Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Oecd

Kapsül Haber Ajansı - Oecd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Oecd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Hedeflerinde Taahhütten Somut Eyleme Geçiş Öne Çıkıyor Haber

İklim Hedeflerinde Taahhütten Somut Eyleme Geçiş Öne Çıkıyor

Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 için hazırlıklar sürerken, BBVA ve Garanti BBVA da Küresel Bankacılık Partneri olarak zirve kapsamında farklı sektörlerden paydaşları bir araya getirecek çalışmalarını sürdürüyor. Sürdürülebilir finansmanın yanı sıra enerji dönüşümü, temiz teknolojiler, sanayinin dönüşümü, döngüsel ekonomi, dirençli şehirler ve biyoçeşitlilik gibi başlıkların ele alınacağı COP31, küresel iklim hedeflerinin somut politikalara, yatırımlara ve uygulamaya dönüştürülmesi açısından önemli bir dönemeç olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda BBVA Research tarafından yayımlanan yeni bir analiz[1] de küresel iklim hedefleri ile mevcut politikalar arasındaki mesafeye dikkat çekiyor. Analize göre mevcut politikaların tam olarak uygulanması halinde küresel ısınma beklentisi gerilese de da bu seviye Paris Anlaşması’nın hedeflerinin üzerinde kalıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde yalnızca yeni taahhütlerin verilmesinin değil, mevcut hedeflerin hayata geçirilmesini sağlayacak somut adımların hızlandırılmasının önemini ortaya koyuyor. “Taahhütten çok bunları hayata geçirecek iş birliklerine ihtiyacımız var” BBVA Research’ün İklim Değişikliği Başekonomisti Julián Cubero, COP31’in odağında taahhütlerden uygulamaya geçişin olması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “COP31, taahhütlerden uygulamaya geçişte yeni bir dönemi başlatmalı. Buradaki asıl mesele yeni taahhütler ortaya koymak değil, mevcut hedeflerin somut adımlarla, yeterli finansmanla, uygulamadan sorumlu aktörlerin net biçimde belirlenmesiyle ve sonuçların ölçülmesini sağlayacak mekanizmalarla desteklenmesini sağlanmasıdır.” İklim hedefleri ile uygulama arasındaki fark kapanmalı BBVA Research’ün analizinde, mevcut politikaların uygulanmasıyla küresel ısınma beklentisinin yaklaşık 2,3-2,5 derece seviyesine gerileyebileceği, ancak bunun Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefinin oldukça üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ülkelerin iklim hedeflerini güçlendirmesinin yanı sıra, bu hedeflerin hayata geçirilmesine yönelik somut adımların hızlandırılması önem taşıyor. Dönüşüm için finansmana ihtiyaç var İklim dönüşümünün önündeki önemli başlıklardan biri de finansman ihtiyacı. OECD verilerine göre gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladığı ve mobilize ettiği iklim finansmanı 2013 yılında yaklaşık 50 milyar dolar seviyesindeyken, 2023 ve 2024 yıllarında 130 milyar doların üzerine çıktı. COP29’da ise gelişmekte olan ülkeler için 2035 yılına kadar yıllık en az 300 milyar dolarlık kamu finansmanı ve toplamda yıllık 1,3 trilyon dolarlık kamu ve özel finansmanı harekete geçirme hedefi ortaya kondu. Bu tablo, iklim hedeflerinin gerçekleşmesi için kamu kaynaklarının yanı sıra özel sektör ve finans kuruluşlarının da dönüşümün önemli aktörleri olduğunu gösteriyor. Garanti BBVA da Türkiye’nin sürdürülebilir dönüşümünü destekleme yaklaşımı doğrultusunda finansman, danışmanlık ve sektörel uzmanlığı bir arada sunmaya odaklanıyor. Banka, 2018-2029 dönemi için belirlediği 3,5 trilyon TL sürdürülebilir finansman hedefi kapsamında 2026’nın ilk yarısı itibarıyla yaklaşık 1,6 trilyon TL’ye ulaştı. COP31 boyunca BBVA ve Garanti BBVA Pavilyonu, iklim dönüşümünün farklı boyutlarının ele alınacağı, uluslararası diyalogların ve yeni iş birliklerinin geliştirileceği bir platform olarak da faaliyet gösterecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Singapurlu Uzman Gog Soon Joo İstanbul'da Yapay Zeka Hakkında Konuştu Haber

Singapurlu Uzman Gog Soon Joo İstanbul'da Yapay Zeka Hakkında Konuştu

Küresel verilere göre bazı giriş seviyesi pozisyonlardaki düşüşün üretken yapay zekânın yaygınlaşmasından önce, 2019 civarında başladığını aktaran Gog, "Bu düşüşü tek başına yapay zekâyla açıklamak doğru değil" dedi. Gog Soon Joo, Singapur'un ulusal beceri geliştirme politikalarının tasarımında görev almış, yetişkin eğitimi ve işgücü becerileri alanında çalışan bir uzman. "Eğitim ve İstihdamda Uyum Arayışı" temasıyla 26 Eylül'de gerçekleşen konferansın ilk oturumunda Kansas Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yong Zhao ile birlikte sunum yaptı. "Mesele becerinin nasıl kazanıldığı değil, iş yerinde nasıl kullanıldığı" Gog, eğitim-istihdam tartışmalarının genellikle becerilerin nasıl kazandırılacağına odaklandığını, oysa asıl sorunun bu becerilerin iş yerinde ne kadar etkin kullanıldığı olduğunu söyledi. "İşlerin, insanların hâlihazırda sahip olduğu becerileri daha iyi kullanacak şekilde nasıl tasarlandığını düşünmemiz gerekiyor" diyen Gog, iş tasarımının eğitim politikası kadar önemli olduğunu vurguladı. Yapay zekânın öğrenme, öğretme ve değerlendirme biçimlerini değiştirdiğini belirten Gog, yükseköğretimde öğrencilerin soruyu girip cevabı alarak düşünme sürecine girmeden ürün ortaya koymasının haklı bir endişe olduğunu, ancak bunun ayrı bir tartışma başlığı olduğunu söyledi. Gog, iş dünyasından bakıldığında ise tablonun farklı olduğunu ifade etti: "Önceki sanayi devrimleri, gerekli kaynaklara erişimi olan az sayıda kişiyle sınırlıydı. Bugün yapay zekâ bu imkânı çok daha geniş bir kitleye açıyor. Bu yönüyle yapay zekâ özgürleştirici ve yenilikçi bir araç." Yazılım mühendisinin işi üç ayda bir yenileniyor Gog, mesleklerin nasıl dönüştüğünü Singapur'da bir üniversitenin yeni açtığı eğitim teknolojileri pozisyonu üzerinden örnekledi. Buna göre yazılım mühendisinden artık yalnızca kod yazması değil, çözümü kavramsallaştırması, yapay zekânın ürettiği kodu doğrulaması, sistemin hangi katmanında yapay zekâya yer verileceğine karar vermesi ve teknoloji mimarisini belirlemesi bekleniyor. Gog, "Eskiden bir ürün üç yılda geliştirilirdi; bugün işverenler her üç ayda bir yinelenen ve yenilenen bir döngü istiyor" dedi. Teknoloji profesyonelinin rolünün koordinatör, etkileyici ve genç geliştiricilere mentor olmaya doğru kaydığını belirten Gog, eğitim sistemlerinin öğrencileri bu değişen rollere hazırlayıp hazırlamadığını sorgulamaları gerektiğini söyledi. OECD verisi: Yüksek eğitimli meslekler daha geniş beceri seti kullanıyor OECD'nin yetişkin becerilerini ölçen PIAAC araştırmasının 2012'den bu yana yürütülen iki döngüsüne dayanan Gog, araştırmada iş için ölçülen 12 beceri arasında teknoloji ve bilgi-iletişim becerilerinin son on yılda hizmet, sanayi ve tarım dahil tüm meslek gruplarında arttığını aktardı. Gog'a göre veriler, yüksek eğitim gerektiren mesleklerin 12 becerinin tamamını daha yoğun kullandığını gösteriyor; bu da eğitimin öğrencilere tek bir beceriyi değil, birden fazla beceriyi bir arada kullanma kapasitesini kazandırması gerektiğine işaret ediyor. Gog, yenilikçi iş yerlerinin "birlikte yenilik üreten iş birlikçi bireyler" gerektirdiğini, mezunların hangi beceri setiyle yetiştirildiğinin bu açıdan yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi. "Tek bir beceri modeli her sektörde işlemez" Gog, eğitim ile istihdam arasındaki uyumun kurumlar ile sektör arasında sürekli diyalog gerektirdiğini belirtti. Arz tarafında eğitim kurumları, beceri teknolojisi şirketleri ve çevrimiçi öğrenme kuruluşlarının; talep tarafında ise sanayi, şirketler, ticaret birlikleri, odalar ve sektör ajanslarının yer aldığını söyleyen Gog, Singapur'da bakanlıkların denizcilik, hava ve kara ulaştırması gibi sektörler için ayrı beceri çerçeveleri geliştirdiğini örnek verdi. Gog, "Farklı sektörlerin farklı beceri bileşimlerine ihtiyacı var. Tek bir beceri modelinin her yerde aynı şekilde işleyeceğini varsayamayız" dedi. Gog sunumunu, değişen teknolojiye rağmen değişmeyen ilkelerle tamamladı: insan gelişiminin özgürlüğün genişletilmesi olarak görülmesi, öğrenmenin kalıcı değil hayat boyu bir süreç olarak ele alınması ve mezunların iş gücündeki mevcut çalışanlarla birlikte yol alması. Gog, eğitim ile kamu politikalarının hizalanmasında kimin ne yapacağının netleştirilmesi ve pilot projelerle ilerlenmesi gerektiğini söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İTF 2026’da Turizmin Geleceği ve Hedefler Masaya Yatırıldı Haber

İTF 2026’da Turizmin Geleceği ve Hedefler Masaya Yatırıldı

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği’nin (TTYD) resmi iş ortağı olduğu İstanbul Turizm Fuarı (İTF 2026), 24–25 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. 30’a yakın ülkeden 300 civarında uluslararası turizm profesyonelinin katıldığı fuarda, sektör paydaşları bir araya gelerek B2B iş görüşmeleri yaptı. "Sektör Paydaşlarımızı Bir Araya Getiren Değerli Bir Organizasyon" Fuarın ardından değerlendirmelerde bulunan TTYD Başkanı Oya Narin, "Paydaşı olmaktan memnuniyet duyduğumuz İstanbul Turizm Fuarı, küresel turizm aktörlerini, otelleri ve acenteleri buluşturan önemli bir platform niteliğindedir. Başarılı bir organizasyonla sektör paydaşlarımızı bir araya getiren fuarımızın önümüzdeki yıllarda uluslararası alandaki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz" dedi. “Türkiye OECD’de En Çok Büyüyen 4. Destinasyon Oldu” Küresel dalgalanmalara rağmen Türkiye’nin güçlü altyapısı ve yüksek hizmet kalitesiyle öne çıktığını belirten Narin, şu verileri paylaştı: “OECD Başarısı: Türkiye, 2019-2025 döneminde uluslararası turist sayısını %21 artırarak OECD ülkeleri arasında en fazla büyüyen 4. destinasyon oldu. 2026 İlk Yarı Sonuçları: Yılın ilk 6 ayında 25,7 milyon ziyaretçi ağırlanırken 25,7 milyar dolar turizm geliri elde edildi. Bu dönemde Rusya’dan 2,65 milyon, Almanya’dan 2,44 milyon ve İngiltere’den 1,58 milyon turist ağırlandı. Harcamalarda Artış: Turist başına gecelik harcama 106 dolardan 109 dolara, yabancı ziyaretçilerin gecelik harcaması ise 122 dolara yükseldi.” Oya Narin, rekabetin ucuzluk üzerinden değil; hizmet kalitesi, kültür, doğa ve gastronomi zenginliği üzerinden yürütüldüğünü belirterek, "Jeopolitik gerilimlerin ve genel savaş durumlarının 2027 yılında azalmasını ümit ediyoruz. Bu durumun küresel seyahat iklimine olumlu yansımalarıyla birlikte 2027’de sektörümüzde daha da güçlü bir dönem yakalayacağımıza inanıyoruz" ifadesini kullandı. Nitelikli İstihdam ve İç Pazarın Stratejik Rolü Sektörün sürdürülebilirliği açısından maliyet dengesi ve insan kaynağının kritik önem taşıdığına değinen Narin, gençlerin turizm sektörüne yeniden kazandırılmasının ve nitelikli iş gücünün korunmasının önemine dikkat çekti. İç pazarın da dış dalgalanmalara karşı sektörü dengeleyen stratejik bir unsur olduğunu vurgulayan Narin, yerli turistlerin seyahat harcamalarının 2025’te %32,4 artarak 555 milyar lirayı aştığını, bu güçlü seyrin 2026’da da devam ettiğini kaydetti. TTYD, fuar boyunca 14 numaralı standında farklı ülkelerden yatırımcıları ve sektör profesyonellerini ağırlayarak iş birliği temaslarını sürdürdü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nu Teknoloji, Şehir Altyapılarını Tek Dijital Ekosistemde Buluşturuyor Haber

Nu Teknoloji, Şehir Altyapılarını Tek Dijital Ekosistemde Buluşturuyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı’ ile akıllı şehir uygulamalarının 81 il ölçeğinde yaygınlaştırılması hedefleniyor. Birlikte çalışabilir sistemler, ortak veri yönetimi ve yerli teknolojilerin geliştirilmesinin öne çıktığı plan; kaynakların etkin kullanıldığı, mükerrer yatırımların önlendiği, standartları belirlenmiş bütüncül bir akıllı şehir yaklaşımını esas alıyor. Akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerli üretim hedefi de yerli teknoloji şirketleri açısından önemli bir ölçeklenme alanı yaratıyor. Nu Teknoloji ise bu dönüşüme sensör ve cihazların yanı sıra haberleşme altyapısı, yazılım, veri yönetimi ve entegrasyon kabiliyetini de içeren yerli teknoloji çözümleriyle katkı sunmayı hedefliyor. Nu Teknoloji'nin akıllı şehir yaklaşımında enerji tüketimi, hava kalitesi, çevresel ölçüm, aydınlatma, atık yönetimi ve kent mobilyaları gibi farklı alanlardan elde edilen veriler ortak bir dijital ekosistemin parçaları olarak ele alınıyor. Merkezi yönetim platformuyla farklı sistemlerden gelen veriler tek ekrandan izlenebiliyor; alarm ve anomaliler görülebiliyor, performans karşılaştırılabiliyor ve gerektiğinde daha hızlı aksiyon alınabiliyor. Böylece verinin enerji ve kaynak kullanımından bakım süreçlerine kadar şehir operasyonlarında somut faydaya dönüşmesi amaçlanıyor. Bu yapının haberleşme katmanında ise mesh mimarisi öne çıkıyor. Nu Teknoloji'nin IoT çözümlerinde kullandığı mesh tabanlı yapıda cihazlar yalnızca merkezi bir noktaya değil, birbirleri üzerinden de veri aktarabiliyor. Bu yapı geniş alanlara yayılan IoT uygulamalarında kapsama ve ölçeklenebilirliği destekliyor. Sistemleri konuşturmak dünyanın da gündeminde Sistemlerin birlikte çalışması, dünyadaki akıllı şehir çalışmalarının da temel gündemlerinden biri. OECD'nin Smart City Data Governance: Challenges and the Way Forward çalışması, şehirlerde farklı sistemlerden elde edilen verilerin birbirinden kopuk “veri silolarında” kalmasının birlikte çalışabilirliğin önündeki önemli engellerden biri olduğuna dikkat çekiyor. OECD; farklı şehir birimleri ve sektörlerden gelen verilerin paylaşılabildiği platformları ve ortak veri standartlarını akıllı şehir dönüşümünün önemli unsurları arasında gösteriyor. “Türkiye’nin 81 ili kapsayan yeni yol haritasını önemli buluyoruz” Nu Teknoloji Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, Türkiye'nin akıllı şehirlerle ilgili yeni dönemini şu şekilde değerlendirdi: “Bir şehre binlerce sensör yerleştirmek onu tek başına akıllı hale getirmiyor. Asıl dönüşüm; enerjiden hava kalitesine, aydınlatmadan atık yönetimine kadar farklı sistemlerin birbiriyle konuşabildiği ve üretilen verinin tek yönetim katmanında anlamlı hale getirilebildiği zaman başlıyor. Türkiye'nin 81 ili kapsayan yeni yol haritasını bu nedenle önemli buluyoruz. Önümüzdeki dönemde teknoloji sayısından çok, bu teknolojilerin ne kadar entegre, ölçeklenebilir ve yönetilebilir olduğuna bakmamız gerekecek. Yerli ve milli teknoloji de bizim için yalnızca bir cihazın ülkemizde üretilmesi anlamına gelmiyor. Kritik şehir altyapılarında teknolojiyi geliştirme kabiliyetinin, sistem bilgisinin ve veriyi yönetme yetkinliğinin ülkede kalması bunun önemli bir parçası. Türkiye'nin önündeki bu ölçeklenme fırsatının, burada geliştirilen ve sahada doğrulanan teknolojilerin uluslararası pazarlara taşınmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Üyesi Oldu Haber

Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği (TEİD) Üyesi Oldu

Şirket, üyelik kapsamında etik ve uyum alanındaki iyi uygulamaları takip etmeyi, çalışanlarının bu alandaki farkındalık ve yetkinliklerini geliştirmeyi ve farklı sektörlerden kurumlarla bilgi ve deneyim paylaşımını artırmayı hedefliyor. Yemek kartından akaryakıt çözümüne, kurumsal hediyeden kurumsal seyahat platformuna kadar farklı ihtiyaçlara uygun hizmet sunan Multinet Up, Etik ve İtibar Derneği’ne (TEİD) kurumsal üye oldu. 1,5 milyondan fazla kart kullanıcısı, 50 bini aşkın kurumsal müşterisi ve 130 binden fazla anlaşmalı noktasıyla faaliyet gösteren şirket, üyeliği etik ve uyum yaklaşımını sürekli geliştirme ve sürdürülebilir iş yapma kültürünü güçlendirme hedefinin bir parçası olarak konumlandırıyor. 2010 yılında Türkiye’de iş etiği ve uyum standartlarının yaygınlaştırılması amacıyla kurulan TEİD, Mart 2026 itibarıyla 250’ye yakın kurumsal üyesiyle iş dünyasında etik ve itibarı güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor. Derneğin üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti Gayrisafi Milli Hasılası’nın yüzde 17’sini oluşturan ve yaklaşık 2,5 milyon kişiye istihdam sağlayan yerli ve yabancı sermayeli şirketlerden oluşuyor. TEİD, Birleşmiş Milletler Global Compact ve OECD’nin yolsuzlukla mücadele alanındaki uluslararası standartlarıyla uyumlu çalışmalarıyla yüksek etik ilkelerin kurumların iş yapma kültürüne yerleşmesini destekliyor. Multinet Up, TEİD üyeliğiyle etik ve uyum alanındaki güncel yaklaşımlar ve iyi uygulamalardan daha etkin biçimde yararlanmayı; kurum içindeki farkındalık ve yetkinlikleri geliştirmeyi planlıyor. Farklı sektörlerden şirketlerle kurulacak bilgi ve deneyim paylaşımının da şirketin kurumsal yönetişim yaklaşımının gelişimine katkı sağlaması hedefleniyor. Multinet Up, bu süreçte edineceği bilgi ve deneyimi kendi ekosistemine taşırken iş dünyasında güven, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilir iş kültürünün güçlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu Haber

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu

Türkiye, gelişmiş ülkelere kıyasla daha genç demografik yapısını korurken; değişen nüfus yapısı, kronik hastalık riskleri ve aktif/pasif oranındaki düşüş, sigorta ve emeklilik sistemleri açısından yeni ihtiyaçları beraberinde getiriyor. Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Uzun Yaşam Ekonomisi: Yaşlanan Nüfusun Sigorta ve Emeklilik Sektörüne Etkileri" başlıklı rapor yayımlandı. Demografik dönüşümü ekonomik ve sektörel etkileriyle ele alan rapor; uzayan yaşam süresinin sağlık sisteminden sosyal güvenliğe, bireysel tasarruftan sigorta ve emeklilik ürünlerine kadar yarattığı dönüşümü inceliyor. Raporda ayrıca, yeni nesil sağlık teknolojilerinin ve yapay zekânın sektöre etkileri ile uzayan insan ömrünün beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal ve etik boyutlar değerlendiriliyor. Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, rapora ilişkin değerlendirmesinde, uzun yaşamın ekonomik ve sosyal sistemler açısından yeni bir dönemin kapısını araladığını belirterek, şunları kaydetti: “Uzayan insan ömrünü sadece demografik bir değişim ya da yönetilmesi gereken bir risk olarak görmemek gerekiyor. Asıl hedef, ömre eklenen yılları sağlıklı, üretken ve finansal açıdan güvenceli hale getirmek olmalı. Sağlıklı yaşam süresinin uzaması, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltırken, bireylerin üretkenliğini ve ekonomiye katkısını da artırabilecek önemli bir potansiyel taşıyor. Diğer yandan, daha uzun yaşam beraberinde daha uzun süreli sağlık, bakım ve emeklilik ihtiyacını da getiriyor. Bu nedenle geleceğin sistemini kamu, özel sektör ve birey arasında dengeli bir sorumluluk paylaşımı üzerine kurmamız gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde önleyici sağlığı, uzun vadeli tasarrufu ve değişen bakım ihtiyaçlarını finansal güvenceyle birlikte ele alan çözümlerin çok daha önemli hale geleceğine inanıyoruz.” 65 yaş üstü nüfus 2050’de 1,6 milyara ulaşacak Rapora göre, dünya ekonomisi nüfusun yaşlanmasıyla birlikte önemli bir yapısal dönüşüm sürecinden geçiyor. Bugün dünya genelinde her 10 kişiden biri 65 yaşın üzerindeyken, 2050 yılında bu oranın her 6 kişiden birine yükselmesi bekleniyor. Küresel ölçekte 65 yaş üstü nüfusun ise 862 milyondan 1,6 milyara çıkarak neredeyse iki katına ulaşacağı öngörülüyor. Raporda, Türkiye’nin birçok gelişmiş ekonomiye kıyasla demografik açıdan daha avantajlı konumda bulunduğuna dikkat çekiliyor. Türkiye’nin, 2050 yılında nüfusunun yaklaşık üçte birinin 65 yaş ve üzerindeki bireylerden oluşması beklenen Japonya ve İtalya gibi “ileri yaşlı” toplumlar arasında yer almayacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye’de beklenen yaşam süresi 77,3 yıl ile 81,1 yıllık OECD ortalamasının altında bulunurken, her emekliye sadece 1,6 çalışan düşüyor. Uzun yaşam kadar sağlıklı yaşam da önem kazanıyor Raporda, uzun yaşam ekonomisinin en önemli başlıklarından biri olarak “önleyici sağlık” öne çıkıyor. 2050 yılında ortalama bir insanın 78 yıl yaşaması, ancak bunun 11,4 yılını kötü sağlık koşullarında geçirmesi bekleniyor. Sağlık harcamalarının aynı dönemde 20,5 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülürken, kanıtlanmış sağlık müdahalelerinin hastalık yükünü yüzde 35 azaltma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. Rapora göre, yapay zekâ da bu dönüşümün önemli unsurlarından biri. İlaç geliştirme ve erken teşhisten operasyonel süreçlere kadar geniş bir alanda kullanılan yapay zekâ uygulamalarının, sağlık hizmetlerinde verimliliği artırarak yükselen maliyetlerin yönetilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Yapay zekânın ilaç keşif süreçlerini hızlandırması ve Ar-Ge maliyetlerini düşürmesinin de sağlık sistemleri açısından önemli bir verimlilik alanı oluşturduğu belirtiliyor. Raporda, uzun yaşam ekonomisini şekillendiren gelişmeler arasında GLP-1 (obezite) grubu ilaçlarına da dikkat çekiliyor. Kronik hastalık risklerinin azaltılmasına katkı sağlayan bu ilaçların tüketim alışkanlıklarında da dönüşüm yarattığı belirtilirken, GLP-1 pazarının 2035 yılına kadar 190 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor. Yaşlanan nüfus sigorta ve emeklilik sistemlerini dönüştürüyor Rapora göre, yaşam sürelerinin uzaması sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Avrupa’da bugün bir emekliyi finanse etmek için 3,4 çalışma çağında insan bulunurken, bu oranın 2050 yılında 2’ye gerilemesi bekleniyor. Uzayan yaşam sürelerinin aktüeryal hesaplamaları da daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekilen raporda, “yaşam süresi riskinin” kamudan bireylere doğru kaydığı belirtiliyor. Bu dönüşüm, bireylerin emeklilik dönemleri için daha fazla ve daha uzun vadeli tasarruf yapmasını gerekli hale getirirken, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi tasarruf mekanizmalarının önemini artırıyor. Sağlık sigortacılığı da uzun yaşam ekonomisinin önemli büyüme alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Küresel sağlık sigortası prim üretimi 2025 yılında yüzde 12,3 büyüyerek 1,68 trilyon euroya ulaşırken, Türkiye’de özel sağlık sigortalarının GSYH içindeki payı yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’de sağlık sigortası primlerinin 2026-2036 döneminde yıllık ortalama yüzde 15,3 büyümesi bekleniyor. Uzun yaşam yeni etik ve sosyal soruları da beraberinde getiriyor Raporda, insan ömrünü uzatmaya yönelik biyoteknolojik gelişmelerin ekonomik etkilerinin yanı sıra etik ve sosyal sonuçları da ele alınıyor. Yeni teknolojilere erişimde ortaya çıkabilecek sosyoekonomik eşitsizliklerin zamanla sağlık ve yaşam süresi açısından daha belirgin farklılıklara yol açabileceğine dikkat çekilirken, uzayan yaşam sürelerinin kuşaklar arası dengeler ve toplumsal yapı üzerindeki olası etkileri de değerlendiriliyor. Çalışmada ayrıca, sigorta ve emeklilik sistemlerinin değişen yaşam beklentisine uyum sağlamasına yönelik yeni modellerin önem kazanacağı belirtiliyor. Bu kapsamda emeklilik koşullarının yaşam beklentisindeki değişimlere uyum sağlayabildiği modellerin yanı sıra yüksek maliyetli yeni nesil tedavilerin yaşam tarzı destek programlarıyla birlikte yönetilmesi ve ömür boyu yenileme garantili sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması, sektör açısından öne çıkan başlıklar arasında gösteriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Filantropi Liderleri İstanbul’da Buluştu Haber

Küresel Filantropi Liderleri İstanbul’da Buluştu

Sabancı Vakfı ve OECD Kalkınma İçin Çalışan Vakıflar Ağı (netFWD) iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte OECD, Gates Foundation, AVPN ve Girls Not Brides gibi uluslararası kuruluşlardan temsilciler bir araya geldi. Küresel filantropi alanının önde gelen aktörleri, toplumsal cinsiyet eşitliği finansmanında yeni iş birliği modellerini, ortak finansman mekanizmalarını ve çok paydaşlı yaklaşımları değerlendirdi. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Tüm yaptığımız strateji ve çalışmalarda uluslararası normları ve ölçümleri göz önüne alarak projelerimizi tasarladık. Bugün de bunun sonuçlarını görüyoruz. OECD’nin yayımladığı raporlar, yüzlerce hayırsever kuruluşun verilerinden beslenerek filantropinin nerede ve nasıl fark yaratabileceğini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Filantropinin gerçek etkisi ancak veriye dayalı öğrenme ve güçlü iş birlikleriyle mümkündür. Bu nedenle veri üretimini son derece kritik görüyoruz. Çünkü ölçemediğimiz veriyi geliştirmemiz de mümkün değildir. Vakfımızın, OECD’nin 2019 yılında yayımladığı ‘Cinsiyet Eşitliği için Filantropi’ raporunda, bu alana odaklanan dünya çapındaki en etkili yedi vakıftan biri olarak gösterilmesinin ardından, bu yılki raporla birlikte üçüncü kez yer alması, 20 yıldır kararlılıkla bu hedeften şaşmadan çalışmamızın somut bir göstergesidir.” dedi. OECD İstanbul Merkezi Direktörü Achraf Bouali ise konuşmasında, “Filantropi, özellikle resmi kalkınma yardımlarının giderek daha fazla kısıtlandığı bir dönemde, kalkınmanın finansmanında daha önemli bir rol üstlenmektedir. OECD Filantropi Merkezi aracılığıyla, fikirleri, veriyi ve ortaklıkları küresel ölçekte bir araya getirerek daha yüksek etkiyi destekliyoruz. OECD’nin ilk bölgeler arası merkezi olan İstanbul Merkezi ise ortak küresel meseleleri ele almakta ve farklı bölgeler arasında iş birliğini güçlendirmektedir; tıpkı Haziran 2022’den bu yana İstanbul’un kendisi gibi, Kuzey ile Güney, Doğu ile Batı arasında bir köprü işlevi görmektedir.” dedi. Sabancı Vakfı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Alanında Çalışan Küresel Ölçekte İlk 15 Vakıf Arasında Yer Aldı “OECD Kalkınma İçin Filantropi 2026” raporunun bölgesel lansmanı kapsamında, raporun güncel bulguları da kamuoyuyla paylaşıldı. Kaynaklarının yüzde 70'inden fazlasını toplumsal cinsiyet eşitliğine ayırdığı belirtilen Sabancı Vakfı'nın bu alanda küresel ölçekte ilk 15 vakıf arasında yer aldığı ve örnek gösterilen güçlü bir etki modeli ortaya koyduğu vurgulandı. Dünya genelinde kalkınma finansmanının daraldığı ve jeopolitik koşulların giderek daha karmaşık hale geldiği bir dönemde gerçekleştirilen buluşmada, filantropinin toplumsal cinsiyet eşitliği alanında üstlenebileceği katalizör rolü de ele alındı. OECD’nin bu yıl yayımladığı “Private Philanthropy for Development” raporunun üçüncü baskısı, dünya genelinde 506 vakfın 2020-2023 yılları arasındaki bağışlarını analiz ederek filantropinin küresel kalkınmadaki rolüne ışık tutuyor. Rapora göre bu dönemde filantropi finansmanı 68,2 milyar dolara ulaşarak resmi kalkınma yardımlarının yaklaşık yüzde 10’una karşılık geldi. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik filantropik fonlama ise 5,2 milyar dolar seviyelerine çıkarken, bu miktar kalkınma amaçlı tüm filantropi kaynaklarının yüzde 8’ini oluşturdu. Öte yandan, resmi kalkınma yardımlarında 2025 yılı için yüzde 9-17 arasında kesinti öngörülmesi, filantropi kaynaklarının stratejik önemini artırıyor. Ancak rapor, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ortak finansman mekanizmalarında henüz yeterince yer bulamadığının da altını çiziyor. Eş finansman ortaklıklarına katılan vakıfların bu alana ayırdığı payın yüzde 1 seviyesinde kalması, toplumsal cinsiyet eşitliği için daha güçlü iş birlikleri ve koordineli finansman modellerine duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Girişimcilik Yolculuğuna Lisede İlk Adım Haber

Girişimcilik Yolculuğuna Lisede İlk Adım

OECD'nin 80'den fazla ülkede yürüttüğü ve 2000-2022 yılları arasındaki PISA verilerini analiz ettiği “Küresel Gençlik Kariyer Hazırlığı Durumu” (The State of Global Teenage Career Preparation) raporuna göre, kariyer planları konusunda kararsızlık yaşayan öğrencilerin sayısı son yıllarda artış gösterirken, iş dünyasıyla erken yaşta temas kuran ve kariyer gelişimi faaliyetlerine katılan gençlerin gelecek planlarını daha net şekillendirdiği görülüyor. Raporda ayrıca öğrencilerin kariyer beklentilerinin iş gücü piyasasının ihtiyaçlarıyla her zaman örtüşmediğine dikkat çekilirken, gençlerin eğitim ve kariyer kararlarını daha bilinçli verebilmeleri için erken yaşlarda kariyer rehberliği ve iş dünyasıyla etkileşim fırsatlarının artırılması gerektiği vurgulanıyor. Girişimcilik süreçlerini uygulamalı olarak deneyimleyecekler Bu doğrultuda İTÜ ARI Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren ve UBI Global tarafından üniversite bağlantılı kuluçka merkezleri arasında dünyada 1’inci sırada gösterilen İTÜ Çekirdek, girişimcilik kültürünün genç yaşlarda yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla, İTÜ Geliştirme Vakfı'nın destekleriyle İTÜ GVO Ekrem Elginkan Lisesi öğrencilerine özel bir program hayata geçiriyor. 29 Haziran-03 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Genç ARI Girişimcilik Programı kapsamında öğrenciler, girişimcilik süreçlerini uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı bulacak. Program boyunca katılımcılar; problem tespiti, çözüm geliştirme, proje yönetimi, takım çalışması ve etkili sunum gibi girişimciliğin temel bileşenlerine yönelik çalışmalar gerçekleştirecek. Öğrenciler geliştirdikleri projeleri sunacak Öğrenciler ayrıca İTÜ Çekirdek ekosisteminde yer alan girişimciler, mentorlar ve sektör profesyonelleriyle bir araya gelerek, girişimcilik dünyasını yakından tanıma imkânı elde edecek. Gerçek girişim hikâyelerini dinleme ve farklı sektörlerden uzmanlarla etkileşim kurma fırsatı bulan öğrenciler, yenilikçi fikirlerin nasıl iş modellerine dönüştüğünü yakından gözlemleyebilecek. Programın sonunda düzenlenecek Mini Demo Day etkinliğinde ise öğrenciler, geliştirdikleri projeleri sunacak. Böylece gençler, fikir aşamasından sunuma kadar girişimcilik yolculuğunun temel adımlarını deneyimleyerek girişimcilik ekosistemine dair kapsamlı bir bakış açısı kazanacak. İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Ekrem Elginkan Lisesi, ilerleyen dönemde programın sonuçlarını da paylaşarak, eğitim sektöründeki tüm okullara nitelikli bir uygulama örneği sunmayı planlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğum İzinleri Arttı, Şirketler Bu Değişime Ne Kadar Hazır? Haber

Doğum İzinleri Arttı, Şirketler Bu Değişime Ne Kadar Hazır?

Yeni düzenleme, çalışanlar açısından önemli bir kazanım yaratırken, şirketler için de izin politikalarını, iç iletişim süreçlerini ve işe dönüş uygulamalarını yeniden değerlendirme ihtiyacını beraberinde getiriyor. Çünkü ebeveynlik izinleri artık yalnızca yasal uyum başlığı olarak görülmüyor. Çalışan bağlılığı, işveren markası, kadınların iş gücüne katılımı ve uzun vadeli verimlilik açısından da kurumların yaklaşımını gösteren önemli bir gösterge haline geliyor. Bu hak, pratikte nasıl kullanılacak? Sahadaki ilk uygulamalar, düzenlemenin yasal çerçevesinin net olmasına rağmen operasyonel süreçlerin henüz tam oturmadığını gösteriyor. İzinlerin otomatik olarak tanımlanmaması, başvuru gerekliliği ve SGK ile rapor süreçlerindeki belirsizlikler, şirketlerin ve çalışanların uygulamada farklı yorumlara gitmesine neden oluyor. Türkiye’deki yeni düzenleme önemli bir ilerleme olsa da, globale bakıldığında ebeveynlik izinlerinin yalnızca doğum izni süresiyle sınırlı değerlendirilmediği görülüyor. Birçok ülkede doğum iznine ek olarak ebeveyn izni, babaya özel izinler, evde bakım izinleri ve işe dönüş güvenceleri gibi fırsatlar sunuluyor. OECD verilerine göre göre Avrupa’da ebeveynlik ve evde bakım izninin en uzun olduğu ülkeler arasında Slovakya, Finlandiya, Macaristan ve Çekya öne çıkıyor. Slovakya’da ebeveyn izni çocuk 3 yaşına gelene kadar devam edebilirken, Macaristan’da destek mekanizması yaklaşık 36 aya kadar uzanıyor. Finlandiya da OECD tarafından iki buçuk yıl ve üzeri ücretli ebeveynlik ve evde bakım izni sunan ülkeler arasında gösteriliyor. İsveç’te ise ebeveynlere toplam 480 gün, yani yaklaşık 16 ay ücretli ebeveyn izni tanınıyor. ABD ise ulusal düzeyde ücretli doğum izni hakkı sunmayan tek OECD ülkesi olarak ayrışıyor. Kuzey Amerika’da Kanada, ebeveynlik izninde esnek modeliyle öne çıkıyor. Ülkede ebeveynler 40 haftaya kadar standart veya 69 haftaya kadar uzatılmış ebeveyn izni seçeneğinden yararlanabiliyor. Asya’da ise Güney Kore, 90 günlük ücretli doğum iznine ek olarak her bir ebeveyn için 1 yıla kadar ebeveyn izni sunan modeliyle dikkat çekiyor. 2025 düzenlemeleriyle bu süre belirli koşullarda 18 aya kadar çıkabiliyor. Bu karşılaştırma, Türkiye’de 24 haftaya çıkan doğum izninin önemli bir adım olduğunu ancak ebeveyn izni, babaların katılımı ve işe dönüş desteği tarafında gelişim alanının sürdüğünü gösteriyor. İzin Süresi Kadar Dönüş Süreci de Önemli İnsan kaynakları firması Gilda&Partners Kurucu Ortağı Jilda Bal, yeni düzenlemenin yalnızca izin sürelerinin artması olarak okunmaması gerektiğini belirtiyor. Bal’a göre bu değişim, şirketlerin çalışan deneyimini, bağlılığı ve işe dönüş süreçlerini nasıl yönettiğini de test ediyor. “Doğum izninin uzaması, çalışan açısından yalnızca daha uzun bir ara anlamına gelmiyor. Bu süre, annenin fiziksel ve zihinsel olarak toparlanması, bebeğiyle güvenli bir bağ kurması ve işe daha hazır şekilde dönebilmesi açısından büyük öneme sahip. Çalışanın sürece dair belirsizlik yaşamaması, kurum tarafından doğru yönlendirilmesi ve dönüşünün planlı şekilde yönetilmesi, işe dönüşte bağlılığı ve verimliliği doğrudan etkiliyor” diyor. Bal, performans ve prim süreçlerinde de doğum izninin çalışan aleyhine yorumlanmaması gerektiğini vurguluyor. “Doğum iznindeki bir çalışanı, o dönemde aktif performans göstermediği varsayımıyla değerlendirmek doğru bir yaklaşım değil. Kadının izne ayrıldığı güne kadar ortaya koyduğu performans esas alınmalı. Performans primi, terfi değerlendirmesi veya yıl sonu görüşmeleri yapılırken doğum izni bir eksiklik gibi görülmemeli. Aksi halde yasal olarak tanınan bir hak, kariyer açısından görünmeyen bir cezaya dönüşebilir.” değerlendirmesinde bulunuyor. Bal’a göre şirketlerin bu dönemde çalışanı açık şekilde bilgilendirmesi, başvuru süreçlerini sadeleştirmesi ve işe dönüş planını önceden oluşturması gerekiyor. “İyi yönetilen ebeveynlik izinleri, şirketler için bağlılık ve sürdürülebilir verimlilik alanıdır” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.