Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Öğrenme

Kapsül Haber Ajansı - Öğrenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Öğrenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Müge Turan: “Marka Yaratmak, Geleceğe Değer Bırakmaktır” Haber

Müge Turan: “Marka Yaratmak, Geleceğe Değer Bırakmaktır”

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Müge Turan. 2010 yılında Gazi Üniversitesi Kimya Bölümü’nden mezun oldum. Ardından Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansımı, İstanbul Üniversitesi’nde de Executive MBA programını tamamladım. Kimya eğitimi bana sorgulamayı ve analitik düşünmeyi öğretti. İş hayatında bu bakış açısını insanı anlamak, marka geliştirmek ve ekip yönetmek üzerine edindiğim deneyimlerle birleştirdim. 15 yılı aşkın süredir Orzax’ta çalışıyorum. Pazarlama ekibinin ilk üyesi olarak başladığım bu yolculukta, farklı kademelerde sorumluluk aldım. Orzax büyürken ben de yıllar içerisinde öğrendim, geliştim ve yeni sorumluluklar üstlendim. Bu nedenle Orzax’ın benim için çok özel bir yeri var; bugün geldiğimiz noktada, yıllar içinde birlikte verdiğimiz emeği görüyorum. Bugün Pazarlama ve Kurumsal İletişim Direktörü olarak markamızın pazarlama ve iletişim stratejilerine liderlik ediyorum. Ekibimle birlikte ürün konumlandırmadan marka yönetimine, tüketici iletişiminden kurumsal itibara kadar geniş bir alanda çalışıyoruz. “Sağlığa Hediye” yaklaşımımızı yaptığımız her işe yansıtmayı, insanların güven duyduğu ve hayatında karşılığı olan bir marka oluşturmayı önemsiyoruz. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? İlk önemli dönüm noktası, bilimsel eğitimimi pazarlamayla buluşturmamdı. Bir ürünün bilimsel özelliklerini bilmekle, o ürünün insanlar için ne ifade ettiğini anlatabilmek farklı yetkinlikler gerektiriyor. Bu ikisini bir araya getirmek, mesleki yaklaşımımın temelini oluşturdu. Sonrasında ürün odaklı sorumluluklardan markanın bütününe baktığım bir role geçmek benim için önemli bir değişimdi. Sorumluluk alanım genişledikçe aldığım kararların ekipler, iş sonuçları ve markanın geleceği üzerindeki etkisini daha fazla görmeye başladım. Executive MBA eğitimim de bu süreçte stratejiye ve yönetime bakışımı geliştirdi. Orzax’ın uluslararası büyüme yolculuğu ise başka bir önemli eşik oldu. Türkiye’de edindiğimiz deneyimi farklı pazarlara taşırken her ülkeyi kendi ihtiyaçları, kültürü ve beklentileriyle anlamamız gerektiğini gördük. Bu süreç, markalaşmaya daha geniş bir açıdan bakmamı sağladı. Bugün bir karar alırken o kararın birkaç yıl sonra Orzax’a ne kazandıracağını da düşünüyorum. Kariyerim boyunca yaşadığım en önemli gelişimlerden biri, günlük işleri yönetmenin yanında markanın geleceğine dair sorumluluk alabilmek oldu. Sizin için başarıyı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Benim için başarı, yaptığınız işin kalıcı bir değer üretmesi. Yıllar önce hayata geçirdiğim bir fikrin bugün hala karşılık bulduğunu, gelişerek markaya ve insanlara katkı sağladığını görmek bana büyük bir mutluluk veriyor. Ulaştığımız sonuçlar kadar, geleceğe ne taşıyabildiğimizi de önemsiyorum. Çalışma tarzımın en belirgin özelliği sahiplenmek. İşimi çok seviyorum. Bir fikrin ya da projenin mümkün olan en iyi haliyle hayata geçmesi için çaba gösteriyorum; gerektiğinde görev ve sorumluluk alanımın ötesine geçiyorum. Kolay vazgeçmem. Bir engelle karşılaştığımda başka bir yol arar, yeniden denerim. İşler istediğim gibi gitmediğinde hızlı toparlanıp devam edebilmemin de bugünlere gelmemde önemli bir payı var. Elbette bireysel çabayla ulaşabileceğiniz bir yer var. Daha büyük ve kalıcı başarılar için güçlü ekipler, ortak bir vizyon ve yönetimin belirlediği yönde istikrarlı bir çalışma gerekiyor. Kendi başarımı da birlikte çalıştığım insanların emeğinden ve Orzax’ın bize açtığı gelişim alanından bağımsız görmüyorum. Benim bu başarıya katkımın, işimi sahiplenmemden ve daha iyisi için yılmadan çalışmamdan geldiğini düşünüyorum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? En büyük zorluk, büyüyen bir şirketin günlük ihtiyaçlarını karşılarken gelecekte ihtiyaç duyacağı pazarlama yapısını da kurmaktı. Orzax pazarlama ekibinin ilk üyesiyim. Çok mütevazı imkanlarla, bir girişim ruhuyla başladığımız dönemde bugünkü gibi ekiplerimiz, departmanlarımız ve yerleşmiş süreçlerimiz yoktu. Örnek alabileceğim bir pazarlama yöneticim de bulunmuyordu. Pek çok şeyi kendimiz araştırarak, deneyerek ve sonuçlarından öğrenerek geliştirdik. Orzax büyüdükçe ihtiyaçlarımız ve hedeflerimiz de büyüdü. Bir önceki yıl yeterli olan yaklaşımı, ertesi yıl geliştirmemiz gerekti. Daha geleneksel iletişim çalışmalarıyla başladığımız bir noktadan, bugün uluslararası alanda markalaşan bir şirketin pazarlama ve iletişim stratejisini yönettiğimiz bir noktaya geldik. İlk yıllarda global markalarla ve onların imkanlarıyla rekabet etmek, ardından pazar liderliğini kazanmak ve korumak, her aşamada yeni bir sorumluluk getirdi. Bu anlamda her yılın kendi içinde bir meydan okuması vardı. Bu süreci sürekli öğrenerek, doğru uzmanlıkları ekibimize katarak ve birlikte çalışma biçimimizi geliştirerek yönettik. Benim de her aşamada kendimi yenilemem gerekti. Bildiklerimle yetinmemeye, ihtiyaç duyduğumuz yerde destek almaya ve ekip arkadaşlarımın gelişimine alan açmaya çalıştım. Bütün bunları sağlıkla ilişkili, iletişim sorumluluğu yüksek bir alanda yapıyorsunuz. Büyürken bilimsel doğruluğu, kaliteyi ve açık iletişimi korumak gerekiyor. Biz de hekimlere, eczacılara ve tüketicilere karşı bu sorumluluğu gözeterek ilerledik. Geriye baktığımda, zorlukları aşmamızı sağlayan en önemli şeyin birlikte öğrenme ve devam etme kararlılığımız olduğunu düşünüyorum. Bugün sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? En önemli önerim, ulaşmak istedikleri pozisyonun sorumluluğuna hazırlanmak olurdu. Bunun için işin farklı aşamalarını öğrenmek, sahayı tanımak ve alınan bir kararın diğer ekipleri nasıl etkilediğini anlamak gerekiyor. Ben kendi yolculuğumda işin içinde olmanın, ihtiyaç gördüğüm yerde sorumluluk almanın çok faydasını gördüm. Bir konuda uzmanlaşırken o konunun kurumun bütünüyle ilişkisini de anlamaya çalışmak, zamanla daha doğru kararlar vermenizi sağlıyor. Bir de sabırlı olmak gerekiyor. Deneyimin ve güvenin oluşması zaman alıyor. Bulunduğunuz yerde işinizi iyi yapmaya, öğrenmeye ve katkınızı artırmaya odaklandığınızda, daha büyük sorumluluklara da hazırlanıyorsunuz. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Liderlikte yönün net olmasını, o yolda insanların kendi yeteneklerini ortaya koyabilmesini önemsiyorum. Ekibimin hangi işi neden yaptığımızı, neyi hedeflediğimizi ve kendi katkısının bu hedefteki yerini bilmesini isterim. İnsanlar yaptıkları işin anlamını gördüklerinde daha fazla sorumluluk alıyorlar. İşini yakından takip eden, ayrıntılara önem veren bir yöneticiyim. Bir projenin daha iyi olabileceğini düşünüyorsam bunun için uğraşırım. Aynı zamanda ekip arkadaşlarımın fikirlerini duymayı, kendi uzmanlık alanlarında inisiyatif almalarını ve kararlarını gerekçeleriyle ortaya koymalarını destekliyorum. Farklı görüşlerin işi geliştirdiğine inanıyorum. Büyüyen bir şirkette aynı anda çok sayıda talep gündeme gelebiliyor. Böyle dönemlerde öncelikleri belirlemek ve ekibin odağını korumak benim sorumluluğum. Beklentilerimi açık anlatmaya, geri bildirim vermeye ve gösterilen emeği takdir etmeye özen gösteriyorum. Benim için motivasyonun önemli bir kaynağı da geliştiğini hissetmek. Ekip arkadaşlarımın yeni sorumluluklar üstlendiğini, kendi kararlarını daha güvenle verdiğini görmek beni mutlu ediyor. Orzax’ın geleceğini taşıyacak insanları yetiştirmeyi liderliğin en değerli taraflarından biri olarak görüyorum. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? En önemli hedefimiz, Türkiye’de oluşturduğumuz güveni ve marka birikimini global pazarlarda da kalıcı bir başarıya dönüştürmek. Orzax’ın farklı ülkelerde tanınan, güvenilen ve tercih edilen bir marka olarak büyümesini istiyoruz. “Sağlığa Hediye” yaklaşımımız doğrultusunda, Ar-Ge birikimimizle insanların ihtiyaçlarına yanıt veren ürünler geliştirmeyi ve sağlıkla iyi yaşam alanında uluslararası ölçekte söz sahibi markalar arasında yer almayı hedefliyoruz. Pazarlama ve iletişim tarafında benim sorumluluğum da bu birikimi her pazarın kendi koşullarını anlayarak doğru anlatmak. Büyürken üretimden ambalaja kadar kaynaklarımızı daha verimli kullanmayı ve sosyal sorumluluk çalışmalarımızın faydasını artırmayı da önemsiyoruz. Geleceğe dair hedeflerimizi, ticari büyümeyle birlikte insanlara ve topluma sağladığımız katkıyı düşünerek belirliyoruz. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında pazarlama alanında fark yaratmak için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Belirsizlik dönemlerinde önceliğim, kaynaklarımızı en çok katkı sağlayacak alanlara yönlendirmek. İnsanların ihtiyaçlarını ve değişen beklentilerini yakından takip ediyor, ürün kalitemizi ve bilimsel birikimimizi açık bir dille anlatmaya odaklanıyoruz. Veriyi ve sahadan gelen geri bildirimleri birlikte değerlendirerek hekim, eczacı ve tüketici için uygun içerik ve iletişim kanallarını belirliyoruz. Global pazarlarda da marka kimliğimizi koruyarak her ülkenin ihtiyaçlarına göre hareket ediyoruz. Hedeflerimizde istikrarlı, yöntemlerimizde esnek olmamız gerektiğine inanıyorum. Koşullar değiştiğinde yaptığımız işi yeniden değerlendiriyor, gerektiğinde yolumuzu güncelliyoruz. Bunu yaparken markamızın uzun vadeli değerini ve bize duyulan güveni gözetiyoruz. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Öncelikle meraklarını kaybetmemelerini ve öğrenmeyi mezuniyetle tamamlanmış bir süreç olarak görmemelerini öneririm. İş hayatı, hangi konularda gelişmeniz gerektiğini size gösteriyor. Bunu fark edip kendinize yatırım yapmanız çok değerli. Bir diğer önerim, yaptıkları işi sahiplenmeleri. Bir ihtiyacı fark ettiklerinde çözüm düşünmeleri, sorumluluk almaları ve başladıkları işi sonuna kadar takip etmeleri, hem gelişimlerini hem de kendilerine duyulan güveni güçlendirir. Zorlandıkları dönemlerde de hemen vazgeçmesinler. Her şeyin ilk denemede olması gerekmiyor. Geri bildirim almak, hatadan öğrenmek ve yeniden denemek iş hayatının bir parçası. Ben işimi sevmenin ve yaptığım katkıya inanmanın bu devam etme gücünü beslediğini düşünüyorum. Gençlerin de zaman içinde kendi güçlü yönlerini tanımalarını ve emek vermekten heyecan duydukları bir alan bulmalarını çok önemsiyorum.

Danone Süt Fabrikası deneyim alanı KidZania İstanbul’da Hayata Geçiyor Haber

Danone Süt Fabrikası deneyim alanı KidZania İstanbul’da Hayata Geçiyor

Danone Türkiye, çocukların gündelik yaşamlarında tükettikleri sütün üretim süreçlerini yakından tanıyabilmeleri amacıyla hayata geçirdiği Danone Süt Fabrikası deneyim alanını KidZania İstanbul'da çocuklarla buluşturuyor. Danone çocuk sütlerinde; doğal, kakaolu, çilekli ve muzlu olmak üzere farklı lezzetlerden oluşan zengin bir portföy bulunuyor. Ayrıca yenilenen formülüyle D vitaminiyle zenginleştirilmiş muzlu, çilekli ve kakaolu sütleriyle de 1 pakette günlük D vitamini ihtiyacının %36'sını karşılıyor. Lezzeti ve eğlenceyi bir araya getiren ürünleri ile çocukların keşif dolu yolculuğuna eşlik eden Danone dünyasının bir parçası olarak tasarlanan deneyim alanı, çocukları öğrenmeye, keşfetmeye ve soru sormaya teşvik ediyor. Danone Süt Fabrikası’nda gıda mühendisi rolünü üstlenen çocuklar, pH ve sıcaklık ölçümlerinden paketlemeye uzanan süt üretim sürecinin farklı aşamalarında aktif rol aldılar. Sütün eğlenceli yudumlara dönüşmesine kadar geçirdiği yolculuğu uygulamalı olarak keşfeden çocuklar, üretimin arkasındaki bilgi ve emeği yakından tanımanın yanı sıra sorumluluk, takım çalışması, iletişim, analitik ve yaratıcı düşünme gibi becerilerini geliştirme, özgüven, sabır ve öz farkındalıklarını güçlendirme fırsatı buldular. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen yaratıcı atölyede çocuklar, Ceyda Düvenci eşliğinde Danone’nin sevilen dünyasına adım atarak, gün içinde öğrendikleri bilgileri oyunla taçlandırıp keyifli vakit geçirdiler. Etkinlik sonunda deneyimi tamamlayan tüm çocuklara, üstlendikleri "Gıda Mühendisi" rolünü simgeleyen katılım sertifikaları verildi. Ceyda Düvenci, “Çocukların öğrenirken aynı zamanda üretmeleri, hayal güçlerini kullanmaları ve birlikte eğlenmeleri benim için çok kıymetli. Danone Süt Fabrikası’nda çocukların hem sütün yolculuğunu keşfetmelerine hem de kendi yaratıcılıklarını ortaya koymalarına eşlik etmek çok keyifliydi. Bugün burada ben de çocuklarla birlikte pek çok yeni bilgi öğrenmiş oldum. Özellikle çocukların günlük yaşamlarında karşılaştıkları ürünlerin arkasındaki süreçleri öğrenmeleri hem onlar hem de aileleri için değerli bir deneyim” şeklinde konuştu. Benan Nida Özer: “Çocukların merakını canlı tutmayı çok önemsiyoruz” Danone Pazarlama Lideri Benan Nida Özer, “Çocukların dünyasında öğrenmenin en güzel yollarından biri deneyimlemek. Danone olarak çocukların eğlence dolu dünyasına ürünlerimizle eşlik ederken, onları öğrenme ve keşif odaklı deneyimlerle buluşturmayı da önemsiyoruz. Bir B Corp sertifikalı şirket olarak, yalnızca ne ürettiğimizle değil, toplum için nasıl değer yarattığımızla da sorumluluk alıyoruz. KidZania İstanbul’da hayata geçirdiğimiz Danone Süt Fabrikası deneyim alanı da çocukların merak duygusunu destekleyen, öğrenmeyi teşvik eden ve üretim süreçlerini yakından tanımalarına olanak sağlayan bu yaklaşımımızın somut örneklerinden biri. Bugüne kadar yaklaşık 13 bin çocuğu ağırlayan deneyim alanımızda çocuklar, gıda mühendisi rolünü üstlenerek sütün üretim yolculuğunu uygulamalı olarak keşfediyor; günlük hayatlarında karşılaştıkları bir ürünün hangi aşamalardan geçerek eğlenceli yudumlara dönüştüğünü öğreniyor. Böylece üretim süreçlerini tanımanın yanı sıra soru sorma, sorumluluk alma ve deneyimleyerek öğrenme fırsatı buluyorlar. Biz de çocukların merakını destekleyen, öğrenmeyi hayatın doğal bir parçası haline getiren ve onların gelişimine katkı sunan deneyimlerle amacımızı somut faydaya dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.” şeklinde konuştu. Ebru Timur: “Çocuklar bildiklerinden ilham alıyor” KidZania İstanbul CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Timur açılışla ilgili şunları söyledi: “KidZania İstanbul olarak 2014 yılından bu yana çocuklara gerçek hayatı deneyimleyebilecekleri bir şehir sunuyoruz. 10.000 m²'lik alanda yer alan 67 aktivite ve 120'den fazla rol sayesinde çocuklar ilgi duydukları meslekleri tanıyor, sorumluluk alıyor, karar veriyor ve kendi potansiyellerini keşfediyor. Çünkü biz çocukların en güçlü şekilde deneyimleyerek öğrendiğinin ve bildiklerinden ilham aldığının farkındayız. Yaptırdığımız araştırmalarda gördük ki alfa kuşağı artık geleceğin konusu olmaktan çıkıp, bugünün karar verici aktörü oldu. Bu kuşak doğrudan deneyimle ikna olan bir jenerasyon; söyleneni referans almıyor, bizzat yaşadığını esas alıyor ve karar alma refleksleri çok erken yaşta başlıyor. Dijital ve fiziksel dünyayı bir arada yaşayan yeni nesil, üretmek ve deneyimin bir parçası olmak istiyor. Danone Türkiye ile hayata geçirdiğimiz bu yeni deneyim alanında çocuklar gıda mühendisi oluyor, süt üretiminin farklı aşamalarını uygulamalı olarak deneyimliyor; iletişim, sorumluluk alma, sabır gibi yaşam becerilerini geliştirirken aynı zamanda özgüven kazanıyorlar. Gerçek hayatın içinden bir deneyimi çocukların aktif katılımıyla anlamlı bir öğrenme yolculuğuna dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.” Danone Süt Fabrikası, çocukların öğrenirken eğlendiği ve deneyimleyerek keşfettiği bir alan olarak çocuklarla buluşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Tatilinde Dengeli Plan Önemli! Haber

Yaz Tatilinde Dengeli Plan Önemli!

Çocukların can sıkıntısı yaşarken oyun kurma, hikâye üretme ve farklı etkinliklere yönelmesinin gelişim açısından faydalı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez.” dedi. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının davranışlarını dikkatle gözlemlemesi gerektiğine dikkat çeken Doğantekin, yaz tatilinde hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren dengeli bir planın en sağlıklı yaklaşım olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Can sıkıntısı ile yalnızlık duygusu birbirinden ayrılmalı! Can sıkıntısının çocuk için tamamen olumsuz bir durum olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Hatta üretkenliği artırabilir.” dedi. Ebeveynlerin çoğu zaman ‘çocuğumuzun canı evde çok sıkılıyor’ diye endişelendiğini hatırlatan Doğantekin, “Ancak burada önemli olan, çocuğun can sıkıntısını nasıl değerlendirdiğidir. Eğer çocuk bu süreçte legolarla oynuyor, hikâyeler üretiyor, oyun kuruyor ya da aileyle vakit geçiriyorsa bu durum gelişim açısından oldukça faydalıdır. Yani can sıkıntısı üretkenliğe dönüşüyorsa, bu olumsuz değil, destekleyici bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez. Asıl izlenmesi gereken ayrım budur.” şeklinde konuştu. Hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir tatil planlanmalı! Yaz tatili sürecinde tamamen esnek ya da tamamen katı bir yaklaşımın doğru olmadığına dikkat çeken Seren Doğantekin, “Gün içerisinde belirli bir düzen olması gerekir. Hiç ders çalışılmayan bir tatil, okul başladığında motivasyon kaybına yol açabilir.” dedi. Bu nedenle dengeli bir plan yapılmasını öneren Doğantekin, şunları söyledi: “İlkokul ve ortaokul öğrencilerinde haftanın belirli günleri ders çalışmak, kitap okumak veya çalışma kâğıtları çözmek uygun olabilir. Ancak bu süreç yalnızca akademik çalışma olarak düşünülmemeli. Müze gezmek, belgesel izlemek gibi etkinlikler de öğrenmeyi destekler. Önümüzdeki yıl sınava hazırlanan öğrenciler için ise daha planlı bir program yapılabilir. Haftanın beş ya da altı günü ders çalışıp bir günü dinlenmeye ayrılabilir. Ancak bu plan, katı bir okul düzeni gibi değil; hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir yapı olmalıdır.” Çocuğun sosyal medyayı yalnızlık nedeniyle kullanması bir risk göstergesi! Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının kıyaslama davranışını artırabileceği uyarısında bulunan Seren Doğantekin, “Tatil paylaşımları üzerinden ‘o tatile gitti, ben gitmedim’ gibi düşünceler oluşabilir. Bu durum özgüven düşüklüğüne ve kaygıya yol açabilir. Bu noktada çocuklara sosyal medyada görülen her şeyin gerçek hayatı yansıtmadığı anlatılmalıdır.” dedi. Uyku düzeninin de oldukça önemli olduğuna değinen Doğantekin, “Gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, uyku ritmini bozabilir ve bu da duygu durum dalgalanmalarına yol açabilir. Çocuğun sosyal medyayı neden kullandığı da değerlendirilmeli. Eğer yalnızlık hissi nedeniyle sadece oradan sosyal iletişim kuruyorsa bu bir risk göstergesi olabilir. Ergenler için bir gruba ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Bu nedenle yaz tatilinde akran ilişkilerinin tamamen kesilmemesi önemlidir. Aksi halde yalnızlık ve ‘kimse beni anlamıyor’ düşüncesi gelişebilir.” açıklamasını yaptı. Sorunlu bir durumun önemli işaretleri, sürecin iki haftadan uzun sürmesi ve sosyal çekilme! Ancak her yalnızlaşma durumunun bir problem olmadığını dile getiren Doğantekin, “Eğer çocuk aileyle iletişim kuruyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal yaşamını sürdürebiliyorsa bu durum gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Ergenlikte zaman zaman yalnız kalma isteği ve aileden uzaklaşma eğilimi görülebilir.” dedi. Sorun olarak değerlendirilmesi gereken durumlara açıklık getiren Doğantekin, “Sürecin iki haftadan uzun sürmesi, çocuğun odasından hiç çıkmaması, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden tamamen çekilmesi ve ‘kimse beni anlamıyor’ gibi ifadelerin artması önemli işaretlerdir. Bu durumda profesyonel destek gerekebilir.” diye konuştu. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalı! Teknoloji ve yapay zekâ kullanımının da benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Seren Doğantekin, “Önemli olan kullanım biçimidir. Çocuk üretmek için mi kullanıyor, yoksa yalnızca tüketiyor mu? Yapay zekâ doğru kullanıldığında hikâye yazma, karakter oluşturma, dil öğrenme veya kodlama gibi alanlarda üretkenliği destekleyebilir. Ancak tamamen hazır bilgiye bağımlı bir kullanım doğru değildir.” dedi. Yaz tatilinde ideal yaklaşımın dengeli, esnek ama belirli bir rutini olan bir program olduğunun altını çizen Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Aileyle kaliteli zaman geçirilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi, fiziksel aktivitelerin yapılması ve küçük sorumlulukların verilmesi önemlidir. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalıdır. Sonuç olarak, çocukların hem dinlenebileceği hem de gelişimini sürdürebileceği bir yaz tatili planı oluşturulmalı. Teknoloji kullanımında ise süre kadar içeriğe ve çocuğun yaşamındaki genel dengeye bakmak gerekir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baby Fest Kapılarını Açıyor Haber

Baby Fest Kapılarını Açıyor

Erken çocukluk döneminin gelişim açısından taşıdığı öneme dikkat çekmek amacıyla hazırlanan festivalde, çocukların sosyal, bilişsel ve duyusal gelişimlerine katkı sağlayacak etkinlikler yer alacak. Gün boyu sürecek program kapsamında aileler çocuklarıyla birlikte eğlenceli vakit geçirirken, uzman isimlerin bilgi ve deneyimlerinden de yararlanma fırsatı bulacak. Festival programında yaratıcı atölyeler, uzman söyleşileri, konserler, yarışmalar ve sahne etkinlikleri yer alacak. Çocukların yaş gruplarına uygun olarak tasarlanan duyusal oyun alanları ise miniklerin keşfetme, öğrenme ve deneyimleme süreçlerini destekleyecek. Alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek söyleşilerde çocuk gelişimi, ebeveynlik ve erken yaş eğitimi gibi konular ele alınacak. Aileler, çocuklarının gelişim süreçlerine ilişkin merak ettikleri sorulara yanıt bulma imkânı elde edecek. Festival boyunca düzenlenecek atölyeler ve interaktif etkinlikler sayesinde çocuklar eğlenirken öğrenme deneyimi yaşayacak. Yarışmalar ve sahne gösterileri etkinliğe renk katarken, konserler de ailelerin birlikte keyifli vakit geçirmesine olanak sağlayacak. Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen Baby Fest, çocukların gelişimlerini destekleyen, ailelerin sosyal yaşamına katkı sunan ve birlikte kaliteli zaman geçirilmesini teşvik eden kapsamlı bir organizasyon olarak öne çıkıyor. Minik misafirler ve aileleri, gün boyunca sürecek etkinliklerle eğlence ve öğrenmeyi bir arada deneyimleme fırsatı bulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Büyükşehir Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi'ne Ziyaretçi Akını Haber

Mersin Büyükşehir Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi'ne Ziyaretçi Akını

Bu kapsamda, merkezde çocukların da katıldığı bir kutlama programı düzenlenerek pasta kesimi gerçekleştirildi. Kentin önemli bilim duraklarından biri haline gelen Merkez, ziyaretçilere sunduğu uygulamalı öğrenme imkânlarıyla hem eğitim hem de çevre bilincinin yaygınlaşmasını desteklemeye devam ediyor. Bilgi ve etkinliklere ise mersinbilimmerkezi.com sayfası üzerinden ulaşılabiliyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde, 200 bin ziyaretçi sayısına ulaşıldı. Bu kapsamda, merkezde çocukların da katıldığı bir kutlama programı düzenlendi ve pasta kesimi gerçekleştirildi. Kısa sürede yoğun ilgi gören Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi, hem eğitici hem de farkındalık artırıcı çalışmalarıyla Mersin’de bilimin yaygınlaşmasına katkı sağlarken, her yaştan ziyaretçiyi bilimle buluşturarak doğa dostu yaşam bilincini güçlendirmeyi sürdürüyor. 5 yaşından itibaren her yaştan ziyaretçiye açık olması, merkezin erken yaşta bilimle tanışma ve öğrenmeyi teşvik eden yapısını güçlendiriyor. Ziyaretçiler; doğa, enerji verimliliği, iklim, çevre ve astronomi temalı içeriklerle öğrenme sürecine aktif şekilde katılım sağlıyor. Bilim ve çevre farkındalığını bir araya getiren merkez; interaktif sergi alanları, deney düzenekleri ve uygulamalı öğrenme istasyonlarıyla, bilimi eğlenceli ve erişilebilir bir şekilde sunuyor. Özellikle çocuklar ve gençler için hazırlanan atölye çalışmaları sayesinde iklim değişikliği, sıfır atık bilinci ve sürdürülebilir yaşam konuları uygulamalı etkinliklerle aktarılıyor. Kentin bilim duraklarından olan Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ni ziyaret etmek isteyen vatandaşlar ve eğitim kurumları, merkez hakkında detaylı bilgiye ve etkinliklere mersinbilimmerkezi.com sayfası üzerinden ulaşabiliyor. Ezici: “Amacımız, bilimi her yaştan insan için eğlenceli ve merak uyandıran bir hale getirmek” Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi Şefi Duygu Ezici, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in bilimi ve eğitimi önceleyen vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen Mercan Bilim Merkezi’nde 200 bin ziyaretçiye ulaşmanın kendileri için büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı olduğunu ifade ederek, “Amacımız, bilimi her yaştan insan için erişilebilir, eğlenceli ve merak uyandıran bir hale getirmek. Ziyaretçilerimizin burada deneyimleyerek öğrenmesi, soru sorması ve keşfetmesi, bizim en büyük kazanımımız. Özellikle çocukların gözlerindeki o heyecan, doğru yolda olduğumuzu bize her gün yeniden gösteriyor. Bu başarıda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza ve bizi tercih eden tüm ziyaretçilerimize gönülden teşekkür ediyoruz. Bundan sonra daha fazla kişiyi bilimle buluşturmaya devam edeceğiz. Nice 200 binlere” ifadelerine yer verdi. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi öğretmenleri, çocuklara bilimi sevdiriyor Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde görev yapan eğitimciler ve alanında uzmanlar, 200 bin ziyaretçi sayısını aşmanın mutluluğunu yaşıyor. Her eğitimci kendi alanında akademik bilgisini, öğrencilere gözlem ve deneyim yoluyla aktarmanın önemine vurgu yapıyor. Astronom Dr. Yonca Karslı, “Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi; gökyüzüne birlikte baktığımız, bilimi paylaştığımız yolculuğun en anlamlı duraklarından birisi. Planetaryum kubbemiz altında daha nice keşiflerde buluşmak dileğiyle” dedi. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde görev yapan Çevre Mühendisi Gizem Bal, “Mercan Bilim Merkezi, öğrencilerimizin bilimi yaşayarak öğrenebileceği harika bir ortam. 200 bin ziyaretçi bunu açıkça gösteriyor” diye konuştu. Coğrafya Öğretmeni Rozalin Avcı, “Burada çocukların gözlerindeki merakı görmek çok değerli. Bilimle tanışmaları açısından büyük bir fırsat” ifadelerine yer verdi. Fen Bilimleri Öğretmeni Meryem Dönmez, “Teorik bilgilerin uygulamayla birleştiği çok güzel bir bilim merkezi. Bilimle iç içe bir ortamda öğrencilerimizin heyecanını görmek, bizi çok mutlu ediyor” dedi. Fizik Öğretmeni Barış Güçtekin, “Mercan Bilim Merkezi, çocukların hayal gücünü ve merakını geliştiren çok değerli bir merkez. Burada öğrenmeleri çok daha kalıcı oluyor. Öğrencilerimiz için unutulmaz bir deneyim” diye konuştu. Öğrenciler, Mercan’ı deneyimlemenin keyfini çıkardı Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ni ilk defa ziyaret eden öğrencilerden Ecrin Çarpar, “İlk defa görüyorum. Bilimi öğrenmek eğlenceli olabiliyormuş. İlk defa bu kadar farklı bilim aletlerini gördüm. Çok güzel bir gündü. Fen Bilimleri dersime de örnek oldu” dedi. Okuldaki derslerini Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde pekiştirdiğini anlatan Abdurrahman Anıl Ulak, “Arkadaşlarımla deney yapmak keyifliydi. Derslerimize örnek oldu. Burada birçok deney düzeneği gördüm. Yine gelmek isterim” ifadelerini kullandı. Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde çok keyifli bir gün geçirdiğini söyleyen çocuklardan Narin Yazgan ise “Buradaki öğretmenler bize birçok şey gösterdi. Derslerde gördüğümüz konuları burada deneyimleyebiliyor, görüp öğrenebiliyoruz. İyi ki çocuklar için böyle bir yer açılmış” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz Haber

Yerli Yazılımların Sayısının Artmasıyla Geleceğe Önemli Bir Miras Bırakabiliriz

Yerli teknoloji kullanımının teşvik edilmesini amaçlayan Ulusal Yazılım Günü, yazılım testi sektörü için de büyük bir anlam taşıyor. Teknoloji odaklı danışmanlık ve eğitim firması TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, yerli yazılımların sayısının artmasının sektörel büyüme ve ülkemizin zihinsel sermayesinin gelişimi açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor. Yerli yazılımların önemine dikkat çeken TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Öncelikle; yerli yazılımların sayısının artmasını teknolojiden bağımsız düşünüyorum diyebilirim. Sermaye denince sadece maddi bir anlam çıkarılmamalı, biz en önemli sermayenin zihinsel sermaye olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda; yazılım testi ve kalite güvencesi alanındaki uzmanlığımızı yalnızca yurt içiyle sınırlamıyor; uluslararası ölçekte de danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunarak teknoloji ihracatına katkı sağlıyoruz.” açıklamasını yaptı. “Global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” Bugüne dek 10’dan fazla ülkede yaklaşık 50 kurumla iş birliği gerçekleştirdiklerini açıklayan Sarıalioğlu, “Bizleri en çok heyecanlandıran konuların başında hem tecrübemizi geleceğe aktarmak hem de ülkemizin zihinsel sermayesini ihraç etmek var. Bu vizyonumuz paralelinde tutkuyla çalışmayı, değer üretmeyi sürdürüyoruz. Bugüne dek, Almanya, Portekiz, Yunanistan, Azerbaycan ve Hollanda başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden çeşitli kurumlarla iş birlikleri geliştirdik. Bu paralelde eğitim, sınav ve danışmanlık hizmetleri aracılığıyla bilgi ve uzmanlık ihracatı yapıyoruz. Genel iş kapasitemizin yaklaşık yüzde 40’ı yurt dışına sağladığımız bu hizmetlerden oluşuyor. Önümüzdeki dönemde bu oranı artırarak global pazarda daha etkin bir oyuncu olmayı ve Türkiye'nin teknoloji ihracatındaki katma değerini yükseltmeyi hedefliyoruz.” şeklinde sözlerine devam etti. Dünyada yazılım test alanında 7 milyondan fazla test mühendisi çalıştığını açıklayan Barış Sarıalioğlu, “Pazar, yaklaşık 50 milyar dolar büyüklüğünde bir ekonomiye tekabül ediyor, yıllık büyüme yüzde 10’un üzerinde seyrediyor. Dünya genelinde yazılım test aktivitelerinin yüzde 60’tan fazlası ise outsource ediliyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı hâline gelirken, test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor. Ülkemiz, bu hızlı dönüşümde etkin bir rol oynamalı. Bizler de bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Her fırsatta hem gençlerle hem de çocuklarla bir araya gelerek teknoloji okur yazarlığına ve dijital dönüşüme dikkat çekmeye çalışıyorum. Soru soran, hayal kuran, öğrenmeye açık bireylerle aynı ortamda olmak insana umut veriyor.” diyor. TesterYou: “Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı” Barış Sarıalioğlu, “Sunduğumuz danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstleniyoruz. Kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefliyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ING Türkiye, Kampüs Buluşmasında Üniversitelilerle Bir Araya Geldi Haber

ING Türkiye, Kampüs Buluşmasında Üniversitelilerle Bir Araya Geldi

Gün boyu süren programda öğrenciler kariyer yolculuklarına dair merak ettikleri konuları konuşma, iş hayatına ilişkin deneyimleri dinleme ve yetkinliklerine yönelik fikir alışverişinde bulunma fırsatı buldu. Etkinlikte konuşan ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı, “ING’de birlikte öğrenmeye ve keşfetmeye açık bir çalışma ortamı sunmaya önem veriyoruz. Esnek ve kapsayıcı çalışma kültürümüzle gençlerin potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir çalışma ortamı oluşturuyoruz” dedi. ING Türkiye, farklı üniversitelerden gelen 100’ün üzerinde öğrenciyi Genel Müdürlük binasında düzenlediği kampüs buluşmasında ağırladı. Öğrenciler etkinlik boyunca kariyer yolculuklarına dair merak ettikleri konuları konuşma, iş hayatına ilişkin deneyimleri dinleme ve yetkinliklerine yönelik fikir alışverişinde bulunma fırsatı buldu. Ayrıca ING’nin kurum kültürü, çalışma ortamı ve geleceğe yönelik yetenek yaklaşımını daha yakından tanıma şansı yakaladı. Etkinlikte ING kültürü, öğrenme ve gelişim odaklı çalışan deneyimi ile genç yeteneklere sunulan kariyer olanakları aktarıldı. ING’nin sürdürülebilirlik yaklaşımı ile müşteri deneyimi odağı gerçek iş örnekleri üzerinden paylaşılırken öğrenciler de fikirlerini aktardı. Gençlerin kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapmalarını destekleyen ING Türkiye, ayrıca Uluslararası Yetenek Programı (ITP) ile genç yeteneklere global ölçekte gelişim ve uluslararası bir kariyer yolculuğu fırsatı sunuyor. Genç yetenekler, Uluslararası Yetenek Programı’na Youthall üzerinden 13 Nisan’a kadar başvuru yapabiliyor. Etkinlikle ilgili değerlendirmede bulunan ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı şunları söyledi: “Gençlerle bir araya gelmek, onların merak ettikleri konuları dinlemek ve kariyer yolculuklarına dair deneyimlerimizi paylaşmak bizim için çok değerli. ING’de öğrenmeye ve keşfetmeye açık bir çalışma ortamı sunmaya önem veriyoruz. Esnek ve kapsayıcı çalışma kültürümüzle farklı bakış açılarını destekleyen bir yapı oluştururken gençlerin potansiyellerini ortaya koyabilecekleri bir ortam sunmayı hedefliyoruz. Uluslararası Yetenek Programımız (ITP) başta olmak üzere sunduğumuz programlarla gençlerin kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapmalarını destekliyoruz. Bu tür buluşmaların gençlerle karşılıklı öğrenme ve deneyim paylaşımı açısından değerli olduğuna inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SEYEV Vakfı ve Döhler’den Anlamlı İş Birliği Haber

SEYEV Vakfı ve Döhler’den Anlamlı İş Birliği

Global ölçekte faaliyet gösteren, sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı büyüme yaklaşımıyla öne çıkan Döhler ile nörobilim temelli dil edinimi modeli geliştiren SEYEV Vakfı arasında stratejik bir iş birliği hayata geçiriliyor. Dil bilimci, eğitimci ve yazar Seda Yekeler tarafından 2013 yılında hayata geçirilen Türkiye’nin tek yabancı dil vakfı SEYEV Vakfı, bu anlamlı iş birliği kapsamında kimya, gıda ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinde öğrenim gören 25 kız üniversite öğrencisine bir eğitim yılı boyunca yabancı dil bursu sağlayacak. Program, yalnızca dil öğretimini hedeflemekle kalmıyor; bilişsel gelişimi destekleyen, akademik özgüveni güçlendiren ve küresel profesyonel yetkinlikleri artırmayı amaçlayan bütüncül bir eğitim modeli sunuyor. Burs programı, Döhler İstanbul Genel Merkezi’nde gerçekleştirilecek iki günlük yüz yüze kamp ile başlayacak. Kamp, SEYEV NEUROBRIDGE programı kapsamında, SEYEV Kurucusu Seda Yekeler tarafından yürütülecek “Dil ve Beyin” semineri ile açılacak. Bu süreçte öğrenciler dil ediniminin nörobilimsel temelleri, öğrenme süreçlerinde miyelizasyonun rolü, ayna nöron sistemi ile dikkat ve hafıza mekanizmaları gibi başlıkları bilimsel bir çerçevede inceleme şansı yakalayacak, dil öğrenimini bilişsel performans ve kimlik gelişimi bağlamında da değerlendirme fırsatı bulacak. Programın Akademik Omurgası: YEK Metot Modeli Programın akademik omurgasını, SEYEV tarafından geliştirilen YEK Metot oluşturuyor. YEK Metot, dil edinimini tekrar odaklı geleneksel modellerden ayırarak, beynin doğal öğrenme mimarisine uyumlu bir sistem önerir. Bu modelde dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, düşünme, problem çözme ve disiplinler arası üretkenlik kapasitesini artıran bilişsel bir araç olarak konumlandırılır. Katılımcılar bir yıl boyunca yapılandırılmış modüller, performans analizleri ve düzenli ölçme-değerlendirme süreçleri ile takip edilecek, gelişimleri ise akademik ve nörobilişsel göstergeler üzerinden izlenecek. Bu yönüyle program, kısa süreli bir burs desteğinin ötesine geçerek sürdürülebilir ve ölçülebilir bir dönüşüm modeli sunuyor. Seçilen öğrencilerin mühendislik disiplinlerinden geliyor olması, programın stratejik vizyonunu güçlendiriyor. Kimya, gıda ve bilgisayar mühendisliği alanlarında eğitim alan genç kadınlar, bir yıl boyunca yabancı dil yetkinliklerini geliştirirken aynı zamanda Döhler’in inovasyon, Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim süreçlerini yerinde deneyimleme ve profesyonel ekosisteme dahil olma fırsatı bulacak. Bu temas, katılımcıların yalnızca dilsel değil, sektörel ve kurumsal vizyon açısından da ufuklarını genişletecek, küresel ölçekte rekabet edebilir kariyerler inşa etmelerine anlamlı bir katkı sağlayacak. Program hakkında değerlendirmede bulunan Döhler İnsan Kaynakları Direktörü & Konfrut Tarım Genel Müdürü Ömür Coşar, bu iş birliğinin yalnızca bir burs programı olmadığını, uzun vadeli bir insan kaynağı yatırımı olduğunu vurguluyor. Coşar, süreci şu sözlerle ifade ediyor: “Sürdürülebilirlik yaklaşımımız yalnızca üretim süreçlerimizle sınırlı kalmıyor, bilgiye erişimi ve genç kadınların potansiyelini desteklemeyi de kapsıyor. STEM alanlarında eğitim gören genç kadınların uluslararası iletişim yetkinliklerini güçlendirmek hem sektörel gelişim hem de toplumsal dönüşüm açısından stratejik bir adım. SEYEV Vakfı ile hayata geçirdiğimiz bu program, ölçülebilir çıktılarla takip edilen, uzun vadeli bir gelişim modeli sunuyor.” Dil bilimci, eğitimci ve Seda Yekeler Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Seda Yekeler, Döhler iş birliğiyle hayata geçirilen bu modelin, bilim temelli bir eğitim anlayışıyla fırsat eşitliğini güçlendiren ve sürdürülebilir bir dönüşümü hedefleyen öncü bir girişim olduğunu belirtti. “‘Dil ve Beyin’ semineri kapsamında, kimya, gıda ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinde eğitim gören 25 kız öğrenciye bir yıl boyunca yabancı dil bursu sağlayacağız. Öğrenciler, dil ediniminin nörobilimsel temellerini, öğrenme süreçlerinde miyelizasyonun önemini ve ayna nöron sistemi ile dikkat ve hafıza mekanizmalarını bilimsel bir perspektifle inceleme fırsatı bulacak. Bu çalışma, geleceğin liderlerini yetiştirirken bilim ve eğitim arasındaki bağı güçlendirmeyi amaçlıyor” dedi. Döhler’in sürdürülebilirlik stratejisinde insan kaynağına yatırım temel bir unsur olarak konumlanıyor. Kadınların mühendislik ve teknoloji alanlarında güçlendirilmesi, ekonomik sürdürülebilirlik ile sosyal sürdürülebilirliğin kesişim noktasında yer alıyor. SEYEV Vakfı ise dil edinimini toplumsal kalkınmanın stratejik bir bileşeni olarak ele alıyor, bireysel dönüşüm ile ulusal rekabet gücü arasında doğrudan bir ilişki kuruyor. Bu program kapsamında, 25 genç kadının akademik ve profesyonel yolculuğunda kalıcı bir etki oluşturmayı, sürdürülebilir, izlenebilir ve bilim temelli bir eğitim modeliyle geleceğin bilim, teknoloji ve üretim ekosistemine nitelikli kadın liderler kazandırmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.