Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nörobilim

Kapsül Haber Ajansı - Nörobilim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nörobilim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yazılım Dünyasına Mesaj: “Teknoloji Üretmek Yetmez, Küresel Değer Yaratmak İçin Yabancı Dil Şart” Haber

Yazılım Dünyasına Mesaj: “Teknoloji Üretmek Yetmez, Küresel Değer Yaratmak İçin Yabancı Dil Şart”

Yekeler, “Türkiye, teknoloji üretebilir ama tek dilli (monolingual) bir toplum olmaktan kurtulmadıkça ürettiği teknolojinin küresel değerini belirleyen ülkeler arasında yer almakta zorlanır. Bu nedenle teknolojiyi kullanmanın ön koşullarından biri de yabancı dil bilmek” dedi. Ev sahipliğini YASAD’ın üstlendiği ve YASAD Başkanı Mine Taşkaya’nın açılış konuşmasıyla başlayan zirvede, yazılım sanayicileri, teknoloji girişimcileri ve yatırımcılar bir araya geldi. Zirvede, yapay zekanın her dilde çeviri yaptığı bir dünyada dil öğrenmenin önemi de tartışılıldı. “Yapay Zeka ve Dilin Değişen Kuralları” başlığıyla konuşma yapan YEK Metot geliştiricisi ve SEYEV Vakfı kurucusu Seda Yekeler, yapay zekanın yabancı dil öğrenme ihtiyacını ortadan kaldırdığı yönündeki görüşlere karşı çıktı. Yazılım sanayicileri, teknoloji girişimcileri ve yatırımcıların bir araya geldiği zirvede Yekeler, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Teknoloji üreten bir ülkenin ihtiyacı yalnızca çeviri yapmak değildir. Yapay zeka, diller arasında çeviri yapabilir ancak küresel dünyada iletişim kurmak yalnızca kelimeleri çevirmekten ibaret değil. Dünyayla doğrudan iletişim kurabilmek, kendini ifade edebilmek, müzakere edebilmek ve güven ilişkisi kurabilmek oldukça önemli. Teknoloji, diller arasında çeviri yapabilir ancak küresel dünyada iletişim kurmak, yalnızca kelimeleri çevirmekten ibaret değil. Bu nedenle teknolojiyi kullanmanın ön koşullarından biri de yabancı dili bilmek.‘’ “Teknoloji Üretiyorsanız, Dünyayla Konuşabilmeniz Gerekiyor” Teknoloji şirketlerinin geliştirdikleri ürün ve hizmetleri uluslararası pazarlara taşıyabilmeleri için dil becerisinin stratejik bir unsur haline geldiğini belirten Yekeler, “Türkiye’nin teknoloji alanındaki küresel rekabet gücünün dil kapasitesinden bağımsız değerlendirilemez. Türkiye monolingual (tek dilli) bir ülke olmaktan kurtulmadıkça yazılımcılarımız dünya standartlarında ürünler geliştirse de bu ürünleri uluslararası pazarlarda anlatma, savunma ve büyütme konusunda zorlanmaya devam edeceğiz. Teknoloji üretebiliriz ancak ürettiğimiz teknolojinin küresel değerini belirleyen ülkeler arasında yer almak için dünyayla aynı dili konuşabilmemiz gerekiyor” diye konuştu. “Yapay Zeka Sizin Yerinize Konuşabilir, Peki Sizin Yerinize Düşünebilir Mi?” Yapay zeka destekli çeviri sistemlerinin hızla gelişmesine rağmen dil ediniminin insan zihnindeki işlevinin çeviriden çok daha geniş olduğunu belirten Yekeler, “Yapay zeka size dünyanın bütün dillerinde cümle kurdurabilir. Ancak o cümleyi hangi cesaretle, hangi sezgiyle ve hangi insani derinlikle kuracağınızı sizin yerinize belirleyemez. Bir dili bilmek; farklı kültürleri anlamak, farklı bakış açıları geliştirmek ve insanlarla doğrudan bağ kurabilmektir”dedi. “Bir Şirketin Görünmeyen Değeri, Çalışanlarının Dil Kapasitesidir” Seda Yekeler, Language Valuation – Dil Kapasitesinin Ekonomik Değeri kavramının teknoloji şirketleri tarafından yeterince dikkate alınmadığına dikkat çekti: ’’Bir teknoloji şirketinin değerinin yalnızca geliştirdiği yazılım, sahip olduğu patentler, sermayesi veya insan kaynağıyla ölçülmemeli. Çalışanların uluslararası pazarlarda iletişim kurabilme ve iş geliştirebilme kapasitesi de şirketlerin küresel rekabet gücünün önemli bir parçası. olduğunu ifade etti. Bir şirket milyonlarca dolarlık teknoloji geliştirebilir. Ancak o teknolojiyi dünyaya anlatacak insan kaynağını geliştirmiyorsa yatırımının bir bölümünü küresel fırsatlara dönüştüremeyebilir. Çalışanların uluslararası pazarlarda iletişim kurabilmesi ve iş geliştirebilmesi, şirketlerin görünmeyen ama önemli değerlerinden biridir.” “Türkiye’nin Yeni Bir Dil Kursuna Değil, Dil Reformuna İhtiyacı Var” Konuşmasını Türkiye’nin eğitim geleceğine taşıyan Yekeler, kurucusu olduğu Seda Yekeler Eğitim Vakfı (SEYEV) aracılığıyla yürütülen yabancı dil farkındalığı ve dil edinimi çalışmalarına da değindi. Türkiye’de yabancı dilin uzun yıllardır ağırlıklı olarak sınav, gramer ve sertifika üzerinden ele alındığını belirten Yekeler, gerçek yaşamda iletişim kurma becerisinin daha fazla öne çıkarılması gerektiğini söyledi. Yekeler, nörobilim ve dil edinimi alanındaki çalışmalardan yararlanarak geliştirdiği YEK Metot ile yabancı dil eğitiminde bireyin öğrenme süreçlerini merkeze alan bir yaklaşım sunduklarını ifade ederek, “Türkiye’nin yeni bir dil kursuna değil, dil reformuna ihtiyacı var. Yabancı dili yalnızca sınavlarda başarılı olmak için değil; dünyayla iletişim kurmak, bilgiye erişmek, teknoloji üretmek ve ürettiğimiz değeri küresel ölçekte anlatabilmek için öğrenmeliyiz” diye konuştu. SEYEV Vakfı’nın hedefinin yalnızca bireylere yabancı dil kazandırmak olmadığını belirten Yekeler, yabancı dil edinimini toplumsal bir kalkınma meselesi haline getirmeyi amaçladıklarını vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyada İlk: Nadir Hastalıklar İçin Bilim Dünyası İstanbul'da Buluştu Haber

Dünyada İlk: Nadir Hastalıklar İçin Bilim Dünyası İstanbul'da Buluştu

Dünyanın farklı ülkelerinde aynı nadir hastalıkla mücadele eden 17 çocuk ve aileleri, ortak bir umut için İstanbul'da buluştu. Türkiye, İtalya, İsviçre, Almanya, Avustralya, ABD, İrlanda, Finlandiya, Çin ve Malezya'dan gelen aileler, çocuklarının yaşadığı zorlukları bilim insanlarıyla paylaşırken, hastalığın daha iyi anlaşılması ve gelecekteki tedavi araştırmalarına zemin hazırlanması için önemli bir uluslararası buluşmaya katıldı. HERDEM Çare- TBL1XR1 Araştırma ve Destek Derneği öncülüğünde, Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen 1. Uluslararası TBL1XR1 Bilimsel Konferansı ve 2. TBL1XR1 Küresel Aile Forumu, dört kıtadan bilim insanlarını, klinisyenleri ve aileleri bir araya getirdi. Dünyada ilk kez TBL1XR1'e odaklanan uluslararası bilimsel konferansta, genetik araştırmalardan beyin organoidlerine, genom düzenlemeden gelecekteki gen tedavisi yaklaşımlarına kadar pek çok bilimsel çalışma ele alındı. Çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları epilepsi, iletişim, beslenme, hareketlilik, davranış, uyku ve eğitim sorunları uzmanlarla birlikte değerlendirildi. Ailelerin deneyimleri, hastalığın doğal seyrinin anlaşılması ve bilimsel araştırmaların önceliklerinin belirlenmesi açısından önemli bir kaynak oluşturdu HARVARD'LI PROFESÖR: ŞİMDİ TEDAVİYE YÖNELİK ADAYLARI TEST ETMELİYİZ Konferansın bilimsel çalışmalarına öncülük eden Harvard Tıp Fakültesi ve Massachusetts General Hospital'dan Prof. Dr. Florian Eichler, TBL1XR1 araştırmalarında geliştirilen modellerin önemine dikkat çekti. Eichler, "Araştırma araçlarına sahibiz ve doğru modelleri hızla geliştiriyoruz. Şimdi aday bileşikleri test etmemiz, etkilerini ölçmemiz ve anlamlı tedavilere doğru ilerlememiz gerekiyor" dedi. TBL1XR1'e özgü, insanlarda denenmeye hazır bir tedavi henüz bulunmazken, bilim insanları genetik araştırmalar, hasta hücreleri, beyin organoidleri ve genom düzenleme teknolojilerinin gelecekteki tedavi yaklaşımları için önemli fırsatlar sunduğunu değerlendirdi. Çin Minzu Üniversitesi Translasyonel Nörobilim Merkezi'nden Prof. Dr. Yong Cheng, TBL1XR1 fare modelleri üzerinde yürütülen klinik öncesi araştırmaları paylaşırken, Almanya Ulm Üniversitesi'nden Prof. Dr. Anna-Katharina Rohlfs hastalıkta görülebilen konuşma ve iletişim güçlükleri ile destekleyici iletişim yöntemlerine dikkat çekti. "ÇOCUKLARIMIZA DÜNYAYI ANLATACAKTIK, DÜNYAYA ÇOCUKLARIMIZI ANLATIYORUZ" HERDEM Çare Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş, ailelerin bireysel mücadelesinin uluslararası bilimsel iş birliğine dönüşmesinin önemine dikkat çekti. Altınbaş, "Çocuklarımıza dünyayı anlatmayı hayal ederken, kendimizi dünyaya çocuklarımızı anlatırken buluyoruz. Önce çocuklarımızın sesini duyurmaya çalıştık. Sonra başka ailelere ulaştık ve yalnız olmadığımızı gördük. Sonra bu sesi bilime taşıdık. Çünkü aileler araştırmanın yalnızca konusu değil, ortağıdır" diye konuştu. TBL1XR1 için oluşturulan araştırma modelinin başka nadir hastalıklara da örnek olmasını hedeflediklerini belirten Altınbaş, "TBL1XR1 bizim için bir başlangıç noktası. Burada oluşacak bilgi, araştırma altyapısı ve uluslararası iş birliklerinin başka nadir hastalık topluluklarına da katkı sağlaması için çalışıyoruz. Çünkü gerçek ilerleme, bir çocuk için başlayan çabanın başka çocukların ve ailelerin hayatına da dokunabilmesidir" dedi. TEDAVİ ARAŞTIRMALARINA GİDEN YOLDA DÖRT KRİTİK ADIM Beyin gelişimi ve işleyişinde önemli rol oynayan TBL1XR1 genindeki hastalıkla ilişkili değişiklikler, farklı nörogelişimsel sorunlara yol açabiliyor. Bilim insanları, genin işlevinin ve hastalık mekanizmalarının anlaşılmasının yalnızca TBL1XR1 için değil, başka nadir ve nörogelişimsel hastalıkların araştırılması açısından da önem taşıdığını vurguluyor. Konferansta gelecekteki tedavi araştırmalarına hazırlık için dört temel öncelik belirlendi. Bunlar; dünya genelindeki hastaları kapsayan ortak bir kayıt sistemi oluşturulması, hastalığın zaman içindeki gelişimini inceleyecek 36 aylık doğal seyir çalışması yürütülmesi, genetik değişikliklerle klinik bulgular arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve gelecekteki klinik araştırmalara hazırlık yapılması olarak sıralandı. Program sonunda hazırlanan Sonuç Bildirgesi ile doğal seyir araştırmaları, ortak veri toplama, hasta kayıtları, biyolojik örnekler ve uluslararası bilimsel iş birliği alanlarında iki çalışma grubu oluşturuldu. Böylece İstanbul'da belirlenen bilimsel hedeflerin sürdürülebilir araştırma çalışmalarına dönüştürülmesi için somut adımlar atıldı. TÜRKİYE'DEN ULUSLARARASI NADİR HASTALIK ARAŞTIRMALARINA KATKI Konferans, T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde TÜSEB, Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare arasında imzalanan Nadir Hastalıklar İş Birliği Protokolü kapsamında başlatılan çalışmaların uluslararası boyuta taşınması açısından da önem taşıdı. Bilimsel programa Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yasemin Alanay, İstinye Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tunç Fışgın, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi'nden Prof. Dr. Uğur Özbek, Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Prof. Dr. Semra Hız Kurul, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Pınar Gençpınar, Acıbadem ve Yale Üniversitelerinden Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü'nden Doç. Dr. Feyza Nur Tuncer Kılınç, Marmara Üniversitesi ve Yale Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yankı Yazgan ile Altınbaş Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Türkan Uygur Şahin katkı sundu. Konferansın açılışına İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, TÜSEB Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şirin Güven, TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Burcu Özsoy, Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Güldal Süyen, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal İbiş, Nadir Hastalıklar Federasyonu Başkanı Av. Güneş Uyar ve EURORDIS'ten Dr. Gülçin Gümüş katıldı. Deneyimli televizyon sunucusu ve moderatör Defne Sarısoy da konferansın sunuculuğunu gönüllü olarak üstlenerek HERDEM Çare'ye destek verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor! Haber

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor!

Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Elektronörofizyoloji ve Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği gibi programlar; sağlık, teknoloji, veri ve yapay zekâyı aynı meslek alanında buluşturuyor. YKS yerleştirme sonuçlarının ardından başlayacak ek tercih süreci, ilk yerleştirmede istediği programa yerleşemeyen ya da tercih yapmayan adaylara üniversite için yeni bir fırsat sunuyor. Adaylar ek tercih listelerini oluştururken yalnızca bugünün değil, teknolojik dönüşümle birlikte önümüzdeki yıllarda önem kazanacak meslekleri de değerlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Program Başkanı Öğr. Gör. Eyser Kılıç, sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılan binlerce tıbbi cihazın bulunduğunu anlattı. Eyser Kılıç, hastanelerde biyomedikal cihaz teknikerlerine duyulan ihtiyacın neden arttığını şöyle anlattı: “Sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılmakta olan binlerce tıbbi cihaz bulunmaktadır ve gelişen teknolojiyle birlikte bu cihazların çalışma prensipleri, teknik özellikleri ve kullanım avantajları değişebilmektedir. Yaşamsal öneme sahip tıbbi cihazların sürekli ve doğru bir şekilde çalışabilmesi için bu alanda yeterli donanıma sahip biyomedikal teknikerleri tarafından düzenli olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca sağlık hizmetleri devam ederken bu cihazlarda olası bir arıza ya da sorun oluşması durumunda hızlı bir şekilde alanda uzman biyomedikal teknikerleri tarafından duruma müdahale edilmeli ve gerekli süreçlerin başlatılması gerekir. Dolayısıyla tıpta tıbbi cihazların yeri ve önemi yadsınamaz ve bu cihazların kurulumlarından itibaren artık iş göremez hale gelip hurdaya ayrılmasına kadar geçen süreçte işleyişin devamlılığı için biyomedikal teknikerlerine ihtiyaç duyulmaktadır.” MR'dan yoğun bakıma kadar kritik sorumluluk üstleniyorlar Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca cihaz arızası olduğunda devreye giren teknik personel olmadığını vurgulayan Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri tıbbi cihazların ilgili birimlere kurulumundan itibaren, cihazların periyodik olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılmasından sorumlu kişilerdir. Tıbbi cihazlarda herhangi bir arıza ya da sorun oluşması durumunda arızayı tespit etmek ve arızanın giderilmesi için gerekli çalışmaları yürütürler. Hastanelerde tıbbi cihazlara ait envanter tutmak, cihazlar çalışmaz duruma geldiğinde hurdaya ayrılması için gerekli prosedürleri yürütmek, yeni bir tıbbi cihaz alınacağı zaman uzman doktorlarla birlikte ilgili cihazın teknik özelliklerini belirlemek gibi görevleri bulunmaktadır.” diye konuştu. Yerli tıbbi cihaz üretimi yeni fırsatlar sağlayabilir Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca hastanelerde değil AR-GE ve üretim süreçlerinde de görev alabildiğini kaydeden Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri AR-GE faaliyetlerinde, tıbbi cihaz üretim süreçlerinde de görev alabilirler. Bu nedenle yerli tıbbi cihaz üretimi biyomedikal teknikerlerinin ülkemizde üretim aşamalarında istihdam sağlayabilecek bir fırsat sağlar.” dedi. Sağlık ve teknoloji aynı eğitimde buluşuyor Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programının sağlık bilimleri ile teknik bilimleri bir araya getirdiğini anlatan Kılıç, öğrencilerin elektrik-elektronik temelli derslerin yanında anatomi ve fizyoloji gibi temel tıp bilimleri derslerini de aldığını belirtti. Öğrencilerin görüntüleme, yaşam destek ve laboratuvar cihazlarının çalışma prensiplerini öğrendiğini ifade eden Kılıç, “Elektrik-elektronik ya da makine gibi teknik alanlara ilgi duyan ve tıp-sağlık alanında kullanılan cihazlarla uğraşmak isteyen kişiler için Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programı oldukça uygun ve zevkli bir seçenektir.” diye konuştu. Mezunların kamu ve özel hastanelerin biyomedikal birimlerinin yanı sıra tıbbi cihaz firmalarının teknik servis, satış-pazarlama, kalibrasyon, kalite ve belgelendirme alanlarında görev alabildiğini belirten Kılıç, DGS ile ilgili mühendislik programlarına geçiş imkânı bulunduğunu da söyledi. Beyin ve sinir sisteminin elektriksel dili ölçülüyor Üsküdar Üniversitesi Elektronörofizyoloji Program Başkanı Öğr. Gör. Cansu Özbay, elektronörofizyolojinin sinir sisteminin elektriksel ve fizyolojik faaliyetlerini tıbbi cihazlarla ölçen ve hekimin tanısal değerlendirmesine yardımcı olan bir sağlık alanı olduğunu söyledi. Elektronörofizyoloji teknikerlerinin uzman hekim gözetiminde EEG, EMG ve uyku incelemeleri başta olmak üzere sinir sisteminin fonksiyonlarını ölçen uygulamalarda görev aldığını kaydeden Özbay, MR ve BT gibi anatomik görüntülemelerin yanında fonksiyonel ölçümlerin de tanı sürecinin önemli parçaları olduğuna dikkat çekti. “Hasta ile ileri teknoloji arasında kritik bir köprü” Epilepsi, uyku bozuklukları ve sinir sistemi hastalıklarında teknikerin tanı koymadığını, ancak tanı sürecinin teknik bölümünü yürüttüğünü vurgulayan Özbay, şöyle konuştu: “Burada teknikerin rolü hekimin yerine tanı koymak değil, tanı sürecinin teknik ve uygulamalı bölümünü doğru şekilde yürütmektir. Teknikerin yaptığı iş, hasta, ileri teknoloji cihaz, nörofizyolojik kayıt ve hekim değerlendirmesi arasında kritik bir köprü kurmaktır.” Beyin-bilgisayar arayüzleri geleceği değiştirebilir Nörobilimdeki gelişmelerin elektronörofizyoloji alanına da doğrudan yansıdığını dile getiren Özbay, beyin-bilgisayar arayüzleri, yapay zekâ destekli sinyal analizi, nöromodülasyon ve giyilebilir nörolojik cihazların önem kazanacağına dikkat çekti. Özbay, “Beyin-bilgisayar arayüzleri, nöromodülasyon, yapay zekâ destekli sinyal analizi, giyilebilir nörolojik cihazlar ve gelişmiş nöromonitörizasyon sistemleri ilerledikçe EEG ve diğer biyosinyallerin toplanması ve yorumlanmasına yönelik teknik yetkinliklerin önemi artabilir. Burada elektronörofizyoloji mezununun avantajı, hem insan fizyolojisini hem de biyomedikal cihazlarla çalışmayı öğrenmesidir.” dedi. Nörobilim ve teknoloji aynı meslekte buluşuyor Beyin ve teknolojiye birlikte ilgi duyan gençler açısından programın farklı bir seçenek sunduğunu belirten Özbay, “İnsan vücudu nasıl çalışıyor?’ sorusuyla ilgileniyorsanız nörobilim tarafı var. ‘Bu sistemi teknolojiyle nasıl ölçerim?’ diyorsanız cihaz ve uygulama tarafı var.” dedi. Elektronörofizyoloji mezunlarının kamu ve özel hastanelerde, nöroloji ve nörofizyoloji laboratuvarlarında, uyku merkezlerinde ve nöromonitörizasyon birimlerinde çalışabildiğini ifade eden Özbay, öğrencilerin mezun olduklarında yalnızca teorik bilgiye değil, belirli cihaz ve klinik uygulamalarda çalışma deneyimine de sahip olduklarını belirtti. Dijitalleşen hastaneler sağlık ve bilişimi birlikte bilen çalışan arıyor Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Dündar Ertemiz, randevudan hasta kayıtlarına, tetkiklerden raporlama ve faturalandırmaya kadar sağlık hizmetlerinin büyük bölümünün artık dijital sistemlerle yürütüldüğünü söyledi. Ertemiz, sağlık sektöründe yalnızca bilişim teknolojilerini bilmenin yeterli olmadığını belirterek, şöyle konuştu: “Sağlık hizmetlerinin nasıl yürüdüğünü, sağlık çalışanlarının kullandığı terminolojiyi, ihtiyaçlarını ve kullanılan verinin niteliğini de anlamak gerekiyor. Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği tam da bu iki alanın kesiştiği noktada yer alıyor. Sağlık alanını tanıyan, aynı zamanda bilişim sistemlerini ve teknolojiyi anlayan insan kaynağına duyulan ihtiyaç sağlık kurumlarının dijitalleşmesiyle birlikte giderek daha görünür hâle geliyor.” Sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında köprü Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerlerinin çalışma alanının yalnızca teknik destekle sınırlandırılamayacağını ifade eden Ertemiz, mezunların Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri, elektronik sağlık kayıtları, veri yönetimi ve kullanıcı desteği gibi farklı dijital süreçlerde görev alabildiğini söyledi. Mesleğin sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında önemli bir köprü oluşturduğunu vurgulayan Ertemiz, “Sağlık çalışanının neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp bunu bilişim süreçleri açısından değerlendirebilecek kişilere ihtiyaç var.” dedi. “Yapay zekâ için doğru ve güvenilir sağlık verisi gerekiyor” Yapay zekâ, büyük veri, mobil sağlık, uzaktan sağlık hizmetleri ve giyilebilir teknolojilerin sağlık sektöründe giderek yaygınlaştığını kaydeden Ertemiz, bu teknolojilerin temelinde verinin bulunduğunu söyledi. Ertemiz, “Bir yapay zekâ uygulamasından doğru sonuç alabilmeniz için öncelikle doğru, düzenli, güvenilir ve güvenli bir sağlık verisine ihtiyacınız var. Bu sebeple sağlık verisini anlayan, bilgi sistemlerini kullanabilen, veri güvenliği ve mahremiyet konusunda bilinçli ve yeni teknolojilere uyum sağlayabilen çalışanların önemi giderek artıyor.” diye konuştu. Hasta bakımından çok teknolojiyle çalışmak isteyenlere alternatif Sağlık sektöründe çalışmanın yalnızca hekimlik, hemşirelik veya doğrudan hasta bakımından ibaret olmadığını belirten Ertemiz, hastanelerin güçlü bir teknolojik altyapıya da ihtiyaç duyduğunu vurguladı. “Sağlık alanına ilgi duyan ama ‘Ben doğrudan hasta bakımından ziyade teknolojiyle, bilgisayarla ve veriyle çalışmak istiyorum’ diyen bir öğrenci için Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği farklı bir seçenek sunuyor.” diyen Ertemiz, teknolojiye meraklı ve problem çözmeyi seven gençlerin programı değerlendirebileceğini söyledi. “İki yıl teknoloji açısından oldukça uzun bir süre” Teknolojideki değişim hızına dikkat çeken Ertemiz, bugün yeni olarak konuşulan bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası olabileceğini belirtti. Ertemiz, “İki yıl özellikle teknoloji açısından aslında oldukça uzun bir süre. Bugün yeni olarak konuştuğumuz bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası hâline geldiğini görebiliriz. Bu nedenle öğrencilere belirli bir pozisyon ya da iş garantisi üzerinden yaklaşmak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek yetkinlikler kazandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz.” dedi. Mezunların hastanelerin bilgi sistemleri ve bilgi işlem birimlerinin yanı sıra sağlık yazılımı, dijital sağlık, veri yönetimi, sistem entegrasyonları ve yapay zekâ destekli sağlık uygulamalarında görev alabileceğini kaydeden Ertemiz, yeni çalışma alanlarının önümüzdeki dönemde daha da çeşitleneceğini ifade etti. Öğrencilerin iki yıllık eğitimi yalnızca diploma süreci olarak görmemesi; staj, bilişim becerileri ve sektörel gelişmelerle kendilerini desteklemesi gerektiğini vurgulayan Ertemiz, “Sağlık sektörü değişiyor ve bu değişimin önemli bir bölümü teknoloji üzerinden gerçekleşiyor. Sağlık alanında çalışmak isteyen ama kendisini teknolojiye, bilişime ve veriye daha yakın hisseden gençler için bu program önemli bir alternatif.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kuveyt Türk'e Uluslararası Stevie Ödülü Haber

Kuveyt Türk'e Uluslararası Stevie Ödülü

Türkiye'nin öncü katılım finans kuruluşu Kuveyt Türk, iş dünyasının en prestijli uluslararası yarışmalarından Stevie Ödülleri’nde "Müşteri Gözünden Şube Deneyimi Nöropazarlama Projesi” ile “Teknoloji İnovasyonunda Başarı- Achievement in Technology Innovation” kategorisinde ödül kazandı. Hızla değişen müşteri beklentilerine cevap verebilmek ve bankacılık sektöründe müşteri odaklı dönüşüme öncülük etmek amacıyla Kuveyt Türk bünyesindeki Empatika Araştırma Merkezi tarafından hayata geçirilen “Müşteri Gözünden Şube Deneyimi” projesi, müşteri deneyimini sözel geri bildirimlere dayalı ölçüm modellerinin ötesine taşıyor. Proje kapsamında, şube içi yolculuk ile ilk kez müşterinin gördükleri, hissettikleri ve bilişsel tepkileri eşzamanlı olarak analiz edilerek ele alınıyor. Kuveyt Türk Dijital Bankacılık ve Ödeme Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Okan Acar, “Kuveyt Türk olarak müşteri deneyimini yalnızca müşteri geri bildirimleriyle değil bilimsel verilerle ele alarak klasik memnuniyet ölçümlerinin ötesine geçiyoruz. Müşterinin gerçek deneyim anındaki zihinsel süreci ve duygusal tepkilerini ne ölçüde yansıttığını bilimsel olarak sorguluyoruz. Empatika Araştırma Merkezi tarafından yapılan bu çalışmalar, Türkiye bankacılık sektöründe ilk kez nörobilim temelli yöntemlerin entegre edildiği bir şube deneyimi ölçüm modeli olma özelliği taşıyor. Bu projemizle Stevie Ödülleri gibi uluslararası platformlarda ödüle layık görülmemiz bizim için çok kıymetli. Önümüzdeki dönemde de teknoloji ve veri odaklı çalışmalarımızla müşteri deneyimini dönüştürmeye devam edeceğiz.” Nörobiyometrik Ölçüm Yöntemleri Kullanılıyor Projede, göz takibi yapan Eye Tracking gözlüğü, EEG ve biyometrik veriler gibi nörobiyometrik ölçüm yöntemleri kullanılarak gerçek zamanlı bilişsel ve duygusal tepkileri yakalayan teknoloji odaklı bir yaklaşım benimseniyor. Bu yöntemler sonrasında derinlemesine görüşmelerle müşterilerin bilişsel ve duyusal süreçleri hem de kendi beyanları üzerinde şube deneyimine yönelik algıları ölçümleniyor. Araştırma çıktıları iş birimleri ile gerçekleştirilen çalıştaylarda detaylı bir şekilde ele alınarak deneyim aksiyon planı oluşturuyor. Geliştirilen bu model, müşterilerin yalnızca ne söylediğini değil, aynı zamanda ne hissettiğini ve nasıl davrandığını ölçümlemeye odaklanıyor. Bu yenilik, bankanın şube düzenlerini, yönlendirme tabelalarını ve akışlarını gerçek insan davranışlarına dayalı olarak yeniden tasarlamasına ve farklı müşteri segmentleri için kişiselleştirilmiş ve bilişsel olarak uyumlu deneyimler sunmasına olanak sağlıyor. Gerçek zamanlı bilişsel ve duygusal tepkileri analiz eden bu yaklaşım sayesinde, geleneksel yöntemlerle tespit edilemeyen deneyim noktaları ortaya çıkarılıyor. Bu sayede farklı müşteri segmentlerine daha kişiselleştirilmiş ve ihtiyaç odaklı çözümler sunulabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor Haber

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor

Üsküdar Üniversitesi, UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından 2018 yılında Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak, aradan geçen 8 yılda gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından genç araştırmacıları bilimsel çalışmaları için ağırlamaya devam ediyor. Nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla bu prestijli unvana layık görülen Üsküdar Üniversitesi, sahip olduğu ileri araştırma altyapısı ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’nin önemli bilim merkezlerinden biri haline geldi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanına uzanan süreci, bu başarının Türkiye bilim ekosistemine katkılarını ve merkezin bugün ulaştığı uluslararası konumu değerlendirdi. Türkiye’nin ilk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi’nin 2018 yılında UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak seçilmesinin yalnızca üniversite adına değil, Türkiye’nin bilimsel araştırma altyapısı açısından da önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu unvanın uluslararası araştırmacılar için Türkiye’yi daha görünür hale getirdiğini ifade etti. Uluslararası iş birliğiyle başlayan süreç Prof. Dr. Muhsin Konuk, sürecin başlangıcına ilişkin yaptığı değerlendirmede, o dönemde TWAS Türkiye üyesi olan ve bugün İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü olarak görev yapan Prof. Dr. Yusuf Baran’ın girişimiyle, TWAS Güney Kanadı Koordinatörü Dr. Max Paoli’nin Üsküdar Üniversitesi’ni ziyaret ettiğini ve bu ziyaret sırasında üniversitenin ileri araştırma altyapısı ile laboratuvar olanaklarının uluslararası düzeyde dikkat çektiğini söyledi. Dr. Max Paoli’nin biyokimya ve protein mühendisliği alanındaki uzmanlığı doğrultusunda laboratuvarları ayrıntılı olarak incelediğini belirten Prof. Dr. Konuk, deney hayvanları ünitesi ile farmakogenetik, moleküler biyoloji, genetik, nörobilim ve nöroteknoloji laboratuvarlarının büyük ilgi gördüğünü ifade etti. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi’nin yalnızca davranış bilimlerinden ibaret olmadığını; sağlık, davranış ve mühendislik bilimlerini bir araya getiren Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olduğunu aktardık. Güçlü araştırma altyapımız ve multidisipliner yaklaşımımız, TWAS tarafından Türkiye’nin ilk Mükemmeliyet Merkezi olarak seçilmemizde önemli rol oynadı.” dedi. Türkiye’de önemli bir destek mekanizmasının oluşmasına katkı sağladı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS sürecinin ardından araştırmacıların uzun süreli Türkiye’de çalışabilmesini sağlayacak finansman modelinin oluşturulması için TÜBİTAK ile önemli bir çalışma yürütüldüğünü belirterek, “TWAS kuralları gereği ülkemize gelecek araştırmacıların üç aydan üç yıla kadar olan barınma ve iaşe giderlerinin desteklenmesi gerekiyordu. Bu ihtiyaç doğrultusunda TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) bünyesindeki destek programlarında gerekli düzenlemeler yapıldı ve destek süresi 36 aya kadar çıkarıldı. Böylece yalnızca Üsküdar Üniversitesi değil, Türkiye’deki tüm üniversiteler uluslararası araştırmacıları daha güçlü şekilde destekleyebilecek bir yapıya kavuştu.” dedi. Diğer üniversitelere de örnek oldu Üsküdar Üniversitesi’nin öncülüğünde başlayan bu sürecin kısa sürede diğer üniversitelere de örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Konuk, şunları söyledi: “Bu girişimin ardından farklı üniversitelerimiz de TWAS Mükemmeliyet Merkezi statüsü almaya başladı. Aynı zamanda TÜBİTAK ile TWAS arasında ortak uluslararası burs ve araştırma çağrıları açıldı. Bu gelişmeler, ülkemizin bilimsel görünürlüğünü ve uluslararası araştırma kapasitesini artıran önemli adımlar oldu.” Dünyanın genç bilim insanları Üsküdar Üniversitesi’nde araştırma yapıyor TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanıyla Üsküdar Üniversitesi’nin bugün dünyanın farklı ülkelerinden gelen genç araştırmacılar için önemli bir araştırma üssüne dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, TÜBİTAK desteğiyle üniversiteye gelen doktora öğrencileri ve araştırmacıların akademisyenlerin danışmanlığında ileri düzey laboratuvar altyapısından yararlanarak çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi bugün tam anlamıyla Türkiye’nin beyin üssü konumundadır. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından araştırmacılar, TWAS programı ve TÜBİTAK destekleriyle üniversitemize gelerek özellikle nörobilim alanındaki çalışmalarını laboratuvarlarımızda yürütüyor. Burada kazandıkları araştırma deneyimini, bilimsel yaklaşımı ve metodolojiyi kendi ülkelerine taşıyarak yeni araştırma merkezlerinin kurulmasına ve yeni bilim insanlarının yetişmesine katkı sağlıyorlar.” diye konuştu. Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı Üniversitenin lisansüstü eğitim altyapısına da dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Üsküdar Üniversitesi’nde Türkçe ve İngilizce Nörobilim Yüksek Lisans programları, Nörobilim Doktora Programı ile Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı’nın eğitim verdiğini belirtti. Konuk, “Güçlü akademik kadromuz, ileri teknoloji laboratuvarlarımız ve uluslararası araştırma ağlarımızla dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını ağırlamaya, ortak araştırmalar geliştirmeye ve onların kendi ülkelerinde yeni araştırma merkezleri kurmalarına katkı sunmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. TWAS Nedir? TWAS (The World Academy of Sciences / Dünya Bilimler Akademisi), UNESCO’nun desteğiyle 1983 yılında gelişmekte olan ülkelerde bilimsel kapasiteyi güçlendirmek amacıyla kurulmuş uluslararası bir bilim akademisidir. Merkezi İtalya’nın Trieste kentinde bulunan TWAS; bilimsel araştırmaları desteklemek, genç araştırmacıları teşvik etmek, uluslararası bilimsel iş birliklerini geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir bilim ekosistemlerinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. TWAS tarafından verilen “Center of Excellence (Mükemmeliyet Merkezi)” unvanı ise belirli bilim alanlarında uluslararası düzeyde araştırma altyapısına, nitelikli akademik kadroya ve bilimsel üretim kapasitesine sahip seçkin araştırma kurumlarına verilmektedir. Bu merkezler, özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelen genç bilim insanlarının ileri düzey araştırmalar yapmalarına olanak sağlayan uluslararası araştırma üsleri olarak görev üstlenmektedir. Üsküdar Üniversitesi, 2018 yılında nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’de bu unvana layık görülen ilk üniversite olmuş ve o tarihten bu yana dünyanın farklı ülkelerinden genç araştırmacıları laboratuvarlarında ağırlamayı sürdürmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eğitim Literatüründe Türkiye İmzası Haber

Eğitim Literatüründe Türkiye İmzası

Frontiers in Psychology’de yayımlanarak uluslararası akademik literatürde yer alan model, öğrencileri yalnızca sınavlara değil; yapay zekanın şekillendirdiği geleceğin dünyasının gerektirdiği yetkinliklere hazırlamayı hedefliyor. 16 Temmuz 2026, İstanbul – Türkiye’de eğitim teknolojileri alanına yön veren ve bugüne kadar 5 milyondan fazla öğrencinin yolculuğuna eşlik eden Doping Hafıza, 16 yıllık saha birikimini küresel bir vizyonla taçlandırdı. Şirket; eğitim bilimcileri, klinik psikologlar ve nörobilim uzmanlarının katkılarıyla üç yılı aşkın süredir yürüttüğü AR-GE çalışmaları sonucunda, öğrencinin kendini keşfetmesini ve potansiyelini ortaya çıkarmasını merkeze alan yeni nesil bir öğrenme modeli geliştirdi. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, önümüzdeki 5 yıl içinde mevcut iş kollarında ihtiyaç duyulan temel becerilerin yaklaşık yüzde 40'ının değişmesi bekleniyor. Doping Hafıza’nın tescilli modeli WAY; öğrencileri yalnızca klasik akademik başarıya odaklamak yerine empati, eleştirel düşünme, karmaşık problem çözme, öz farkındalık ve teknolojiyle iş birliği yapabilme yetilerini bütünsel bir yapıda ele alarak bu küresel dönüşüme yenilikçi bir yanıt sunuyor. Dünyaca Ünlü Psikoloji Dergisinde Yayımlandı Yalnızca teorik bir tasarımdan ibaret olmayan WAY metodolojisinin kuramsal altyapısı, dünyanın en saygın psikoloji mecralarından Frontiers in Psychology'de yayımlanarak uluslararası akademik literatürdeki yerini aldı. Tamamen kanıta dayalı saha çalışmalarına dayanan geliştirme sürecinde; akademisyenlerin rehberliğinde kontrollü araştırmalar, EEG cihazlarıyla beyin dalgası ölçümleri ve uluslararası geçerliliğe sahip yetkinlik ölçekleri uygulandı. Gerçekleştirilen bu bilimsel araştırmalar, WAY’in öğrencilerin özgüven, özdenetim ve bilişsel gelişim süreçlerini doğrudan ve olumlu yönde desteklediğini somut verilerle ortaya koyuyor. ASU+GSV Summit’te Global İlgi Dünyanın en prestijli eğitim ve teknoloji zirvelerinden biri kabul edilen ABD merkezli ASU+GSV Summit'te küresel paydaşların beğenisine sunulan WAY, uluslararası eğitim otoriteleri, akademisyenler, girişimciler ve EdTech yöneticilerinden yoğun ilgi gördü. Zirve kapsamında gerçekleştirilen 15 farklı uluslararası stratejik görüşme, Türkiye menşeili bu özgün metodolojinin küresel eğitim ihtiyaçlarına yönelik bütünsel bir inovasyon olarak değerlendirildiğini gösterdi. WAY, Doping Hafıza'nın küresel pazardaki varlığını güçlendirirken, Türkiye'den dünyaya uzanan eğitim teknolojileri ihracatı hedefinde de önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Simurg’dan İlham Alan Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimi Kendi kanatlarını bulmayı temsil eden efsanevi Simurg kuşundan ilham alan WAY, öğrencilerin bireysel potansiyellerini keşfetmelerini sağlayan 4 aşamalı bir deneyim tasarımı olarak kurgulandı. Alanında uzman “Öğrenme Mimarları” liderliğinde yürütülen süreçte; öğrencilerin ilgi alanları, güçlü yönleri ve gelişim alanları kapsamlı bir şekilde analiz edilerek tamamen kişiye özel gelişim planları oluşturuluyor. Sistem; öğrencilerin yapay zeka koçluğu eşliğinde girişim fikirleri geliştirdikleri Startup Lab, gerçek yaşam senaryoları ve tarihsel dönüm noktalarından hareketle karar alma kaslarını güçlendiren Mission WAY ve Fateful Moment gibi yenilikçi dijital simülasyonlarla adım adım destekleniyor. Arif Karakuş: "Öğrenmek Bir Yük Olmaktan Çıkıp Keşfe Dönüşüyor" Çocukları geleceğin dünyasına hazırlamanın yalnızca tek taraflı bilgi aktarımıyla mümkün olamayacağını belirten Doping Hafıza Genel Müdür Yardımcısı Arif Karakuş, metodolojinin temel vizyonunu şu sözlerle aktardı: "Bir çocuk kim olduğunu bildiğinde, kendini tanıdığında, kültürünü, köklerini, merakını ve güçlü yanlarını hissettiğinde öğrenmek artık bir yük olmaktan çıkıyor; keyifli bir keşfe dönüşüyor. 16 yıllık deneyimimizi ve milyonlarca öğrenciye ulaşan altyapımızı WAY ile tamamen yeniden kurguladık. Sosyal-duygusal öğrenmeyi, karakter ve potansiyel keşfiyle dünyada ilk kez sistematik bir modelde bir araya getiren WAY sayesinde; öğrencilerin kim olduklarını, neleri başarabileceklerini ve geleceğe nasıl yön verebileceklerini keşfetmelerini sağlıyor, onları geleceğin dünyasına tamamen hazır bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek Haber

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek

Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İleri teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar, insan davranışlarını bilişsel ve fizyolojik boyutlarıyla inceleyen araştırmalara ev sahipliği yaparak psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında yürütülecek disiplinlerarası çalışmalara önemli katkılar sunacak. Laboratuvarın açılış törenine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı. Kurdele kesimiyle açıldı Açılışta laboratuvarın kuruluş amacı, araştırma altyapısı ve bilimsel hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. Konuşmaların ardından laboratuvarın açılışı kurdele kesimiyle gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından katılımcılar laboratuvarı gezerek araştırma altyapısını yerinde inceledi. Laboratuvarda bulunan ileri teknoloji cihazlar tanıtılırken yürütülecek araştırmalar, uygulama alanları ve eğitim süreçlerine sağlayacağı katkılar hakkında bilgi paylaşıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor” Açılışta konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Tarhan; “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor.” dedi. Tarhan, Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını ifade ederek laboratuvarın insan davranışını bilimsel yöntemlerle inceleyen çalışmalara değerli katkılar sağlamasını temenni etti. Tarhan, laboratuvarın kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilgi üreten üniversite anlayışını güçlendirecek” Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının farklı disiplinlerden araştırmacıları aynı çatı altında buluşturacak güçlü bir araştırma altyapısı sunduğunu ifade etti. Güngör; “Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız güçlenecek.” şeklinde konuştu. Güngör, laboratuvarda yürütülecek bilimsel çalışmaların ulusal ve uluslararası araştırmalara önemli katkılar sağlamasını diledi. Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker: “Uygulamalı araştırmalar güçlenecek” Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise Türkiye'de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunacağını belirterek, laboratuvarın özellikle lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerinde uygulamalı araştırmaları güçlendireceğini, farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak projelerde buluşturarak ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara değer katacağını ifade etti. Bilişsel ve davranışsal süreçler ileri teknolojiyle analiz edilecek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini objektif fizyolojik ölçümlerle incelemek amacıyla kuruldu. Laboratuvarda katılımcıların farklı uyaranlara verdikleri bilişsel ve fizyolojik tepkiler; Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Elektroensefalografi (EEG), Shimmer Biyofizyolojik Ölçüm Sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak değerlendirilecek. Bu sistemler sayesinde göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı, deri iletkenliği ve diğer fizyolojik veriler yüksek doğrulukla kaydedilecek, elde edilen veriler gelişmiş analiz yöntemleriyle bilimsel araştırmalarda kullanılacak. Türkiye’nin ilk ve tek laboratuvarı araştırmalara yön verecek Laboratuvar altyapısında iki adet EEG sistemi (Epoc Emotiv), iki adet Sanal Gerçeklik (VR) sistemi, bir adet Eye Tracking sistemi ve bir adet Shimmer biyofizyolojik veri toplama sistemi bulunuyor. Bu cihazlar tek başına veya eş zamanlı olarak kullanılabiliyor. Böylece dikkat, algı, duygu, karar verme, öğrenme, stres, insan-bilgisayar etkileşimi, nöropazarlama ve klinik araştırmalar başta olmak üzere birçok alanda disiplinlerarası bilimsel çalışmalar yürütülebiliyor. Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı olma özelliğini taşıyan merkez, sahip olduğu entegre araştırma altyapısıyla bilişsel süreçlerin fizyolojik ölçümlerle değerlendirilebildiği özgün bir araştırma ortamı sunuyor. Laboratuvarın, disiplinlerarası bilimsel çalışmaları destekleyerek başta nöropazarlama olmak üzere birçok alanda yenilikçi araştırmaların yürütülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Eğitimden uluslararası projelere geniş katkı Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine uygulamalı destek sunmanın yanı sıra ulusal ve uluslararası araştırma projelerine de ev sahipliği yapacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Johnson & Johnson Innovative Medicine’da Üst Düzey Atama Haber

Johnson & Johnson Innovative Medicine’da Üst Düzey Atama

Yeni görevinde, Johnson & Johson bünyesinde en hızlı gelişen pazarlardan olan TURGAN’ın büyümesine liderlik edecek olan Geraldine Schenk, yenilikçi ilaçların hastalara ulaştırılması için çalışacağını belirterek “TURGAN bölgesindeki olumlu ivmeden ilham alarak, yenilikçi tedavileri hastalarla buluşturmak için tüm paydaşlarımızla yakın iş birliği içinde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Birlikte, anlamlı inovasyon için doğru ortamı yaratabilir ve ihtiyaç duyan hastalarımızın faydasına bilimi ilerletmeye devam edebiliriz.” dedi. Geraldine Schenk, Avusturya Innsbruck Üniversitesi Uluslararası İşletme bölümünden mezun olup, ilaç sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahiptir. Johnson & Johnson’a 2003 yılında Janssen İsviçre’de katılan Schenk, kariyeri boyunca birçok üst düzey liderlik pozisyonunda görev almıştır. İsviçre’de Ticari Direktör ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır. Daha sonra Johnson & Johnson ABD’de Onkoloji alanında Global Ticari Strateji Direktörü olarak görev almış, Ar-Ge ekipleri ve bölgelerle yakın iş birliği içinde çalışmıştır. Ardından Johnson & Johnson Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde Dermatoloji/Romatoloji alanında Entegre Marka Ekibi Lideri olarak görev yapan Schenk, sonrasında Almanya’da Uzmanlık Alanı Tedavileri iş biriminde Ticari Lider rolünü üstlenmiş ve yönetim ekibi üyesi olarak İmmünoloji ve Nörobilim portföylerinden sorumlu olmuştur. En son olarak Johnson & Johnson Innovative Medicine Polonya Genel Müdürü görevini yürütmüştür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Başladı Haber

8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Başladı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşanıyor. Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor.” Prof. Dr. David Baron: “İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” Prof. Dr. Güngör: “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı.” Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır.” Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, bu alanda çalışmalar yürüten uzman isimleri ağırlıyor. İki gün sürecek kongrenin bu yılki teması, "Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı: Sosyal İzolasyon mu? Longevity (Uzun Yaşam) mi?" olarak belirlendi. Açılışı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı Kongrenin açılışında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan "Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı" başlıklı açılış konferansında hem akademik hem de küresel ölçekte dikkat çeken mesajlar verdi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasına önemli bir gelişmeyi paylaşarak başladı ve “Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027’nin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak. Geçen yıl Avustralya’daydı. Bu kez Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde ve İbn Haldun Üniversitesi iş birliğiyle ülkemizde düzenlenecek. Bu müjdeyi de sizinle paylaşmak istedim.” dedi. “21. yüzyıl Bilgelik Yüzyılı olmak zorunda” İnsanlık tarihindeki büyük dönüşümlere dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, günümüzün yeni bir kırılma dönemine işaret ettiğini belirterek, “Neolitik dönem, Tarım dönemi, Endüstri devrimi ve 20. yüzyılda Bilgi Çağı… Peki 21. yüzyıl ne olacak? Yapay zekâyla birlikte bu yüzyılın ‘Bilgelik Yüzyılı’ olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da pozitif psikolojiden geçiyor.” diye konuştu. Konuşmasının odağında “anlam” kavramının yer aldığını belirten Prof. Dr. Tarhan “Konumuzun ‘Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı’ olması tesadüf değil. Krizlere ve acılara doğru anlam yüklersek onları yönetebiliriz. Yanlış anlam yüklersek acılar çözülmez, devam eder. Bu anlam yükleme sürecinin en önemli yöntemlerinden biri de pozitif psikolojidir.” ifadesinde bulundu. Pozitif psikoloji eğitimi somut sonuçlar verdi Üniversitede pozitif psikolojiyi eğitim sistemine entegre ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üniversitemiz kurulduktan sonra, 2013 yılında pozitif psikoloji dersini tüm öğrencilere zorunlu ders olarak koyduk. Ders öncesi ve sonrası ölçümler yaptık. Öğrencilerimizden ‘arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanımını bıraktım’, ‘babamla ilişkim düzeldi’ gibi geri bildirimler aldık.” şeklinde konuştu. Pozitif psikolojiden ilhamla geliştirilen projelere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yaklaşık 5 bin uluslararası öğrencimiz var. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin kendi aralarında gruplaştığını ve sosyal temasın sınırlı kaldığını gördük. Bunun üzerine ‘Pozitif Psikolojiden Hedef Arkadaşlığı Projesi’ni başlattık. Bu, bir tür akran mentorluğu modeli. Her yıl bilimsel araştırma projesi olarak destekliyoruz ve sonuçlarını da yayımladık.” dedi. Pozitif psikoloji, sıfırı artıya çıkarır… Klasik psikoloji ile pozitif psikoloji arasındaki farkı da açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Klasik psikoloji eksiyi sıfıra getirir, patolojiyi düzeltir. Pozitif psikoloji ise sıfırı artıya çıkarır. Yaşam kalitesini ve iyilik halini artırır.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımı tıptaki gelişmelerle kıyaslayan Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde tıpta ‘dokulara saygılı hekimlik’ anlayışı var. Gereksiz müdahaleler yerine minimal yöntemler tercih ediliyor. Bunun psikiyatridedeki karşılığı da pozitif psikoterapidir.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasında dijitalleşme çağında insanın anlam arayışının daha da önem kazandığını belirterek, pozitif psikolojinin bu süreçte bireylerin hem psikolojik dayanıklılığını artıran hem de yaşam kalitesini yükselten temel bir yaklaşım olduğunu vurguladı. İnsanlık nereye gidiyor? Prof. Dr. Tarhan, bireyin güçlü yönlerini merkeze alan yaklaşımların önemine değinerek, “Kişinin karakter güçleri envanteri var (VIA). Howard Gardner’ın çalışmalarından da yararlanarak bunu rutin olarak uyguluyoruz. Kişinin pozitif yönlerini güçlendirdiğinizde, negatif yönlerini büyük ölçüde kendisi çözebiliyor. Bu yaklaşım çok daha etkili bir rehberlik sunuyor.” dedi. 2023 yılında Gardner’ı kongreye davet ettiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama insanlık nereye gidiyor diye sorduğumda, ‘İnsanlar daha zeki olacak ama daha insan olacaklarını söyleyemem’ dedi. Bu çok anlamlı bir uyarıydı.” diye konuştu. Zeka ucuzladı, karakter pahalılaştı Teknolojik gelişmelerin insan karakteri üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Tarhan, Elon Musk’ın sözlerini hatırlatarak, “Bugün ‘zeka ucuzladı ama karakter pahalılaştı’ deniyor. Gerçekten de karakterli insan bulmak zorlaşıyor. İnsanlar daha fazla imkana sahip oldukça bastırılmış yönleri, açgözlülükleri ortaya çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı. “Empati çalışmazsak kötülükler artıyor!” Prof. Dr. Tarhan, günümüzde küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşandığını belirterek, “Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor. En büyük organı egosu. Kendini özel, önemli, üstün görüyor; hak duygusu sadece kendilerine yönelik. Hep dünya kendi çıkarı etrafında dönsün istiyor. Mesela narsistik yetişen bir çocuk, eline plastik mermi olan bir silah alıyor, yolda geçen bir hanımefendiye sıkıyor, kameraya çekiyor ve zevkle seyrediyor bunu. Şimdi böyle birisine empati öğretmek gerekiyor. 'O senin kardeşin olsa, annen olsa ne hissederdin?' diye empati çalışmak gerekiyor. Empati çalışmazsak kötülükler artıyor. Bütün kötülükleri bir odaya doldursanız kapısını empati yoksunluğu açıyor. Pozitif Psikoloji bunu öğretiyor.” şeklinde konuştu. “Küresel empati yoksunluğu yaşıyoruz” Dünyadaki çatışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Gazze’den İran’a kadar yaşanan olayların arkasında da empati eksikliği var. Ancak insanlık gelişiyor, umutsuzluğa kapılmamak gerekir. İletişim çağındayız ve kötülüklerin en büyük düşmanı iyi insanların tavır koymasıdır.” ifadelerini kullandı. Psikiyatrinin geleceği kişiye özel tedavi… Sağlık alanındaki çalışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Hastanemizde kişiye özel tedavi yaklaşımının Türkiye’de öncülerinden olduk. Nörobilim temelli ve kanıta dayalı yöntemlerle psikiyatrik hastalıkların beyindeki karşılıklarını tespit ederek tedavi uyguluyoruz. Ayrıca farmakogenetik çalışmaları da kendi laboratuvarlarımızda yürütüyoruz.” dedi. “Bu bir kabuk değişimi, doğum sancısıdır…” Konuşmasının sonunda umudun önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini, “Dünyadaki savaşlara bakarak karamsarlığa kapılmayalım. Bu süreç bir kabuk değişimi, bir doğum sancısıdır. İnsanlık daha iyiye doğru ilerliyor. Bunu ‘geliştiren travma’ olarak görmeli ve travma sonrası büyümeye odaklanmalıyız” ifadeleriyle tamamladı. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise açılış konuşmaları kapsamında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin her yüzyıl başında benzer kaotik süreçlerden geçtiğini belirterek, 21. yüzyılın da küresel ölçekte yeni bir çözülme ve dönüşüm sürecine sahne olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor. Yüzyıllar çoğu zaman sancıyla, bunalımla başlıyor.” diyerek tarihsel döngülere dikkat çekti. Kaosu üreten, çözümü de buluyor! Tüm bu gelişmelere rağmen umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık her zaman kaotik durumlar yaratır ama çözümünü de yine kendisi bulur. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Sorun üretir ama daha iyi bir dünya için sorgulamayı da beraberinde getirir. Onun için de biz akademiye önem verelim. Biz insanlık olarak okumaya, düşünmeye, sorgulamaya, eleştirel düşünüşe önem vermeliyiz, ondan asla vazgeçmemeliyiz. Kötü varsa mutlaka iyi de vardır. Bir şeyler kötüye gidiyorsa, bir şeyler de iyiye gidebilir. Ama bu iyiye gitmesi insanın niyetine bağlıdır.” diye konuştu. Prof. Dr. Güngör: “Umutsuzluk insanlık tarihinde yoktur” İnsanlık tarihinin mücadelelerle dolu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık tarihinde hep trajediler ve kaoslar olmuştur ama her zaman bir çıkış yolu bulunmuştur. Bu nedenle bolca okumalı, düşünmeli, sorgulamalı ve eleştirel bakış açısını güçlendirmeliyiz. Daha insancıl bir gelecek, ancak bu şekilde mümkün olabilir.” ifadesinde bulundu. “Güler yüz önemli ancak arkasında derin düşünce olmalı” Pozitif psikolojinin önemine de değinen Prof. Dr. Güngör, “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı. Neşeyle bakarken aynı zamanda sorgulayan, eleştiren bir zihni de korumalıyız.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Çok özel bir dönemde yaşıyoruz” Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, günümüz dünyasının insanlık tarihi açısından “en özel ve en kırılgan dönemlerden biri” olduğunu belirterek, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda insanın anlam dünyasını kökten değiştiren bir süreç olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kaynak, “Hepimiz açıkçası çok özel bir dönemde yaşıyoruz. Hayatımıza çok hızlı giren ve ‘disruptive technologies’ dediğimiz yıkıcı teknolojilerle iç içeyiz. Dijitalleşme sadece iş yapış biçimlerimizi ya da sosyal medyayı etkileyen bir unsur değil; aynı zamanda hayatımızın anlam içeriğini değiştiren, bizi yeni bir hakikat ortamına adapte etmeye zorlayan travmatik bir dönemdir. Daha önce bildiklerimizin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiği bir çağdayız.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bu bir fırtına değil, iklim değişikliği” Yaşanan dönüşümün geçici bir kriz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır. Biz de tam olarak böyle bir dönemdeyiz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi olarak kendilerini yalnızca “beyin üssü” değil, aynı zamanda “duygu üssü” olarak tanımladıklarını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Nevzat Tarhan hocamızın liderliğinde insan psikolojisini ve duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımı felsefe, tarih ve insan bilimlerinin tüm alanlarına yansıtıyoruz.” dedi. “Bu çağda nasıl iyi insan kalacağız?” Pozitif psikolojinin yalnızca olumlu düşünmekten ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Bedenen ve ruhen değiştiğimiz bu ortamda nasıl insan olarak kalacağız? Üstelik nasıl ‘iyi insan’ olarak kalacağız? Pozitif enerji yayan bireyler olarak bu olumsuzlukların içinde nasıl ayakta duracağız ve bu pozitifliği çevremizle nasıl paylaşacağız? Yeni hayatı nasıl inşa edeceğiz? Asıl mesele bu soruların cevabıdır.” ifadesinde bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz” Kongre Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, kongrenin iki gün boyunca unutulmaz anılara sahne olacağını belirterek, “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz. İki gün boyunca her birimiz farklı deneyimler ve kazanımlar elde edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Kongrenin yalnızca akademik içerikle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren bir yönü bulunduğunu dile getiren Dr. Turan, “Sosyal bağlılığımızla ve ele alacağımız konularla birlikte kendi hayatımıza artılar katabileceğimiz, güzel anılar biriktirebileceğimiz çok kıymetli bir kongre olmasını diliyorum” dedi. Açılış dinletisi Prof. Dr. Haydar Sur’dan… Açılış konseri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından verildi. Prof. Dr. Sur, ud çalarak sevilen eserler seslendirdi. Kongrenin “Onur Konuğu” Prof. Dr. David Baron’a fahri doktora takdim edildi Kongrede “Onur Konuğu” ve psikiyatri ve spor bilimleri alanında uluslararası çalışmalarıyla tanınan Stanford ve Western Üniversitesi’nden (Western University of Health Sciences) Prof. Dr. David Baron’a Fahri Doktora unvanı takdim etti. Tören kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Dr. Baron’a cübbesi giydirilerek Fahri Doktora belgesi takdim edildi. Prof. Dr. Tarhan ayrıca kendi eserlerinden oluşan İngilizce kitap setini hediye etti. Törende, senato üyeleri sahneye davet edilerek toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi. Yaşam tarzı psikiyatrisi ve altı temel sacayağı Törende daha sonra Prof. Dr. David Baron, açılış konferansı verdi ve “Pozitif Yaşam Tarzı Psikiyatrisi Perspektifinden Sosyal İzolasyon ve Yalnızlığın Yaşam Kalitesi Üzerindeki Rolü” konusunu ele aldı. Yaşam tarzı psikiyatrisi, sosyal bağların gücü ve pozitif ruh sağlığına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Baron, modern psikiyatri anlayışının yalnızca hastalık odaklı değil, yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Baron, yaşam tarzı psikiyatrisi yaklaşımının fiziksel aktivite, beslenme, uyku, zararlı maddelerden uzak durma, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi olmak üzere altı temel sacayağı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sizi mutlu eden faaliyetleri bulmak ve sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmak ruh sağlığının temelidir.” dedi. “Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmeye eşdeğer…” Sosyal izolasyonun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Baron, “İnsanlar sosyal varlıklardır. Bağ kurmak, insanın en temel ihtiyacıdır. Sosyal izolasyon, günde 15 sigara içmeye eşdeğer bir sağlık riski taşır.” ifadelerini kullandı. Pozitif psikoloji ve ruh sağlığı vizyonu Prof. Dr. Baron, pozitif psikoloji yaklaşımının ruh sağlığında yeni bir paradigma oluşturduğunu belirterek, “Ruh sağlığı yalnızca hastalığın olmaması değildir; hayattan keyif almak, anlam bulmak ve gelişebilmektir.” dedi. Psikiyatride ilaçların önemine değinen Baron, buna rağmen hasta ile hekim arasındaki terapötik ilişkinin çoğu zaman daha belirleyici olduğunu vurguladı. Bağ kuran insan iyileşir, gelişir ve güçlenir… Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) çalışmalarına da değinen Baron, odağın yalnızca hastalıkların tedavisi değil, bireylerin “esenlik hali”ne ulaşması olması gerektiğini söyledi. Konuşmasını sosyal bağların kritik önemine dikkat çekerek tamamlayan Baron, “Sosyal izolasyonun önüne geçmek, yaşam kalitesini artırmanın en temel yoludur. İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” dedi. Alanında uzman isimler konferanslar verdi Öte yandan, kongre kapsamında Prof. Dr. Tayfun Doğan “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin”, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur “İyi Olma Hali (Well-being) Bağlamında İlişkiler”, Doç. Dr. Sevda Yeşim Özdemir “Longevity’de Genetik Faktörler ve Yalnızlığın Biyolojisi” başlıklı konferans verdi. Atölye çalışmaları yapıldı Kongrede ayrıca Doç. Dr. Aslı Kartol ve Psk. Danışman Rümeysa Özel “Pozitif Psikoloji Temelli Vaka Formülasyonu: Güçlü Yön Odaklı Müdahale Tasarımı”, Dr. Psikolog Ebru Sinici “Zamanla Dost Olmak: Dijital Yalnızlık, Anlam ve Longevity”, Uzm. Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk “Dayanıklı Çocuklar Yetiştirmek”, Dr. Öğr. Üyesi Gamze Alçekiç Yaman “Pikselden Kalbe: Dijital Yalnızlıkta Bağ Kurma”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Yeniden Bağlanmak: Güçlü Yönlerle Bağ Kurmak”, Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak “Psikolojik Esnekliği İnşa Etmek”, Okan Tiring “Pozitif Psikoloji ve Adler: Sanat Yoluyla Amaç” ve Dr. Hakan Karaman “Cinsel İyilik Hali ve Terapide Temel Yaklaşımlar” başlıklı atölyelerde gerçekleştirildi. Kongrenin ikinci gününde neler var? Kongrenin ikinci günü olan 26 Nisan Pazar günü Dr. Öğr. Üyesi Mert Sinan Bingöl “Anlam ve Anlamsızlık Sarmalından Nasıl Çıkabiliriz?”, Prof. Dr. Emine Nilüfer Pembecioğlu “Dijital Dünyada Gerçeklik Kırılımı” ve Uzm. Psk. Danışman Deniz Altınay “Sosyometri Kuramında Sosyal İzolasyon” başlıklı konferans verecek. Kongrede, “Yıkmadan Yıkılmadan Ayrılmak: Yapıcı Boşanma” konulu panelde Prof. Dr. Sefa Bulut, Doç. Dr. Besra Taş Bolat ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Deniz Özdemir birer konuşma gerçekleştirecek. Kongrede, Prof. Dr. Sırrı Akbaba “Türk-İslam Kültüründe Erdemler”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “Yakınlık, Sevmek ve Yalnızlık”, Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Kendirci “Ruhsal İyileşmede Anlamın Rolü” ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan da “Sosyal İzolasyon mu? Sosyal Bağlılık mı?” başlıklı konferans gerçekleştirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.