Bulut Kongresi’ne referans mimari katkısı sunan DT Cloud, mühendis kadrosunu bir yılda 40’tan 80’in üzerine çıkarırken, toplam ekip büyüklüğünü de 100 kişinin üzerine yükseltti. Savunma Sanayisinden Enerji ve Finans Sistemlerine Operasyonel Yetkinlik DT Cloud, beş yılı aşkın tecrübesiyle yapay zeka ve sınır (edge) bilişim odaklı yeniliklerle olgunlaştırdığı güvenli bulut platformunu; savunma sanayisinden enerji dağıtımına, üretimden finansal sistemlere kadar en kritik alanlarda aktif operasyonlarına dahil etti. 2025 yılında tekrar eden gelirlerini iki kat artıran şirket, bulut teknolojileri AR-GE proje gelirlerinde de iki katın üzerinde büyüme yakaladı. Bu süreçte gelir modelini tamamen bulut servisleri odağına taşıyan DT Cloud; büyük veri, güvenli yapay zeka ajan orkestrasyonu ve çoklu ajan mimarileri üzerine yürüttüğü AR-GE çalışmalarıyla fikri hak birikimini güçlendirdi. Goldman Sachs’ın 2030 yılında bulut yatırımlarının %15'ini oluşturacağını öngördüğü yapay zeka odaklı büyüme trendine paralel olarak; DT Cloud yapay zeka ve sınır bilişim odaklı bulut platformlarını enerji ve savunma sektörlerinde ölçeklenebilir hale getirdi. Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’ 2026 yılında bulut sektörü; merkezi yapılardan uzaklaşarak dağıtık, enerji verimli ve egemen mimarilere evriliyor. DT Cloud, Ankara’dan başlayıp Avrupa’ya uzanan ‘Dijital İpekyolu’ vizyonu kapsamında; kervansaray modeliyle konumlanan AI-native bulut kümelerini çeşitli ülkelerde devreye almaya hazırlanıyor. 2026 yılı içerisinde Orta ve Doğu Avrupa (CEE) bölgesinde üç farklı noktada altyapısını hayata geçirmeye hazırlanan DT Cloud, Avrupa Birliği pazarına yönelik dual-use bulut servisleriyle küresel ölçekte bir teknoloji şirketi olma yolunda ilerliyor. DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer, 2026 yılına dair öngörülerini şu sözlerle paylaştı: “Bulut ve yapay zeka altyapıları, ülkeler için artık stratejik birer savunma ve güvenlik varlığına dönüşüyor. Enerjinin, bilgi işlemin ve kontrol düzlemlerinin yakınsandığı bir döneme geçiyoruz. Kontrol düzlemi, orkestrasyon ve operasyonel egemenlik rekabetin ana eksenini oluşturuyor. DT Cloud olarak bu dönüşümde AI-native ve NATO uyumlu platformlarımızı ölçeklendirerek uluslararası alanda bağımsız dijital altyapılar sunmaya devam ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

NATO Ülkelerinden Sağlık Personeli İsveç’te Zorlu Soğuk İklim Eğitiminde Haber

NATO Ülkelerinden Sağlık Personeli İsveç’te Zorlu Soğuk İklim Eğitiminde

Aşırı soğuk iklimlerde tıbbi müdahale, hem personel hem de ekipman açısından ciddi zorluklar barındırıyor. Bu alandaki uluslararası yetkinliği artırmak amacıyla İsveç Silahlı Kuvvetleri Savunma Tıbbı Merkezi, kuzey İsveç’te düzenli olarak ileri seviye eğitimler gerçekleştiriyor. Son olarak, altı NATO ülkesinden 20 askeri sağlık personeli, sekiz gün süren subarktik tıp eğitimi kapsamında İsveç’in kuzeyinde bir araya geldi. Hipotermi ve Soğuk Kaynaklı Yaralanmalar Odakta Eğitim programı; hipotermi tedavisi, soğuğa bağlı yaralanmalar, soğuk hava koşullarında karmaşıklaşan muharebe yaralanmaları üzerine yoğunlaştı. Katılımcılar, uzun süreli hasta bakımı ve tahliyenin geciktiği senaryolarda uygulanacak tıbbi yöntemler konusunda pratik eğitim aldı. NATO Üyeliği Sonrası İlgi Arttı Eğitimin her yıl uluslararası katılımcılara açık olarak düzenlendiği belirtilirken, İsveç’in NATO’ya katılımının ardından müttefik ülkelerden gelen ilginin belirgin şekilde arttığı vurgulandı. Soğuk iklim tecrübesiyle bilinen İsveç Silahlı Kuvvetleri, bu alandaki bilgi birikimini NATO müttefikleriyle paylaşmayı sürdürüyor. “Soğukta Eğitim Her Zaman Zorludur” İsveç Silahlı Kuvvetleri Savunma Tıbbı Muharebe Okulu Birim Başkanı Sophie Bosdotter, eğitimin önemini şu sözlerle ifade etti: “Aşırı soğukta eğitim her zaman zorludur. Hem personel hem de ekipman ciddi şekilde zorlanır. Katılımcılar, önleyici tıp yaklaşımıyla birlikte hipotermik hastaların zorlu subarktik ortamda yönetilmesine odaklanan ileri seviye bir eğitim talep etti.” Katılımcılardan Olumlu Geri Bildirim Eğitime katılan Alman paraşüt birliklerinden bir sağlık personeli, eğitimin NATO’nun kuzey görevleri açısından kritik olduğunu belirterek, İsveçli eğitmenler ve diğer ülkelerle yapılan bilgi paylaşımının son derece faydalı olduğunu söyledi. Hollanda’dan katılan bir uçuş hemşiresi ise, eğitimde özellikle uzun süreli hasta bakımı ve gecikmeli tahliye koşullarında müdahale konularının öne çıktığını ve edinilen bilgilerin sahada doğrudan kullanılabileceğini vurguladı. Soğuk İklimlere Hazırlık Artıyor Uzmanlara göre, NATO’nun kuzey kanadındaki faaliyetlerinin artmasıyla birlikte subarktik tıp eğitimi, askeri sağlık personeli için giderek daha kritik hale geliyor. İsveç’teki bu eğitimler, müttefik ülkelerin ortak operasyon kabiliyetini güçlendirmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi Haber

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı öncülüğünde, çalışmalarını sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., yaklaşık 35 yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin askeri gemi inşa alanında attığı adımlarda stratejik bir rol üstlenerek, milli denizcilik kabiliyetlerinin gelişimine yön vermeye devam ediyor. STM; korvet, fırkateyn, lojistik destek gemileri, hücumbot, denizaltı tasarım ve modernizasyon projeleri ile otonom sualtı sistemleri gibi geniş bir yelpazede, hem Türk Donanması’na hem de müttefik donanmalara hizmet veriyor. Askeri gemi inşa alanında 300’e yakın nitelikli mühendis kadrosuyla Türkiye’nin bu alandaki en yetkin şirketi olan STM, çeşitli deniz platformları için dizayndan teslime kadar inşa ve modernizasyon projelerinin her aşamasını yönetiyor. Mavi Vatan’da pek çok kritik sistemin millileştirilmesi ve yerlileştirmesini de imkân sağlayan STM, askeri gemi inşa sanayiindeki güçlü ekosistemi ile pek çok kritik sistemde dışa bağımlılığa da son verdi. Dünyada 11 Farklı Tersanede 44 Askeri Gemi Platformu Türkiye’nin milli savaş gemisi programı MİLGEM ile denizcilik alanındaki uzmanlığı başlayan ve dünya donanmalarının güvenilir ortağı olan STM, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 11 farklı tersanede 44 proje yürüttü. Türk Donanması’nın yanı sıra Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan için suüstü ve denizaltı platformları geliştiren STM, gemi inşa ve modernizasyon projelerinde Türkiye’deki yetkin tersanelerle birlikte, müşteri ülkelerin tersanelerinde de çalışabilme esnekliği sunarak yerel katkıyı en üst seviyeye taşıyor. Suüstü ve Sualtı Projelerinde Geniş Yelpaze STM’nin suüstü platformlarında korvet kapsamında; 4 adet ADA Sınıfı Korvet, 3 adet Malezya Korveti, 2 adet Ukrayna Korveti, Test ve Eğitim Gemisi TCG UFUK; Fırkateyn projesinde ise 8 adet MİLGEM İstif Sınıfı Fırkateyn bulunuyor. Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL, 2024 yılında Türk Donanması’na teslim edilirken, 7 milli fırkateynin üretimi ise STM-TAİS OG İş Ortaklığında inşası sürüyor. STM ayrıca, Türk Donanması için Türkiye’nin ilk milli hücumbotunun tasarımını tamamlayarak inşa sürecini başlattı. AB ve NATO Ülkesine İlk Askeri Gemi İhracatı Lojistik destek gemileri alanında öncü projelere imza atan STM, Türk Donanması için 2 adet Lojistik Destek Gemisi ile Pakistan Donanması için Denizde İkmal Tankeri teslimatlarını gerçekleştirdi. STM, Portekiz Donanması için geliştirdiği 2 adet Lojistik Destek Gemisi projesiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatına imza attı. Denizaltı Mühendisliğinde Milli Güç Denizaltı tasarım, inşa ve modernizasyon alanlarında Türkiye’de öncü çalışmalar yapan STM; Gölcük Askeri Tersanesi’nde inşa edilen 6 adetlik Reis Sınıfı Denizaltıların üretimine mühendislik ve yerlileştirme desteği veriyor. Türkiye’nin özel harekât ve hücum maksatlı ilk milli denizaltısı STM500’ü geliştiren şirket; Türk Donanması’ndaki Ay (2), Preveze (4) ve Gür Sınıfı (4) denizaltıların modernizasyonunda yer alarak, denizaltıların ömürlerini milli ve modern sistemlerle uzatılmasını sağlıyor. Pakistan Agosta90B sınıfı denizaltılar ile Türkiye’nin ilk denizaltı modernizasyonu ihracatına imza atan STM, üç denizaltıdan ikisinin modernizasyonu Pakistan’da tamamladı. STM NETA Otonom Sualtı Aracı ile de geleceğin deniz harekât konseptlerine yönelik çözümler geliştiriliyor. Güleryüz: Küresel Ölçekte Güvenilir Bir Askeri Denizcilik Şirketiyiz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Deniz Kuvvetlerimizle birlikte çalışarak kazanılan mühendislik tecrübesi ve Savunma Sanayii Başkanlığımızın stratejik öncülüğü sayesinde STM’nin denizcilik serüveni MİLGEM projesiyle başlamış; bu yolculuk, Türkiye’de milli deniz platformları ve denizcilik ekosisteminin gelişimine yön veren önemli adımları beraberinde getirmiştir. STM olarak, Türk Donanması’nın ihtiyaçlarını ileri mühendislik çözümleriyle karşılamanın yanı sıra, dost ve müttefik ülkelerin deniz kuvvetlerine yönelik ihracat projeleriyle küresel ölçekte güçlü bir konumdayız. Savunma Sanayii Başkanlığımızın ve Deniz Kuvvetlerimizin öncülüğünde Türkiye’de şu an 40’ın üstünde askeri gemi projesi yürütülüyor. STM olarak bizler de, eş zamanlı şekilde şu anda 8 farklı tersanede bu 28 farklı gemi inşasının merkezinde yer alıyoruz. Toplamda ise bugüne kadar 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunu başarıyla yönettik. Onlarca suüstü ve sualtı projesini yönetebilmek; sahip olduğumuz sistem mühendisliği yetkinliğinin, proje yönetimi kabiliyetimizin ve güçlü ekosistemimizin bir göstergesi. Önceliğimiz, Donanmamıza yenilikçi ve güçlü platformlar kazandırmak. Bu doğrultuda özellikle insansız deniz araçları alanındaki ürün ailemizi genişletmeyi, sürü ve tekil halde görev yapabilen otonom deniz araçları geliştirmeyi hedefliyoruz. Milli mühendislik birikimimizi de ihracata dönüştürerek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki caydırıcılığını ve uluslararası itibarını artırmaya devam ediyoruz. Verdiğimiz güven, esnek mühendislik çözümlerimiz, hızlı teslimat, NATO standartlarındaki üretim kabiliyetimiz ve teslim sonrasındaki sürekli hizmetlerimiz ile tercih ediliyoruz. Önümüzdeki dönemde de STM’yi, küresel ölçekte tercih edilen bir denizcilik ve savunma mühendisliği markası olarak daha ileri taşıyacağız.”

İtalya, Drone Avcısı "Skynex" Hava Savunma Sistemini Teslim Aldı! Haber

İtalya, Drone Avcısı "Skynex" Hava Savunma Sistemini Teslim Aldı!

Savunma teknolojilerinde dev bir adım atan İtalya, Rheinmetall tarafından geliştirilen yüksek teknolojili Skynex hava savunma sistemini envanterine katan ilk NATO üyesi olarak tarihe geçti. 18 Aralık 2025 tarihinde Sabaudia'daki Hava Savunma Topçu Komutanlığı'nda (Comando Artiglieria Controaeri) gerçekleştirilen törenle ilk batarya İtalyan Ordusu’na teslim edildi. Drone Tehdidine Karşı "Çelik Kubbe" Etkisi Ukrayna’daki savaşın gidişatını değiştiren en büyük unsurlardan biri olan drone ve İHA saldırıları, artık şehir savaşlarının ve modern çatışmaların merkezinde yer alıyor. İtalyan Ordusu, Skynex sistemi ile özellikle yakın ve çok yakın mesafedeki hava saldırılarına karşı mutlak üstünlük hedefliyor. Sistem, sadece drone’lara karşı değil, aynı zamanda seyir füzeleri ve düşük irtifada seyreden diğer hava tehditlerine karşı da yüksek etkinlik sağlıyor. Skynex’in Teknik Gücü: Dakikada 1.000 Mermi Skynex'i rakiplerinden ayıran en büyük özellik, füze tabanlı sistemlere göre çok daha ekonomik ve sürdürülebilir bir koruma sunmasıdır. İşte sistemin öne çıkan teknik detayları: 35mm Revolver Gun Mk3: Dakikada tam 1.000 mermi ateşleme kapasitesine sahip. Menzil: 4 kilometreye kadar etkili koruma kalkanı. Ahead Mühimmatı: Programlanabilir mühimmat teknolojisi sayesinde hedefe çarpmadan hemen önce patlayarak bir "parçacık bulutu" oluşturuyor ve hedefi kesin olarak imha ediyor. XTAR 3D Radar: 50 kilometre yarıçapındaki tüm hava sahasını anlık olarak tarayabiliyor. 1,5 Yıl İçinde Teslimat: 277 Milyon Euro'luk Dev Anlaşma Ocak 2025'te imzalanan 73 milyon euro değerindeki ilk siparişin teslimatı rekor sayılabilecek bir sürede tamamlandı. Anlaşma kapsamında İtalya'nın, toplam değeri 204 milyon euro olan 3 ek sistem için daha satın alma opsiyonu bulunuyor. Skynex sistemleri halihazırda Ukrayna’da zorlu savaş koşullarında rüştünü ispatlamış durumda. İtalya'nın ardından NATO üyesi Romanya'nın da benzer bir teknolojiyi tercih etmesi, Avrupa hava savunmasında yeni bir standardın belirlendiğini gösteriyor. Maliyet Avantajı: Neden Füze Değil de Top Sistemi? Geleneksel hava savunma füzeleri binlerce, hatta milyonlarca dolar maliyete sahipken; Skynex'in kullandığı top mermisi tabanlı savunma, bir hedefi imha etmek için çok daha düşük bir maliyet gerektiriyor. Bu durum, özellikle ucuz "kamikaze drone" saldırılarını savuşturmak için hayati bir avantaj sağlıyor.

AIRO ve Nord-Drone, Savaş Alanında Test Edilmiş İHA’ları ABD ve NATO’ya Sunacak! Haber

AIRO ve Nord-Drone, Savaş Alanında Test Edilmiş İHA’ları ABD ve NATO’ya Sunacak!

AIRO Group Holdings bünyesindeki AIRO Drone, LLC ve Nord-Drone LLC'nin iştiraki Nord Drone Group, savunma sanayinde çığır açacak bir ortaklığa imza attı. İki şirket, AIRO Nord-Drone, LLC adıyla, transatlantik bir savunma ortak girişimi kurmak üzere kesin anlaşmayı imzaladı. Bu ortaklık, AIRO’nun ABD merkezli üretim ve tedarik uzmanlığı ile NDG'nin savaş alanında kanıtlanmış teknolojilerini ve Avrupa üretim kapasitesini birleştiriyor. Ortak girişimin temel amacı, mevcut altyapıyı kullanarak ABD ve NATO’nun operasyonel gereksinimlerini destekleyen insansız hava araçlarının (İHA) konuşlandırılmasını hızlandırmak. Nord-Drone'un Muharebe Gücü Nord-Drone şirketler grubu, şu anda ayda yaklaşık 4.000 İHA üretiyor. Ürün yelpazesi, FPV saldırı üniteleri, gezinen mühimmatlar ve çok rollü bombardıman uçaklarını içeriyor. Şirketin amiral gemisi modelleri olan NORD-10 ve NORD-15, 15 km'ye kadar menzil ve 4,5 kg'a kadar faydalı yük taşıma kapasitesi sunuyor. Bu sistemler, gelişmiş GPS/GLONASS/BeiDou navigasyonu ve tescilli kontrol sistemleriyle donatılmış durumda. Stratejik Hedef: Acil İhtiyaçlara Hızlı Yanıt AIRO Nord-Drone; AIRO’nun ileri düzey havacılık ve uzay üretim yeteneklerini, NDG’nin yüksek hacimli ve muharebe tecrübesi olan platformlarıyla birleştirerek, NATO savunma direktiflerini doğrudan destekleyen İHA'ların hızlı üretimine ve dağıtımına öncelik verecek. Ortak girişim, taktik keşif, gezinen mühimmat ve ileri düzey muharebe operasyonları için birlikte çalışabilir, göreve hazır çözümler sunmayı hedefliyor. AIRO İcra Kurulu Başkanı Dr. Chirinjeev Kathuria, "Bu ortak girişim, müttefiklerimize en çok ihtiyaç duydukları anda kanıtlanmış teknolojiyi sunmada önemli bir kilometre taşını temsil ediyor. Birlikte, acil operasyonel gereksinimleri hızla karşılayabilecek transatlantik bir savunma platformu oluşturuyoruz," dedi. NDG CEO'su Dr. Yevgen Kotukh ise, "AIRO ile ortaklığımız, savaşta kanıtlanmış teknolojilerimizi ABD ve NATO savunma kuvvetlerine yaymak için güçlü bir çerçeve oluşturuyor," şeklinde konuştu. Ortak girişim, başta Amerika Birleşik Devletleri, Ukrayna ve NATO üye ülkeleri olmak üzere kilit savunma pazarlarındaki acil operasyonel ihtiyaçlara hizmet edecek. Bu işbirliği, hem mevcut çatışmalara anında yanıtı hem de modernizasyon girişimlerini destekleyecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.