Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ödem

Kapsül Haber Ajansı - Ödem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ödem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sıcak Hava Böbrekleri Nasıl Etkiliyor? Bu Belirtileri Hafife Almayın Haber

Sıcak Hava Böbrekleri Nasıl Etkiliyor? Bu Belirtileri Hafife Almayın

Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır. En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar. İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır. Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir. Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir. Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir. Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir. Bu belirtileri hafife almayın Yaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir. İdrar miktarında belirgin azalma İdrarda kan görülmesi Yüksek ateş ve yan ağrısı Ani gelişen ödem Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tuzu Azalt, Sağlığı Artır! Haber

Tuzu Azalt, Sağlığı Artır!

Tuzlu yeme alışkanlığının genetikten çok öğrenilmiş bir damak tadı olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmak, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketimi bu tercihleri şekillendiriyor.” Günlük tuz miktarını sadece 1 gram azaltmanın bile kalp ve inme riskini düşürebildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, tuz tüketimini azaltmanın en etkili yolunun ani kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi. Günlük tuzu 1 gram azaltmak bile kalp ve inme riskini düşürüyor! Tuzun, vücut için gerekli bir mineral olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel süreçlerde rol oynar. Ancak ihtiyaçtan fazlası özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek sorunları açısından risk oluşturur.” dedi. Yapılan çalışmaların, günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp-damar hastalıkları riskinde anlamlı düşüş sağlayabildiğini gösterdiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, küçük bir azalmanın, büyük bir etki yaratabileceğini kaydetti. Fazla tuzun önemli bir kısmı, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor! Yüksek sodyum alımının vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açabileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebilir.” dedi. Tuzun doğrudan yağ artışına neden olmadığına işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflamak isteyen bireylerde ödem nedeniyle kilo verme sürecini zorlaştırabilir ve motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerirken, Türkiye’de ortalama tüketim bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Üstelik fazla tuzun önemli bir kısmı sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor. Ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, cipsler, bulyonlar ve hazır çorbalar günlük sodyum alımına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle yalnızca ‘yemeğe tuz atmamak’ çoğu zaman yeterli değil.” uyarısında bulundu. Mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığı! ‘Tuzlu yeme alışkanlığı genetik midir?’ sorusunun sıkça gündeme geldiğini hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tat duyusuna ilişkin bireysel farklılıklar kısmen genetik olabilir; ancak belirleyici olan büyük ölçüde çevresel faktörlerdir.” dedi. Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmanın, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketiminin bu tercihleri şekillendirdiğini dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yani çoğu durumda mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığıdır.” şeklinde konuştu. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede anlamlı bir fark yaratır! Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için en etkili stratejinin ani ve radikal kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, “ Damak tadı yaklaşık 2–4 hafta içinde daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir.” Dedi. ‘Az tuzlu yemek tatsızdır’ düşüncesinin çoğunlukla alışkanlıktan kaynaklandığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Tuz azaldıkça besinlerin kendi aroması daha belirgin hale gelir. Etiket okumak, sodyum içeriği yüksek ürünleri sınırlamak, yemek pişirirken tuzu en son aşamada ve ölçülü eklemek, sofraya tuzluk koymamak pratik ama etkili adımlardır. Lezzeti artırmak için tuza bağımlı kalmak gerekmez. Limon, sirke, sarımsak, soğan, taze otlar ve baharatlar yemeğin tadını zenginleştirir. Doğru planlanmış, işlenmiş gıdalardan uzak ve dengeli bir beslenme modeliyle tuz tüketimini azaltmak mümkündür. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede hem kalp sağlığı hem de kilo kontrolü açısından anlamlı bir fark yaratır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yüzdeki Şişkinlik Ödem mi, Yanlış Cilt Bakımı Rutini Sonucu mu? Haber

Yüzdeki Şişkinlik Ödem mi, Yanlış Cilt Bakımı Rutini Sonucu mu?

Son dönemde sosyal medyada depuffing, ice face, buz roller uygulamaları ve lenfatik yüz masajları gibi yöntemler hızla popülerleşirken, bu uygulamaların ne kadar etkili olduğu ise merak konusu olmaya devam ediyor. Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kübra Eren Bozdağ, yüzdeki şişkinliğin çoğu zaman zararsız ve geçici olabildiğini ancak her şişliğin aynı nedenle ortaya çıkmadığını vurgulayarak toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekiyor. “Yüz Şişkinliğinin En Sık Nedeni Geçici Ödemdir” Prof. Dr. Kübra Eren Bozdağ’a göre yüzde sabahları görülen şişkinliğin başlıca nedeni, dokular arasında biriken sıvıya bağlı gelişen ödemdir. Gece boyunca yatay pozisyonda kalmak, dolaşımın yavaşlaması ve bazı yaşam tarzı faktörleri bu durumu belirginleştirebilir. Şişkinliği artırabilen başlıca faktörler: Fazla tuz tüketimiYetersiz su içmeUykusuzluk ve düzensiz uykuAlkol tüketimiHormonal dalgalanmalarAlerjik yatkınlıkAdet öncesi dönem Depuffing Trendleri Ne Kadar Etkili? Sosyal medya platformlarında Depuffing (şişkinlik indirme) etiketiyle paylaşılan videolar milyarlarca izlenmeye ulaşıyor. Peki, yüzdeki şişkinliği indirmek gerçekten mümkün mü, yoksa cildimize geri dönülmez zararlar mı veriyoruz? 1. Lenfatik Drenaj ve Taş Masajları (Gua Sha & Roller) Vücudumuzun atık boşaltım sistemi olan lenfatik sistem, kan dolaşımı gibi bir pompaya sahip değildir. Sıvı hareketini sağlamak için kas hareketine veya dışarıdan bir baskıya ihtiyaç duyar. Gua Sha veya Yeşim Roller gibi araçlarla yapılan masajlar, doku aralarında hapsolmuş lenf sıvısını manuel olarak hareket ettirir. Doğru yapıldığında yüz hatlarının daha keskinleştiği, elmacık kemiklerinin belirginleştiği bir "anlık lifting" etkisi oluşturabilir.Buradaki en kritik nokta yön ve baskı şiddetidir. Masaj her zaman merkezden dışa ve kulak arkasından boyun köküne doğru yapılmalıdır. Yanlış yöne yapılan bir işlem, sıvıyı tahliye etmek yerine dokuda hapseder. Aynı zamanda, kirli taş kullanımı sivilceyi tetikleyebilir; taşların her kullanım sonrası dezenfekte edilmesi şarttır. 2. Soğuk Şok Terapisi Sabahları yüzü buzlu suya daldırmak veya soğuk metal kürelerle masaj yapmak, damarları anında daraltan bir yöntemdir. Soğuk, inflamasyonu yatıştırır, gözeneklerin geçici olarak sıkı görünmesini sağlar ve uykusuzluğun yarattığı ödemi kısa sürede dağıtabilir.Buzu doğrudan cilde temas ettirmek 'soğuk yanığına' neden olabilir. Ayrıca, kılcal damar çatlamasına yatkın cildi olanlarda veya Rozasea hastalarında soğuk şoku, durumu daha da kötüleştirebilir. İdeal olan, yüzü normal ısıda suyla yıkamak veya koruyucu bir bezle sarmalanmış soğuk kompresler kullanmaktır. 3. Topikal İçerikler: Kafein ve Antioksidanlar Kozmetik sektöründe şişkinlik savar olarak pazarlanan ürünlerin çoğu, kan dolaşımını manipüle etmeyi hedefler. Özellikle göz altı bölgesinde kafein içeren serumlar, şişlik görünümünü minimize edebilir. Kremler yardımcıdır ancak tek başına mucize yaratmaz. Ürünü sürerken parmağınızla yapacağınız hafif tampon hareketler, kremin etkisini atırabilir. “Her Yüz Dolgunluğu Ödem Kaynaklı Değildir” Yüzde görülen dolgunluk veya şiş görünüm çoğu zaman ödemle ilişkilendirilse de, her durumda sebep geçici sıvı birikimi olmayabilir. Prof. Dr. Kübra Eren Bozdağ, yüz konturundaki değişikliklerin farklı fizyolojik ve yapısal nedenlerden kaynaklanabileceğini belirterek, yanlış yorumlamaların gereksiz ürün kullanımına yol açabildiğini vurguluyor. Uzmanlara göre özellikle sosyal medyada ödem indirici başlığıyla sunulan çözümler, yüz dolgunluğunun her türünde etkiliymiş gibi gösterilebiliyor. Yüzdeki hacim artışı; genetik yüz yapısı, cilt altı yağ dokusunun dağılımı, kilo değişimleri veya bazı sistemik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bu tür durumlarda soğuk uygulamalar veya masaj teknikleriyle belirgin ve kalıcı bir incelme beklemek gerçekçi değildir. Gerçek ödem genellikle gün içinde azalır, bastırıldığında hafif çukurlaşma görülebilir ve çoğu zaman geçicidir. Buna karşılık yapısal dolgunluklar daha kalıcıdır ve günlük değişim göstermez. Aynı zamanda tek taraflı, sert, ağrılı veya uzun süre devam eden yüz şişliklerinin basit ödem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten uzmanlar; alerjik reaksiyonlar, tiroid hastalıkları, böbrek hastalıkları, sinüzit, diş kökenli enfeksiyonlar veya bazı ilaçların da yüzde şişlik benzeri görünüme yol açabileceğini ifade ediyor. “Yaşam Tarzı Düzenlemeleri Ödem Kontrolünde Önemlidir” Prof. Dr. Kübra Eren Bozdağ, yüzdeki geçici şişkinliklerin çoğunda kalıcı iyileşmenin hızlı uygulamalardan çok günlük alışkanlıkların düzenlenmesiyle de sağlandığını belirtiyor. Özellikle yaşam tarzı faktörleri, vücuttaki sıvı dengesini doğrudan etkileyerek sabah ödeminin belirginleşmesine neden olabilir. Ödem kontrolünü destekleyen temel alışkanlıklar: Gün içinde yeterli su tüketmek.Tuz ve aşırı işlenmiş gıda tüketimini sınırlamak.Düzenli ve kaliteli uyku uyumak.Baş hafif yüksekte olacak şekilde uyumak.Alkol tüketimini azaltmak.Düzenli fiziksel aktivite yapmak. Geçici yüz ödeminde en etkili yaklaşım, sürdürülebilir sağlıklı yaşam rutinlerinin benimsenmesidir. “Yüzdeki şişkinlik çoğunlukla geçici ödemle ilişkilidir ve basit alışkanlık değişiklikleriyle kontrol altına alınabilir. Ancak uzun süren, tek taraflı veya tekrarlayan şişliklerde altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lipödem İlaçla Tedavi Edilebilir mi? Prof. Dr. Ahmet Karacalar Açıkladı Haber

Lipödem İlaçla Tedavi Edilebilir mi? Prof. Dr. Ahmet Karacalar Açıkladı

Lipödem hastalarının sıklıkla başvurduğu ilaç ve takviye yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Karacalar, mevcut durumu şu sözlerle özetledi: "Onaylı Bir İlaç Yoktur" "Bugün için lipödemi doğrudan ortadan kaldıran veya tedavi eden onaylı bir ilaç yoktur. Bu nedenle ilaç tedavisi destekleyici ve semptomları hafifletici amaçlarla kullanılabilir." Metformin ve Metabolik Durum İnsülin direnci ilaçlarının kullanımı hakkında da konuşan Karacalar; "Metformin, lipödemin kendisini tedavi eden bir ilaç değildir. Ancak insülin direnci, PCOS veya metabolik sendrom eşlik ediyorsa tedavi planının bir parçası olabilir. Karar kişiye özel ve uzman hekim değerlendirmesi ile verilmelidir" dedi. Bromelain ve Beslenme Etkisi Ödem ve yangı (enflamasyon) için sıkça kullanılan takviyelere değinen Prof. Dr. Karacalar şunları kaydetti: "Bromelain yangı azaltıcı etkisi ile hassasiyette azalma sağlayabilir. Protein yıkıcı etkisi nedeniyle doku sertliğini azaltabileceği düşünülmektedir; ancak bu konuda güçlü klinik kanıt yoktur. Benzer bir şekilde ananas yedikten sonra bazı yemeklerin tadı geçici olarak farklı algılanabilir. Bu içindeki bromelainin proteinleri parçalaması nedeniyledir. Dil yüzeyindeki protein yapılarını parçalar ve tad değişir. Flavoidler, kurkumin ve selenyum da yangı azaltıcı etkisi nedeniyle kullanımı mümkündür." Hormon Tedavisi Çözüm mü? Hormonal yaklaşımları da değerlendiren Karacalar; "Bioeşdeğer hormon replasmanı, lipödemi tedavi eden bir yöntem değildir. (Kaynak: https://ahmetkaracalar.com/lipodem/) Hormonal dengesizlik olan menopoz ve perimenopoz dönemindeki kadınlarda destekleyici rol oynayabilir" ifadelerini kullandı. Kesin Çözüm Cerrahi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, sözlerini tedavinin altın standardını hatırlatarak noktaladı: "Lipödemli yağın kalıcı olarak uzaklaştırılmasında en etkili yöntem hala liposuctiondır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sessiz İlerleyen Böbrek Yetmezliği 7 Sinyal Veriyor Haber

Sessiz İlerleyen Böbrek Yetmezliği 7 Sinyal Veriyor

Bu nedenle erken belirtiler genellikle fark edilmiyor ya da farklı nedenlere bağlanıyor. Oysa erken dönemde yapılan basit kan ve idrar testleri, geri dönüşü zor olan böbrek hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Kronik böbrek yetmezliği hem dünyada hem de ülkemizde giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak görülüyor. Diyabet ve hipertansiyon en sık nedenler arasında yer alıyor. Erken dönemde tanı konulmadığında süreç diyaliz ya da böbrek nakline kadar ilerliyor. Böbrekler Hasar Gördüğünde Vücut Sinyal Veriyor Böbrekler yalnızca idrar üretmiyor, kanı süzüyor, toksinleri uzaklaştırıyor, sıvı ve elektrolit dengesini sağlıyor, D vitamini aktivasyonunda rol oynuyor ve kan basıncını düzenliyor. Fonksiyon kaybı başladığında bu sistemlerin tamamı etkileniyor. Nefroloji Hekimi Doç. Dr. Osman Z. Şahin, böbrek hastalıklarının erken evrede sinsi seyrettiğini belirtiyor ve “Hastalar çoğu zaman şikayetleri başka nedenlere bağlıyor. Oysa vücudun verdiği küçük sinyaller böbrek fonksiyonlarında azalmaya işaret ediyor” diyor. Böbrek Yetmezliğinin 7 Erken Belirtisi Doç. Dr. Şahin, aşağıdaki belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor: Sabah Göz Kapaklarında Şişlik Böbreklerin protein tutma fonksiyonu bozulduğunda idrarla protein kaybı oluşuyor. Kandaki protein düzeyi düştüğünde sıvı dokulara geçiyor ve özellikle sabah saatlerinde göz kapaklarında şişlik görülüyor. Gün içinde azalması yanıltıcı oluyor. Gece Sık İdrara Çıkma Böbrekler normalde gece saatlerinde daha konsantre idrar üretiyor. Fonksiyon bozulduğunda bu yetenek azalıyor ve gece idrara çıkma artıyor. Özellikle yeni başlayan ve giderek sıklaşan noktüri önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Köpüklü İdrar İdrarda kalıcı ve belirgin köpük oluşması protein kaçağını düşündürüyor. Proteinüri, kronik böbrek hastalığının en erken ve en önemli bulgularından biri olarak kabul ediliyor. Basit bir idrar tahlili ile tespit ediliyor. Nedensiz Halsizlik ve Çabuk Yorulma Böbrekler eritropoetin adı verilen ve kemik iliğinde kan üretimini uyaran hormonu salgılıyor. Fonksiyon azaldığında kansızlık gelişiyor. Ayrıca kanda biriken toksinler yorgunluk hissine neden oluyor. Uzun süren halsizlik böbrek fonksiyon testleri ile değerlendiriliyor. Bacaklarda ve Ayak Bileklerinde Ödem Sodyum ve su dengesinin bozulması vücutta sıvı birikimine yol açıyor. Özellikle gün sonunda belirginleşen ayak bileği şişlikleri ve çorap izi kalması önemli bir bulgu olarak görülüyor. İştahsızlık ve Mide Bulantısı Kandaki üre ve kreatinin gibi atık maddelerin artışı mide bulantısına, ağızda metalik tada ve iştahsızlığa neden oluyor. Bu belirtiler ilerleyen evrelerde daha belirgin hale geliyor ancak erken dönemde hafif şikayetler şeklinde başlıyor. Kontrol Altına Alınamayan Yüksek Tansiyon Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde temel rol oynuyor. Dirençli hipertansiyon hem böbrek hastalığının nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkıyor. Üçlü ilaç tedavisine rağmen düşmeyen tansiyon böbrek açısından araştırma gerektiriyor. Risk Faktörü Olanlar İçin Kontrol Şart Diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı bulunanlar, ailesinde böbrek hastalığı öyküsü olanlar ve uzun süre ağrı kesici kullananlar risk grubunda yer alıyor. Doç. Dr. Şahin, özellikle risk grubundaki kişilerin yılda en az bir kez kreatinin, GFR ve idrar tahlili yaptırması gerektiğini ifade ediyor. “Kronik böbrek hastalığı erken dönemde tespit edildiğinde ilerleme hızı ciddi şekilde yavaşlıyor” diyor. Erken Tanı Böbrek Sağlığını Koruyor Kronik böbrek hastalığı beş evrede ilerliyor. İlk üç evrede genellikle belirgin şikayet görülmüyor. Dördüncü ve beşinci evrede diyaliz ihtiyacı doğuyor. Ancak erken evrede tanı konulan hastalarda kan şekeri ve tansiyon kontrolü, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü ve uygun ilaç tedavisi ile süreç uzun yıllar stabil seyrediyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nefroloji Hekimi Doç. Dr. Osman Z. Şahin, “Böbrek hastalıkları sessiz ilerliyor ancak sonuçları ağır oluyor. Basit bir kan ve idrar testi erken tanı sağlıyor. Risk grubunda yer alan herkesin düzenli kontrol yaptırması gerekiyor” diyerek farkındalık çağrısında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yılbaşı Sofranızda Kalbinizi ve Midenizi Yormayan Seçimler Yapın Haber

Yılbaşı Sofranızda Kalbinizi ve Midenizi Yormayan Seçimler Yapın

Ancak yılbaşı gecesi ve sonrasında kontrolsüz beslenmek mide sorunları, şişkinlik, ödem ve kilo artışı gibi istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Yeni yıla sağlıklı bir başlangıç yapmak ise doğru beslenme planlaması ile mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, yılbaşı sofralarında sık yapılan hatalar ve alınabilecek basit önlemler hakkında önemli bilgiler verdi. Yılbaşı sofrasına aç oturmayın Yılbaşı akşamına “nasıl olsa akşam çok yiyeceğim” düşüncesiyle aç girilmesi, çoğu zaman porsiyon kontrolünün kaybedilmesine neden olmaktadır. Gün içinde yeterli ve dengeli beslenmek, akşam sofrada daha bilinçli seçimler yapmayı kolaylaştırmaktadır. Gün boyunca protein ve liften zengin öğünler tüketmek kan şekeri dalgalanmalarını önler. Yılbaşı öncesinde yoğurt ve meyve gibi hafif bir ara öğün yapmak, iştah kontrolüne önemli katkı sağlar. Ayrıca gün içinde yeterli su tüketimi de hem iştahı hem de ödem riskini azaltır. Akdeniz mutfağı yılbaşı sofranızı süsleyebilir Günümüzde Akdeniz tipi beslenme en çok önerilen beslenme modellerinden biridir. Aslında Akdeniz usulü beslenme yılbaşı sofraları için de ideal bir yol haritası sunar. Zeytinyağlı sebze yemekleri, bol yeşillikli salatalar, yoğurtlu mezeler, balık ve fırınlanmış beyaz etler hem doyurucu hem de sindirimi kolay seçenekler arasında yer alır. Tam tahıllar küçük porsiyonlarda tüketilmelidir. Kızartmalar, kremalı soslar ve aşırı yağlı yiyeceklerin sınırlandırılması çok önemlidir. Tatlı tercihlerinde ise meyve veya sütlü tatlıların öncelikli olması, şerbetli tatlıların ise yalnızca tadımlık miktarlarda tüketilmesi gerekir. Yavaş yiyerek sofranın tadını çıkarın Hızlı yemek, beynin tokluk sinyallerini algılamasını zorlaştırarak farkında olmadan fazla yemeye yol açar. Alınacak bu önlemlerle yılbaşı sofralarında aşırı tüketimi azaltmak mümkün; Tabağınızı yarısı sebze, dörtte biri protein, dörtte biri tam tahıl olacak şekilde dengeleyinYavaş yemek yiyerek tokluk hissinin oluşmasına zaman tanıyınAlkol tüketiminden uzak durun ya da sınırlandırınMutlaka bol su içinTuzlu ve işlenmiş gıdalar ödem ve tansiyon yükselmesine yol açabileceği için kontrollü tüketin Ertesi gün “Detoks” değil, dengeli beslenmeyi tercin edin Yılbaşı gecesinin ardından tüm günü aç geçirmek ya da sert detoks programlarına yönelmek, vücut için faydalı olmaktan çok zarar verici olabilir. Bunun yerine dengeleyici bir beslenme planı benimsenmesi gerekir. Ertesi gün bol su tüketmek, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, tam tahıllara ve hafif protein kaynaklarına yer vermek sindirimi destekler. Hafif tempolu yürüyüşler hem metabolizmayı hızlandırır hem de ödemin azalmasına yardımcı olur. Şişkinliği azaltan, vücudu rahatlatan öneriler Eğer yılbaşı gecesi yiyecek ve içecekleri biraz fazla kaçırdıysanız ertesi gün aç kalmadan sadece sindirimi rahatlatmaya ve sıvı dengesini sağlamaya odaklanmanız gerekir. Bitki çayları, sebze çorbaları, yoğurt ve meyve gibi hafif besinler vücudun toparlanmasına yardımcı olabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.