Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Odaklanma

Kapsül Haber Ajansı - Odaklanma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Odaklanma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çalışanların %47’si Ofiste Işık Yetersizliği Nedeniyle Yorgun Hissediyor Haber

Çalışanların %47’si Ofiste Işık Yetersizliği Nedeniyle Yorgun Hissediyor

Global araştırmalar; mekânın, ruh hâli, motivasyon ve üretkenlik üzerinde doğrudan etkisi olduğunu gösteriyor. Özellikle doğal ışık alan ve ferah ofislerin, çalışanların motivasyonunu artırdığı ve psikolojik iyi hâllerini desteklediği öne çıkıyor. Buna karşılık dar, sıkışık ve ışık almayan ofisler kaygı ve stres seviyelerini yükseltebiliyor. Harvard Üniversitesi’nin 2021 tarihli araştırmaları, doğal ışık alan ofis ve yaşam alanlarının çalışanların odaklanmasını ve verimliliğini olumlu etkilediğini ortaya koyuyor; benzer şekilde ışık ve ferahlık eksikliği, motivasyon kaybı ve stres üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor… 1.614 çalışan üzerinde yapılan araştırmaya göre; çalışanların yüzde 47’si ofis ortamında doğal ışık olmamasından dolayı kendilerini yorgun hissettiğini, yüzde 43'ü de ışık yetersizliğinden dolayı çalışma ortamlarının kasvetli olduğunu belirtiyor. Araştırma, doğal ışığa erişimi yüksek olan çalışanların performanslarının çok daha iyi olduğunu gösteriyor. MİMARLIKTA PSİKOLOJİK ETKİLERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURAN TASARIMLAR Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul, mimarlığın yalnızca estetik değil, kullanıcı deneyimini merkeze alan bir disiplin olduğunu ifade ediyor. Yurdakul, ofislerin kalitesinin sadece alan büyüklüğü veya malzeme seçimleriyle değil, ışığın mekân içindeki hareketi, kullanıcının mekândaki deneyimi ve zihinsel durumuyla belirlendiğini belirtiyor. Yapılan araştırmaların, doğal ışık alan ofislerin çalışanların odaklanma ve üretkenliğini artırdığını ortaya koyduğunu aktaran Yurdakul, dar ve sıkışık alanların fark edilmeden stres ve motivasyon kaybına yol açtığını ifade ediyor. Doğal ışığın yalnızca bir aydınlatma unsuru değil, biyolojik ritmi düzenleyen ve mekâna derinlik kazandıran bir araç olduğunu belirten Yurdakul, iyi tasarlanmış ofislerin kullanıcıya hem fiziksel hem de zihinsel konfor sunduğunu vurguluyor. Yurdakul, ofislerin doğal ışığı derinlemesine alan, ferah ve akışkan mekân kurgularına sahip, farklı çalışma senaryolarına izin veren ve çalışan sağlığını gözeten alanlar olarak tasarlanması gerektiğini ifade ediyor. Mimarlık ve psikolojinin kesişiminde gelişen bu anlayışın, ofisleri yalnızca üretim alanları olmaktan çıkarıp, insanların daha verimli, daha rahat ve kendilerini daha iyi hissettikleri yaşam alanlarına dönüştürdüğünü belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her 3 Girişimciden En Az 1'i Disleksik Düşünce Yapısına Sahip Haber

Her 3 Girişimciden En Az 1'i Disleksik Düşünce Yapısına Sahip

Bu durumu yaşayan birçok kişi, doğru destekle yüksek yaratıcılık ve problem çözme becerileri sayesinde girişimcilik potansiyeli taşıyor. Öyle ki Richard Branson tarafından desteklenen Made By Dyslexia'nın küresel verileri her 3 girişimciden en az 1'inin disleksik düşünce yapısına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Derslerde zorlanan, odaklanmakta güçlük çeken ya da öğrenme süreci yaşıtlarından farklı ilerleyen çocuklar, çoğu zaman "çalışmıyor", "istemiyor" ya da "dikkatini vermiyor" gibi yorumlarla karşılaşabiliyor. Oysa bu durum çoğu zaman isteksizlikten değil, beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklardan kaynaklanıyor. Özgül öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan bu durum okuma, yazma, dikkat ve bilgi işleme süreçlerinde farklılıklarla ortaya çıkabiliyor. Ancak bu farklılıklar aynı zamanda bireylerin yaratıcılık, görsel düşünme ve problem çözme becerilerinde güçlü yönler geliştirmesine de zemin hazırlayabiliyor. Bu kişiler, farklı bir potansiyele sahip bireyler olarak değerlendiriliyor. Nitekim yapılan araştırmalar da bu durumu destekliyor. Londra'daki Cass Business School'da gerçekleştirilen bir çalışma, ABD'de girişimcilerin yaklaşık yüzde 35'inin disleksi gibi öğrenme farklılıklarına sahip olduğunu ortaya koyuyor.Richard Branson tarafından desteklenen Made By Dyslexia'nın küresel verileri ise her 3 girişimciden en az 1'inin disleksik düşünce yapısına sahip olduğu söylüyor. Tembel' Denilen Çocuklar Geleceğin Girişimcileri Olabilir Bu kişileri etiketlemek yerine onların nasıl öğrendiğini anlamamız gerektiğini belirten Auto Train Brain CEO'su Günet Eroğlu, "Bu çocukların zekâlarıyla ilgili bir problem yok. Öncelikle bu konuda bilinçlenmemiz gerekiyor. Yalnızca beynin bilgiyi işleme biçimi farklı çalışıyor. Bu nedenle onların güçlü yönlerini destekleyen, kişiye özel eğitim programlarıyla ilerlemek büyük önem taşıyor. Nörogeribildirim temelli çalışmalar da bu noktada önemli bir destek sunabiliyor. Beyin dalgalarının analiz edilmesi ve buna uygun beyin egzersizlerle dikkat, odaklanma ve öğrenme süreçlerini geliştirmek mümkün olabiliyor. Özellikle Girişimcilik Haftası'nda olduğumuz bu günlerde, farklı düşünme becerilerimizin çok önemli bir avantaj olduğunu hatırlamak gerekiyor. Çünkü birçok girişimci de kalıpların dışında düşünebilme, problem çözme ve yeni fikirler geliştirme becerileriyle öne çıkıyor. Doğru yöntemler ve erken destekle bu çocukları potansiyelini ortaya çıkarmak ve onları üretken bireyler olarak topluma kazandırabiliriz" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hipnoterapi Davranışları Yeniden Kodluyor! Haber

Hipnoterapi Davranışları Yeniden Kodluyor!

Hipnoterapide amacın, kişinin bilinçaltındaki yanlış kodlamaları düzelterek tedavi sağlamak olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Örneğin obezite vakalarında hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamaz.” dedi. Seans sayısının genellikle en az 10 olup, seans aralıklarının tedavinin kalıcılığını etkilediğini ifade eden Öztekin, ‘bir seansta kilo verme’ gibi yöntemlerin bilimsel bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi. Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu. Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi. Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı. Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi. Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi: “Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.” Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi. Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar. Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hipnoterapi Davranışları Yeniden Kodluyor! Haber

Hipnoterapi Davranışları Yeniden Kodluyor!

Hipnoterapide amacın, kişinin bilinçaltındaki yanlış kodlamaları düzelterek tedavi sağlamak olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Örneğin obezite vakalarında hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamaz.” dedi. Seans sayısının genellikle en az 10 olup, seans aralıklarının tedavinin kalıcılığını etkilediğini ifade eden Öztekin, ‘bir seansta kilo verme’ gibi yöntemlerin bilimsel bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi. Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu. Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi. Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı. Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi. Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi: “Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.” Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi. Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar. Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk Haber

Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk

Teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bilgiye, içeriğe ve etkileşime erişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak bu kolaylık, beraberinde dijital obezite ve dijital oburluk gibi modern çağın görünmez sorunlarını da getirdi. Bugün birçok kişi, farkında olmadan dijital içerikleri kontrolsüzce tüketiyor; bu durum zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybına yol açıyor. Bu yazıda dijital obezite ve dijital oburluk kavramlarını, nedenlerini, etkilerini ve çözüm yollarını ele alıyoruz. Dijital Obezite Nedir? Dijital obezite, bireyin ihtiyaç duymadığı halde aşırı miktarda dijital içeriğe maruz kalması ve bu içerikleri tüketmesi sonucunda ortaya çıkan zihinsel ve duygusal yüklenme durumudur. Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi burada da temel sorun, kontrolsüz tüketimdir. Dijital Obezitenin Belirtileri Sürekli bildirim kontrol etme ihtiyacı Sosyal medya uygulamalarında planlanandan çok daha fazla zaman geçirme Bilgi bombardımanı nedeniyle karar verememe Odaklanma süresinin kısalması Dijital yorgunluk ve tükenmişlik hissi Dijital Oburluk Nedir? Dijital oburluk, dijital obezitenin davranışsal boyutudur. Kişinin sürekli daha fazla içerik tüketme isteği duyması ve “kaçırma korkusu” (FOMO) ile hareket etmesidir. Burada amaç bilgi edinmekten çok, tüketmeye devam etmektir. Dijital Oburluğa Örnek Davranışlar Bir içeriği bitirmeden diğerine geçmek Sosyal medyada “sonsuz kaydırma” alışkanlığı Aynı anda birden fazla platformda aktif olmak Gerçek ihtiyacı sorgulamadan içerik tüketmek Dijital Obezite ve Dijital Oburluğun Nedenleri 1. Algoritmalar ve Sonsuz Akış Sosyal medya ve içerik platformları, kullanıcıyı daha uzun süre ekranda tutmak için tasarlanır. 2. FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) “Bir şeyleri kaçırıyorum” hissi, sürekli bağlantıda kalma ihtiyacı yaratır. 3. Bilgi Çağı Baskısı Her şeyi bilme, her şeye yetişme zorunluluğu algısı. 4. Dijital Minimalizmin Eksikliği Dijital tüketimde sınır koyma alışkanlığının olmaması. Dijital Obezitenin Bireysel ve Kurumsal Etkileri Bireysel Etkiler Dikkat dağınıklığı Zihinsel yorgunluk Stres ve kaygı artışı Üretkenlik kaybı Kurumsal Etkiler Çalışan verimliliğinde düşüş Toplantı ve iletişim kirliliği Sürekli bildirim kaynaklı odak kaybı Dijital tükenmişlik sendromu Dijital Obeziteden Kurtulmanın Yolları 1. Dijital Farkındalık Geliştirin Ne tükettiğinizi, neden tükettiğinizi sorgulayın. 2. Bildirim Diyeti Uygulayın Gerçekten gerekli olmayan bildirimleri kapatın. 3. Dijital Minimalizm Benimseyin Az ama nitelikli içerik tüketmeye odaklanın. 4. Ekran Süresi Sınırları Belirleyin Günlük dijital kullanım sürelerinizi planlayın. 5. Bilinçli İçerik Tüketimi Her içerik size değer katmak zorunda değildir. Dijital Sağlık: Yeni Nesil Bir Yetkinlik Günümüzde dijital sağlık, bireyler ve kurumlar için kritik bir yetkinlik haline gelmiştir. Dijital obezite ve dijital oburlukla mücadele, sadece teknoloji kullanımını azaltmak değil; doğru, bilinçli ve amaçlı kullanım geliştirmektir. Sonuç Dijital obezite ve dijital oburluk, fark edilmediğinde uzun vadede ciddi zihinsel ve davranışsal sorunlara yol açabilir. Ancak doğru farkındalık ve dijital disiplin ile teknoloji, hayat kalitesini düşüren değil; artıran bir araç haline getirilebilir. Unutmayın: Sorun dijital dünya değil, onu nasıl tükettiğimizdir.

11 Yıllık Rekor Yeniden Yazıldı: TAYK’ta IAS İmzası  Haber

11 Yıllık Rekor Yeniden Yazıldı: TAYK’ta IAS İmzası 

Ekip uyumu, doğru kararlar ve hatasız manevralar ile öne çıkan IAS ekibi, sezonu tam bir “dominasyon yılı” olarak tamamladı. Böylece takım, 2024 Temmuz'dan bu yana toplam 8 farklı yarışta 9 kupa, 2025 sezonunda ise iki farklı TAYK trofesinin toplam 14 ayağında 18 kupa elde ederek lider tekne unvanını korudu ve her iki trofede de açık ara şampiyon oldu. IAS Yönetim Kurulu Başkan Vekili Can Hakan Karabiber, elde edilen başarının sadece sportif bir galibiyet değil, şirket kültürünün yansımalarından biri olduğunu vurguladı: “Yelkende başarı; doğru ekip, doğru ekipman, doğru hava okuması ve yüksek koordinasyon ister. Aslında bu yapı bizim şirket kültürümüzle birebir benzeşiyor. Bu sezon ekibimiz; takım ruhu, çeviklik ve yüksek odaklanma ile örnek bir performans sergiledi. Rekorlarımızı tekrarlamamız bu uyumun sonucu.” IAS Yelken Takımı; 2024 Donanma Kupası’nda ikincilik, 2025 Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği Boğaz Yarışı’nda birincilik gibi önemli dereceler elde etmişti. 2025 sezonuyla birlikte gelen çifte şampiyonluk ile takımın toplam kupa sayısı çift haneye ulaştı. IAS’in yelken yapılanmasına ilişkin hedefleri ise sportif başarıdan öteye uzanıyor. Kurumsal yelken kültürünü geliştirmeyi hedefleyen şirket, 2026 yılı itibarıyla hem ulusal hem uluslararası yarışlara daha geniş bir kadroyla katılmayı ve ekibe her yıl yeni lisanslı sporcular kazandırmayı planlıyor. IAS – Canias Yelken Takımı, ayrıca Türkiye Açık Deniz Yarış Kulübü Offshore Trofesi’ne, İstanbul–Göcek rotalı Türkiye’nin en kapsamlı yarışına da katılarak kazandı. Ekip; son 11 yılda, aynı yıl içinde, TAYK’ın hem off-shore hem in-shore trofelerinin kazananan tek ekip olarak önemli bir rekoru egale etti. Takımın yeni hedefi, çift trofe şampiyonluğunu, üst üste 2. defa kazanan ilk ve tek ekip olmak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ediz Gürel’den Satrançta Uluslararası Yeni Başarı Haber

Ediz Gürel’den Satrançta Uluslararası Yeni Başarı

Gençlerin gelişimi ve geleceğine yönelik çalışmalarıyla öne çıkan BAYEGAN Vakfı’nın desteklediği, Pendik Satranç Spor Kulübü oyuncusu Ediz Gürel, hamlelerin dünya şampiyonluğu için atıldığı FIDE Dünya 9-17 Yaş Altı Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’nda, 17 yaş genel kategorisinde Dünya Yıldırım Şampiyonu oldu. Genç yaşına rağmen disiplinli çalışması, stratejik bakış açısı ve azmiyle ulusal ve uluslararası arenada önemli başarılar elde eden, Türkiye’nin genç büyükustalarından (GM) Ediz Gürel, satrançta tarih yazmaya devam ediyor. Dünya şampiyonu Gukesh'i yenerek tarih yazmıştı Birkaç ay önce dünya satranç şampiyonu Dommaraju Gukesh’i mağlup ederek tarihi bir başarıya imza atan Ediz Gürel, Avrupa sahnesinde ülkemizi temsil eden sporcularla elde ettiği üstün başarının ardından Lichess Titled Arena turnuvasını da şampiyon olarak tamamlamıştı. Yaklaşık 1 ay önce Hindistan’daki FIDE 2025 Dünya Kupası’nda ülkemizi temsil eden sporcular arasında yer alan Ediz Gürel, son olarak, 34 ülkeden 300'ün üzerinde sporcunun katıldığı Antalya’daki FIDE Dünya 9-17 Yaş Altı Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’nda dünyadan ve Türkiye’den birçok başarılı genç satranççı ile mücadele etti. 17 yaş genel kategorisinde en iyileri geride bırakarak Dünya Yıldırım Şampiyonu olan Ediz Gürel, toplam 9 tur sonunda altın madalyaya uzandı. “BAYEGAN Pendik Satranç Spor Kulübü bünyesinde başarılı çalışmalara imza atmaya devam etmeyi hedefliyorum” Ediz Gürel, turnuvada elde ettiği başarıya ilişkin değerlendirmesinde, “Her zaman olduğu gibi ailemin desteğiyle ve BAYEGAN çatısı altında bir parçası olarak yoluma devam edeceğim. Bu vesileyle satranç sporuna uzun yıllardır destek veren BAYEGAN Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ercüment Bayegan’a ve BAYEGAN Vakfı’na da teşekkür ederim. BAYEGAN Pendik Satranç Spor Kulübü bünyesinde başarılı çalışmalara imza atmaya devam etmeyi hedefliyorum.” ifadelerini kullandı. “BAYEGAN olarak bu gururun bir parçası olmak büyük mutluluk” BAYEGAN Yönetim Kurulu Başkanı Ercüment Bayegan da gençlerin zihinsel gelişimlerini desteklemek ve stratejik düşünme becerilerini geliştirebilecekleri bir alan yaratmak amacıyla 2017 yılından bu yana satranç sporuna destek verdiklerini belirterek, şunları kaydetti: “Geleceğin liderlerine ve yeteneklerine yatırım yapmanın toplumsal gelişim açısından kritik bir rol oynadığına inanıyoruz. Ayrıca, Türkiye satrancının uluslararası arenada daha görünür ve rekabetçi olmasını, genç yeteneklerin erken yaşta keşfedilip doğru desteklerle güçlendirilmesini önemsiyoruz. Bu anlayışla hem BAYEGAN Pendik Satranç Spor Kulübü’nü destekliyor; hem de Ediz Gürel gibi geleceğin dünya çapındaki sporcularına yatırım yapıyoruz. Bu yolculukta bize ilham veren en önemli değerlerden biri ise babam M. Ali Bayegan’ın Türkiye ve İstanbul Satranç Şampiyonu olarak bıraktığı güçlü mirastır.” Bayegan, Türk satrancının geleceğini aydınlatan Ediz Gürel’i, son dönemde ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği üstün başarılarından dolayı kutlarken, BAYEGAN olarak bu gururun bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. “Genç sporcuların eğitimden uluslararası turnuvalara kadar tüm gelişim yolculuklarını destekliyoruz” BAYEGAN Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Erhan Arslanalp ise BAYEGAN Vakfı’nın; eğitim ve spor başta olmak üzere toplumsal ihtiyaçlara yönelik faaliyetler yürüttüğünü, çocuklar ve gençlerin gelişimine destek veren projelere destek sunduğunu anlattı. Vakıf olarak destekledikleri satranç sporunun; çocuk ve gençlerin odaklanma, problem çözme ve doğru karar alma yetkinliklerini önemli ölçüde artırdığını vurgulayan Arslanalp, “Strateji, öngörü, analitik düşünme ve disiplin gibi kavramların iş dünyasıyla örtüştüğüne inancımız doğrultusunda, yalnızca kulüp faaliyetlerini değil, genç sporcuların eğitimden uluslararası turnuvalara kadar tüm gelişim yolculuklarını destekliyoruz.” dedi. Arslanalp, BAYEGAN Pendik Satranç Spor Kulübü ile iş birliği içinde satrancı her yaştan birey için erişilebilir kılmayı ve Türkiye satrancına güçlü bir altyapı kazandırmayı hedeflediklerini de aktardı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.