Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nato

Kapsül Haber Ajansı - Nato haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hamdi Ulukaya: “ABD ile Türkiye Arasında 100 Milyar Dolarlık Ticaret Hedefine İnancımız Tam” Haber

Hamdi Ulukaya: “ABD ile Türkiye Arasında 100 Milyar Dolarlık Ticaret Hedefine İnancımız Tam”

ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı ve Chobani CEO’su Hamdi Ulukaya başkanlığında, toplam pazar değerleri 3 trilyon doları aşan Uber, Amazon, Google gibi 25 dev Amerikan şirketinin temsilcilerinden oluşan üst düzey heyet, Türkiye’deki resmi temaslarının ikinci gününde kritik görüşmelerini sürdürüyor. Ziyaretin 20 Nisan’daki ilk gününde savunma sanayisi odaklı toplantılar gerçekleştiren heyet; bugün ise ekonomi, enerji, ticaret ve teknoloji başlıkları altında Türkiye’nin ekonomi yönetimiyle bir araya geliyor. Savunma sanayisinde NATO vurgusu ve TOBB ile stratejik akşam Heyet, Ankara temaslarına dün Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısıyla başladı. Toplantıda, bölgesel belirsizliklere rağmen Türkiye’nin NATO içindeki stratejik önemi ve savunma sanayisinde yerli üretim odaklı iş birliği fırsatları ele alındı. Akşam saatlerinde ise heyet, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla düzenlenen yemekte Türk iş dünyasıyla buluştu. Yemekte, Türkiye’nin 12. Kalkınma Planı çerçevesinde sunduğu yatırım fırsatları ve ABD’li yatırımcıların Türkiye’nin makroekonomik istikrar programına duyduğu güven vurgulandı. Ticaretteki engelleri kaldırma ve 100 milyar dolar hedefi Heyet, bugün sabah saatlerinde Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile bir araya geldi. Görüşmede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefi ana gündem maddesiydi. E-ticaret düzenlemeleri, fikri mülkiyet hakları ve gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması gibi ticari engellerin kaldırılmasına yönelik somut adımlar masaya yatırıldı. Hamdi Ulukaya: “Türkiye’nin başarısı bizim için çok kıymetli” Temaslara ilişkin değerlendirmede bulunan ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı Hamdi Ulukaya, şunları söyledi: “Burada 25 büyük şirketin lideriyle bulunmamız, Türkiye’nin potansiyeline duyduğumuz sarsılmaz inancın en somut göstergesidir. Biz buraya sadece iyi niyet mesajları ile değil, yatırım ajandaları ve iş birliği planlarıyla geldik. Türkiye’nin ekonomik istikrar programının meyvelerini verdiğini görüyoruz ve Amerikan iş dünyası olarak bu başarı hikâyesinin bir parçası olmaya kararlıyız. 100 milyar dolarlık hedef sadece bir rakam değil; bu hedef, müttefiklik ruhuyla atacağımız somut adımların bir sonucudur.” Öğleden sonra yoğun diplomasi trafiği Heyetin öğleden sonraki temasları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile başlayacak. Bu kritik görüşmede LNG, yenilenebilir enerji ve enerji güvenliği konuları öncelikli olarak ele alınacak. Ardından heyet, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile bir araya gelerek makro-ekonomik görünüm ve doğrudan yabancı yatırım teşvikleri üzerine kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirecek. Programın devamında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile 5G altyapısı ve dijital ulaşım ağları üzerine bir toplantı yapılması planlanıyor. Günün son resmi temasında ise heyet, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile yapay zekâ, Ar-Ge teşvikleri ve teknoloji bölgeleri üzerine düzenlenecek yuvarlak masa toplantısında buluşacak. Heyetin Ankara temaslarının ardından, Türkiye’nin teknoloji, enerji ve savunma gibi öncelikli sektörlerinde milyar dolarlık yeni yatırım fırsatlarının takibi için çalışma gruplarının oluşturulması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otokar, Asya-Pasifik’teki İddiasını DSA 2026’da Pekiştiriyor Haber

Otokar, Asya-Pasifik’teki İddiasını DSA 2026’da Pekiştiriyor

Türkiye'nin kara araçları ihracat lideri Otokar, kara sistemleri alanındaki ürün ve kabiliyetlerini küresel ölçekte sergilemeye devam ediyor. Malezya Savunma Bakanlığı'nın ev sahipliğinde 20–23 Nisan tarihlerinde Kuala Lumpur'daki Malezya Uluslararası Ticaret ve Sergi Merkezi'nde (MITEC) gerçekleşecek DSA 2026’da Otokar, dünyaca tanınan 4x4 Taktik Tekerlekli Komuta Kontrol Zırhlı Aracı COBRA II’nin sağdan direksiyonlu versiyonunu ve ARMA 6x6 Zırhlı Muharebe Aracı'nı sergileyecek. Uzun yıllardır NATO ve Birleşmiş Milletler’in kara araçları tedarikçileri arasında yer alan Otokar’ın 33 binden fazla askeri aracı, yaklaşık 50 ülkede 80’in üzerinde son kullanıcının envanterinde aktif olarak görev yapıyor. Farklı coğrafyalarda elde ettiği deneyimi araç geliştirme çalışmalarına yansıtan Otokar, Asya-Pasifik bölgesindeki varlığını artırmayı hedefliyor. "MALEZYA İÇİN HAZIRIZ" Asya-Pasifik bölgesinin Otokar için stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Askeri Araçlar Genel Müdür Yardımcısı Sedef Vehbi; “Küresel ölçekteki bilgi birikimimizi Malezya'nın savunma gereksinimlerine en uygun şekilde yansıtmak için hazırız. Askeri araçlarımız halihazırda dünya genelinde yaklaşık 50 ülkede görev yapıyor; bu deneyimi bölgenin güvenliğine değer katacak çözümlere dönüştürmeye kararlıyız" dedi. Otokar'ın modüler yapıya sahip geniş ürün gamı ve güçlü Ar-Ge kabiliyetiyle Asya-Pasifik bölgesindeki beklentileri karşılayabileceğini vurgulayan Sedef Vehbi şöyle konuştu: "İleri teknolojiye sahip kara platformlarımız, sahada kendini kanıtlamış yetkinliğimizin yanı sıra teknoloji transferi ve yerelleştirme kabiliyetimizle bölgedeki varlığımızı artırmayı hedefliyoruz. Yerel iş ortağımız Boustead Holdings Berhad ile güçlü bir sinerji oluşturacağımıza inanıyoruz. Malezya Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya hazırız." COBRA II: FARKLI GÖREVLER İÇİN MODÜLER PLATFORM Türkiye'de ve ihracat pazarlarında; sınır güvenliği, iç güvenlik ve barışı koruma operasyonları dahil olmak üzere birçok görevde başarıyla kullanılan ve dünya genelinde 20’den fazla son kullanıcı envanterinde aktif olarak görev yapan COBRA II, yüksek koruma seviyesi, üstün hareket kabiliyeti, geniş iç hacmi ve yüksek taşıma kapasitesiyle öne çıkıyor. COBRA II, balistik, mayın ve EYP tehditlerine karşı yüksek seviyede koruma sağlıyor. En zorlu arazi ve iklim koşullarında yüksek performans sunan araç, farklı görev ihtiyaçlarına etkin şekilde uyum sağlıyor. Geniş silah sistemi entegrasyonu ve görev ekipmanı opsiyonları ile öne çıkan COBRA II, modüler yapısı sayesinde Zırhlı Personel Taşıyıcı, Silah Platformu, Keşif ve Gözetleme Aracı, Komuta Kontrol Aracı, İç Güvenlik/Devriye Aracı ve Zırhlı Ambulans gibi farklı görevlerde kullanılabiliyor. DSA 2026 süresince COBRA II’nin sağdan direksiyonlu versiyonu sergilenecek. MODÜLER GÜÇ: ARMA 6x6 Otokar'ın çok tekerlekli zırhlı muharebe aracı ARMA 6x6, üstün hareket kabiliyeti ile yüksek seviyede mayın ve balistik korumayı bir arada sunarken, orta ve yüksek kalibre silah sistemlerinin entegrasyonuna imkân sağlayan modüler bir platform. En zorlu arazi ve iklim koşullarında etkin şekilde görev icra edebilen ARMA, operasyonel ihtiyaçlar doğrultusunda farklı silah sistemleri ile konfigüre edilebiliyor. Araç; zırhlı personel taşıyıcı, zırhlı muharebe aracı, komuta kontrol ve KBRN keşif aracı gibi farklı görevlerde kullanılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt! Haber

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt!

Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” dedi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik ve bunun Kıbrıs meselesine yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. İran meselesi küresel düzenin kritik düğüm noktalarından biri Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran merkezli gerilimin Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına neden olduğunu belirterek, “İran meselesi, yalnızca bir güvenlik veya nükleer program tartışması olmanın ötesinde, küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir. Bu düğümün çözülmeye çalışıldığı sahalardan biri de Doğu Akdeniz’dir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin genişlemesi, Kıbrıs adasında askeri yığınağın artmasına neden olmuştur. Avrupa Birliği ülkelerinin bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi ile Yunanistan’ın GKRY’ye askeri takviye yapması, tansiyonu yükselten başlıca etkenlerdir.” dedi. Türkiye’nin KKTC’ye F-16 göndermesi çok katmanlı bir stratejik hamle Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasının bölgesel dengeler açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Bu kritik dönemde, Türkiye’nin KKTC’ye 6 F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemi göndermesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Peki, bu adımın arkasındaki stratejik mantık nedir? Bölgesel ve küresel güçler (ABD, AB ülkeleri, Yunanistan, İran) bu süreçte hangi pozisyonları almış, ne tür hamleler yapmıştır? Türkiye’nin 6 F-16 ve hava savunma sistemlerini KKTC’ye konuşlandırması, çok katmanlı ve zamanında bir stratejik hamledir. Türkiye, 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasası çerçevesinde, yalnızca KKTC değil, tüm Kıbrıs adasının garantörüdür. Uzmanlar, bu hamlenin olası bir çatışma ortamında adanın bütünlüğünü ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle belirsizlik ortamında, mevcut anayasal düzeni bozma veya toprak kazanma amaçlı girişimlere karşı caydırıcı bir güç oluşturmak hedeflenmiştir.” Doğu Akdeniz’deki güç dengesi hızla değişiyor Prof. Dr. Arslan, Doğu Akdeniz’de birçok küresel ve bölgesel aktörün aynı anda askeri varlık gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti: “Bölgede halihazırda önemli bir askeri varlık bulunmaktadır. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan, İran tehdidine karşı olduklarını belirterek bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermiştir. Türkiye de bu ortamda ‘sahada olmak’ ve bölgesel bir güç olarak pozisyon almak durumundadır. Bu hamle, aynı zamanda Türkiye’nin KKTC’nin yanında durduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır.” Enerji güvenliği Türkiye için stratejik önemde Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları açısından taşıdığı öneme de dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları ve ticaret yolları Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bu adım, enerji arz güvenliği ile ilgili potansiyel sorunlarda Türkiye’nin sahada bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu. GKRY’nin NATO üyeliği girişimi Türkiye açısından kritik bir risk Prof. Dr. Arslan, Batı dünyasının İran tehdidini gerekçe göstererek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişimlerinin gündeme gelebileceğini de ifade ederek, “Bazı yorumcular, Batı dünyasının İran tehdidini bahane ederek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişiminde bulunabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin onayı olmadan GKRY’nin NATO’ya üyeliği, Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’nin varlığını göz ardı etme riski taşıyacaktır. Bu hamle, söz konusu planları önden engellemeyi hedeflemektedir.” dedi. Yunanistan bölgedeki en aktif askeri aktörlerden biri Bölgede Yunanistan’ın askeri hareketliliğinin dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Yunanistan’ın F-16 ve savaş gemisi göndermesi, Avrupa ülkelerinin askeri yığınağı ve GKRY’ye Patriot füzeleri konuşlandırması, Türkiye’de bir tehdit algısı oluşturmuştur. Türkiye, bu algıya yanıt vererek hem caydırıcılığını artırmış hem de olası sürpriz gelişmelere hazırlık göstermiştir.” diye konuştu. Doğu Akdeniz uzun süre kriz potansiyeli taşıyacak Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’in, farklı aktörlerin karmaşık bir satranç tahtası haline geldiğini ifade ederek, “ABD, İran’a yönelik operasyonları başlatan taraf olarak görülmekte ve bölgede stratejik bir çıkış planının eksikliği nedeniyle önemli yıkımlar yaşanmaktadır. Uzun vadede ise ABD, doların rezerv para statüsünü koruma çabasıyla jeopolitik sertliğini artırmaktadır. İsrail ise doğrudan bir çatışmadan kaçınmakta, ancak Kıbrıs ile askeri iş birliği yaparak dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmayı sürdürmektedir.” şeklinde konuştu. Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda ve İspanya’nın İran tehdidini gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bu hamlelerin temel stratejileri şunlardır: Enerji ve ticaret güvenliğini sağlamak, AB üyesi GKRY’yi olası saldırılara karşı korumak, İsrail’in dolaylı güvenliğini desteklemek, NATO içinde bağımsız bir güvenlik rolü üstlenmek, Fransa ve İngiltere’nin Kıbrıs merkezli operasyon alanları oluşturduğu dikkat çekmektedir.” ifadesinde bulundu. Yunanistan GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdi Yunanistan’ın bölgedeki en aktif aktörlerden biri olarak, GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Bazı generaller, Ege Adaları’nın silahlandırılması ve olası bir çatışmada AB ve ABD desteği olacağını varsayarak hareket etmektedir.” dedi. ABD-İsrail saldırılarının hedefi olan İran’ın, karşılık vererek bölgesel yayılma riskini artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “İngiliz üslerine düzenlenen dron saldırısı Doğu Akdeniz’i de etkilemiştir. Uzun vadede İran meselesi, dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma niteliği taşımakta ve yalnızca bölgesel değil, küresel düzenin geleceğini de ilgilendirmektedir.” şeklinde konuştu. Kıbrıs artık Avrupa’nın ileri savunma platformlarından biri Kıbrıs Adasının artık yalnızca diplomatik veya enerji temelli bir rekabet alanı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ada, artık yalnızca enerji veya diplomasi sahası olmaktan çıkmış, jeostratejik bir düğüm noktası ve Avrupa’nın ileri savunma platformu haline gelmiştir. Bölgede üç ana askeri eksen oluşmaktadır. Kuzey Eksen: Türkiye kıyıları, KKTC ve Türk donanması, Orta Eksen: Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa unsurları, Güney Eksen: İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD müttefik unsurları.” Beklenmedik hamleler doğrudan çatışma riskini artırabilir Bölgedeki askeri yığılmanın çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, geleceğe dair riskleri şöyle sıraladı: “Doğrudan Çatışma: Yunanistan’ın Ege Adaları veya Kıbrıs’ta beklenmedik hamleleri doğrudan bir çatışmayı tetikleyebilir. GKRY’nin NATO Üyeliği: Batı’nın bu girişimi, Türkiye için kırmızı çizgiyi oluşturabilir ve ittifak içinde kriz yaratabilir. Uzun Vadeli Askeri Yığınak: Bölgeye konuşlandırılan silah ve gemiler, tehdit ortadan kalktıktan sonra da kalabilir; bu durum Türkiye için risk yaratabilir. Bölgesel Rekabetin Derinleşmesi: Avrupa ülkelerinin kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetini artırabilir. Küresel Düzenin Test Edilmesi: İran merkezli kriz, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve güvenlik düzeninin sınandığı bir durumdur.” F-16 gönderilmesi zamanında ve güçlü bir yanıt Türkiye’nin KKTC’ye F-16 gönderme hamlesinin, artan askeri yığınağa karşı verilen güçlü ve zamanında bir yanıt olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz, enerji rekabeti ve büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği bir kriz alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Teknoloji Ekosisteminde Stratejik Birleşme Haber

Türkiye Teknoloji Ekosisteminde Stratejik Birleşme

Şirket, teknoloji çözümleri geliştiren Lider Sistem Teknolojileri A.Ş.’yi devralma yoluyla birleşmek üzere Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuruda bulundu. MİA Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gökhan Beltekin, “Birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte sermayemiz yaklaşık 986,5 milyon TL’ye yükselecek. Mühendislik ve Ar-Ge kapasitesini büyüterek savunma teknolojileri alanında daha güçlü bir yapı oluşturacağız” dedi. Borsa İstanbul’da işlem gören MİA Teknoloji, Yönetim Kurulu’nun 6 Mart 2026 tarihli kararı doğrultusunda Lider Sistem Teknolojileri ile yürütülen birleşme sürecinde yeni bir aşamaya geçti. Planlanan işlem kapsamında Lider Sistem Teknolojileri’nin MİA Teknoloji’ye devrolması öngörülüyor. Birleşme işlemi, Sermaye Piyasası Kurulu’nun onayı ve genel kurulda birleşme sözleşmesinin kabul edilmesi şartıyla tamamlanacak. Şirket sermayesi 986,5 milyon TL’ye yükselecek Birleşme kapsamında MİA Teknoloji’nin sermayesinin 492,5 milyon TL artırılarak yaklaşık 986,5 milyon TL’ye çıkarılması planlanıyor. Bu doğrultuda Lider Sistem Teknolojileri ortaklarına tahsis edilmek üzere yaklaşık 492,5 milyon adet MİA Teknoloji payı ihraç edilecek. Uzman kuruluş raporuna göre her 1 TL nominal değerli Lider Sistem Teknolojileri payına karşılık 2,9316 TL nominal değerinde MİA Teknoloji payı verilmesi öngörülüyor. Savunma teknolojileri ekosistemi oluşturma hedefi Şirket, NATO projelerinden yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerine kadar uzanan geniş bir teknoloji portföyüyle küresel ölçekte rekabet edebilecek bir savunma teknolojileri ekosistemi oluşturmayı amaçlıyor. MİA Teknoloji açısından birleşme süreci, bu stratejik vizyonun önemli bir parçasını oluşturuyor. MİA Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gökhan Beltekin, Lider Sistem Teknolojileri ile planlanan birleşmenin yalnızca iki şirketin birleşmesi olmadığını, Türkiye’de savunma ve güvenlik teknolojileri alanında daha güçlü bir mühendislik ekosisteminin oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı. Beltekin konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin teknoloji yolculuğunda yeni bir eşiğe geldiğimize inanıyoruz. MİA Teknoloji ile Lider Sistem Teknolojileri arasında başlattığımız bu birleşme süreci yalnızca iki kurumun organizasyonel birleşimi değildir; Türkiye’nin savunma teknolojileri, kritik kamu savunma projeleri ve ileri mühendislik kapasitesini tek bir vizyon altında buluşturma kararlılığının somut bir göstergesidir. Bu adım sayesinde Ar-Ge gücümüzü, mühendislik yetkinliklerimizi ve saha deneyimimizi konsolide ederek daha büyük ölçekli, daha entegre ve daha yüksek katma değer üreten teknoloji projelerine imza atabilecek bir yapı oluşturuyoruz.” “Küresel ölçekte güçlü bir Türk savunma teknolojileri markası inşa ediyoruz.” Savunma ve güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca bir sektör olmadığına değinen Beltekin, şöyle konuştu: “Savunma ve güvenlik teknolojileri, ülkelerin stratejik bağımsızlığını belirleyen en kritik alanlardan biridir. Bugün attığımız adım yalnızca ölçek büyütmek için değildir; küresel rekabette güçlü bir Türk savunma teknolojileri markası oluşturmak içindir. NATO projeleri ve uluslararası iş birlikleri sayesinde kazandığımız güveni, daha büyük bir teknoloji ekosistemine dönüştürmeyi hedefliyoruz. Türkiye’den doğan, yüksek mühendislik kabiliyetiyle dünyaya teknoloji ihraç eden ve stratejik alanlarda küresel ölçekte söz sahibi olan bir marka inşa etmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti! Haber

Türkiye'nin Stratejik Tercihi Denge Siyaseti!

Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran’a yönelik saldırılar üzerinden Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi. Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor Krizin yalnızca iki ülke arasındaki askeri gerilim olarak okunamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Ortadoğu yeniden sert bir kırılma yaşıyor. İran’a yönelik saldırılar, yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir gerilim değil; küresel güç mücadelesinin bölgesel bir aşamasıdır.” dedi. “19. yüzyılda toprak paylaşılırdı; şimdi enerji koridorları, lojistik hatlar ve teknoloji ekosistemleri paylaşılıyor.” diyen Prof. Dr. Arslan, İran’ın da “bu yeni paylaşım savaşının kritik bir cephesi” olduğunu belirtti ve “Asıl soru şu: Bu bir sınırlı operasyonlar dizisi mi, yoksa daha derin bir stratejik hedefin başlangıcı mı?” ifadelerini kullandı. Uluslararası hukukta istisnalar bellidir Saldırıların uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesine ilişkin Prof. Dr. Arslan, “Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin zayıflatılması, parçalanması veya "fonksiyonel kapasitesinin aşındırılması" yeni bir yöntem değil. Irak, Libya ve Suriye örnekleri hâlâ hafızalarda. İran dosyası da bu çerçevede okunabilir mi? Birleşmiş Milletler Şartı kuvvet kullanımını yasaklar; istisnalar bellidir: Güvenlik Konseyi kararı ya da açık bir silahlı saldırıya karşı meşru müdafaa.” diye konuştu. “Önleyici saldırı doktrini hukuken tartışmalıdır” diyen Prof. Dr. Arslan, diplomatik kanallar tükenmeden başlatılan askeri operasyonların yalnızca hukuki değil, sistemsel bir istikrarsızlık üreteceğini vurguladı ve “Eğer bu yöntem normalleşirse, yarın herhangi bir ülke ‘potansiyel tehdit’ gerekçesiyle hedef alınabilir” ifadelerini kullandı. Türkiye açısından ilkesel çerçevenin net olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Toprak bütünlüğüne saygı, kuvvet kullanımının istisnai niteliği ve diplomasiye öncelik temel referanslarımızdır. Ancak mesele yalnızca hukuki değil; asıl mesele stratejik niyettir.” diye konuştu. Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı “Ortadoğu’da bloklaşma zaten vardı. Bu kriz ise mevcut eksenleri derinleştirecek ve netleştirecek.” diyen Prof. Dr. Arslan, “Batı ekseninde ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri deniz gücüne dayalı ve finansal araçları öne çıkaran bir politika izlerken; Avrasya ekseninde İran, Rusya ve Çin kara gücüne, enerji koridorlarına öncelik veriyor. Ancak durum bu iki eksene indirgenemez. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ‘orta kuşak’ ülkeler, iki eksen arasında gidip gelen ve zaman zaman denge unsuru olan aktörler olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu. İsrail’in İran’ı Haziran 2025’te hedef almasının üzerinden henüz bir yıl geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Yeni dalga operasyonlar tesadüf değil. Amaç, geçici bir baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak. Zayıf bir aktör, güçlü bir İran’dan daha kontrol edilebilir kabul edilir. Türkiye ise ne tamamen Batı eksenine entegre olabilir, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilir. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar. Bu denge pasif değil, aktif olmalıdır. Enerji, güvenlik ve milli bütünlük parametreleri Ankara’nın stratejisini belirleyecek. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin vurguladığı ‘yeryüzüne Ankara’dan bakmak’, kendi milli çıkarlarını merkeze almak anlamına geliyor.” dedi. Amaç geçici baskı değil, sistematik aşındırma olabilir Haziran 2025’te İsrail’in İran’ı hedef almasının ardından yeni dalga operasyonların gelmesini tesadüf olarak görmediğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Mesele geçici bir askeri baskı değil; İran’ın direnme kapasitesini sistematik biçimde aşındırmak olabilir.” dedi. “Eğer çatışmalar bugün dursa bile üçüncü ve dördüncü dalga gelebilir” diyen Prof. Dr. Arslan, bunun klasik güç siyaseti mantığıyla uyumlu olduğunu belirterek, “Güçlü bir İran değil, kontrol edilebilir bir İran tercih edilir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin savunma sanayisi her krizden güçlenerek çıktı Türkiye’nin savunma sanayisinin her krizden güçlenerek çıktığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “1990’larda terörle mücadele, 2010’larda sınır ötesi operasyonlar yerli üretimi hızlandırdı. Bu kriz de benzer bir etki yaratacak. Hava savunma sistemleri, uzun menzilli füzeler, İHA/SİHA’lar ve elektronik harp sistemleri öncelikli alanlar olacak. Siber güvenlik de artık daha kritik; İran örneği, füzeden önce istihbarat sızabileceğini gösterdi. Türkiye, FETÖ tecrübesiyle iç sızmalara karşı dirençli, ama siber savunmayı güçlendirmek zorunda. Dış politikada ‘çok boyutlu’ anlayış pekişecek. Ama bu sadece denge siyaseti değil; kendi teknolojik kapasitesine dayanan bir otonomi demek. Başkasının silahına muhtaç olmayan ülke, başkasının siyasetinin etkisi altında olmaz. Savunma sanayii atılımı, askeri ve diplomatik bağımsızlığın temeli olacak.” diye konuştu. Lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez İran’da rejimin kırılganlığına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Arslan, “Bu tür siyasal kültürlerde lider değişimi sistem çöküşü anlamına gelmez. İran’ın kurumsal sürekliliği vardır; dini liderlik makamı boşaldığında yeni isim belirlenir ve yapı devam eder.” şeklinde konuştu. İran’ın Irak’la sekiz yıl süren savaşta ağır kayıplara rağmen teslim olmamasını hatırlatan Prof. Dr. Arslan, “Rejimin bir gecede değişmesi gerçekçi değildir. Aksine, dış müdahale algısı toplumda konsolidasyon yaratabilir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Arslan, “Tarih gösteriyor ki dış müdahale bazen dağılma değil, toparlanma üretir.” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye ve denge siyaseti Prof. Dr. Arslan, bölgede bloklaşmaların mevcut olduğunu ancak bugün yaşanan gerilimin daha büyük bir küresel rekabetin parçası gibi göründüğünü söyleyerek, “Enerji hatları, lojistik koridorlar ve askeri üsler üzerinden yürüyen bir sistemik mücadele söz konusu.” dedi. Türkiye’nin bu tabloda özgün bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, “Türkiye ne bütünüyle Batı ekseninde eriyebilecek bir ülke, ne de Rusya-İran hattında konumlanabilecek bir aktördür. NATO üyeliği, enerji bağımlılığı ve bölgesel güvenlik riskleri Ankara’yı denge siyasetine zorlar.” diye konuştu. 500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir Olası bir bölgesel savaşın Türkiye’ye etkilerine ilişkin de Prof. Dr. Arslan, İran’ın zayıflaması veya parçalanması senaryosunun Türkiye açısından soyut bir analiz olmadığını belirtti ve “500 kilometreyi aşan sınır, olası bir krizden doğrudan etkilenir.” dedi. Muhtemel sonuçları da sıralayan Prof. Dr. Arslan, “Yeni göç dalgaları, sınır ticaretinin çökmesi, PKK’nın oluşabilecek boşluklardan faydalanması ve İran’daki bazı silahlı Kürt oluşumların hareket alanı kazanması” risklerine dikkat çekti. Prof. Dr. Arslan, “Sınırın öte yanında yangın varsa, bu taraf da ısınır” ifadesini kullandı. Egemenlik vurgusu korunmalı ABD’nin bölgedeki askeri varlığının Türkiye’deki NATO altyapısını gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Arslan, özellikle İncirlik Hava Üssü ve Kürecik Radar Üssü’nün kamuoyunda tartışıldığını söyledi ve “Türkiye’nin pozisyonu hassas. Egemenlik vurgusu korunmalı, ancak kriz yönetimi rasyonel yürütülmelidir. Ankara’nın doğrudan savaşın tarafı gibi algılanması Türkiye’nin çıkarına değildir”. dedi. Duygusal refleks değil, stratejik akıl Türkiye’nin önünde iki yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Duygusal reflekslerle pozisyon almak ya da uzun vadeli stratejik akılla hareket etmek” diye konuştu. “Gerçekçilik içe kapanmak değildir. Denge üretmek zayıflık değildir” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Arslan, İran’ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosunun Türkiye açısından “uzaktan izlenecek” bir mesele olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Türkiye'nin jeopolitiği risk üretir; ama aynı jeopolitik doğru yönetildiğinde fırsat da üretir. İran'ın devlet kapasitesinin aşındırılması senaryosu, Türkiye açısından ‘uzaktan izlenecek’ bir mesele değildir. Böyle bir kırılma doğrudan Anadolu'yu etkiler. Bu nedenle Ankara'nın hesabı kısa vadeli siyasi pozisyonlardan ziyade uzun vadeli güvenlik mimarisi üzerinden yapılmalıdır. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin vurguladığı ‘Ankara merkezli jeopolitik’ anlayışı, tam da böyle bir dönemde anlam kazanıyor: Ne emperyal hayaller peşinde koşmak, ne de içe kapanmak; eldeki vatanı korumak ve milli çıkarları merkeze almak. Son söz olarak; krizin yönü belirsiz olabilir. Ancak Türkiye'nin yönü belirsiz olmamalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ’dan Enforce TAC Fuarı’nda İki Yeni Global İş Birliği Haber

SARSILMAZ’dan Enforce TAC Fuarı’nda İki Yeni Global İş Birliği

Türk savunma sanayi sektörünün lider şirketi SARSILMAZ, Enforce TAC Fuarı’na uluslararası firmalarla gerçekleştirdiği işbirliği görüşmeleriyle damga vurdu. İlk görüşme insansız savunma sistemleri konusunda Macaristan ve AB Bölgesin’de başarılı çözümler geliştiren HT Division şirketi ile gerçekleştirildi. Proje kapsamında HT Division’ın atış destek göreviyle geliştirdiği insansız kara aracına, SARSILMAZ/BEST Savunma UKSS silah sistemi entegre edilecek. SARSILMAZ/BEST Savunma Uzaktan Komutalı Savunma Sistemi (UKSS) HT Divison insansız operasyon aracına entegre edilerek fuarda HT Division standında sergileniyor. SARSILMAZ TUSAŞ ortaklığıyla faaliyet gösteren TR MEKATRONİK’in halihazırda orta kalibreli silahlarının entegre edildiği Slovenyalı PK Auto ile gerçekleştirilen görüşme kapsamında ise işbirliği ve yeni projeler gündeme geldi. İki şirket fuar sonrasında temas ve görüşmelerini sürdürerek yakında zamanda yeni işbirliklerini duyurmaya hazırlanıyor. PK Auto savunma ve arama-kurtarma alanlarında kullanılmak üzere geniş bir yelpazede düşük voltajlı otonom elektrikli araçlar geliştirme konusunda bölgenin öncü firmalarından biri olarak dikkat çekiyor. Avrupa Savunma sanayii sektöründeki vizyoner şirketlerden Macar HT Division ve Slovenyalı PK Auto ile gerçekleştirilen görüşme ve çalışmaların, bilgi transferi ve teknolojik ilerleme açısından son derece yararlı olduğunu vurgulayan SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M.Nuri Kızıltan, “Değişen dünyanın güvenlik zorluklarını karşılayacak yenilikçi savunma sistemleri tasarlayan global şirketler olarak güçlerimizi birleştiriyoruz. SARSILMAZ’ın 150 yıla yakın tecrübesi ve vizyonu ile son yıllarda odaklandığı alanlardan biri olan uzaktan komutalı silah sistemlerini (UKSS) HT Division’ın insansız kara aracına entegre ediyoruz. Öte yandan SARSILMAZ’ın TR MEKATRONİK orta kalibreli silahlarını, Slovenya’nın öncü şirketlerinden olan PK Auto araçlarına entegre ediyoruz. Bu iş birlikleri, SARSILMAZ’ın geliştirdiği savunma sistemlerinin üstün performans ve uyumluluğunun da bir göstergesi niteliğinde. Elde ettiğimiz bu başarıdan dolayı çok mutluyuz. NATO üyesi ülkelerin şirketleri olarak geliştirdiğimiz bu ortak sinerjinin farklı yeni iş birliklerinin doğmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı. Türk şirketlerinin başarılı projeleriyle savunma ihracatında Türkiye’nin payının her geçen yıl arttığını hatırlatan Nuri Kızıltan, “Savunma alanında ülkemizin köklü şirketlerinden biri olarak gerçekleştirdiğimiz ihracatla ülke ekonomisine katma değerli katkı sunmanın gururunu yaşıyoruz. İleri teknoloji alanında yeni iş birlikleriyle ülkemize olan katkımızı artırmak için çalışmaya devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek Haber

SARSILMAZ Enforce Tac’de AB ile Bağlarını Güçlendirecek

Savunma ve güvenlik sektörünün en prestijli global organizasyonlarından biri olan Enforce Tac 2026, 23-25 Şubat tarihleri arasında kolluk kuvvetleri, güvenlik birimleri ve acil durum ekiplerine yönelik yenilikçi çözümler sunan pek çok uluslararası şirketi bir araya getirecek. Özellikle iç güvenlik uzmanlarının ihtiyaçlarına odaklanarak genel savunma fuarlarından ayrılan Enforce Tac, resmi güvenlik kurumları ve silahlı kuvvetler mensupları için yeni teknolojileri ve operasyonel stratejileri değerlendirme noktasında kritik buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Türk savunma sanayiinin lider şirketi SARSILMAZ, polis, yargı, sınır koruma, gümrük, askeri polis ve silahlı kuvvetlerden sadece doğrulanmış ticari ziyaretçilerin kabul edildiği, sıkı erişim kontrolüne sahip bu özel platformda kolluk kuvvetleri ve askeri kullanıma yönelik makineli tüfekler, piyade tüfekleri ve yeni nesil tabancalarını sergileyecek. SARSILMAZ yaklaşık 150 yıllık deneyimiyle geliştirdiği büyük ilgi gören modeller; SAR9 GEN3 ve SAR 7/24 tabanca, 5.56x45 mm kalibrede piyade tüfeği SAR 56, 7.62x51 mm kalibrede piyade tüfeği MPT 76 SH, 7.62x39 mm kalibrede SAR 39 piyade tüfeği ve 12.7 mm kalibrede makineli tüfek gibi silahları tanıtacak. “Yeni iş birlikleri için verimli bir dönemdeyiz” Bu yıl organizasyonda daha yüksek ve nitelikli katılım beklediklerini söyleyen SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M. Nuri Kızıltan, “Uluslararası Kolluk Kuvvetleri, Güvenlik ve Taktiksel Çözümler Fuarı Enforce Tac, her yıl heyecanla katıldığımız ve güçlü ağlar kurduğumuz özel bir platform. Steadfast Dart 26 NATO tatbikatının Almanya’da icra ediliyor olması sebebiyle bu yıl organizasyonun çok daha farklı ve yoğun geçeceğini değerlendiriyoruz. Fuar, AB’nin SAFE (Security Action for Europe) Projesi açısından da doğru zamanda doğru bağlantılara ürünlerimizi tanıtacağımız bir organizasyon olacak. Savunma sanayiinde uzun vadeli iş birliklerinin temellerinin atıldığı stratejik bir buluşma noktası olan Enforce Tac Fuarı, güvenlik alanında yeni ihtiyaçları anlamak, yenilikleri görmek, uluslararası ağımızı geliştirmek bakımından büyük fırsatlar sunuyor.” değerlendirmesini yaptı. Türkiye’nin öncü savunma sanayii şirketlerinden biri olarak 80’den fazla ülkeye ihracat yaptıklarını ve yakın dönemde Avrupa Birliği stratejilerini kapsamlı şekilde gözden geçirdiklerini vurgulayan Nuri Kızıltan, “Sarsılmaz olarak mühendislik gücü, üretim kapasitemiz, kaliteli ve yenilikçi teknolojilerimizle dünya çapında rekabet ediyor, fark yaratıyoruz. Bu doğrultuda birçok yeni bağlantı kurduk ve çeşitli iş birlikleri üzerine çalışmalar yürütüyoruz.” dedi. Sarsılmaz aynı zamanda Enforce Tac fuarının hemen ardından gerçekleşecek 26 Şubat – 1 Mart tarihlerinde gerçekleşecek olan IWA Outdoor Classics fuarında ise avcılık, atıcılık, outdoor ve sivil güvenlik ekipmanlarıyla ilgilenen profesyonellerle bir araya gelecek. SARSILMAZ, bu fuarda sivil pazara da yönelik ürün gamını tanıtarak Avrupa’daki bireysel kullanıcılara ulaşmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ankara’dan Avrupa’ya  ‘Dijital İpekyolu’ Haber

Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’

Yapay zeka ve ulusal güvenlik stratejilerinin şekillendirdiği bu yeni dönemde; NATO uyumlu altyapısı ve tamamladığı yeni yatırım turuyla güçlenen DT Cloud, 2026 yılında Ankara’dan Avrupa’ya uzanacak ‘Dijital İpekyolu’ vizyonunu hayata geçirmeye hazırlanıyor. Gartner verilerine göre küresel ekonomideki ağırlığı 800 milyar dolara yaklaşan ve Goldman Sachs’ın 2030’a kadar 2 trilyon dolar hacme ulaşmasını öngördüğü bulut dünyası, teknik bir altyapı olmanın ilerisinde bir konuma yerleşerek dijital egemenliğin ve ulusal güvenliğin yeni kalesine dönüştü. Bu devasa ekosistemde; verinin nerede saklandığına odaklanan kısıtlı yaklaşımlar, yerini operasyonel ve teknolojik kontrolün tam egemenliğine bıraktı. Stratejik Yatırımlar ve NATO Standartlarında Büyüme Siber güvenliğin doğrudan bir ulusal egemenlik meselesi olarak tescillendiği 2025 yılı, tüm dünyada stratejik bir dönüşümü tetikledi. NATO’nun Lahey’deki Liderler Zirvesi’nde alınan siber savunma kararları ve Türkiye’deki 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu; regülasyon uyumlu, yüksek güvenlikli ve tam egemen bulut mimarilerini stratejik bir zorunluluk haline getirdi. Avrupa Birliği’nin egemen bulutu verinin yerelliğinin ötesinde uçtan uca teknolojik kontrol düzlemiyle tanımlaması ise dönüşümün çerçevesini netleştirdi. 2025 yılını regülasyon ve savunma sanayisi odaklı bir ‘scale-up’ yılı olarak tamamlayan DT Cloud, stratejik sermaye yapısını güçlendirdi. SSTEK liderliğinde; Türkiye Kalkınma Fonu Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım GSYF ile Polat Ventures GSYF’nin katıldığı tur ile aldığı toplam yatırımı iki katına çıkaran şirket, üretim kapasitesini tamamen NATO standartlarına taşıdı. Kasım 2025’te Brüksel’deki NATO 3. Bulut Kongresi’ne referans mimari katkısı sunan DT Cloud, mühendis kadrosunu bir yılda 40’tan 80’in üzerine çıkarırken, toplam ekip büyüklüğünü de 100 kişinin üzerine yükseltti. Savunma Sanayisinden Enerji ve Finans Sistemlerine Operasyonel Yetkinlik DT Cloud, beş yılı aşkın tecrübesiyle yapay zeka ve sınır (edge) bilişim odaklı yeniliklerle olgunlaştırdığı güvenli bulut platformunu; savunma sanayisinden enerji dağıtımına, üretimden finansal sistemlere kadar en kritik alanlarda aktif operasyonlarına dahil etti. 2025 yılında tekrar eden gelirlerini iki kat artıran şirket, bulut teknolojileri AR-GE proje gelirlerinde de iki katın üzerinde büyüme yakaladı. Bu süreçte gelir modelini tamamen bulut servisleri odağına taşıyan DT Cloud; büyük veri, güvenli yapay zeka ajan orkestrasyonu ve çoklu ajan mimarileri üzerine yürüttüğü AR-GE çalışmalarıyla fikri hak birikimini güçlendirdi. Goldman Sachs’ın 2030 yılında bulut yatırımlarının %15'ini oluşturacağını öngördüğü yapay zeka odaklı büyüme trendine paralel olarak; DT Cloud yapay zeka ve sınır bilişim odaklı bulut platformlarını enerji ve savunma sektörlerinde ölçeklenebilir hale getirdi. Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’ 2026 yılında bulut sektörü; merkezi yapılardan uzaklaşarak dağıtık, enerji verimli ve egemen mimarilere evriliyor. DT Cloud, Ankara’dan başlayıp Avrupa’ya uzanan ‘Dijital İpekyolu’ vizyonu kapsamında; kervansaray modeliyle konumlanan AI-native bulut kümelerini çeşitli ülkelerde devreye almaya hazırlanıyor. 2026 yılı içerisinde Orta ve Doğu Avrupa (CEE) bölgesinde üç farklı noktada altyapısını hayata geçirmeye hazırlanan DT Cloud, Avrupa Birliği pazarına yönelik dual-use bulut servisleriyle küresel ölçekte bir teknoloji şirketi olma yolunda ilerliyor. DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer, 2026 yılına dair öngörülerini şu sözlerle paylaştı: “Bulut ve yapay zeka altyapıları, ülkeler için artık stratejik birer savunma ve güvenlik varlığına dönüşüyor. Enerjinin, bilgi işlemin ve kontrol düzlemlerinin yakınsandığı bir döneme geçiyoruz. Kontrol düzlemi, orkestrasyon ve operasyonel egemenlik rekabetin ana eksenini oluşturuyor. DT Cloud olarak bu dönüşümde AI-native ve NATO uyumlu platformlarımızı ölçeklendirerek uluslararası alanda bağımsız dijital altyapılar sunmaya devam ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.