Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Net Sıfır

Kapsül Haber Ajansı - Net Sıfır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Net Sıfır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

COP31’in Master Partner’ı Türk Telekom, Türkiye’nin İklim Eylemine Güç Katıyor Haber

COP31’in Master Partner’ı Türk Telekom, Türkiye’nin İklim Eylemine Güç Katıyor

Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefiyle sürdürülebilirlik ilkelerini iş stratejisinin merkezine yerleştiren Türk Telekom, Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve küresel iklim gündeminin en önemli buluşmalarından biri olan COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda en üst düzey sponsorluk kategorisi olan “Master Partner” olarak yer alacak. Türk Telekom aynı zamanda COP31 “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak organizasyonun teknoloji altyapısını uçtan uca üstlenecek. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’de güçlü dijital altyapısını ve teknoloji birikimini organizasyonun hizmetine sunacak olan Türk Telekom, Türkiye’nin iklim diplomasisindeki bu önemli buluşmanın kesintisiz ve güçlü bir teknoloji altyapısıyla gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak. Türk Telekom, “Yarına Sözümüz Var” yaklaşımı doğrultusunda üstlendiği bu sorumlulukla teknolojiyi çevresel ve toplumsal faydaya dönüştürme vizyonunu COP31’e taşıyacak. Dijitalleşme ve teknoloji alanındaki yetkinliklerini Türkiye’nin sürdürülebilir gelecek hedefleri doğrultusunda kullanarak küresel iklim mücadelesine katkı sunacak. Türk Telekom’un COP31 kapsamında üstleneceği bu önemli rol ve organizasyona sunacağı teknoloji desteği, COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin’in bir araya geldiği görüşmeyle kamuoyuna duyuruldu. Görüşmede, Türkiye’nin COP31 ev sahipliği vizyonu, Türk Telekom’un COP31 “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak organizasyona sağlayacağı uçtan uca teknoloji altyapısı ve şirketin sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaları ele alındı. COP31 alanındaki dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında Ankara’dan Antalya’ya Türk Telekom’un 5G teknolojisiyle canlı bağlantı gerçekleştirildi. Bakan Kurum ve Şahin, görüşme sırasında Türk Telekom’un 5G teknolojisiyle Ankara’daki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Antalya’daki COP31’in gerçekleştirileceği alana canlı bağlantı yaparak organizasyon alanındaki, fiber internet, mobil iletişim ve dijital dönüşüm çalışmalarındaki son durum hakkında bilgi aldı. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefiyle sürdürülebilirlik ilkelerini iş stratejisinin merkezine yerleştiren Türk Telekom, Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31’inci Oturumu’nda (COP31) en üst düzey sponsorluk kategorisi olan “Master Partner” olarak yer alacak. Türk Telekom, aynı zamanda COP31 “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak güçlü dijital altyapısı ve teknoloji birikimini COP31’in hizmetine sunarak organizasyonun teknoloji altyapısını uçtan uca üstlenecek. Konferansın dijital ve teknolojik omurgasını oluşturacak Türk Telekom, COP31’in kesintisiz ve güçlü bir teknoloji altyapısıyla gerçekleştirilmesine katkı sunarken, sürdürülebilirlik yaklaşımını ve teknoloji gücünü küresel iklim gündeminin en önemli buluşmalarından birine taşıyacak. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31 sürecinde kamu, özel sektör, finans ve sivil toplumu aynı masada buluşturarak iklim eylemindeki kararlılığımızı somut iş birlikleriyle taçlandırıyoruz. Bu kapsamda ülkemizin dijital dönüşümünün öncülerinden Türk Telekom, COP31'in "Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Partneri" oldu. Türk Telekom CEO'su Ebubekir Şahin ile görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31'de teknolojinin ve dijital dönüşümün iklim eylemine sunacağı katkıyı önemsediğimizi; Türk Telekom'un da bu sürece ortak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31'de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız” dedi. “Yarına Sözümüz Var anlayışıyla sürdürülebilir bir gelecek için çalışıyoruz” Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türkiye’nin dijital dönüşümünün öncüsü Türk Telekom olarak, teknoloji gücümüzü ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Taraflar Konferansı’nın 31’inci Oturumu’na (COP31) taşımaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Dünyanın en önemli iklim buluşmalarından biri olan COP31’de Master Partner olarak yer alırken, COP31 “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olarak organizasyonun teknoloji altyapısını da uçtan uca üstleneceğiz. Güçlü dijital altyapımızı ve teknoloji birikimimizi COP31’in hizmetine sunarak bu önemli organizasyonun dijital ve teknolojik omurgasını oluşturacağız. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla sürdürülebilirlik ilkelerini iş stratejimizin merkezine yerleştiriyoruz. Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğuna öncülük ederken, teknolojiyi topluma ve çevreye değer katacak sürdürülebilir bir geleceğin anahtarı olarak konumlandırıyoruz. Son dört yıldır sektörümüzün yatırım lideri olarak dijital geleceğin inşasına yönelik çalışmalarımızı sürdürürken, her adımımızı daha yeşil, daha adil ve daha yaşanabilir bir dünya hedefiyle atıyoruz. ‘Yarına Sözümüz Var’ yaklaşımımız doğrultusunda bugün attığımız her adımın yarının dünyasında bir karşılığı olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. COP31 kapsamında üstlendiğimiz bu sorumluluğu, Türkiye’nin teknoloji gücünü ve sürdürülebilirlik vizyonunu küresel ölçekte ortaya koymak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Güçlü altyapımız ve teknoloji birikimimizle Türkiye’nin sürdürülebilirlik hedeflerine ve küresel iklim mücadelesine katkı sunmaya, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğuyla çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Sürdürülebilirlik performansını güçlendiriyor Türk Telekom, sürdürülebilirliği iş stratejisinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırarak çevresel sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Veri yönetişimi ve finansal analizlerle güçlendirdiği stratejisi kapsamında iklim değişikliğinin iş süreçleri üzerindeki potansiyel etkilerini sayısallaştıran Türk Telekom, risk ve fırsat analizlerini finansal tablolarına yansıtarak kurumsal karar alma süreçlerini bu verilerle şekillendiriyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, akıllı şehir uygulamaları, yeni nesil yeşil şebeke teknolojileri, dijital kapsayıcılık ve çalışan gönüllülüğü gibi alanlarda çalışmalar yürüten Türk Telekom, sürdürülebilirlik performansını uluslararası değerlendirmelerde de güçlendiriyor. CDP İklim Değişikliği Programı’nda “A” notunu koruyarak Global A Listesi’nde yer alan Türk Telekom, ilk kez raporlama yaptığı CDP Su Güvenliği Programı’nda ise “A-” notu aldı. BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi’nde de yer alan Türk Telekom, yenilenebilir enerji yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. Sivas’ta devreye aldığı 128 MWp kapasiteli Güneş Enerjisi Santrali’nin ardından Malatya ve Ağrı’da gerçekleştireceği yatırımlarla toplam yenilenebilir enerji kapasitesini 530 MWp’e çıkarmayı ve yıllık yaklaşık 800 GWh enerjiyi yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor. İklim kriziyle mücadelede teknoloji ve altyapı gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştiren Türk Telekom, 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 45 azaltmayı, 2050 yılında ise “Net Sıfır”a ulaşmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayraktar: İklim Finansmanı Enerji Güvenliğini De Güçlendirmeli Haber

Bayraktar: İklim Finansmanı Enerji Güvenliğini De Güçlendirmeli

Bakan Bayraktar, 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) kapsamında düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi’ne katıldı. Programa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da iştirak etti. 3 Hedef Burada bir konuşma yapan Bakan Bayraktar, Türkiye’de enerji dönüşümü için aynı anda enerji arz güvenliğini sağlamayı, ithal enerjiye bağımlılığı azaltmayı, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi başta olmak üzere iklim taahhütlerini yerine getirmeyi hedeflediklerine vurgu yaptı. Enerji Güvenliği ile Enerji Dönüşümü Birlikte İlerlemek Zorunda Son yıllarda dünyanın pandemi, tedarik zinciri aksaklıkları, jeopolitik gerilimler, konvansiyonel savaşlar, ticaret anlaşmazlıkları ve küresel emtia piyasalarındaki ciddi dalgalanmalarla karşı karşıya kaldığını anımsatan Bakan Bayraktar, “Bu tablo bize temel bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Enerji dönüşümüyle birlikte enerji güvenliği gündemden çıkmış değildir. Tam tersine, enerji güvenliği ile enerji dönüşümü birlikte ilerlemek zorundadır. Türkiye açısından bunun anahtarı elektrifikasyondur.” dedi. Çok daha fazla elektrik üretmeleri gerektiğini belirten Bakan Bayraktar, bunu da daha temiz, daha güvenli ve daha rekabetçi bir şekilde gerçekleştirmek zorunda olduklarını vurguladı. Yenilenebilir Enerji Dönüşümün Merkezinde Yenilenebilir enerjinin bu dönüşümün merkezinde yer alacağını kaydeden Bakan Bayraktar, “Türkiye; güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal kaynaklar bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Yenilenebilir kurulu gücümüzü hızla artırıyor, aynı zamanda çok daha yüksek miktarda değişken yenilenebilir üretimi sisteme entegre edebilecek bir elektrik altyapısı inşa ediyoruz. Ancak arzı artırmak denklemin yalnızca bir tarafıdır” diye konuştu. Yeni Eylem Planı Hazırlayacağız Enerji verimliliğini de başlı başına stratejik bir enerji kaynağı olarak değerlendirmek gerektiğine işaret eden Bakan Bayraktar, mevcut Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planının 20 milyar doların üzerinde yatırım öngördüğünü belirterek, “Üstelik hedefimiz 2030 ile sınırlı değil. Bir sonraki 10 yıl için çok daha iddialı hedefler içeren Üçüncü Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’nı hazırlayacağız.” İfadelerini kullandı. Nükleer ile Yenilenebilir Rakip Değil Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin yanında, nükleer enerjinin de Türkiye’nin karbon içermeyen elektrik üretim portföyünün vazgeçilmez unsurlarından biri olacağını vurgulayan Bakan Bayraktar, “Nükleer enerji; güvenilir, büyük ölçekli ve düşük karbonlu baz yük elektrik üretimi sağlamakta. Bu nedenle mevcut nükleer programımızı kararlılıkla sürdürürken, küçük modüler reaktörler dahil yeni nesil teknolojileri de yakından takip ediyoruz. Giderek daha fazla elektrikleşen bir ekonomide, nükleer enerji ile yenilenebilir enerjiyi rakip değil; güvenli ve temiz bir enerji sisteminin birbirini tamamlayan iki temel bileşeni olarak görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. Şebekeler Değişen Elektrik Talep Modellerine Yanıt Verebilmeli Yalnızca üretim yatırımlarına odaklanmanın yeterli olmadığını ifade eden Bakan Bayraktar, hem iletim hem de dağıtım şebekelerinde çok büyük ölçekli yatırımlara ihtiyaç olduğunu belirtti. Bakan Bayraktar, “Elektrik şebekelerimizin daha büyük, daha güçlü, daha akıllı ve daha esnek hale gelmesi gerekiyor. Bu şebekeler; yeni yenilenebilir enerji yatırımlarını sisteme bağlayabilmeli, depolama çözümlerini entegre edebilmeli, elektrikli araçları destekleyebilmeli ve değişen elektrik talep modellerine dinamik biçimde yanıt verebilmeli” dedi. Kritik Minerallere Yatırım İletim altyapısı ve depolamaya yatırım yapmak kadar önemli olan bir diğer alanın da iletim hatları ve bataryalar için gerekli olan kritik minerallere yatırım olduğunu ifade eden Bakan Bayraktar, bu minerallerin çıkarılması ve madencilik projelerinin finansmanının stratejik öneme sahip olduğuna dikkat çekti. İklim Finansmanı, Direnci ve Uyum Yatırımlarını Da Finanse Etmeli Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle elektrik altyapısını yeniden tasarlamak ve güçlendirmek gerektiğini ifade eden Bakan Bayraktar, “Bugün dünyanın birçok bölgesinde sıcak hava dalgaları, seller, fırtınalar, kuraklıklar ve orman yangınları daha sık ve daha şiddetli yaşanmaktadır. Bu aşırı hava olayları elektrik üretimini, iletimini ve dağıtımını doğrudan etkileyebilmektedir. Dolayısıyla iklim finansmanı yalnızca emisyonların azaltılmasına odaklanmamalı, aynı zamanda iklim direncini ve uyum yatırımlarını da finanse etmelidir. Bugün inşa ettiğimiz altyapı, geçmişin iklim koşullarına değil, gelecek on yılların iklim gerçeklerine göre tasarlanmalıdır. Bunun için ise çok büyük finansman kaynaklarına ihtiyaç vardır” dedi. Kamu finansmanının tek başına yeterli olmayacağını belirten Bakan Bayraktar, özel sektör sermayesini, uluslararası finans kuruluşlarını, kalkınma bankalarını ve uzun vadeli kurumsal yatırımcıları harekete geçirmek zorunda olduklarını kaydetti. Bakan Bayraktar, özellikle gelişmekte olan ekonomiler için uygun maliyetli ve uzun vadeli iklim finansmanına erişimin hayati önem taşıdığını vurguladı. En Az 80 Milyar Dolar Yatırım Dünyayı eşi benzeri görülmemiş ölçekte bir enerji dönüşümünün beklediğine işaret eden Bakan Bayraktar, “Daha fazla yenilenebilir enerjiye, daha yüksek enerji verimliliğine, nükleer enerjiye, depolamaya, elektrifikasyona ve iletim ile dağıtım şebekelerine yönelik devasa yatırımlara ihtiyaç var. Enerji altyapımız, Türkiye’de 20235 yılına kadar en az 80 milyar dolar yatırım gerektiriyor.” değerlendirmesinde bulundu. Doğru Finansman Mimarisi Bakan Bayraktar, şunları da kaydetti: Tüm enerji sistemimizi iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dirençli hale getirmeliyiz. Bu yalnızca çevre gündemi değil, aynı zamanda bir enerji güvenliği, ekonomik kalkınma ve sanayi rekabetçiliği gündemidir. Gerekli yatırımları harekete geçirir ve doğru finansman mimarisini kurabilirsek daha güvenli bir enerji sistemini, daha rekabetçi bir ekonomiyi ve daha temiz bir geleceği çocuklarımıza bırakabiliriz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Disera’ya 10 Milyon ABD Doları Yatırım Haber

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Disera’ya 10 Milyon ABD Doları Yatırım

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan sağlanan kaynakla kurulan Türkiye Yeşil Fonu’nun 10 milyon ABD doları tutarındaki üçüncü yatırımını, Disera Tıbbi Malzeme Lojistik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye gerçekleştirdi. Tamamı sermaye artırımı yoluyla sağlanan ve doğa pozitif üretime katkı sunan bu yatırımla Disera’nın yeşil dönüşüm ve büyüme stratejilerinin desteklenmesi hedefleniyor. Türkiye Yeşil Fonu ile Türkiye’nin kalkınma planı doğrultusunda büyüme ve gelişme potansiyeli taşıyan alanlarda katma değer sağlayan firmalara orta-uzun vadeli yatırımlar yaparak sera gazı salımlarının azaltılması ile Türkiye ekonomisinin yeşil ve kapsayıcı dönüşümü amaçlanıyor. AB Yeşil Mutabakatı kapsamına giren sektörlerde faaliyet gösteren verimli üretim süreçlerine sahip firmaların çevre dostu üretimi desteklenirken eş zamanlı olarak Türkiye Yeşil Fonu ile sermaye piyasalarının iklim finansmanı odağında derinleşmesinde ve çeşitlenmesinde etkin rol üstlenilerek özel sermayenin harekete geçirilmesi hedefleniyor. 30 yılı aşkın tecrübesiyle tıbbi malzeme sektörünün önde gelen oyuncularından biri olan Disera, bu ortaklık kapsamında karbon ayak izini azaltmaya, yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya, üretim verimliliğini geliştirmeye ve atık ile su yönetimini güçlendirmeye yönelik projeleri hayata geçirecek. Yatırım aynı zamanda, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Hedefi doğrultusunda sanayide yeşil dönüşümün kapsayıcı bir anlayışla hızlandırılmasına yönelik önemli bir adım niteliği taşıyor. Anlaşmaya dair değerlendirmelerde bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “75 yılı aşkın süredir ülkemizin ve sanayimizin çok yönlü kalkınması için pek çok ilke imza atmanın gururunu yaşadık. Bunlardan birini de kalkınma ve yatırım bankacılığı alanındaki uzmanlığımızı birleştirerek kurduğumuz Türkiye Yeşil Fonu oluşturuyor. Dünya Bankası ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizin önemli bir adımı olan Türkiye Yeşil Fonu kapsamında ortak çalışmalarımızı güçlendirirken, ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik katkımızı da kararlılıkla artırıyoruz. Disera ile sağladığımız bu iş birliğinin, sanayimizin yeşil dönüşümüne ivme kazandırmanın yanı sıra tıbbi cihaz düzenlemeleri prensiplerine uygun çevre dostu ürünlerle toplum sağlığını da ileriye taşımaya yönelik bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu kıymetli anlaşmanın Disera başta olmak üzere tüm paydaşlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.” dedi. Türkiye Yeşil Fonu’nun Disera Tıbbi Malzeme Lojistik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye yaptığı yatırımın şirketin sürdürülebilirlik vizyonuyla güçlü bir uyum içinde olduğunu belirten Disera A.Ş. Genel Müdürü Kenan Deniz Büyükakman, “Bu yatırım, sürdürülebilir üretim ve büyüme hedeflerimize duyulan güvenin önemli bir göstergesidir. Türkiye Yeşil Fonu ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde çevresel etkimizi azaltırken üretim ve ihracat kapasitemizi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.” açıklamasını yaptı. Maxis Girişim Sermayesi Genel Müdürü Özgür Temel, Türkiye Yeşil Fonu’nun, karbonsuzlaşma ve kapsayıcı dönüşüm hedefleri doğrultusunda şirketlerin yeşil dönüşüm süreçlerini desteklemeye devam ettiğini belirterek, Disera’ya gerçekleştirilen yatırımın Fon’un sağlık sektöründeki ilk yatırımı olma özelliğini taşıdığını aktardı. Yaklaşık 30 yıllık sektörel deneyimi, tıbbi cihaz alanındaki uzmanlığı ve teknoloji geliştirme kabiliyetiyle sağlık sektöründe önemli bir konuma sahip olan Disera’nın bugüne kadar yenilenebilir enerji ve ileri teknoloji alanlarında attığı adımların önemini vurgulayan Temel, bu adımların önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan yeşil dönüşüm yatırımları için sağlam bir temel oluşturduğuna dikkat çekti. Temel, “Bu yatırımla Disera’nın büyüme hedeflerine katkı sağlarken enerji ve kaynak verimliliğinin artırılmasını, çevresel etkinin azaltılmasını ve sürdürülebilirlik yaklaşımının şirketin gelecek dönem yatırımlarında daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz. Disera yatırımının, sağlık sektöründe büyüme ve yeşil dönüşümün birlikte ilerlemesine yönelik önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean-Christophe Carret ise “İklim eylemi ve sürdürülebilir büyüme için özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi, Türkiye’nin yeşil dönüşümünün hızlandırılması açısından kritik önem taşımaktadır. Türkiye Yeşil Fonu aracılığıyla Disera’ya yapılan yatırım, yenilikçi finansman mekanizmalarının şirketlerin çevresel ayak izlerini azaltmalarına yardımcı olurken aynı zamanda rekabet güçlerini artırabileceğini, istihdam yaratabileceğini ve kapsayıcı büyümeyi destekleyebileceğini göstermektedir. Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefine katkı sağlayan ve sağlık sektöründe daha sürdürülebilir üretim uygulamalarının yaygınlaşmasını destekleyen bu iş birliğini desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırımın yeşil ve dayanıklı kalkınma alanında özel sektör tarafından yapılacak ilave yatırımları teşvik etmesini ümit ediyoruz.” dedi. Hâlihazırda Disera’nın yatırımcısı olan Azimut LCP I Özel Sermaye Fonu adına değerlendirmelerde bulunan Azimut Portföy Genel Müdürü Murat Salar, şunları söyledi: “Portföy yönetim sektörünün en büyük bağımsız şirketi olan Azimut Portföy’de, alternatif yatırım fonlarını da stratejik önceliklerimiz arasına aldık. Yönetmekte olduğumuz 13 milyar ABD doları varlık büyüklüğü yanında, alternatif fonlarda da kısa sürede 1 milyar ABD doları büyüklüğe ulaşmayı hedefliyoruz. Türkiye’de özel sermaye alanındaki stratejik ortağımız Lycian Capital Partners ile kurduğumuz LCP I GSYF, 3 milyar TL’yi aşkın fon büyüklüğüne ulaşırken, Fon’un ilk yatırımı olan Disera’nın bugüne kadar sergilediği performans, Azimut Grubu’nun Türkiye reel sektörüne ve özel sermaye piyasasına duyduğu güveni daha da pekiştirdi. TSKB’nin ana yatırımcısı olduğu Türkiye Yeşil Fonu’nu Disera’nın yeni yatırımcısı ve ortağımız olarak aramızda görmekten büyük memnuniyet duyuyor, bu ortaklığın Disera’nın büyüme yolculuğuna ivme kazandıracağına inanıyoruz.” Lycian Capital Partners Yönetici Ortağı Gökhan Arıkoç ise şunları ekledi: “Lycian Capital olarak önceliğimiz, portföy şirketlerimize uzun vadeli ve sürdürülebilir değer katmak. Yeşil dönüşümü de değer yaratma stratejimizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Disera’yı kendi alanında küresel bir oyuncu haline getirme hedefimizde, TSKB’nin ana yatırımcısı olduğu Türkiye Yeşil Fonu gibi vizyonumuzu paylaşan güçlü bir kurumsal yatırımcıyı ortaklarımız arasına katmaktan memnuniyet duyuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKÇİMENTO: Emisyon Ticaret Sistemi, Sanayinin Yeşil Dönüşümünü Hızlandıracak Haber

TÜRKÇİMENTO: Emisyon Ticaret Sistemi, Sanayinin Yeşil Dönüşümünü Hızlandıracak

Sektör, ETS’nin yalnızca yeni bir uyum alanı oluşturmadığını, aynı zamanda düşük karbonlu üretime yönelik yatırımları hızlandırarak Türk sanayisinin küresel rekabet gücünü destekleyecek önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, ETS’nin Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçişinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Çimento sektörü olarak Emisyon Ticaret Sistemi’ni bir uyum yükü değil, küresel rekabette öne geçme fırsatı olarak görüyoruz. Dünyada ticaret kuralları ve yeni kalkınma modelleri düşük karbonlu üretim ekseninde yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün dışında kalmak değil, dönüşümün içinde güçlü bir şekilde yer almak zorundayız. ETS’nin de Türkiye sanayisinin bu sürece hazırlanmasında önemli bir araç olacağına inanıyoruz” dedi. Bozay, sistemin başarılı şekilde uygulanabilmesi için öngörülebilir, şeffaf ve dengeli bir geçiş sürecinin önemine dikkat çekerek, “Sanayimizin dönüşüm kapasitesini güçlendirecek bir ETS tasarımı, işletmelerin yalnızca emisyonlarını azaltmasını değil, aynı zamanda enerji verimliliği, yenilikçi üretim süreçleri ve düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapmasını da teşvik edecektir. Bu nedenle pilot dönemden tam uygulamaya geçişte sektörlerin gerçek koşullarını dikkate alan kıyaslama kriterleri, adil geçiş yaklaşımı ve etkin yatırım destekleri büyük önem taşıyor” diye konuştu. “Karbon maliyeti dönüşümün finansmanına dönüşebilmeli” ETS’nin en önemli fırsatlarından birinin, karbon fiyatlandırmasından elde edilen kaynakların yeniden yeşil dönüşüme yönlendirilmesi olduğunu vurgulayan Bozay, “Sanayinin dönüşümü ciddi ve uzun vadeli yatırımlar gerektiriyor. Bu nedenle karbon piyasasından elde edilecek gelirlerin iklim değişikliğiyle mücadele, Ar-Ge ve yeşil dönüşüm yatırımlarına aktarılması son derece değerli. Böylece karbon maliyeti yalnızca bir maliyet unsuru olmaktan çıkarak, sanayimizin dönüşümünü finanse eden sürdürülebilir bir kaynağa dönüşebilir” ifadelerini kullandı. ETS gelirlerinin iklim, Ar-Ge ve yeşil dönüşüm projelerinde kullanılabilmesine yönelik düzenlemenin sistemin en dönüştürücü unsurlarından biri olduğu vurgulanıyor. Türk çimento sektörü, uzun yıllardır yürüttüğü emisyon izleme ve doğrulama çalışmaları sayesinde ETS’ye teknik ve kurumsal altyapı açısından hazırlıklı sektörlerin başında geliyor. Günlük 500 ton ve üzeri kapasiteli döner fırınlarda klinker üreten tesisleriyle sistemin hem pilot hem de ana uygulama döneminde yer alacak olan sektör, alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, enerji verimliliği, atık ısı geri kazanımı ve klinker/çimento oranının azaltılması gibi alanlarda dönüşüm çalışmalarını sürdürüyor. Uzun vadede ise karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) teknolojileri sektörün karbonsuzlaşma yol haritasında önemli bir yer tutuyor. Emisyon Ticaret Sistemi’nin Türkiye’nin ihracat rekabetçiliği açısından da stratejik bir öneme sahip olduğuna dikkat çeken Bozay, Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) uygulamaya geçmesiyle birlikte Türkiye’de ödenen karbon bedellerinin AB sınırında mahsup edilebilmesinin ihracatçı sektörler açısından kritik olduğunu belirtti. Bozay, “Türkiye’nin karbon maliyetinin kendi sınırları içinde yönetilebilmesi ve bu kaynağın yeşil dönüşüm yatırımlarına yönlendirilmesi, ihracatçı sektörlerimiz açısından önemli bir avantaj sağlayacaktır. Burada hedefimiz yalnızca yeni düzenlemelere uyum sağlamak değil; Türkiye’nin üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve rekabetçiliğini koruyarak düşük karbonlu ekonomiye güçlü bir geçiş yapmaktır” dedi. SKDM kapsamında mahsup edilebilecek karbon bedelinin bir bölümünün Türkiye’de kalmasının yeşil dönüşüm yatırımlarına kaynak oluşturabileceği değerlendirmesi de TÜRKÇİMENTO’nun ETS yaklaşımının temel unsurları arasında yer alıyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda ETS’nin önemli bir dönüşüm aracı olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “Çimento sektörü olarak yeşil dönüşümü bir zorunluluktan ibaret görmüyoruz. Bunu, Türkiye’nin üretim gücünü geleceğe taşıması ve küresel rekabette daha güçlü bir konum elde etmesi için stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. ETS’nin de bu dönüşümü hızlandıran, yatırımları teşvik eden ve sanayimizin rekabetçiliğini destekleyen bir yapıya kavuşması en büyük beklentimiz. Kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplumun iş birliğiyle Türkiye’nin düşük karbonlu üretim kapasitesini birlikte güçlendirebiliriz. TÜRKÇİMENTO olarak sektörümüzün dönüşümünü destekleyecek politika ve mekanizmaların geliştirilmesine katkı sunmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini   Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor Haber

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor

Grup; kadınların ve gençlerin gelişiminden çalışan eğitimlerine, enerji verimliliğinden döngüsel ekonomiye ve müşteri deneyimine kadar uzanan çalışmalarını “Yaşamları İyileştirmek” yaklaşımı altında bir araya getiriyor. Legrand’ın yaklaşık 20 yıldır stratejisinin merkezinde yer alan sürdürülebilirlik yaklaşımı, çevresel etkilerin azaltılmasına odaklanmanın yanı sıra sosyal ve ekonomik boyutları da kapsıyor. Çalışanların gelişimini destekleyen, farklılıkların çalışma hayatına katılımını teşvik eden, gençlere yeni fırsatlar sunan ve iş ortaklarıyla sorumlu ilişkiler kurmayı hedefleyen çalışmalar da bu anlayışın bir parçasını oluşturuyor. 2025–2027 Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Yol Haritası kapsamında çeşitlilik ve kapsayıcılık, iklim, döngüsel ekonomi, müşteriler için değer yaratma ve sorumlu işletme olmak üzere beş temel eylem alanı bulunuyor. Üç yıllık yol haritaları hazırlanırken çalışanların ve paydaşların fikir ve görüşleri, önem ve önceliklendirme anketleri aracılığıyla toplanıyor. Böylelikle, farklı bakış açılarını bir araya getiren kapsayıcı ve kolektif bir yol haritası oluşturuluyor. Fırsat Eşitliğinden Geleceğin İş Gücüne Legrand Türkiye Grubu’nun insan odaklı çalışmalarının önemli bir bölümünü fırsat eşitliği oluşturuyor. 2018 yılından bu yana sürdürülen ellegrand projesi (Legrand’ta Kadın), kız çocuklarının teknik alanlara ilgisini desteklerken kadın çalışanların kariyer gelişimine yönelik uygulamalarla kurum içinde de karşılık buluyor. Eğitim bursları, teknik ekipman destekleri, okul ziyaretleri ve mentorluk çalışmalarıyla ilerleyen proje, kadınların teknik alanlardaki temsiliyetini güçlendirme hedefini farklı kariyer aşamalarına taşıyor. Legrand Türkiye Grubu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmaları, Arborus tarafından oluşturulan ve Bureau Veritas Certification tarafından denetlenen Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Çeşitlilik Sertifikası’nı (GEEIS) Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmasıyla uluslararası ölçekte de tescillenmiş bulunuyor. Fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarını gençlerin gelişimine yönelik uygulamalarla sürdüren Grup, geleceğin iş gücünün yetkinlik kazanmasına da katkı sunuyor. Gençlerin iş dünyasını yakından tanımasına, fikirlerini paylaşmasına ve yeteneklerini geliştirmesine alan açan Genç Kurul ve Yönetici Aday Programı (YAP) gibi uygulamalar, gençlerin kariyer yolculuklarının farklı aşamalarında desteklenmesini amaçlıyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması ve kariyerinin başındaki bireylere her yıl yeni fırsatlar sunulması da bu alandaki hedefler arasında yer alıyor. Çalışanlardan İş Ortaklarına Uzanan Sorumlu İş Anlayışı Legrand Türkiye Grubu, insan odaklı yaklaşımını yalnızca fırsat eşitliği ve gençlerin gelişimiyle sınırlı tutmuyor; çalışanların gelişiminden iş ortaklarıyla kurulan ilişkilere kadar uzanan sorumlu bir iş yapış biçimini de kurumsal değerlerinin bir parçası olarak ele alıyor. Çalışanların beceri gelişimi, iş sağlığı ve güvenliği, iş ahlakı ve uyum, insan hakları ve tedarikçilerle kurulan ilişkiler, 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında aynı sorumluluk çerçevesinde değerlendiriliyor. Grup, 2027 yılına kadar çalışanların %90’ına her yıl eğitim verilmesini ve çalışan başına yıllık 10 saat eğitim hedefine ulaşılmasını amaçlıyor. Bunun yanı sıra tedarikçi ilişkilerinde insan hakları standartlarının gözetilmesini de öncelikleri arasında tutuyor. Böylece sorumlu iş yapış biçimi, kurum içindeki uygulamalardan değer zincirindeki iş ortaklarına kadar genişleyen bir yapı içinde ele alınıyor. Çevresel Etkiyi Değer Zinciri Boyunca Ele Alıyor Legrand Türkiye Grubu’nun sürdürülebilirlik yaklaşımının bir diğer önemli boyutunu çevresel hedefler oluşturuyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında emisyonların azaltılması, eko-tasarım kriterlerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir malzeme kullanımının artırılması hedefleniyor. Grup, çevresel etkiyi kendi operasyonlarının ötesinde, müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden de ele alıyor. Enerji verimliliği çözümleriyle üç yıl içinde 20 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesi hedeflenirken, 2050 yılına kadar Net Sıfır olma taahhüdü de uzun vadeli iklim hedefini ortaya koyuyor. Böylece çevresel sorumluluk, hem operasyonel süreçlerde hem de Legrand’ın sunduğu çözümlerin yarattığı etki üzerinden değerlendiriliyor. Çalışanların gelişiminden fırsat eşitliğine, sorumlu iş yapış biçiminden çevresel etkiye kadar uzanan bu çalışmalar, Legrand Türkiye Grubu’nun “Yaşamları İyileştirmek” amacının farklı alanlardaki karşılığını oluşturuyor. Grup, kurumsal değerlerini yalnızca kendi organizasyonu içinde değil; çalışanları, iş ortakları, müşterileri, toplum ve çevre üzerinde yarattığı etkiyle birlikte ele alıyor. Legrand’ın sürdürülebilirlik alanındaki yaklaşımı, şirketlerin çevresel, sosyal ve etik performanslarını değerlendiren uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşu EcoVadis’in değerlendirmesinde de karşılık buluyor. Legrand, 29 Temmuz 2026 tarihli EcoVadis değerlendirmesinde 100 üzerinden 88 puanla bir kez daha Platin Madalya elde etti. Bir önceki değerlendirmeye göre puanını 4 puan artıran Legrand, EcoVadis tarafından değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer aldı. Değerlendirmede Legrand, “Çevre” kategorisinde 100/100 tam puan elde ederken, “Sürdürülebilir Tedarik” alanında önemli ilerleme kaydetti ve “Çalışma Koşulları ve İnsan Hakları” alanındaki güçlü performansını korudu. “Yaşamları İyileştirmek İlkemizi Bütünsel Bir Anlayışla Hayata Geçiriyoruz” Legrand Türkiye Grubu’nun kurumsal değerleri ve toplumsal etki odaklı çalışmaları hakkında değerlendirmede bulunan Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk, “Legrand Türkiye Grubu olarak, “Yaşamları İyileştirmek” ilkemizi sunduğumuz ürün ve çözümlerden çalışma kültürümüze, paydaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerden toplumsal ve çevresel etkimize uzanan bütünsel bir anlayışla hayata geçiriyoruz. Kadınların teknik alanlardaki gelişimini desteklemek, gençlerin kariyer yolculuklarına alan açmak, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmek ve çevresel etkimizi azaltmak bizim için birbirinden bağımsız başlıklar değil. Bunların tamamını, uzun vadeli ve sorumlu bir değer yaratma anlayışının parçaları olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de ölçülebilir hedeflerimiz doğrultusunda bu çalışmalarımızı geliştirerek çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimiz ve toplum için kalıcı değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dassault Systèmes, SBTi Onaylı Yeni Net Sıfır Hedefini Duyurdu Haber

Dassault Systèmes, SBTi Onaylı Yeni Net Sıfır Hedefini Duyurdu

Dassault Systèmes (Euronext Paris: FR0014003TT8, DSY.PA), Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (Science Based Targets initiative) (SBTi) onaylı, 2050 yılına yönelik yeni bilim temelli net sıfır emisyon azaltım hedefini belirlediğini duyurdu. Şirket, 2027 yılı için belirlediği ilk SBTi hedeflerine planlanandan önce ulaşmasının ardından açıkladığı bu yeni taahhütle, iklim üzerindeki somut etkisini artırma yolundaki çalışmalarını sürdürüyor. Dassault Systèmes, genel net sıfır hedefi kapsamında değer zinciri genelinde sera gazı emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfır seviyesine indirmeyi taahhüt ediyor. Şirket, kısa vadeli hedefleri doğrultusunda ise 2024 baz yılını esas alarak Kapsam 1 ve Kapsam 2 sera gazı emisyonlarını 2035 yılına kadar mutlak bazda yüzde 65 azaltmayı hedefliyor. Aynı dönemde Kapsam 3 sera gazı emisyonlarını yaratılan katma değer başına avro bazında yüzde 66,33 oranında azaltmayı da taahhüt ediyor. Ayrıca Dassault Systèmes, satılan ürünlerin kullanımından kaynaklanan ve asgari sınırın ötesindeki sera gazı emisyonlarını da yine yaratılan katma değer başına avro bazında yüzde 66,33 oranında azaltmayı amaçlıyor. Dassault Systèmes’in iddialı net sıfır taahhüdü, şirketin operasyonları ve değer zinciri genelinde belirlediği ilk bilim temelli emisyon azaltım hedeflerine başarıyla ulaşmasının ardından geldi. Şirket, 2025 yılı itibarıyla operasyonlarından kaynaklanan emisyonları (Kapsam 1 ve 2) yüzde 35, iş seyahatleri ve çalışanların işe gidiş gelişlerinden kaynaklanan emisyonlarını (Kapsam 3) ise yüzde 20 azaltarak 2027 hedeflerine planlanandan önce ulaştı. Ayrıca, satın alınan mal ve hizmetler ile sermaye mallarından kaynaklanan sera gazı emisyonlarının yüzde 50'sinden fazlasını temsil eden tedarikçiler artık bilim temelli emisyon azaltım hedeflerine sahip. Dassault Systèmes, 2027 yılına yönelik kısa vadeli SBTi hedeflerine; çalışanlarının yüzde 91,4’ünü kapsayan tesislerinde ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi sertifikasyonu sağlaması, 2025 yılı itibarıyla yenilenebilir elektrik kullanım oranını yüzde 93,9’a yükseltmesi ve sürdürülebilir tedarik uygulamalarını güçlendirmesi gibi girişimler sayesinde ulaştı. Dassault Systèmes Sürdürülebilirlikten Sorumlu Üst Yöneticisi Philippine de T’Serclaes şunları söyledi: “Sürdürülebilirlik hem bir sorumluluk hem de dönüşümün itici gücü. SBTi tarafından doğrulanan yeni net sıfır hedefimizle, iklim yol haritamızın bilimsel temellerini daha da güçlendirirken, müşterilerimizin sanal ikiz teknolojisi sayesinde kararlarının etkisini daha iyi modellemelerine, anlamalarına ve iyileştirmelerine destek oluyoruz. Bu çift yönlü taahhüt, Dassault Systèmes’in Üretken Ekonomi vizyonundaki rolünün merkezinde yer alıyor.” Dassault Systèmes, iklim alanındaki çalışmalarıyla sürdürülebilirlik platformları tarafından düzenli olarak takdir görüyor. Şirket, Financial Times’ın 2026 Europe’s Climate Leaders listesinde kendi sektöründe ilk sırada yer alırken, Corporate Knights Global 100 sıralamasında da yazılım ve hizmetler kategorisinde lider konumda bulunuyor. Ayrıca S&P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde (CSA) yazılım sektörünün ilk %2’lik diliminde yer alan Dassault Systèmes, EcoVadis Gold ve MSCI “AAA” derecelendirmelerine de sahip. SBTi, özel sektörde güvenilir iklim eylemi için küresel ölçekte kabul gören referans kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Dassault Systèmes SBTi Kurumsal Net Sıfır Standardı’nın yayımlanmasından önce, 2021 yılında net sıfır hedefini duyurmuştu. SBTi tarafından doğrulanan yeni kısa vadeli ve net sıfır hedefleri ise bu taahhüdü SBTi Kurumsal Net Sıfır Standardı ile uyumlu bilim temelli iklim yol haritasının yeni aşamasına taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Varlık Fonu, Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi Yayımladı Haber

Türkiye Varlık Fonu, Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi Yayımladı

Çerçeve, TVF'nin sürdürülebilir finansman alanındaki yaklaşımının yanı sıra finansman kaynaklarının kullanım alanları, uygun projelerin değerlendirilmesi ve seçimi, finansmanların yönetimi ve raporlama süreçlerine ilişkin esasları ortaya koyuyor. Çerçeve, İkinci Taraf Görüşü’nde (SPO) “Excellent (Mükemmel)” olarak değerlendirildi. Sustainable Fitch tarafından hazırlanan İkinci Taraf Görüşü'nde (SPO), TVF'nin Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi, değerlendirmedeki en yüksek seviye olan "Excellent" derecesiyle değerlendirildi. Uluslararası standartlarla uyum İkinci Taraf Görüşü'nde, Çerçeve'nin Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği'nin (ICMA) 2025 tarihli Yeşil Tahvil İlkeleri (GBP), Sosyal Tahvil İlkeleri (SBP) ve Sürdürülebilirlik Tahvili Kılavuzu (SBG) ile uyumlu olduğu belirtildi. Çerçevenin ayrıca LMA, LSTA ve APLMA tarafından yayımlanan Yeşil Kredi İlkeleri ve Sosyal Kredi İlkeleri ile Uluslararası Finans Kurumu'nun (IFC) 2025 tarihli Mavi Finansman Kılavuzu'nun ilgili hükümleriyle uyumlu olduğu değerlendirildi. Çerçeve kapsamında, çevresel ve sosyal açıdan ölçülebilir fayda sağlayan yatırımların desteklenmesi, dayanıklı altyapının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına erişimin çeşitlendirilmesi hedefleniyor. COP31 ve 2053 net sıfır hedeflerine katkı Sürdürülebilir finansmanın küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde yayımlanan Çerçeve, bu yıl Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde hayata geçirilmesi bakımından da önem taşıyor. Çerçevenin, COP31 kapsamında ortaya konulacak sürdürülebilirlik vizyonu ile Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda atılması gereken somut adımlara katkı sağlaması hedefleniyor. Bunun yanı sıra Çerçeve, Sıfır Atık girişimi kapsamında sürdürülebilirlik alanında ortaya konulan hedefleri destekleyen finansman yaklaşımının bir parçasını oluşturuyor. Sürdürülebilirlik, faaliyetlerin tamamına yayılıyor TVF, sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerin birlikte değerlendirilmesine yönelik çalışmalarını tüm faaliyet alanlarında sürdürüyor. Bu kapsamda kurum tarafından her yıl Türkiye'nin en kapsamlı entegre faaliyet raporlarından biri hazırlanırken; faaliyetlerin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları bütüncül bir perspektifle ölçülüyor ve değerlendiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Türkiye'ye, Uluslararası İş Ödülleri’nde 14 Ödül Birden Haber

QNB Türkiye'ye, Uluslararası İş Ödülleri’nde 14 Ödül Birden

QNB Türkiye, değişen müşteri ihtiyaçlarına yanıt veren ürün ve hizmetlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik, çalışan mutluluğu, yetenek yönetimi ve kazanımı, uluslararası ticaret ve sponsorluk alanlarında yürüttüğü çalışmalarla da 2026 Uluslararası İş Ödülleri (International Business Awards) kapsamında ödüllendirildi. Kazananlar, dünya genelinden 300’ü aşkın profesyonelin iki ay süren değerlendirmeleri sonucunda belirlendi. Teknoloji ve müşteri deneyimi alanında dört ödül QNB Türkiye’nin müşteri ihtiyaçlarını doğru zamanda ve etkin çözümlerle karşılamak amacıyla geliştirdiği teknoloji odaklı çalışmalar dört farklı kategoride ödüllendirildi. Mobil kredi süreçlerinin yenilenmesini ve müşteri odaklı özel akışların oluşturulmasını kapsayan “Renewed Mobile Loan Application Journey – Bi’Tıkla Kredi”, “Excellence in User-Centered Product Design” kategorisinde Altın Stevie kazandı. QNB Mobil’de müşterilerin düzenli ödemelerini takip eden, önemli durumlarda onları bilgilendiren ve işlemlerini tek onayla tamamlamalarını sağlayan Q Dijital Zekâ, “QNB – Q Digital Assistant” başlığıyla yarışmaya katıldı. Çözüm, “Best Use of Technology in Customer Service” kategorisinde Gümüş Stevie’nin sahibi oldu. Müşterilere sunulan faydaları uzun vadeli ve güçlü müşteri ilişkilerine dönüştürmeyi hedefleyen QNB’nin sadakat programları, uluslararası arenada iki önemli ödül kazandı. Bireysel müşterilere kart harcamalarında indirim, ücretsiz para transferi ve avantajlı faiz oranları gibi çeşitli faydalar sunan QNB Kazananlar Kulübü, “Achievement in Customer Satisfaction” kategorisinde Gümüş Stevie ödülünün sahibi oldu. Birikim müşterilerinin bankacılık deneyimini finansal avantajlar ve günlük yaşama yönelik ayrıcalıklarla zenginleştiren QNB Plus ise “Achievement in Product Innovation” kategorisinde Bronz Stevie kazandı. Bu ödüller, QNB’nin müşterilerine sunduğu faydaları güçlü ve sürdürülebilir müşteri ilişkilerine dönüştürme yaklaşımının uluslararası ölçekteki başarısını ortaya koyuyor. QNB Global Trade üç kategoride ödüllendirildi Dış ticaret yapan ve uluslararası pazarlara açılmayı hedefleyen firmalar için geliştirilen QNB Global Trade; finansman, danışmanlık, eğitim ve dijital bankacılık çözümlerini tek çatı altında bir araya getiriyor. Program kapsamında firmalara Eximbank kredileri, TCMB reeskont kredisi ve İGE kefaletli finansman seçeneklerinin yanı sıra Dijital Hazine, Self Servis Dış Ticaret Menüsü ve Adım Adım İhracat Programı gibi çeşitli çözümler sunuluyor. Finansmanı bilgi, danışmanlık ve dijital çözümlerle tamamlayan bu bütünsel yapı, üç farklı kategoride ödüle layık görüldü. QNB Global Trade, “Achievement in Banking” kategorisinde Altın, “Achievement in Financial Services” kategorisinde Gümüş ve “Achievement in Financial Products & Services” kategorisinde Bronz Stevie kazandı. Sürdürülebilirlik alanında iki Stevie QNB Türkiye’nin sürdürülebilirlik yaklaşımı hem bu alandaki liderliği hem de uzun vadeli Net Sıfır stratejisiyle iki ayrı kategoride ödüllendirildi. QNB Türkiye’nin sürdürülebilirlik çalışmalarına liderlik eden Yeliz Ataay Arıkök, “Sustainability Hero of the Year in the Middle East and Africa” kategorisinde Altın Stevie’nin sahibi oldu. QNB Türkiye’nin 2050 Net Sıfır taahhüdü ise “Net Zero Strategy of the Year” kategorisinde Bronz Stevie kazandı. Bu taahhüdü somutlaştıran Net Sıfır Geçiş Planı, sektör bazlı 2030 ara hedefleri ve 2050 yol haritalarıyla emisyon yoğun sektörlerde ölçülebilir dönüşümü desteklemeyi ve finansmanı düşük karbonlu ekonomiye geçişe yönlendirmeyi hedefliyor. Çalışan mutluluğu, yetenek yönetimi ve kazanımında dört ödül QNB Türkiye, çalışan mutluluğunu iyi olma hâli, çalışan katılımı ve yetenek gelişimiyle birlikte ele alan uygulamalarıyla dört Stevie kazandı. Çalışanları toplumsal fayda etrafında bir araya getiren Charity Bazaar – İyilik Kermesi, “Achievement in Employee Advocacy Program” kategorisinde Altın Stevie kazandı. Çalışanların iyi olma hâlini ve iş deneyimini destekleyen QNB Employee Wellbeing Strategy ise “Achievement in Employee Wellbeing Programs” kategorisinde Gümüş Stevie’ye layık görüldü. Genç yeteneklere QNB Türkiye’nin farklı iş birimlerinde staj ve deneyim imkânı sunan Fin-ally MT Programı, Q-MBA eğitimleri, mentorluk ve kariyer danışmanlığıyla destekleniyor. Program, “Human Capital or Talent Management Solution” kategorisinde Altın, “Achievement in Human Resources” kategorisinde Bronz Stevie kazandı. Padel sponsorluğuna Altın Stevie QNB Türkiye, padelin Türkiye’deki gelişimini desteklemek ve QNB First ile QNB Private Banking müşterilerini padel ile buluşturmak amacıyla yeni bir sponsorluk yolculuğu başlattı. Anlaşmalı kulüplerle başlayan, turnuva ve etkinliklerle genişleyen bu çalışmalar, Türkiye Tenis Federasyonu iş birliğiyle padelin ana sponsorluğuna uzandı. QNB Private Banking’in bu kapsamda gerçekleştirdiği başvuru, “Achievement in Sponsorship” kategorisinde Altın Stevie ödülüne layık görüldü. Ömür Tan: “Dönüşümü tek bir başlıkta ele almıyoruz” QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, ödüllere ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Uluslararası İş Ödülleri (International Business Awards) kapsamında kazandığımız 14 ödülü, QNB Türkiye olarak benimsediğimiz bütünsel yaklaşımın farklı alanlardaki güçlü bir yansıması olarak görüyoruz. Bizim için dönüşüm yeni ürün ve hizmetler geliştirmenin yanı sıra müşterilerimizi ve çalışanlarımızı hayatın farklı alanlarında destekleyecek projeleri hayata geçirmeyi de kapsıyor. Q Dijital Zekâ ve yenilenen mobil kredi deneyimiyle müşterilerimizin günlük bankacılık işlemlerini kolaylaştırırken, QNB Global Trade ile dış ticaret yapan firmaların finansman, bilgi ve dijital çözüm ihtiyaçlarına birlikte yanıt veriyoruz. Net Sıfır Geçiş Planımızla finansmanı, düşük karbonlu ekonomiye geçişin önemli bir aracı olarak görüyoruz. Çalışan mutluluğunu önceliklendiren uygulamalarımız ve Fin-ally MT gibi genç yetenek programlarımızla ise dönüşümü kurum içinde de güçlendiriyoruz. Padel ana sponsorluğumuz ile sporun Türkiye’deki gelişimine katkı sağlamayı ve müşterilerimize yeni deneyimler sunmayı önemsiyoruz. Bu çalışmaların çeşitli kategorilerde ödüllendirilmesi, QNB Türkiye’de müşteri, çalışan ve toplum için kalıcı değer yaratma yaklaşımımızın somut sonuçlar ürettiğini gösteriyor. Farklı uzmanlıklara sahip ekiplerimizin ortak emeğiyle ortaya çıkan bu çalışmaların uluslararası ölçekte karşılık bulmasından gurur duyuyoruz. Bu başarıda emeği olan tüm çalışma arkadaşlarımı kutluyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı Haber

Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu Yayımladı

Geri dönüştürülmüş çelik ve kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen karbon siyahının kullanımındaki artış sayesinde, üretimde kullanılan geri dönüştürülmüş malzemelerin oranı yüzde 7’ye yükseldi. Türkiye’deki üretim tesisi de Prometeon’un sürdürülebilir üretim yaklaşımında önemli bir rol üstlendi. Tüm dünyanın endüstriyel ve ticari lastik odaklı tek global şirketi Prometeon Tyre Group, sürdürülebilirlik stratejisini güçlendiren ve sürdürülebilirliğin tüm faaliyetlerindeki merkezi rolünü ortaya koyan 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Çevresel, sosyal, yönetişim ve ekonomik olmak üzere dört odak alanı üzerine yapılandırılan rapor, sürdürülebilirlik hedeflerinin şirket operasyonlarının ve stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynakları toplam kullanımın yüzde 51,5’ini oluşturdu 2025 yılında yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynakları Prometeon’un toplam enerji kullanımının yüzde 51,5’ini oluşturdu. Bu oranın yüzde 31,3’ünü sertifikalı yeşil elektrik ve biyokütle gibi yenilenebilir kaynaklar oluştururken, yüzde 20,2’si kojenerasyon tesisleri gibi yüksek verimli enerji sistemlerinden elde edildi. Yalnızca elektrik kullanımı dikkate alındığında ise yenilenebilir enerjinin payı yüzde 47,5’e ulaştı. Prometeon, Bilimsel Tabanlı Hedefler (Science Based Targets Initiative) - SBTi tarafından belirlenen 1,5°C hedefiyle uyumlu bir yol haritası izleyerek 2040 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşma hedefi doğrultusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Şirketin 2025 yılında bitmiş ürün bazında ölçülen ton başına özgül enerji kullanımı, baz yıl olan 2016’ya kıyasla yüzde 14,7 azalarak üretim süreçlerindeki verimlilik artışını ortaya koydu. Geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı yüzde 7’ye ulaştı Prometeon, döngüsel ekonomi yaklaşımı doğrultusunda malzeme kullanımında da önemli ilerlemeler kaydetti. 2025 yılında üretimde kullanılan geri dönüştürülmüş malzemelerin oranı yaklaşık yüzde 7’ye yükseldi. Bu artış; geri dönüştürülmüş çeliğin daha yaygın kullanımı, pirinç kabuğu külünden elde edilen silikanın devreye alınması ve kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen piroliz yağından üretilen karbon siyahının kullanımına bağlı olarak gerçekleşti. Türkiye’deki üretim tesisi de Prometeon’un sürdürülebilir üretim yaklaşımında önemli bir rol üstlendi. 1 Ocak 2025 itibarıyla Kocaeli fabrikasında üretilen tüm Coach CO2 (295/80R22.5) lastikleri, kütle dengesi yaklaşımına göre hesaplanan yüzde 23 oranında ISCC+ sertifikalı malzeme içeriyor. Biyoekonomi ve döngüsel ekonomi uygulamalarına yönelik gönüllü sertifikasyon sistemi ISCC Plus, kullanılan hammaddelerin izlenebilirliğini ve sürdürülebilirliğini doğruluyor. Prometeon, 2025 yılında dünyanın önde gelen bağımsız çevresel raporlama platformu olan CDP’nin değerlendirmesine katılarak İklim Değişikliği kategorisinde B, Su Güvenliği kategorisinde ise B- notu aldı. Bu sonuç, Grubu çevresel riskleri sistematik ve ölçülebilir şekilde yöneten kuruluşların yer aldığı CDP’nin “Yönetim” seviyesine taşıdı. “2040 net sıfır hedefimize kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz” Prometeon İç Denetim, Uyum, Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Nicolas Marchi, şunları söyledi: “2025 Sürdürülebilirlik Raporu, Prometeon’un sürdürülebilirlik hedeflerini somut ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürme başarısını bir kez daha ortaya koyuyor. Yenilenebilir ve yüksek verimli enerji kaynaklarının kullanımındaki artış, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı oranındaki yükseliş ve CDP değerlendirmesinde elde ettiğimiz sonuçlar, uyguladığımız stratejinin sağlamlığını teyit ediyor. Hızla değişen küresel ortamda sürdürülebilirliği rekabet gücümüzü, inovasyon kapasitemizi ve tercih edilirliğimizi artıran temel unsurlardan biri olarak görmeye devam ediyoruz. Bu doğrultuda, tüm değer zincirimizi sürece dahil ederek ve çalışanlarımıza, müşterilerimize, iş ortaklarımıza ve faaliyet gösterdiğimiz topluluklara yönelik taahhütlerimizi daha da güçlendirerek 2040 net sıfır hedefimize kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz.” Prometeon, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu hazırlarken Global Reporting Initiative (GRI) standartlarını uyguladı. GRI çerçevesi, kuruluşların ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini şeffaf biçimde raporlamalarına rehberlik ederken, etki değerlendirmesi de faaliyetlerin toplum ve çevre üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve paylaşılmasında kritik rol oynuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.