Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Omega-3

Kapsül Haber Ajansı - Omega-3 haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Omega-3 haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beslenmede Mucize Besin ve Trendlere Karşı Uyarı Haber

Beslenmede Mucize Besin ve Trendlere Karşı Uyarı

Kalp, kanı vücuda pompalayarak organ ve dokuların ihtiyaç duyduğu oksijen ve besin ögelerinin taşınmasını sağlıyor ve yaşamın devamlılığında hayati bir rol üstleniyor. Kalp sağlığının korunmasında genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıkları da önemli rol oynuyor. Bu tercihlerin başında da beslenme alışkanlıkları geliyor. Ancak sosyal medya ve popüler trendler doğrultusunda sık sık gündeme getirilen mucizevi besinler ya da farklı beslenme önerileri; kulaktan dolma bilgiyle doğru bilgiyi birbirinden ayırmayı zorlaştırıyor. İşte bu noktada bilimsel bilgi, hangi besinin ne miktarda ve hangi beslenme düzeninin parçası olarak tüketilmesi gerektiğini anlamak açısından yol gösterici rol üstleniyor. Kalp Sağlığıyla İlgili En Yaygın 5 Yanlış İnanış ve Bilimsel Gerçekler Sosyal medyada bir bilginin sıkça paylaşılmasının, o bilginin bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı, sağlık ve beslenme konusunda güvenilir kaynaklara ve bilimsel araştırmalara dayanan bilgilerin rehber alınmasının önemine dikkat çekiyor. Beslenme ve gıdada doğru bilgiyi toplumla buluşturma misyonuyla çalışmalarını sürdüren Vakıf, kalp sağlığı konusunda yaygın olarak doğru kabul edilen 5 yanlış inanışı ve bunlara ilişkin bilimsel gerçekleri paylaşıyor. 1-Zeytinyağı ne kadar çok tüketilirse o kadar iyidir. (YANLIŞ) Zeytinyağı, içerdiği tekli doymamış yağ asitleri ve antioksidan bileşenler nedeniyle dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeninin önemli bir parçasıdır. Ancak sağlıklı bir besin olması, sınırsız miktarda tüketilebileceği anlamına gelmez. Gereğinden fazla tüketilmesi günlük enerji alımının artmasına neden olabilir. Önemli olan zeytinyağını dengeli bir beslenme düzeni içinde, uygun miktarlarda tüketmektir. 2-Kolesterol içeren her gıda zararlıdır. (YANLIŞ) Uzun yıllar boyunca yumurta gibi kolesterol içeren besinlerin kalp sağlığı açısından olumsuz etkileri olduğu düşünülmüştür. Ancak güncel bilimsel çalışmalar, kan kolesterol düzeyleri üzerinde besinlerle alınan kolesterolün yanı sıra, özellikle doymuş ve trans yağ tüketimi başta olmak üzere beslenme düzeninin bütününün etkili olduğunu gösteriyor. Yumurta gibi kaliteli protein ve elzem besin ögeleri içeren gıdalar, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Bu nedenle yalnızca besinlerin içerdiği kolesterole değil, beslenme düzeninin bütününe odaklanmak önem taşıyor. 3-Kalp hastalığı yalnızca ileri yaşlarda görülür. (YANLIŞ) Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan sağlık sorunları değildir. Ateroskleroz olarak adlandırılan, damar duvarlarında plak birikimiyle ilerleyen süreç genç yaşlarda başlayabilir ve yıllar içinde gelişebilir. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıklarının erken yaşlardan itibaren benimsenmesi önem taşır. 4- Zayıf olmak kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağlar. (YANLIŞ) Vücut ağırlığının sağlıklı aralıkta olması kalp ve damar sağlığı açısından önemlidir ancak tek başına koruyucu değildir. Kişi zayıf görünebilir ancak karın bölgesindeki iç organların çevresinde yağlanma görülebilir; kolesterol, kan şekeri veya tansiyon gibi kardiyovasküler risk göstergeleri yüksek olabilir. Bu nedenle kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca vücut ağırlığına değil; beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları, genetik faktörler ve diğer kardiyovasküler risk faktörleri de dikkate alınmalıdır. 5-Takviyeler sağlıklı beslenmenin yerini tutar. (YANLIŞ) Vitamin, mineral veya omega-3 gibi besin takviyeleri, sağlıklı ve dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Takviye kullanımı, kişinin gereksinimleri ve sağlık durumu doğrultusunda hekim veya diyetisyen önerisiyle planlanmalıdır. Sebze, meyve, tam tahıllar ve kurubaklagiller; lif, vitamin, mineral ve çeşitli biyoaktif bileşenleri bir arada içerir. Bu nedenle kalp ve damar sağlığını desteklemek için öncelik, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin sürdürülmesi olmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak Haber

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmenin tek başına “sağlıklı” veya “sağlıksız” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Her bireyin enerji ve besin ögesi ihtiyacı farklı olduğundan; yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam tarzı, günlük rutin, mevcut beslenme alışkanlıkları ve bireysel hedefler, oluşturulacak beslenme planını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle hazır bir beslenme listesini herkes için uygulamak yerine, kişinin ihtiyaçlarına uygun bir plan oluşturulması daha doğru bir yaklaşım. Özellikle uzun süreli vegan beslenmede besin ögesi yeterliliğinin belirli aralıklarla değerlendirilmesi, gerekli durumlarda beslenme planının güncellenmesi ve takviye ihtiyacının uzman görüşü doğrultusunda ele alınması gerekiyor.” Vegan beslenmede protein, B12 vitamini, demir, kalsiyum, iyot, D vitamini, çinko ve omega-3 yağ asitlerinin yeterliliğinin gözetilmesi önemli. Bu nedenle baklagiller, soya ürünleri, tam tahıllar, sebze-meyveler, kuruyemişler ve tohumlar gibi farklı besin gruplarının dengeli biçimde tüketilmesine özen gösterilmeli. Gerektiğinde zenginleştirilmiş besinler ve takviyeler ise uzman değerlendirmesi doğrultusunda ele alınmalı. Bilimsel Araştırmalar da Söylüyor: Eksikleri İhmal Etmeyin Academy of Nutrition and Dietetics’in 2025 yılında yayımladığı güncel değerlendirmede, uygun şekilde planlanan vegan ve vejetaryen beslenme modellerinin yetişkinlerde beslenme açısından yeterli olabileceği belirtilirken, bireysel ihtiyaçların ve besin ögesi yeterliliğinin gözetilmesinin önemi vurgulanıyor. Ayrıca 141 araştırmanın değerlendirildiği bir başka çalışmada, vegan bireylerde özellikle B12 vitamini, kalsiyum ve iyot alımının daha düşük olabildiği bildiriliyor. Bu sonuçlar, tek bir besin grubunu “iyi” veya “kötü” olarak değerlendirmekten ziyade, beslenme düzeninin bütününün ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmeye geçişin kişinin mevcut alışkanlıklarının değerlendirilmesiyle başlaması gerektiğini belirterek önemli bir noktayı da vurguluyor: “Vegan beslenmeye geçişte önceliğimiz, kişinin bir anda tüm alışkanlıklarını değiştirmesinden ziyade, beslenme düzeninin sürdürülebilir bir şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Gerektiğinde kan değerlerinin takip edilmesi ve profesyonel değerlendirme doğrultusunda hareket edilmesi de sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine destek oluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor! Haber

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor!

Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yoğunlaşan ve bu süreçte kullanılan sinir bağlantılarının güçlendiğini, kullanılmayanların ise zayıfladığını dile getiren Dr. Şalçini, “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” dedi. Kaliteli uykunun da öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesi ve gereksiz bağlantıların ayıklanmasında önemli rol oynadığı kaydeden Dr. Şalçini, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, zihinsel aktivite ve kaliteli uykunun beyin sağlığını desteklediğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Beyinde daha fazla bağlantı, daha yüksek zekâ anlamına gelmiyor! Sinaptik budamanın beynin gelişimi için vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “İnsan beyni doğumdan sonra çok sayıda sinaptik bağlantı oluşturur. Ancak bu bağlantıların tamamının korunması mümkün değildir. Beyin, kullanılmayan veya işlevsel olmayan bağlantıları zamanla ortadan kaldırarak daha güçlü ve daha verimli sinir ağları oluşturur. Sinaptik budama olarak adlandırılan bu süreç, sağlıklı beyin gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır.” dedi. Sinaptik budamanın yanlış anlaşılan bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “Toplumda daha fazla sinir bağlantısının daha yüksek zeka anlamına geldiği yönünde yaygın bir inanış var. Oysa önemli olan bağlantıların sayısı değil, etkinliğidir. Beyin gereksiz bağlantıları ortadan kaldırarak bilgi işlemeyi hızlandırır, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir.” ifadelerini kullandı. İlk yıllar ve ergenlik kritik dönemler! Sinaptik budamanın özellikle yaşamın ilk yıllarında ve ergenlik döneminde yoğunlaştığını vurgulayan Dr. Şalçini, “Bebeklik döneminde beyin çok hızlı yeni bağlantılar oluşturur. Çocuk büyüdükçe kullanılan bağlantılar güçlenirken kullanılmayanlar elenir.” dedi. Ergenlikte ise beynin özellikle planlama, dikkat ve karar verme gibi işlevlerden sorumlu ön bölgesinin yeniden şekillendiğini dile getiren Dr. Şalçini, bu nedenle çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin, beynin gelişiminde kalıcı izler bıraktığını aktardı. Kullanılmayan sinir ağları zamanla zayıflıyor! Öğrenmenin sinaptik bağlantılar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti: “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Kullanılmayan bağlantılar ise zamanla zayıflar. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” Kaliteli uyku beyin için bir bakım süreci! Uyku ile sinaptik budama arasındaki ilişkiye değinen Dr. Şalçini, “Uyku yalnızca dinlenme zamanı değildir. Beyin uyku sırasında gün içinde öğrenilen bilgileri değerlendirir, önemli olanları pekiştirirken gereksiz olanları ayıklar. Özellikle çocuklar ve ergenler için yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beyin gelişiminin temel unsurlarından biridir.” şeklinde konuştu. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları beyin gelişimini destekliyor! Dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin de önemli olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, “Omega-3 açısından zengin beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve zihinsel olarak aktif kalmak, beynin sağlıklı işleyişini destekleyen yaşam alışkanlıklarıdır. Bu faktörler sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirerek bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı. Sinaptik budamadaki farklılıklar bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkili olabilir! Sinaptik budamanın bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisini inceleyen çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Bilimsel araştırmalar, sinaptik budama süreçlerindeki farklılıkların otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi bazı hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” dedi. Dr. Şalçini, ancak bu hastalıkların tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığını hatırlattı. Beyin yaşam boyu değişmeye devam ediyor! Beynin gelişiminin çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Eskiden erişkin beyninin değişmediği düşünülüyordu. Günümüzde ise beynin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabildiğini ve kullanılmayan bağlantıları yeniden düzenleyebildiğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenmenin yaşı yoktur. Yeni beceriler kazanmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal yaşamın içinde olmak beyin sağlığını destekleyen önemli alışkanlıklardır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun Haber

Yaz Aylarında Doğru Beslenmeyle Hem Zinde Kalın Hem Formunuzu Koruyun

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlerin tercih edildiğini belirten Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Çağla Koç, yaz döneminde doğru beslenme alışkanlıklarının hem kilo kontrolünü hem de yaşam kalitesini desteklediğini söyledi. “Güne Su ile Başlayın” Artan yaz sıcakları ile birlikte beslenme alışkanlıklarımızda ister istemez değişkenlik gösterir. Ağır yemekler yerine daha hafif, ferahlatıcı ve su içeriği yüksek besinlere yöneliriz. Yaz aylarında zayıflamak ve zinde kalmak için güne su ile başlamanın önemine dikkat çeken Koç, bazı çalışmaların sabah uyanır uyanmaz içilen ortalama iki bardak suyun metabolizmayı daha fazla hızlandırdığını gösterdiğini ifade etti. “Metabolizmayı Destekleyen Besinlerden Yararlanın” Her mevsimde olduğu gibi yaz aylarında da termojenik besinlerden yararlanılabileceğini belirten Koç, acı biber, zencefil ve yeşil çayın metabolizmayı destekleyen besinler arasında yer aldığını söyledi. Sabah bir fincan şekersiz yeşil çay, gün ortasında limonlu zencefilli su tüketilebileceğini, ana yemeklerde ise hafif acı biber ya da karabiberli tariflerin tercih edilebileceğini aktardı. Yüksek proteinli kahvaltıların gün boyu iştahı baskıladığını, yağ kaybını desteklediğini ve kas kaybını önleyerek metabolizmanın yavaşlamasını engellediğini ifade eden Koç, bazı çalışmalarda hibisküs çayının yağ hücresi oluşumunu engelleyebileceğinin gösterildiğini belirtti. Hibisküs ve yeşil çay ikilisine sevilen meyveler eklenerek evde soğuk çay hazırlanabileceğini söyledi. Omega-3 alımının yağ oksidasyonunu artırdığını ve insülin duyarlılığını olumlu yönde etkilediğini kaydeden Koç, yaz aylarında sardalya, somon, ceviz ve chia tohumunun ideal omega-3 kaynakları olduğunu dile getirdi. “Çalışanlar Beslenmelerine Daha Fazla Dikkat Etmeli” Çalışan bireyler için de önerilerde bulunan Diyetisyen Çağla Koç, güne kafeinle değil su ile başlanması gerektiğini belirterek sabah kafein alımının dehidrasyonu artırdığını söyledi. Öğle öğününün hafif ama doyurucu olması gerektiğini ifade eden Koç, bazı çalışmaların öğle yemeğinin içeriğinin zihinsel performansı ve dikkat süresini olumsuz etkileyebildiğini gösterdiğini aktardı. Öğleden sonra yapılan hafif ve düşük glisemik ara öğünlerin ise akşam yemeğinde fazla yemeyi yüzde 30 azalttığının çalışmalarda belirtildiğini söyledi. Ağır akşam yemeklerinin yaz sıcaklarıyla birleştiğinde hem yağ depolanmasını artırdığını hem de uyku kalitesini bozduğunu ifade eden Koç, akşam saat 20.00'dan sonra karbonhidrat alımının sınırlandırılmasının gece yağ yakımını desteklediğini belirtti. “Çok Soğuk Besin Tüketimine Dikkat” Yaz aylarında serinlemek amacıyla tercih edilen çok soğuk yiyecek ve içeceklerin de sanıldığı kadar masum olmayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Çağla Koç, "Yaz sıcaklarında serinlemek için tercih ettiğimiz buz gibi meyveler, donmuş smoothieler, soğuk yoğurtlar yağ kaybını sekteye uğratabilir. Sindirim enzimleri vücut ısısına yakın (37C civarı) bir ortamda aktif olarak çalışır. Vücudunuz o soğuk yiyeceği sindirmeye çalışırken ekstra enerji harcamaz, tam tersine hazmı engellenir. Bu da kan şekeri dengesizlikleri ve daha çabuk acıkmalara yol açabilir" ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Riskli Gıda Trendlerine Dikkat! Haber

Riskli Gıda Trendlerine Dikkat!

Beslenmede önemli pek çok faktörü göz ardı ederek, yalnızca cinsiyete göre beslenme önerilerine uymak ne kadar doğru? Bu soruları; kadın ve erkeğin biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarının genel sağlık durumuna göre farklılık gösterdiğine dikkat çekerek yanıtlayan Acıbadem Life’tan Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “cinsiyetlendirilmiş alışkanlıklara” doğru sürüklendiğimizi belirtiyor. Her bireyin yaşam tarzı, alışkanlıkları gibi yaşadığı çevrenin de bireyin sağlığına yön verdiğini söyleyen Kurucu, riskli gıda trendlerine karşı uyarıda bulunuyor. MENOPOZ, KOLAJEN VE “MUCİZE” VAATLERİ Menopozla birlikte östrojenin azalması, kardiyovasküler risklerin artması ve ciltte elastikiyet kaybı gibi doğal süreçler kadınları çözüm arayışına yönlendiriyor. Bu noktada piyasaya sürülen kolajen takviyeleri ve östrojen içerikli ürünler, “genç kalma” ve “sağlıklı yaş alma” vaatleriyle pazarlanıyor. Oysa tek bir mucize ürünle sağlığı korumanın mümkün olmadığını belirten Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Ayak tırnaklarımızdan, saç telimize kadar bir bütünüz. Sağlık parametrelerinde her halka birbiriyle iç içe, bütün halinde! Tek bir şeyden mucize etki bekleyip geri kalanını arka plana atmamalısınız. Menopoz sonrası kadınlara, omega-3 yağ asitleri, sebze, şeker oranı düşük mor renkli meyveler, antioksidanlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir beslenme önerisi sunulur. Ek olarak, omega-3 balık yağı, magnezyum ve koenzim Q10 gibi takviyeler tıbbi gözetim altında verilebilmektedir” diyor. TEKNOLOJİ ALGORİTMALARI KADINLARIN SÖZDE İHTİYAÇLARINA OYNUYOR! Kadınların öncelik verdiği sağlık faydaları, fizyolojik ihtiyaçlar ve toplumsal baskıların birleşiminden oluşuyor. Teknolojik cihazların algoritmaları da bu eğilimleri algıladığında, kadınların karşısına sürekli olarak hormonal dengeyi, cilt sağlığını veya menopoz semptomlarını iyileştirdiğini iddia eden ürünler çıkıyor. Bu ürünler, sosyal medya ve reklamlarla çoğunlukla bir ‘ihtiyaç’ olarak tanıtılıyor ve kadınlara yönelik mesajlarla öne çıkarılıyor. Kadınlar için hormon döngülerini destekleyen beslenme stratejilerinin önem taşıdığını belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Magnezyum ve B6 vitamini, kasları gevşeterek ve nörotransmitter işlevini destekleyerek PMS semptomlarını azaltmada özellikle etkilidir. Bununla birlikte Omega-3 yağ asitleri, iltihabı yönetmeye ve hormon üretimini desteklemeye yardımcı olur ve bunları tüm yaşam evrelerinde olmazsa olmaz hale getirir. Hormonal dalgalanmaları ve menopoz geçişlerini yönetmek için bütüncül ve fonksiyonel tıp bakış açısıyla, bu gıdalardan çok daha öte bir yolculuk var. Bu nedenle sağlık yönetiminizi sosyal medyadan gördüklerinizle, influencer ürünleri ile değil sağlık uzmanı ile yapmalısınız. Mesela östrojen bandı gerekli mi, ne gibi riskleri var? Hekiminizle konuşmalısınız” diyor. ERKEKLER “KAS” ODAKLI! “Kas kütlesi artırma ve hızlı toparlanma hedefi, erkekleri protein tozları ve performans artırıcı takviyelere yönlendiriyor. Sosyal medya ve reklamlar da bu ürünleri ‘olmazsa olmaz’ olarak gösteriyor. Antrenman sıklığı, yoğunluğu ve bireysel sağlık durumu dikkate alınmadan kontrolsüz kullanılan takviyelerin ciddi sağlık riskleri doğurabildiğini söyleyen Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Özellikle testosteron artırıcı ürünlerin bilinçsiz tüketimi hormon dengesini bozabilirken, doğal yöntemler ve dengeli beslenme, güvenli ve etkili bir alternatif olarak öne çıkıyor. Oysa yağsız etler, yumurtalar, kinoa, tofu, tempeh ve mercimek gibi gıdalar, erkekler için mükemmel protein kaynakları! Testosteron artıcı doğal yöntemlerle oldukça mevcut ve başarılı sonuçlar alıyoruz. İlaçlar, kontrolsüz takviyeler kullanıp sağlığınızı riske etmek yerine doğal yollara başvurmalısınız” diyor. RİSKLİ GIDA TRENDLERİ SAĞLIĞINIZI BOZABİLİR Dönemsel gıda trendleriyle birlikte tek bir besine ya da takviyeye aşırı yüklenme eğiliminin ciddi dengesizliklere yol açtığını belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Sosyal medyada popülerleşen ürünler, kontrolsüz kullanımın önünü açıyor. Mucize etkiler beklemek yerine dengeli ve doğal beslenmeye odaklanılması gerekiyor. Örneğin kolajen patlaması yaşanırken, bu ihtiyacın ilikli kemik suyu gibi doğal kaynaklarla karşılanması çok daha güvenli bir yaklaşım. Prolin, glisin, hiyaluronik asit ve glukozamin gibi damar sağlığını ve doku esnekliğini destekleyen bileşenler içeren bu besin, bütüncül bir yaklaşımın parçası olabilir. Yine doğum ve menopoz sonrası dönemlerde de kalsiyum, D vitamini ve magnezyum gibi temel besin öğelerinin kişiye özel bir planlama ile hekim gözetiminde alınması gerekir. Yine ihtiyaçların da dönemsel olarak değişebileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulunuyor. KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ DİYET VE TAKVİYE PLANLARI Günümüzde kadın ve erkeğin cinsiyetlendirilmiş alışkanlıklara doğru sürüklendiğini belirten Acıbadem Life Uzman Diyetisyen Kumsal Kurucu, “Fizyolojik, biyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde kişiye özel bir beslenme planı olması gerektiğini, kadınların arzuladığı sağlık faydalarının erkeklerden daha fazla olduğunu çok net görüyoruz. Ancak ihtiyaçların cinsiyet, yaş, genel sağlık durumu ve yaşam evresine göre değiştiği unutulmamalı. Bu nedenle sağlık hedeflerinize uygun, kişiselleştirilmiş diyet ve takviye planları ile uyum içerisinde olun. Trendlere kendinizi kaptırıp genel sağlık kontrollerinizi aksatmayın” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı Haber

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı

Dünyanın en çok sevilen ve tüketilen balığı olan ton balığının biyolojik ve ekonomik önemi ile sürdürülebilir denizciliğe dikkat çekmek amacıyla her yıl 2 Mayıs, Dünya Ton Balığı Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizde 42 yıldır Dardanel kalitesi ve güvencesiyle sofralara ulaşan ton balığı; sadece lezzetiyle değil, yüksek besin değeri ve sağlığa sunduğu faydalarıyla öne çıkıyor. Pratik tüketim avantajı, lezzeti ve besleyici yapısıyla ton balığı, günümüz yaşam temposunda sağlıklı öğün alternatifleri arasında önemli bir yer tutuyor. Doğal avcılıkla elde edilen ton balıklarını ileri üretim teknolojileri ve yüksek kalite standartlarıyla tüketiciyle buluşturan Dardanel, ton balığını yalnızca pratik bir seçenek değil; bilinçli tercihlerle sofralarda güvenle yer bulan değerli bir besin olarak konumlandırıyor. İçerdiği Protein ve Omega-3 ile Sağlıklı ve Güçlü Bir Besin Kaynağı Ton balığı, içerdiği yüksek protein ve omega-3 yağ asitleriyle dengeli beslenmeyi destekleyen sağlıklı ve güçlü bir besin kaynağı olarak öne çıkıyor. Bir kutu Dardanel Zeytinyağlı Ton Balığı 21,3 gram protein ve 101 mg Omega-3 içeriyor. Protein içeriği günlük beslenmede önemli bir yer tutarken, Omega-3 yağ asitleri de beyin ve kalp fonksiyonlarını destekleyen değerli bileşenler arasında yer alıyor. Doğal selenyum içeriği ise antioksidan özellikleriyle dikkat çekiyor. Türkiye’de kişi başı ton balığı tüketiminin son yıllarda artış göstermesi, bu değerli besine yönelik farkındalığın da yükseldiğini ortaya koyuyor. Dardanel, önümüzdeki dönemde bu bilincin daha da güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor. Kalite, Güven ve İzlenebilirlik Önceliğimiz Dardanel, ton balığında kalite ve güvenilirliği üretimin her aşamasında önceliklendiriyor. Friend of the Sea ve Dolphin Safe gibi çevre dostu sertifikalara sahip olan Dardanel, sürdürülebilir balıkçılığı destekleyen yaklaşımıyla da öne çıkıyor. 2017 yılından bu yana sürdürülen “Balığını Sorgula” sistemi ile tüketiciler, ürünün hangi bölgede avlandığı, balık türü ve taşıma bilgilerine kolaylıkla ulaşabiliyor. Şeffaflık ve izlenebilirlik odağındaki bu yaklaşım, bilinçli tüketimi destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Sofralarda Sağlık ve Lezzetin Kutlaması Dünya Ton Balığı Günü, ton balığının yalnızca besleyici değerini değil, sofralarda yarattığı pratik ve lezzetli çözümleri de kutlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Salatalardan sandviçlere, makarnalardan yaratıcı tariflere kadar pek çok kullanım alanı sunan ton balığı, günün her anında besleyici bir alternatif olarak öne çıkıyor. Dardanel, yarım asra yaklaşan uzmanlığıyla sağlıklı beslenme farkındalığının artmasına katkı sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Öneri!  Haber

Kış Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Öneri! 

Uzmanlara göre, kış aylarında bu hastalıkların bulaşma riski yaz aylarına nazaran 3 kat daha yüksek. Bunun nedeni ise kapalı alanlarda daha uzun süre kalınması ve havalandırmanın yetersiz olması sebebiyle mikropların yayılımının kolaylaşması. Ayrıca, bağışıklık sisteminin soğuk havada zayıflaması da enfeksiyonlara olan yatkınlığı artırıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, aslında doğru önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunmanın veya hastalığa yakalanma riskini ciddi oranda azaltmanın mümkün olduğunu belirterek, “Hem kişisel hijyen hem de yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreçte büyük önem taşıyor. Kışın sağlığımızı korumak için en önemli kural ise kalabalık ve kapalı ortamları sınırlamak, doğru havalandırma yapmak ve bağışıklığı güçlü tutmaktır. Ayrıca, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıklar kolayca bulaşabildikleri için özellikle yüz yüze olan karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kış aylarında hastalıklardan korunmamız için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının Kışın kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız çok önemli. Zira, insanların birbirine yakın bulundukları alanlarda influenza, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve COVID-19 gibi virüsler çok hızlı yayılıyorlar. Araştırmalar, kalabalık ve kötü havalandırılan ortamlarda bulaşma riskinin 10 kata kadar arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, sinema, AVM, toplu taşıma ve toplantı salonlarında uzun süre kalmaktan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor. Mecburi durumlarda maske takmak da etkili olan bir başka önlem. Haftada en az 3 kez 1’er saat yürüyün Düzenli egzersiz bağışıklık hücrelerinin dolaşımını artırarak enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlıyor. Araştırmalar, haftada en az 150 dakika yürüyen kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü gösteriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kışın soğuk havaya rağmen açık havada yapılan tempolu yürüyüşün hem D vitamini sentezine katkı sağladığını hem de kişiyi kapalı alan kalabalığından uzak tuttuğunu belirterek, “Yürüyüşü mümkünse gün içinde ve rüzgârdan korunaklı bir rota seçerek yapın. Aşırı terlemeyi ve üşümeyi önlemek için kat kat giyinmeye de dikkat edin” diyor. Odalarınızı günde 3 kez 15’er dakika havalandırın Kışın pencereler genelde kapalı kaldıkları için virüsler havada daha uzun süre asılı kalıyorlar. Bu nedenle, oturduğumuz, çalıştığımız veya uyuduğumuz ortamları günde 3 kez en az 10–15 dakika havalandırmak büyük fark oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, iyi havalandırmanın solunum yolu hastalıklarını yüzde 50 oranında azalttığını bildiriyor. Havalandırma sırasında kısa süreli ısı kaybı olsa bile hava kalitesinin korunması enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürüyor. Kapalı ortamlarda sürekli klima veya soba kullanımı havayı kuruttuğu için nem dengesini korumak da önem taşıyor. Aşılarınızı mutlaka tamamlayın Grip aşısı, özellikle risk grubunda yer alan kişilerde hastaneye yatış riskini yüzde 60 oranına kadar azaltıyor. COVID-19 hatırlatma dozları bağışıklık düzeyinin düştüğü kış aylarında koruma sağlıyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, 65 yaş üstünde veya kronik hastalığı olanlarda zatürre (pnömokok) aşısının da ciddi enfeksiyonları önleyebildiğini vurgulayarak, “Aşılar hastalıkların bulaşmalarını ve ağır seyretmelerini önleyen en güçlü araçlardandır. Üstelik, sadece sizi değil çevrenizdeki hassas kişileri de koruyor” bilgisini veriyor. Eve geldiğinizde ilk iş ellerinizi yıkamak olsun Virüslerin büyük bir bölümü eller yoluyla bulaşıyor. Bu nedenle, ellerinizi yıkamadan yüzünüze, burnunuza veya gözlerinize asla dokunmayın. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye yıkanması enfeksiyon riskini yüzde 40–50 oranında azaltıyor. Dolayısıyla, özellikle toplu taşıma, market, okul veya iş yerinden dönüşte bu alışkanlık çok önem taşıyor. Su ve sabun yoksa en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri de fayda sağlıyor. Boyun ve burun bölgenizi koruyun Soğuk hava solunum yolu mukozasını zayıflatarak virüslere daha duyarlı hâle getiriyor. Boyun ve burun bölgesini korumak ise özellikle rüzgârın etkisini azaltarak mukozanın kurumasını ve bu sayede virüslerin solunum yollarında kolayca tutunmalarını önlüyor. Yaygın inanışın aksine, üşümek doğrudan hastalık yapmıyor; ancak bağışıklığı baskılayarak enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Dolayısıyla dışarı çıkmadan önce termal içlik ve atkı kullanmak faydalı oluyor. Bunların yanı sıra ince tek bir kıyafet yerine kat kat giyinmek vücut ısısını dengede tutuyor. Günde 7–8 saat kesintisiz uyuyun Uykusuzluk bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini azaltıyor ve bu nedenle viral enfeksiyonların gelişme riskini artırıyor. Bilimsel çalışmalar, günde 6 saatten az uyuyan kişilerde hastalanma riskinin yaklaşık 4 kat arttığını gösteriyor. “Düzenli ve kaliteli uyku için uyku saatlerinin mutlaka sabit olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, “Yoğun günlerde kısa molalar vermek stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor ve böylece bağışıklığı güçlendiriyor. Akşam geç saatlerde ekran kullanımını sınırlandırmak da uyku kalitesini artırıyor” diye konuşuyor. Bağışıklığı güçlendiren beslenme düzenini sürdürün Yetersiz beslenme, enfeksiyonlara yatkınlığı yüzde 20–30 oranında artırıyor. Bu nedenle, dengeli ve yeterli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Günde birkaç porsiyon sebze ve meyve tüketimi bağışıklığı destekliyor. Ayrıca, C vitamini, çinko, D vitamini ve omega-3 bakımından zengin gıdalar, antioksidan ve antiinflamatuar etkileri sayesinde enfeksiyon riskini azaltıyor. Haftada 2 kez balık, her gün yoğurt veya kefir tüketimi ise güçlü bir bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan bağırsak florasını destekliyor. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak da enfeksiyon süresini kısaltmaya yardımcı oluyor. Geceleri odanıza bir bardak su koyun Kışın kullanılan ısıtıcılar odadaki nemi düşürüyor; kuru hava, virüslerin solunum yollarına kolayca tutunmalarına yol açıyor. Burun içinin kuruması da hem kanamaya hem enfeksiyona yatkınlık oluşturuyor. Bu nedenle, ortam neminin yüzde 40–60 arasında olması ideal kabul ediliyor. Geceleri odaya bir bardak su koymak veya nemlendirici cihaz kullanmak odanın nemlenmesinde fayda sağlıyor. Bu basit önlem bile üst solunum yolu enfeksiyonlarını azaltabiliyor. Yüz yüze konuşurken en az 70 cm uzak durun Kış aylarında aile ortamlarında bulaşma riski oldukça yükseliyor. Öyle ki temas hâlindeki her 3 kişiden 1’i enfeksiyonu kapabiliyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, basit temas önlemlerinin bile bulaşma riskini önemli şekilde azaltabildiğini vurgulayarak, “Bunun için yüz yüze konuşurken mesafe korunmalı ve mümkünse maske kullanılmalı. Ortak havlular, bardaklar veya telefonlar paylaşılmamalı. Bunların yanı sıra hastanın ayrı odada kalması ve sık havalandırma da çok önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Türk Pediatri Kurumu ve Orzax’tan Kazakistan’da Güç Birliği Haber

Türk Pediatri Kurumu ve Orzax’tan Kazakistan’da Güç Birliği

Türk Pediatri Kurumu, Astana Pediatri Derneği ve S.D. Asfendiyarov Kazak Ulusal Tıp Üniversitesi iş birliğiyle ve Orzax’ın koşulsuz desteğiyle düzenlenen “Türk Pediatri Kurumu Kazakistan Toplantısı”, 300’den fazla hekimin katılımıyla 25-26 Ekim tarihlerinde Kazakistan’ın Almati şehrinde gerçekleştirildi. Sempozyumun bilimsel içeriği oldukça zengindi. Çocukluk çağında Omega-3 ve beyin gelişimi, akut gastroenteritlere yaklaşım, çocuklarda vitamin ve mineral kullanımı, D vitamini, alt solunum yolu hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları, demir eksikliği anemisi ve tedavisi, boy kısalığına yaklaşım ve romatolojik hastalıklarda beslenme gibi güncel ve önemli pediatrik konular masaya yatırıldı. 3 gün süren programın açılış konuşması Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Asfendiyarov Kazak Ulusal Tıp Üniversitesi, Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Dr. Tashenova Gulnara Talipovna, Avrasya Pediatristler ve Neonatologlar Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Abdrakhmanova Sagıra Toksanbayevna ve Orzax Dış Ticaret Direktörü Neslihan Hotoğlu tarafından yapıldı. TPK Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Aktuğlu Zeybek, özellikle Omega-3'ün beyin gelişimi, dikkat ve öğrenme kapasitesi üzerindeki etkilerini gösteren güncel verilerin paylaşılmasının, pediatri pratiğine önemli katkı sağladığını belirtti. Toplantıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TPK Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, bilginin ancak uluslararası düzlemde paylaşılarak çoğaltılabileceğini vurgulayarak, toplantının iki ülke arasında köprüler kurduğunu ifade etti. Toplantıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TPK Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, bilginin ancak uluslararası düzlemde paylaşılarak çoğaltılabileceğini vurgulayarak, toplantının iki ülke arasında köprüler kurduğunu ifade etti. Orzax Pazarlama ve Kurumsal İletişim Direktörü Müge Turan ise, bu buluşmayı, iki ülkenin güçlü klinik deneyimlerini bir araya getiren değerli bir platform olarak nitelendirdi ve Orzax'ın Türk tıbbının gücünün Dünya'ya taşınmasına katkı sağladığını belirtti. Ayrıca “Orzax olarak, bilimi ve bilimsel gelişimi destekleyen bu tür çalışmalara ve geleceğin sağlığına yatırım yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Orzax Dış Ticaret Direktörü Neslihan Hotoğlu da, bilimsel toplantılar ve iş birlikleriyle global sağlık ekosistemine katkı sunmayı en önemli görevleri arasında gördüklerini ekledi. Hotoğlu, “Orzax olarak Kazakistan'da bilime dayalı inovatif ürünlerimizi ve bilimsel etkinliklerimizi 50'den fazla ülkeye ulaştırarak, özellikle çocuk sağlığına odaklanarak global sağlık ekosistemine katkı sağlamayı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bilimsel etkileşimi ve uluslararası iş birliğini güçlendiren bu nitelikli buluşma, pediatri alanında daha sağlıklı nesiller için ortak aklın ve çok yönlü yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koydu. Orzax, bilimsel toplantılarını sürdürerek çocuk sağlığı alanındaki katkılarını genişletmeye kararlılıkla devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sonbahar Hamilelerine Özel 8 Öneri Haber

Sonbahar Hamilelerine Özel 8 Öneri

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Gebelikte bağışıklık sistemi anne adaylarını virüslere karşı daha savunmasız hale getirir. Influenza (grip) gebelerde bazen beklenenden daha ağır seyredebilir, solunum güçlüğü ve yüksek ateş gibi belirtilerle anne sağlığını tehdit edebilir. Düşük, erken doğum, su kesesinin erken açılması ve yenidoğanın enfeksiyonu gibi durumların riskini artırabilir” diyor. Bu nedenle sonbahar döneminde anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle, hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığını korumalarının mümkün olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sonbahar hamilelerine özel 8 önerisini sıraladı, önemli açıklamalar yaptı. Grip aşınızı ihmal etmeyin Hamilelikte ve emzirme döneminde en etkili korunma yöntemlerinden biri olan grip aşısı, canlı virüs içermediğinden gebelikte güvenle uygulanabilir ve hem anne adayını hem de doğumdan sonraki ilk aylarda bebeği korur. Ancak hamileliğin ilk 3 ayı bebeğin organ gelişim dönemi olduğu için gerekmedikçe beklenmelidir. İkinci veya üçüncü trimesterde olan ve sonbahar-kış dönemine giren anne adaylarının aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları önemlidir. Ellerinizi sık yıkayın Ellerin sık sık sabunla yıkanması enfeksiyona karşı korur. Su ve sabun olmadığında alkol içeren el antiseptikleri tercih edilebilir. El yıkamak, influenza dahil pek çok virüsten korunmanın en etkili yollarından biridir. Gripli bir hastayla veya salgılarıyla temas edilmesi halinde de ellerin yüze, göze veya buruna temasından kaçınılmalı ve eller mutlaka sabunla yıkanmalı veya alkol içeren bir mendille silinmelidir. Kalabalık ortamlardan uzak durun Sonbaharda kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Hamilelerin alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları veya kalabalık toplantılarda mümkünse kısa süre bulunması, bulaş riskini azaltır. Hasta kişilerden mümkünse uzak durulması, gereken durumlarda maske kullanılması, kapalı ortamlarda en azından 1 metre mesafe uzaklıkta bulunulması önemlidir. Dinlenmeye zaman ayırın ve stresi azaltın Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Stres, bağışıklık sistemini baskılayan önemli bir faktördür. Gebelikte stres düzeyini azaltmak, hem annenin hem bebeğin sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır. Güne hafif yürüyüşlerle başlamak, nefes egzersizleri yapmak ya da sevdiğiniz aktivitelerle zaman geçirmek bedeni ve zihni rahatlatır” diyor. Ev ve iş ortamınızı temiz tutun ve havalandırın Soğuk günlerde evde daha çok vakit geçirilir, fakat kapalı ortamlar mikroorganizmalar için ideal üreme alanıdır. Günde birkaç kez kısa süreli pencere açarak ortamı havalandırın. Düzenli olarak evde ve/veya işte yüzeyleri dezenfektan ile temizleyin. Nem oranının çok düşmesi solunum yollarının kurumasına yol açabilir; bu durumda nemlendirici cihazlardan faydalanabilirsiniz. Beslenmenizi bağışıklık dostu hale getirin Bağışıklık sisteminin güçlü olması için doğru beslenme son derece önemlidir. C vitamininden zengin meyve ve sebzeler (portakal, kivi, brokoli), çinko içeren kuruyemişler ve omega-3 yönünden zengin balıklar bağışıklık direncini artırır. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik kaynakları bağırsak sağlığını destekleyerek enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Ayrıca yeterli su tüketimi ve taze gıdalarla beslenmek de vücudun doğal savunma mekanizmasını güçlendirir. Yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin Gebelik döneminde hormonal değişiklikler uyku düzenini zorlayabilir; ancak dinlendirici bir uyku hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir. Günde 7–8 saat kaliteli uyku, bağışıklığın güçlü kalmasına yardımcı olur. Uyumadan önce ekran maruziyetini azaltmak, ılık bir duş almak veya gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Şüpheli belirtilerde doktora başvurun Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Ateş, öksürük, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtiler fark edildiğinde ihmal edilmemelidir. Hamilelikte enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında zaman kaybetmeden hekiminize başvurun. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın; uygun tedaviyle hem siz hem de bebeğiniz güvende kalırsınız” diyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.