Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Öngörülebilirlik

Kapsül Haber Ajansı - Öngörülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Öngörülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk ve ABD İş ve Siyaset Dünyası New Jersey’de Bir Araya Geldi Haber

Türk ve ABD İş ve Siyaset Dünyası New Jersey’de Bir Araya Geldi

T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde Türk-Amerikan İş Adamları Derneği – Amerikan Ticaret Odası Türkiye (TABA-AmCham) organizasyonuyla 21 Eylül’de düzenlenen “Türkiye–ABD İş Dünyasının Küresel Buluşma Noktası” temalı Global Business Summit New York 2026, Türkiye’den 3 bakanın yanı sıra ABD’den üst düzey kamu, diplomasi ve iş dünyası temsilcilerini bir araya getirdi. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye ile ABD arasında 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılması için özel sektörün desteğiyle çalıştıklarını söyledi. Birleşmiş Milletler 81’inci Genel Kurulu kapsamında düzenlenen ABD ziyareti sırasında, T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, TABA-AmCham organizasyonu ile New Jersey’de Crowne Plaza Englewood’da düzenlenen Global Business Summit New York 2026 yoğun katılımla gerçekleştirildi. Türkiye ve ABD’den kamu, diplomasi, sivil toplum ve iş dünyası temsilcilerini buluşturan zirveye Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun yanı sıra TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı ile Amerika’dan siyaset ve iş dünyasından önemli isimler katıldı. BOLAT: “100 MİLYAR DOLARLIK HEDEFE ULAŞMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ” Zirvede bir konuşma yapan Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin son yıllarda önemli gelişme gösterdiğini belirtti. ABD'nin Türkiye için önemli bir ticaret ortağı olduğunu vurgulayan Bolat, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacminin geçen yıl 38 milyar doları aştığını, bu yıl da 42-43 milyar dolar olmasının beklendiğini aktardı. Bolat, hizmet ticareti de dahil edildiğinde ikili ticaretin 47 milyar dolara ulaştığını bildirdi. İki ülke arasında 100 milyar dolarlık ticaret hacminin hedeflendiğine dikkat çeken Bolat, "Bizler de elbette özel sektörümüzün büyük desteğiyle bu hedefe ulaşmak için çok çalışıyoruz. Hükümet yetkilileri olarak görevimiz; daha fazla ticaret, daha fazla yatırım, daha fazla hizmet, daha fazla ulaşım, teknoloji ve enerji dahil olmak üzere her alanda daha fazla işbirliği için işletmelerin önünü açmaktır." diye konuştu. Bolat, hedefin yalnızca mal ticaretinin artırılması olmadığını; karşılıklı yatırımlar, hizmetler, teknoloji, enerji, finans, imalat ve dijital ekonomi alanlarında iş birliklerinin geliştirilmesinin de büyük önem taşıdığını vurguladı. Amerikan şirketleri için Türkiye'nin imalat, enerji, finans, tarım, hizmetler ve dijital sektörlerde önemli yatırım potansiyeli taşıdığını belirten Bolat, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha ileri bir noktaya taşınması gerektiğini ifade etti. GÜRLEK: “HUKUKİ ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK YATIRIM İÇİN ÖNEMLİ” Adalet Bakanı Akın Gürlek, iş dünyasına yönelik konuşmasında yatırım ortamında hukuk güvenliği ve öngörülebilirliğin önemine dikkat çekti. Gürlek, ticari uyuşmazlıkların daha hızlı çözüme kavuşturulması ve iş dünyasının yargı süreçlerinde zaman kaybetmemesi amacıyla yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gürlek, iş insanlarının bir kısım spekülasyonlarla Türkiye'ye yatırım yapmasının engellendiğini gördüklerini belirterek, "Bu konuda kesinlikle Türkiye hukuk alanında dünyada, Avrupa'da en güvenilir, öngörülebilir ülke." ifadesini kullandı. Gürlek, yatırımcılar konusunda da yeni düzenlemeler yaptıklarına işaret ederek, şöyle devam etti: "Özellikle şu an dünyada yaşanan büyük bir savaş krizi var. Bu savaş krizinden dolayı sermayenin ülkemize rahat girişi ve aynı zamanda yatırımcının, girişimcinin de Türkiye'ye geldiği zaman özellikle hukuk alanında zorlanmaması için bir kısım düzenlemeleri hayata geçirdik. Özellikle iş adamlarımızın rahatça hukuk öngörülebilirliği, hukuk güvenliği konusunda Türkiye'de yatırım yapması için Adalet Bakanlığı olarak elimizden geldiğince yeni sistemde düzenlemeler konusunda çalışıyoruz." MEMİŞOĞLU: “SAĞLIK ALANINDA ÖNEMLİ İŞ BİRLİĞİ POTANSİYELİ VAR” Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ise Türkiye'nin sağlık altyapısı ve sağlık hizmetlerindeki kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye ile ABD arasında sağlık teknolojileri, sağlık hizmetleri, yatırım, bilgi ve tecrübe paylaşımı gibi alanlarda önemli iş birliği imkanları bulunduğunu belirten Memişoğlu, iki ülkenin sağlık alanındaki kapasitesinin birbirini tamamlayabilecek nitelikte olduğunu ifade etti. SANLI: “TÜRKİYE, ABD İÇİN STRATEJİK BİR YATIRIM VE TEKNOLOJİ ORTAĞIDIR” Bakanların ardından söz alan TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, küresel ekonominin büyük bir dönüşümden geçtiğini belirterek, “Korumacı politikalar, gümrük vergileri, değişen ticaret politikaları, teknolojik rekabet, enerji güvenliği ve tedarik zincirlerindeki dönüşümler, ülkelerin ve şirketlerin yatırım kararlarını yeniden şekillendirmektedir. Bu yeni dönemde, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ekonomik ilişkilere daha geniş bir perspektiften bakmamız gerekmektedir” diye konuştu. Türkiye’nin ABD için yalnızca güvenilir bir müttefik ve önemli bir pazar olmadığını vurgulayan Sanlı, "Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ile yatırım, ticaret, imalat, teknoloji ve enerji alanlarında güçlü ve uzun vadeli bir ortaklık geliştirmek istemektedir. TABA-AmCham üyelerimiz arasında; Amerika Birleşik Devletleri’nde banka kurmak veya satın almak, liman kurmak veya satın almak, üniversite kurmak veya mevcut eğitim kurumlarına yatırım yapmak ile turizm, demir-çelik, alüminyum, işlenmiş gıda, tekstil, hazır giyim ve finansal girişimlere yatırım yapmak isteyen girişimciler ve yatırımcılar bulunmaktadır. Bu durum, Türk iş dünyasının Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun vadeli yatırımlar yapma, üretim ve istihdam yaratma ve kalıcı değer üretme kararlılığını açıkça göstermektedir. TABA-AmCham olarak sorumluluğumuz, bu yatırım taleplerini doğru kurumlarla buluşturmak, iki ülkenin iş dünyalarını bir araya getirmek ve somut ortaklıklar için fırsatlar yaratmaktır." ifadelerini kullandı. “TÜRK GİRİŞİMCİLERİN DAHA GÜÇLÜ DESTEK GÖRMESİNİ İSTİYORUZ” TABA AmCham Başkanı Sanlı, finans sektörünün desteğinin önemine işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti: “Türk girişimcilerin finansman, yatırım danışmanlığı hizmetleri ve sermayeye erişim konularında daha güçlü destek görmesini istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde yatırım yapmak, üretmek ve kalıcı değer yaratmak istiyoruz. Bu vizyonun Washington’da daha güçlü bir şekilde iletilmesi de çok önemlidir. Bugün burada ortaya koyduğumuz vizyon açıktır: Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ekonomik ortaklığı daha güçlü, daha geniş ve daha stratejik bir ortaklığa dönüştürmek. İlerlemenin yolu; daha fazla ticaret, yatırım, ortak imalat, teknoloji, enerji ve iş dünyalarımız arasındaki daha güçlü bağlantılardan geçmektedir. TABA-AmCham olarak bu sürecin bir parçası olmaya ve iki ülkenin iş dünyalarını birbirine daha da yakınlaştırmaya devam edeceğiz. Zirvemizin yeni yatırımlara, yeni ortaklıklara ve Türkiye-ABD ekonomik ortaklığının daha da güçlenmesine vesile olmasını dilerim.” ABD’Lİ SİYASETÇİ VE İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİNDEN TÜRKİYE VURGUSU Zirvede ABD tarafından da önemli isimler yer aldı. New Jersey Eyalet Senatörü Gordon M. Johnson ile Morris County Bölge Komiseri ve TABA-AmCham Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Tayfun Selen, Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik, ticari ve toplumsal ilişkilerin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Finans ve iş dünyasından Bank of America Ticari Bankacılık Bölümü Kıdemli Başkan Yardımcısı Asgar Hussain, stratejik risk yönetimi firması Straife'ın İş Geliştirme Genel Müdürü Jason Fuller, US Capital Global Başkan Yardımcısı Michael Cacciaguida da kendi uzmanlık alanları çerçevesinde Türkiye-ABD ekonomik ilişkileri ve yeni iş fırsatlarına ilişkin görüşlerini paylaştı. BRUCE E. FEIN’DEN TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNE HUKUKİ PERSPEKTİF Zirvenin konuşmacıları arasında Anayasa Hukukçusu ve ABD Adalet Bakanlığı Eski Başsavcı Yardımcısı Bruce E. Fein de yer aldı. Fein, zirvede Türkiye-ABD ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerini hukuk ve anayasa perspektifinden katılımcılarla paylaştı. PLAKETLER BAKAN BOLAT TARAFINDAN TAKDİM EDİLDİ Programın sonunda zirvenin gerçekleştirilmesine katkı sağlayan kişi ve kurumlara teşekkür plaketi takdim edildi. İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın ile Fuzul Holding Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Akbal başta olmak üzere katkı sağlayan isimlere plaketleri T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı tarafından verildi. Programa katılan bakanlar ve protokol mensuplarına da plaket takdim edildi. Sanlı, zirvenin gerçekleştirilmesine katkı sağlayan tüm kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkür ederek, organizasyonun Türkiye ile ABD iş dünyası arasındaki yeni bağlantıların kurulmasına katkı sunduğunu belirtti. HİSART CANLI TARİH MÜZESİ İLE İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ Programın son bölümünde TABA-AmCham üyeleri Sena Şahin, Burhan Tanışman, Nihal Gezer Taşçı, Yusuf Uygun, Ümit Derundere ve Çağatay Bahri Aydın'a üyelik sertifika ve rozetleri takdim edildi. Ortak kültür ve sanat projelerinin gerçekleştirilmesi ve TABA-AmCham üyelerine ayrıcalıklı hizmetler sunulması amacıyla, Hisart Canlı Tarih Müzesi Kurucusu ve TABA-AmCham Kültür-Sanat Komitesi Başkanı H. Nejat Çuhadaroğlu ile TABA-AmCham arasında iş birliği protokolü imzalandı. Etkinlik, Türk ve Amerikan iş dünyası temsilcilerinin yoğun ilgi gösterdiği görüşmeler ve networking buluşmalarıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Sigorta’nın Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’na Uluslararası Stevie Ödülü Haber

QNB Sigorta’nın Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’na Uluslararası Stevie Ödülü

Üç yıl sabit prim garantisi, limitsiz yatarak tedavi teminatı ve günlük hastane ödemesiyle sağlık sigortasında öngörülebilirlik ve finansal güvenceyi odağına alan ürün, uluslararası jürinin takdirini kazandı. QNB Sigorta’nın müşterilerin değişen ihtiyaçlarına yanıt vermek ve sağlık maliyetleri karşısındaki endişelerini azaltmak üzere geliştirdiği Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, uluslararası alanda önemli bir başarıya imza attı. Ürün, sektörde fark yaratan yapısıyla 23’üncü International Business Awards kapsamında gerçekleştirilen değerlendirme sonucunda “Insurance Solution (Sigorta Çözümleri)” kategorisinde Bronz Stevie® ödülü kazandı. International Business Awards’ın 2026 kazananları, iki ay süren değerlendirme sürecinde 300’ün üzerinde profesyonelin verdiği puanlarla belirlendi. Sağlık hizmetlerinde artan maliyetler ve yenileme dönemlerinde yaşanabilen fiyat belirsizliklerinden yola çıkılarak QNB Sigorta tarafından tasarlanan Tam Destek, sağlık sigortasını daha basit, öngörülebilir ve erişilebilir bir yapıya kavuşturmayı amaçlıyor. Ürün kapsamında SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarında limitsiz yatarak tedavi teminatının yanı sıra, poliçede seçilen plana göre hastanede kalınan her gün için 10.000 TL’den başlayan günlük maddi destek sunuluyor. Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nın öne çıkan özelliklerinden biri ise üç yıl boyunca sabit prim garantisi oldu. Poliçe üç yıl boyunca aynı primle otomatik olarak yenilenirken, müşterilerin yenileme dönemlerinde beklenmedik fiyat değişimleriyle karşılaşmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. Ürünün ilk 12 aylık performansı da pazardaki karşılığını ortaya koyuyor. QNB Sigorta’nın Nisan 2025 itibarıyla doğrulanan iç verilerine göre Tam Destek, ilk 12 ayında 90 milyon TL’nin üzerinde brüt yazılan prim üretimine ve 5.900’ün üzerinde aktif sigortalıya ulaştı. Ürünün Temmuz 2026 itibarıyla yüzde 93’lük yenileme oranı ise müşterilerin ürüne gösterdiği yüksek bağlılığı ortaya koyuyor. Jüri değerlendirmesinde de ürünün güçlü ticari ivmesi, müşteri odaklı yaklaşımı, üç yıllık sabit prim yapısı, limitsiz yatarak tedavi teminatı, günlük hastane ödemesi ve yüksek yenileme oranı öne çıkan unsurlar arasında değerlendirildi. QNB Sigorta Genel Müdürü Pınar Kuriş, ödüle ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nı geliştirirken çıkış noktamız, müşterilerimizin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırırken aynı zamanda geleceğe ilişkin finansal belirsizliklerini azaltmaktı. Sağlık sigortasını daha anlaşılır, öngörülebilir ve müşterilerimizin gerçek ihtiyaçlarına yanıt veren ezber bozan bir yapıya dönüştürmeyi hedefledik. ‘Bugün, bugünü yaşa’ diyerek, müşterilerimizin yalnızca tedavi süreçlerine ve iyileşmeye odaklanabilmelerini amaçladık. Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nın uluslararası ölçekte Stevie Ödülü’ne layık görülmesi, bu yaklaşımımızın ve müşteri odaklı ürün geliştirme anlayışımızın değerli bir göstergesi. Bu başarıda emeği olan tüm ekip arkadaşlarımıza ve ürünümüze güvenen müşterilerimize teşekkür ediyorum.” QNB Sigorta Tam Destek Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, sağlık sigortasında yalnızca teminat sunmak yerine müşterilerin öngörülebilirlik, erişilebilirlik ve finansal güvence ihtiyaçlarını birlikte ele alan bir çözüm olarak konumlanıyor. Ürün aynı zamanda 600’ün üzerinde anlaşmalı özel hastaneye erişim ve QNB Sigorta Mobil üzerinden dijital hizmet imkanlarıyla destekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Finansman Tercihlerinde Toplam Maliyet, Erişilebilirlik ve Öngörülebilirlik Öne Çıkıyor Haber

Finansman Tercihlerinde Toplam Maliyet, Erişilebilirlik ve Öngörülebilirlik Öne Çıkıyor

. Tasarruf finansman sektörünün 34 yıllık köklü kuruluşu Fuzul’ün verilerine göre, katılımcıların yarısından fazlası karar vermeden önce farklı finansman türlerinin toplam maliyetlerini kıyasladıktan sonra tasarruf finansmanını tercih ediyor. Türkiye’de son yıllarda artan finansal okuryazarlık, konut ve araç sahibi olmak isteyen tüketicilerin karar alma süreçlerini daha analitik hale getiriyor. Bununla birlikte yüksek faiz ortamı ve krediye erişimde yaşanan zorluklar tüketicilerin alternatif finansman modellerine yönelmesine sebep oluyor. Tasarruf finansmanı; toplam maliyet, erişilebilirlik, öngörülebilirlik ve ödeme planı esnekliğini birlikte sunan yapısıyla rasyonel bir seçenek olarak daha görünür hale geliyor. Tasarruf finansmanına gösterilen talebin artması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetiminde faaliyet gösteren sektörün büyümesine önemli bir hız kazandırdı. Finansal Kurumlar Birliği (FKB) 2025 yılı verilerine göre, tasarruf finansman sektörünün işlem hacmi yıllık yüzde 261,8 artışla 1,21 trilyon TL’ye, aktif büyüklüğü ise yüzde 251 artışla 323 milyar TL’ye ulaştı. Aktif katılımcılarının sayısı 1 milyonu aşan tasarruf finansmanı, Türkiye’de finansal sistem içerisindeki ağırlığını güçlendirdi. Karar sürecinde toplam maliyet, erişilebilirlik ve esneklik birlikte öne çıkıyor Tasarruf finansman sektörünün 34 yıllık köklü kuruluşu Fuzul tarafından paylaşılan verilere göre, tasarruf finansman modelini tercih eden müşteri profilinde son iki yılda önemli bir değişim yaşandı. Beyaz yakalı çalışanlar, girişimciler, ilk evini almak isteyen genç aileler ve büyükşehirler çevresindeki Anadolu illerinden gelen yeni katılımcılar belirgin biçimde artış gösterdi. Bu kitlenin karar sürecinde toplam maliyet hesabı önemli bir yer tutarken; erişilebilirlik, ödeme planı esnekliği ve öngörülebilirlik de tercih motivasyonunu güçlendiren unsurlar arasında öne çıkıyor. 2023-2025 döneminde Fuzul’e başvuran müşterilerin yüzde 60’ı banka kredisi ve diğer finansman seçeneklerinin toplam maliyetlerini kıyaslayarak görüşmeye geldi. Önceki döneme göre yaklaşık yüzde 25 artışa işaret eden bu oran, finansal okuryazarlığın karar sürecindeki etkisinin güçlendiğini gösteriyor. Öngörülebilir ve esnek ödeme planı karar kriteri oldu Tasarruf finansman modelini tercih eden tasarruf sahipleri teslimat hızından önce ödeme planı esnekliğini soruyor. Tasarruf finansman modelinin tercih edilmesinde, sabit taksitlerin sağladığı güven duygusu kadar, müşterilerin kendi bütçelerine en uygun ödeme planını oluşturabilme esnekliği de öne çıkıyor. Modelin planlı birikim disiplini sağlaması ve ödeme sürecini öngörülebilir hale getirmesi de tüketicilerin tercih motivasyonunu güçlendiriyor. Dijital kanallar üzerinden sunulan şeffaf takip imkânı, taksitlerin ve teslim planının anlık görüntülenebilmesini sağlayarak müşterilerin karar sürecini kolaylaştırıyor. Tüm bu unsurları bir araya getiren tasarruf finansmanı, katılımcılar için sürdürülebilir ve öngörülebilir bir finansman modeli sunuyor. Finansal okuryazarlığın artmasıyla birlikte tasarruf finansman modeline yönelik farkındalığın ve güvenin güçlenmesi, müşteri görüşmelerine de yansıyor. Fuzul’ün ortalama müşteri görüşme süreleri kısalırken, bu görüşmelerin sonucunda alınan katılım kararlarının oranları da önceki yıllara kıyasla yükseldi. Fuzul Tasarruf Finansman AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Furkan Akbal, finansal okuryazarlığın sektörün büyümesindeki en önemli itici güçlerden olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Eskiden müşterilerin ilk sorusu çoğunlukla aylık taksit tutarı olurdu. Bugün ise bilinçli tasarruf sahipleri ‘toplam maliyetim ne olacak?’ sorusunu daha fazla gündeme getiriyor. Bu çok önemli bir değişim. Artan finansal okuryazarlık, müşterilerin finansman seçeneklerini yalnızca aylık ödeme üzerinden değil; toplam maliyet, erişilebilirlik, öngörülebilirlik ve ödeme planı esnekliğiyle birlikte değerlendirmesini sağlıyor. Mevcut piyasa koşullarında tasarruf finansmanı, krediye erişimin zorlaştığı ve finansman maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda daha görünür bir seçenek haline geliyor. Özellikle beyaz yakalılar, girişimciler ve genç ailelerin artan ilgisi, tasarruf finansmanının daha bilinçli ve planlı bir finansman tercihine dönüştüğünü gösteriyor.” Fuzul’ün finansal okuryazarlığı destekleyen dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımlarını hız kesmeden sürdürdüğünü belirten Akbal, “Müşterilerimizin şeffaflık, anlık takip ve kişiselleştirilmiş finansal rehberlik beklentilerini teknoloji yatırımlarımızın merkezine aldık. Yapay zekâ destekli tasarruf planlama önerileri, ödeme davranışı analitiği ve mobil teslim simülasyonları gibi gelişmiş araçlar üzerinde çalışıyoruz. Sunduğumuz finansman çözümleriyle müşterilerimizi gelecek planlarına ulaştırırken, aynı zamanda onları güçlü bir eğitim ve farkındalık ekosistemiyle desteklemeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbank'tan Dış Ticaret İşlemlerinde Kolaylık  Haber

Akbank'tan Dış Ticaret İşlemlerinde Kolaylık 

Yenilenen dış ticaret menüleri ile şirketler; döviz dönüşüm destekli, gümrük beyannameli veya peşin İhracat Bedeli Kabul Belgesi (İBKB) düzenlenmesi; peşin ihracat taahhütlerinin dijital ortamda izlenmesi ve kapatılması ve dış ticaret simülasyonu gibi birçok işlemi uçtan uca dijital ortamda gerçekleştirebiliyor. Müşteri deneyimini dijital çözümlerle geliştirmeye devam eden Akbank, Kurumsal İnternet Şube üzerinden sunulan dış ticaret hizmetlerini kapsamlı biçimde yeniledi. Ticari işletmelerin değişen ihtiyaçları doğrultusunda dijital çözümlerine yenilerini eklediklerini belirten Akbank Kobi Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş, “Dış ticaret yapan şirketler için hız, şeffaflık ve öngörülebilirlik her zamankinden daha kritik önem taşıyor. Bu doğrultuda Akbank olarak Kurumsal İnternet Şubemizde hayata geçirdiğimiz yeni özelliklerle müşterilerimizin dış ticaret işlemlerini çok daha hızlı ve kolay yönetebilmelerini sağlıyoruz. Döviz Dönüşüm destekli İBKB düzenleme, peşin ihracat taahhütlerinin dijital ortamda izlenmesi, dış ticaret simülasyonu ve masraf-komisyon görüntüleme gibi birçok işlemi Kurumsal İnternet Şube üzerinden sunarak müşterilerimizin operasyonel süreçlerini önemli ölçüde sadeleştiriyoruz. Akbank olarak dijital bankacılık altyapımızı sürekli geliştirerek müşterilerimizin uluslararası ticarette rekabet gücünü desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Dış Ticaret Süreçlerini Hızlandıran Dijital Özellikler Akbank’ın Kurumsal İnternet Şube üzerinden sunduğu yeni hizmetler arasında döviz dönüşüm destekli İhracat Bedeli Kabul Belgesi (İBKB) düzenleme işlemleri öne çıkıyor. Platforma eklenen bir diğer önemli yenilik ise peşin İBKB düzenleme işlemleri oldu. Bu özellik sayesinde şirketler, peşin ihracat işlemlerine ilişkin İBKB düzenlemelerini de Akbank Kurumsal İnternet Şube üzerinden gerçekleştirebiliyor, döviz dönüşüm destek talebinde bulunabiliyor. Aynı zamanda banka üzerinden düzenlenen peşin İBKB’lere ait ihracat taahhütleri, kurumsal internet şube üzerinden izlenebiliyor ve taahhüt kapatma işlemleri gümrük beyannamesi bilgileri girilerek dijital ortamda tamamlanabiliyor. Yeni özellikler arasında dış ticaret simülasyonu ve dış ticaret masraf ve komisyon görüntüleme fonksiyonları da bulunuyor. Bu özellikler sayesinde şirketler gerçekleştirecekleri işlemlere ilişkin maliyetleri önceden görerek daha planlı hareket edebiliyor. Aynı zamanda Akbank Kurumsal İnternet Şube üzerinden gerçekleştirilebilen görünmeyen kalem ve ithalat transferlerine eklenen doküman yükleme özelliği sayesinde 50 bin ABD doları üzerindeki ithalat transfer işlemleri de dijital kanaldan yapılabiliyor. Akbank’ın Kurumsal İnternet Şube üzerinden sunduğu yeni yetkinlikler sayesinde şirketler dış ticaret işlemlerini daha hızlı, daha şeffaf ve daha verimli şekilde yönetebiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Yılın İlk Enflasyon Verisi Beyaz Yaka İçin Ne Anlama Geliyor? Haber

 Yılın İlk Enflasyon Verisi Beyaz Yaka İçin Ne Anlama Geliyor?

Yılın ilk ayında görülen bu hızlanma, enflasyonun yıl geneline eşit dağılmadığını ve özellikle ücret planlamalarının yapıldığı dönemlerde algıyı güçlü biçimde etkileyebildiğini ortaya koydu. Küresel ölçekte ise enflasyon daha ılımlı bir patikada ilerliyor. OECD verileri, birçok gelişmiş ekonomide manşet enflasyonun gerilediğine ve ücret artışlarının daha öngörülebilir bantlarda şekillendiğine işaret ediyor. Bu tablo, Türkiye’de ücret beklentilerinin küresel eğilimlerden çok, yerel enflasyon dinamiği üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Maaşlarda Beklenti Enflasyonu Etkisi Beyaz yaka açısından yılın ilk enflasyon verisinin etkisi, gerçekleşen oranlardan çok beklenen yıl sonu enflasyonu üzerinden hissediliyor. Beklenti enflasyonu, yani enflasyonun yıl sonunda hangi seviyede kapanacağına dair öngörü, maaş artışlarının yeterliliğini değerlendirmede temel referans noktası haline geliyor. Benzer bir tartışma küresel ölçekte de görülüyor. WTW uluslararsı ücret araştırması 2026’ya girerken, maaş artışlarıyla enflasyonun her zaman paralel ilerlemediğini ortaya koyuyor. Bu nedenle küresel şirketler, ücret artışlarını tek başına zam oranıyla sınırlamak yerine, esnek yan haklar, performans primleri, sağlık ve refah paketleri, esnek çalışma modelleri ve öğrenme bütçeleri gibi tamamlayıcı unsurlarla çalışan toplam kazancını dengelemeye yöneliyor. Ücret Yönetiminde Güven ve Öngörü Dönemi İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Kurucu Ortağı Jilda Bal, Ocak ayı verilerinin kurumlar ve çalışanlar açısından bir zam tartışmasından çok, ücret politikalarının ne kadar öngörü ve güven üretebildiğini test ettiğini vurguluyor: “Beyaz yakada belirleyici olan tek bir ayın enflasyonu değil, yılın geri kalanına dair belirsizlik algısıdır. Beklenti enflasyonu yükseldiğinde çalışanlar yalnızca zam oranını değil, satın alma güçlerinin nasıl korunacağını görmek istiyor. Kurumlar için bu dönem, ücret politikasını daha şeffaf ve tutarlı bir çerçevede yeniden anlatma ihtiyacını ortaya koyuyor.” Bal’a göre “Bu süreçte kurumların ücret artışını bir maliyet kalemi olarak görmek yerine, çalışanların yan haklar dahil , toplam kazancını ve satın alma gücünü nasıl koruyacaklarına odaklanmaları gerekiyor. Çalışanlar açısından ise maaş beklentilerinin tek bir senaryoya bağlanmadan, farklı olasılıkları dikkate alan daha esnek bir bakış açısıyla ele alınması önem kazanıyor. Önümüzdeki dönemde hem kurumlar hem de beyaz yaka için asıl farkı yaratacak yaklaşım, oranlardan çok öngörülebilirlik ve güven olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı! Haber

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı!

Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar büyüklüğe sahip olan yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, küresel ölçekte hızla genişlemeye devam ediyor. Uzmanlara göre pazarın büyüklüğünün 2026 itibarıyla 100 milyar doları aşması bekleniyor. Artan jeopolitik riskler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferi, yatırımcıların ülkeler arası alternatiflere yönelmesini hızlandırıyor. Bu küresel eğilim içinde Türkiye kaynaklı talep, artış hızıyla dikkat çekiyor. “Türkiye’den gelen talep dört yılda 10 kat arttı” Küresel pazardaki büyümeyi değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen yatırımcı ilgisindeki hızlı artışa dikkat çekti. “Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün gelinen noktada 2025 itibarıyla 100 milyar dolara yaklaşan bir hacimden söz ediyoruz. Mevcut ivme korunursa 2026’da bu eşiğin aşılması kaçınılmaz görünüyor,” dedi. Türkiye kaynaklı yatırımcı ilgisinin büyüklüğüne ilişkin rakamları paylaşan Alamarioğlu, “Türkiye’den yurt dışındaki Golden Visa ve yatırım yoluyla vatandaşlık programlarına yönelen talebin parasal büyüklüğü 2020 yılında yaklaşık 213 milyon dolar seviyesindeyken, son bir yıl içinde 2,4 milyar doları aştı. Yıllık bazda 3 milyar dolara yaklaşan bu tablo, dört yıl içinde 10 katın üzerinde bir büyümeye işaret ediyor,” ifadelerini kullandı. “Golden Visa artık bir güvenlik mekanizması” Yatırımcı motivasyonlarının da değiştiğine dikkat çeken Alamarioğlu, Golden Visa ve benzeri programların artık yalnızca seyahat kolaylığı sunan araçlar olmadığını vurguladı. “Bu programlar geçmişte daha çok vizesiz dolaşım ve ikinci adres arayışıyla değerlendirilirdi. Bugün ise siyasi ve ekonomik risklere karşı uzun vadeli bir güvence mekanizmasına dönüşmüş durumda. Yatırımcılar artık pasaport veya oturum kartından ziyade, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik arıyor,” dedi. Jeopolitik riskler ve vergisel planlama etkili Küresel ölçekte hızlanan talebin arkasında birden fazla faktör bulunduğunu belirten Alamarioğlu, “Artan jeopolitik belirsizlikler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferine yönelik planlamalar, yatırımcıları daha temkinli ve seçici hareket etmeye yöneltiyor,” değerlendirmesinde bulundu. Alamarioğlu’na göre Türkiye’den gelen yatırımcı talebinin arkasında da benzer motivasyonlar yer alıyor. “Rezerv para birimleriyle yatırım yapabilme imkânı, ailelerin çocukları için yurt dışında eğitim planlaması ve uzun vadeli vergisel yapılandırma ihtiyacı, Türkiye kaynaklı ilgiyi belirgin şekilde artırıyor,” dedi. Yunanistan, Portekiz ve Dubai öne çıkıyor Türk yatırımcıların ülke tercihlerine de değinen Alamarioğlu, Avrupa ve Orta Doğu ekseninde belirgin bir yoğunlaşma olduğunu söyledi. “Türkiye’den çıkan yatırımcıların Avrupa’da en çok Portekiz ve Yunanistan’a, Avrupa dışında ise Dubai’ye ilgi gösterdiğini görüyoruz. Ancak burada kritik olan yalnızca yatırım tutarı ya da başvuru şartları değil,” dedi. “Hukuki çerçeve ve sürdürülebilirlik belirleyici” Yatırımcılara uyarılarda bulunan Alamarioğlu, program seçiminin çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Ülke tercihinde programın hukuki çerçevesi, uygulamadaki istikrarı, uzun vadeli sürdürülebilirliği ve olası düzenleme değişikliklerine karşı sunduğu öngörülebilirlik mutlaka dikkate alınmalı. Ayrıca yatırımın hangi varlık üzerinden yapıldığı, bu varlığın kullanımına ilişkin kısıtlar ve ilerleyen dönemde karşılaşılabilecek yükümlülükler de karar sürecinin önemli parçaları,” diye konuştu. Alamarioğlu, “Bu pazarda doğru ülke ve doğru yapı seçimi, kısa vadeli maliyet avantajlarından çok hukuki güvenlik ve şeffaf süreçler üzerinden belirleyici hale gelmiş durumda,” diyerek sözlerini tamamladı.

Net Hedefler Zihinsel Dayanıklılığı Artırıyor! Haber

Net Hedefler Zihinsel Dayanıklılığı Artırıyor!

Hedef belirlemenin, yalnızca bir alışkanlık değil, psikolojik iyi oluşu destekleyen temel bir mekanizma olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Net hedefler, karar verme süreçlerini kolaylaştırırken; dikkat dağınıklığını, erteleme davranışlarını ve kontrol kaybı hissini azaltır.” dedi. Pozitif psikoterapi yaklaşımının ise eksiklere değil, bireyin güçlü yönlerine ve içsel kaynaklarına odaklanarak hedefleri daha sürdürülebilir kıldığını kaydeden Erol, planlama duygusunun, öngörülebilirliği artırarak kaygıyı azalttığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, yeni yıl hedeflerinin pozitif psikoterapi yaklaşımıyla güçlü yönlere ve planlamaya dayandırıldığında psikolojik dayanıklılık, iyi oluş ve zihinsel düzenleme üzerindeki etkisinden bahsetti. Net hedefler, karar vermeyi kolaylaştırır; dikkat dağınıklığını ve ertelemeyi azaltır! Yeni bir yıla girişin bazı bireyler için zihinsel ve duygusal bir yeniden yapılanma sürecini başlatan sembolik bir eşik olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan ele alındığında başlangıçların insan zihninde değişim ve gelişim için güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturduğu ortaya konmaktadır.” dedi. Bu bağlamda yeni yılda hedef belirlemenin, yüzeysel bir alışkanlık değil; psikolojik iyi oluşu destekleyen, bilişsel ve duygusal süreçleri düzenleyen temel bir mekanizma olduğunu kaydeden Erol, “Hedef belirleme, bireyin zihinsel enerjisini belirli bir yöne kanalize etmesine olanak tanır. Belirsizlik algısının azalması, özellikle yürütücü işlevlerden sorumlu olan prefrontal korteksin daha etkin çalışmasını sağlar. Net hedefler, karar verme süreçlerini kolaylaştırırken; dikkat dağınıklığını, erteleme davranışlarını ve kontrol kaybı hissini azaltır.” şeklinde konuştu. Pozitif psikoterapi, hedefleri güçlü yönlere dayandırarak sürdürülebilir kılar! Planlamanın ise hedeflerin soyut bir niyet düzeyinde kalmasını engelleyerek, davranışsal gerçekliğe taşınmasını mümkün kıldığını ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan plan yapmak, bireyin geleceği öngörebildiği ve süreci yapılandırabildiği hissini güçlendirir.” dedi. Öngörülebilirlik arttıkça kaygı düzeyi azalır; kişi karşılaştığı güçlükleri tehdit olarak değil, yönetilebilir zorluklar olarak algılamaya başlar. Pozitif psikoterapi yaklaşımının, hedef belirleme sürecine farklı bir perspektif kazandırdığını aktaran Erol, “Bu yaklaşım, bireyin eksikliklerine odaklanmak yerine; sahip olduğu güçlü yönleri, değerleri ve içsel kaynakları merkeze alır. Yeni yıl hedefleri bu doğrultuda ‘neyi düzeltmeliyim?’ sorusundan çok, ‘hayatımda neyi geliştirmek ve derinleştirmek istiyorum?’ sorusu üzerinden yapılandırıldığında daha sürdürülebilir hale gelir.” açıklamasını yaptı. Yeni yılda hedef belirlemek, bireyin psikolojik dayanıklılığını ve iyi oluşunu güçlendirir! Pozitif psikoterapide önemli bir diğer unsurun, güçlü yönlere dayalı planlama olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bireyin kişisel kaynaklarını fark etmesi; hedeflere ulaşma sürecinde özgüveni artırır ve başarısızlık korkusunu azaltır. Hedefler yalnızca ulaşılacak sonuçlar değil; bireyin kimliğini ve değerlerini yansıtan yönlendirici unsurlar olarak ele alınmalı.” dedi. Tutarlı ve gerçekçi hayal kurmanın, hedef belirleme sürecinin duygusal boyutunu oluşturduğuna dikkat çeken Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapılandırılmış hayaller, umut duygusunu güçlendirir ve motivasyonu artırır. Ancak bu hayallerin planlama ile desteklenmesi, kalıcı bir psikolojik güçlenme yaratır. Yeni yıl hedeflerinde sıklıkla göz ardı edilen bir diğer nokta, yaşam alanları arasında denge kurabilmektir. Psikolojik sağlamlık için üretkenlik kadar dinlenmenin, ilişkilerin ve yaşamdan alınan doyumun da öneminin kavranması önemlidir. Sonuç olarak yeni yılda hedef belirlemek; bireyin yaşamına yön vermesini, psikolojik dayanıklılığını artırmasını ve iyi oluşunu sürdürülebilir kılmasını sağlayan önemli bir süreçtir.”

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış Haber

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış

2026 yılı için asgari ücretin belirleneceği görüşmeler tartışmaların odağında başlıyor. İş dünyası temsilcileri artış oranının sadece büyüklüğünden değil, zamanlaması ve mali yapılar üzerindeki etkisinden de endişe ediyor. Kurumsal hizmet yönetimi sektöründe geniş bir iş gücünü yöneten Allservice’in Yönetim Kurulu Başkanı ve İK Yöneticisi Ebru Akyüz, asgari ücrete ilişkin değerlendirmelerinde hem büyüklük hem de süreç vurgusu yaptı. Kasım 2025 enflasyonu: yıllık %31,07 Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı Kasım 2025 TÜFE verilerine göre yıllık enflasyon %31,07, aylık artış %0,87 olarak gerçekleşti. Özel hesaplama yapan bağımsız enflasyon göstergeleri TÜİK verisinin üzerinde rakamlar verirken (ENAG gibi), resmi veri enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini teyit ediyor. Bu enflasyon ortamı, hane halklarının reel gelirini baskılarken, şirketlerin ücret maliyetlerini de artırıyor; dolayısıyla asgari ücrette yapılacak düzenlemeler hem sosyal koruma hem de istihdam dinamikleri için belirleyici olacak. İŞVEREN DESTEK BEKLİYOR Hükümet ve ilgili kurumlarca açıklanan 2025 yılı için uygulanan asgari ücret tutarı brüt 26.005,50 TL, net 22.104,67 TL olarak kayıtlarda yer alıyor. İşverene maliyet hesaplamalarında ise sektör ve prim yüklerine göre farklılıklar olmakla birlikte PwC ve ilgili kurumların hesaplarına göre işverene toplam maliyet örnekleri yıllık bazda yaklaşık 30–31 bin TL civarında hesaplanıyor. Bu rakamlar, 2026 için planlanacak artışların işverene getireceği ilave yükün büyüklüğünü göstermesi açısından önem taşıyor. “2026 İÇİN RASYONEL ARTIŞ YÜZDE 25–30 BANDI” Asgari ücret artış oranı sorulduğunda Akyüz, üç temel kriterin—enflasyon, şirket maliyetleri ve çalışan yaşam koşulları—birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti: “2026 için en rasyonel artış yüzde 25–30 bandı. Bu oran çalışanı kısmen korur, işverenin maliyet yapısını bir anda bozmaz. Önemli olan tüm tarafların sürdürülebilir bir zeminde buluşması.” Akyüz’e göre bu bant, hem reel ücretleri toparlamaya yönelik bir adım anlamına gelecek hem de şirketlerin ani nakit baskısı ile karşılaşmasını sınırlayacak. İŞVERENLERİN ÖNCELİĞİ: ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Akyüz, iş dünyasının sadece “yüzde” ile ilgilenmediğini; artışın önceden duyurulması, takvime bağlanması ve planlanabilir olması gerektiğini vurguladı: “Bugün işverenlerin en büyük beklentisi öngörülebilirlik. Şirketler ani ve yüksek artışlara hazırlanmakta zorlanıyor. Rakamdan çok sürecin planlanabilir olması önemli.” Geçmiş yıllarda tek seferlik büyük artışların KOBİ’ler üzerinde yarattığı baskı hatırlatılırken, orta yolun bulunmasının istihdamı koruyacağı belirtiliyor. YILDA İKİ ZAM TARTIŞMASI: UYGULANABİLİR AMA MEKANİZMA GEREKLİ Akyüz, enflasyonist dönemlerde yılda iki zammın çalışanları koruyabileceğini ancak bunun şeffaf, önceden belirlenmiş bir takvime bağlanması gerektiğini söyledi: “Yıl içinde güncelleme yapılabilir; ancak bunun mutlaka öngörülebilir bir mekanizmaya bağlanması gerekir. Belirsizliği azaltan her adım hem işçiyi hem işvereni rahatlatır.” Uzmanlar, geçmiş uygulamalardan hareketle çift zammın kısa vadede alım gücünü desteklediğini, ancak işletmelerin likidite planlamasında öngörülemeyen dalgalanmalar yaratabileceğini belirtiyor. DEVLETE İŞVEREN TALEPLERİ: SGK VE VERGİ YÜKÜNDE HAFİFLEME Akyüz, işverenlerin artışla birlikte toplam işçilik maliyetinin paylaşılmasına yönelik taleplerini şu sözlerle özetledi: “İşverenler, SGK primleri ve vergi yüklerinde bir miktar hafifleme talep ediyor. Bu sadece işverenin rahatlaması için değil; istihdamın korunması, kayıt dışılığın önlenmesi ve şirketlerin büyüme kapasitesinin devamı için de önemli.” Resmi veriler ve işletme hesaplamaları, işçiden ve işverenden kaynaklanan sosyal güvenlik maliyetlerinin toplam işçilik maliyetinde belirleyici olduğunu gösteriyor; bu nedenle kamu destek mekanizmalarının kapsamı tartışmanın merkezinde olacak. Akyüz şirket politikalarını anlatırken, ücret belirlerken yalnızca yasal asgari normların değil; motivasyon, verimlilik, sektör ortalamaları ve müşteri memnuniyetinin de göz önünde bulundurulduğunu ifade etti: “Doğru ücret politikası, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı; işverenin de sürdürülebilir bir yapıyı koruyabildiği sistemdir. Bu denge sağlandığında hem hizmet kalitesi hem şirket performansı güçlenir.” 2026’DA BELİRLEYİCİ KRİTERLER — ENFLASYON, ÖNGÖRÜ VE KAMU DESTEĞİ Ekonomistler ve sektör temsilcileri, 2026 asgari ücret kararının enflasyonun seyri, kamu maliyesinin destek kapasitesi ve işverenlerin mali dayanıklılığı çerçevesinde alınacağını belirtiyor. Akyüz’ün vurguladığı gibi, izlenecek yol “denge” olacak: çalışan korunacak; ancak işverenlerin iflas, istihdam daralması veya kayıt dışına yönelme risklerine karşı korunması da benzer ölçüde değerlendirilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.