Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Neoantijen

Kapsül Haber Ajansı - Neoantijen haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Neoantijen haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Memorial Bodrum Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı Haber

Memorial Bodrum Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Birimi Hizmete Başladı

Kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmeler, hastalığın yalnızca türü ve evresinin değil, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin de tedavi kararlarında dikkate alınması gerekiyor. İmmünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç konjugatları ve yeni nesil tedavi yaklaşımları, uygun hastalarda tedavi seçenekleri bulunuyor. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Faruk Aykan, Bodrum’da Tıbbi Onkoloji biriminin hizmete başlaması ve kanser tedavisindeki yeni nesil yaklaşımlar hakkında bilgi verdi. Bodrum’da kanser tedavisinde güncel yaklaşımlar değerlendiriliyor Kanser tedavisinde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi uzun yıllardır temel tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte tümörlerin biyolojik, genetik ve moleküler özelliklerinin daha ayrıntılı incelenebilmesi, uygun hastalarda daha hedefli tedavilerin uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Tıbbi Onkoloji biriminde hastaların kanser türü ve evresinin yanı sıra tümörün biyolojik ve moleküler özellikleri ile genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Tedavi planının hastalığın özellikleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak oluşturulması, kanser tedavisinin önemli unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. İmmünoterapi bağışıklık sistemini kanserle mücadelede destekliyor İmmünoterapilerin temel amacı, kanser hücrelerinin bağışıklık sistemi üzerindeki baskısını azaltarak vücudun kendi savunma mekanizmalarının tümör hücrelerine karşı daha etkin çalışmasını sağlamaktır. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan T lenfositler kanser hücrelerine karşı savunmada görev alırken, kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçmak için çeşitli mekanizmalar geliştirebilmektedir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri olarak adlandırılan tedaviler, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasına yardımcı olan bu baskılayıcı mekanizmaları hedeflemektedir. MSI, PD-L1 ve TMB gibi biyobelirteçler ise bazı hastalarda immünoterapiden yararlanma olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olmaktadır. Tümörün genetik yapısı tedavi seçiminde yol gösteriyor Hedefe yönelik tedaviler, kanser tedavisindeki önemli gelişmeler arasında yer almaktadır. Tümör dokusunda bulunan belirli genetik ve moleküler değişikliklerin saptanması, uygun hastalarda bu özellikleri hedefleyen tedavilerin kullanılmasına olanak sağlamaktadır. HER2, EGFR, BRAF, KRAS/NRAS ve NTRK gibi moleküler değişiklikler bazı kanser türlerinde tedavi seçiminde önem taşımaktadır. Bu gelişmeler sayesinde uygun hastalarda özellikle bazı metastatik kanserlerin uzun süre kontrol altında tutulabilmesi mümkün olmaktadır. Bununla birlikte tedavi kararı yalnızca tümörün genetik özelliklerine göre verilmemektedir. Kanserin türü ve evresi, tümörün moleküler yapısı, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilerek uygun tedavi seçeneği belirlenmektedir. Kanser aşıları üzerindeki araştırmalar sürüyor Kanser tedavisinin geleceğinde dikkat çeken araştırma alanlarından biri de mRNA kanser aşılarıdır. Bu yaklaşımlar, tümörün genetik özelliklerinden yararlanarak bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha iyi tanımasını sağlamayı hedeflemektedir. Bu yöntemde tümör dokusundaki mutasyonların belirlenmesi ve bağışıklık sisteminin özellikle T hücre yanıtını güçlendirmesini amaçlayan mRNA dizileri üzerinde çalışılmaktadır. Böylece tümörün özelliklerine göre tedavi geliştirilmesi hedeflenmektedir. Yüksek riskli melanom hastalarında yürütülen KEYNOTE-942 çalışması, bu alandaki dikkat çekici araştırmalardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada kişiselleştirilmiş neoantijen mRNA aşısının immünoterapi ile birlikte kullanımının, tek başına immünoterapiye kıyasla daha uzun hastalıksız sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte mRNA kanser aşıları henüz tüm kanser türlerinde standart tedavi haline gelmemiştir. Farklı tümör tiplerindeki etkinlikleri devam eden klinik çalışmalarla araştırılmaktadır. Memorial Bodrum Onkoloji Bölümü’nde hastaya özel tedavi planı yapılıyor Kanserin aynı türünde dahi hastaların ve tümörlerin farklı özelliklere sahip olabilmesi, tedavi kararında birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Kanserin türü ve evresinin yanı sıra tümörün genetik ve moleküler özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye verebileceği yanıt birlikte değerlendirilmektedir. Memorial Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Birimi’nin hizmete başlamasıyla birlikte Bodrum ve çevresindeki hastaların kanser tanı ve tedavi süreçlerinin güncel bilimsel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi ve uygun tedavi seçeneklerinin planlanması hedeflenmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi    Haber

Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi  

Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi: “Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.” “Onkolojide çığır açan bir yaklaşım” Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi: “Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.” İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan, “En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi. “İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı” Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu: “Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar: DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir. İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi. “Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor” İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi. “İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır” Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.