Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Operasyon

Kapsül Haber Ajansı - Operasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Operasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hürmüz Boğazı'ndan Başarıyla Geçen Celestyal, Kruvaziyer Sektörüne Güvenli Geçişin Önünü Açtı! Haber

Hürmüz Boğazı'ndan Başarıyla Geçen Celestyal, Kruvaziyer Sektörüne Güvenli Geçişin Önünü Açtı!

Celestyal, gemileri Celestyal Discovery ve Celestyal Journey’in Hürmüz Boğazı’ndan başarılı ve güvenli bir şekilde geçiş yaptığını doğruladı. Celestyal’den yapılan açıklamada bu gelişmenin, bölgesel hassasiyetin arttığı bir dönemde kruvaziyer sektörü açısından önemli bir operasyonel dönüm noktası oluşturduğu kaydedildi. 17 Nisan Cuma günü, Kaptan Nikolaos Vasileiou komutasındaki Celestyal Discovery, bölgesel yetkililer ve deniz güvenlik ekipleriyle yakın işbirliği içinde geliştirilen ve titizlikle koordine edilen bir seyir planını uygulayarak, Arap Körfezi'nden ayrılan ilk kruvaziyer gemisi oldu. Bu öncü adım, Boğaz'dan geçilen güvenilir bir rota oluşturarak diğer kruvaziyer işletmecilerinin de bu rotayı izlemesine olanak sağladı. Bunun üzerine, 18 Nisan Cumartesi günü, Kaptan Angelos Vasilakos komutasındaki Celestyal Journey gemisi, aynı geçidi başarıyla geçti, belirlenen koridoru kullanarak bölgeden ayrılan daha geniş bir kruvaziyer konvoyuna öncülük etti. Seyir planları, kilit yetkililer ve güvenlik paydaşlarıyla yapılan kapsamlı koordinasyon sonucunda hazırlandı; böylece tüm hareketlerin en üst düzeyde güvenlik, hassasiyet ve durum farkındalığıyla gerçekleştirilmesi sağlandı. Kaptanlardan olağanüstü liderlik, sakin komuta Operasyon boyunca güvenlik mutlak öncelik olarak kaldı; Kaptan Vasileiou ve Kaptan Vasilakos, gemideki ve karadaki ekiplerle birlikte olağanüstü liderlik, uzmanlık ve sakin komuta sergiledi. Kaptanların karmaşık ve hassas koşullarda seyir yapma konusundaki çabaları, tüm mürettebatın güvenliğini ve her iki geminin de başarılı bir şekilde geçişini sağlamada hayati rol oynadı. Celestyal, yaptığı açıklamada ayrıca, kruvaziyer sektöründe koordineli ve sorumlu bir yaklaşımın sağlanmasına katkıda bulunan tüm bölgesel otoritelere ve iş ortaklarına kurulan güçlü iş birliği için teşekkür ve takdirlerini de iletti. Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz; başarılı bir şekilde geçişlerini tamamlayan Celestyal Discovery ve Celestyal Journey gemilerinin şu anda Akdeniz’e doğru yeniden konumlandığını belirterek; gemilerin planlanan yaz sezonuna başlayacaklarını aktardı: ''Akdeniz programımızda sadece sınırlı sayıda sefer iptaliyle bu önemli süreci atlattık. Gemilerimiz nihayet dönüyor, sabırsızlıkla ve heyecanla yeniden yaz sezonuna odaklandık. Misafirlerimize ve tüm iş ortaklarımıza şu anda satışta olan tüm gelecek seferlerin planlandığı gibi gerçekleştirileceğini teyit ediyoruz. Seyahatin iş birlikleri üzerine kurulu bir sektör olduğunu hep birlikte görmüş olduk. Hızlı iş birliği ve kesintisiz destek, sürecin güvenli ve sorunsuz şekilde yönetilmesinde kritik rol oynamıştır. Başta mürettebatımız olmak üzere seyahat acenteleri, tahliye sürecine destek veren hava yolları, yerel otoriteler ve turizm kuruluşları olmak üzere tüm partner ve çözüm ortaklarımıza teşekkür ederiz.'' Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İMS Lojistik Körfez Ülkelerinde Kritik Sınır Kapılarını Ziyaret Etti Haber

İMS Lojistik Körfez Ülkelerinde Kritik Sınır Kapılarını Ziyaret Etti

Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında başta Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Umman ve Bahreyn olmak üzere Körfez bölgesindeki lojistik hatlar, gümrük süreçleri ve sınır geçiş operasyonları detaylı şekilde incelendi. Bölgedeki mevcut iş ortakları ile yapılan görüşmeler sayesinde operasyonel verimliliğin artırılmasına yönelik önemli adımlar atıldı. Mustafa İmrak: “Temaslarımızı Sürdürüyoruz” Ürdün’deki sınır kapısında değerlendirmelerde bulunan İMS Lojistik Genel Müdürü Mustafa İmrak, “Jaber Sınır Kapısı Ürdün’ün giriş kapısı ve buradan biraz önce bir aracımızı El-Omeri Sınır Kapısı’a yani çıkış kapısına uğurladık. Oradan Hadise Sınır Kapısı’ndan devam edecek. Suudi Arabistan’a giriş yapacak. Oradan da Dubai, Katar gibi diğer Körfez ülkelerine geçişler sağlayacağız. Şu anda Satış Direktörümüz Serhat Bey’le sahada birebir kontrollerimizi gerçekleştirdik. Olası bürokratik sıkıntıları not ettik. Bunlarla ilgili iletebildiğimiz yerlerle temasa geçtik. Biz birebir sahadayız. Temaslarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. Operasyon Sürecinin Her Aşamasında! İMS Lojistik, Avrupa ve Türkiye çıkışlı taşımalarında faaliyetlerini sürdürdü ve Körfez ülkelerine yönelik lojistik süreçlerini titizlikle yönetti. Güçlü acente ağı, deneyimli operasyon ekibi ve sahadaki aktif yönetim anlayışı ile müşterilerine kesintisiz ve güvenilir hizmet sundu. Gerçekleştirilen bu ziyaretler, İMS Lojistik’in uluslararası taşımacılıktaki etkinliğini artırdı ve Avrupa’dan Körfez bölgesine uzanan lojistik hatlarında daha hızlı, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir çözümler sunma vizyonunu bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi Yoğun Katılımla Gerçekleşti Haber

Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi Yoğun Katılımla Gerçekleşti

E-ticaret sektörünün gelişiminde kritik rol oynayan lojistik süreçlerin, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamalarının geniş bir perspektifle ele alındığı zirvede, yapay zekânın sağladığı verimlilik artışıyla birlikte şeffaflık ve esneklik vurgusu öne çıktı. T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) tarafından; DEİK/Lojistik İş Konseyi ve DEİK/Dijital Teknolojiler İş Konseyi ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nin (UND) destekleriyle düzenlenen ‘Yapay Zekâ Çağında E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi’, Grand Cevahir Hotel Convention Center'da gerçekleşti. Zirvenin en dikkat çeken oturumlarından biri olan “E-Ticaretin Geleceği ve Fırsatlar”, Türkiye’nin önde gelen e-ticaret platformlarının üst düzey yöneticilerini bir araya getirdi. PTTAVM CEO’su & ETİD Başkanı Hakan Çevikoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; n11 CEO’su Nihal Dindar Akın, Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan, Yepy Genel Müdürü Hakan Orhun, Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver, Pazarama CEO’su Mehmet Bülent Kutacun yer aldı. n11 CEO’su Nihal Dindar Akın: “Esneklik ve şeffaflık da en az hız kadar önemli” E-ticarette tüketicilerin kargo şirketlerinden beklentileri ve pazar yeri satıcılarının lojistik satıcılardan beklentileri ile ilgili konuşan n11 CEO’su Nihal Dindar Akın, hızın tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Herkesin aklındaki ilk cevap hız. Ancak hız tek başına belirleyici değil; esneklik ve şeffaflık da en az hız kadar önemli” dedi. Deloitte’un yaptığı araştırmanın sonuçlarına ilişkin verileri paylaşan Akın, “Tüketicilerin yüzde 70’inden fazlası teslimat zamanını kendisi seçmek istiyor. Yüzde 60’tan fazlası ise kargosunu anlık olarak takip ediyor” ifadelerini kullandı. Akın ayrıca, “2026 yılında bizim hâlâ lojistiğe dair en çok aldığımız soru ‘Kargom nerede?’ Burada kullanıcıların beklentilerini doyurmak ve tatmin etmenin lojistik sağlayıcılar için çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Satıcı tarafındaki önceliklere de değinen Akın, “Satıcıların en kritik beklentisi maliyet. Yüzde 50’den fazlası kargo maliyetlerini büyümenin önünde engel olarak görüyor” ifadelerini kullandı. Sorunsuz teslimat ve kampanya dönemlerindeki operasyonel başarıya da dikkat çeken Akın, bu süreçlerde lojistik performansının memnuniyeti doğrudan etkilediğini belirtti. Yapay zekânın sektördeki rolüne de değinen Akın, “Kullanıcıların beklediği hız, şeffaflık ve esnekliği sağlamak için yapay zekâ artık bir tercih değil, zorunluluk. Maliyet avantajı sağlamaktan operasyonları optimize etmeye kadar birçok alanda yapay zekâdan faydalanıyoruz” dedi. Trendyol Grubu CEO’su Erdem İnan: “Yapay zekâ, tüm e-ticaret ekosistemine çok önemli bir verim artışı fırsatı getirdi” Yapay zekanın günümüzde global operasyonlarda oynadığı rolü vurgulayan Trendyol Grubu CEO'su Erdem İnan, şu ifadeleri kullandı: "Trendyol olarak, 36 ülkede 10'un üzerinde farklı dildeki operasyonlarımızda yapay zekayı uçtan uca kullanıyoruz. Yapay zekanın yeni dalgası agentic iş akışları da satıcılarımızın tüm sorularını anında yanıtlıyor ve hangi ürüne nasıl bir kampanya yapılabileceğini tavsiye ediyor. KOBİ'lerimiz de bu kampanya tavsiyelerini hızlı bir şekilde uygulayabiliyor. Yapay zekanın tüm e-ticaret ekosistemine çok önemli bir verim artışı fırsatı getirdiğini görüyoruz, bunu çok iyi değerlendirmeliyiz." Yepy Genel Müdürü Hakan Orhun: “Yıllık yaklaşık 5 milyon cep telefonunun yenilenme potansiyeli olduğunu görüyoruz” Zirve'de konuşan Yepy ve İkinci El Alışverişten Sorumlu Genel Müdür Hakan Orhun, Türkiye'de ikinci el pazarının, ekonomik ve çevresel farkındalığın birleşmesiyle yerleşik bir tüketici davranışı haline geldiğinin altını çizerek; "KONDA ile hazırladığımız araştırma, her iki kişiden birinin son bir yılda ikinci el alışveriş yaptığını ortaya koyuyor ve bu tablo zorunlu bir düzenlemenin değil, milyonlarca bireysel tercihin ürünü. Yepy markamızla teknoloji ürünlerinin kullanım ömrünü uzatarak hem ülke ekonomisine hem de bireylerin satın alma gücüne katkı sağlıyoruz. Bu alanda yıllık yaklaşık 5 milyon cep telefonunun yenilenme potansiyeli olduğunu görüyoruz." dedi. Tüm sektörlerin gündeminde yer alan yapay zekâ üzerine 2018'den bu yana çalıştıklarını belirten Orhun, "Özellikle ikinci el ürünlerin lojistik süreçlerinde sağlanan verimlilik ve hizmet kalitesindeki artış, kullanıcı memnuniyetine doğrudan yansıyor. Bu gelişim, kullanıcıların ikinci el ve yenilenmiş ürünlere yönelimini daha da güçlendirecektir" açıklamasını yaptı. Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver: “Olası bir aksamayı daha yaşanmadan yapay zekâ ile öngörüp önlem alıyoruz” Yemeksepeti olarak 25’inci yıllarını kutladıkları söyleyen Çalapöver, “Kendimizi sektörün sadece kurucusu değil, öncüsü ve lideri olarak görüyoruz. Bizim işimiz 'hızlı ticaret' (Quick-Commerce). Talebin oluştuğu andan itibaren fiziksel ürünlerin A noktasından B noktasına hızlı bir şekilde iletilmesi, yani ihtiyaç oluştuğu an dakikalar içinde orada olmanız büyük önem taşıyor. Hızlı ticarette teslimat süreleri ve bu sürenin öngörülebilirliği çok kritik. Zaman içinde gördük ki öngörülebilirlik, müşteri memnuniyetinin tam merkezinde yer alıyor” dedi. Bir işte teslimat kısmının önemine değinen Çalapöver, “işin teslimat kısmını uçtan uca kontrol edemezsek büyümeye devam etmemiz mümkün değil. Çünkü lojistiği başkasına bıraktığınızda hızı ve kaliteyi garanti edemiyorsunuz. İşte kendi lojistik ağımız olan Yemeksepeti Express'i kurmamızın, kendi teslimat işimizi yapmaya ve müşteri deneyimini yönetmeye başlamamızın sebebi buydu. Bunun sonucunda müşteri memnuniyeti gözle görülür şekilde arttı ve operasyonlarımızda öngörülebilir bir yapı ortaya çıktı. Müşterilerimize siparişlerinin 20 dakika sonra evlerinde olacağını taahhüt ettiğimizde, bu sözün gerçekleşmesi operasyonlarımızın en önemli yapı taşlarından biri oldu. Bugün operasyonumuzun kalbinde yapay zekâ var. Lojistik ve teslimat tarafında milyonlarca verinin saniyeler içinde işlenmesi ve değerlendirilmesi hayati önem taşıyor. Bir Delivery Hero iştiraki olarak, özellikle son dönemde teslimat süreçlerimizde yapay zekâyı aktif bir şekilde kullanıyoruz. Bir kuryenin restorana varması için gereken o kritik 7-8 dakikayı; milyonlarca veriyi işleyerek, trafiği ve hava durumunu hesaplayarak optimize ediyoruz. Olası bir aksamayı daha yaşanmadan yapay zekâ ile öngörüp önlem alıyoruz. Bu teknoloji olmasa, günde yüz binlerce siparişi bu hızda, bu kusursuzlukta yönetmemiz hayal olurdu. Bugün 100 binden fazla üye iş yerimiz ve 45 binden fazla kurye iş ortağımız bulunuyor. Kurduğumuz bu ekosistem gerçekten çok büyük; ancak önümüzde gideceğimiz daha çok yol var. Yapay zekâyı süreçlerimize daha fazla entegre ettikçe, bunun büyümemize olan etkisinin çok daha güçlü olacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Pazarama CEO’su Mehmet Bülent Kutacun: Hedefimiz, müşterilerimize daha kişiselleştirilmiş, akıllı ve güvenli bir alışveriş deneyimi sunmak” Kutacun, panelde yaptığı konuşmada e-ticareti yalnızca ürün alım-satım süreci olarak görmediklerini belirterek, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına tek noktadan çözüm sunan bütüncül bir deneyim tasarladıklarını ifade etti. Pazarama’nın; finansal hizmetlerden seyahate, sigortadan günlük ihtiyaçlara uzanan çoklu servis yapısıyla konumlandığını vurgulayan Kutacun, bu yaklaşımın markayı klasik pazaryeri anlayışının ötesine taşıdığını söyledi. Büyümeyi yalnızca işlem hacmiyle değil, sunulan değeri genişleterek sürdürmeyi hedeflediklerini belirten Kutacun, yapay zekâyı bu dönüşümün merkezine yerleştirdiklerini dile getirdi. Yeni nesil “agentic commerce” yaklaşımına da değinen Kutacun, “Hedefimiz, yapay zekânın yalnızca öneri sunan değil, kullanıcı adına aksiyon alabilen bir yapıya evrildiği yeni nesil ‘agentic commerce’ dünyasında, Pazarama’yı hayatı kolaylaştıran dijital bir temsilciye dönüştürmek. Müşterilerimize daha kişiselleştirilmiş, akıllı ve güvenli bir alışveriş deneyimi sunmaktır.” dedi. E-ticaretin omurgası lojistik: Stratejik yaklaşımlar sahnede UND İcra Kurulu Başkanı Alper Özel’in moderatörlüğünde gerçekleşen “E-ticarette Lojistiğin Önemi ve Geleceği” oturumunda Horoz Lojistik İcra Kurulu Başkan Yardımcısı İlker Özkocacık, DHL Express Türkiye CEO’su Volkan Demiroğlu, HepsiJET CEO’su Atilla Alver, Widect CEO’su Enes Yılmaz, Aras Global CEO’su Ramazan Altınay, Arvato Türkiye & BAE Genel Müdürü Umur Özkal e-ticaretin lokomotifi olan lojistiğe dair stratejik yaklaşımları ve sektörün gelişiminde kritik rol oynayan ana trendleri çok boyutlu bir perspektifle değerlendirdi. Horoz Lojistik İcra Kurulu Başkan Yardımcısı İlker Özkocacık: “Lojistiği markalar için rekabet avantajı yaratan bir değer alanına dönüştürüyoruz” Panelde yaptığı konuşmada e-ticaretin geldiği noktada rekabetin yalnızca ürün ve fiyatla değil, sunulan deneyimin kalitesiyle de şekillendiğini söyleyen Özkocacık, “Tüketici artık siparişin ne kadar hızlı, sorunsuz ve kişiselleştirilmiş bir şekilde ulaştığına odaklanıyor. Bu yeni dönemde lojistik, operasyonel bir destek fonksiyonunun ötesine geçerek doğrudan müşteri deneyimini belirleyen stratejik bir alan haline geliyor. Horoz Lojistik olarak biz de bu dönüşümü; depolamadan sipariş yönetimine, entegrasyondan iade süreçlerine kadar tüm aşamaları kapsayan uçtan uca “e-ticaret enabler” modelimizle destekliyoruz. Veri odaklı altyapımız ve entegre operasyon kabiliyetimiz sayesinde markaların daha hızlı, daha esnek ve sürdürülebilir büyüme elde etmesine katkı sağlarken, lojistiği markalar için rekabet avantajı yaratan bir değer alanına dönüştürüyoruz. Bu kapsamda, E-Ticaretin Lojistiği Zirvesi gibi sektörün farklı paydaşlarını bir araya getiren platformların; dönüşümün ortak akılla şekillenmesi ve yeni iş birliklerinin gelişmesi açısından önemli bir rol üstlendiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı. DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu: “Türkiye’nin sınır ötesi ticaretteki potansiyeline inanıyoruz” E-ticaretin yükselişiyle birlikte lojistik sektörünün kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini vurgulayan DHL Express Türkiye CEO'su Volkan Demiroğlu, “Türkiye’de e-ticaretin büyümesi, lojistik sektörünü yalnızca operasyonel anlamda değil, stratejik ve teknolojik açıdan da yeniden şekillendiriyor. Biz DHL Express olarak, 220’den fazla ülke ve bölgeyi kapsayan global ağımızdan aldığımız güçle bu dönüşümün merkezinde yer alıyoruz. Müşterilerimizin hız ve esneklik beklentilerine yanıt verebilmek için operasyonlarımızı ve hizmet ağımızı sürekli geliştiriyoruz. DHL Group bünyesindeki tüm şirketlerle entegre çalışarak güçlü bir sinerji yaratıyor; dijital çözümlerimiz ve yapay zekâ destekli operasyonlarımızla müşterilerimize hızlı, esnek ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunuyoruz. Türkiye’nin sınır ötesi ticaretteki potansiyeline inanıyor, özellikle KOBİ’lerimizin global pazarlara erişimini kolaylaştırarak ülkemizin ticaret hacmine değer katmayı sürdürüyoruz” dedi. HepsiJET Genel Müdürü Atilla Alver: “Teknoloji odaklı çözümlerimiz bugünden öte yarının lojistik ihtiyaçlarını karşılayacak” E-ticaret lojistiğinde yapay zekanın yarattığı etkiye değinen HepsiJET Genel Müdürü Atilla Alver, “Yapay zekanın e-ticaret lojistiğinde yarattığı dönüşüm artık bugünün gerçeği. HepsiJET olarak çok araçlı rota optimizasyonundan süreç otomasyonuna kadar yapay zekayı merkeze alan yenilikçi yaklaşımımızla bu dönüşümüne kendi alanımızda öncülük ediyoruz. Sektörde bizlerin ve diğer markalarımızın teknoloji odaklı çözümleri bugünden öte yarının lojistik ihtiyaçlarını karşılayacak. Özellikle COVID’in de etkisiyle müşteri davranışları çok ciddi anlamda değişti ve e-ticaretin toplam ticaret içerisindeki oranı her geçen gün arttı. Bundan 5-10 sene önceki e-ticaret müşterisinin beklentisiyle bugünkü beklenti arasında gerçekten inanılmaz farklar var. Biz de bu beklentileri karşılayarak aslında sektörün büyümesine e-ticaretin büyümesine destek olmaya çalışıyoruz. Müşterinin fiziki olarak ürünü elde etmesiyle alakalı kısım oldukça önemli ve kıymetli bir kısım. Kargom nerede kısmı gerçekten çok kritik. Oradaki memnuniyet ya da memnuniyetsizlik aslında son tüketicinin e-ticarette kalıp kalmayacağını, frekansının ne seviyede olup olmayacağını belirleyen bir konu. Dolayısıyla müşteri için buna çok kafa yoruyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Sektörün paydaşlarını bir araya getiren bu değerli zirvede, Türkiye'nin e-ticaret ekosistemini ve lojistik altyapısını küresel standartların ötesine taşımak için kritik bir ortak akıl platformu sunuyor. Etkinliğin hayata geçmesinde katkıda bulunanlara teşekkür ediyoruz” dedi. WIDECT CEO’su Enes Yılmaz: “Büyümenin devam edeceğini görüyoruz” Panelde lojistik ve uçuş maaliyetleri hakkında konuşan WIDECT CEO’su Enes Yılmaz, “Pandemiyle beraber aslında yurt içi e-ticaret çok arttı. Pandemi döneminde domestic bütün dünyadaki ülkeler kendi içindeki e-ticareti arttı, insanlar e-ticarete daha alışkın hale geldiler, e-ticareti hayatlarının her anına dahil ettiler. Ancak bu dönemde uçuş maliyetleri, lojistik maliyetlerin yüksekliği sebebiyle aynı artışı uluslararası e-ticarette göremedik. Pandemi sonrasında normalleşmeyle beraber de online alışverişe alışmış, birçok ihtiyacını e-ticaret üzerinden alan tüketici artık cross-border, başka ülkelerden alışveriş yapmaya başladı. Bu da cross-border e-ticarette bir tık patlama doğurdu. Devamında da aslında tüm dünyadaki e-ticaret satıcılarındaki işlem hacmindeki artış, cross-border e-ticaretteki artışı, bir yandan da Çinli pazar yerlerindeki yüksek rekabetin oluşması, çok sert pazarlara girmesiyle beraber aslında bir tık akış değiştirmeye başladı. Devletler tarafından biraz daha yerelleşmeye, yerel üreticileri destekleyen, bu kadar rahat hareket etmesini engelleyen veya kısıtlamaya çalışan bir yapıyla karşılaştık. Bu da aslında 2025'te, özellikle son çeyreğinde birazcık cross-border e-ticareti yavaşlattı. Ama bu işin doğası gereği biz buradaki büyümenin, büyüme yavaşlasa da büyümenin devam edeceğini görüyoruz” diye konuştu. Aras Global CEO’su Ramazan Altınay: “Türkiye’den 200 ülkeye kargo gönderiyoruz” Pazar yerleriyle entegre olacak şekilde kargolarını gönderebildiklerini aktaran Aras Global CEO’su Ramazan Altınay, “Aras Global olarak öncelikle yakın coğrafyaları hedefliyoruz. Aras Global’in iki ana stratejisi var. Bir tanesi Türk Cumhuriyetleri hedefleyerek buralara yatırım yapmak. Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan’da kendi firmalarımızı Aras Global olarak hayata geçirdik. Örnek vermek gerekirse; Gürcistan’da yaklaşık 20 şubeye ulaştık ve tüm Gürcistan’a dağıtım hizmeti verebilecek noktadayız. Benzer şekilde Azerbaycan’da da ciddi yatırımlar gerçekleştirdik; orada yaklaşık 100 şube ve esnaf noktasına ulaştık. Bunun yanında, her iki ülkeye de Çin’den ciddi bir teveccüh var; orada da gümrük ve hızlı kargo işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Özbekistan’da da Aras Global markasını taşıyoruz ve muhtemelen bu yılın ikinci yarısında orada da hızlı bir yol alıyor olacağız. Türkiye’deki KOBİ’leri desteklemek üzere Aras Global Kargo adında bir platform hayata geçirdik. Şu an yaklaşık 4.000 KOBİ ve esnafımız sisteme kayıtlı durumda. Türkiye’den yurt dışındaki yaklaşık 200 ülkeye, pazar yerleriyle entegre olacak şekilde siparişlerini tek bir platformda görerek kargolarını gönderebiliyorlar.” diye konuştu. Arvato Türkiye ve BAE Genel Müdürü Umur Özkal: “E-ticaret için önemli olan talep tahmini yapabilmek” Yapay zekânın depo operasyonlarına etkisi iş dünyasında gündemdeki yerini korurken, Arvato Türkiye ve BAE Genel Müdürü Umur Özkal, dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Özkal, “Yapay zekânın henüz kenarındayız ancak iş dünyasında ve robotikte hızlı bir giriş yaptık. En basit haliyle sözleşmelerimizi, e-postalarımızı düzenlerken hepimiz bunu kullanıyoruz. Fakat bizim için önemli olan, depo operasyonu yapıyorsak bunu nasıl kullanabileceğimiz konusu oldu ve bu konuda kafa yormaya başladık” dedi. Depo operasyonlarında öncelikle birkaç alan belirlediklerini vurgulayan Özkal, “Bunlardan biri, özellikle e-ticaret için önemli olan talep tahmini yapabilmek. Kırktan fazla müşterimiz ve binlerce çalışanımız var. On iki farklı depoda hizmet veriyoruz. Yarın kaç sipariş gelecek? Hangi kampanya ne kadar etkili olacak? Bir fulfillment şirketi için en önemli kaynak çalışanlardır. Ne kadar çalışana ihtiyaç duyacağımızı bilmek çok önemli. Talebi, yani iş yükünü doğru tahmin edersek, iş gücünü doğru planlayabilir ve daha üretken, daha verimli olabiliriz. Dolayısıyla ilk odak alanımız bu oldu” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MNG Havayolları’ndan Avrupa’da Stratejik Yatırım Haber

MNG Havayolları’ndan Avrupa’da Stratejik Yatırım

MNG Havayolları’nın iştiraklerinden Slovenya merkezli Solinair, Avrupa’daki büyüme stratejisi doğrultusunda yeni hangar yatırımının açılışını Slovenya Cumhurbaşkanı Sayın Nataša Pirc Musar’ın katılımıyla gerçekleştirdi. Slovenya’nın Ljubljana Havalimanı’nda (LJU) yer alan tesis, Avrupa’daki bakım ve operasyon altyapısını güçlendirmeyi hedefleyen önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Yeni tesisle birlikte Solinair’in bakım, onarım ve revizyon (MRO) alanındaki operasyonel kapasitesini artırarak Avrupa pazarındaki varlığını daha da güçlendirmesi hedefleniyor. Avrupa’da artan bakım ihtiyacına çözüm Avrupa havacılık sektöründe; filo büyümesi, uçak yaş ortalamasının yükselmesi ve bakım kapasitesindeki sınırlılıklar, MRO hizmetlerine olan ihtiyacı artırıyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen yatırımın, bölgedeki kapasite ihtiyacına katkı sağlaması bekleniyor. Toplam 6 bin metrekarelik hangar alanı ile birlikte tesisin toplam kapalı alanı 8 bin metrekareye ulaştı. Aynı anda 6 uçağa hizmet verebilecek kapasitede tasarlanan tesis, hat hizmetleri ve üs bakım hizmetlerini birlikte sunuyor. MNG Havayolları’nın Avrupa stratejisinde önemli adım Yatırımı değerlendiren Solinair Yönetim Kurulu Üyesi ve MNG Havayolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökay Özdemir, şunları söyledi: “Solinair olarak, yüksek kaliteli ve güvenilir bakım kapasitesine olan ihtiyacın arttığını görüyoruz. Slovenya, güçlü teknik altyapısı ve nitelikli iş gücüyle bu hedef için doğru bir zemin sunuyor. Yeni tesis, operasyonlarımızı daha ölçeklenebilir hale getirirken aynı zamanda insan kaynağına yatırım yapmamıza da imkan tanıyor. Operasyonlarımız büyüdükçe, teknik yetkinliklerin gelişimine ve havacılık alanında nitelikli iş gücünün artmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.” Bölgesel havacılık ekosistemine katkı Yeni hangarın yalnızca operasyonel kapasiteyi artırmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki havacılık ekosistemine de katkı sağlaması öngörülüyor. Yatırım sayesinde Solinair’ın potansiyel iş birlikleri ile güçlenerek özellikle teknik ve eğitim gibi süreçlerinde dış bağımlılığını azaltması hedefleniyor. Tesisin, hali hazırda Lufthansa, Swissair, Finnair, Air Dolomiti ve Helvetic Airways gibi uluslararası havayolu şirketleri ile uzun vadeli iş anlaşmaları bulunuyor. Solinair bu yatırımla birlikte Avrupa’da bakım, onarım ve revizyon alanında daha güçlü bir konum elde etmeyi hedefliyor. Şirketin, teknik uzmanlık, operasyonel disiplin ve uzun vadeli büyüme odağıyla bölgedeki faaliyetlerini genişletmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa Enerji’den Güçlü Mesaj Haber

Enerjisa Enerji’den Güçlü Mesaj

Türkiye’nin lider elektrik dağıtım ve perakende şirketlerinden Enerjisa Enerji, müşteri çözümleri ve e-mobilite iş kolları ile birlikte 11 bini aşkın çalışanıyla 14 ilde faaliyet gösteriyor. Şirket, enerjiye erişimin sürekliliğini sağlamak ve müşterilerine kesintisiz bir deneyim sunmak için sahada 7/24 operasyon yürütüyor. Bu operasyonun en kritik unsurlarından biri olan saha ekipleri; yoğun kar altında, yüksek sıcaklıklarda, zorlu arazi koşullarında, yüksek gerilim hatlarında ve afet bölgelerinde görev alarak hayatın durmaması için çalışıyor. Zamanla yarışarak yürütülen ve en tehlikeli iş sınıfında bu çalışmalar, şehirlerin ışığını yeniden yakarken günlük yaşamın kesintisiz devam etmesini sağlıyor. Enerjisa Enerji, ‘Karanlık Savaşçıları’ temasıyla hayata geçirdiği yeni reklam filminde, bu görünmeyen emeği odağına alıyor. Filmde, elektriğin kesildiği anlarda devreye girerek karanlığı ortadan kaldıran ekipler bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Bu anlatım, yalnızca bir hizmetin değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğun ve özverinin altını çiziyor. ‘Karanlık Savaşçıları’ ile Enerjisa Enerji, enerjinin sürekliliğini sağlayan ekiplerin cesaretini, dayanıklılığını ve kritik rolünü görünür kılmayı amaçlıyor. Film, şirketin geniş operasyonunun arkasındaki insan hikâyesini merkeze alarak, enerjinin aslında bir ekip işi olduğunu vurguluyor. Enerjisa Enerji, bu yaklaşımını marka kimliğine de taşıyarak logosunu yeniledi. 2023 yılında duyurduğu ‘Herkes için Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonunu odağına alan şirket, yeni logosu ve ‘Daha İyi Bir Gelecek’ söylemiyle yalnızca enerji sağlayan bir şirket olmanın ötesinde, topluma ve geleceğe değer katan bir yapı olma hedefini ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Visa Avrupa İnovasyon Programı 8. Dönemde Odağını Yapay Zekâya Taşıdı Haber

Visa Avrupa İnovasyon Programı 8. Dönemde Odağını Yapay Zekâya Taşıdı

Program, 2019’dan bu yana Türkiye’de fintech’leri Visa’nın küresel ağı, yerel ve uluslararası iş ortakları, bankalar ve karar vericilerle bir araya getirerek ekosistemde kalıcı değer üretiyor. Bugüne kadar 750’nin üzerinde birebir tanışma ve 1,550 saatin üzerinde mentorluk sağlayarak, girişimlerin gerçek iş birliklerine dönüşebilecek temaslar kurmasına olanak tanıdı. Sekizinci döneminde de VIPE, Türkiye’den çıkan çözümlerin Avrupa ve global pazarlara açılmasını destekleyen güçlü bir iş birliği platformu olmayı sürdürüyor. Visa Güney Avrupa İş Geliştirme Başkanı Jak Telyaz, “Türkiye’de fintech ve girişimcilik ekosistemi, artık yalnızca hızla büyüyen değil; gerçek ihtiyaçlara çözüm üreten, pilotlardan ölçeklenebilir ve sürdürülebilir iş modellerine evrilen güçlü bir yapıya dönüşmüş durumda. Bugün finans dünyasında fark yaratan şey, bir fikrin ne kadar yenilikçi olduğu değil; doğru iş ortaklarıyla ne kadar hızlı hayata geçirilebildiği. Visa Avrupa İnovasyon Programı’nı bu nedenle bir hızlandırma programından öte, bankalar ve girişimler arasında somut iş birliklerinin kurulduğu stratejik bir platform olarak konumlandırıyoruz. Bu yıl programa seçilen girişimlerin, bankalarla birlikte ölçeklenebilir değer yaratacak güçlü iş birliklerine imza atacağına inanıyoruz” dedi. Programın 2026 dönemi kapsamında, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi’nin desteğiyle Türkiye fintek ekosisteminin gelişimine yönelik önemli bir adım daha atıldı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Finansal Yatırımlar Birimi Müdürü Dr. Kaan Masatçı konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Geçtiğimiz yıl Türkiye’de teknoloji yatırımları yaklaşık 560 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Küresel eğilimlerle paralel olarak bir önceki yıla kıyasla genel bir daralma görülse de fintek yatırımları artış kaydetti. Bu tablo, fintek sektörünün Türkiye teknoloji ekosistemi içindeki stratejik rolünü net biçimde ortaya koyuyor. Bu yıl sekizincisi gerçekleştirilen Visa İnovasyon Programı (VIPE) Türkiye ayağının bu alana sağladığı katkı son derece değerli. Yatırımların asıl ivmesini 2020 yılı sonrasında kazandığı bir ekosistemde, 2019 yılından bu yana kesintisiz şekilde varlık gösteren VIPE, fintek endüstrisinde güçlü ve konumlandırıcı bir rol üstleniyor.” Sekizinci dönemin odağında yapay zekâ ve ölçeklenebilir iş modelleri VIPE’nin 2026 dönemi, üç ana tema etrafında yapılandırıldı: Yapay zekâ ve Agentic Commerce B2B ve Para Hareketleri ile Açık Finans ve Veri olarak belirlendi. Bu alanlar, yalnızca yükselen trendler değil; bugün finans sektöründe gerçek kullanım senaryolarının ve sürdürülebilir iş modellerinin üretildiği kritik başlıklar olarak öne çıkıyor. Bu yıl programa seçilen girişimler; tedarik, ticaret, mobilite, uyum ve dijital varlıklar gibi alanlarda bankaların ve kurumların gerçek operasyonel ihtiyaçlarına çözüm sunuyor. Daha da önemlisi, bu çözümler bankalara entegre edilebilecek ve ölçeklenebilecek şekilde tasarlanmış yapılar olarak dikkat çekiyor.[AG1] Türkiye’den yola çıkan girişimler dünyaya açılıyor VIPE, fintech’lerin Visa’nın global ağı, uzmanlığı ve iş ortaklarıyla bir araya gelerek somut iş birlikleri geliştirmesine olanak tanıyor. Bugüne kadar programa katılan Türkiye merkezli girişimler, Visa’nın uluslararası ağı aracılığıyla farklı pazarlara açıldı. Craftgate’in İspanya açılımı, Mall IQ’nun Visa CEMEA ile iş birliği ve Wamo’nun İtalya genişlemesi, bu sürecin somut çıktıları arasında yer alıyor. Program kapsamında ayrıca girişimlere yönelik uluslararası büyüme, yatırım süreçleri, operasyon ve yatırımcı ilişkileri gibi farklı başlıklarda atölye çalışmaları düzenleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Robot Care ile Robotik Sistemlerde Proaktif Bakım Yaklaşımı Haber

Robot Care ile Robotik Sistemlerde Proaktif Bakım Yaklaşımı

Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri, teknik destek, eğitim ve bakım gibi ürün ve çözümlerinin yaşam döngüsünü uçtan uca kapsayan “FA Center” çatısı altında sunduğu “Robot Care” programı ile robot sistemlerinin uzun ömürlü, güvenli ve yüksek performansla çalışmasını hedefliyor. Robot sistemlerine özel olarak geliştirilen “Robot Care” programı, arıza sonrası müdahale yerine olası sorunların henüz oluşmadan tespit edilmesine odaklanan proaktif bir bakım yaklaşımı sunuyor. Aşınma, gevşeme veya performans düşüşü gibi küçük çaplı sorunların erken aşamada giderilmesi, bu problemlerin büyük arızalara dönüşme riskini azaltırken, üretim hatlarında plansız duruşların da önüne geçilmesine katkı sağlıyor. Proaktif Bakım, Maliyet Kontrolü ve İş Güvenliğini Birlikte Sağlıyor “Robot Care”, robotların ömür tespiti ile hafif ve ağır bakım süreçlerini içeren kapsamlı bir hizmet anlayışı sunuyor. Kontrol ve bakım süreçlerinin düzenli gerçekleştirilmesi, robotların ömrünü uzatırken büyük arızaların ve yüksek onarım maliyetlerinin önüne geçiyor. Yüksek tekrarlanabilirlik gerektiren uygulamalarda kalite standartlarının korunmasına katkı sağlayan program, güvenlik devrelerinin düzenli kontrolü ile iş kazası risklerini düşürüyor. Öte yandan bakım süreçlerinden elde edilen veriler ve detaylı raporlamalar, işletmelere geleceğe yönelik bakım planlaması yapma imkânı sunarak daha öngörülebilir bir operasyon yapısını destekliyor. Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri, robot sistemlerinde benimsediği bu yaklaşımı diğer otomasyon bileşenlerine de entegre ediyor. Şirket, inverter teknolojileri için geliştirdiği “Inverter Care” programıyla, zorlu çevresel koşulların ekipmanlar üzerindeki olumsuz etkilerini önlemeyi ve inverter performansını korumayı amaçlıyor. Mitsubishi Electric Fabrika Otomasyon Sistemleri uzmanları, bu bakım süreçlerinin robotların ve inverterlerin kullanım yoğunluğuna bağlı olarak yılda bir kez gerçekleştirilmesini öneriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi Haber

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi

Bir sevkiyatın birkaç saat gecikmesi bazen tek bir teslimatı değil, tüm tedarik planını bozar. Bu yüzden lojistikte dijitalleşme örnekleri artık teknoloji vitrini değil, operasyonel dayanıklılık ve rekabet gücü başlığı olarak okunuyor. Saha ile merkez arasındaki veri akışı hızlandıkça, şirketler yalnızca nerede sorun çıktığını değil, sorunun neden tekrarlandığını da daha net görebiliyor. Lojistik sektörü uzun süre fiziksel hareketin yönetimi üzerinden değerlendirildi. Ancak bugün asıl farkı yaratan unsur, hareketin arkasındaki verinin kalitesi. Siparişin depoya düşmesinden yüklemenin planlanmasına, araç takibinden teslimat kanıtına kadar her aşama dijital iz bıraktığında, yöneticiler daha hızlı karar alabiliyor. Bu değişim sadece büyük ölçekli şirketlerin konusu da değil. Orta ölçekli taşımacılık firmaları, 3PL sağlayıcıları, üretici şirketlerin lojistik ekipleri ve perakende zincirleri için de benzer şekilde kritik hale geldi. Lojistikte dijitalleşme örnekleri neden stratejik önem taşıyor? Dijitalleşmenin lojistikte yarattığı etki, tek başına hız artışıyla sınırlı değil. Asıl kazanım, planlama ile uygulama arasındaki farkın küçülmesi. Geleneksel yapıda birçok karar telefon, e-posta ve manuel takip üzerinden ilerlerken, dijital altyapı bu süreci ölçülebilir hale getiriyor. Böylece maliyetler geriye dönük muhasebe konusu olmaktan çıkıp anlık yönetim alanına giriyor. Özellikle dalgalı talep, yakıt maliyetleri, sürücü planlaması, gümrük süreçleri ve müşteri beklentileri birlikte düşünüldüğünde, veri destekli operasyonlar daha öngörülebilir sonuç üretiyor. Yine de her dijital yatırım aynı sonucu vermiyor. Şirketin operasyon hacmi, ağ yapısı, müşteri profili ve mevcut sistem olgunluğu burada belirleyici. Başka bir ifadeyle, doğru araç kadar doğru kullanım senaryosu da önemli. Depoda dijitalleşme: barkoddan yapay zekaya uzanan hat Depo yönetimi, dijital dönüşümün en somut görüldüğü alanlardan biri. Barkod ve el terminali kullanımı artık temel seviye kabul ediliyor. Bunun üzerine kurulan depo yönetim sistemleri, ürün kabulünden yerleştirmeye, toplama süreçlerinden sevkiyat hazırlığına kadar tüm akışı görünür kılıyor. Buradaki en yaygın lojistikte dijitalleşme örnekleri arasında anlık stok görünürlüğü öne çıkıyor. Stok sayım farklarının azalması, toplama hatalarının düşmesi ve sipariş hazırlama süresinin kısalması, doğrudan hizmet seviyesine yansıyor. Özellikle e-ticaret ve hızlı tüketim odaklı operasyonlarda, birkaç dakikalık iyileşme bile gün sonunda ciddi kapasite farkı yaratabiliyor. Daha ileri seviyede ise görüntü işleme sistemleri, akıllı raf çözümleri ve talep tahminine bağlı slotting uygulamaları devreye giriyor. Ancak burada bir denge gerekiyor. Yüksek otomasyon yatırımı, hacmi istikrarsız ya da ürün çeşitliliği çok değişken depolarda beklenen geri dönüşü her zaman sağlamayabiliyor. Bu nedenle birçok şirket önce veri kalitesini ve süreç disiplinini güçlendirip sonra otomasyona geçmeyi tercih ediyor. Filo yönetiminde gerçek zamanlı izleme nasıl değer üretiyor? Araç takip sistemleri yıllardır kullanılıyor, fakat yeni dönemde konu yalnızca harita üzerinde araç görmek değil. Filo yönetim yazılımları artık rota sapmaları, bekleme süreleri, yakıt tüketim eğilimleri, sürüş davranışları ve bakım ihtiyaçları gibi başlıkları tek ekranda birleştirebiliyor. Bu yapı, operasyon merkezine iki önemli avantaj sağlıyor. İlki, anlık müdahale kabiliyeti. Trafik yoğunluğu, hava koşulları veya teslimat adresindeki değişiklik gibi durumlarda rota yeniden kurgulanabiliyor. İkincisi ise karar kalitesinin artması. Hangi hatta ne kadar boş kilometre oluştuğu, hangi müşteri segmentinde zaman kaybının yoğunlaştığı ya da hangi araç grubunun maliyet baskısı yarattığı daha net görülebiliyor. Yine de gerçek zamanlı izleme tek başına verimlilik garantisi vermiyor. Eğer veri yorumlanmıyor, sürücü yönetimiyle ilişkilendirilmiyor ve performans göstergelerine bağlanmıyorsa, sistem kısa sürede yalnızca rapor üreten bir araca dönüşebiliyor. Başarılı örneklerde teknoloji, insan ve süreç birlikte ele alınıyor. Rota optimizasyonu ve teslimat planlaması Son kilometre teslimatlarının büyümesiyle rota optimizasyonu daha görünür hale geldi. Buradaki dijital çözümler, teslimat noktalarını yalnızca mesafeye göre değil; zaman penceresi, araç kapasitesi, trafik verisi, müşteri önceliği ve sürücü vardiyası gibi değişkenlerle birlikte değerlendiriyor. Özellikle çok duraklı dağıtım yapan şirketlerde bu sistemler yakıt tüketimini azaltırken teslimat başına maliyeti de aşağı çekebiliyor. Ancak her operasyon için aynı matematik geçerli değil. Kırsal alanlarda teslimat yoğunluğu düşükse ya da müşteri tarafında randevu disiplini zayıfsa, en iyi rota planı bile sahada revizyona uğrayabiliyor. Bu yüzden gelişmiş firmalar sabit plan yerine dinamik planlama yaklaşımını benimsiyor. Teslimat kanıtının dijital hale gelmesi de aynı zincirin önemli bir parçası. Elektronik imza, fotoğraflı teslim teyidi ve mobil uygulama üzerinden durum güncellemesi, müşteri hizmetleri yükünü azaltırken uyuşmazlık yönetimini de kolaylaştırıyor. Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve görünürlük Kurumsal alıcılar için artık sadece ürünün teslim edilmesi yetmiyor. Yükün nerede olduğu, hangi koşullarda taşındığı, ne zaman gecikme riski oluştuğu ve siparişin genel akışta nereye oturduğu da soruluyor. Bu nedenle görünürlük platformları, lojistikte rekabetin yeni katmanlarından biri haline geldi. İzlenebilirlik çözümleri, özellikle sıcaklık kontrollü taşımacılık, ilaç, gıda, otomotiv ve yüksek değerli ürün segmentlerinde daha kritik. Sensör destekli takip sayesinde sıcaklık sapmaları, kapı açılma bilgisi, darbe riski veya gecikme olasılığı önceden tespit edilebiliyor. Bu da yalnızca kayıp azaltma meselesi değil, aynı zamanda regülasyon uyumu ve marka güveni konusu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, verinin çokluğu ile faydanın aynı şey olmaması. Yüzlerce veri noktası toplayıp bunları aksiyona çeviremeyen yapıların operasyon yükü artabiliyor. Etkili model, karar anında işe yarayan veriyi öne çıkaran modeldir. Evrak süreçlerinin dijitalleşmesi maliyeti nasıl etkiliyor? Lojistik operasyonlarda görünmeyen yüklerden biri evrak trafiği. İrsaliye, teslim tutanağı, fatura eşleştirme, gümrük dokümanları ve taşıma emirleri hâlâ birçok şirkette parçalı ilerliyor. Oysa doküman yönetimi dijitalleştiğinde, operasyon hızı kadar finansal doğruluk da iyileşiyor. Elektronik belge akışı, hatalı veri girişini azaltıyor ve onay sürelerini kısaltıyor. Özellikle çok şubeli yapılar, dış tedarikçilerle çalışan ağlar ve uluslararası taşıma yapan firmalar için bu alan ciddi verimlilik yaratıyor. Çünkü geciken ya da eksik belge çoğu zaman yalnızca idari sorun değil, tahsilat gecikmesi ve müşteri memnuniyetsizliği anlamına geliyor. Bununla birlikte, evrak dijitalleşmesinde entegrasyon kalitesi belirleyici. ERP, depo yönetim sistemi, taşıma yönetim sistemi ve muhasebe altyapısı birbirinden kopuksa, dijital belge akışı yeni bir karmaşa da üretebilir. Yani mesele belgeleri PDF yapmak değil, süreci uçtan uca bağlamak. Yapay zeka ve tahminleme hangi alanlarda öne çıkıyor? Son dönemde yapay zeka odaklı uygulamalar daha fazla konuşuluyor. Talep tahmini, kapasite planlama, gecikme öngörüsü, bakım ihtiyacı tahmini ve fiyatlama analitiği bu başlıkların başında geliyor. En güçlü kullanım alanı ise karar destek. Sistem, geçmiş veriyi ve anlık koşulları birlikte analiz ederek yöneticinin önüne daha isabetli senaryolar koyabiliyor. Ancak burada beklenti yönetimi kritik. Yapay zeka, veri seti zayıf olan ya da temel süreçleri standardize edilmemiş şirketlerde hızlı çözüm üretmeyebilir. Önce veri temizliği, süreç standardizasyonu ve ölçüm kültürü gerekir. Aksi halde teknoloji yatırımı, kurumsal sunumlarda güçlü görünen ama sahada sınırlı karşılık bulan bir başlığa dönüşebilir. Dönüşümde en sık görülen engeller Lojistikte dijitalleşme örnekleri çoğaldıkça, başarısız projelerin nedenleri de daha görünür hale geliyor. En sık rastlanan sorun, teknolojinin operasyon ihtiyacından kopuk seçilmesi. Şirketler bazen rakipte gördüğü çözümü kendi yapısına doğrudan uyarlamaya çalışıyor. Oysa ağ yapısı, teslimat modeli ve müşteri beklentisi farklıysa sonuç da farklı oluyor. İkinci engel, saha ekiplerinin dönüşüme dahil edilmemesi. Depo personeli, sürücüler, planlama uzmanları ve müşteri operasyon ekipleri sürecin dışında kalırsa yeni sistemler dirençle karşılaşabiliyor. Üçüncü başlık ise veri disiplini. Yanlış girilen veri, hiç toplanmamış veri kadar sorun yaratır. Bu nedenle başarılı şirketler genellikle küçük ama ölçülebilir pilotlarla ilerliyor. Önce tek depo, belirli bir rota grubu ya da sınırlı müşteri segmentinde sonuç alınıyor. Ardından yatırım kararı genişletiliyor. Bu yaklaşım hem bütçe riskini düşürüyor hem de kurum içinde güven oluşturuyor. Lojistikte dijitalleşme artık bir vitrin tercihi değil, yönetim kapasitesi meselesi. Hangi teknolojinin seçileceği kadar, hangi sorunu çözmek için devreye alındığı da belirleyici. Sektörü izleyen profesyoneller için esas soru şu: Daha fazla sistem kurmak mı gerekiyor, yoksa mevcut veriyi daha doğru kullanmak mı? Çoğu zaman gerçek sıçrama, ikinci soruya verilen net cevapla başlıyor.

Haber ajansı mı editör ekibi mi? Haber

Haber ajansı mı editör ekibi mi?

Bir dijital yayın operasyonunda kriz anları genellikle aynı soruyla başlar: Gündem akarken içerik açığını kim kapatacak? Tam bu noktada “haber ajansı mı editör ekibi mi” sorusu yalnızca editoryal bir tercih olmaktan çıkar, doğrudan hız, maliyet, güvenilirlik ve büyüme modeliyle ilgili stratejik bir karara dönüşür. Özellikle internet gazeteleri, kurumsal yayınlar ve sektör odaklı medya platformları için mesele sadece haber üretmek değildir. Sürekli güncellenen bir akış kurmak, başlık kalitesini korumak, sektörel uzmanlığı kaybetmemek ve aynı anda operasyonel yükü yönetmek gerekir. Bu yüzden doğru cevap çoğu zaman tek bir tarafa işaret etmez. İhtiyaç, yayın hedefi ve kaynak yapısı belirleyici olur. Haber ajansı mı editör ekibi mi: Asıl fark nerede? Haber ajansı, ölçek ve akış sağlar. Editör ekibi ise marka sesi, seçicilik ve yayın kimliği üretir. Aradaki temel fark tam olarak budur. Bir haber ajansı, farklı kategorilerde sürekli içerik beslemesi sunar. Ekonomi, teknoloji, savunma sanayii, enerji, tarım, lojistik ya da sürdürülebilirlik gibi alanlarda düzenli haber akışı sağlamak isteyen yayıncı için bu model ciddi bir zaman avantajı yaratır. Özellikle telifsiz ve yeniden kullanıma uygun içerik sunan ajanslar, dijital yayınların günlük üretim baskısını azaltır. Editör ekibi ise kurumun neyi, nasıl ve hangi öncelikle yayınlayacağına karar verir. Bir başka deyişle editörler yalnızca metin yazmaz, yayın çizgisini kurar. Hangi haberin ana sayfaya çıkacağı, hangi başlığın marka tonuna uygun olduğu, hangi gelişmenin okuyucu için gerçekten anlam taşıdığı editoryal süzgeçle belirlenir. Bu nedenle biri diğerinin tam alternatifi değildir. Ajans içerik akışını güçlendirir, editör ekibi ise o akışa anlam ve yön verir. Sadece editör ekibiyle ilerlemek ne zaman doğru olur? Eğer yayınınız güçlü bir niş alana odaklanıyorsa ve özgün ses en kritik unsur ise, editör merkezli model daha doğru olabilir. Özellikle düşünce liderliği üretmek isteyen kurumlar, kurumsal yayın kimliğini çok net korumak isteyen mecralar ve özel dosya haberciliğine ağırlık veren platformlar için iç ekip büyük avantaj sağlar. Bunun temel nedeni kontrol düzeyidir. İç editör ekibi gündemi yalnızca takip etmez, kurumun stratejik önceliklerine göre yorumlar. Örneğin savunma sanayii, yapay zeka yatırımları ya da enerji dönüşümü gibi teknik başlıklarda aynı haberin farklı yayınlarda farklı ağırlıkta ele alınması gerekir. İç ekip bu ayrımı daha hassas yönetir. Ancak bunun belirgin bir maliyeti vardır. Nitelikli editör kadrosu kurmak, vardiya planlamak, farklı sektörleri bilen yazarlar bulmak ve haber akışını her gün aynı kalitede sürdürmek ciddi operasyon ister. Özellikle küçük ve orta ölçekli yayınlarda bu yapı kısa sürede darboğaza girebilir. Tatillerde, yoğun gündem günlerinde veya ani haber patlamalarında ekip kapasitesi hızla zorlanır. Haber ajansı desteği ne zaman daha mantıklıdır? Yayın hacmi büyüdükçe ve kategori sayısı arttıkça ajans desteği daha rasyonel hale gelir. Çünkü burada mesele tek tek içerik üretmek değil, kesintisiz akış yönetmektir. Bir ekonomi portalı düşünelim. Aynı gün içinde şirket haberleri, yatırım gelişmeleri, sektörel açıklamalar, üretim verileri, ihracat, enerji maliyetleri, lojistik hareketlilik ve teknoloji yatırımları gündeme gelebilir. Bunların tamamını yalnızca iç ekiple karşılamak çoğu zaman verimli değildir. Ajans desteği, bu geniş alanı temel akış düzeyinde doldurur ve editörlerin daha yüksek değerli işlere odaklanmasını sağlar. Buradaki avantaj sadece hız da değildir. Ajanslar genellikle çok sayıda sektörü eşzamanlı izlediği için yayıncıya kapsama alanı sunar. Kurum içi ekip bunu tek başına kurmak istediğinde hem personel hem süreç maliyeti artar. Özellikle telifsiz içerik modeli sunan yapılar, dijital yayıncı açısından yeniden kullanım kolaylığı da getirir. Yine de ajans kullanımında dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: Her ajans aynı derinliği sağlamaz. Genel gündem odaklı, kopyala-yapıştır düzeyinde içerik veren bir kaynak ile sektörel uzmanlık taşıyan bir ajans arasında büyük fark bulunur. Yayıncının ihtiyacı yüzeysel hacim değilse, ajans seçimi doğrudan marka değerini etkiler. Maliyet hesabı sadece maaşla yapılmaz “Haber ajansı mı editör ekibi mi” tartışmasında en sık yapılan hata, hesabı sadece aylık personel maliyeti üzerinden yapmaktır. Oysa gerçek maliyet, süreklilik ve çıktı kalitesiyle birlikte değerlendirilmelidir. İç editör ekibi ilk bakışta daha fazla kontrol sağladığı için cazip görünür. Fakat buna işe alım süreci, eğitim, editoryal koordinasyon, vardiya yönetimi, revizyon yükü ve ani yoğunlukları karşılama maliyeti eklendiğinde tablo değişir. Ayrıca her editör her sektörde aynı yetkinlikte çalışamaz. Bu da uzmanlık boşlukları yaratır. Ajans modelinde ise maliyet daha öngörülebilir hale gelir. Özellikle yüksek hacimli yayın yapan mecralar için birim içerik başına düşen yük azalır. Fakat burada da içeriğin yayın öncesi editoryal uyarlamaya ihtiyaç duyup duymadığı önemlidir. Eğer gelen her içerik baştan sona yeniden yazılıyorsa, ajans desteğinin verimliliği düşebilir. Doğru soru şudur: Hangi model bize daha az kaynakla daha sürdürülebilir yayın performansı sağlar? Cevap çoğu kurum için hibrit yapıya çıkar. En güçlü model çoğu zaman hibrittir Pratikte en verimli çözüm, haber ajansı ile editör ekibinin birbirini tamamladığı yapıdır. Ajans, temel haber akışını ve kategori genişliğini sağlar. İç editör ekibi ise seçer, önceliklendirir, yeniden çerçeveler ve marka diline uyarlar. Bu model özellikle büyümek isteyen dijital yayınlar için güçlüdür. Çünkü ekip enerjisini her haberin sıfırdan üretimine değil, fark yaratan alanlara yönlendirebilir. Özel röportajlar, analizler, görüş yazıları, dosyalar, veri temelli haberler ve sektör odaklı manşetler iç ekipte kalırken; düzenli haber akışı ajans desteğiyle beslenir. Burada önemli olan iş bölümü netliğidir. Ajans içerikleri siteyi dolduran ham madde olarak görülmemeli, yayın stratejisinin parçası olarak ele alınmalıdır. Editör ekibi de yalnızca düzeltme yapan masa rolüne sıkışmamalıdır. Değer, iki yapının doğru kurgulanmasında ortaya çıkar. Haber ajansı mı editör ekibi mi sorusunda karar kriterleri Karar verirken önce yayın modeline bakmak gerekir. Eğer günde sınırlı sayıda ama yüksek özgünlükte içerik yayınlıyorsanız, güçlü bir editör kadrosu öncelikli olabilir. Eğer çok kategorili, yoğun tempolu ve gün boyu yenilenen bir yayın işletiyorsanız ajans desteği neredeyse zorunlu hale gelir. İkinci kriter hedef kitledir. Karar vericilere, yatırımcılara, sektör profesyonellerine ve kurumsal iletişim ekiplerine seslenen yayınlar için içerik doğruluğu kadar sektörel bağlam da önem taşır. Bu nedenle yalnızca hızlı olmak yetmez. Haberin neden önemli olduğunu bilen bir editoryal akıl gerekir. Üçüncü kriter büyüme planıdır. Yayınınız yeni kategori açmak, çok dilli içerik üretmek, video ve foto galeri gibi formatları artırmak ya da daha sık güncellenmek istiyorsa sadece iç kaynakla ilerlemek zorlaşır. Ölçeklenebilirlik açısından ajans iş birliği önemli avantaj sağlar. Dördüncü kriter ise marka pozisyonudur. Eğer yayınınızın gücü özgün yorum, özel erişim ve farklılaştırılmış editoryal perspektiften geliyorsa, ajans içeriklerinin oranı dikkatle dengelenmelidir. Çünkü fazla dış besleme, yayın kimliğini zayıflatabilir. Yayıncılar için asıl mesele tercih değil kurgu Bugün mesele “ajans mı, ekip mi” ikilemine sıkışmak değil, doğru editoryal mimariyi kurmaktır. Güçlü yayınlar, haber ajansını kapasite artırıcı bir kaynak olarak kullanırken editör ekibini stratejik merkezde konumlandırır. Böylece hem hız kaybedilmez hem de yayın kişiliği aşınmaz. Özellikle sektörel ve iş dünyası odaklı mecralarda bu yaklaşım daha da önemlidir. Çünkü okuyucu yalnızca bilgi değil, filtrelenmiş anlam arar. Hangi gelişmenin yatırım ortamını etkilediği, hangi regülasyonun sektörlere yansıyacağı, hangi şirket adımının pazarda karşılık bulacağı editoryal değerlendirme olmadan eksik kalır. Bu yüzden iyi bir ajans, editör ekibinin yerini alan değil onun etki alanını büyüten yapıdır. Nitekim https://www.kapsulhaberajansi.com gibi sektörel kapsama ve yeniden kullanım odaklı modeller, özellikle yoğun yayın temposuna sahip dijital mecralar için bu ihtiyaca karşılık verebilir. Karar verirken en doğru başlangıç noktası şudur: Yayınınızın gerçekten nerede değer ürettiğini netleştirin. Eğer değer hızdaysa akışı güçlendirin. Eğer değer yorumdaysa editoryal çekirdeği büyütün. Eğer her ikisine birden ihtiyacınız varsa, sistemi buna göre kurun. Çünkü güçlü medya operasyonları tercihlerle değil, doğru dengelerle büyür.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.