Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Npi̇stanbul Hastanesi

Kapsül Haber Ajansı - Npi̇stanbul Hastanesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Npi̇stanbul Hastanesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

'Bed Rotting' Sanıldığı Kadar Masum Değil! Haber

'Bed Rotting' Sanıldığı Kadar Masum Değil!

Bu davranışın, kişinin dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi görülebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir.” dedi. Dinlenme kişiyi yenilerken, bed rottingin daha yorgun, suçlu ve hayattan kopuk hissettirebildiğini aktaran Beyaz, özellikle depresyonda bu durumun, hem hastalığın sonucu hem de onu besleyen bir kısır döngüye dönüşebildiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi. Bed rotting bir tanı değil, uzadığında zararlı olabilen bir geri çekilme davranışı! ‘Bed rotting’ kavramının, özellikle son zamanlarda sosyal medyada akım şeklinde popülerleşip karşımıza çıkan, bireylerin yorganın altına saklanmış, yanında atıştırmalıkları, elinde telefonuyla saatlerce yataktan çıkmayan hali olarak tarif edilebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum bir nevi psikolojide geri çekilme savunma mekanizmasının modern ve biraz da dijitalleşmiş bir hali.” dedi. Klinik literatürde böyle resmi bir tanı söz konusu olmadığını, bunun daha çok bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Beyaz, “Bu durum bir tanı olmasa da, bu davranışın bir semptom olma ihtimali olabilir. Yani kişinin dış dünyanın hızı, gürültüsü ve talepleri karşısında, bunaldığı ve yetişemediğini düşündüğü durumlarda bir çeşit rahatlama kaçınması; dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi. Buradaki önemli husus, kişinin rahatlayabilmek için bu eyleme yöneldikten sonra bunun uzaması onun lehine işlemeyebilir.” şeklinde konuştu. Yatakta kalmak kişiyi daha yorgun hissettiriyorsa bu dinlenme değil, psikolojik bir alarmdır! Yatakta uzun süre kalmanın ne zaman dinlenme ne zaman psikolojik bir sorun sinyali olarak değerlendirilmesi gerektiğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu ikisi arasında önemli bir fark var ve bunu fark etmek mümkün.” dedi. Bu farklara açıklık getiren Beyaz, şunları söyledi: “Dinlenme, şarj olmak, yenilenmek gibidir. Bittiğinde yataktan daha enerjik, tazelenmiş vaziyette gündelik hayata dönmeye istekli kalkılır. Dinlenme bir onarım sürecidir. Ama bed rotting dediğimiz şeyde durum daha farklı. Eğer yataktan çıkıldığında ya da yatmaya devam edilirken daha yorgun, daha uyuşmuş, suçlu ve zihinsel olarak bulanık hissediliyorsa, bu artık bir dinlenme değil de bir tür kaçıştır. Yatakta geçirilen zaman keyif vermekten ziyade, zamanı öldürmeye ve düşüncelerini susturmaya yarıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor denilebilir. Vücut burada ‘baş edemiyorum’ demektedir. Yatakta keyif yapmakla, birkaç gün boyunca duş almadan yatmak arasındaki fark, niyet ve sonuçtaki duygudur aslında.” Depresyonu besleyen bir kısır döngüye neden oluyor! Yatakta çürüme davranışının depresyon, tükenmişlik sendromu ve anksiyete ile etkileşimi bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Tükenmişlik sendromunda, bu davranış bedenin iflas bayrağını çekmesidir. Öz enerji o kadar bitmiştir ki, kişi biyolojik olarak hareket edemez hale gelir.” dedi. Anksiyetede ise yatağın bir tür sığınak gibi görüldüğünü dile getiren Beyaz, “Dış dünya tehditlerle doludur ve yorganın altı, o tehditlerin ulaşamayacağı güvenli bir liman olarak algılanabilir. Ancak en güçlü bağ depresyonla kurulur. Depresyonda olan çökkünlük hali nedeniyle kişiye kolunu kaldırmak bile büyük yük kaldırmak gibi gelir. ‘Bed rotting’, depresyonun hem bir sonucu hem de onu besleyen bir etkeni gibi. Kişi depresif olduğu için yatar, yattıkça hayatı kaçırır, hayatı kaçırdıkça daha çok depresif hisseder. Bu kısır döngü, kişiyi yavaş yavaş daha da olumsuz bir hale getirir.” açıklamasını yaptı. Bed rotting, kişinin hayata katılım isteğinin azaldığını gösterir! Bed rottingin, kişinin duygusal olarak ne yaşadığının bir göstergesi olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti: “Bed rotting kavramı tanımıyla uyumlu olacak şekilde bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir. Yani bunu kişinin hayattan kopmaya başladığının, daha doğrusu hayata katılım gösterme isteğinde bir azalma olduğunun işareti olarak görebiliriz. Bu izole hal ile kişi yatakta kaldıkça, dış dünyadaki rolünü donduruyor gibi olur ve bu hal uzadıkça da, o rollere geri dönmek daha endişe edilesi bir hale gelir.” Bed rotting, bir semptom olarak başlar; kontrolsüz bırakıldığında bir probleme dönüşür! Bed rottingin bir semptom mu, yoksa başlı başına ele alınması gereken bir problem mi olduğu konusunu değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Aslında her ikisinin de bir karşılığı bulunmakta. ‘Bed rotting’, günlük hayatın stresi veya tükenme gibi altta yatan bir sorunun semptomudur; bir sonuçtur. Ancak kontrolsüz bırakıldığında da, kendi başına bir problem haline dönüşebildiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun süre yatakta vakit geçirmek uyku hijyenini bozar, beslenme düzenine zarar verir, sosyal bağlar zayıflayabilir ve fiziksel sağlığı da bir miktar tehdit eder. Yani yangının dumanı olarak başlar ama müdahale edilmediğinde de yangının kendisi haline gelebilir. Bu yüzden terapide bunu sadece bir depresyon belirtisi olarak geçiştirmeyiz; aynı zamanda davranışsal aktivasyon teknikleriyle kırılması gereken, başlı başına zararlı bir alışkanlık döngüsü olarak ele alırız.” ifadelerini kullandı. Sorunlardan kaçınmak onların olduğundan daha şiddetli algılanmasına neden olur! Bed rotting eğilimi olan bireylerin öncelikle gerçekçi, basit ancak ısrarlı adımlarla başlaması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazı kurallar belirlemeli ve buna uymaya gayret gösterilmeliler.” dedi. Yatağın sığınılacak bir liman olmadığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Yatak sadece uyku için kullanılmalı. Film izlemek, yemek yemek ya da telefona bakmak için yatak yerine muhakkak koltuğa geçilmeli. Bed rotting hali oluyorsa da kısa süreliğine de olsa yataktan çıkaracak diş fırçalama, markete gidip gelme gibi bazı hedefler koyulabilir. Sonrasında yataktan çıkmak daha kolaylaşacaktır. Odanın karanlık veya loş olmaması sağlanmalı bu vesileyle de özellikle sabahları uyanınca güneş ışığını alabilmek, beynindeki ‘uyan’ sinyallerini tetikler ve ruh halini düzenleyen serotonin üretimini artırır. Bu öneriler işe yaramadığında, ruhsal bir çökkünlük ve beraberinde de isteksizlik baş gösterdiğinde, günlük sorumluluklar hatta kişisel hijyen ihmal edilmeye başlandığında yardım için sinyaller çalıyor demektir. Unutulmamalı ki sorunlardan kaçınmak onları olduğundan daha şiddetli bir şekilde algılamamızla sonuçlanır.”

Güvenli Ama Yalnız İlişkiler Çağı! Haber

Güvenli Ama Yalnız İlişkiler Çağı!

Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan tek taraflı bağların, güvenli ve kontrol edilebilir yapıları nedeniyle daha çok tercih edildiğini dile getiren Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Ancak insan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla gelişir. Gerçek ilişkiler temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirir.” dedi. Uzun vadede kişinin, gerçek ilişkilerden uzaklaştıkça içsel boşluk, yalnızlık ve duygusal durgunluk yaşayabildiğine dikkat çeken Yalçın, duygular ifade edilemediğinde ise bedenin devreye girdiğini ve psikosomatik belirtilerin artabildiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti. Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor! Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi. Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu. İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir! Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi. Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi. Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor! Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti: “Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.” Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar! İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı. İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur! Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi. Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı! Haber

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi. Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu. Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi. Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı. Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi. Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar. Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi? Haber

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi?

Hayal panolarının hedefleri görselleştirerek davranışları harekete geçirebildiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” dedi. Ancak bu yöntemlerin tek başına mucizevi sonuçlar doğurmadığını vurgulayan Aytop, hayal panosu ve manifest çalışmalarının, gerçekçi hedefler ve somut adımlarla desteklendiğinde işlevsel olabileceği, aksi durumda ise beklenti ve hayal kırıklığının artabileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, vision board (hayal panosu) ve manifest uygulamalarının psikolojik etkileri, faydaları ve sınırları hakkında bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulundu. Hayal panosu hedefleri görselleştirmeyi sağlıyor! Son günlerde özellikle sosyal medyada ‘vision board’ yani hayal panosu ritüeli ile sıkça karşılaşıldığını aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Hayal panosu özellikle yılın son aylarında hazırlanıyor. Kişi, yeni yılda gerçekleşmesini istediği dilek, beklenti ve hedeflerini temsil eden çeşitli görselleri, sembolleri ve motive edici sözleri kullanarak bir pano oluşturuyor.” dedi. Hayal panolarının zihni ve motivasyonu nasıl etkilediğine değinen Aytop, “Bu panolar hedefleri sadece düşünmekle kalmayıp, onları görselleştirmemizi sağlıyor. Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu. Hayal panosunu sık görmek, hedeflere yönelik davranışı motive edebilir! Görselleştirmenin, beynin motor korteksinde gerçek davranışa benzer bir aktivasyon yaratabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Panoyu sık sık görmek, beynimizi bu hedeflere ‘hazır hâle’ getirebilir ve bizi adım atmaya motive ederek hedeflerimizle daha uyumlu davranışlar sergilememize yardımcı olabilir.” dedi. Buna ek olarak, hayal panolarının pozitif duyguların deneyimlenmesine, geleceğe umutla bakabilmeye ve hedeflere ulaşmada yeterlilik inançlarının güçlenmesine katkıda bulunabileceğini ifade eden Aytop, “Ayrıca, bu aktivite tek başına ya da sevdiklerinizle birlikte yapılabilecek, yeni yıl öncesi keyifli ve yaratıcı bir etkinlik olarak da düşünülebilir.” açıklamasını yaptı. Manifestin tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez! ‘Manifest’ kavramının, kişinin ulaşmak istediği hedefleri ya da hayatında görmek istediği değişimleri zihinsel ve duygusal olarak desteklemeyi amaçlayan bir uygulama olarak tanımlandığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yaklaşımda, kişinin düşüncelerini ve dikkatini belirli bir hedefe yöneltmesinin, o hedefe ulaşma sürecini destekleyebileceği düşünülmektedir.” dedi. Manifest etmenin gerçekten etkili mi, yoksa kişinin etkili olduğuna tam inanç göstermesiyle ortaya çıkan bir plasebo etkisi mi olduğu konusunda değerlendirme yapan Aytop, şunları söyledi: “Zamanla kişi, farkında olarak ya da olmadan davranışlarını, tutumlarını ve kararlarını manifestlediği hedeflerle uyumlu hâle getirebilir. Bu açıdan manifest, kişinin bilişsel ve duygusal kaynaklarını belirlediği hedefe odaklaması yoluyla, kararlı ve motive bir şekilde o yolda ilerlemesini destekleyen bir araç olarak düşünülebilir. Ancak tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez. Bir hayalin ya da hedefin aksiyon almadan gerçekleşmesi gerçekçi değildir. Kişi manifestlediği şeyi bir hedef olarak ele alıp onu gerçekçi bir zemine oturtur, somut ve ulaşılabilir parçalara ayırır; zamanını, enerjisini, dikkatini ve özverisini bu yola verir; engellerle karşılaştığında sebatkâr bir tutumla ilerlemeye devam ederse hedeflenen şey daha ulaşılabilir hâle gelebilir. Çünkü bu durumda manifest, yalnızca zihinsel bir çaba olmaktan çıkar ve fiziksel bir boyut kazanır.” Yalnızca olumlu düşünmeye çalışmak sağlıklı değil! İnsanın olumlu düşünebilmesinin çok değerli bir yetenek olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yetenek öğrenilebilir, geliştirilebilir bir kapasitedir. Olumlu düşünen kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla daha pozitif bir ilişkisi olur. İçsel ve dışsal kaynaklarını, güçlü yanlarını daha verimli şekilde amaçları ve hedefleri doğrultusunda kullanabilir. Geleceğe umutla bakabilir ve zorlukların üstesinden daha kararlı bir şekilde gelebilir. Hem kendi hayatında hem de çevresinde pozitif dokunuşlarda bulunabilir.” dedi. Ancak hayatın içinde zorlu deneyimler, düşünceler ve duygular da olduğunun unutulmaması gerektiğine işaret eden Aytop, “Kişinin yaşadığı olumsuzlukları görmezden gelmesi, onları yok sayarak yalnızca olumlu düşünmeye çalışması sağlıklı bir yaklaşım değildir. Çünkü bastırılan ya da görmezden gelinen duygular zamanla büyüyerek kişiyi içten içe yıpratır; bireyin hem kendisiyle hem de ilişkileriyle olan bağlarına zarar verebilir. Bu noktada kişinin yaşananlara dair farkındalık geliştirmesi, olan biteni kabul etmesi, deneyimlerinden ders çıkararak onları dönüştürmesi son derece önemlidir. Hayatımızdaki zorlu olayların, onlara yüklediğimiz anlamların ve bu anlamlarla ortaya çıkan zorlayıcı duyguların, yapılması gereken değişiklikler konusunda bizi motive ettiğini ve güç verdiğini unutmamak gerekir. Düşüncelerimize denge ve esneklik kazandırmak, onlara eşlik eden duygularımızı fark edebilmek; duygusal farkındalık ve duygusal regülasyon becerilerinin gelişmesi açısından büyük önem taşır.” ifadelerini kullandı. Vision board ve manifest çalışmaları, destekleyici bir motivasyon aracı! Hayatta kontrol sahibi olduğumuz, kontrolümüzün sınırlı olduğu ya da hiç olmadığı alanların varlığını hatırlatan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişinin bu farkındalıkla yola çıkması, hayal ettiği ya da hedeflediği değişimleri gerçekleştirebilmesi açısından kritiktir.” dedi. Beklentilerin kontrol alanıyla uyumlu olmasının, kişinin içsel ve dışsal kaynaklarının farkında olması ve bunları etkin şekilde kullanabilmesinin, sebatkâr davranması, zaman ve emek harcaması, gerektiğinde bazı fedakârlıklar yapabilmesinin ve süreci denge içinde sürdürebilmesinin önemli olduğunun altını çizen Aytop, sözlerini söyle tamamladı: “Vision board ya da manifest çalışmalarını, destekleyici bir motivasyon aracı olarak görmek, onlara gereğinden fazla anlam ve beklenti yüklememek daha işlevsel bir yaklaşım sunar. Ancak gerekli farkındalık, duygusal düzenleme, davranışsal çaba ve bilişsel esneklik olmadığında; gerçekleşmesi mümkün olmayan hedeflere takıntılı biçimde odaklanıldığında; vision board ya da manifest çalışmaları zihinde sihirli bir araç gibi büyütüldüğünde ve kişi er ya da geç gerçeklerle yüzleştiğinde yoğun bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu durum üzüntü, stres ve öfke gibi duyguların artmasına yol açabilir. Böyle bir süreçte kişi fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşayabilir ya da mevcut sorunların şiddeti artabilir.”

Bel Ağrısı Bel Kaymasının Belirtisi Olabilir! Haber

Bel Ağrısı Bel Kaymasının Belirtisi Olabilir!

Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebileceğini dile getiren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” dedi. Yaşlanmaya bağlı disk ve eklem değişikliklerinin en yaygın nedenler arasında olduğunu aktaran Prof. Dr. Yaman, travmalar ve doğuştan gelen anatomik farklılıkların da bel kayması oluşumunda etkili olabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Yaman ayrıca, erken tanı ve doğru tedavinin, komplikasyonların önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir! Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu. Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni! Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi. Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti. Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum! Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi. Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı: “Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler. Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”

Psikiyatrik İlaçlar Uzman Kontrolüyle Daha Güvenli! Haber

Psikiyatrik İlaçlar Uzman Kontrolüyle Daha Güvenli!

Tedavi sürecinde sabırlı olmanın, ilacın önerilen süre boyunca düzenli kullanılmasının ve takip muayenelerine gidilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Psikiyatrik ilaçların bilinen yan etkileri vardır ve hekiminiz bu konuda sizi bilgilendirir. İlacın sağladığı tedavi faydası ile yan etkiler birlikte değerlendirilmeli, gerekirse doz azaltımı veya ilaç değişimi planlanmalı.” dedi. Toplumda psikiyatrik ilaçların bağımlılık yaptığına dair yaygın bir kaygı bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, bağımlılık yapıcı ilaçların belirli gruplarla sınırlı olduğunu ve kontrollü kullanıldığında tedavi edici ilaçların bağımlılık oluşturmayacağına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, psikiyatrik ilaçların doğru kullanımının önemi, yan etkileri, takip süreçleri ve tedavi sürecindeki rolü hakkında bilgi verdi. Psikiyatrik ilaçlar yalnızca uzman reçetesi ile kullanılmalı! Psikiyatrik ilaçların, doğru tanı ve uygun takip süreçleri ile kullanıldığında birçok ruhsal hastalığın tedavisinde son derece etkili olabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Ancak her ilaçta olduğu gibi bu ilaçların da yan etkileri, ilaç reaksiyonları ve kişisel farklılıklara bağlı beklenmedik etkileri görülebilir.” dedi. Bu nedenle psikiyatrik ilaçların mutlaka bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilip reçete edilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, “Psikiyatrik bir ilaç kullanmaya ihtiyaç olduğunu düşünen kişinin ilk adımı, bir psikiyatri uzmanına başvurarak kapsamlı bir değerlendirmeden geçmek olmalı. Muayene sonucunda gerekli görülürse hekiminiz, tanıya uygun ilacı belirleyip tedaviye başlayacaktır.” şeklinde konuştu. Psikiyatrik ilaçların düzenli kullanımı ve takip muayeneleri tedavi sürecinde çok önemli! İlaç kullanımı sırasında hem olumlu etkilerin hem de ilk günlerde ortaya çıkabilecek yan etkilerin hekim tarafından yakından izlendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Tolerasyon güçlüğü yaratan bir yan etkiyle karşılaşıldığında, doktora haber vermek ve gerekirse doz ayarlaması ya da ilaç değişimi yapmak gerekir.” dedi. Psikiyatrik ilaçların olumlu etkilerinin genellikle birkaç hafta içinde ortaya çıkmaya başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu şöyle devam etti: “Tedavi sürecinde sabırlı olmak, ilacın önerilen süre boyunca düzenli kullanılması ve takip muayenelerine gidilmesi çok önemlidir. Bu değerlendirmelerde ilaç etkinliği, yan etkiler ve tedavide izlenecek yeni yol haritası belirlenir. Psikiyatrik ilaçların bilinen yan etkileri vardır ve hekiminiz bu konuda sizi bilgilendirir. Tedavi başladıktan sonra görülebilecek yan etkilerin izlenmesi önemli. İlacın sağladığı tedavi faydası ile yan etkiler birlikte değerlendirilmeli, gerekirse doz azaltımı veya ilaç değişimi planlanmalı. Birden fazla ilaç kullanan hastalarda ise, yeni başlayacak ilacın mevcut ilaçlarla etkileşimi mutlaka göz önünde bulundurulur. Gerekirse ilaç düzeyi ölçümleri yapılarak daha güvenli bir kombinasyon oluşturulur.” Bireylerin genetik yapıları ilaca verilen yanıtı etkileyebiliyor! Psikiyatrik ilaçlarda doz ayarlamasının, uluslararası literatürdeki tedavi etkin dozlar ve hastanın klinik özellikleri dikkate alınarak yapıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Bunun yanında günümüzde bireylerin genetik yapılarının ilaca verdikleri yanıtı etkileyebileceği biliniyor.” dedi. Bu nedenle gerektiğinde ilaç kan düzeyi ölçümleri ve farmakogenetik testler kullanılarak daha kişiye özel ve güvenli bir tedavi planı oluşturulabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, bu yöntemlerin, beklenmeyen yan etkilerin açıklanmasında da yol gösterici olduğunu söyledi. Hastalığın türüne ve kişinin ihtiyaçlarına göre ek tedavi yöntemleri de sürece dahil edilir! Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde ilaçların çoğu zaman tek başına yeterli olmayabileceğine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, şunları söyledi: “Hastalığın türüne ve kişinin ihtiyaçlarına göre ek tedavi yöntemleri de sürece dahil edilir. Depresyon, kaygı bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk ve psikotik bozukluklarda psikoterapi önemli bir destek sağlar. Bunun yanı sıra aile ve hasta psiko-eğitimi, sosyal destek çalışmaları tedavinin etkisini artıran unsurlar arasındadır. Çocuk ve ergenlerde ise ergoterapi, dil ve konuşma terapisi ile eğitimsel destekler büyük rol oynar. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda biyolojik tedavilerden yararlanılır; Manyetik Uyarım Tedavisi (TMS) ve daha ciddi klinik tablolar için uygulanan Elektrokonvülsif Terapi (EKT) bu yöntemlerin başında gelir.” Kontrollü kullanıldığında tedavi edici ilaçlar bağımlılık oluşturmaz! Psikiyatrik ilaçların bağımlılık yapıp yapmadığı sorusunu değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Toplumda psikiyatrik ilaçların bağımlılık yaptığına dair yaygın bir kaygı bulunuyor. Ancak bağımlılık yapıcı ilaçlar belirli gruplarla sınırlıdır ve kontrollü kullanıldığında tedavi edici ilaçlar bağımlılık oluşturmaz.” dedi. Buna rağmen bazı ilaçların kontrolsüz, kulaktan dolma bilgilerle veya reçetesiz şekilde temin edilip uzun süre kullanıldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, “Bu durum ciddi riskler doğurur. Bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor reçetesi ile alınmalı, tanıdık tavsiyesi ile ilaç başlanmamalı, tedavi süresi ve doz yalnızca hekim tarafından belirlenmelidir. Bağımlılık potansiyeli olan ilaçlarla ilgili gerekli tüm uyarılar ve kullanım kuralları hekim tarafından açıkça belirtilir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Alzheimer Hastalığının 10 Uyarıcı Belirtisi Nedir? Haber

Alzheimer Hastalığının 10 Uyarıcı Belirtisi Nedir?

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, bazı belirtilerin Alzheimer gibi ciddi bir hastalığın erken habercisi olabileceği konusunda uyararak, ailelerin ve bireylerin dikkatle gözlemlemesi gereken 10 kritik işareti paylaştı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sıradan unutkanlıklarla karıştırılmaması gereken 10 sinsi ve uyarıcı belirtisini açıkladı. Prof. Dr. Tanrıdağ, bu belirtilerin bir veya birkaçının sürekli olarak yaşanmasının, vakit kaybetmeden bir uzmana danışmayı gerektirdiğinin altını çizdi. Alzheimer'ın 10 uyarıcı belirtisi: Gündelik Hayatı Felç Eden Unutkanlık: Özellikle yakın zamanda planlanan randevuları, toplantıları veya alışveriş listesini sık sık unutmak. Bu, basit bir dalgınlığın ötesinde, yeni bilgiyi kaydetmede yaşanan bir soruna işaret eder. Planlama ve Hesaplamada Güçlük: Daha önce kolayca yapılan yemek tarifini karıştırmak, faturaları takip edememek veya basit hesaplamalarda zorlanmak. Bilinir Görevlerde Aksama: Yıllardır yapılan iş ve ev görevlerinde (evin düzeni, alet kullanımı gibi) kafa karışıklığı yaşamak ve işleri tamamlayamamak. Zaman ve Mekân Algısının Kaybı: Her gün gidilen marketin, caminin yolunu şaşırmak. Günleri, ayları veya günün hangi saatinde olduğunu karıştırmak. Evin içinde odaları bulmakta zorlanmak. Görüntüleri Anlamlandırma Zorluğu: Yazıları okumakta, şekilleri algılamakta ve mesafeyi kestirmekte zorlanmak. Bu durum, özellikle trafikte ciddi sorunlara yol açabilir. İnsan yüzlerini veya mekânları karıştırmak da bu belirtiye dâhildir. Konuşma ve Anlamada Bozulma: Sohbet sırasında doğru kelimeyi bulamamak, cümleleri yarıda bırakmak veya nesnelerin adını hatırlayamamak. Eşyaları Garip Yerlere Koymak ve Başkalarını Suçlamak: Gözlüğü buzdolabına, ayakkabıyı yatağın altına koymak gibi olağandışı davranışlar ve sonrasında eşyayı bulamayınca yakınlarını hırsızlıkla suçlama eğilimi. Yargılama ve Karar Vermede Zayıflama: Giyilecek kıyafeti seçmek gibi basit kararları bile verememek, para yönetiminde anlamsız ve riskli kararlar almak. Sosyal Hayattan Elini Eteğini Çekmek: Düzenli olarak katıldığı arkadaş toplantılarından, hobilerden veya sosyal aktivitelerden sebepsizce uzaklaşmak ve eve kapanmak. Kişilik ve Davranış Değişiklikleri: Normalde cömert olan birinin aniden cimrileşmesi, sakin birinin aniden öfkeli veya şüpheci birine dönüşmesi. Hiçbir şeyden zevk alamama (apati) ve abartılı davranışlar sergileme. Prof. Dr. Tanrıdağ, bu belirtilerin Alzheimer hastalığının beyinde yarattığı bölgesel hasarlardan kaynaklandığını belirterek, erken teşhisin hastalığın ilerleyişini yavaşlatma ve hastanın yaşam kalitesini artırma açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Uzun Süren Ağrı ve Uyuşukluk İhmal Edilmemeli! Haber

Uzun Süren Ağrı ve Uyuşukluk İhmal Edilmemeli!

Cerrahi olmayan yöntemlerin şikayetleri gidermede yetersiz kalması durumunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabildiğini aktaran Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, Acil cerrahi ise omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulanır. Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi. Ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik şikayetlerinin uzun süre devam etmesi halinde uzman hekime başvurmak gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, teknolojik gelişmeler sayesinde minimal invaziv yöntemler ve robotik cerrahi ile ameliyatların daha güvenli hâle geldiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi. Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor! Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.” dedi. Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, “Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10’luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.” şeklinde konuştu. Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor! Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi. Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor! Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi: “Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.” Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı! Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı: “Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.