Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Net Sıfır

Kapsül Haber Ajansı - Net Sıfır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Net Sıfır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Döngüsel Ekonomi, Çimento Sektörünün Net Sıfır Dönüşümünü Hızlandıracak Haber

Döngüsel Ekonomi, Çimento Sektörünün Net Sıfır Dönüşümünü Hızlandıracak

Çimento sektörünün net sıfır dönüşümünde döngüsel ekonomi uygulamalarının önemli bir rol üstlendiğini belirten TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, alternatif yakıt kullanımının fosil yakıt ihtiyacını ve ithal kaynaklara bağımlılığı azaltırken, alternatif hammadde kullanımının doğal kaynakların korunmasına katkı sağladığını vurguladı. Bozay, bu uygulamaların daha geniş ölçekte yaygınlaştırılması için altyapı, lojistik, politika ve finansman koşullarının birlikte geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Uygun atıkların enerji içeriğinden ve mineral bileşenlerinden yararlanılmasının hem atık yönetimi hem de kaynak verimliliği açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Bozay, 2025 yılında kullanılan 2,3 milyon ton alternatif yakıtın yaklaşık 1,21 milyon ton petrokok tasarrufuna karşılık geldiğini kaydetti. Bozay, “Bu rakamlar sektörümüzün döngüsel ekonomi alanında kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyuyor. Bununla birlikte, uygulamaların yaygınlaştırılması için önemli bir potansiyelimiz bulunuyor. Hedefimiz yalnızca atık miktarını artırmak değil, uygun atıkların güvenli, verimli ve sürdürülebilir biçimde üretim süreçlerine kazandırılmasını sağlamak olmalı” dedi. Düşük karbonlu üretim için bütüncül yaklaşım Döngüsel ekonomi uygulamalarının emisyon azaltımına katkısının alternatif yakıt ve hammadde kullanımıyla sınırlı olmadığını belirten Bozay, klinker ikamesi, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının da birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Yeşil Çimento Tebliği’nin düşük karbonlu çimento kullanımını destekleyen önemli bir düzenleme olduğunu ifade eden Bozay, tebliğ kapsamında önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 16,5 milyon ton klinker tasarrufu ve 11 milyon ton CO₂ emisyon azaltımı sağlanmasının öngörüldüğünün altını çizdi. Sektörün çevresel dönüşüm yatırımlarına da değinen Bozay, 2025 yılında toplam çevresel yatırımların 6 milyar TL’ye, yenilenebilir enerji yatırımlarının ise 4,1 milyar TL’ye ulaştığını ve her iki yatırım kaleminde de bir önceki yıla göre yaklaşık üç kat artış gerçekleştiğini belirtti. Alternatif yakıt ve ham madde kullanımının yaygınlaştırılmasının önündeki temel engeller arasında atıkların uygun şekilde ayrıştırılması, gerekli altyapının kurulması ve lojistik süreçlerin etkin yönetilmesinin bulunduğuna dikkat çeken Bozay, belediyeler, atık yönetimi kuruluşları ve sanayi arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Dönüşümün hızlanması için uzun vadeli ve erişilebilir finansman olanaklarının geliştirilmesinin de önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’de döngüsel ekonominin net sıfır hedeflerine katkısını artırmak için önceliğin atıkların kaynağında ayrıştırılmasından sanayide yeniden kullanılmasına kadar uzanan bütünleşik bir geri kazanım sistemi kurulması olduğunu belirten Bozay, kamu, sanayi ve finans sektörünün eş güdüm içinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bozay, “Döngüsel ekonomi tek başına net sıfır hedefinin çözümü değil, ancak bu hedefe ulaşmak için temel araçlardan biri. Atıkları kaynağa dönüştüren, doğal kaynak tüketimini ve klinker kullanımını azaltan, enerji verimliliğini artıran ve kalan emisyonları yeni teknolojilerle yöneten bütünleşik bir model kurabilirsek hem çimento sektörünün dönüşümünü hızlandırabilir hem de ülkemizin 2053 net sıfır hedeflerine önemli katkı sağlayabiliriz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi Haber

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olmasını ve konferansın teknoloji, sanayi, finansman ve uygulama boyutlarını değerlendirdi. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak konferans başkanlığını üstleneceği COP31’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak. Dünya Liderler Zirvesi de 11–12 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Vatansever, COP31’in yalnız Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük bir uluslararası organizasyon değil, enerji, sanayi, teknoloji ve finans politikalarının kesiştiği küresel bir platform olduğunu söyledi. “COP31’in anahtar kelimesi uygulama” COP31 Türkiye Başkanlığı ile müzakerelerden sorumlu Avustralya’nın hazırlık sürecinde konferansı bir “Uygulama COP’u” olarak tanımlamasını önemli bulduklarını belirten Vatansever, iklim diplomasisinde ölçülebilir sonuçların giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Vatansever şöyle konuştu: “Dünyanın yalnız iklim hedefi sıkıntısı yok, uygulama sıkıntısı da var. Emisyon azaltımını, enerji dönüşümünü, iklim finansmanını ve uyumu uzun süredir konuşuyoruz. Bundan sonraki kritik soru, verilen taahhütlerin ne kadarının sahada çalışan projelere ve gerçek yatırıma dönüştüğü olacak.” COP31 Eylem Gündemi’nin de yeni başlıklar üretmekten çok daha önce alınmış kararların hayata geçirilmesine, başarılı uygulamaların ölçeklenmesine ve finansmanın sahaya ulaşmasına odaklanmasını değerli bulduklarını kaydetti. 2035 için somut ve ölçülebilir hedefler COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylem Gündemi kapsamında 2035 perspektifinde bir dizi ölçülebilir küresel hedef ortaya koydu. Bu hedefler arasında nihai enerji talebinin elektrikle karşılanan bölümünün bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035’te yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık miktarındaki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji tüketim yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması bulunuyor. Üretim ve imalat sektöründe ise küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarılması hedefleniyor. Vatansever, hedeflerin ölçülebilir şekilde tanımlanmasını önemli bulduklarını belirterek şunları söyledi: “Yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün ne kadar büyük bir teknoloji ve altyapı ihtiyacı yaratacağını gösteriyor. Sanayiden ulaşıma, binalardan ısıtmaya kadar çok sayıda süreç daha fazla elektrik kullanacak. Bunun arkasında yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, yazılım ve çok büyük yatırım ihtiyacı bulunuyor.” “İklim dönüşümü aynı zamanda teknoloji dönüşümüdür” COP31 Küresel İklim Eylem Gündemi’nin altı ana ekseninden birinin finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme gibi hızlandırıcıları kapsamasına dikkat çeken Vatansever, iklim politikalarının teknoloji dünyasından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. “Net sıfır dönüşümü yalnız daha fazla güneş paneli ve rüzgâr türbini kurmak değildir. Akıllı şebekeler, batarya ve enerji depolama sistemleri, güç elektroniği, yapay zekâ, sensörler, nesnelerin interneti, dijital ikizler, veri analitiği ve yazılım bu dönüşümün tamamlayıcı teknolojileridir” dedi. Vatansever, yenilenebilir enerji üretiminin değişken yapısı nedeniyle dijitalleşmenin elektrik sistemlerinde giderek daha kritik hâle geldiğini, üretim ve talebin doğru tahmin edilmesinin enerji sistemlerinin verimliliğini artırabileceğini ifade etti. COP31’de yapay zekâ ve dijital teknolojilere özel gündem COP31 kapsamında 16 Kasım’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji tematik günü olarak planlanmasını BİDER açısından özellikle önemli bulduklarını belirten Vatansever, aynı gün yapay zekâ, dijital kamu altyapısı ve dijital teknolojilerin iklim eylemindeki rolünün ayrı bir oturumda tartışılacağına dikkat çekti. Aynı programda iklim inovasyonu ve girişimcilik, küçük ve mikro işletmeler, biyoteknoloji, yeşil sanayileşme ve iklim hedeflerini dikkate alan kamu alımları da gündemde olacak. Vatansever şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ enerji talebini tahmin etmekten elektrik şebekelerini yönetmeye, fabrikalarda enerji kullanımını optimize etmekten binaların tüketimini azaltmaya, tarımsal sulamadan afet risk analizine kadar çok geniş bir alanda iklim çözümünün parçası olabilir.” Ancak dijital dönüşümün kendi enerji tüketiminin de yönetilmesi gerektiğini belirten Vatansever, yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacının bilişim sektöründe verimlilik ve düşük karbonlu enerji kullanımını daha önemli hâle getireceğini söyledi. “Teknolojiyi iklim çözümünün parçası yaparken teknolojinin kendi enerji ayak izini de yönetmek zorundayız. Yeşil veri merkezleri, daha verimli işlem altyapıları ve temiz enerji kullanımı bilişim sektörünün rekabet kriterlerinden biri hâline gelecek.” “İklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek gerekiyor” COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından açıklanan İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarında yer alan hedefleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçladığını hatırlatan Vatansever, iklim finansmanında temel sorunlardan birinin hedef ile yatırım arasındaki boşluk olduğunu söyledi. “Bir ülkenin NDC belgesinde enerji dönüşümü hedefinin bulunması tek başına yatırım oluşturmuyor. Projenin teknik fizibilitesi, finansman modeli, izinleri, gelir modeli ve uygulayacak kapasitesi bulunmalı. Hedefleri bankaların ve yatırımcıların finansman sağlayabileceği projelere dönüştürmek iklim eyleminin en kritik aşamalarından biri” dedi. Vatansever, bu yaklaşımın COP31’in “uygulama” karakterini en iyi anlatan başlıklardan biri olduğunu ifade etti. İklim finansmanında 300 milyar ve 1,3 trilyon dolarlık çerçeve COP31’in iklim finansmanı tartışmalarını sıfırdan başlatmadığını, önceki konferanslarda alınan kararların uygulanmasının Antalya gündeminin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirten Vatansever, özellikle COP29’da kabul edilen yeni küresel finansman hedefini hatırlattı. COP29 kararında gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının gelişmiş ülkelerin öncülüğünde 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı. Aynı karar bütün kamu ve özel kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara ölçeklenmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmasını öngörüyor. Vatansever, bu rakamların COP31’in yeni hedefleri gibi sunulmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Antalya’da önemli mesele yeni bir finansman rakamı açıklamaktan çok, daha önce üzerinde uzlaşılan finansman hedeflerine nasıl ulaşılacağını ve paranın uygulanabilir projelerle nasıl buluşturulacağını tartışmak olacak.” “Finansman ile teknoloji transferi birlikte ilerlemeli” İklim dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin yalnız sermayeye değil teknoloji ve uygulama kapasitesine de ihtiyaç duyduğunu belirten Vatansever, teknoloji transferinin uluslararası iklim rejiminin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. “Bir ülkeye temiz enerji tesisi finansmanı sağlamak önemli, ancak teknolojiyi kullanacak mühendisin, işletme kabiliyetinin, bakım altyapısının ve yerel tedarik zincirinin de gelişmesi gerekiyor. Kalıcı dönüşüm, yalnız ekipmanın ithal edildiği değil bilginin ve yetkinliğin de ekonomide oluştuğu modeldir” dedi. “Yeşil sanayileşme yeni rekabet alanı” COP31’in 16 Kasım programında yeşil sanayileşmenin öncelikli başlıklar arasında yer almasını değerlendiren Vatansever, iklim politikasının sanayi ve dış ticaret politikalarından giderek daha az ayrılabildiğini söyledi. “Bir ürünün fiyatı ve kalitesinin yanında üretim sürecindeki enerji tüketimi ve karbon yoğunluğu da rekabet kriterine dönüşüyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık yalnız çevre yatırımı değil, sanayi rekabetçiliği yatırımıdır” dedi. Firmaların enerji ve karbon verilerini güvenilir şekilde ölçebilmesinin de yeni dönemde önemli bir dijital altyapı ihtiyacı oluşturacağını belirten Vatansever, teknoloji şirketleri açısından yeni bir pazar doğduğunu söyledi. “Karbon yönetimi veri yönetimidir. Ölçemediğiniz emisyonu azaltamaz, doğrulayamadığınız veriyi de piyasa mekanizmasının içine güvenilir biçimde sokamazsınız.” Türkiye’nin 2035 iklim hedefi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e sunduğu ikinci Ulusal Katkı Beyanı kapsamında 2035 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton karbondioksit eşdeğeri azaltarak 643 milyon ton CO₂e seviyesinde sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Vatansever, COP31 ev sahipliğinin Türkiye’nin kendi dönüşüm politikalarının uluslararası görünürlüğünü de artıracağını söyledi. “Türkiye Antalya’da yalnız konferansın ev sahibi olmayacak. Kendi enerji, sanayi, şehircilik ve iklim dönüşümü de uluslararası paydaşların yakından izleyeceği başlıklardan biri olacak” dedi. Vatansever, bu nedenle ev sahipliğinin Türkiye açısından teknoloji ortaklıklarını, proje geliştirme kapasitesini ve uluslararası finansmana erişimi güçlendirmek için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İklim Kanunu ve Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu’nun, yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda ulusal iklim politikasına yasal zemin oluşturduğunu belirten Vatansever, kanunun Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulmasını açıkça düzenlediğine dikkat çekti. Kanuna göre İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ETS kurulacak, ulusal tahsisat planlaması hazırlanacak ve tahsisatların dağıtımı yapılacak. Tam uygulama öncesinde ise bir pilot dönem gerçekleştirilecek. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin sağlıklı çalışması için şirketlerin emisyonlarını doğru ölçmesi, raporlaması ve doğrulaması gerekiyor. Bunun arkasında sensörlerden kurumsal yazılımlara, veri güvenliğinden denetim sistemlerine kadar ciddi bir dijital altyapı var.” Karbon piyasasının güvenilirliğinin büyük ölçüde veri kalitesine bağlı olacağını ifade etti. “KOBİ’ler yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetmeli” İklim dönüşümünün yalnız büyük sanayi şirketlerini ilgilendirmediğini belirten Vatansever, tedarik zincirleri üzerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin de giderek daha fazla enerji, emisyon ve sürdürülebilirlik verisiyle çalışmak zorunda kalacağını söyledi. “Bir KOBİ doğrudan bir karbon düzenlemesine tabi olmasa bile ürün verdiği büyük şirket kendisinden enerji tüketimi veya ürün karbon ayak izi bilgisi isteyebilir. Yeşil dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılacak” dedi. Vatansever, KOBİ’lerin enerji verimliliği, karbon ölçümü, dijitalleşme ve finansmana erişim konusunda desteklenmesinin Türkiye’nin sanayi ve ihracat rekabetçiliği açısından önemli olduğunu ifade etti. İklim teknolojileri girişimcilik için yeni pazarlar oluşturuyor COP31’in Bilim, Sanayi ve Teknoloji gününde iklim inovasyonu, girişimcilik ve küçük işletmelere ayrı oturum ayrılmasını da değerlendiren Vatansever, “climate-tech” ekosisteminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi. “İklim teknolojileri yalnız güneş paneli ve rüzgâr türbini değildir. Enerji depolama, batarya yazılımları, enerji yönetimi, karbon ölçümü, akıllı tarım, su teknolojileri, atık yönetimi, döngüsel ekonomi, yeşil lojistik, yeni malzemeler ve yapay zekâ çok büyük bir inovasyon alanı oluşturuyor” dedi. Türkiye’nin mühendislik, üretim ve yazılım gücünü bu alanlarda küresel ürünlere dönüştürmesinin yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini ifade etti. Döngüsel ekonomi teknolojiyle ölçeklenecek COP31 Başkanlığı’nın küresel atık artışını 2035’e kadar yarıya indirme ve üretimde küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e çıkarma hedeflerini değerlendiren Vatansever, döngüsel ekonominin de güçlü bir teknoloji ve veri altyapısına ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Akıllı toplama sistemleri, sensörler, görüntü işleme ile atık ayrıştırma, malzeme izlenebilirliği ve dijital ürün bilgileri döngüsel ekonominin ölçeklenmesini sağlayabilecek teknolojiler arasında. Atığı azaltmanın yanında kullanılan malzemeyi sistem içinde tekrar dolaşıma sokabilmek gerekiyor” dedi. Binalarda yüzde 25 hedefi yeni teknoloji pazarı yaratabilir COP31’in 2035’e kadar binalarda enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini değerlendiren Vatansever, bunun bina otomasyonu, sensörler, enerji yönetim sistemleri, yalıtım ve akıllı şebeke teknolojileri açısından önemli bir dönüşüm alanı oluşturduğunu söyledi. “Bir binayı daha verimli hâle getirmek yalnız fiziksel yalıtım yatırımı değildir. Isıtma, soğutma ve aydınlatmanın sensörler ve yazılımla ihtiyaca göre yönetilmesi de önemli tasarruf sağlayabilir. Bina teknolojileri ile bilişim sektörü giderek daha fazla iç içe geçiyor” dedi. “COP31 Türkiye için teknoloji diplomasisi fırsatıdır” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini yalnız diplomatik ve organizasyonel bir başarı olarak değerlendirmemek gerektiğini belirten Vatansever, Antalya’nın teknoloji, finansman ve yatırım ortaklıkları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. COP31 Green Zone’un ev sahibi Türkiye tarafından yönetileceğini ve iklim çözümleri ile inovasyonun sergileneceği halka açık bir alan olacağını hatırlatan Vatansever, Türk teknoloji ve sanayi şirketlerinin küresel aktörlere erişimi açısından bunun önemli bir vitrin oluşturabileceğini ifade etti. Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “COP31’de dünyanın hükümetleri, enerji şirketleri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, yatırımcıları, şehirleri, girişimcileri ve sivil toplumu Antalya’da bir araya gelecek. Türkiye’nin burada yalnız iyi bir ev sahibi olarak değil, teknoloji geliştiren, üretim yapan, yatırım yapılabilir projeler ortaya koyan ve çözüm ihraç edebilen bir ülke olarak görünmesi çok daha değerli. COP31’in en önemli mesajı hedefleri çoğaltmak değil, mevcut hedefleri uygulamaya dönüştürmek. Biz de bu dönüşümü yalnız bir çevre yükümlülüğü olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, finansman ve rekabet gücü dönüşümü olarak okumalıyız. İklim politikalarını teknolojiye, yatırıma, istihdama, ihracata ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürebildiğimiz ölçüde COP31 Türkiye açısından kalıcı ekonomik ve teknolojik değer oluşturabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vodafone'a Sürdürülebilirlikte Platin Madalya Haber

Vodafone'a Sürdürülebilirlikte Platin Madalya

Vodafone Grubu; çevre, sosyal ve yönetişim (ÇSY) alanlarında dünyanın önde gelen uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme platformlarından EcoVadis’in sürdürülebilirlik değerlendirmesinde üst üste üçüncü kez Platin madalya kazandı. Vodafone, 100 üzerinden 88 puanla dünya telekomünikasyon sektörü ortalamasının üzerinde yer alırken, değerlendirmeye tabi tutulan tüm şirketler arasında ilk yüzde 1’lik dilime yerleşti. “Çevre”, “İşgücü ve İnsan Hakları”, “Etik”, “Sürdürülebilir Tedarik” olmak üzere dört temanın ele alındığı değerlendirmede her bir alanda şirketlerin politika, onay, sertifika ve raporlamaları incelendi. Vodafone, 2023'te 80 olan genel EcoVadis puanını 2026'da 88'e yükseltti. İnsana ve becerilere sürekli yatırım Vodafone’un “İşgücü ve İnsan Hakları” puanındaki iyileşme çalışan gelişimi, kariyer planlaması, kurum içi hareketlilik, beceriler ve refah alanlarına yaptığı sürekli yatırımı yansıtıyor. Vodafone, 2026 mali yılı boyunca müşteri deneyimi, operasyonel mükemmellik ve yapay zekâ dahil olmak üzere iş stratejisiyle uyumlu becerilere yatırım yapmaya devam etti. Şirket ayrıca, çalışanlarına departmanlar arası veya uluslararası projelere katılma, Vodafone ülkeleri arasında uzmanlıklarını paylaşma ve yeni yetkinlikler ile deneyim kazanma fırsatları sunuyor. Çalışan refahına önem veren Vodafone, çalışanlar, yükleniciler ve iş ortakları için güvenli ve sağlıklı bir ortam sağlama konusundaki global taahhüdünün yanı sıra fiziksel ve zihinsel sağlığı, mali refahı ve iş-yaşam dengesini destekleyen programlar geliştiriyor. Tedarik zinciri değerlendirme süreçleri güçlendirildi Vodafone’un “Sürdürülebilir Tedarik” puanı, tedarikçi değerlendirme, denetim, eğitim ve sürdürülebilirlik programlarının daha da geliştirilmesinin ardından yükseldi. Vodafone, start-up’lardan küçük işletmelere ve büyük çokuluslu şirketlere kadar 8 bin 500’den fazla tedarikçiyle çalışıyor. İhale, tedarikçi seçimi ve performans yönetimi süreçlerine çevresel, sosyal ve yönetişim kriterleri dahil ediliyor. Vodafone 2026 mali yılında daha sistematik ve risk temelli bir yaklaşımla tedarik zinciri durum tespiti programını güçlendirdi. Denetim kapsamı, 2025 mali yılına kıyasla yaklaşık dört katına çıkarıldı ve yüksek riskli tedarikçilere, kategorilere ve lokasyonlara odaklanıldı. Bulguların ardından yapılandırılmış düzeltici eylem planları ve tedarikçi performans yönetimi uygulandı. 2026 mali yılında Vodafone’un ÇSY performans yönetim sistemine 238’den fazla tedarikçi dahil edildi. Bu tedarikçiler, şirketin global tedarik harcamalarının yarısından fazlasını kapsıyor. Vodafone ayrıca çalışma koşulları ve tedarikçi yönetimi uygulamaları hakkında daha doğrudan bilgi edinmek amacıyla bağımsız iş ortağı geliştirme araçları ve denetimler yoluyla stratejik tedarikçilerini değerlendirdi. Afrika, Asya ve Avrupa’da ikinci kademe tedarikçiler ve Vodacom’a özel tedarikçilerin denetimleri de dahil olmak üzere 21 ayrıntılı tedarikçi denetimi gerçekleştirildi. Şebeke elektriğinin tamamı yenilenebilir kaynaklardan Vodafone, emisyonları azaltmak, iklimle ilgili riskleri yönetmek ve uzun vadeli net sıfır hedeflerini desteklemek amacıyla 2025 mali yılından 2027 mali yılına kadar alınacak önlemleri belirleyen İklim Geçiş Planını uygulamaya devam etti. Şirket, 2026 mali yılında global operasyonlarında satın alınan ve kullanılan şebeke elektriğinin tamamını yenilenebilir kaynaklardan şebekeye aktarılan elektrikle karşıladı. Kapsam 1 ve 2’ye ait piyasa temelli sera gazı emisyonları, Vodafone’un 2020 mali yılı referans seviyesine kıyasla %85 daha düşüktü. Kapsam 3 emisyonları, bir önceki yıla göre %11 azalarak 6,11 milyon ton karbondioksit eşdeğerine geriledi. Bu, 2020 mali yılına göre %18’lik bir azalmayı temsil ediyor. Siber güvenlik, üst düzey öncelikler arasında Vodafone’un etik yaklaşımı yönetişim, risk yönetimi, eğitim ve bağımsız denetime tabi bilgi güvenliği kontrolleriyle destekleniyor. Siber güvenlik, Yönetim Kurulu düzeyinde bir öncelik olmaya devam ediyor. Vodafone, 900’den fazla çalışandan oluşan global bir siber güvenlik ekibine sahip. Avrupa ve Afrika pazarlarında ortak bir güvenlik modeli uyguluyor. Şirketin Yönetişim, Risk ve Kontrol ekibi, politika ve standartları belirliyor, siber riskleri ölçüyor ve bilgi güvenliği sertifikalarını yönetiyor. Vodafone, global teknoloji birimini ve Türkiye dahil 11 yerel pazarı kapsayan; bilginin gizliliğini, bütünlüğünü ve erişilebilirliğini korumaya yönelik çerçeve sağlayan, dış denetime tabi ISO 27001 bilgi güvenliği sertifikasına sahip bulunuyor. Vodafone, zorunlu siber güvenlik eğitimleri, üç ayda bir yapılan oltalama simülasyonları, bağımsız sızma testleri ve düzenli iç ve dış denetimler yoluyla kontrolleri güçlendirmeye devam ediyor. Grup genelinde her yıl binden fazla sızma testi gerçekleştiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

LOGISTECH’te Geleceğin Yakıtları Konuşuldu Haber

LOGISTECH’te Geleceğin Yakıtları Konuşuldu

İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen LOGISTECH - 5. Uluslararası Lojistik, Depolama ve Teknolojileri Fuarı’nda taşımacılık sektörünün sürdürülebilir dönüşümü ele alındı. Fuar kapsamındaki söyleşide biyoyakıtların kullanım alanları, Türkiye’nin üretim potansiyeli ve uluslararası düzenlemelerin sektöre etkileri konuşuldu. “Yeni Nesil Biyoyakıt Çözümleri” temasıyla düzenlenen DEKATHON 2026’da ise öğrenciler, girişimciler ve sektör temsilcileri biyoyakıt teknolojilerine yönelik yeni fikirler geliştirmek üzere bir araya geldi. İZFAŞ’ın katkıları, DB Tarımsal Enerji ve DEPARK iş birliğiyle gerçekleştirilen DEKATHON, geçen yıl ulaşımda karbonsuzlaşma temasıyla ilk kez düzenlendi. Bu yıl biyoyakıt çözümlerine odaklanan etkinlik kapsamında, DB Tarımsal Enerji standında fikir geliştirme çalışmaları yapıldı ve alandaki girişimlerin desteklenmesine yönelik adımlar ele alındı. Gençler ve sektör temsilcileri aynı platformda buluştu Programda; iş modeli geliştirme çalışmaları, uzman bilgilendirmeleri ve firma-öğrenci görüşmeleri yapıldı. Yaşar Üniversitesi Bilgi ve Teknoloji Transfer Ofisi’nin katkısıyla Ar-Ge projeleri, patent veri tabanları, sınai mülkiyet hakları ve proje yönetimi konularında da bilgilendirme gerçekleştirildi. DEKATHON 2026’da takımlar; hammadde izlenebilirliğinden kaynak verimliliğine, biyoteknolojiden sürdürülebilir tarıma kadar yedi çalışma alanında çözüm geliştirecek. Fuarın ardından yapılacak ön elemede seçilecek 10 takım, çevrim içi mentörlük görüşmeleriyle finale hazırlanacak. 22 Ekim’de Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Yerleşkesi’ndeki DEPARK BAMBU Girişimcilik Merkezi’nde gerçekleştirilecek sekiz saatlik ideathon ve jüri değerlendirmesi sonunda ilk üç takım belirlenecek. DEKATHON 365 yaklaşımıyla proje takibi yarışma sonrasında da devam edecek. DEPARK, takımları uygun destek programlarına yönlendirirken projelerin prototip geliştirme ihtiyaçları DB Tarımsal Enerji ve ilgili firmalarla değerlendirilecek. Türkiye’nin rekabet gücü ele alındı Fuar kapsamında “Ulaşımda Karbonsuzlaşma ve Türkiye’nin Rekabet Gücü: Regülasyonlardan Fırsatlara” başlıklı söyleşi düzenlendi. Ege Üniversitesi Biyokütle Enerji Sistemleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Günnur Koçar’ın moderatörlüğündeki oturumda, Arkas Bunker Sürdürülebilirlik Müdürü Erdinç Altun, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Enerji Uzmanı Hasan Emrah Çelebioğlu ve Biyoyakıt Sanayi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Borovalı konuşmacı olarak yer aldı. Arkas Bunker Sürdürülebilirlik Müdürü Erdinç Altun, denizcilik sektöründe yeşil enerji, metanol ve biyoyakıt gibi alternatif yakıtların kullanımının giderek arttığını belirterek, Türkiye’de biyoyakıt kullanan gemilerin bulunduğunu ifade etti. Altun, armatörlerin geçiş sürecindeki en önemli çekincelerinden birinin motor güvenliği olduğunu belirterek, “Gemi sahipleri en çok ‘Motoruma bir şey olur mu?’ diye soruyor. Bizim biyoyakıt kullanan gemilerimiz var ve bugüne kadar hiçbir sorun yaşamadık” dedi. Biyoyakıt kullanımında teknik uygulamaların yanı sıra yakıtın üretiminden kullanımına kadar tüm emisyonların dikkate alınması gerektiğini belirten Altun, “Uluslararası sertifikasyon süreçlerinin güçlendirilmesi gerekiyor” diye konuştu. “Türkiye önemli bir yakıt ikmal merkezi olabilir” EPDK Enerji Uzmanı Hasan Emrah Çelebioğlu, Avrupa Birliği düzenlemelerinin sürdürülebilir yakıtlara yönelik talebi artırdığını belirtti. Çelebioğlu, Türkiye’nin coğrafi konumunun da önemli bir fırsat sunduğuna dikkat çekerek, “Türkiye, özellikle Süveyş Kanalı üzerinden geçen gemiler için önemli bir yakıt ikmal merkezi olma potansiyeline sahip” dedi. Sürdürülebilir yakıt ekosisteminin hammadde, pazar, üretim, teknoloji ve sertifikasyon başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Çelebioğlu, “Türkiye’nin Avrupa Birliği 2050 net sıfır hedefi doğrultusunda ortak bir yol haritasına ihtiyacı var, bu konuda sektörlerin ortak bir konuşma dili oluşturması gerekiyor” diye konuştu. “Enerjiyi verimli kullanmak da önemli” Biyoyakıt Sanayi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Borovalı ise biyoyakıtların ulaşım sektöründe dönüşüm sürecini hızlandırabileceğini belirterek, “Kara, hava ve deniz taşımacılığında mevcut motor teknolojileriyle kullanılabilen ‘drop-in’ yakıtlar, yeni yakıtlara geçişi kolaylaştırıyor. Türkiye’nin sahip olduğu atık ve biyokütle kaynakları da bu alanda önemli bir hammadde potansiyeli oluşturuyor” dedi. Biyoyakıt üretiminde atıkların da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Borovalı, biyorafineri yaklaşımının önemine dikkat çekerek, “Bir ürün üretirken ortaya çıkan atıkları da başka ürünlere dönüştürebildiğimiz çoklu bir üretim modeline geçiyoruz. Atığın kaynağında belirlenmesi, toplanması ve ayrıştırılması bu sistemin en önemli aşamalarından biri” derken sürdürülebilir üretimde su ve enerji verimliliğinin de önem taşıdığını ifade etti. Borovalı, “Artık yalnızca ne kadar enerji ürettiğimize değil ne kadar su ve enerji tükettiğimize de bakıyoruz. Enerjiyi daha fazla üretmek kadar mevcut enerjiyi korumak ve verimli kullanmak da önemli” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CCC Yenilenebilir Enerji Kullanımını ve AR-GE Yatırımlarını Artırdı Haber

CCC Yenilenebilir Enerji Kullanımını ve AR-GE Yatırımlarını Artırdı

Yıldız Holding ve Gumlink A/S ortaklığıyla kurulan; Yupo, Oneo, Kremini, Bonbon ve Yıldız markalarıyla sakız ve şekerleme kategorilerinde, Everwell ve Ülker Pastil markalarıyla takviye edici gıda kategorisinde faaliyet gösteren Continental Confectionery Company (CCC), ikinci Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. 1 Ocak–31 Aralık 2025 dönemini kapsayan raporda yer alan performans verileri CCC’nin Ergene/Tekirdağ’daki üretim tesisinden sağlandı. GRI Standartları referans alınarak hazırlanan rapordaki seçili çevresel ve sosyal göstergeler bağımsız sınırlı güvence çalışmasına tabi tutuldu. Raporda, CCC’nin Yıldız Holding’in “Bu Dünya Bizim” vizyonu ve “İsrafsız Şirket” iş modeli doğrultusunda yürüttüğü çalışmalar ile gelecek dönem hedeflerine yer veriliyor. CCC Murahhas Azası Yahya Ülker, rapora ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “İkinci Sürdürülebilirlik Raporumuzla 2025 yılı performansımızı, önceliklerimizi ve gelecek dönem hedeflerimizi paydaşlarımızla paylaşıyoruz. Yıldız Holding’in ‘Bu Dünya Bizim’ vizyonu ve ‘İsrafsız Şirket’ iş modeli doğrultusunda sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. SBTi tarafından onaylanan bilim temelli emisyon azaltım hedeflerimiz çerçevesinde 2050 Net Sıfır taahhüdümüze yönelik dönüşüm çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kaynakların verimli kullanımı, sorumlu tedarik, çalışma arkadaşlarımızın gelişimi, AR-GE ve inovasyon önümüzdeki dönemde de öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alacak. Bu çalışmalara katkı sunan tüm çalışma arkadaşlarımıza, iş ortaklarımıza ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” Elektrik tüketiminin yüzde 31’i yenilenebilir enerjiyle belgelendirildi CCC, 2025 yılında elektrik tüketiminin yüzde 31’ine karşılık gelen 12.000 MWh yenilenebilir enerjiyi (Güneş ve Rüzgar Enerjisi Santrali) I-REC sertifikalarıyla belgelendirdi. Şirket, SBTi (Science Based Targets initiative) tarafından onaylanan bilim temelli hedefleri doğrultusunda 2022 baz yılına göre 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını yüzde 42, üretilen ürün başına Kapsam 3 emisyonlarını yüzde 51,6 ve Kapsam 3 FLAG (Forest, Land and Agriculture) emisyonlarını yüzde 30,3 azaltmayı hedefliyor. CCC’nin uzun vadeli hedefleri arasında 2050 yılına kadar Kapsam 1 ve 2 emisyonlarında yüzde 90, üretilen ürün başına Kapsam 3 emisyonlarında yüzde 90 ve Kapsam 3 FLAG emisyonlarında yüzde 72 azaltım yer alıyor. Enerji ve çevre yönetimi ile su ayak izi çalışmalarını ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 14046 Su Ayak İzi standartları doğrultusunda yürüten CCC, çevresel yönetim yaklaşımını Gold seviyesindeki Green Check sertifikasıyla da belgelendirdi. Kaynakların verimli kullanımı için çalışmalarını sürdürüyor CCC, Ergene/Tekirdağ’daki üretim tesisinde 2025 yılında oluşan atıkların tamamını geri dönüşüme kazandırarak, 2024 yılında yüzde 95 olan geri dönüşüm oranını 2025 yılında yüzde 100’e çıkardı. Su yönetimini de öncelikli çalışma alanlarından biri olarak ele alan CCC, üretim süreçlerindeki kayıp ve kaçak noktalarının belirlenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu kapsamda alınan önlemlerle günlük yaklaşık 95 ton su kaybının önüne geçildi. Şirket, suyun verimli kullanımını desteklemeye, kayıp ve kaçakları azaltmaya ve geri kazanım olanaklarını geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yerel ve sorumlu tedarik yaklaşımını güçlendiriyor CCC’nin 2025 yılında çalıştığı 650 tedarikçinin yüzde 93’ünü yerel tedarikçiler oluşturdu. Şirketin tedarikçilere yaptığı ödemelerin yaklaşık yüzde 71’i yerel tedarikçilere yönlendirilirken, yıl içinde 773 ton RSPO sertifikalı ham madde tedarik edildi. Sosyal uygunluk kapsamında ise 33 ham madde tedarikçisi amfori BSCI (Business Social Compliance Initiative) çerçevesinde denetlendi. CCC, ürün kalitesi ve gıda güvenliği süreçlerini BRC, IFS ve Helal sertifikasyonları kapsamında yönetirken tedarik zincirinde sosyal ve çevresel performansın daha geniş bir tedarikçi grubuna yayılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Çalışanlara 35.959 saat eğitim Yıldız Holding’in “Mutlu Et Mutlu Ol” yaklaşımı doğrultusunda çalışan deneyimi ve gelişimine yönelik programlarını sürdüren CCC, 2025 yılında 1.138 çalışanıyla faaliyet gösterdi. Çalışanlara yıl boyunca toplam 35.959 saat eğitim sağlanırken, çalışan başına ortalama eğitim süresi 31,6 saat olarak gerçekleşti. CCC, çalışanlarının gelişimini destekleyen öğrenme ve liderlik programlarının yanı sıra çalışan deneyimi, kapsayıcılık ve iş sağlığı ve güvenliği alanlarındaki çalışmalarını sürdürüyor. AR-GE harcamaları 55,3 milyon TL’ye ulaştı CCC’nin 2024 yılında 35 milyon TL olan AR-GE harcamaları, 2025 yılında 55,3 milyon TL seviyesine ulaştı. Şirket, aynı dönemde sakız ve şekerleme kategorilerinde 89 yeni ürün projesini tamamladı. AR-GE ve inovasyon çalışmalarını yeni ürün geliştirme, süreç iyileştirme ve dijitalleşme alanlarında sürdüren CCC; yapay zekâ destekli planlama sistemleri, IoT tabanlı üretim izleme çözümleri ve veri odaklı karar mekanizmalarından da yararlanıyor. Şirket, bu çalışmalarla üretim, planlama ve proje yönetimi süreçlerinde verimlilik ve izlenebilirliği geliştirmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı Haber

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı

YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, enerji sektörünün önde gelen yöneticilerini, yatırımcılarını ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede enerji güvenliği, yenilenebilir enerji yatırımları, şebeke altyapısı, batarya depolama, yeşil hidrojen ve bölgeler arası enerji bağlantıları masaya yatırıldı. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son, Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız ile Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo’nun da aralarında bulunduğu konuşmacılar, Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika arasında bir temiz enerji merkezi olma potansiyeline dikkat çekti. Zirvede yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin coğrafi konumunun kalıcı ekonomik değere dönüşmesi için yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, teknoloji yatırımları ve sınır ötesi bağlantılarla desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye daha büyük rol üstlenebilir Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, Türkiye’nin Avrupa’nın enerji güvenliği açısından önemli bir ortak olduğunu belirtti. Orta Asya, Hazar Denizi ve Azerbaycan üzerinden geliştirilebilecek bağlantılar ile Doğu Akdeniz’deki hidrojen altyapısı girişimlerine dikkat çeken Matthes, elektrik, hidrojen ve enerji depolama çözümlerinin birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Türkiye ile Avrupa arasındaki iş birliğinin enerji üretimiyle sınırlı olmadığını belirten Matthes, Türkiye’deki üretim tesislerinin Avrupa’nın rüzgâr enerjisi sektörüne sağladığı katkıya işaret etti. Batarya sistemleri ve enerji dönüşümünün diğer kritik bileşenlerinde geliştirilecek üretim kapasitesinin bu ilişkiyi daha da güçlendirebileceğini söyledi. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son’un kıtalar ve enerji sistemleri arasındaki bağlantılara odaklanan değerlendirmeleri de temiz enerji dönüşümünde uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koydu. Güvenli ve uygun maliyetli enerjiye erişim ile bölgeler arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, zirvenin ortak gündem başlıkları arasında yer aldı. Enerji güvenliği ulusal güvenliğin parçası hâline geldi YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız, enerji dönüşümünün sanayinin rekabet gücü ve hanelerin enerjiye erişimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Enerji güvenliği artık bir ulusal güvenlik meselesi. Güvenli, temiz ve uygun maliyetli enerjiye ihtiyacımız var” dedi. Yerel temiz enerji üretiminin ithal yakıtlara bağımlılığı azaltabileceğini belirten Yıldız, komşu ülkelerle kurulacak güçlü bağlantıların arzın baskı altında kaldığı dönemlerde daha fazla seçenek sunacağını söyledi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları, güçlü sanayi altyapısı ve ticaret deneyimiyle bu dönüşümde önemli bir fırsata sahip olduğunu ifade etti. Yıldız, Türkiye’nin temiz enerji üretiminden ekipman imalatına ve mühendislik hizmetlerine kadar değer zincirinin tamamında rol üstlenebileceğini belirtti. Yeşil hidrojende merkez olma potansiyelinin hayata geçirilmesi için altyapının, standartların ve uzun vadeli alım anlaşmalarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Depolama yatırımları dönüşümün hızını belirleyecek Zirvede öne çıkan ortak başlıklardan biri, yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyümenin güçlü bir şebeke altyapısıyla desteklenmesi oldu. Birçok pazarda enerji projelerinin şebeke bağlantı kapasitesi beklediğini belirten Yıldız, daha güçlü şebekelere, daha hızlı bağlantı süreçlerine ve akıllı dijital kontrol sistemlerine yatırım yapılması gerektiğini söyledi. Fabrikalara ve yerleşimlere yakın temiz enerji üretiminin batarya depolama sistemleriyle birleştirilmesinin önemine değinen Yıldız, bu yapıların ana şebekeye bağlanarak akıllı biçimde yönetilmesinin bütün sistemin güvenilirliğini artırabileceğini belirtti. Batarya depolamanın yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağladığını ve şebekeye esneklik kazandırdığını ifade etti. Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo da zirvede tanıtılan “Türkiye 2035 120+ GW Güneş ve Rüzgâr Geleceğine Yönelik Stratejik Yol Haritası” çalışmasının sonuçlarını paylaştı. Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği toplam 120 GW güneş ve rüzgâr kurulu güç hedefini değerlendiren Aruffo, depolamalı üretim, hibrit projeler ve öz tüketim yatırımlarıyla temel senaryonun üzerinde yaklaşık 50 GW ilave kapasite potansiyeli bulunduğunu aktardı. Bu potansiyelin gerçekleşme hızında şebeke yatırımlarının belirleyici olacağını vurguladı. Üretimden teknolojiye bütünleşik enerji yaklaşımı Tolunay Yıldız, YEO’nun temiz enerji üretimi, batarya sistemleri, dijital kontrol çözümleri, şebekeler ve trafo merkezlerini tek bir enerji ekosisteminin parçaları olarak ele aldığını belirtti. Avrupa ve Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan 40 ülkedeki projelerde bu yetkinlikleri bir araya getirdiklerini ifade eden Yıldız, aynı uzmanlığın gelecekteki yeşil hidrojen projelerinin ihtiyaç duyacağı elektrik altyapısına da katkı sağlayabileceğini söyledi. Enerji dönüşümünün hedeflerle sınırlı kalmaması ve uygulanabilir projelere dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, İstanbul’daki zirveyi ortak hedeflerin somut adımlara dönüştürülmesi açısından önemli bir buluşma olarak değerlendirdi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının enerji dönüşümündeki rolünü güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Yıldız, İstanbul’da kurulan iş birliklerinin yeni projelerle sürdürülmesi çağrısında bulundu. REAP Battery fabrikasında buluştular Üç günlük zirve programı, katılımcıların YEO Teknoloji’nin Tuzla’daki REAP Battery fabrikasını ziyaret etmesiyle tamamlandı. Küresel enerji sektörünün temsilcileri, yıllık 5 GWh üretim kapasitesine sahip tesiste batarya enerji depolama sistemlerinin üretim süreçlerini, batarya yönetim sistemlerini, yazılım çözümlerini ve yerel mühendislik çalışmalarını yerinde inceledi. Fabrika ziyaretinde enerji depolamanın birkaç yıl öncesine kadar yenilenebilir enerji projelerini destekleyen ek bir çözüm olarak görüldüğü, bugün ise enerji sisteminin temel bileşenlerinden biri hâline geldiği vurgulandı. Batarya sistemlerinin arz ve talebi dengelemesi, şebeke kararlılığını desteklemesi ve yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağlaması ele alındı. REAP Battery fabrikası, zirve boyunca tartışılan temiz enerji, depolama, şebeke ve dijital kontrol başlıklarının üretime ve teknolojiye dönüştüğü somut örneklerden biri olarak değerlendirildi. Katılımcılar, enerji dönüşümünün gerçek projeler, güvenilir teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası iş birlikleriyle ilerleyeceği mesajıyla İstanbul’dan ayrıldı. YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde başarıyla tamamlanan 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, Türkiye’nin temiz enerji kaynaklarını sanayi, teknoloji ve mühendislik gücüyle birleştirmesi hâlinde Avrupa’nın enerji güvenliğinde daha büyük bir rol üstlenebileceğini ortaya koydu. Zirvede, bu rolün gelişmesi için üretim yatırımlarıyla birlikte şebeke kapasitesinin, enerji depolama altyapısının ve sınır ötesi bağlantıların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Dii Desert Energy Liderlik Zirvesi hakkında 2010 yılından bu yana düzenlenen Dii Desert Energy Liderlik Zirveleri, MENA çöllerinden yerel pazarlara ve ihracata yönelik iklim nötr, düşük maliyetli ve güvenli enerji sağlanmasının önünü açıyor. Her yıl düzenlenen zirve; emisyonsuz enerji değer zinciri boyunca faaliyet gösteren sektör liderlerini, projeleri hayata geçiren geliştiricileri, enerji şirketlerini ve yatırımcıları bir araya getiriyor. Bu yönüyle Dii Zirvesi, sıfır emisyonlu enerji pazarlarının oluşturulmasını başlatma ortak hedefi etrafında şekillenen, sektördeki benzersiz üst düzey buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Dii Desert Energy hakkında Dii Desert Energy, Dubai merkezli faaliyet gösteren bağımsız ve uluslararası bir düşünce kuruluşu ve sektör ağıdır. MENA bölgesindeki güçlü varlığıyla insanları, ülkeleri ve temiz enerji pazarlarını küresel ölçekte birbirine bağlayan Dii Desert Energy; çöllerden güvenli, uygun maliyetli, net sıfır veya negatif emisyonlu enerji sağlanmasının önünü açmayı amaçlıyor. Dii Desert Energy’nin 35 ülkeden 100’ün üzerinde şirket ve kuruluşu buluşturan platformu; üst düzey yöneticileri, kamu karar vericilerini, Ar-Ge kuruluşlarını ve akademik kurumları harekete geçiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye ve Almanya Enerji İş Birliğini Yeni Alanlara Taşıyor Haber

Türkiye ve Almanya Enerji İş Birliğini Yeni Alanlara Taşıyor

Bakan Bayraktar, Türkiye ile Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti arasında düzenlenen iş forumuna katıldı. Eyalet Başbakanı Hendrik Wüst’ün de yer aldığı toplantıda Türk ve Alman iş insanlarına seslenen Bakan Bayraktar, “Almanya, Avrupa’daki başlıca ticaret ortağımız olmaya devam ediyor ve Kuzey Ren-Vestfalya bu ilişkinin tam kalbinde yer alıyor.” dedi. İmalat Sektörü Zorda Kaldı Bakan Bayraktar, son dönemdeki jeopolitik krizlerin enerji güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin önemini ortaya koyduğunu dile getirerek “Bunu, son dönemde Avrupa’da yaşanan enerji krizi sırasında gördük; enerji maliyetlerindeki ani artış, keskin enflasyonist baskılara yol açtı ve enerji yoğun imalat sektörünü zor durumda bıraktı.” diye konuştu. Enerjide Bağımsız Türkiye Türkiye olarak politikalarını bu gerçekler doğrultusunda şekillendirdiklerini ifade eden Bakan Bayraktar, “Ulusal enerji politikamızın tamamı üç temel direk üzerine inşa edilmiştir; enerji arzının güvence altına alınması, enerji ithalatına bağımlılığın ortadan kaldırılması ve 2053 yılına kadar ‘Net Sıfır Emisyon’ hedefimize doğru ilerlemeye devam etmek. Nihai vizyonumuz basit ama güçlüdür: Tamamen enerji bağımsızlığına sahip bir Türkiye.” dedi. Yüzde 75’i Rüzgâr ve Güneşten Bakan Bayraktar, Avrupa’daki elektrik tüketiminde Almanya ve Fransa’nın ardından üçüncü sırada yer aldıklarını,125 bin megavatı aşan kurulu gücün yüzde 63’ünden fazlasını yenilenebilir kaynakların oluşturduğunu dile getirerek 2025 yılında, rüzgâr ve güneş enerjisinden üretilen elektriğin tüm endüstriyel tüketimin yaklaşık yüzde 75’ini karşıladığını anlattı. Yeni Nesil Projeler TANAP ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi koridorların sadece iç talebi karşılamakla kalmadığını, Avrupa’nın da arz güvenliğini aktif olarak güçlendirdiğini vurgulayan Bakan Bayraktar, “Bu derin deneyime dayanarak Alman ortaklarımızla doğal gaz ve yeşil hidrojenden modern elektrik şebekelerine ve kritik malzemelere kadar uzanan yeni nesil ortak projeleri hayata geçirebiliriz.” diye konuştu. Finansmanın Önemi Bakan Bayraktar, bu bağlamda finansmanın önemine işaret ederek “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, ‘Net Sıfır’ hedeflerine ulaşmak için küresel temiz enerji yatırımlarının 2030’ların başlarında yıllık 4,5 trilyon doların üzerine çıkması gerekiyor. Küresel ölçekte rekor düzeyde harcama yapılmasına rağmen fiili yatırımlar hâlâ ihtiyaç duyulan miktarın çok gerisinde.” dedi. Almanya’nın Belirleyici Rolü Finansman açığını kapatma noktasında Almanya’nın finansal gücü, sermaye desteği ve ortak girişimlerde risk paylaşımının belirleyici bir rol oynayabileceğini söyleyen Bakan Bayraktar, “Türkiye’nin proje yürütme kapasitesini Almanya’nın finansal imkânlarıyla birleştirerek iddialı geçiş hedeflerini finansman sağlanabilir, somut varlıklara dönüştürebiliriz.” diye konuştu. 11,2 Milyar Avroluk Hacim Forum öncesinde Bakan Bayraktar, Vestfalya Eyaleti Başbakanı Wüst ile baş başa görüştü. Görüşmeye ilişkin sosyal medyadan açıklama yapan Bakan Bayraktar, “Kuzey Ren-Vestfalya ile 11,2 milyar avroya ulaşan güçlü ticaret hacmimizi; sanayinin temiz enerji ihtiyacını karşılayacak ve dışa bağımlılığını azaltacak sürdürülebilir yatırımlarla desteklemeye kararlıyız.” ifadelerini kullandı. Güçlü İş Birliği Bakan Bayraktar, iş insanlarıyla birlikte katıldığı “Türkiye-Kuzey Ren-Vestfalya Yuvarlak Masa Toplantısı” ile ilgili olarak da sosyal medyadan “Her iki ülkenin enerji arz güvenliğine ve sürdürülebilir kalkınmasına büyük katkı sunacak bu güçlü iş birliğini desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz.” paylaşımı yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak Haber

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak

Coface Metal Sektörü Ekonomisti Simon Lacoume, “Endüstriyel metaller yeni bir döneme giriyor. Enerji dönüşümü önemli ölçüde yeni talep yaratırken arzın bu talebe yanıt verme kapasitesi giderek azalıyor. Bu iki unsurun bir araya gelmesi bakır, nikel ve alüminyum üzerinde kalıcı bir baskı oluşturabilir ve metal fiyatlarında yeni bir yükseliş dönemini başlatabilir” dedi. Enerji dönüşümü talebi hızlandırıyor Düşük karbonlu teknolojilerin yükselişinden önce de metallere olan talebi güçlü yapısal eğilimler destekliyordu. Kentleşme, altyapı yatırımları ve gelişmekte olan ekonomilerin büyümesi, önümüzdeki yıllarda küresel tüketimi artırmaya devam edecek. İnşaat sektörü küresel çelik tüketiminin yaklaşık yüzde 50’sini oluştururken elektrifikasyon halihazırda küresel bakır talebinin yaklaşık dörtte üçüne karşılık geliyor. Uzun süredir devam eden bu talebe artık enerji dönüşümü ve dijitalleşmenin yarattığı talep de ekleniyor. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, bataryalar, elektrik şebekeleri ve veri merkezleri yoğun metal kullanımı gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Açıklanan Taahhütler Senaryosu’na (APS) göre temiz teknolojiler, 2035 yılına kadar küresel bakır ve nikel talebinin yüzde 35’ini oluşturabilir. Arz neden talebe yetişemiyor? Talepteki bu hızlanma karşısında arz aynı tempoda ilerlemekte zorlanıyor. Maden arama projelerinin yüzde 1’inden azı faaliyete geçen bir madene dönüşürken mevcut projelerde yeni kapasite geliştirilmesi ortalama 20 yıla yakın sürebiliyor. Bu süre 2000’li yılların başında 15 yıldan daha azdı. Düşük yatırım getirileri, maden yataklarındaki cevher tenörlerinin düşmesi ve artan maliyetler de üreticilerin üretimi hızla artırma kapasitesini sınırlandırıyor. Buna tedarik zincirlerindeki yüksek coğrafi yoğunlaşma da ekleniyor. Endonezya küresel nikel cevheri üretiminin yüzde 67’sini gerçekleştirirken Çin, birçok metalde dünya rafinaj kapasitesinin yarısından fazlasını elinde bulunduruyor. Ticaret kısıtlamaları da giderek artıyor. Kritik minerallerin ithalatını veya ihracatını etkileyen ve 2025 yılı sonu itibarıyla yürürlükte olan önlemlerin sayısı 1.138’e ulaşırken bu sayı 10 yıl önce 357 seviyesindeydi. Bakır, nikel ve alüminyumda 2035’e kadar yapısal arz açığı Arz ve talep arasındaki dengesizliğin, enerji dönüşümü açısından kritik öneme sahip metallerde özellikle belirgin hale gelmesi bekleniyor. Alüminyum, bakır ve nikelde talebin, karbonsuzlaşma sürecinde ilave bir hızlanma yaşanmasa dahi önümüzdeki 10 yılda arzdan daha hızlı büyüyeceği öngörülüyor. Bununla birlikte söz konusu metallerin her biri bu durumdan aynı ölçüde etkilenmiyor. Ekonomilerin elektrifikasyonu ve dijital altyapının geliştirilmesi açısından kritik öneme sahip bakırda, senaryoya bağlı olarak 2035 yılına kadar 1,5 milyon ton ile 6,5 milyon ton arasında arz açığı oluşabilir. Net Sıfır Emisyon Senaryosu’nda bu açık küresel talebin yüzde 17’sine kadar ulaşabilir. Veri merkezlerindeki hızlı büyüme de bu baskıları daha da artırabilir. Nikel ise bataryalar ve elektrikli mobilitenin etkisiyle enerji dönüşümünden en fazla etkilenen metal olarak öne çıkıyor. Net Sıfır Senaryosu’nda rafine nikel piyasasında 2035 yılına kadar yaklaşık 6,5 milyon tonluk arz açığı oluşabilir. Bu rakam, öngörülen talebin yaklaşık yüzde 35’ine karşılık geliyor. Alüminyum piyasasında da arz-talep dengesinin sıkılaşması bekleniyor. Arz açığı 5 milyon ton ile 15 milyon ton arasında gerçekleşerek öngörülen talebin yaklaşık yüzde 10’una ulaşabilir. Alüminyumda kısıtın temelinde kaynakların mevcudiyetinden çok sanayi kapasitesi, gerekli yatırımlar ve rekabetçi fiyatlarla elektriğe erişim bulunuyor. Metallerde yeni bir yükseliş dönemine doğru Bu baskıların fiyatlar üzerinde kalıcı bir etki yaratması bekleniyor. Coface, bakır ve nikel fiyatlarının önümüzdeki 10 yılda yaklaşık iki katına çıkabileceğini öngörürken alüminyum fiyatlarında da güçlü bir artış bekliyor. Buna karşılık çelik ve çinko, arz koşullarının daha az kısıtlı olması ve enerji dönüşümünün yarattığı yeni talebe daha sınırlı ölçüde maruz kalmaları nedeniyle daha düşük risk taşıyor. Üreticiler açısından önümüzdeki dönemde fiyatların yanı sıra kritik metallere erişimin güvence altına alınması, geri dönüşümün geliştirilmesi ve malzeme yoğunluğunun azaltılması da rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline gelebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu Haber

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Haftası, dünya liderlerinin yanı sıra iş dünyası, kamu, Birleşmiş Milletler ve sivil toplum temsilcilerini New York’ta bir araya getirdi. Hafta boyunca sürdürülebilir büyüme, iklim eylemi, insan hakları, finansman ve teknolojik dönüşüm gibi küresel gündemin öncelikli başlıkları farklı platformlarda ele alındı. Bu gündemin iş dünyası boyutunun öne çıktığı buluşmalardan biri de UN Global Compact Liderler Zirvesi 2026 oldu. İki gün süren Zirve, 750’yi aşkın iş dünyası lideri, yatırımcı, politika yapıcı, Birleşmiş Milletler temsilcisi ve sürdürülebilirlik uzmanını bir araya getirdi. Liderler Zirvesi’nde sürdürülebilir büyüme ve dayanıklılık gündemdeydi “Sürdürülebilir Büyümeyi ve Dayanıklılığı Sağlamak” odağında gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nde, jeopolitik belirsizlikler, ekonomik dalgalanmalar ve hızlanan teknolojik dönüşüm karşısında şirketlerin dayanıklılığını nasıl güçlendirebileceği ve sürdürülebilirlik taahhütlerini nasıl ölçülebilir sonuçlara dönüştürebileceği tartışıldı. 20’yi aşkın oturum ve 175 konuşmacının yer aldığı Zirve; liderlik ve iş etiği, iklim ve doğa, insan hakları ve insana yakışır iş, sürdürülebilir finans ve sermaye, kolektif eylem ve sistem değişikliği ile politika, satın alma ve tedarik zincirleri olmak üzere altı ana başlık etrafında şekillendi. Zirve’nin ilk gününde şirketlerin sürdürülebilirliği risk yönetimi, iş stratejisi, yatırım kararları ve operasyonlarına nasıl entegre edebileceğine odaklanılırken; insan hakları durum tespiti, temiz enerji dönüşümü ve yapay zekânın sorumlu kullanımı da gündeme taşındı. İkinci gün ise şirketlerin kendi operasyonlarının ötesine geçilerek sürdürülebilir dönüşümü hızlandıran veya sınırlayan politika, finansman, piyasa yapıları ve tedarik zincirleri ele alındı. İklim ve doğa dönüşüm planlarından toplumsal cinsiyet eşitliği ve insana yakışır ücrete, sürdürülebilir finanstan satın alma ve tedarik zincirlerine kadar farklı alanlarda şirketlerin tek başına çözemeyeceği sorunlar karşısında kolektif eylem ve iş birliğinin önemi öne çıktı. Türkiye’den iş dünyası liderleri küresel gündeme katkı sundu Türkiye’den iş dünyası temsilcileri, UN Global Compact Liderler Zirvesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Haftası boyunca farklı üst düzey toplantı ve oturumlarda yer aldı. Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Liderler Zirvesi’nde risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratmaya odaklanan oturumda; Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ise temiz enerji dönüşümünün hızlandırılmasının ele alındığı oturumda konuşmacı olarak yer aldı. Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ, belirsizlik dönemlerinde iş dünyası liderliğinin ele alındığı oturuma; DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam ise tedarik zincirlerindeki zorlukların büyüme ve fırsata dönüştürülmesine odaklanan oturuma konuşmacı olarak katıldı. BM Genel Merkezi’nde davete özel olarak düzenlenen Private Sector Forum’a ise Türkiye’den Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz, Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ katıldı. İş dünyası, kamu ve Birleşmiş Milletler’den üst düzey liderlerin yer aldığı forumda küresel gelişmeler karşısında özel sektörün rolü ele alındı. BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin 15. yılı kapsamında ILO Ofisi’nde gerçekleştirilen CEO to Executive Roundtable on Human Rights toplantısına Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız katıldı. Toplantıda insan haklarının şirketlerin dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratımındaki rolü ile insan hakları taahhütlerinin iş stratejilerine ve operasyonlara yansıtılması değerlendirildi. UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele ve DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam da BM Genel Merkezi’nde kamu ve özel sektörden üst düzey temsilcilerle sürdürülebilir satın almanın daha dirençli, kapsayıcı ve rekabetçi tedarik zincirleri oluşturmadaki rolünün ele alındığı, açılış konuşmalarını T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın gerçekleştirdiği High-Level Forum on Sustainable Procurement’a katılım gösterdi. COP31 öncesinde iş dünyasının öncelikleri New York’ta ele alındı New York’taki haftanın UN Global Compact Türkiye açısından öne çıkan gündemlerinden biri de Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 oldu. UN Global Compact Türkiye, 21 Eylül’de UN Global Compact Merkez Ofisi’nde “Taahhütten Eyleme: COP31 için İş Dünyasının Öncelikleri ve İş Birlikleri” başlıklı davete özel yuvarlak masa toplantısını gerçekleştirdi. UN Global Compact ile 10’dan fazla ülke ağının iş birliğinde düzenlenen toplantı, farklı ülke ve sektörlerden iş dünyası liderleri ile kamu, Birleşmiş Milletler ve COP31 paydaşlarını bir araya getirdi. Toplantının açılışında UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele, UN Global Compact Genel Sekreter Yardımcısı Melissa Powell ve Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı Net Sıfır Yol Haritaları Birimi Başkanı Amanda Wormald katılımcılara hitap etti. Yuvarlak masa tartışmaları ise UN Global Compact Enerji ve Denizcilik Bölümü Başkanı Erik Giercksky moderasyonunda gerçekleştirildi. COP31’in taahhütlerin somut uygulamalara dönüştüğü bir “Uygulama COP’u” olmasına katkı sunmayı amaçlayan toplantıda; COP31 yolunda iş dünyasının öncelikleri, taahhütlerden uygulamaya geçiş ile COP31’e yönelik öncelik ve perspektifler olmak üzere üç ana başlık ele alındı. Toplantı, farklı pazarlardaki iş dünyası deneyimlerinin küresel iklim gündemiyle buluşturulması ve COP31’e giden süreçte uygulamayı hızlandıracak iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir diyalog zemini oluşturdu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.