Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Onkoloji

Kapsül Haber Ajansı - Onkoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Onkoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Takeda Türkiye, Hasta Güvenliğinde Bütüncül Bakımın Önemine Dikkat Çekiyor Haber

Takeda Türkiye, Hasta Güvenliğinde Bütüncül Bakımın Önemine Dikkat Çekiyor

Sağlık hizmetlerinde önlenebilir zararların azaltılması ve hasta güvenliği kültürünün güçlendirilmesi amacıyla her yıl 17 Eylül’de kutlanan Dünya Hasta Güvenliği Günü, güvenli bakımın sağlık sistemlerinin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya genelinde her 10 hastadan 1'i sağlık hizmeti sırasında önlenebilir zararlarla karşılaşmakta; güvensiz bakım her yıl 3 milyondan fazla ölüme yol açmaktadır. Ayrıca; birinci basamak ve ayakta sağlık hizmetlerinde her 10 hastanın 4'ü zarar görmektedir ve bu zararların yaklaşık %80'i (%23,6-%85 aralığında) önlenebilir durumdadır.[1] Bu veriler ışığında DSÖ 2026 yılı için belirlediği “Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar İçin Güvenli Bakım” teması ve “Yaşam Boyu Güvenli Bakım” mesajı ise kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin yalnızca tedavi sırasında değil, yaşamlarının her aşamasında güvenli ve hasta odaklı sağlık hizmetlerine erişiminin önemini vurguluyor. Güvenli Bakım, Tüm Hasta Yolculuğunu Kapsıyor Bulaşıcı olmayan hastalıkların yönetimi; tanı, tedavi ve uzun dönemli takip boyunca farklı uzmanlık alanlarından sağlık profesyonellerinin ve çeşitli bakım ortamlarının koordinasyonunu gerektirebiliyor. Bu nedenle hasta güvenliği yalnızca sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen uygulamalarla sınırlı kalmıyor. Doğru tanıya zamanında erişim, tedavinin uygun şekilde yönetilmesi, ilaçların güvenli kullanımı, olası risklerin izlenmesi, takip süreçlerinin kesintisiz sürdürülmesi ve hastaların kendi sağlıklarıyla ilgili süreçlere aktif olarak katılması, güvenli bakımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini tüm bakım yolculuğunun ayrılmaz unsuru olarak ele alıyor Hayatları iyileştirmek ve gelecek nesiller için daha sağlıklı bir dünya inşa etmek için çalışan Takeda Türkiye, gerçekleştirdiği faaliyetlerin merkezine hasta güvenliğini koyuyor. Takeda Türkiye; faaliyet gösterdiği hematoloji, immünoloji, gastroenteroloji, onkoloji ve nadir hastalıklar alanlarında hasta güvenliğini tüm bakım yolculuğunun temeli olarak ele alıyor. Şirket, hastaların ihtiyaç duydukları tedavilere erişiminin yanı sıra, bu tedavilerin güvenli, sürdürülebilir ve hasta odaklı bir bakım yaklaşımı içinde yönetilmesini temel bir öncelik olarak benimsiyor. Tedavi yolculuğunda doğru tanıya zamanında ulaşılması, tedavi süreçlerinin etkin şekilde yönetilmesi, olası risklerin yakından takip edilmesi ve bakımın farklı aşamaları arasında sürekliliğin korunması hasta güvenliğinin temel unsurlarını oluşturuyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini yalnızca tedavinin uygulandığı anla sınırlı bir yaklaşım olarak değil; tanıdan tedaviye, takipten hastanın kendi sağlık yönetimine kadar uzanan bütüncül bir bakım anlayışının parçası olarak konumlandırıyor. Daha Güçlü Bir Hasta Güvenliği Kültürü İçin Ortak Sorumluluk Hasta güvenliğinin güçlendirilmesinde, hastaların kendi sağlık yolculuklarının aktif bir paydaşı olması da önemli bir rol oynuyor. Hastaların doğru bilgiye erişebilmesi, tedavi ve takip süreçlerini anlayabilmesi ve sağlıklarıyla ilgili karar süreçlerine katılım sağlayabilmesi daha güvenli bakımın desteklenmesine katkı sunuyor. Sağlık hizmetleri sırasında meydana gelen zararların yarısından fazlası önlenebilir nitelik taşırken, hastaların bakım süreçlerine aktif katılımı bu zararların yükünü %15'e kadar azaltabiliyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini sağlık sisteminin tüm paydaşlarının ortak sorumluluğu olarak değerlendiriyor. Bu doğrultuda hasta toplulukları, sağlık profesyonelleri, sağlık otoriteleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte daha güçlü ve sürdürülebilir bir hasta güvenliği kültürünün geliştirilmesini destekliyor. 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü, bulaşıcı olmayan hastalıklarla yaşayan bireyler için güvenli bakımın yalnızca belirli bir tedavi anında değil, yaşam boyu devam eden sağlık yolculuğunun her aşamasında öncelik olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

World Medicine, Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması’nda 125 Markasıyla 3’üncü Sırada Haber

World Medicine, Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması’nda 125 Markasıyla 3’üncü Sırada

Türk iş dünyasının Ar-Ge performansını, yatırımlarını ve inovasyon ekosistemini 13 yıldır kapsamlı verilerle ortaya koyan Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması sonuçları açıklandı. Şirketlerin Ar-Ge harcamaları, istihdamı ve fikri mülkiyet performanslarının değerlendirildiği araştırmada, Türkiye ilaç sektörünün küresel ölçekteki en güçlü temsilcilerinden World Medicine, 125 tescilli markasıyla 3’üncü sırada yer alarak sektördeki öncü konumunu pekiştirdi. World Medicine aynı zamanda, yürüttüğü 611 projeyle en çok proje üreten şirketler arasında 2’nci sıraya yerleşti. Elde edilen bu sonuçlar, şirketin inovasyona, katma değerli üretime ve fikri mülkiyet stratejilerine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu. “Marka gücümüzün temelinde Ar-Ge ve inovasyon var” Elde edilen stratejik başarıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan World Medicine Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sohrab Mammadli, şirketin inovasyon ve marka odaklı büyüme stratejisine dikkat çekti: “World Medicine olarak Türkiye’yi yalnızca bir üretim merkezi değil, bölgesel ve küresel ölçekte bir Ar-Ge, inovasyon ve lojistik üssü yapma vizyonuyla hareket ediyoruz. Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması’nda 125 markamızla 3’üncü sırada yer almak, fikri mülkiyete ve inovatif ürün geliştirme süreçlerimize verdiğimiz stratejik önemin somut bir göstergesidir. Ciromuzun yaklaşık yüzde 5’ini Ar-Ge’ye ayırıyor, biyoteknoloji ve onkoloji yatırımlarımızla geleceğin sağlık çözümlerini inşa ediyoruz. Bilimsel gücümüzü, organizasyon kabiliyetimiz ve genişleyen ürün portföyümüzle birleştirerek dünya sağlık arenasında küresel bir referans marka olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.” Üretimden büyümeye World Medicine’ın güçlü performansı Sohrab Mammadli; “Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarımızı güçlü üretim altyapımızla birleştiriyoruz. Ulusal ve uluslararası bağımsız araştırmalardaki performansımız da Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşları arasındaki konumumuzu pekiştiriyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan "Türkiye'deki 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" araştırmasında da kararlı bir yükseliş sürdürdük ve 318. sıraya yerleştik. Bu sonuç, World Medicine’ın Türkiye ekonomisine sağladığı katkının da önemli bir göstergesi. Bunun yanı sıra şirketimiz, iş dünyasının önde gelen kurumları tarafından gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en büyük özel şirketlerinin belirlendiği Capital 500 listesinde de 477’nci sırada yer alarak sürdürülebilir finansal gücünü bir kez daha kanıtladı” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje Haber

BMS Türkiye’den Sağlık Okuryazarlığını Destekleyen Dijital Proje

Sosyal medya üzerinden yayınlanan seri, kalp hastalıklarından kan hastalıklarına, kanserden psikososyal desteğe uzanan farklı başlıklarda bilimsel bilgiyi anlaşılır içeriklerle toplumla buluşturuyor. Ciddi hastalıklarla mücadele eden hastalar için yenilikçi tedaviler geliştirmeye odaklanan Bristol Myers Squibb (BMS), bilimsel araştırmalarının yanı sıra sağlık bilgisinin doğru ve anlaşılır biçimde toplumla buluşmasını destekliyor. Türkiye’de onkoloji, hematoloji ve immünoloji alanlarında faaliyet gösteren BMS Türkiye, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar da yürütüyor. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın boyutunu, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün 81 ili kapsayan Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kişiden yaklaşık 2’sinin sağlık okuryazarlığı yetersiz, 3’ünün ise sorunlu-sınırlı düzeyde. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı sağlıkla ilgili bilgi edinmek için internet arama motorlarına, 3’ü ise sosyal medyaya başvuruyor. Bu tablo, Türkiye’de sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesini önemli bir toplumsal ihtiyaç haline getiriyor. BMS Türkiye de kendi bilimsel birikimi ve hasta odaklı yaklaşımıyla bu ihtiyaca katkı sunmak üzere “BMS ile Sağlık 101”i geliştirdi. Bu projede; kalp krizi risk sinyallerinden MDS ve Beta Talasemi gibi kan hastalıklarına, kanser sürecinde psikolojik desteğe kadar farklı konuları anlaşılır içeriklerle ele alıyor. İçerikler, koruyucu sağlık ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda bilinç oluşturmayı destekliyor. Olası belirtilerin erken fark edilmesinin ardından doğru zamanda uzman hekime başvurulması, erken tanı süreçlerinin desteklenmesi ve kişisel sağlık kararlarının hekim görüşü doğrultusunda alınması sürdürülebilir toplumsal sağlık açısından önem taşıyor. “BMS ile Sağlık 101, bilimsel uzmanlığımızı toplumsal faydaya dönüştüren önemli bir adım” BMS Türkiye Genel Müdürü Ece Kaşıkcı, “BMS ile Sağlık 101 ile bilimsel uzmanlığımızı sağlık okuryazarlığını artırmak için kullanıyoruz. Amacımız koruyucu sağlığı desteklemek, erken tanı süreçlerine katkı sunmak ve bireylerin kendi sağlıklarına sahip çıkmalarını sağlamak. Bu yolculukta tedaviyle ilgili kararların mutlaka bir uzman hekime danışarak alınmasını da önemli buluyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanovel’den İlaçta Küresel Büyüme ve Onkoloji Hamlesi Haber

Sanovel’den İlaçta Küresel Büyüme ve Onkoloji Hamlesi

Sanovel’in CEO’su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti. Yalın, söz konusu yatırımların Sanovel’in küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırırken, Türkiye’yi daha güçlü bir üretim ve ihracat üssü haline getirme hedeflerine de katkı sağladığını; aynı zamanda ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımın, Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltma vizyonunu destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirtti. Yalın, küresel yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve ilaç sanayisinin potansiyeline duyduğu güvenin bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Bu stratejik hamlenin, Türkiye’nin yerli üretim gücünü ve küresel pazarlardaki konumunu bir üst seviyeye taşıyacağını da sözlerine ekledi. "43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyüyoruz" Sanovel CEO’su Hülya Yalın, şirketin geçmişi, kurumsal yapısı ve mevcut operasyonel büyüklüğüne ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sanovel, temelleri 1983 yılında merhum Eczacı Erol Toksöz tarafından atılmış, 43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biridir. Kökleri bu topraklarda olan Sanovel, şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerden ödün vermeden büyümüş; bugün hem ülkemiz hem de küresel pazarlar için son derece güvenilir bir çözüm ortağı haline gelmiştir. Gücünü Türkiye’den alan, yüzde 100 yerli üretimiyle ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumunu her geçen gün daha da kuvvetlendiren bir Türk şirketiyiz. Faaliyetlerimizi Türkiye merkezli olarak sürdürüyor; Ar-Ge’mizi, üretimimizi, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı İstanbul Levent’teki Genel Müdürlüğümüz ile Silivri’deki yüksek teknolojili Ar-Ge Merkezi ve Üretim Kampüsümüzden yönetiyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayan güçlü yapımızla hareket ediyoruz. 43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyürken, ülkemizi dünyada en iyi şekilde temsil etmeyi milli bir sorumluluk olarak görüyoruz." "60'tan fazla marka, 400'ün üzerinde ruhsatlı ürün" Yerli üretimin dışa bağımlılığı azaltmadaki rolünü ve Silivri'deki üretim üssünü vurgulayan Yalın, portföy yapısını şöyle aktardı: "Biz yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı kurumsal bir ödevden öte, milli bir görev olarak kabul ediyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler, multipl skleroz (MS), nöroloji ve psikiyatri gibi akut ve kronik tedavi alanlarında faaliyet gösteriyoruz. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan çok geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Toplamda 400’ün üzerinde ruhsatlı ürünümüz bulunuyor. En büyük gurur kaynaklarımızdan biri, birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket konumunda olmamızdır. Tüm bu faaliyetlerin kalbi Silivri’deki tesisimizde atıyor. Burası yaklaşık 800 ekip arkadaşımızın emekleriyle neredeyse tüm formlarda ilaç üretimi gerçekleştirebildiğimiz, Türkiye’nin adeta bir Ar-Ge ve üretim üssüdür. Türkiye’nin yanı sıra 5 kıtada 50’den fazla ülkenin de ilaç ihtiyacını her koşulda güvenle karşılıyoruz." Rakamlarla Sanovel ve onkoloji hamlesi Son 5 yıldaki büyüme rakamlarını ve 2035 vizyonunu detaylandıran Yalın şu verileri paylaştı: "IQVIA’ya göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüme gösterdik. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında jenerik firmalar arasında 2. sırada, merkezi sinir sistemi alanında ise total pazarda ikinci sıradayız. MS pazarında ise jenerik firmalar arasında 2. sırada, total pazarda ise 3. sırada yer alıyoruz. Yurt içi pazarda yükselişimizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı yaklaşık 4 kat büyüttük. Üretim miktarımızı 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya taşıdık. Son 5 yılda fabrikamıza yaptığımız 26 milyon ABD doları yatırımla yeni ekipmanlar temin ettik. 2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir gelecek planıyla ilerliyoruz. Oluşturduğumuz proje takımlarından biri onkoloji odağında faaliyet gösteriyor. Çoğunluğu ithal olan onkoloji ürünlerini ülkemizde üreterek bu ürünlerin erişilebilirliğini artırmayı, sürdürülebilir sağlığa katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı önemsiyoruz. 2035 vizyonumuz kapsamında etki alanımızı 2 katına çıkarmayı, orta vadede Türk ilaç pazarında ilk 10 firma arasında yer almayı ve yurt dışında Sanovel markasını küresel bir dev haline getirmeyi hedefliyoruz." "50 ülkede varız, 200'den fazla ruhsat onayı bekliyoruz" Küresel pazarlardaki varlıkları ve uluslararası denetim başarıları hakkında konuşan Yalın şunları aktardı: "2005 yılında başladığımız ihracat yolculuğunu bugün çok ileri bir boyuta taşıdık. Şu anda 400’ün üzerinde ruhsat ile Kanada’dan ABD ve Avrupa’ya kadar 50 ülkedeki ihracat faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına ve net döviz girdisi sağlanmasına stratejik bir destek sunuyoruz. Fabrikamızdaki süreçlerin uluslararası standartlara uygunluğunu Avrupa’da EMA ve EU GMP, ABD’de ise US FDA onaylarımızla tescillemiş olmaktan gurur duyıyoruz. Şu an bulunduğumuz ve yeni giriş yapmayı planladığımız pazarlarda 200’den fazla ruhsat onayı bekliyoruz. Gelecek hedeflerimiz doğrultusunda AB, ABD, Kanada, MENA, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, LATAM ve CIS bölgelerinde varlığımızı genişletmeye odaklanıyoruz." Ar-Ge kadrosu ve teknolojik altyapıya ilişkin açıklamalarda bulunan CEO Hülya Yalın şöyle devam etti: "80 bilim insanıyla Ar-Ge çalışmalarını yürüten Sanovel olarak, sektörde Ar-Ge’ye en fazla kaynak ayıran lider şirketlerden biriyiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan tarafından tasarlanan tesisimizdeki Ar-Ge Merkezimizde; konvansiyonel ilaçların ötesine geçerek kombinasyon ürünler, yeni üretim teknolojileriyle farklı dozaj şekilleri içeren ürünler ve ODT (ağızda dağılan tablet) projeleri geliştiriyoruz. Bu projeleri Türkiye, ABD, Kanada ve Avrupa pazarları için 'ilk eşdeğer' olma hedefiyle kurguluyoruz. Çalışmalarımızda cGMP ve cGLP kurallarını en üst seviyede uygularken, Kalite Tasarımı (QbD) yaklaşımıyla regüle pazarların kapısını açıyoruz. Fikri mülkiyet ve patent alanında ilaç sektöründe elde ettiğimiz şampiyonluğu bu yoğun emeğin sonucu olarak görüyoruz. Türkiye’deki tüm sektörler bazında yapılan patent başvuru sayısı sıralamalarında ilk 3 şirket arasında yer alıyoruz." Sürdürülebilirlik, Sosyal Sorumluluk ve "En İyi İşveren" Ödülü Çevresel hedefler, sosyal projeler ve insan kaynakları başarılarına değinen Yalın tüm faaliyetlerinde Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı rehber aldıklarını ifade ederek, “Çevresel performansımızı düzenli takip ederek 2025 yılında karbon ayak izimizde yüzde 14,3, su ayak izimizde ise yüzde 13,9 oranında net azaltım sağladık. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrencimize profesyonel koçluk desteği sağladık. Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası’nı almaya hak kazanarak toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımımızı tescilledik. Ayrıca Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle gerçekleştirilen 'Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. 10 binden fazla çalışanın anonim geri bildirimleri doğrultusunda oluşturulan bu listede yer almak, çalışan deneyimine verdiğimiz önemin bir göstergesidir” diye konuştu. “Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam ediyoruz” Şirketin devredildiği veya değerinin altında satıldığı yönündeki iddialara açıklık getiren Yalın, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle çok net ifade etmek isterim ki, Sanovel ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Sanovel, bir Türk şirketi olarak 43 yıldır olduğu gibi bugün de ülkesi için yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya, Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam etmektedir. Her şirkette olduğu gibi Sanovel’in idari süreçleriyle ilgili oluşan değişimler, şirketimizin güçlü geleceğini desteklemek, operasyonel mükemmeliyet ve organizasyonel çevikliği güçlendirmek adına atılan doğal dönüşüm adımlarıdır. Dönem dönem gündeme getirilen geçmiş hissedarlarımızla ilgili süreçler ise Sanovel’in tüzel kişiliğini ve bugünkü operasyonel faaliyetlerini ilgilendiren bir konu değildir. Uluslararası yatırımcılardan gösterilen ilgi, hem ülkemizin makroekonomik istikrarına hem de Sanovel'in küresel potansiyeline duyulan sarsılmaz güvenin bir yansımasıdır." "Uluslararası Yatırım Türkiye'nin Üretim Gücünün Tescilidir" Uluslararası ortaklığın sağladığı katkıya değinen Hülya Yalın şunları ekledi: "Uluslararası yatırımcıların hissedarlar arasında yer alması, Türk ilaç sektörünün ve Türkiye’nin üretim gücünün uluslararası arenada ne kadar büyük bir itici güç olduğunun tescilidir. 2020 yılı ve sonrasında gerçekleşen bu stratejik yatırım; şirketimizin üretim gücünü, Ar-Ge kabiliyetini, istihdamını, ihracat potansiyelini ve yerli üretime olan katkısını çok daha yukarılara taşıyacak hayati bir adım olmuştur. Sanovel, 2020 yılı itibarıyla kurumsallaşma yolculuğunu stratejik yatırımlarla halihazırda güçlendirmeye başlamış; büyüme, globalleşme, sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Uluslararası yatırımcıların sağladığı bu yeni katkı ve güven ortamı, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü çok daha fazla geliştirecek ve perçinleyecektir. Sanovel bu ülkenin milli bir değeridir ve geleceğini kararlılıkla Türkiye’de inşa etmektedir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanovel'den Küresel Büyüme Hamlesi: Ar-Ge ve Onkoloji Yatırımları Güçleniyor Haber

Sanovel'den Küresel Büyüme Hamlesi: Ar-Ge ve Onkoloji Yatırımları Güçleniyor

Sanovel’in CEO’su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti. Yalın, söz konusu yatırımların Sanovel’in küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırırken, Türkiye’yi daha güçlü bir üretim ve ihracat üssü haline getirme hedeflerine de katkı sağladığını; aynı zamanda ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımın, Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltma vizyonunu destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirtti. Yalın, küresel yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve ilaç sanayisinin potansiyeline duyduğu güvenin bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Bu stratejik hamlenin, Türkiye’nin yerli üretim gücünü ve küresel pazarlardaki konumunu bir üst seviyeye taşıyacağını da sözlerine ekledi. "43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyüyoruz" Sanovel CEO’su Hülya Yalın, şirketin geçmişi, kurumsal yapısı ve mevcut operasyonel büyüklüğüne ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sanovel, temelleri 1983 yılında merhum Eczacı Erol Toksöz tarafından atılmış, 43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biridir. Kökleri bu topraklarda olan Sanovel, şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerden ödün vermeden büyümüş; bugün hem ülkemiz hem de küresel pazarlar için son derece güvenilir bir çözüm ortağı haline gelmiştir. Gücünü Türkiye’den alan, yüzde 100 yerli üretimiyle ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumunu her geçen gün daha da kuvvetlendiren bir Türk şirketiyiz. Faaliyetlerimizi Türkiye merkezli olarak sürdürüyor; Ar-Ge’mizi, üretimimizi, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı İstanbul Levent’teki Genel Müdürlüğümüz ile Silivri’deki yüksek teknolojili Ar-Ge Merkezi ve Üretim Kampüsümüzden yönetiyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayan güçlü yapımızla hareket ediyoruz. 43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyürken, ülkemizi dünyada en iyi şekilde temsil etmeyi milli bir sorumluluk olarak görüyoruz." "60'tan fazla marka, 400'ün üzerinde ruhsatlı ürün" Yerli üretimin dışa bağımlılığı azaltmadaki rolünü ve Silivri'deki üretim üssünü vurgulayan Yalın, portföy yapısını şöyle aktardı: "Biz yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı kurumsal bir ödevden öte, milli bir görev olarak kabul ediyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler, multipl skleroz (MS), nöroloji ve psikiyatri gibi akut ve kronik tedavi alanlarında faaliyet gösteriyoruz. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan çok geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Toplamda 400’ün üzerinde ruhsatlı ürünümüz bulunuyor. En büyük gurur kaynaklarımızdan biri, birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket konumunda olmamızdır. Tüm bu faaliyetlerin kalbi Silivri’deki tesisimizde atıyor. Burası yaklaşık 800 ekip arkadaşımızın emekleriyle neredeyse tüm formlarda ilaç üretimi gerçekleştirebildiğimiz, Türkiye’nin adeta bir Ar-Ge ve üretim üssüdür. Türkiye’nin yanı sıra 5 kıtada 50’den fazla ülkenin de ilaç ihtiyacını her koşulda güvenle karşılıyoruz." Rakamlarla Sanovel ve onkoloji hamlesi Son 5 yıldaki büyüme rakamlarını ve 2035 vizyonunu detaylandıran Yalın şu verileri paylaştı: "IQVIA’ya göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüme gösterdik. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında jenerik firmalar arasında 2. sırada, merkezi sinir sistemi alanında ise total pazarda ikinci sıradayız. MS pazarında ise jenerik firmalar arasında 2. sırada, total pazarda ise 3. sırada yer alıyoruz. Yurt içi pazarda yükselişimizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı yaklaşık 4 kat büyüttük. Üretim miktarımızı 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya taşıdık. Son 5 yılda fabrikamıza yaptığımız 26 milyon ABD doları yatırımla yeni ekipmanlar temin ettik. 2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir gelecek planıyla ilerliyoruz. Oluşturduğumuz proje takımlarından biri onkoloji odağında faaliyet gösteriyor. Çoğunluğu ithal olan onkoloji ürünlerini ülkemizde üreterek bu ürünlerin erişilebilirliğini artırmayı, sürdürülebilir sağlığa katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı önemsiyoruz. 2035 vizyonumuz kapsamında etki alanımızı 2 katına çıkarmayı, orta vadede Türk ilaç pazarında ilk 10 firma arasında yer almayı ve yurt dışında Sanovel markasını küresel bir dev haline getirmeyi hedefliyoruz." "50 ülkede varız, 200'den fazla ruhsat onayı bekliyoruz" Küresel pazarlardaki varlıkları ve uluslararası denetim başarıları hakkında konuşan Yalın şunları aktardı: "2005 yılında başladığımız ihracat yolculuğunu bugün çok ileri bir boyuta taşıdık. Şu anda 400’ün üzerinde ruhsat ile Kanada’dan ABD ve Avrupa’ya kadar 50 ülkedeki ihracat faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına ve net döviz girdisi sağlanmasına stratejik bir destek sunuyoruz. Fabrikamızdaki süreçlerin uluslararası standartlara uygunluğunu Avrupa’da EMA ve EU GMP, ABD’de ise US FDA onaylarımızla tescillemiş olmaktan gurur duyıyoruz. Şu an bulunduğumuz ve yeni giriş yapmayı planladığımız pazarlarda 200’den fazla ruhsat onayı bekliyoruz. Gelecek hedeflerimiz doğrultusunda AB, ABD, Kanada, MENA, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, LATAM ve CIS bölgelerinde varlığımızı genişletmeye odaklanıyoruz." Ar-Ge kadrosu ve teknolojik altyapıya ilişkin açıklamalarda bulunan CEO Hülya Yalın şöyle devam etti: "80 bilim insanıyla Ar-Ge çalışmalarını yürüten Sanovel olarak, sektörde Ar-Ge’ye en fazla kaynak ayıran lider şirketlerden biriyiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan tarafından tasarlanan tesisimizdeki Ar-Ge Merkezimizde; konvansiyonel ilaçların ötesine geçerek kombinasyon ürünler, yeni üretim teknolojileriyle farklı dozaj şekilleri içeren ürünler ve ODT (ağızda dağılan tablet) projeleri geliştiriyoruz. Bu projeleri Türkiye, ABD, Kanada ve Avrupa pazarları için 'ilk eşdeğer' olma hedefiyle kurguluyoruz. Çalışmalarımızda cGMP ve cGLP kurallarını en üst seviyede uygularken, Kalite Tasarımı (QbD) yaklaşımıyla regüle pazarların kapısını açıyoruz. Fikri mülkiyet ve patent alanında ilaç sektöründe elde ettiğimiz şampiyonluğu bu yoğun emeğin sonucu olarak görüyoruz. Türkiye’deki tüm sektörler bazında yapılan patent başvuru sayısı sıralamalarında ilk 3 şirket arasında yer alıyoruz." Sürdürülebilirlik, Sosyal Sorumluluk ve "En İyi İşveren" Ödülü Çevresel hedefler, sosyal projeler ve insan kaynakları başarılarına değinen Yalın tüm faaliyetlerinde Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı rehber aldıklarını ifade ederek, “Çevresel performansımızı düzenli takip ederek 2025 yılında karbon ayak izimizde yüzde 14,3, su ayak izimizde ise yüzde 13,9 oranında net azaltım sağladık. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrencimize profesyonel koçluk desteği sağladık. Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası’nı almaya hak kazanarak toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımımızı tescilledik. Ayrıca Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle gerçekleştirilen 'Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. 10 binden fazla çalışanın anonim geri bildirimleri doğrultusunda oluşturulan bu listede yer almak, çalışan deneyimine verdiğimiz önemin bir göstergesidir” diye konuştu. “Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam ediyoruz” Şirketin devredildiği veya değerinin altında satıldığı yönündeki iddialara açıklık getiren Yalın, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle çok net ifade etmek isterim ki, Sanovel ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Sanovel, bir Türk şirketi olarak 43 yıldır olduğu gibi bugün de ülkesi için yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya, Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam etmektedir. Her şirkette olduğu gibi Sanovel’in idari süreçleriyle ilgili oluşan değişimler, şirketimizin güçlü geleceğini desteklemek, operasyonel mükemmeliyet ve organizasyonel çevikliği güçlendirmek adına atılan doğal dönüşüm adımlarıdır. Dönem dönem gündeme getirilen geçmiş hissedarlarımızla ilgili süreçler ise Sanovel’in tüzel kişiliğini ve bugünkü operasyonel faaliyetlerini ilgilendiren bir konu değildir. Uluslararası yatırımcılardan gösterilen ilgi, hem ülkemizin makroekonomik istikrarına hem de Sanovel'in küresel potansiyeline duyulan sarsılmaz güvenin bir yansımasıdır." "Uluslararası Yatırım Türkiye'nin Üretim Gücünün Tescilidir" Uluslararası ortaklığın sağladığı katkıya değinen Hülya Yalın şunları ekledi: "Uluslararası yatırımcıların hissedarlar arasında yer alması, Türk ilaç sektörünün ve Türkiye’nin üretim gücünün uluslararası arenada ne kadar büyük bir itici güç olduğunun tescilidir. 2020 yılı ve sonrasında gerçekleşen bu stratejik yatırım; şirketimizin üretim gücünü, Ar-Ge kabiliyetini, istihdamını, ihracat potansiyelini ve yerli üretime olan katkısını çok daha yukarılara taşıyacak hayati bir adım olmuştur. Sanovel, 2020 yılı itibarıyla kurumsallaşma yolculuğunu stratejik yatırımlarla halihazırda güçlendirmeye başlamış; büyüme, globalleşme, sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Uluslararası yatırımcıların sağladığı bu yeni katkı ve güven ortamı, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü çok daha fazla geliştirecek ve perçinleyecektir. Sanovel bu ülkenin milli bir değeridir ve geleceğini kararlılıkla Türkiye’de inşa etmektedir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Johnson & Johnson Innovative Medicine’da Üst Düzey Atama Haber

Johnson & Johnson Innovative Medicine’da Üst Düzey Atama

Yeni görevinde, Johnson & Johson bünyesinde en hızlı gelişen pazarlardan olan TURGAN’ın büyümesine liderlik edecek olan Geraldine Schenk, yenilikçi ilaçların hastalara ulaştırılması için çalışacağını belirterek “TURGAN bölgesindeki olumlu ivmeden ilham alarak, yenilikçi tedavileri hastalarla buluşturmak için tüm paydaşlarımızla yakın iş birliği içinde çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Birlikte, anlamlı inovasyon için doğru ortamı yaratabilir ve ihtiyaç duyan hastalarımızın faydasına bilimi ilerletmeye devam edebiliriz.” dedi. Geraldine Schenk, Avusturya Innsbruck Üniversitesi Uluslararası İşletme bölümünden mezun olup, ilaç sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahiptir. Johnson & Johnson’a 2003 yılında Janssen İsviçre’de katılan Schenk, kariyeri boyunca birçok üst düzey liderlik pozisyonunda görev almıştır. İsviçre’de Ticari Direktör ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır. Daha sonra Johnson & Johnson ABD’de Onkoloji alanında Global Ticari Strateji Direktörü olarak görev almış, Ar-Ge ekipleri ve bölgelerle yakın iş birliği içinde çalışmıştır. Ardından Johnson & Johnson Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde Dermatoloji/Romatoloji alanında Entegre Marka Ekibi Lideri olarak görev yapan Schenk, sonrasında Almanya’da Uzmanlık Alanı Tedavileri iş biriminde Ticari Lider rolünü üstlenmiş ve yönetim ekibi üyesi olarak İmmünoloji ve Nörobilim portföylerinden sorumlu olmuştur. En son olarak Johnson & Johnson Innovative Medicine Polonya Genel Müdürü görevini yürütmüştür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.