Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Negatif Düşünce

Kapsül Haber Ajansı - Negatif Düşünce haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Negatif Düşünce haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Psikolojik Dayanıklılık için Öz Şefkat Şart! Haber

Psikolojik Dayanıklılık için Öz Şefkat Şart!

Bu noktada, ‘öz şefkat’ kavramının devreye girdiğini kaydeden Klinik Psikolog İpek Erol, “Öz şefkat, bireyin zorlandığı anlarda kendisine karşı yargılayıcı değil; anlayışlı, kapsayıcı ve destekleyici bir tutum geliştirebilmesidir.” dedi. Öz şefkatin doğuştan gelmediğini, geliştirilebilir bir beceri olduğunu vurgulayan Erol, öz şefkat düzeyi yüksek kişilerin stresle daha etkili baş ettiğini ve psikolojik dayanıklılıklarının daha güçlü olduğunu aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, öz şefkatin ne olduğu, bireyin psikolojik sağlığı ve dayanıklılığı üzerindeki etkileri ile nasıl geliştirilebileceği hakkında bilgi verdi. Öz şefkat, zor anlarda kendimize anlayışlı ve destekleyici olmaktır! Modern yaşamın bireylerden güçlü, üretken, başarılı ve dayanıklı olmalarını beklediğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Fakat bu beklentiler artarken, insanların kendilerine karşı daha anlayışlı olmaları gerektiği gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor.” dedi. Tam da bu noktada, son yıllarda psikoloji literatüründe giderek daha fazla yer bulan ‘öz şefkat’ kavramının devreye girdiğini dile getiren Erol, “Öz şefkat, bireyin zorlandığı anlarda kendisine karşı yargılayıcı değil; anlayışlı, kapsayıcı ve destekleyici bir tutum geliştirebilmesidir. Hata yaptığında kendini sertçe eleştirmek yerine, yaşanan deneyimi insan olmanın doğal bir parçası olarak görebilmeyi içerir. Bu yaklaşım, özellikle Kristin Neff’in çalışmalarıyla psikoloji alanında kavramsallaşmış ve bilimsel olarak ölçülebilir hale gelmiştir.” şeklinde konuştu. Psikolojik sağlamlık açısından daha sürdürülebilir bir iç dayanak… “Araştırmalar, öz şefkat düzeyi yüksek bireylerin depresyon ve anksiyete belirtilerini daha az yaşadığını; stresle daha etkili baş edebildiğini ve psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” diyen Klinik Psikolog İpek Erol, öz şefkatin, bireyi hayattan ve sorumluluklardan geri çeken bir rahatlık halinden ziyade zorlayıcı deneyimlerle daha sağlıklı bir iç ilişki kurabilme kapasitesi olduğunu kaydetti. Toplumda sıkça karıştırılan özsaygı ve öz şefkat kavramlarına değinen Erol, şunları söyledi: “Özsaygı, bireyin kendini değerli hissetmesinden temel alır ancak çoğu zaman başarı, performans ve başkalarıyla kıyaslama üzerinden şekillenir. Kişi kendini değerli ve başarılı hissettiğinde artar, olası bir başarısızlıkta ise daha kırılgan hale gelir. Öz şefkat ise koşulsuzdur. Kişi başarısız olduğunda da hata yaptığında da kendisiyle bağını koparmaz. Özsaygı ‘iyiyim çünkü başardım’ derken; öz şefkat ‘zorlanıyorum ama yine de değerliyim’ diyebilmeyi mümkün kılar. Bu yönüyle öz şefkat, psikolojik sağlamlık açısından daha sürdürülebilir bir iç dayanak sunar.” Öz şefkat geliştirilebilir bir beceri! Öz şefkatin doğuştan gelen bir özellik olmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog İpek Erol, “Öz şefkat geliştirilebilir bir beceridir.” dedi. Günlük yaşamda bunun ilk adımının, kişinin kendi iç sesiyle temas etmesi olduğunu kaydeden Erol, “Zor bir anda kendimize söylediğimiz cümleleri fark etmek önemli bir başlangıçtır. Aynı durumu yaşayan bir yakınımıza söylemeyeceğimiz sözleri kendimize söylüyorsak, burada şefkat yerine eleştiri devrededir. Kişinin kendisine şefkat geliştirmesi için; duyguları bastırmadan fark etmesi, hata anlarında ‘yalnız değilim’ düşüncesini hatırlaması, kendine karşı kullandığı dili yumuşatması ve bedensel regülasyonu destekleyen nefes ve farkındalık egzersizlerinden yararlanması etkili adımlardır.” açıklamasını yaptı. Kişinin kendine karşı yumuşak olması zayıflık gibi algılanıyor! Psikolojik değerlendirme araçları ve terapötik süreçlerin, bireyin öz şefkat düzeyini fark etmesine ve güçlendirmesine yardımcı olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Pek çok kişi için öz şefkat, düşündüğünden daha zor bir deneyimdir. Bunun temel nedenlerinden biri, ‘kendine karşı yumuşak olmanın zayıflık olduğu’ inancıdır. Özellikle eleştirel ebeveyn tutumlarıyla büyüyen bireylerde, sert iç ses bir motivasyon kaynağı gibi algılanabilir.” dedi. Ayrıca travmatik yaşam deneyimleri, negatif düşünce kalıpları ve mükemmeliyetçiliğin, öz şefkatin önündeki önemli engeller olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Terapötik süreçte sıkça görülen bir durum şudur; kişi kendine şefkat göstermeye başladığında önce rahatsızlık hisseder. Bu durum yanlış bir şey yapıldığını değil, alışılmamış ama iyileştirici bir alana girildiğini gösterir. Öz şefkat, erken yaşlarda öğrenilebilen ve yaşam boyu koruyucu etkisi olan bir beceridir. Çocuklar için en güçlü öğretici, yetişkinlerin kendi hatalarına nasıl yaklaştıklarıdır. Ebeveynin ‘ben de hata yaptım ama bunu telafi edebilirim’ diyebilmesi, çocuğa güçlü bir iç mesaj verir. Gençlerle çalışırken ise öz şefkat, özellikle sosyal karşılaştırma ve yetersizlik duygularına karşı önemli bir denge unsurudur. Ergenlere, zorlanan bir arkadaşlarına nasıl yaklaştıklarını fark ettirmek ve aynı dili kendilerine yöneltmelerini sağlamak etkili bir yöntemdir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Negatif Düşüncenin Pozitiften 7 Kat Daha Güçlü Etkisi Var! Haber

Negatif Düşüncenin Pozitiften 7 Kat Daha Güçlü Etkisi Var!

Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, 18-19 Nisan 2025 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Bu yılki teması “Nörobilim Temelli Pozitif Psikoloji” olarak belirlenen Kongre; Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçirildi. Dr. Fredrike Bannink’den “Bugün size iyi gelen ne yaptınız?” sorusu… Pozitif psikoloji alanında uzman pek çok ismi bir araya getiren kongrede, Hollandalı Klinik Psikolog Dr. Fredrike Bannink, katılımcılarla “Pozitif Bilişsel Davranışçı Terapi - BDT: İyi Oluşu Artırmanın Bir Sonraki Sınırı” başlıklı bir sunum gerçekleştirerek, aynı zamanda Pozitif Bilişsel Davranışçı Terapi - BDT kitabının tanıtımını yaptı. Dr. Bannink, pozitif psikoterapinin geleneksel BDT yaklaşımlarına nasıl entegre edilebileceğini anlattı. Sunumuna Albert Einstein’ın “Yeni bir fikre açılan bir zihin asla eski boyutuna geri dönmez” sözüyle başlayan Dr. Bannink, katılımcıları interaktif bir egzersize davet etti. Katılımcılar, yanlarındaki kişilerle “Bugün size iyi gelen ne yaptınız?” sorusunu karşılıklı üç kez sorarak kısa sohbetler gerçekleştirdi. “Negatif düşünce pozitiften 7 kat daha güçlü” Dr. Bannink, pozitif psikolojinin yıllarca psikiyatride bir “lüks” olarak görüldüğüne dikkat çekerek, geleneksel terapilerin daha çok semptomların azaltılmasına odaklandığını, umut, bilgelik, yaratıcılık, cesaret gibi olumlu niteliklerin yeterince ele alınmadığını vurguladı. İnsanların doğal olarak olumsuzluklara daha fazla odaklandığını belirten Dr. Bannink, negatif etkinin pozitif etkiden 7 kat daha güçlü olduğunu ifade etti. Dr. Bannink, bu dengenin sağlanabilmesi için terapistlerin sadece danışanlar için değil, toplumun geneli için de daha pozitif bir yaklaşımı desteklemesi gerektiğini vurguladı. Pozitif psikoloji bireylerin psikolojik dayanıklılıklarını artırmayı hedefliyor Dr. Fredrike Bannink, “Pozitif psikoterapi hem bireysel hem de toplumsal iyi oluşun anahtarıdır. Pozitif psikoloji ve çözüm odaklı kısa süreli terapi yaklaşımları, bireylerin yaşadıkları zorluklar karşısında güçlü yönlerini nasıl kullandıklarına odaklanarak psikolojik dayanıklılıklarını artırmayı hedefliyor.” dedi. Çözüm odaklı terapi yaklaşımının, bireylerin yaşadıkları sorunları değil, bu sorunlara karşı verdikleri başarılı tepkileri temel aldığını kaydeden Dr. Fredrike Bannink, “Bu yaklaşım, kişileri geçmiş travmalarla yüzleştirmek yerine, geleceğe dair olumlu bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor. Sporda da sıkça kullanılan pozitif imajinasyon (olumlu hayal gücü) tekniği, zihinsel olarak başarıyı tekrar tekrar hayal etmenin, gerçek hayattaki performansı olumlu etkilediğini ortaya koyuyor.” ifadesinde bulundu. “İnsanlar makine değildir”  “İnsanlar makine değildir” vurgusuyla çözüm odaklı terapilerin insan psikolojisine daha uygun olduğu ifade eden Dr. Bannink, “Çözüm odaklı terapilerle danışanlara sadece neyin kötü gittiğini değil, aynı zamanda iyi giden şeyleri de fark ettirerek, bu olumlu deneyimlerin çoğaltılması amaçlanıyor. Çözüm odaklı kısa süreli terapi yaklaşımı, sorunlara değil, çözümlere odaklanarak bireylerin yaşamlarında olumlu değişimler yaratmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımda terapistler, ‘Varsayalım ki tüm çözümler elinizde olsaydı, neyi farklı yapardınız?’ gibi sorularla danışanların zihnini pozitif farklılıklar üretmeye yönlendiriyor. Bu tarz sorular beynin farklı bölümlerini aktive ederek kişilerin mevcut sıkışmışlık hissinden çıkmasını sağlıyor.” diye konuştu. Çözüm odaklı psikolojide yaklaşım hedefleri ön planda Çözüm odaklı psikoterapide danışanlara "6 ay sonra daha iyi bir yaşamınız olsa, bu nasıl olurdu?" gibi sorular sorularak onların geleceğe dair umutlu ve yapıcı bir bakış açısına yönlendirildiğini ifade eden Dr. Bannink, “Bu yaklaşımla geleneksel bilişsel davranışçı terapiler (BDT) arasında da temel farklar bulunuyor. Geleneksel BDT’de genellikle bir sorunun neden kaynaklandığına ve en kötü durumun nasıl iyileştirileceğine odaklanılırken, çözüm odaklı psikolojide yaklaşım hedefleri ön plandadır. Yani birey, kaçınmak istediği değil, ulaşmak istediği hedefe odaklanarak ilerler.” şeklinde konuştu. Pozitif BDT danışanı sürece aktif olarak katıyor Geleneksel Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) modelinin yeterli etkiyi göstermediğini belirten Dr. Bannink, çözüm odaklı ve geleceğe yönelen yeni yaklaşımların önemine dikkat çekti. Pozitif BDT modelinin neden geliştirildiğine de değinen Dr. Bannink, geleneksel BDT’nin uygulayıcısı ve eğitmeni olduğunu ancak zamanla bu modeli yeterli bulmadığını, danışanların terapiyi bırakma oranlarının oldukça yüksek olduğunu vurguladı. Pozitif BDT’nin, danışanı sürece aktif katmaya dayandığını ve terapinin danışan için yapılan bir şey değil, danışanın kendisi tarafından yapılan bir süreç olması gerektiğini anlatan Dr. Bannink, bu yöntemin, terapistlerin tükenmişlik yaşamasını da azalttığını dile getirdi. Pozitif BDT, depresyon tedavisinde daha etkili sonuçlar sağlıyor Psikoterapi alanında son yıllarda giderek daha fazla ilgi gören Pozitif Bilişsel Davranışçı Terapinin (Pozitif BDT), depresyon tedavisinde geleneksel yöntemlere kıyasla daha kalıcı ve anlamlı iyileşmeler sağladığını da kaydeden Dr. Bannink, “Danışanların yalnızca sorunlara değil, aynı zamanda olumlu yönlerine ve güçlü yanlarına da odaklanmasını hedefleyen Pozitif BDT, bireylerin hayata daha pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmasına yardımcı oluyor. Pozitif BDT uygulamalarında danışanların çoğu, ilk başta olumlu değişiklikleri fark etmekte zorlanıyor. Çünkü genellikle problemlere odaklanmaya alışkınlar. Ancak birkaç seans sonrasında olumlu gelişmeleri görmek ve kabul etmek kolaylaşıyor.” dedi. Dr. Bannink kitaplarını imzaladı Katılımlarından ötürü Dr. Bannink’e Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan plaket takdim etti. Dr. Bannink daha sonra yeni çıkan kitabı Pozitif Bilişsel Davranışçı Terapi – BDT’yi okurları için imzaladı. 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.