Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Net Sıfır

Kapsül Haber Ajansı - Net Sıfır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Net Sıfır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman  Haber

Vakıfbank’tan Deprem Bölgesi ve Yeşil Dönüşüm İçin 300 Milyon Dolarlık Finansman 

VakıfBank ile Asya Altyapı Yatırım Bankası arasındaki ilk iş birliğiyle temin edilen 300 milyon dolar tutarındaki kaynakla hayata geçirilen Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayacak stratejik yatırımlara uzun vadeli finansman sunmayı amaçlıyor. Program, deprem bölgesinin yeniden inşasından reel sektörün yeşil dönüşümüne uzanan geniş bir alanda ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyen bütüncül bir finansman modeli sunmaktadır. Üretimi, istihdamı, ihracatı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir kalkınma unsuru olarak ele alan VakıfBank da uluslararası kaynakları Türkiye’nin öncelikli yatırım alanlarına yönlendirerek reel sektörün dönüşümüne katkı sağlamayı hedeflemektedir. “Kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz” Programa ilişkin değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, şunları söyledi: “Finansmanı ülkemizin kalkınma hedeflerine katkı sunan stratejik bir araç olarak görüyoruz. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonumuzun temelinde de bu anlayış yer alıyor. Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan temin ettiğimiz 300 milyon dolar tutarındaki kaynak, uluslararası finans kuruluşlarının Bankamıza duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olmasının yanı sıra ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunma kararlılığımızı da ortaya koyuyor.” Bu programla bir taraftan 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerin yeniden ayağa kalkmasına destek verirken, diğer taraftan KOBİ’lerin enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm yatırımlarını finansmanla buluşturarak rekabet güçlerini artırmayı hedeflediklerini belirten Arslan sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda firmalarımızın dönüşümünü desteklemeyi stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Üreticimizin, ihracatçımızın ve KOBİ’lerimizin yanında olmaya, kalkınmaya değer katan finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.” “KOBİ’lerin Türkiye’nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz.” AIIB Finansal Kuruluşlar ve Fonlama Genel Direktörü Gregory Liu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bu finansman, AIIB'nin Türkiye'yi kritik bir toparlanma döneminde destekleme konusundaki kararlılığını gösterirken, iklim eylemini de iş birliğimizin merkezinde tutmaktadır. VakıfBank ile ortaklık kurarak, yeniden yapılanma çalışmalarının hızlanmasına ve KOBİ'lerin Türkiye'nin iklim dönüşümüne anlamlı bir şekilde katkıda bulunmalarını sağlıyoruz." “11 ilin yeniden inşasına destek verilecek” Programın ilk ayağını, 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilde yürütülen yeniden inşa çalışmalarına yönelik finansman desteği oluşturuyor. Bu kapsamda sosyal konut, devlet okulu, hastane ve klinik yapımında görev alan yüklenici firmaların işletme sermayesi ihtiyaçları ile makine ve teçhizat yatırımları finanse edilecek. İşletme Kredisi ile maaş, SGK, inşaat malzemesi ve işçilik giderleri desteklenirken, Yatırım Kredisi ile makine ve teçhizat alımlarına finansman sağlanacak. Program kapsamında risk grubu bazında 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sunulacak. Programın ikinci ayağında ise KOBİ’lerin yeşil dönüşüm yatırımlarına yönelik yeni imkânlar hayata geçirilecek. Enerji Verimliliği Kredisi, Yenilenebilir Enerji Kredisi, Sanayi Dekarbonizasyon Kredisi ve Temiz Ulaşım Kredisi olmak üzere dört başlık altında uygun koşullu kredi seçenekleri sunulacak. Bu kapsamda işletmelerin enerji verimliliğini artıran yatırımları, güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, batarya depolama sistemleri, elektrikli araç şarj altyapıları ile karbon emisyonunu azaltmaya yönelik sanayi uygulamaları teşvik edilecek. Elektrikli ticari araç ve filo dönüşümünden akıllı filo yönetimine kadar uzanan temiz ulaşım yatırımları da program kapsamındaki imkânlardan yararlanabilecek. Program kapsamında hayata geçirilecek yatırımların, ülkemizin enerji ithalatını azaltarak cari açığın düşürülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Sürdürülebilirlik temalı finansmanda ülkemizin lider bankası olan VakıfBank, Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı ile Orta Vadeli Program, 12. Kalkınma Planı ve Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle uyumlu şekilde; deprem bölgesinin yeniden inşasına, sürdürülebilir üretimin yaygınlaşmasına ve reel sektörün yeşil dönüşümünü desteklemeyi hedefliyor. Banka, Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonu doğrultusunda geliştirdiği finansman modelleriyle üretime, istihdama ve sürdürülebilir kalkınmaya değer katmayı sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar Haber

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar

Türkiye, 40’ın üzerinde tesiste gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyon tonluk yıllık ham çelik üretimiyle dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor. Bu üretimin yaklaşık 10-12 milyon tonu kok kömürü kullanarak demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde, 25-30 milyon tonu ise hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştiriliyor. Ancak sektör fosil yakıtların ve girdilerin yoğun kullanımı nedeniyle büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna da neden oluyor. Halihazırda, Türkiye’de çelik sektörü yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor ve bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden kaynaklanıyor. İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin dört yıldır yürüttüğü ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi, Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının özellikle son üç yılda üretici girişimleri ve destekleyici kamu politikaları sayesinde önemli bir ivme kazandığını ortaya koyuyor. Devam eden çalışmanın bulguları, mevcut teknolojilerle önemli ölçüde emisyon azaltımının mümkün olduğunu gösteriyor. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, 2025 itibarıyla Türkiye’nin önde gelen 10 çelik üreticisinin 2030 ve/veya 2053 yıllarına yönelik sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ve yol haritalarını açıkladığını, bu sürecin kamu politikalarıyla da desteklendiğini söyledi. Baş, “Ancak çelik tedarik zincirinin tamamını kapsayan bir dönüşüm henüz istenilen düzeye ulaşmadı. Kamu alımları, yeşil ürün standartları, gömülü karbon emisyon içeriği ve ‘öncü pazarlar’ gibi talep yönlü politika araçları sektörün gündemine giremedi. Bu konularda çözüm üretilmeden ilerleme sağlanması mümkün değil” diye konuştu. Baş ayrıca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası’ raporu ile sektörün karbonsuzlaşma maliyetinin ortaya konmaya çalışıldığını, ancak bu çalışmanın güncellenmesi gerektiğini ifade etti. SEKTÖRÜN EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ YÜKSEK Türkiye’nin yaklaşık 50 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Baş, 2030’a kadar enerji, malzeme verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2030 sonrasında ise yeşil hidrojen teknolojilerinin sektördeki dönüşümün temelini oluşturacağını söyledi. Baş, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar mevcut teknolojilerle yüzde 30’lara varan mutlak azaltım yapması mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çelik sektörü yol haritasına göre 2053 net sıfır hedefi için sektörün yıllık yatırım maliyeti 1 ila 2 milyar dolar arasında. Raporda, yeşil hidrojene ek olarak 2040 sonrasında karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanılacağı öngörülüyor” dedi. Çelik sektörü için öngörülen dönüşüm maliyeti, Türkiye genelindeki yeşil dönüşüm ihtiyacının da bir parçasını oluşturuyor. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye - Ülke İklim ve Kalkınma Raporu’na göre Türkiye’nin tüm sektörlerde net sıfır hedefine erişmesi için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Bu maliyetin yarısının da özel sektör tarafından üstlenilmesi bekleniyor. Yatırımlarda sanayi sektöründeki dönüşüm için proseslerin değişmesi, elektrik üretiminde ve şebekede yapılacak dönüşümler ilk sırada yer alıyor. KARBONSUZLAŞMA ÜRETİCİLERLE SINIRLI DEĞİL Baş, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç olmadığını, çok paydaşlı bir yaklaşımla ilerleme sağlanabileceğini ifade etti ve şunları söyledi: “Hammadde tedarikçileri, enerji üreticileri, elektrik sağlayıcıları, kamu kurumları ve çeliği kullanan otomotiv, beyaz eşya ve inşaat gibi sektörler de dönüşümün aktif paydaşı olmalı. Üretici odaklı dar bakış açısı, sektörün dönüşüm kapasitesini sınırlandırıyor. Örneğin elektrik üretimi hedefleri sanayi ve ticaret politikalarıyla eşgüdümlü planlanmalı. Çünkü ark ocaklı tesislerde elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, elektrik üretimindeki kömür ve doğal gaz santrallerinin payıyla doğrudan bağlantılı. Elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu yüksek kaldıkça, ihraç edilen çeliğin gömülü emisyonu da yüksek kalıyor. Bu da AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar karşısında üreticilerin rekabet gücünü zayıflatan, yeterince konuşulmayan bir risk oluşturuyor.” KİRLİ SANAYİ ALGISI DEĞİŞEBİLİR Çalışma kapsamında yayınlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda ise çelik sektörünün uzun yıllardır ‘kirli’ sanayi ve zor çalışma koşullarıyla özdeşleşen imajının hem kamuoyundaki algıyı olumsuz etkilediği hem de sektöre işgücü çekilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor. Düşük karbonlu üretim uygulamaları, bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Baş, çalışanların dönüşüm sürecinin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, yetkinlikleri geliştirecek ve çalışma koşullarını iyileştirecek destek programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor. İPM’nin ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi kapsamındaki 10 politika önerisi ise şöyle: Çelik sektöründe ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmalı.Çelik sektöründe dönüşüm için çok aktörlü ve tedarik zinciri odaklı bir sorumluluk yapısı geliştirilmeli.Kamu kesiminde iklim politikası mimarisi ve kurumsal görev tanımları gözden geçirilmeli.Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı, sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı.Kirletici endüstriyel emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulmalı.Sanayide karbonsuzlaşmayı yönlendirecek çok paydaşlı bir platform kurulmalı.Düşük karbonlu çeliğe yönelik ulusal tanım, ölçütler ve standardizasyon sistemi oluşturulmalı.Elektrik üretimi sera gazı emisyon faktörü değeri (kgCO2e/kWh) için azaltım hedefi tanımlanmalı ve enerji dönüşümü ile sanayi iklim hedefleri uyumlu hale getirilmeli.Hurda yönetiminde çalışan sağlığı, çevre yönetimi, kalite, izlenebilirlik ve arz güvenliğini güçlendirmek üzere kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirilmeliHam çelik üreticileri için sera gazı emisyonu azaltım hedefi zorunluluğu getirilmeli, ortak hesaplama metodolojisi tanımlanmalı ve kamunun erişimine açık sera gazı emisyonu bilgi sistemi kurulmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AgeSA, TSRS ile Uyumlu 2. Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı Haber

AgeSA, TSRS ile Uyumlu 2. Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı

Bireysel emeklilik ve hayat sigortası sektörünün lider kuruluşlarından AgeSA, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na (TSRS) uyumlu 2025 yılı sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. AgeSA’nın sürdürülebilirlik alanındaki stratejik kararlılığını ve iklim değişikliğiyle mücadeledeki şeffaf, sorumlu ve bilim temelli yaklaşımını ortaya koyan rapor, şirketin düşük karbonlu dönüşümden sürdürülebilir finans çözümlerine, kaynak verimliliğinden dijitalleşmeye kadar uzanan geniş bir alandaki performansını ölçülebilir sonuçlarla paylaşıyor. Sera Gazı Emisyonlar Yüzde 27, Enerji Yoğunluğu Yüzde 29 Azaldı 2050 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda operasyonlarını ve iş süreçlerini dönüştürmeye devam eden AgeSA, enerji tüketimini azaltmaya, operasyonel verimliliği artırmaya ve iklimle bağlantılı riskleri iş süreçlerine entegre şekilde yönetmeye odaklanıyor. Şirket bu kapsamda 2025 yılında toplam sera gazı emisyonlarını bir önceki yıla göre yüzde 27 azalttı. Şirketin enerji yoğunluğu ise yüzde 29 düşüşle 0,17 MWh/milyon TL seviyesine geriledi. Sürdürülebilir Fonlarla Temiz Enerji, Tarım ve Gıdaya Destek AgeSA, enerji ile tarım ve gıda temalı fonları aracılığıyla katılımcılarına finansal getiri potansiyeli sunarken; temiz enerji dönüşümü, sürdürülebilir tarım, gıda güvenliği ve kaynak verimliliği gibi sürdürülebilir kalkınma açısından kritik alanlara yatırım yapılmasını destekledi. Böylece şirket, katılımcılarının birikimlerini uzun vadeli değer yaratma potansiyeli taşıyan temalarla buluşturmaya devam etti. SKA Bağlantılı Gelirler Toplam Gelirlerin Yüzde 51’ini Oluşturdu AgeSA, sürdürülebilirliği ürün ve hizmet portföyünün de temel unsurlarından biri olarak ele alıyor. Şirketin 2025 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları bağlantılı ürün ve hizmetlerden elde ettiği gelir 15,4 milyar TL’ye ulaştı. Bu tutar, AgeSA’nın toplam gelirlerinin yüzde 51’ini oluşturdu. SKA bağlantılı ürün ve hizmet sayısını 26’ya çıkaran AgeSA, finansal güvence ve birikim çözümlerini sürdürülebilir kalkınma perspektifiyle geliştirmeye devam etti. Dijital Dönüşüm Kaynak Verimliliğini Artırdı AgeSA, sürdürülebilirlik yaklaşımını operasyonel süreçlerinin merkezine alırken, dijitalleşmeyi çevresel etkiyi azaltan stratejik bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyor. Şirket, iş süreçlerinde dijital uygulamaların yaygınlaştırılması sayesinde 2025 yılında kâğıt kullanımından kaynaklanabilecek 590 ton karbondioksit eşdeğeri salımın önüne geçti. AgeSA, döngüsel ekonomi perspektifiyle kaynak tüketimini azaltmaya ve atık yönetimi performansını iyileştirmeye de devam etti. Bu kapsamda 2025 yılında toplam plastik tüketimini yüzde 39 azaltan şirketin geri dönüştürülen atık oranı yüzde 33’e ulaştı. Ayrıca şirket, 2050 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda, 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2019 baz yılına göre yüzde 75 azaltmayı hedefliyor. Şirket, araç filosunun yüzde 50’sini elektrikli araçlarla değiştirmeyi planlarken; ofislerde enerji verimliliği, yenilenebilir enerji sertifikaları, hibrit çalışma modeli ve dijitalleşme uygulamalarıyla operasyonlarından kaynaklanan çevresel etkiyi azaltmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir İklim Nötr Kent Olmayı Hedefliyor Haber

İzmir İklim Nötr Kent Olmayı Hedefliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim kriziyle mücadelede yeni bir dönemi başlatıyor. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve Belediye Meclisi'nce onaylanan güncellenmiş Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP), kentin iklim hedeflerini 2050 yılına taşıdı. Bilimsel veriler, güncel emisyon projeksiyonları ve kapsamlı risk analizleri doğrultusunda hazırlanan plan, İzmir'in düşük karbonlu, iklim değişikliğine dirençli ve sosyal açıdan adil bir geleceğe ulaşması için yol haritası sunuyor. İzmir’in geleceğine stratejik yatırım Güncellenen SECAP; yenilenebilir enerji yatırımlarından enerji verimliliğine, sürdürülebilir ulaşımdan iklim uyum çalışmalarına, enerji yoksulluğuyla mücadeleden katılımcı yönetişime kadar geniş bir perspektif ortaya koyuyor. İzmir, 2050 yılı için belirlediği “İklim Nötr Kent” hedefiyle, iklim krizine karşı yalnızca önlem alan değil, aynı zamanda dönüşüme yön veren kentler arasında yer alma kararlılığını sürdürüyor. İzmir’den “İklim Nötr Kent” taahhüdü Güncellenen Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) kapsamında İzmir, 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını nötrleyerek "İklim Nötr/Net Sıfır Kent" olma hedefini benimsedi. Yapılan projeksiyonlar, ilave önlemler alınmaması halinde kentin sera gazı emisyonlarının artmaya devam edeceğini ortaya koyuyor. Plan kapsamında belirlenen eylemlerle bu artışın önüne geçilmesi, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir kent dönüşümünün sağlanması amaçlanıyor. Kimsenin geride kalmadığı iklim politikası Güncellenen SECAP'ın en önemli başlıklarından birini iklim adaleti yaklaşımı oluşturuyor. Teknik bir emisyon azaltım planının ötesine geçen çalışma, enerjiye erişimdeki eşitsizlikleri azaltmayı ve dezavantajlı kesimlerin iklim politikalarından eşit şekilde yararlanmasını hedefliyor. Bu doğrultuda, özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu ve enerji maliyetlerinin haneler üzerinde baskı oluşturduğu bölgeler için enerji yoksulluğuyla mücadeleye yönelik özel eylemler geliştirildi. Plan kapsamında, yeterli ısınma ve soğutma hizmetine erişemeyen, enerji faturalarını karşılamakta güçlük çeken hanelere yönelik destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi öngörülüyor. İklim politikalarında yurttaşların da sözü var İzmir’in yeni iklim vizyonunda katılımcı yönetim anlayışı da önemli bir yer tutuyor. Bu kapsamda hayata geçirilen “İzmir İklim İçin Yurttaş Meclisi” çalışmalarıyla, kentin demografik yapısını temsil eden 50 yurttaşın katılımıyla doğa temelli çözümler, yeşil alanlar, su yönetimi ve sağlık alanlarında politika önerileri geliştirildi. Yurttaşların oluşturduğu öneriler raporlanarak SECAP 2050 Planı’na entegre edildi. Böylece kent sakinlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin iklim politikalarının oluşturulması sürecine doğrudan katılımı sağlanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor Haber

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor

Teknoloji, mobil iletişim ve yapay zekâ dünyasının küresel temsilcileri, 7-10 Temmuz tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldi. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından düzenlenen İyilik İçin Yapay Zekâ Zirvesi’nde konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, yapay zekâ yarışının artık yalnızca model yarışı olmadığını söyledi. Koç, “Yapay zekâ artık bir model meselesi değil, bir altyapı meselesidir. Kim altyapıya hükmederse, geleceğe de o hükmeder. Güçlü bir dijital geleceğin anahtarı yapay zekâdaysa, yapay zekânın geleceği de sağlam ve bağımsız bir altyapıdadır” dedi. Turkcell'in, yapay zekânın temel katmanlarına yönelik yatırımlarını da paylaşan Koç, şirketin Türkiye'nin dijital geleceğini taşıyacak bölgesel bir teknoloji sağlayıcısı olma hedefini vurguladı. “Yapay zekâ, 5 temel katman üzerinde yükseliyor” Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “Yapay zekâ çağında belirleyici faktör artık yalnızca modellerin büyüklüğü ya da işlem kapasitesi değil. Zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp gerçek dünyaya taşıyacak, yapay zekâ temelli bir altyapı kurabilmek giderek daha kritik hale geliyor. Bu altyapı; enerji, çip ve işlem gücü, veri merkezi ile bulut, modeller ve uygulamalardan oluşan beş temel katman üzerinde yükseliyor. Şebeke ise bütün bu katmanları bir araya getiren ana platform konumunda. Yapay zekâ; şebeke planlamasından enerji verimliliğine kadar ağları daha öngörülü ve dayanıklı hale getiriyor. Yeni nesil şebekeler de yapay zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp insanlara, cihazlara, şehirlere ve endüstrilere ulaştıran temel altyapıyı sağlıyor” dedi. “Hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel milli bağımsızlık” Turkcell’in yatırımlarına değinen Koç şöyle devam etti: “Bugün küresel güç mücadelesinin en kritik cephelerinden biri şu: Enerjisini kendi üreten, verisini kendi topraklarında işleyen, bulutunu kendi kuran ülkeler yarının belirleyicisi olacak. Turkcell'in neden enerji yatırımları yaptığının, neden veri merkezleri kurduğunun, neden bulut teknolojilerinde vites yükselttiğinin cevabı tam da bu vizyonumuzla ilişkili. Enerji, veri, bulut, model ve uygulamalara yönelik çalışmalarımızın hepsi bütünsel bir stratejinin parçaları. Turkcell olarak hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel bağımsızlık. Doğu’ya ya da Batı’ya bağımlı olmadan, ulusal regülasyonlarımızdan taviz vermeden, açık, dengeli ve çok kaynaklı bir teknoloji yaklaşımıyla ilerliyoruz. Bu, şirketimizin de ötesinde bizim milli sorumluluğumuz. Ülkemize kurduğumuz her altyapıyı, milli geleceğimize atılmış stratejik bir imza olarak görüyoruz.” Yapay zekânın 5 temel katmanında Turkcell neler yapıyor? ENERJİ: Turkcell, “daha fazla bit, daha az watt” yaklaşımıyla rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerindeki toplam aktif kurulu gücünü 99,1 MW’a yükseltti. GSMA Mobile Net Zero inisiyatifine katılan dünyadaki ilk 8 operatör arasında yer alan Turkcell, 2050’de net sıfır şirket olmayı hedefliyor. Elektrik tüketiminin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılayan şirket, sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarıyla da sektöre liderlik ediyor. Dünyanın önde gelen çevresel raporlama platformu Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği ve Tedarikçi Katılımı derecelendirmelerinde en yüksek not olan “A” seviyesine sahip olan şirket, TIME ve Statista’nın hazırladığı World’s Best Companies in Sustainable Growth 2026 sıralamasında kendi sektöründe 1’inci oldu. ÇİP VE İŞLEM GÜCÜ: Turkcell, doğrudan çip üretimi yerine; yüksek işlem kapasitesine erişimi güçlendirecek teknoloji ortaklıklarına ve çok kaynaklı tedarik yaklaşımına odaklanıyor. Sistemi tek bir teknolojiye, ekosisteme ya da tedarik modeline bağımlı kalmadan; açık, dengeli ve çok kaynaklı bir yaklaşımla kuruyor. Böylece yapay zekâ çağında ihtiyaç duyulan işlem gücünü güvenli, esnek ve ölçeklenebilir bir altyapı üzerinden sunmayı hedefliyor. VERİ MERKEZİ VE BULUT: Şirketin veri merkezi işletmeciliğine yönelik yatırımları 2026 ilk çeyrek itibarıyla 598 milyon Euro’ya ulaşırken, 4 binin üzerinde şirkete hizmet veren veri merkezi ve bulut hizmetleri gelirleri 8,5 milyar TL’ye yükseldi. Google Cloud ile hayata geçirilecek Türkiye’nin ilk hiper ölçekli bulut bölgesi de bu vizyonun en stratejik adımlarından biri olacak. Bu iş birliğiyle ileri seviye bulut ve yapay zekâ yetkinliklerinin Türkiye regülasyonları altında sunulması, veri güvenliği ve veri egemenliği açısından kritik bir eşik oluşturacak. MODELLER: Turkcell, tek bir modele bağımlı kalmak yerine “doğru modeli doğru işe bağlama” yaklaşımını benimsiyor. Türkçe dil yeteneklerine odaklanan yapay zekâ mimarileriyle müşterilerin sorularını daha iyi anlayan, bağlamı daha doğru okuyan ve daha kişiselleştirilmiş yanıtlar verebilen çözümler geliştiriyor. UYGULAMALAR: Turkcell, yapay zekâyı yalnızca teknoloji laboratuvarlarında değil, günlük iş süreçlerinde de kullanıyor. Yazılım geliştirme süreçlerinde kod üretiminin yüzde 25’ini yapay zekâ desteğiyle gerçekleştirirken; yeni nesil chatbot, dijital asistan ve müşteri deneyimi çözümleriyle yapay zekâyı operasyonlarının içine taşıyor. Turkcell’in dijitalleşen yüzünü ve teknoloji şirketine dönüşümünü temsil eden Teknocan da bu vizyonun görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Şirket, geliştirdiği yapay zekâ çözümlerini kamu, finans, savunma ve havacılık gibi stratejik sektörlerin ihtiyaçlarına göre uyarlayarak Türkiye’nin dijital dönüşümünde güvenilir teknoloji iş ortağı olmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Küresel Belirsizliklere Rağmen Sürdürülebilirlik Dönüşümünden Geri Adım Atmıyor Haber

İş Dünyası Küresel Belirsizliklere Rağmen Sürdürülebilirlik Dönüşümünden Geri Adım Atmıyor

İklim değişikliğinin etkisiyle küresel ticaret kurallarının yeniden şekillendiği bu dönemde, Türkiye iş dünyası yeşil dönüşümde vites yükseltiyor. İklim değişikliğinin etkisiyle küresel ticaret kuralları yeniden şekillenirken, Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirlik yatırımlarına yönelik artan yatırım iştahı ve dönüşüm kapasitesine duyduğu güvenle dikkat çekiyor. Dünyanın en güçlü sürdürülebilirlik ağlarından biri olan World Business Council for Sustainable Development (WBCSD) tarafından her yıl yayımlanan ve iş dünyasının net sıfır rotasını çizen “Business Breakthrough Barometer” raporunda, bu yıl ilk kez Türkiye’ye özel derinlemesine analiz gerçekleştirildi. SKD Türkiye’nin elektrik, inşaat, gıda, perakende, finans, içecek, kimya, endüstriyel ekipman ve havayolu gibi sektörlerden üye şirketlerin katılımıyla hazırlanan çalışmada, Türkiye küresel ölçekte mercek altına alınan dört özel ülkeden biri oldu. Küresel sonuçları 22 Haziran’da İngiltere’deki London Climate Action Week kapsamında dünyaya duyurulan raporun Türkiye’ye özel sonuçları ise 8 Temmuz’da düzenlenen Türkiye lansmanında açıklandı. İş dünyasının net sıfır stratejilerine ve iklim risklerine yaklaşımına ışık tutan rapor, Türkiye’deki şirketlerin yatırım iştahı, rekabetçilik, dayanıklılık ve uluslararası iş birliklerine yaklaşımını, küresel eğilimlerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Sayın Samed Ağırbaş’ın ana konuşmacı olarak katıldığı Türkiye lansmanında açıklanan sonuçlar, COP31 öncesinde Türkiye iş dünyasının dönüşüm gündemine ilişkin önemli mesajlar ortaya koydu. Araştırmada Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik dönüşümüne yönelik dört önemli gösterge ortaya çıktı. Buna göre Türkiye'de; 1. Şirketlerin yüzde 79'u sürdürülebilirlik yatırımlarını artırdığını ifade ediyor. Küresel ortalamaya baktığımızda bu oran yüzde 54. Aradaki fark oldukça dikkat çekici. 2. Şirketlerin tamamı sürdürülebilirliği uzun vadeli rekabet avantajı olarak görüyor. Küresel ölçekte bu oran yüzde 92 seviyesinde. 3. Şirketlerin yüzde 72'si öngörülebilir iklim politikalarının yatırım kararları açısından kritik olduğunu düşünüyor. Küresel ortalama ise yüzde 46. 4. Şirketlerin yüzde 97'si dönüşümün uluslararası iş birlikleriyle hızlanacağını belirtiyor. Türkiye, dönüşüm yatırımlarında küresel ortalamanın üzerinde Araştırmaya Türkiye’den katılan şirketlerin yüzde 79'u sürdürülebilirlik yatırımlarını artırdığını ifade ediyor. Küresel ortalamada ise bu oran yüzde 54 seviyesinde kalıyor. Aradaki bu dikkat çekici fark, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirliği artık bir maliyet unsuru olarak değil, rekabet gücünü korumanın ve yeni fırsatlar yaratmanın bir aracı olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Yatırım konusunda dikkat çeken bir diğer önemli veri de şirketlerin öngörülebilirlik beklentisi. Türkiye’deki şirketlerin yüzde 72'si öngörülebilir iklim politikalarının yatırım kararları açısından kritik olduğunu düşünüyor. Küresel ortalamada ise bu oran yüzde 46. Bu veri, destekleyici tedbirlerin yatırım kararlarında etkili olduğuna dikkat çekiyor. Öte yandan şirketlerin yüzde 97'si dönüşümün uluslararası iş birlikleriyle hızlanacağını belirtiyor. Tüm bu bulgular, Türkiye iş dünyasının dönüşümün gerekli olup olmadığını tartışmadığını, dönüşümün daha hızlı, daha rekabetçi ve daha etkin nasıl gerçekleştirileceğini vurguluyor. Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği riskleri yöneten bir gündem olarak görüyor Türkiye’de şirketlerin sürdürülebilirlik çalışmalarının hangi motivasyonla yürüttüklerine bakıldığında, ilk sırada rekabet avantajı geliyor. Şirketlerin yüzde 100'ü sürdürülebilirliği uzun vadeli bir rekabet avantajı olarak görüyor. Küresel ortalamada bu oran yüzde 92’de kalıyor. İkinci sırada dayanıklılık ve risk yönetimi geliyor. Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirliği, küresel ortalamaya kıyasla çok daha güçlü biçimde risk yönetiminin ve iş sürekliliğinin bir parçası olarak görüyor. Türkiye’deki şirketlerin yüzde 74’ü, küresel ortalamada ise yüzde 50’si dayanıklılık ve risk yönetimine öncelik veriyor. Üçüncü sırada ise regülasyonlara uyum geliyor. Türkiye'de bu oran yüzde 67’iken, küresel ortalamada yüzde 51 seviyesinde. Bu da özellikle Avrupa Birliği ile entegre çalışan şirketlerin, değişen düzenlemeleri yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak değil, pazara erişimini ve rekabet gücünü korumanın önemli bir unsuru olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Buna karşılık müşteri talebi (yüzde 26) ve itibar/sosyal lisans (yüzde 19) gibi motivasyonlar daha geride kalıyor. Bu da Türkiye'de sürdürülebilirlik çalışmalarının şirketlerin uzun vadeli dayanıklılığını ve operasyonel sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla yürütüldüğüne işaret ediyor. Türkiye iklim risklerine maliyet olarak bakıyor Araştırmaya göre Türkiye iş dünyası, iklim risklerini ekonomik etkileri üzerinden değerlendiriyor. Şirketler açısından emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, artan maliyet baskısı ve pazara erişim ile rekabetçiliğin korunması gibi başlıklar öne çıkıyor. Bu nedenle iklim risklerinin etkin yönetimi yalnızca çevresel etkileri azaltmak açısından değil, şirketlerin uzun vadeli dayanıklılığını ve rekabet gücünü koruyabilmesi açısından kritik önem taşıyor. Dönüşümün maliyeti ve finansmanı öncelikli unsur Türkiye’de şirketlerin yüzde 89’u dönüşüm sürecini yönetebileceklerine inanıyor. Küresel ortalamada ise şirketlerin yüzde 74’ü hemfikir. Bununla birlikte, Türkiye’de şirketlerin yüzde 42’si dönüşüm sürecinin daha belirsiz ilerleyeceğini düşünüyor. Küresel ortalamada bu oran yaklaşık yüzde 70’e çıkıyor. Bu da küresel iş dünyasında geçiş sürecinin belirsiz ilerleyeceği kaygısının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki şirketler ise dönüşüm sürecinin zorluklarını görüyor ancak kendi planlama kapasitelerine güveniyorlar. Bu aşamada geçiş maliyetinin nasıl yönetileceği, finansmanın nasıl sağlanacağı ve rekabetçiliğin nasıl korunacağı önem kazanıyor. Bu nedenle Türkiye’de geçiş riskinin daha çok ekonomik çerçeveyle ele alınması gerekiyor. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, araştırma sonuçlarını değerlendirerek şunları söyledi: “Türkiye’nin bu yıl ilk kez Business Breakthrough Barometer kapsamında özel deep-dive ülke analiziyle yer almasına katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu araştırmayı değerli kılan en önemli özellik, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir gündem olarak ele almaması. Bize şirketlerin iklim dönüşümünü yatırım kararları, rekabetçilik, dayanıklılık ve risk yönetimi açısından nasıl değerlendirdiğini gösteriyor. Bu yıl Türkiye'nin sonuçlarını ilk kez küresel bulgularla karşılaştırma imkanına sahibiz. Bu sayede hem nerede olduğumuzu hem de hangi alanlarda küresel ortalamanın üzerinde performans gösterdiğimizi görebiliyoruz. Türkiye'de sürdürülebilirlik artık yalnızca bir niyet beyanı değil. Şirketlerin yatırım kararlarını, büyüme stratejilerini ve rekabetçilik anlayışını şekillendiren temel başlıklardan biri haline gelmiş durumda. Bu da aslında Türkiye iş dünyasının dönüşüme bakışında önemli bir olgunlaşmaya işaret ediyor. COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan ülkemiz açısından araştırmanın sonuçları güçlü bir referans niteliği taşıyor.” Ediz Günsel, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin dört alanı aynı anda yönetmesi gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Türkiye’nin bulguları güçlü bir yatırım iştahı olduğunu, bununla birlikte dönüşümü dört alanı aynı anda yöneterek hayata geçirmek zorunda olduğunu gösteriyor. Bir yanda yatırım ihtiyacı var. Şirketler dönüşüme kaynak ayırıyor ve bunu uzun vadeli büyüme kararlarının bir parçası olarak görüyor. Diğer yanda dayanıklılık var. İklim etkileri şirketler açısından maliyet, kaynak güvenliği ve operasyonel süreklilik meselesi haline gelmiş durumda. Bununla birlikte rekabetçilik de kritik bir konu. AB değer zincirleri, standartlar, pazar erişimi ve finansmana erişim; dönüşümün şirketlerin rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Ve son olarak iş birliği. Bu geçişin yalnızca şirketlerin kendi başına taşıyabileceği bir süreç olmadığı açık. Kamu politikaları, finansman mekanizmaları ve uluslararası uyum aynı yönde ilerlemeli. Dolayısıyla Türkiye’nin hikayesi, bu dört alanı aynı anda yöneterek dönüşümü uygulamaya, dönüştürmeye çalışan bir ekonomi hikayesi.” Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, basın toplantısında yaptığı konuşmada şunları vurguladı: “Bizim bir amacımız var: Daha yaşanabilir, daha adil, daha müreffeh bir dünya istiyoruz. Ev sahipliği yapacağımız COP31'i Türkiye'nin ve bölgenin ciddi bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Bu bağlamda kamu kurumlarımızda çok ciddi hazırlıklar yürütüyoruz. İklim ve çevre bağlamındaki regülasyonların güçlenerek, kamu sistematiğinde sahiplenilmesiyle alakalı önemli bir adım atıyoruz. Sıfır Atık Vakfı’nın ana paydaşlarından biri olduğu Londra İklim Eylem Haftası’nda ortak görüşümüz, iş dünyasının iklim ve çevre süreçlerine güçlü bir şekilde dahil edilmemesi halinde, gerçek sonuçlar elde etmemizin mümkün olmadığıydı. Bunun için ortak çalışma kültürümüzü güçlendirmeliyiz. Dünyada iki farklı kutup var. Bir yandan elektrifikasyonu ve yeşil enerjiyle kalkınmayı konuşurken, diğer yandan elektriğe erişimi olmayan 800 milyon insanı desteklemenin yollarını da konuşmalıyız. İşte COP31'de biz bu iki kutbu da aynı masaya oturtmak istiyoruz.” İş dünyasının COP31 sürecine etkin bir şekilde dahil olmasını istediklerini kaydeden Samed Ağırbaş, “193 ülkeden devlet temsilcilerinin Antalya'da buluşacağı COP31'de iş dünyasını, sivil toplumu ve akademiyi de sürece güçlü bir şekilde entegre etmeyi amaçlıyoruz. SKD Türkiye de önemli çalışmalar yürütüyor. Türkiye’nin bu yıl Business Breakthrough Barometer araştırmasına dahil edilmesi de önemli bir başlık. Başarılı bir COP toplantısı inşa etmek istiyorsak, başarılı bir dönüşüm, değişim inşa etmek istiyorsak, bu salondaki bütün bireyler ve bütün dinleyicilerimizle omuz omuza çalışmak zorundayız. Daha yaşanılabilir dünya için beraber çalışmalıyız” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor Haber

Yeni Nükleer Çağ İstanbul’da Şekilleniyor

12. Nükleer Santraller Zirvesi - NPPES, İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde başladı. Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Nükleer Sanayi Derneği (NSD) tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen Zirve, bu yıl “Yeni Nükleer Çağ: Sanayiyi, İnovasyonu ve Net Sıfır Hedeflerini Güçlendirmek” temasıyla hayata geçiriliyor. İki gün sürecek Zirve, nükleer enerji alanında küresel ölçekte teknoloji üreticilerini, karar vericileri, alanında uzman konuşmacıları ve yerli sanayicileri bir araya getiriyor. NPPES’in açılışında; T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally, Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, SNPTC Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min, AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose ve Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei konuşma yaptı. “Nükleer Enerji Bir Tercih Değil, Zorunluluktur” T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji Genel Müdürü Salih Sarı NPPES’in açılışında şunları aktardı: “NPPES’i yalnızca bir sektör toplantısı olarak değil; ülkemizin nükleer enerji yol haritasını, sanayi kabiliyetini, teknoloji geliştirme hedefini ve uluslararası iş birliklerini birlikte değerlendirebileceğimiz stratejik bir platform olarak görmekteyiz. Hedefimiz; 2035 yılına kadar 7,2 GW ve 2053 yılına kadar ise en az 20 GW nükleer kapasiteye ulaşmaktır. Bizim için nükleer enerji bir tercih değil; enerji arz güvenliği, ithal kaynaklara olan bağımlılığın ve karbon emisyonunun azaltımı, yüksek teknoloji gelişimi, güçlü bir sanayi ekosistem, nitelikli yeni işgücü ve enerji bağımsızlığı açısından bir zorunluluktur. Bu yıl içinde Akkuyu santralimizden ilk elektrik üretimini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Akkuyu’ya ek olarak biri Sinop ilimiz ve diğeri Trakya bölgemizde iki konvansiyonel nükleer santral projemizi daha hayata geçirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Akkuyu Projemizde özellikle yerlileştirme alanında önemli bir seviyeye ulaştık. Bugün itibarıyla Akkuyu’da 300’den fazla yerli firmamız; inşaat, malzeme ve ekipman tedariki ile test, sertifikasyon ve mühendislik hizmetlerinde yer almakta olup, yaklaşık 12 milyar ABD doları iş hacmine ulaşmıştır. Akkuyu projemizde edindiğimiz yerli sanayi katkısını ve insan kaynağı gelişimini yeni projelerde daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz. Konvansiyonel nükleer santrallerin yanı sıra SMR’lar da ülkemizin enerji stratejisinde kritik bir öneme sahiptir. Bu teknolojilere yönelik temel hedefimiz; 2053 yılına kadar en az 5 GW SMR kapasitesine ulaşmak; bu SMR’ları da kendi tasarlayan, üreten, işleten ve ihraç eden bir ülke olmaktır.” Türkiye’nin ilk tematik nükleer teknoparkı İTÜ’de kurulacak İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal: “NPPES’in İTÜ’de yapılması, Türkiye’nin nükleer teknolojiyi sadece sahip olan ya da kullanan değil, aynı zamanda bu alanda kendi yetkinliğini hem insan kaynağı hem de ekosistem oluşturma açısından geliştirmeye kararlı bir ülke olduğunun göstergesidir.” Türkiye'nin ilk tematik teknoparkının nükleer temasıyla İTÜ'de kurulacağını dile getiren Prof. Dr. Mandal, “Bu bizim için büyük bir heyecan ama bundan daha da fazlası önemli bir sorumluluk. Bunun yalnızca İTÜ’nün insan kaynağıyla sınırlı kalmaması, tüm ekosistemi kapsayacak şekilde gelişmesi önemli” dedi. Prof. Dr. Mandal, Türkiye’nin kendi kendine yeten nükleer teknolojiye sahip olması için Nükleer Teknoloji Araştırma Merkezi’nin kurulması çalışmalarının stratejik rolüne de değindi. “İkili ilişkilerimizin 100. yılında sivil nükleer enerjiyi Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni sütunlarından biri haline getirelim” ABD İstanbul Başkonsolosu Michael Lally ise şunları aktardı: “Yapay zeka ve veri merkezi altyapılarının Türkiye’de hızla büyümesi, nükleer enerjiye yönelik talebin yeni ve önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. Bu gelişme, tüm ekosistemin büyümesini hızlandırabilir. Türkiye, SMR’ların devreye alınmasını mümkün kılacak kural ve düzenlemeleri geliştirme yönünde çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalar kritik önemdedir ve Amerika Birleşik Devletleri bunu desteklemekten gurur duymaktadır. Türkiye, sivil nükleer enerji alanında yüksek kaliteli araştırmalar yürüten seçkin üniversitelere sahiptir. ABD–Türkiye akademik ve araştırma değişim programları zaten ilişkimizin dinamik bir parçasıdır ve Amerika Birleşik Devletleri bu bağların daha da güçlendirilmesi için net bir fırsat görmektedir.” Lally sözlerine şöyle devam etti: “Nükleer ekosistem için nükleer sertifikasyona sahip elektrikçiler, kaynakçılar ve boru tesisatçılarına da ihtiyaç vardır. Türkiye’deki teknik ve meslek okullarının bu iş gücünü yetiştirebilmek için müfredatlarını güncellemesi gerekecektir. ABD bunu teşvik etmektedir; çünkü nitelikli bir Türk iş gücü yalnızca Türkiye için değil, burada yatırım yapmak isteyen tüm Amerikan şirketleri için de faydalıdır. Önümüzdeki yıl ikili ilişkilerimizin 100. yılını kutlarken, sivil nükleer enerjiyi de Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni ve stratejik sütunlarından biri haline getirelim.” Kanada’nın Türkiye Maslahatgüzarı Larisa Galadza ise şunları paylaştı: “Kanada, yetmiş yılı aşkın süredir küresel nükleer endüstrinin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Uranyum üretimi ve yakıt hizmetlerinden reaktör tasarımına, işletmeden güvenlik, düzenleme ve araştırma faaliyetlerine kadar nükleer değer zincirinin neredeyse her aşamasında Kanadalılar önemli roller üstlenmiştir. Küresel nükleer rönesansın, Türkiye de dahil olmak üzere dünya genelinde benzeri görülmemiş fırsatlar yarattığının farkındayız. Aynı zamanda Türkiye’nin sanayi altyapısının, mühendislik kapasitesinin ve üretim sektörünün sahip olduğu etkileyici yetkinlikleri de takdir ediyoruz. Kanada, ister ortak inovasyon çalışmaları, ister tedarik zinciri ortaklıkları, iş gücünün geliştirilmesi, araştırma iş birlikleri, yerlileştirme faaliyetleri ya da uzun vadeli endüstriyel iş birlikleri yoluyla olsun, en başarılı nükleer projelerin tüm taraflara fayda sağlayan projeler olduğuna inanmaktadır.” ASO Başkanı: “Yerli Sanayi Nükleer Tedarik Zincirinin Parçası Olmalı” Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç NPPES 2026’daki konuşmasında şunları paylaştı: “Nükleer enerji; enerji arz güvenliğini destekleyen, yüksek teknoloji üretimini teşvik eden, nitelikli insan kaynağı yetiştiren ve uluslararası iş birlikleriyle sanayi ekosistemini ileriye taşıyan stratejik bir kalkınma platformudur. Enerji güvenliği, iklim değişikliği ve teknolojik dönüşümün aynı anda yaşandığı bir dönemde nükleer enerji, düşük karbonlu yapısı, yüksek kapasite faktörü ve kesintisiz arz güvenliğiyle yeniden küresel gündemin merkezine yerleşmiştir. ABD’den Çin’e, Fransa’dan Güney Kore’ye kadar birçok ülke yeni yatırımlara yönelirken, Türkiye de Akkuyu’nun ardından Sinop ve Trakya’da planlanan santraller ve SMR’ları kapsayan bütüncül bir nükleer program yürütmektedir. Hedefimiz 2050’ye kadar 20 GW nükleer kurulu güce ulaşmak ve bunun en az 5 GW’ını küçük modüler reaktörlerden karşılamaktır. Akkuyu ile nükleer enerjiyle tanıştık, Sinop ile nükleer teknolojiye ortak olmalıyız. Bugün Akkuyu’da yerlilik oranı yüzde 55’e yaklaşmıştır. Ancak bu potansiyel kendiliğinden katma değere dönüşmemektedir; bu nedenle yerli katkının sistematik bir yaklaşımla yönetilmesi kritik önemdedir. ASO tarafından NÜKSAK ve NETBİS bu amaçla geliştirilmiş yapılardır; hedefimiz Anadolu firmalarının nükleer kalite standartlarında küresel tedarik zincirine dahil olmasını sağlamaktır. 12’nci Nükleer Santraller Zirvesi’nin de bu kapsamda yeni iş birliklerine, yeni yatırımlara ve ülkemizin nükleer enerji hedeflerine güçlü katkılar sunacağına inanıyorum.” Türkiye’yi Nükleer Ekosistem Ülkesine Dönüştürmeyi Hedefliyoruz Nükleer Sanayi Derneği Başkanı Alikaan Çiftçi “Nükleer enerji; sanayi, dijitalleşme, yapay zeka, veri merkezleri, ileri tıp, tarım teknolojileri, uzay çalışmaları ve izotop üretimi gibi geleceğin kritik alanlarını besleyen; ekonomik kalkınma, teknolojik dönüşüm ve stratejik bağımsızlığın temel unsurlarından biri haline geldi. Türkiye olarak bizim de hedefimiz net: Türkiye’yi yalnızca enerji tüketen bir ülke olmaktan çıkarıp, üretim yapan, teknoloji geliştiren ve ihracat gerçekleştiren bir nükleer ekosistem ülkesine dönüştürebilmek. Akkuyu NGS ile başladığımız nükleer enerji yolculuğumuza Sinop ve Trakya’daki yeni yatırımlar ve SMR projeleriyle devam ediyoruz. SMR teknolojilerinin; ileri imalat, modüler üretim ve ihracat kapasitesi açısından Türkiye için stratejik bir fırsat alanı olduğuna inanıyoruz. Arz güvenliği ve baz yük kapasitesi açısından kritik rol oynayacak nükleer güç santrallerinin yerlileştirme politikalarında, sanayicilerimizin uzmanlıklarıyla yüksek katma değerli üretim fırsatları yakalayacağına inanıyorum” diye konuştu. Akkuyu Nuclear A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko ise şunları ifade etti: “2026 yılını 1. Ünitenin devreye alma yılı yapmak için çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. 1. Ünitedeki inşaat faaliyetleri tamamlandı. Reaktöre simüle edilmiş yakıt demetlerini yükledik ve reaktör montajını tamamladık. Şu anda, ünitenin sonraki devreye alma aşamalarına hazır olduğundan emin olmak için gerekli ayarlama işlemlerinden biri olan soğuk hidrolik testleri gerçekleştiriyoruz. Bugün 1. Ünitede tamamlamakta olduğumuz tüm bu aşamalar, diğer üç ünitenin de aynı yolu izlemesinin önünü açıyor. Ayrıca 2. Ünitede ön devreye alma çalışmalarına başlamak için gerekli izni aldık. Bu da şantiyenin tamamında çalışmaların tam hızla sürdüğünü gösteriyor. Nükleer enerjinin yalnızca istikrarlı ve düşük karbonlu bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda iklim ve altyapı alanlarındaki zorluklara çözüm sunan teknolojik bir platform olduğunu vurgulayan Dedusenko, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son yıllarda nükleer enerjinin iklim gündemindeki rolüne ilişkin tartışmaların daha odaklı hale gelmesi büyük önem taşıyor. Bizim için önemli olan, bu tür çözümlerin halihazırda mevcut olduğunu, pratik uygulamalara sahip bulunduğunu ve belirli ülkelerin ve bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanabildiğini ortaya koyabilmektir.” Türkiye’de 100 Yıllık Ortaklık Geliştirmeyi Hedefliyoruz AtkinsRéalis’in 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çeken AtkinsRéalis & Nuclear Canada Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CANDU International Başkanı Gary Rose şunları söyledi:“Dünyanın nükleer enerji için yeni bir döneme, bir rönesansa girdiğine inanıyoruz. Kanada Hükümeti’ne ait CANDU teknolojisi; başarıyla inşa edilebilen, işletilebilen, modernize edilebilen ve uzun vadede sürdürülebilen bir teknoloji olduğunu kanıtlamıştır. CANDU’yu farklı kılan en önemli unsurlardan biri yerelleştirme kabiliyetidir; yerelleştirme yalnızca bir tedarik stratejisi değil, aynı zamanda bir ülke inşa etme stratejisidir. Artık mesele yalnızca elektrik satın almak değildir. Asıl mesele; yerli sanayiyi geliştirerek, nitelikli iş gücü oluşturarak, mühendisler yetiştirerek, yerli üretimi destekleyerek ve uzun vadeli bir nükleer ekosistem kurarak ulusal yetkinlik oluşturmaktır. Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri bu açıdan son derece önemlidir. Türkiye’deki paydaşlarla 100 yıllık bir ortaklık geliştirmeyi ve sürdürülebilir bir nükleer ekosistem ile tedarik zinciri ekonomisinin temellerini atmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda Türk tedarik zincirlerinin inşaat, işletme, bakım ve modernizasyon faaliyetlerine entegre edilmesi, Türk şirketlerinin nükleer tedarikçi olarak yetkilendirilmesi ve üniversiteler ile araştırma kurumlarıyla iş birlikleri yoluyla insan kaynağının geliştirilmesi yer almaktadır. Kanada’da bir CANDU reaktörünün ekipman ve bileşenlerinin yüzde 85’inden fazlası yerli üreticiler tarafından sağlanabilmektedir. Bu model, 250’den fazla şirketten oluşan bir tedarik zincirini ve yaklaşık 90 bin istihdamı desteklemektedir. Benzer bir modeli Türkiye’de de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Çinli SNPTC’den Türkiye’ye Nükleer Teknoloji ve Eğitim Desteği Mesajı Dünya standartlarında nükleer teknolojilerini, kapsamlı proje yönetimi deneyimlerini ve güvenli ve verimli işletme konusundaki güçlü geçmişlerini Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını ifade eden Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Nükleer Enerji Teknoloji Kurumu (SNPTC) Uluslararası İşler Direktörü Sayın Fei Min ise şunları paylaştı: “Çin Devlet Enerji Yatırım Kurumu (SPIC) olarak yerelleştirmenin ortak büyüme ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bir taahhüt olduğuna inanıyoruz. Nükleer Sanayi Derneği ile iş birliği içinde Türkiye’de güçlü bir yerel nükleer tedarik zinciri oluşturmayı arzu ediyoruz. İleri nükleer teknolojilerin transferi, nükleer bileşenlerin yerel üretiminin desteklenmesi ve Türk mühendisler ile teknisyenlere kapsamlı eğitim programları sunulması alanlarında geniş bir iş birliği potansiyeli bulunduğuna inanıyoruz. Türkiye’nin kendi nükleer yetkinliklerini geliştirmesine, yüksek nitelikli istihdam yaratmasına ve sanayi inovasyonunu teşvik etmesine katkı sağlamaya hazırız. Romanya Ulusal Nükleer Elektrik Şirketi (SNN) COO’su Emil Macovei ise şunlara dikkat çekti “Romanya’da Cernavodă Nükleer Santrali’nde CANDU teknolojisi otuz yılı aşkın süredir güçlü bir güvenlik kültürü ve uluslararası düzeyde tanınan performansıyla işletiliyor. Nükleer sektörde tedarik zinciri ikincil bir konu değildir. Güvenlik, maliyet kontrolü, takvim disiplini ve kamu güveninin bir parçasıdır. Romanya’da şunu öğrendik: yerlileştirme yalnızca yerli içerik hedefi değildir. Gerçek yerlileştirme, nükleer kalite güvence sistemini, dokümantasyonu, izlenebilirliği, güvenlik kültürünü ve uzun vadeli sorumluluğu anlayan nitelikli yetkinliktir. Eğitim, denetim, sertifikasyon, deneyim aktarımı ve tekrarlı performans gerektirir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Arçelik Sürdürülebilirlikte Zirveyi Bırakmıyor Haber

Arçelik Sürdürülebilirlikte Zirveyi Bırakmıyor

Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketi Arçelik, sürdürülebilirlik alanındaki performansıyla dünyanın saygın listelerinde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Dünyanın en köklü yayınlarından TIME Dergisi’nin önde gelen istatistik kuruluşu Statista iş birliğinde üçüncüsünü yayımladığı “Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri” listesinde bu yıl 750 şirket arasında 89’uncu olarak sıralanan Arçelik, endekste bu yıl da sektörünün lideri oldu ve Türkiye’den listeye giren şirketler arasında zirvedeki yerini korudu. TIME dergisi ve Statista’nın “Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri 2026” listesi 43 ülkeden 5800’ü aşkın şirketin karbon emisyonu, sürdürülebilirlik hedef ve girişimlerine bağlılık, iş güvenliği, çalışan devir hızı, cinsiyet ücret farkı, yönetim kurulunda kadın oranı ve uluslararası raporlama standartlarına uyum gibi sürdürülebilirlik yönetimi ve şeffaflığına ilişkin 20'den fazla temel performans göstergesine göre 4 aşamalı bir süreç ile değerlendirilmesiyle oluşturuldu. Endeks, şirketleri Karbon Saydamlık Projesi (CDP) puanları, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) onaylı yakın ve uzun vadeli hedefleri, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi, UN Global Compact, S&P Global Sürdürülebilirlik Yıllığı, UNFCCC Race to Zero ve MSCI ESG sıralamaları ile Küresel Raporlama Girişimi (GRI), Sürdürülebilirlik Muhasebesi Standartları Kurulu (SASB) ve İklimle İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü (TCFD) ve Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) raporlama standartlarına uyum gibi göstergeleri de göz önüne alarak değerlendirdi. Liste, sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalarıyla fark yaratan ilk 750 şirketi sıraladı.  Arçelik CEO’su Can Dinçer: “Sürdürülebilirliği uzun vadeli büyüme stratejimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz” Arçelik’in sürdürülebilirliği raporlama gerekliliklerinin ötesinde, şirketin uzun vadeli değer yaratma yaklaşımının temel unsurlarından biri olarak ele aldığını belirten Arçelik CEO’su Can Dinçer, “Sürdürülebilirliği, uzun vadeli büyüme stratejimizin ve küresel rekabet gücümüzün ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyoruz. Değişen koşullar şirketlerin önceliklerini yeniden şekillendirirken, sürdürülebilirliği tüm değer zincirimizin merkezinde tutmaya devam ediyoruz. Ürün geliştirmeden üretime, tedarik zincirinden satış sonrası hizmetlere kadar her alanda kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan, çevik bir yapı inşa ediyoruz. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından onaylı yakın vadeli hedeflerimiz ve net sıfır yol haritamız doğrultusunda bu yaklaşımımızı ölçülebilir hedefler ve somut uygulamalarla destekliyoruz. Attığımız adımların TIME ve Statista gibi saygın kurumlar tarafından bir kez daha takdir edilmesi bizim için büyük bir gurur. ‘Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri’ listesinde üst üste üçüncü kez yer almak, sektörümüzdeki liderliğimizi ve Türkiye’den listeye giren şirketler arasındaki birinciliğimizi korumak, sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezinde konumlayan uzun vadeli yaklaşımımızın uluslararası ölçekte güçlü bir karşılık bulduğunu teyit ediyor. Bu başarının arkasında, dünyanın dört bir yanında aynı vizyonla çalışan ekiplerimizin emeği ve kararlılığı var. 2050 net sıfır emisyon hedefimize doğru ilerlerken, kaynakları daha verimli kullanan, teknolojiden güç alan ve insanı merkeze alan bir dönüşümü tüm değer zincirimizde yaygınlaştırmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Arçelik, sürdürülebilirlik performansıyla dünyanın en prestijli listelerinde üst sıralarda yer alıyor Arçelik, 2025 S&P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde 100 üzerinden 86 puan alarak yedinci kez üst üste DHP Dayanıklı Ev Aletleri Sektörü’nde en yüksek skoru elde eden şirket oldu. Corporate Knights’ın yayınladığı “Global 100 – Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri” listesine art arda altıncı kez girme başarısını gösteren Arçelik, dünya genelinde 45’inci, sektöründe ve Türkiye'de 1’inci sırada yer aldı. Ayrıca, Corporate Knights’ın hazırladığı Clean200 listesine dördüncü kez girdi ve 2026 Europe 50 listesinde yer aldı. Real Leaders’ın “2025 Top Impact Companies” listesinde de 1’inci sırada konumlandı. Arçelik, 2026 yılında CDP tarafından hem “İklim Değişikliği” hem de “Su Güvenliği” alanlarında art arda ikinci kez “A” notu aldı. Şirket, LSEG ESG performansı ile BIST Sürdürülebilirlik ve BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksleri’nde yer aldı. Ayrıca çevre, çalışan-insan hakları ve sürdürülebilir tedarik alanlarında göstermiş olduğu performans ile 2025 EcoVadis Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde 82 puan alarak değerlendiren şirketler arasında ilk %3’lük dilime girdi ve Altın EcoVadis madalyası ile ödüllendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.