Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nöromodülasyon

Kapsül Haber Ajansı - Nöromodülasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nöromodülasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor! Haber

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor!

Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Elektronörofizyoloji ve Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği gibi programlar; sağlık, teknoloji, veri ve yapay zekâyı aynı meslek alanında buluşturuyor. YKS yerleştirme sonuçlarının ardından başlayacak ek tercih süreci, ilk yerleştirmede istediği programa yerleşemeyen ya da tercih yapmayan adaylara üniversite için yeni bir fırsat sunuyor. Adaylar ek tercih listelerini oluştururken yalnızca bugünün değil, teknolojik dönüşümle birlikte önümüzdeki yıllarda önem kazanacak meslekleri de değerlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Program Başkanı Öğr. Gör. Eyser Kılıç, sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılan binlerce tıbbi cihazın bulunduğunu anlattı. Eyser Kılıç, hastanelerde biyomedikal cihaz teknikerlerine duyulan ihtiyacın neden arttığını şöyle anlattı: “Sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılmakta olan binlerce tıbbi cihaz bulunmaktadır ve gelişen teknolojiyle birlikte bu cihazların çalışma prensipleri, teknik özellikleri ve kullanım avantajları değişebilmektedir. Yaşamsal öneme sahip tıbbi cihazların sürekli ve doğru bir şekilde çalışabilmesi için bu alanda yeterli donanıma sahip biyomedikal teknikerleri tarafından düzenli olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca sağlık hizmetleri devam ederken bu cihazlarda olası bir arıza ya da sorun oluşması durumunda hızlı bir şekilde alanda uzman biyomedikal teknikerleri tarafından duruma müdahale edilmeli ve gerekli süreçlerin başlatılması gerekir. Dolayısıyla tıpta tıbbi cihazların yeri ve önemi yadsınamaz ve bu cihazların kurulumlarından itibaren artık iş göremez hale gelip hurdaya ayrılmasına kadar geçen süreçte işleyişin devamlılığı için biyomedikal teknikerlerine ihtiyaç duyulmaktadır.” MR'dan yoğun bakıma kadar kritik sorumluluk üstleniyorlar Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca cihaz arızası olduğunda devreye giren teknik personel olmadığını vurgulayan Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri tıbbi cihazların ilgili birimlere kurulumundan itibaren, cihazların periyodik olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılmasından sorumlu kişilerdir. Tıbbi cihazlarda herhangi bir arıza ya da sorun oluşması durumunda arızayı tespit etmek ve arızanın giderilmesi için gerekli çalışmaları yürütürler. Hastanelerde tıbbi cihazlara ait envanter tutmak, cihazlar çalışmaz duruma geldiğinde hurdaya ayrılması için gerekli prosedürleri yürütmek, yeni bir tıbbi cihaz alınacağı zaman uzman doktorlarla birlikte ilgili cihazın teknik özelliklerini belirlemek gibi görevleri bulunmaktadır.” diye konuştu. Yerli tıbbi cihaz üretimi yeni fırsatlar sağlayabilir Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca hastanelerde değil AR-GE ve üretim süreçlerinde de görev alabildiğini kaydeden Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri AR-GE faaliyetlerinde, tıbbi cihaz üretim süreçlerinde de görev alabilirler. Bu nedenle yerli tıbbi cihaz üretimi biyomedikal teknikerlerinin ülkemizde üretim aşamalarında istihdam sağlayabilecek bir fırsat sağlar.” dedi. Sağlık ve teknoloji aynı eğitimde buluşuyor Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programının sağlık bilimleri ile teknik bilimleri bir araya getirdiğini anlatan Kılıç, öğrencilerin elektrik-elektronik temelli derslerin yanında anatomi ve fizyoloji gibi temel tıp bilimleri derslerini de aldığını belirtti. Öğrencilerin görüntüleme, yaşam destek ve laboratuvar cihazlarının çalışma prensiplerini öğrendiğini ifade eden Kılıç, “Elektrik-elektronik ya da makine gibi teknik alanlara ilgi duyan ve tıp-sağlık alanında kullanılan cihazlarla uğraşmak isteyen kişiler için Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programı oldukça uygun ve zevkli bir seçenektir.” diye konuştu. Mezunların kamu ve özel hastanelerin biyomedikal birimlerinin yanı sıra tıbbi cihaz firmalarının teknik servis, satış-pazarlama, kalibrasyon, kalite ve belgelendirme alanlarında görev alabildiğini belirten Kılıç, DGS ile ilgili mühendislik programlarına geçiş imkânı bulunduğunu da söyledi. Beyin ve sinir sisteminin elektriksel dili ölçülüyor Üsküdar Üniversitesi Elektronörofizyoloji Program Başkanı Öğr. Gör. Cansu Özbay, elektronörofizyolojinin sinir sisteminin elektriksel ve fizyolojik faaliyetlerini tıbbi cihazlarla ölçen ve hekimin tanısal değerlendirmesine yardımcı olan bir sağlık alanı olduğunu söyledi. Elektronörofizyoloji teknikerlerinin uzman hekim gözetiminde EEG, EMG ve uyku incelemeleri başta olmak üzere sinir sisteminin fonksiyonlarını ölçen uygulamalarda görev aldığını kaydeden Özbay, MR ve BT gibi anatomik görüntülemelerin yanında fonksiyonel ölçümlerin de tanı sürecinin önemli parçaları olduğuna dikkat çekti. “Hasta ile ileri teknoloji arasında kritik bir köprü” Epilepsi, uyku bozuklukları ve sinir sistemi hastalıklarında teknikerin tanı koymadığını, ancak tanı sürecinin teknik bölümünü yürüttüğünü vurgulayan Özbay, şöyle konuştu: “Burada teknikerin rolü hekimin yerine tanı koymak değil, tanı sürecinin teknik ve uygulamalı bölümünü doğru şekilde yürütmektir. Teknikerin yaptığı iş, hasta, ileri teknoloji cihaz, nörofizyolojik kayıt ve hekim değerlendirmesi arasında kritik bir köprü kurmaktır.” Beyin-bilgisayar arayüzleri geleceği değiştirebilir Nörobilimdeki gelişmelerin elektronörofizyoloji alanına da doğrudan yansıdığını dile getiren Özbay, beyin-bilgisayar arayüzleri, yapay zekâ destekli sinyal analizi, nöromodülasyon ve giyilebilir nörolojik cihazların önem kazanacağına dikkat çekti. Özbay, “Beyin-bilgisayar arayüzleri, nöromodülasyon, yapay zekâ destekli sinyal analizi, giyilebilir nörolojik cihazlar ve gelişmiş nöromonitörizasyon sistemleri ilerledikçe EEG ve diğer biyosinyallerin toplanması ve yorumlanmasına yönelik teknik yetkinliklerin önemi artabilir. Burada elektronörofizyoloji mezununun avantajı, hem insan fizyolojisini hem de biyomedikal cihazlarla çalışmayı öğrenmesidir.” dedi. Nörobilim ve teknoloji aynı meslekte buluşuyor Beyin ve teknolojiye birlikte ilgi duyan gençler açısından programın farklı bir seçenek sunduğunu belirten Özbay, “İnsan vücudu nasıl çalışıyor?’ sorusuyla ilgileniyorsanız nörobilim tarafı var. ‘Bu sistemi teknolojiyle nasıl ölçerim?’ diyorsanız cihaz ve uygulama tarafı var.” dedi. Elektronörofizyoloji mezunlarının kamu ve özel hastanelerde, nöroloji ve nörofizyoloji laboratuvarlarında, uyku merkezlerinde ve nöromonitörizasyon birimlerinde çalışabildiğini ifade eden Özbay, öğrencilerin mezun olduklarında yalnızca teorik bilgiye değil, belirli cihaz ve klinik uygulamalarda çalışma deneyimine de sahip olduklarını belirtti. Dijitalleşen hastaneler sağlık ve bilişimi birlikte bilen çalışan arıyor Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Dündar Ertemiz, randevudan hasta kayıtlarına, tetkiklerden raporlama ve faturalandırmaya kadar sağlık hizmetlerinin büyük bölümünün artık dijital sistemlerle yürütüldüğünü söyledi. Ertemiz, sağlık sektöründe yalnızca bilişim teknolojilerini bilmenin yeterli olmadığını belirterek, şöyle konuştu: “Sağlık hizmetlerinin nasıl yürüdüğünü, sağlık çalışanlarının kullandığı terminolojiyi, ihtiyaçlarını ve kullanılan verinin niteliğini de anlamak gerekiyor. Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği tam da bu iki alanın kesiştiği noktada yer alıyor. Sağlık alanını tanıyan, aynı zamanda bilişim sistemlerini ve teknolojiyi anlayan insan kaynağına duyulan ihtiyaç sağlık kurumlarının dijitalleşmesiyle birlikte giderek daha görünür hâle geliyor.” Sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında köprü Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerlerinin çalışma alanının yalnızca teknik destekle sınırlandırılamayacağını ifade eden Ertemiz, mezunların Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri, elektronik sağlık kayıtları, veri yönetimi ve kullanıcı desteği gibi farklı dijital süreçlerde görev alabildiğini söyledi. Mesleğin sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında önemli bir köprü oluşturduğunu vurgulayan Ertemiz, “Sağlık çalışanının neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp bunu bilişim süreçleri açısından değerlendirebilecek kişilere ihtiyaç var.” dedi. “Yapay zekâ için doğru ve güvenilir sağlık verisi gerekiyor” Yapay zekâ, büyük veri, mobil sağlık, uzaktan sağlık hizmetleri ve giyilebilir teknolojilerin sağlık sektöründe giderek yaygınlaştığını kaydeden Ertemiz, bu teknolojilerin temelinde verinin bulunduğunu söyledi. Ertemiz, “Bir yapay zekâ uygulamasından doğru sonuç alabilmeniz için öncelikle doğru, düzenli, güvenilir ve güvenli bir sağlık verisine ihtiyacınız var. Bu sebeple sağlık verisini anlayan, bilgi sistemlerini kullanabilen, veri güvenliği ve mahremiyet konusunda bilinçli ve yeni teknolojilere uyum sağlayabilen çalışanların önemi giderek artıyor.” diye konuştu. Hasta bakımından çok teknolojiyle çalışmak isteyenlere alternatif Sağlık sektöründe çalışmanın yalnızca hekimlik, hemşirelik veya doğrudan hasta bakımından ibaret olmadığını belirten Ertemiz, hastanelerin güçlü bir teknolojik altyapıya da ihtiyaç duyduğunu vurguladı. “Sağlık alanına ilgi duyan ama ‘Ben doğrudan hasta bakımından ziyade teknolojiyle, bilgisayarla ve veriyle çalışmak istiyorum’ diyen bir öğrenci için Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği farklı bir seçenek sunuyor.” diyen Ertemiz, teknolojiye meraklı ve problem çözmeyi seven gençlerin programı değerlendirebileceğini söyledi. “İki yıl teknoloji açısından oldukça uzun bir süre” Teknolojideki değişim hızına dikkat çeken Ertemiz, bugün yeni olarak konuşulan bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası olabileceğini belirtti. Ertemiz, “İki yıl özellikle teknoloji açısından aslında oldukça uzun bir süre. Bugün yeni olarak konuştuğumuz bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası hâline geldiğini görebiliriz. Bu nedenle öğrencilere belirli bir pozisyon ya da iş garantisi üzerinden yaklaşmak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek yetkinlikler kazandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz.” dedi. Mezunların hastanelerin bilgi sistemleri ve bilgi işlem birimlerinin yanı sıra sağlık yazılımı, dijital sağlık, veri yönetimi, sistem entegrasyonları ve yapay zekâ destekli sağlık uygulamalarında görev alabileceğini kaydeden Ertemiz, yeni çalışma alanlarının önümüzdeki dönemde daha da çeşitleneceğini ifade etti. Öğrencilerin iki yıllık eğitimi yalnızca diploma süreci olarak görmemesi; staj, bilişim becerileri ve sektörel gelişmelerle kendilerini desteklemesi gerektiğini vurgulayan Ertemiz, “Sağlık sektörü değişiyor ve bu değişimin önemli bir bölümü teknoloji üzerinden gerçekleşiyor. Sağlık alanında çalışmak isteyen ama kendisini teknolojiye, bilişime ve veriye daha yakın hisseden gençler için bu program önemli bir alternatif.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor! Haber

Alzheimer’da İlaç Dışı Yaklaşımlar Umut Vadediyor!

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi. Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir! Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi. Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu. Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi. Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti: “Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.” Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi. Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı. TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi. Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi: “Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar. Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.” Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi. Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir. Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.