Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nörobilim

Kapsül Haber Ajansı - Nörobilim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nörobilim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku! Haber

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku!

Beynin kendi temizlik ve düzenleme sistemlerinin özellikle derin uyku sırasında aktif hale geldiğini vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.” dedi. Detoks kürleri, takviyeler ya da ani beslenme değişikliklerinin beyni kısa sürede ‘arınmış’ hale getirdiğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olmadığına dikkat çeken Alp, aksine, kontrolsüz kullanılan bu uygulamaların bazı nörolojik ve psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor! ‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi. Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu. Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili! Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti: “Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.” Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir! Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi. Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu. ‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil! Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi. Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı. Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli! Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi. Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı. Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur! Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı: “Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.

Kuveyt Türk’ten Bankacılık Sektöründe Bir İlk Haber

Kuveyt Türk’ten Bankacılık Sektöründe Bir İlk

Bu yeni teknoloji sayesinde hem şube deneyimleri hem de mobil bankacılık uygulama etkileşimleri analiz edilerek, hizmetler müşterilerin gözünden ölçümleniyor. Türkiye’nin öncü katılım finans kuruluşu Kuveyt Türk, 2023 yılında hayata geçirdiği Empatika Nöropazarlama Araştırma Merkezi’nde müşteri deneyimini bilimsel yöntemlerle analiz etmeye devam ediyor. Beyin görüntüleme, göz izleme, yüz ifade kodlama gibi nöropazarlama araştırma teknikleri kullanarak müşteri davranışlarını inceleyen Merkez, Pupil Neon Göz İzleme Gözlüğünü (Pupil Neon Eye Tracking Glasses) çalışmalarına dahil ederek bankacılıkta bir ilki daha hayata geçirdi. Gözlük teknolojisiyle; müşterilerin bankacılık işlemleri sırasında en çok odaklandığı noktalar ve hangi adımlarda zorlandığı bilimsel olarak ölçülebiliyor. Şube ve dijital kanallardaki etkileşimlerin anlık olarak kaydedilmesini sağlayan teknolojinin, ATM ve Self Nokta gibi fiziksel temas noktalarındaki araştırmalara da dahil edilmesi planlanıyor. Böylece müşterilerin bankacılık işlemlerini gerçekleştirirken fiziksel ortamdaki hareketleri, işlem akışındaki hızlanma ve duraksama noktalarını gerçek kullanım senaryoları üzerinden gözlemleme yapılabilecek. Bu sayede davranışlar ölçümlenerek, veriye dayalı iyileştirme ve geliştirmeler de yapılabilecek. “Hizmetlerimizi müşterilerimizin deneyimlediği şekilde ölçümlüyoruz” Kuveyt Türk Dijital Bankacılık ve Ödeme Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Okan Acar Empatika’daki yeniliğe dair şu açıklamalarda bulundu: “Empatika çalışmalarında, göz izleme teknolojisinin yanı sıra beyin dalgaları izleme, deri iletkenliği ve yüz ifadeleri analizi gibi yöntemleri kullanarak bankacılığı müşterilerimizin gözünden değerlendiriyoruz. Bu yeni teknoloji yalnızca dijital deneyimi değil; şube, ATM ve Self Nokta gibi fiziki temas noktalarındaki müşteri yolculuklarını da gerçek zamanlı olarak ölçümlemeye olanak tanıyacak. Böylece ihtiyaçları daha doğru tespit edebilecek, hizmetlerimizi daha anlaşılır, güvenli ve kişiselleştirilmiş şekilde geliştirebileceğiz. Müşterilerimizin banka içi deneyim yolculuğunu uçtan uca ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirirken operasyonel verimliliğin de artırılmasına katkı sağlayacağız. Katılım finans sektöründe yenilikçi duruşumuzu güçlendirmeye, müşteri odaklı inovasyona öncülük etmeye hem bankacılık hizmetlerinin gelişimine hem de nörobilim literatürüne katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Kuveyt Türk, bu yenilikle birlikte bankacılık deneyimini empati temelli bir bakış açısıyla yeniden tasarlıyor, hizmet süreçlerini müşterilerin gerçek ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilerek daha kolay, anlaşılır ve kullanıcı dostu hale getiriyor. Empatika: Bankacılığı müşterinin gözünden yorumlayan merkez Kuveyt Türk bünyesinde 2023 yılında kurulan Empatika Nöropazarlama Araştırma Merkezi, nörobilim ve pazarlama disiplinlerini bir araya getiren, bankacılık sektöründe öncü bir merkez olarak faaliyet gösteriyor. Empatika, “önce deneyim” prensibiyle çalışmalarını yürütüyor. Tüm araştırmalar etik ilkelere ve veri güvenliğine uygun şekilde, anonimleştirilmiş verilerle gerçekleştiriliyor. Kuruluşundan bu yana 20 nöropazarlama projesini tamamlayan Empatika, ulusal ve uluslararası arenada 7 ayrı kategoride prestijli ödüllere layık görüldü. Araştırma merkezi, devreye alınan mobil göz izleme altyapısı ile araştırma kapsamını saha deneyimini de içerecek şekilde genişletti. Bu teknoloji sayesinde, fiziksel ortamlardaki mikro kullanıcı davranışları veri odaklı bir metodolojiyle analiz edilebiliyor. Dijital kanalların yanı sıra tüm temas noktalarından elde edilen bu içgörüler sentezlenerek, müşteri deneyimi süreçleri uçtan uca ve bütüncül bir perspektifle ele alınıyor.

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı Haber

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi. Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu. Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı. İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici… Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi. Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı. “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi. Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu. “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız” Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi. Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır” İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı. Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi. Artan tüketim mutluluk üretmiyor Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu. İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu. Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi. Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi. Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu. İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi. “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti. Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti. İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu. Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı. Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan "helalleşme kültürü" üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi. ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu. Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.

Uluslararası Kozmetik Kongresi Yoğun Katılımla Başladı Haber

Uluslararası Kozmetik Kongresi Yoğun Katılımla Başladı

Bu dönüşüm yalnızca yeni ürünlerin pazara sunulmasıyla sınırlı kalmıyor; etik formülasyon yaklaşımları, nörobilim temelli çalışmalar ve çevreyle uyumlu üretim modelleri sektörün yönünü belirliyor. Bu çerçevede, “Holistik Kozmetik” temasıyla 9. Uluslararası Kozmetik Kongresi, Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği (KÜAD) tarafından Antalya Titanic Deluxe Belek’te yoğun katılımla başladı. Kongre; kozmetiği yalnızca fiziksel bakımın ötesinde ele alan, bilimi, doğayı, etik üretimi ve duyusal deneyimi bir araya getiren yeni nesil yaklaşımların tartışıldığı stratejik bir platform niteliği taşıyor. Artan uluslararası katılımı ve çok paydaşlı yapısıyla etkinlik, Türkiye’nin kozmetik alanında yalnızca üretim gücüyle değil, bilgi üretimi, inovasyon ve sürdürülebilirlik vizyonuyla da küresel ölçekte konumlandığını ortaya koyuyor. Kongrenin açılış konuşmaları; Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdürü Avni Dilber, İKMİB(İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği) Başkanı Adil Pelister, TÜBİSAD (Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, KÜAD Yönetim Kurulu Başkanı Levent Kahrıman ve KÜAD Kongre Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Fuat Arslan tarafından gerçekleştirildi. DİJİTAL REKLAMLAR VE YENİ MEVZUATLA REKABET GÜCÜ ARTACAK Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdürü Avni Dilber: “Küresel rekabetin hızlandığı bir dönemde, sektörlerin ayakta kalabilmesi değişime ne kadar hızlı uyum sağladıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Bu noktada artık büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaş balığı yutuyor; dolayısıyla hem teknolojiye hem de değişen küresel koşullara hızla adapte olmak zorundayız. Bakanlık olarak temel görevimiz tüketiciyi korumak olmakla birlikte, etkin tüketici korumasının yolunun sektörün de korunmasından geçtiğine inanıyoruz. Yüksek standartlarda, mevzuata uygun ürün üretildiğinde hem vatandaşımız korunur hem de sektörün rekabet gücü artar. Bugün reklamların yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda yapılıyor ve bu alanın da düzenlenmesi kaçınılmaz hale geldi. Bu kapsamda, yapay zekâ, influencer pazarlaması ve hedefli reklamcılığı içeren yeni düzenlemeleri kısa süre içinde hayata geçirmeyi planlıyoruz.” şeklinde ifade etti. HOLİSTİK KOZMETİK KİMYA SEKTÖRÜ İÇİN STRATEJİK BİR ZORUNLULUK İKMİB Başkanı Adil Pelister: “Holistik kozmetik, bizim için yalnızca bir trend değil; kimya ve kozmetik sektörlerinin geleceğini şekillendiren stratejik bir zorunluluktur. Türk kimya sektörü ihracatta ülkemizin lokomotif alanlarından biri hâline gelirken, kozmetik ve kişisel bakım ürünleri bu yükselişte giderek daha belirleyici bir rol üstlenmektedir. Değişen tüketici beklentileri; temiz içerik, bilimsel güven, şeffaf tedarik zinciri ve düşük çevresel ayak izi gibi kriterleri zorunlu kılmaktadır. Kimya sektörünün 2050 vizyonunda, sürdürülebilir üretim, bilim ve teknoloji odaklı Ar-Ge yatırımları ve Türk kozmetik markalarının küresel ölçekte güçlü oyuncular hâline gelmesi temel hedefler arasında yer almaktadır. İKMİB olarak biz de bu dönüşümde sektörümüze Kimya Teknoloji Merkezimiz başta olmak üzere bilim, etik ve sürdürülebilirlik temelli yapılarla destek olmaya devam ediyoruz.” şeklinde konuştu. KİMYA SEKTÖRÜ 30 MİLYAR DOLARLIK İHRACATIYLA TEKNOLOJİNİN ÖNÜNDE Açılış konuşmasında, sanıldığının aksine kimya sektörünün teknoloji sektöründen çok daha güçlü ilerlediğini vurgulayan TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, “Kimya sektörünün yaklaşık 80 milyar dolarlık bir büyüklüğe ve 30 milyar dolara yaklaşan ihracata sahip olduğunu, buna karşın teknoloji sektörünün ihracatının 3,5 milyar dolar seviyesinde kaldığını görüyoruz. Bu tablo, teknolojiyi yalnızca başlı başına bir sektör olarak değil; güçlü olduğumuz alanlarda katma değer yaratan bir dönüşüm aracı olarak ele almamız gerektiğini ortaya koyuyor. Avrupa’dan örnekler, doğru strateji ve ölçekle teknoloji ihracatının hızla büyüyebileceğini gösteriyor. Yapay zekâ, internet ve mobil teknolojilerden sonra üçüncü büyük devrimsel dönüşüm olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin bu dönüşümü rekabet değil, entegrasyon yaklaşımıyla değerlendirmesi halinde kozmetik ve kimya gibi güçlü sektörlerde küresel marka şirketler yaratması mümkün.” dedi. KOZMETİKTE BAŞARI ARTIK SATIŞ DEĞİL, DEĞER ÜRETİMİYLE ÖLÇÜLÜYOR KÜAD Başkanı Levent Kahrıman: “Kozmetik sektöründe başarı artık yalnızca üretim hacmiyle ya da satış rakamlarıyla ölçülmüyor. Bugün asıl belirleyici olan; üretilen değerin ne kadar sürdürülebilir, ne kadar güvenilir ve ne kadar anlamlı olduğudur. KÜAD olarak kuruluşumuzdan bu yana sektörün ‘ederi’ ile ‘değerini’ buluşturan bir anlayışı savunuyoruz. Holistik kozmetik yaklaşımı, bu vizyonun doğal bir sonucu olarak yalnızca bir trend değil, sektör için kalıcı bir dönüşümü temsil ediyor. Türkiye kozmetik sektörü; bilimsel altyapısı, üretim gücü ve doğal kaynaklarıyla bu dönüşümü gerçekleştirebilecek potansiyele sahip. Bu kongreyi de sektörün geleceğini şekillendirecek ortak aklın buluşma noktası olarak görüyoruz.” açıklamasında bulundu. HOLİSTİK KOZMETİK GEÇİCİ BİR TREND DEĞİL, SEKTÖRDE KALICI BİR PARADİGMA DEĞİŞİMİ KÜAD Uluslararası Kozmetik Kongresi Başkanı Fuat Arslan: “Holistik kozmetik, kozmetik sektöründe geçici bir trend değil, kalıcı bir paradigma değişimini temsil ediyor. Bugün tüketici yalnızca iyi görünmek istemiyor; iyi hissetmek, dengede olmak ve güven duymak istiyor. Bu yaklaşım, güzelliği beden, zihin ve ruh bütünlüğü içinde ele alırken bilimi, doğayı ve etik üretimi aynı zeminde buluşturuyor. Holistik kozmetik yalnızca ürün formülasyonlarını değil; üretim süreçlerinden ambalaja, tedarik zincirinden tüketiciyle kurulan ilişkiye kadar tüm ekosistemi dönüştürüyor. Anadolu’nun binlerce yıllık şifa kültürü ve doğal zenginliği, bilimsel yöntemlerle yeniden yorumlanarak Türk kozmetiğini küresel ölçekte farklılaştırıyor. Türkiye bu alanda yalnızca üretim gücüyle değil, sahip olduğu felsefe ve bilgi birikimiyle de güçlü bir konumda. 9. Uluslararası Kozmetik Kongresi’ni, sektörün ortak vizyonunu inşa eden stratejik bir platform olarak kurguladık. Bu buluşmanın, Türkiye kozmetiğinin dünyaya anlatılmasında önemli bir eşik olduğuna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Türk Dil Bilimci, Sinirleri Aktive Eden Yöntemi Geliştirdi Haber

Türk Dil Bilimci, Sinirleri Aktive Eden Yöntemi Geliştirdi

Türkiye’de yıllardır süren tartışma hala canlılığını koruyor: “Yabancı dil öğrenmek bir yetenek işi midir, yoksa çalışan herkes başarabilir mi?” Kimi insanlar dili çok hızlı öğrenirken kimileri yıllarca ders almasına rağmen bir türlü konuşamıyor. Türkiye’nin dil üzerine yüzde 100 yerli App’i Lingozon’un kurucusu, Dil Bilimci Seda Yekeler, Türkler’in dil öğrenmeye çalışırken yaptıkları yanlışların temelinde yatan nedenleri analiz ettikten sonra geliştirdiği YEK Metotu ile ikinci bir dil edinmek isteyenlere bilimsel çözümler ortaya koyuyor. Seda Yekeler, her yaşta ikinci bir dil öğrenmenin mümkün olduğuna dikkat çekti: ‘’Nörobilim bu soruya açık bir yanıt veriyor: Dil bir yetenek değil, bir beyin becerisidir. İnsan beyni, doğru yöntemle uyarıldığında ikinci bir dili her yaşta edinme kapasitesine sahiptir. Dilin üretimi, Broca alanı tarafından yapılır; anlama ve kodlama ise Wernicke alanında gerçekleşir. Bu iki merkezin birbiriyle iletişim kurmasını sağlayan arkuat fasikülüs isimli sinir hattı ne kadar sık kullanılırsa, o kadar güçlenir. Yani dil konuşabilme becerisi doğuştan gelmez; bağlantılar çalıştırıldıkça oluşur. Türkiye’de milyonlarca insanın yıllarca İngilizce dersi alıp hala konuşamamasının nedeni de aslında bir yetenek eksikliği değil; bu sinir yollarının hiç aktive edilmemiş olmasıdır. Doğru yöntemle, doğru uyaranla ve doğru beyin aktivasyonuyla, dil herkes için mümkündür. Her dil de aynı beyin mekanizması ile çalışır; İngilizce, Almanca ya da Fransızca farketmez.’’ ‘’Anlıyorum Ama Konuşamıyorum’’ Ezberlenen kelimeler, test çözümleri, dilbilgisi tabloları sadece Wernicke alanını çalıştırıyorr, ama Broca alanı pasif kalıyor. Bu nedenle “anlıyorum ama konuşamıyorum” cümlesi aslında bir beyin raporudur: Anlama devrede, üretim kapalıdır. Seda Yekeler, bu genel sorunlara karşın çocukların dili bu kadar hızlı edinmesinin nedenlerini şöyle anlattı: ‘’Bunun nedeni yetenekleri değil, beynin doğal mekanizmalarının kesintisiz bir şekilde işlemesidir. Bebekler dili önce anlamıyla değil, melodisiyle kaydeder. Ritmi, vurgu yapısını, tonlamayı duyar; sosyal etkileşimle bu kalıpları pekiştirir. Dil, onlar için bir ders değil, bir deneyimdir. Bu nedenle bilim insanları ‘dil önce bir müziktir’ der.’’ Dil Edinmek İçin Hafıza Nasıl Güçlenir? Geliştirdiği yöntemle Türkiye’nin dört bir yanından binlerce kişiye ikinci dili edinme başarısı yakalatan Seda Yekeler, geliştirdiği yöntemin farkına dikkat çekti: ‘’Dil ediniminde yaşanan sorunlara karşı son yılların en etkili yaklaşımı olan YEK Metodu çözüm oluyor. YEK, ‘Yaparak, Etkileşimle, Keşfederek’ edinimi merkeze alan, beyni doğal öğrenme süreçlerine göre aktive eden bilim temelli bir yöntemdir. YEK’in en önemli özelliklerinden biri, öğrencinin pasif dinleyici olmaktan çıkıp aktif üretici haline gelmesini sağlamasıdır. Çünkü beyin, sadece dinlerken değil, konuşmaya cesaret edip üretirken yeni bağlantılar kurar. YEK Metodu’nun başarı sırrı, sadece pedagojik bir yöntem sunması değil; aynı zamanda beynin kimyasal yapısını da desteklemesidir. Özellikle asetilkolin adı verilen nörotransmitter, öğrenmede kritik rol oynar. Asetilkolin arttığında dikkat keskinleşir, hafıza güçlenir, öğrenme derinleşir ve unutmalar azalır. YEK’in üretim ve etkileşim odaklı yapısı asetilkolin seviyesini doğal olarak yükselttiği için, öğrenci sadece öğrenmekle kalmaz; dili edinir, yani kalıcı bir hale getirir.’’ Beynin duyusal işleme sistemi de YEK Metodu’nda özel olarak dikkate alınıyor. Seda Yekeler, bunun nasıl sağlandığını özetledi: ‘’’Sağ kulak avantajı’, olarak bilinen bilimsel bulguya göre, sağ kulaktan gelen sesler doğrudan sol beyne – yani dil merkezlerine – daha hızlı iletilir. Bu nedenle YEK Metodu’nda dinleme alıştırmalarının çoğu sağ kulak baskınlığıyla yapılır. Bu küçük ama güçlü ayrıntı, öğrencinin sese duyarlılığını artırır, kelime ayrıştırma becerisini güçlendirir ve telaffuzun çok daha hızlı gelişmesini sağlar. Doğru yöntemle, yeterli tekrar ve doğru duyusal girişle, her beyin dil üretir. YEK Metodu’nun farkı, tam olarak bu noktada ortaya çıkar: Dili öğretmez; beynin dili üretmesini sağlar.’’ Kelime Ezberleyerek Dil Öğrenmek Mümkün mü? Kelime ezberlemek dil öğrenmek isteyenlerin ana hedeflerinden birine dönüşse de Seda Yekeler, bunun doğru bir hedef olmadığını vurguluyor: ‘’Ezberlemek yerine üretim yapmak, tekrarlamak, bağlam içinde konuşmak beynin dil ağlarını hızla güçlendirir. YEK Metodu'nun öğrenciler üzerinde başarı göstermesinin temel nedeni de tam olarak budur. Öğrenciler konuşmaya zorlanır, hata yapmaya cesaret eder ve beyin her hatada yeni bir sinaptik bağlantı kurar. Deneyimler gösteriyor ki, hata aslında bir öğrenme kusuru değil, beynin ‘yeni yol yapıyorum’ sinyalidir. Bu nedenle YEK sınıflarında hata yapılması teşvik edilir, çünkü her hata Broca’yı biraz daha güçlendirir.’’ YEK Metodu’nun Farkı Dil eğitimini ders olmaktan çıkarıp doğal bir beyin pratiğine dönüştürür. Öğrenci ezberi bırakır, konuşmaya başlar. Kelime ezberlemek yerine bağlam kurar. Pasif dinleme yerine aktif üretim yapar.Bu nedenle, YEK Metodu’nu uygulayan herkes—çocuk, genç, yetişkin fark etmeksizin—kısa sürede konuşmaya başlar.YEK Metodu öğrenciyi pasiften aktife geçirerek asetilkolin seviyesini artırıyor.Sinaptik ağı güçlendiriyor ve dili otomatik hale getiriyor. YEK: Yaparak, Etkilelimle, Kesfederek dil edinmenin kapılarını açıyorYaparak: Öğrenci sürekli üretir; Broca alanı güçlenir.Etkileşimle: Ayna nöronlar devreye girer; öğrenme hızlanır.Keşfederek:Beyin anlamlı bilgiyi kalıcı belleğe atar.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.