Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Net Sıfır

Kapsül Haber Ajansı - Net Sıfır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Net Sıfır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı: “Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu. Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı Haber

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı

Akbank, işletmelerin sürdürülebilir finansmana erişimini kolaylaştırmak ve yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırmak amacıyla başlattığı Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları programının ilk etkinliğini Bursa’da gerçekleştirdi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ve Akbank Dönüşüm Akademisi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte, işletmelerin yeşil dönüşüm yatırımlarını hayata geçirirken ihtiyaç duydukları sürdürülebilir finansman kaynaklarına nasıl erişebilecekleri tüm yönleriyle değerlendirildi. Program kapsamında Akbank’ın sürdürülebilir finansman ürünleri, uluslararası fon kaynakları, EBRD GEFF II Yeşil Ekonominin Finansmanı Programı, uygun yatırım alanları, başvuru süreçleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından sunulan teşvik ve destek mekanizmaları katılımcılarla paylaşıldı. Program sonunda yapılan görüşmede ise katılımcı firmalar, Akbank sürdürülebilir finansman uzmanları ve Akbank Sürdürülebilir Finansman Ekosistemi’nde yer alan çözüm ortaklarıyla bire bir görüşme fırsatı buldu. Böylece işletmeler, yatırım ihtiyaçlarına uygun finansman kaynakları, bankacılık ürünleri, teknik danışmanlık ve teknoloji çözümleri hakkında kapsamlı bilgi edinerek yeşil dönüşüm yolculuklarını hızlandıracak somut adımları değerlendirdi. “Yeşil dönüşüm, işletmeler için stratejik bir büyüme gündemi” Etkinlikte konuşan Akbank Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Özlem Atik, “Yeşil dönüşüm artık işletmeler için yalnızca bir uyum başlığı değil; verimlilik, rekabet gücü, ihracat kapasitesi ve uzun vadeli dayanıklılık açısından stratejik bir büyüme gündemi. Bu dönüşümü doğru zamanda ve doğru finansman modeliyle yöneten şirketlerin geleceğin değer zincirlerinde daha güçlü konumlanacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda Akbank’ta sürdürülebilirliği uzun vadeli stratejimizin merkezine koyuyoruz. 2030 yılına kadar 800 milyar TL sürdürülebilir finansman sağlama hedefimiz doğrultusunda bugün 758 milyar TL’yi aşan bir hacme ulaştık. Bu rakam, söz konusu kritik alanda müşterilerimizin çözüm ortağı olma hedefimizin önemli bir yansıması. Finansman gücümüzle birlikte işletmelerin doğru yatırım alanlarını belirlemesine, uygun finansman kaynaklarına erişmesine, teşvik ve destek mekanizmalarından yararlanmasına ve teknik çözüm sağlayıcılarla buluşmasına katkı sunmayı da önceliklendiriyoruz. Bu çalışmalarımıza Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile yeni bir halka ekledik. Yeşil dönüşümde şirketlerin güvenilir finansman ve çözüm ortağı olarak hareket etmeye devam edeceğiz” dedi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz “Yeşil dönüşüm vizyonunun yatırıma dönüşmesi güçlü bir finansal mimariyi de gerektirir. Uluslararası raporlar, iklim ve sürdürülebilir kalkınma yatırımları için her yıl trilyonlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Ülkemizde 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda önümüzdeki dönemde enerji, sanayi, ulaştırma ve binalar başta olmak üzere geniş bir alanda çok büyük ölçekli yatırımlara ihtiyaç duyulacağı açıktır. Dolayısıyla yeşil dönüşüm, iyi niyetle değil doğru finansmanla; temenniyle değil ölçülebilir projelerle; günü kurtaran adımlarla değil uzun vadeli stratejiyle başarıya ulaşacaktır. Bu nedenle bu etkinlikte ele aldığımız finansman modelleri, sanayicimiz için büyük önem taşıyor. Bu kapsamda Akbank’ın Yeşil Finansman Ekosistemi, EBRD’nin GEFF Türkiye II programı ve Bakanlığımızın enerji verimliliği destekleri, firmalarımızın dönüşüm yolculuğunda güçlü birer kaldıraç niteliğinde görüyorum. Bu kaynakların doğru projelerle buluşması, Bursa’nın dünya ticaretindeki payını artıracak, ihracatçımızın rekabet gücünü geliştirecek ve sanayimizin geleceğe daha güvenli adımlarla yürümesini sağlayacaktır.” Şeklinde konuştu. Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları farklı illerde devam edecek Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile işletmelerin yeşil dönüşüm yolculuklarında ihtiyaç duydukları bilgiye, finansmana, teknik desteğe ve çözüm ortaklarına daha kolay erişebilmesi hedefleniyor. Program kapsamında, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, kaynak verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması, su ve atık yönetimi gibi alanlarda yatırım planlayan firmalara sürdürülebilir finansman modelleri konusunda yol gösterilmesi amaçlanıyor. Akbank, bu etkinlik serisini Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdürmeyi ve sürdürülebilir finansman ekosistemini daha fazla şehirde, daha fazla işletme ve daha fazla paydaşla buluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TAV Havalimanları’ndan Karbon Yönetiminde Önemli Başarı Haber

TAV Havalimanları’ndan Karbon Yönetiminde Önemli Başarı

Havalimanı işletmeciliğinde Türkiye’nin dünyadaki lider markası TAV Havalimanları’nın işlettiği tüm havalimanları, ACI EUROPE tarafından yürütülen Havalimanı Karbon Akreditasyonu (ACA) programına dahil oldu. Program kapsamında Ohrid Havalimanı Seviye 2, Almatı Havalimanı ise Seviye 1 sertifikası aldı. Daha önce Seviye 2 sertifikasına sahip Tiflis ve Üsküp havalimanları ile Seviye 1 düzeyindeki Milas-Bodrum ve Batum havalimanları, gerekli kriterleri tamamlayarak Seviye 3'e yükseldi. TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Serkan Kaptan “İşlettiğimiz tüm havalimanlarını 2030’a kadar karbon nötr, en geç 2050’de ise net sıfır emisyon hedefine ulaştırma hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışıyoruz. Almatı ve Ohrid havalimanlarımızın da programa dahil olmasıyla, portföyümüzdeki tüm havalimanları karbon emisyonlarının yönetimi ve azaltımını bağımsız olarak değerlendiren Havalimanı Karbon Akreditasyonu (ACA) programı kapsamında sertifikalandırılmış oldu. Çevresel sorumluluğu operasyonel mükemmeliyet anlayışımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Dört havalimanımız halihazırda karbon nötr seviyesinde bulunurken, yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji verimliliğine yönelik yatırımlarımızla bu sayıyı artırmayı hedefliyoruz. Paydaşlarımızla birlikte çalışarak havacılık sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelesine katkı sunmayı sürdüreceğiz.” dedi. TAV Havalimanları portföyündeki havalimanlarının ACA programındaki mevcut seviyeleri şöyle: Seviye 4+: Ankara EsenboğaSeviye 4: Enfidha-HammametSeviye 3+: İzmir Adnan Menderes, AntalyaSeviye 3: Milas Bodrum, Tiflis, Batum, Üsküp, Seviye 2: Gazipaşa, Monastir, Medine, OhridSeviye 1: Almatı Havalimanı Karbon Akreditasyonu (ACA) havalimanlarının karbon emisyonlarını yönetme ve azaltma çalışmalarını bağımsız olarak değerlendiren, 7 seviyeden oluşan küresel bir sertifikasyon programıdır. 2009 yılında ACI Europe tarafından başlatılan program, bugün 91 ülkede 590 havalimanını kapsamaktadır. TAV Havalimanları hakkında Havalimanı finansmanı, geliştirme ve işletmeciliğinde küresel bir marka olan TAV Havalimanları, 2025’te 113 milyon yolcuya hizmet verdi. Şirket Türkiye, Kuzey Makedonya, Gürcistan, Kazakistan, Tunus, Letonya, Suudi Arabistan ve Hırvatistan’da toplam 15 havalimanında faaliyet gösteriyor. TAV Havalimanları, iştirakleriyle gümrüksüz mağazacılık, yiyecek-içecek, yer hizmetleri, bilişim, özel güvenlik ve ticari işler olmak üzere havalimanı operasyonlarının her adımında entegre hizmet sunuyor. Şirket hisseleri Borsa İstanbul’da işlem görüyor ve BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alıyor. TAV Havalimanları, 2050’de net sıfır emisyon hedefiyle hareket ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UN Global Compact Türkiye’den Dünya Çevre Günü’nde İş Dünyasına Çağrı Haber

UN Global Compact Türkiye’den Dünya Çevre Günü’nde İş Dünyasına Çağrı

Küresel veriler, iklim eyleminde zaman kaybetmeden ilerlenmesi gereken bir dönemde olduğumuzu ortaya koyuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) State of the Global Climate 2025 raporuna göre 2015–2025 arasındaki dönem kayıtlardaki en sıcak 11 yıl oldu. 2025 yılında küresel sıcaklık sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43°C üzerinde seyretti. Artan sıcaklıklar; su stresi, gıda güvenliği, altyapı baskısı, enerji talebi ve tedarik zinciri kesintileri gibi başlıkları şirketler için daha görünür hale getiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Global Energy Review 2026 raporuna göre küresel enerji kaynaklı CO₂ emisyonları 2025’te yüzde 0,4 arttı. UNEP’in Emissions Gap Report 2025 raporu, mevcut politikalarla dünyanın bu yüzyıl sonuna kadar yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınma patikasında ilerlediğini ortaya koyuyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırabilmek için küresel emisyonların 2035’e kadar 2019 seviyelerine göre yüzde 55 azaltılması gerekiyor. Mevcut gidişat ile bilimsel hedefler arasındaki bu fark, iklim eyleminde daha hızlı ve kararlı adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu dönüşümde iş dünyasına da önemli bir rol düşüyor. Küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümü iş dünyasının faaliyetleri ve değer zincirlerinden kaynaklanırken, şirketler aynı zamanda düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapma, inovasyonu hızlandırma ve tedarik zincirlerini dönüştürme kapasitesi ile dönüşümü hızlandırma gücüne sahip aktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte şirketlerin enerji kullanımı, üretim süreçleri, satın alma kararları, tedarik zinciri yönetimi, yatırım planları ve kaynak verimliliği gibi alanlarda atacağı adımlar küresel iklim hedeflerine ulaşılmasında önemli bir rol oynayacak. COP31 Türkiye iş dünyasının küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, iklim kanunu çalışmaları, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, sürdürülebilirlik raporlaması standartları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere küresel düzenleyici gelişmeler, şirketlerin düşük karbonlu ekonomiye geçişini artık ertelenemez bir rekabet meselesi haline getiriyor. COP31, bu dönüşümün hızlandırılması ve Türkiye iş dünyasının küresel değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor. COP31’in “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması; verilen hedeflerin nasıl hayata geçirileceğinin tartışıldığı ve somut ilerleme için tüm paydaşların birlikte çalışacağı bir süreci tanımlıyor. COP31'in ana gündem maddeleri olan sıfır atık, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, temiz enerji geçişi ve iklim uyumu; önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken alanları ortaya koyuyor. Bu alanlarda şirketlerimiz taahhütlerini güçlendirerek, ilerlemeyi şeffaf raporlayarak, inovasyonla dönüşümü ölçeklendirerek ve tüm değer zincirine yayarak küresel rekabet güçlerini artırabilir. İş birliği, dönüşümün hızını ve etkisini artıracak İklim krizi, hiçbir kurumun tek başına çözebileceği bir sorun değil. COP31’e giden süreçte kamu, özel sektör, finans kuruluşları, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler ekosistemi arasında kurulacak güçlü iş birlikleri, Türkiye’nin iklim eylemine katkısını artırmak açısından kritik önem taşıyor. Hedefleri uygulamaya geçirme zamanı Bilim temelli hedefler, şirketlerin iklim taahhütlerini ölçülebilir ve izlenebilir azaltım patikalarına dönüştürmesi açısından önemli bir araç sunuyor. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi), şirketlerin sera gazı emisyon azaltım hedeflerini iklim bilimiyle uyumlu şekilde belirlemelerine ve doğrulatmalarına imkan sağlıyor. SBTi verilerine göre dünya genelinde 11 binden fazla şirketin hedefleri doğrulanmış durumda. Türkiye’de de 100’e yakın şirketin SBTi sürecine dahil olması ve bu sayının giderek artması, iş dünyasında bilim temelli iklim hedeflerine yönelik ilginin güçlendiğini gösteriyor. UN Global Compact Türkiye, şirketleri bilim temelli iklim hedeflerini belirleme, uygulamaya taşıma, ilerlemeyi izleme ve paydaşlarla iş birliğini güçlendirme süreçlerinde desteklemeye devam ediyor. Hızlandırma programları, eğitimler, kaynaklar, küresel ve yerel deneyim paylaşımı ağları ile iş dünyasının iklim eylemine katkısını artırmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKÇİMENTO’dan Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Mesajı Haber

TÜRKÇİMENTO’dan Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Mesajı

TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay: “Çimento sektörü olarak yeşil dönüşümü, çevresel sorumluluğun ötesinde, sürdürülebilir büyüme ve rekabet gücümüzün temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve insan odaklı gelişimi birlikte ele alarak geleceği inşa ediyoruz. Alternatif yakıt ve ham madde kullanımının yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarıyla çevresel etkilerimizi azaltırken aynı zamanda üretim gücümüzü daha verimli ve rekabetçi hale getiriyoruz. Türk çimento sektörü, döngüsel ekonomi uygulamalarıyla üretim süreçlerinde doğal kaynak kullanımını azaltırken farklı sektörlerden çıkan atıkları ekonomiye kazandırıyor. 2025 yılı verilerine göre alternatif yakıt kullanımı 2,3 milyon tona ulaşırken, sektör ısıl enerji ihtiyacının yaklaşık %13,2’sini alternatif yakıtlardan karşılıyor. Aynı dönemde kullanılan 7,7 milyon ton alternatif ham madde sayesinde doğal kaynakların korunmasına katkı sağlanırken, üretim süreçlerinde kaynak verimliliği artırılıyor. Çimento sektörü, enerji yoğun üretim yapısına rağmen yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırarak karbon ayak izini azaltmaya devam ediyor. Güneş enerjisi santralleri, rüzgar enerjisi yatırımları ve atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’u yenilenebilir ve geri kazanılmış enerji kaynaklarından sağlanıyor. Yalnızca atık ısı geri kazanım teknolojisi kapsamında, 17 fabrikada faaliyet gösteren 27 hatta kurulu 164,5 MW gücümüz sayesinde, 658 bin hanenin ve yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik enerjisi tüketimine eşdeğer enerji üretiyoruz. Elde edilen bu enerjiyle, ilgili fabrikalarımızın elektrik ihtiyacının yaklaşık %30’unu karşılıyoruz. Enerji verimliliği uygulamaları ve alternatif enerji kaynakları, sektörün hem çevresel performansını hem de uluslararası rekabet gücünü destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Yeşil Dönüşüm ve Rekabet Gücü Birlikte İlerliyor Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülük aşamasına geçmesiyle birlikte, düşük karbonlu üretim çevresel bir tercih olmanın ötesine geçerek küresel ticaretin vazgeçilmez gerekliliklerinden biri haline geliyor. Türk çimento sektörü, düşük karbonlu üretim teknolojileri, alternatif yakıt kullanımı, enerji verimliliği projeleri ve dijital izleme sistemleriyle bu dönüşüme hazırlıklarını sürdürüyor. 2053 Net Sıfır Hedefi İçin Kararlı Adımlar Türk çimento sektörü, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Çimento Sektörü Düşük Karbonlu Yol Haritası doğrultusunda 2053 net sıfır emisyon hedefine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yol haritası kapsamında, sektörün karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşabilmesi için karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri (CCUS), alternatif enerji kaynakları, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilikçi üretim teknolojileri alanlarında 2053 yılına kadar yaklaşık 30 milyar ABD doları tutarında yatırım yapılması öngörülüyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Bugün sürdürülebilirlik ile rekabet gücü birbirinden ayrılmaz hale geldi. Avrupa Yeşil Mutabakatı, SKDM ve yeni karbon düzenlemeleri, sanayide dönüşümü hızlandırıyor. Türk çimento sektörü olarak bu süreci bir risk değil, ülkemizin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini daha ileri taşıyacak stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda sektörümüz, düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapmaya devam ediyor. Karbon yakalama teknolojilerinden yenilenebilir enerji yatırımlarına, enerji verimliliğinden dijital dönüşüme kadar geniş bir alanda yürüttüğümüz çalışmalarla hem çevresel sorumluluklarımızı yerine getiriyor hem de Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunuyoruz.” TÜRKÇİMENTO, çevre dostu üretim, dijital dönüşüm, kaynak verimliliği ve insan odaklı gelişim alanlarındaki çalışmalarını sürdürerek Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Havacılığın Yeşil Geleceğine Güç Veren Yatırım Haber

Havacılığın Yeşil Geleceğine Güç Veren Yatırım

Kuruluşundan bu yana sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte örnek uygulamalara imza atan İGA İstanbul Havalimanı, 240 megavat (MW) toplam kurulu güce sahip Eskişehir Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımıyla ‘Tüm Elektrik İhtiyacını Güneş Enerjisinden Karşılayan Dünyanın İlk Mega Havalimanı’ oldu. Yaklaşık 3 milyon metrekarelik alanda 220 milyon euro yatırımla faaliyete geçen proje sayesinde İGA İstanbul Havalimanı, operasyonlarında kullandığı elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlayarak hem dünya havacılık sektöründe önemli bir ilke imza attı hem de 2050 Net Sıfır Emisyon hedefleri doğrultusunda kritik bir eşiği geride bıraktı. Küresel havacılık sektörünün en büyük yenilenebilir enerji yatırımlarından Eskişehir GES’in resmî açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımıyla Ankara’da düzenlenen “2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni” kapsamında yapıldı. 2026 yılı itibarıyla operasyonlarını tamamen yeşil enerjiyle sürdüren ve 2050 Net Sıfır Emisyon yol haritasının yüzde 30-40 önünde ilerleyerek küresel sürdürülebilirlik standartlarını yeniden tanımlayan İGA İstanbul Havalimanı, Eskişehir GES yatırımı ile enerji dönüşümü ve karbonsuzlaşma yolculuğunun en stratejik adımlarından birini hayata geçirmiş oldu. “Her yıl 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunu önlüyoruz” İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, konuya ilişkin değerlendirmesinde, sürdürülebilirliği; operasyonlarının yan unsuru değil, temel yapı taşı olarak konumlandırdıklarını belirterek, şunları kaydetti: “2025 yılında devreye aldığımız Eskişehir Güneş Enerji Santralimiz, sürdürülebilirliği merkeze alan anlayışımızın en güçlü yansıması. GES ile sadece 5 ay içinde, yıllık toplam elektrik tüketimimizin yüzde 54’üne karşılık gelen enerjiyi ürettik. 2026’da ise sorumluluk alanlarımızdaki elektrik tüketimimizin tamamını güneşten karşılar hâle geldik. Bu, dünyanın en büyük havalimanlarından birinin tüm elektrik ihtiyacını yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle karşıladığı anlamına geliyor. Bu, havacılık tarihinde bir ilk.” Bu başarının, rakamların ötesinde anlam taşıdığını ifade eden Bilgen, GES yatırımıyla her yıl 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunu önlediklerini bildirdi. Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını 2019 baz yılına kıyasla yüzde 27,8 oranında azalttıklarını ve 2050 Net Sıfır Emisyon hedeflerine giden yol haritalarının yüzde 30-40 ilerisinde olduklarını ifade eden Bilgen, şu değerlendirmelerde bulundu: “Avrupa havalimanlarının öngördüğü dönüşüm hızının çok üzerindeyiz. Bu, bizim için bir gurur kaynağı ve daha büyük adımlar atmak için güçlü bir motivasyon. Eskişehir GES, sadece İGA için değil, enerji yoğun çalışan tüm sektörler için bir referans noktası hâline geldi. Havalimanı ölçeğinde bu dönüşümü gerçekleştiren ilk kurum olarak şuna inanıyoruz; büyümek ile gezegenimizi korumak arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Doğru vizyon, doğru teknoloji ve kararlı bir iradeyle ikisi birlikte mümkün. Daha temiz bir gelecek ulaşılmaz bir ideal değil, bugün hayata geçirdiğimiz bir gerçektir.” Büyüme ve sürdürülebilirliği aynı hedefte buluşturuyor Büyümesini; çevresel etkilerini azaltan ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlayan yatırımlarla destekleyen İGA İstanbul Havalimanı, ‘Dünyayı koruma’ stratejisi kapsamında, Eskişehir GES yatırımı ile her yıl yaklaşık 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunun önüne geçmeyi hedefliyor. Engellenen bu emisyon miktarı, santralin 25 yıllık ekonomik ömrü boyunca yaklaşık 517 milyon kızılçam ağacının karbon tutma kapasitesine eş değer bir çevresel fayda sağlayacak. Temiz enerjisini tesis sınırları dışından sağlıyor İGA İstanbul Havalimanı, 2050 Net Sıfır Emisyon taahhüdü doğrultusunda ilerlerken, daha önce yüzde 50 olarak belirlediği 2030 yenilenebilir enerji hedefini de yüzde 90’a yükseltti. Terminal binasının özgün mimari yapısını ve estetik bütünlüğünü korumak amacıyla güneş panellerini terminal çatısı yerine Eskişehir’deki santral sahasında konumlandıran İGA İstanbul Havalimanı, Türkiye’nin uzaktan yenilenebilir enerji kullanımına izin veren ileri düzey enerji mevzuatı sayesinde tesis sınırları dışında yer alan bir santralden sağlanan yüzde 100 temiz enerjiyle faaliyetlerini sürdüren dünyadaki ilk mega havalimanı unvanı kazandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Telekom’dan, Sürdürülebilir Geleceğe Katkı! Haber

Türk Telekom’dan, Sürdürülebilir Geleceğe Katkı!

Sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş süreçlerine entegre ederek, ulaşımdan sağlığa, enerjiden güvenliğe kadar pek çok alanda çevre dostu çözümler sunan Türk Telekom, yeni nesil çevreci iletişim teknolojileri ile güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara yönelerek yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiriyor. İklim değişikliğiyle mücadelede ve su yönetiminde öncü adımlar atmaya devam eden Türk Telekom, Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği Programı’nda en yüksek seviye olan “A” notunu 2025 yılında da korurken, Su Güvenliği Programı’ndaki ilk raporlamasında “A-” notunu elde ederek Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedeflerine de katkı sunmaya devam ediyor. Sivas’ta inşa ettiği GES, yıllık 128 MWp enerji üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük yenilenebilir enerji tesislerinden biri olarak enerji üretimine başlayan Türk Telekom, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve karbon yönetimi alanlarındaki çalışmalarla, 2030 yılına kadar emisyonlarını %45 azaltmayı ve 2050 yılında "Net Sıfır"a ulaşmayı hedefliyor. Sıfır Atık Vakfı tarafından, sıfır atık dünyası yönünde somut adımlar atmak amacıyla, düzenlenen Sıfır Atık Festivali ve Sıfır Atık Forumu’nun destekçileri arasında yer alan Türk Telekom; çevre dostu teknolojileri ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunuyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türk Telekom olarak teknolojiyi yalnızca dijital dönüşümün değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceğin de en güçlü araçlarından biri olarak görüyoruz. Çevresel sorumluluğu tüm faaliyetlerimizin merkezine alırken enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve çevre dostu teknolojiler alanında çalışmalar yürütüyor, enerji bağımsızlığı ve sürdürülebilir bir gelecek yolunda ülkemiz için önemli adımlar atmaya devam ediyoruz. Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde düzenlenen Sıfır Atık Forumu ve Sıfır Atık Festivali’nin sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sunacağına inanıyorum. Bu yıl ‘Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık’ temasıyla düzenlenen forumun, ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesinde önemli bir farkındalık zemini oluşturduğuna inanıyoruz. COP31’in ülkemizde gerçekleştirilecek olması Türkiye için küresel ölçekte önemli bir adım niteliği taşırken, Türk Telekom olarak sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımız ve teknoloji odaklı çözümlerimiz ile COP31’de yer almaya hazırlanıyoruz. Doğal kaynakların korunmasını odağına alan anlayışımızla çevresel etkimizi en aza indirmeyi hedefliyor, teknolojiyi sürdürülebilirlik hedeflerimize entegre ederek hem bugüne hem de gelecek nesillere değer katmaya devam ediyoruz” dedi. Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden Türk Telekom, teknolojiyi iyiliğe ve faydaya dönüştürmeye devam ediyor. Türk Telekom, sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş süreçlerine entegre ederek iklim değişikliği ile mücadele kapsamında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve karbon yönetimi alanlarında çalışmalar yürütüyor. Ulaşımdan sağlığa, enerjiden güvenliğe kadar pek çok alanda çevre dostu çözümler sunan Türk Telekom, akıllı şehircilik uygulamaları, akıllı aydınlatma projeleri ve akıllı kavşak çözümleriyle farklı alanlarda sürdürülebilir ve çevreci projeler geliştiriyor. Enerji verimliliği çözümleri, akıllı şehir uygulamaları ve yeni nesil yeşil şebeke teknolojileriyle iklim kriziyle mücadelede sektör liderliğini güçlendiren Türk Telekom, 4-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen Sıfır Atık Festivali ile 5-7 Haziran tarihlerinde düzenlenen Sıfır Atık Forumu’nun destekçileri arasında yer alarak sıfır atık bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunuyor. Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde düzenlenen Sıfır Atık Festivali ve Sıfır Atık Forumu; sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılması, döngüsel ekonomi yaklaşımının desteklenmesi ve çevre konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiriyor. Türk Telekom da teknoloji ve inovasyon gücüyle daha sürdürülebilir bir gelecek hedefini destekliyor. “Doğal kaynakların korunmasını odağına alan bir anlayışla hareket ediyoruz” 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türk Telekom olarak teknolojiyi yalnızca dijital dönüşümün değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir geleceğin de en güçlü araçlarından biri olarak görüyoruz. Çevresel sorumluluğu tüm faaliyetlerimizin merkezine alırken; enerji verimliliğinden yenilenebilir enerji yatırımlarına, akıllı şehircilik uygulamalarından çevre dostu teknolojilere kadar birçok alanda çalışmalar yürütüyoruz. Bu anlayışla, Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde düzenlenen Sıfır Atık Forumu ve Sıfır Atık Festivali’nin sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sunacağına inanıyorum. Sayın Emine Erdoğan'ın öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık yaklaşımı, yalnızca bir çevre politikası olmanın ötesinde; yaşam biçimlerimizi dönüştüren kapsamlı ve vizyoner bir adım. Bu yıl ‘Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık’ temasıyla düzenlenen forumun, ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesinde sürdürülebilirlik ve iklim eylemi alanında ortak bir farkındalık ve iş birliği zemini oluşturduğuna inanıyoruz. COP31’in ülkemizde gerçekleştirilecek olması, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede üstlendiği sorumluluğun ve uluslararası alandaki etkin rolünün önemli bir göstergesidir. Türk Telekom olarak biz de sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızı ve teknoloji odaklı çözümlerimizi bu önemli platforma taşımaya, dijitalleşmenin iklim hedeflerine katkısını ortaya koymaya hazırlanıyoruz. Bu vizyon doğrultusunda doğal kaynakların korunmasını odağına alan bir anlayışla hareket ediyor; geri dönüşümü destekleyen uygulamalarımızla atık oluşumunu azaltmayı, operasyonel süreçlerimizde çevreyle uyumlu yaklaşımları yaygınlaştırmayı, önümüzdeki 2-3 yılın içerisinde GES yatırımlarımızı da tamamlayarak çevresel etkimizi en aza indirmeyi hedefliyoruz. Teknolojiyi sürdürülebilirlik hedeflerimize entegre ederek hem bugüne hem de gelecek nesillere değer katmaya devam ediyoruz” dedi. Geleceği sürdürülebilir teknolojilerle inşa ediyor Yeni nesil çevreci iletişim teknolojileri ile güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara yönelerek yeşil dönüşüm adına öncü çalışmalar gerçekleştiren Türk Telekom, Güneş Enerjisi Santralleri’ne (GES) yönelik yatırımlarla enerji tüketimini yenilenebilir kaynaklardan sağlamaya odaklanırken, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedeflerine de katkı sunuyor. Türk Telekom’un 1.300 dönümlük arazi üzerine Sivas’ta inşa ettiği GES, yıllık 128 MWp enerji üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en büyük yenilenebilir enerji tesislerinden biri olarak enerji üretimine başladı. Sadece Sivas’taki bu yatırım mevcut elektrik tüketiminin yaklaşık %15’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayabilecek büyüklükte. GES yatırımlarını Malatya ve Ağrı’da sürdürecek olan Türk Telekom, toplam 6 bin dönüm arazi üzerinde 530 MWp seviyesinde kurulu güce sahip üç adet GES’i önümüzdeki yıllarda devreye alarak tam kapasite üretim yapmayı hedefliyor. Üç şehirde yapacağı yatırımlarla yıllık 800 GWh enerjiyi yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı hedefleyen Türk Telekom, yıllık 350 bin ton seviyesinde karbon salımını engelleyecek. Hedef 2050'de Net Sıfır Sürdürülebilir teknolojileri günlük yaşamda da erişilebilir kılmayı amaçlayan Türk Telekom, girişim sermayesi şirketi TT Ventures ile E4 Şarj – Elektrikli Araç Şarj Ağı projesini hayata geçirdi. Türkiye’nin dört bir yanında şarj istasyonları kuran Türk Telekom, elektrikli araç kullanıcılarına her anlamda güvenli, çevreci ve kesintisiz bir şarj hizmeti sunuyor. Mobil baz istasyonlarında karbon emisyonlarını düşüren yeni nesil yeşil şebeke teknolojilerini yaygınlaştıran Türk Telekom, veri merkezlerine en yeni çevreci sistemleri entegre ederek enerji verimliliğini artırmaya devam ediyor. Veri yönetişimi ve finansal analizlerle güçlenen stratejisi kapsamında, iklim değişikliğinin iş üzerindeki potansiyel etkilerini sayısallaştırarak risk-fırsat analizlerini finansal tablolara yansıtan Türk Telekom, kurumsal karar alma süreçlerini bu verilerle şekillendiriyor. Türk Telekom, 2030 yılına kadar emisyonlarını %45 azaltmayı ve 2050 yılında "Net Sıfır"a ulaşmayı hedefliyor. Çevresel performansıyla küresel liderler arasında İklim değişikliğiyle mücadelede ve su yönetiminde de öncü adımlar atan Türk Telekom, Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği Programı’nda en yüksek seviye olan “A” notunu 2025 yılında da korurken, Su Güvenliği Programı’ndaki ilk raporlamasında “A-” notunu elde ederek bu alanda da küresel liderler arasında yer aldı. "COP31'e Doğru: Raporlama İvmesi" temasıyla düzenlenen CDP Türkiye 16. İklim & Doğa Konferansı ve Ödül Töreni’nde ödüle layık görülen Türk Telekom, şeffaf raporlama anlayışını, veri odaklı yönetim stratejisini ve Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçişindeki öncü vizyonunu bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aksa Enerji’nin İlk Depolamalı GES Projesi  Ticari Üretime Başladı Haber

Aksa Enerji’nin İlk Depolamalı GES Projesi Ticari Üretime Başladı

40.5 MWe - 58 MWp mekanik kurulu gücüne ve 48.169 MWh Depolama kapasitesine sahip proje, şirketin depolamalı yenilenebilir enerji alanında faaliyete geçen ilk yatırımı olarak öne çıkarken, enerji depolama teknolojilerinin yaygınlaşmasına da katkı sağlayacak. Bölgenin en büyük depolamalı güneş enerjisi santrallerinden biri olan tesis; güneşten elde edilen elektriği depolayarak üretim sürekliliği, şebeke kararlılığı ve sistem esnekliği sağlayan yeni nesil bir yatırım yaklaşımını temsil ediyor. Proje, yenilenebilir enerji kaynaklarının şebekeye daha etkin entegrasyonunu desteklerken enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine ve Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine katkı sunuyor. Pamuk Depolamalı GES, Aksa Enerji’nin yenilenebilir enerjide büyüme stratejisinde kritik bir dönüm noktasını temsil ediyor. "Yüksek Yerli Katkı Oranıyla Türkiye’nin Enerji Dönüşümüne Destek" Yerli ekipman ve teknoloji kullanımını önceliklendiren proje, Türkiye’nin enerji depolama ekosisteminin gelişimine katkı sağlamayı hedefliyor. Tedarik zincirinin güçlendirilmesi ve teknolojik yetkinliğin artırılması açısından da önemli bir örnek teşkil eden Pamuk Depolamalı GES’te yerli evirici, yerli hücreli güneş panelleri, yerli yazılımlı Enerji Yönetim Sistemi (EMS) ve GES izleme sistemi ile yerli trafo, şalt ekipmanları, kablo ve konstrüksiyon çözümleri kullanıldı. Bu yaklaşım, yalnızca yenilenebilir enerji üretimini desteklemekle kalmayıp aynı zamanda Türkiye’de enerji teknolojileri alanındaki yerli sanayi ve mühendislik kapasitesinin gelişimine de katkı sunuyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Aksa Enerji CEO’su ve İcra Kurulu Başkanı Naci Ağbal, şunları söyledi: “Pamuk Depolamalı GES’in ticari üretime başlaması, Aksa Enerji’nin yenilenebilir enerji ve enerji depolama alanındaki büyüme stratejisinde önemli bir dönüm noktasıdır. Şirketimizin depolamalı yenilenebilir enerji alanında faaliyete geçen ilk santrali olan bu yatırım, yalnızca yeni bir üretim tesisini değil, enerji sistemlerinin geleceğinde kritik rol oynayacak depolama teknolojilerine olan inancımızı da temsil ediyor. Bugün devreye aldığımız Pamuk Depolamalı GES, Türkiye’nin farklı bölgelerinde geliştirmekte olduğumuz toplam 941 MW kurulu güce sahip depolamalı yenilenebilir enerji portföyümüzün ilk adımını oluşturuyor. Bu yatırımlar sayesinde yenilenebilir enerji kaynaklarının daha verimli kullanılmasına, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesine ve şebeke esnekliğinin artırılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Aksa Enerji olarak, enerji dönüşümünün merkezinde yer alan depolama teknolojilerini uzun vadeli büyüme vizyonumuzun temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de yenilikçi teknolojilere yatırım yapmaya, yerli mühendislik kapasitesini desteklemeye ve Türkiye’nin sürdürülebilir enerji geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.