Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Operasyonel Dayanıklılık

Kapsül Haber Ajansı - Operasyonel Dayanıklılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Operasyonel Dayanıklılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doğuş Teknoloji Sürdürülebilirlikte İnsan ve Yapay Zekâyı Merkeze Alıyor Haber

Doğuş Teknoloji Sürdürülebilirlikte İnsan ve Yapay Zekâyı Merkeze Alıyor

Yapay zekâ teknolojilerinin iş modellerinden karar mekanizmalarına kadar pek çok alanı yeniden şekillendirdiği günümüzde, teknoloji şirketlerinin sorumluluk alanı da genişliyor. Bir teknolojinin neyi mümkün kıldığının yanı sıra nasıl güvenli, verimli ve sorumlu biçimde kullanıldığı da giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu dönüşüm; enerji tüketiminden veri güvenliğine, etik kullanımdan yetkinlik dönüşümüne kadar birçok başlığı beraberinde getiriyor. Doğuş Teknoloji, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nda “Akıl Çağı” olarak tanımladığı bu dönemi, teknolojik kapasitenin insan muhakemesi, güven ve sorumlulukla birlikte yön bulduğu bir süreç olarak ele alıyor. Raporda şirketin çevresel ve sosyal etkilerinin yanı sıra teknoloji yatırımları, insan ve kültür yaklaşımı, güven, operasyonel dayanıklılık ve Ar-Ge çalışmaları bütüncül bir perspektifle değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik kapasitesini büyütürken bu kapasitenin ekonomik, çevresel ve toplumsal etkilerini birlikte yönetme yaklaşımı da raporun temel eksenlerinden birini oluşturuyor. Güneş Enerjisiyle 1,27 Milyon kWh Üretim Dijital altyapıların büyümesiyle artan enerji ihtiyacını çevresel sorumluluğunun önemli başlıklarından biri olarak ele alan Doğuş Teknoloji, enerji ve kaynak verimliliğine yönelik çalışmalarını 2025 yılında da sürdürdü. Doğuş Teknoloji Veri Merkezi'nin enerji ihtiyacının bir bölümü güneş enerjisiyle karşılanıyor; 2025'te güneş panellerinden yaklaşık 687 bin kWh elektrik kullanıldı. Böylece güneş enerjisinin şirketin toplam elektrik tüketimindeki payı, yıllık bazda %20,1'den %27,1'e yükseldi. Şirket, teknoloji yetkinliklerini farklı sektörlerin kaynak kullanımını azaltmaya yönelik çözümlerde de değerlendiriyor. SOLARPULSE ile güneş enerjisi kullanan tesislerin üretim ve tüketiminin yapay zekayla tahminlenmesi, FERIDE ile tarımsal faaliyetlerde su ve kaynak kullanımının daha verimli yönetilmesi, GreenCodex ile ise yazılım ve sunucu kaynaklı enerji tüketiminin analiz edilerek verimlilik alanlarının belirlenmesi hedefleniyor. Kadın Yöneticilerin Oranı %50’ye Ulaştı Sürdürülebilirliğin insan boyutunda çeşitlilik, çalışan deneyimi ve geleceğin yetkinliklerine odaklanan Doğuş Teknoloji’de kadın çalışan oranı %43,1 olurken, 2024’te %44,1 olan kadın yönetici oranı 2025’te %50’ye yükseldi. Bir önceki yıl %77,2 olan çalışan memnuniyeti skoru ise %83,9’a çıktı. Teknoloji sektörünün değişen yetkinlik ihtiyacına karşı genç yeteneklerin gelişimini de destekleyen şirket, Geleceğe Giriş Programı kapsamında 74 farklı üniversiteden 172 gence teknoloji sektöründe deneyim kazanma fırsatı sundu. Ar-Ge Harcaması 558,4 Milyon TL’ye Ulaştı Doğuş Teknoloji, teknolojik yetkinliklerini geliştirmeye yönelik yatırımlarını 2025 yılında da sürdürdü. Şirketin Ar-Ge harcaması iki yılda 2,4 katına çıkarak 558,4 milyon TL’ye ulaştı. Doğuş Teknoloji, 2025 yılı boyunca 21 Ar-Ge/Tasarım projesi yürüttü. Şirketin Ar-Ge Merkezi, kuruluşundan bu yana 7 tescilli patente sahip. Genç çalışanların fikir ve önerilerini her yıl farklı bir tema etrafında değerlendiren Genç Danışma Kurulu’nun 2025’te sürdürülebilirlik temasıyla yürüttüğü çalışmalardan doğan SustainFlow platformu için de ürün geliştirme süreçleri başlatıldı. İş Sürekliliği ISO 22301 ile Belgelendirildi Doğuş Teknoloji, operasyonel dayanıklılık ve iş sürekliliği alanındaki çalışmalarını da 2025 yılında güçlendirdi. Veri merkezi operasyonları ve Turkuaz uygulamasını kapsayan iş sürekliliği süreçleri ISO 22301:2019 İş Sürekliliği Yönetim Sistemi Sertifikası ile belgelendirildi. 2025 yılında müşteri gizliliği ihlali veya veri kaybına ilişkin doğrulanmış şikâyet bulunmadı. Şirket, güvenli ve sorumlu teknoloji kullanımına yönelik yönetişim yaklaşımını 2026’da kuracağı Yapay Zekâ Etik Komitesi ile daha da ileri taşımayı hedefliyor. Komitenin; insan gözetimi, şeffaflık, adillik ve hesap verebilirlik ilkelerini esas alan bir yönetişim çerçevesi oluşturması planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akfen Yenilenebilir Enerji'den 700 Bin Haneye Eşdeğer Elektrik Üretimi Haber

Akfen Yenilenebilir Enerji'den 700 Bin Haneye Eşdeğer Elektrik Üretimi

Akfen Yenilenebilir Enerji, sürdürülebilirlik yaklaşımını iklim değişikliğine karşı dayanıklı ve çeşitlendirilmiş bir yenilenebilir enerji portföyü oluşturma hedefi doğrultusunda sürdürürken, 2025 yılına ilişkin çevresel, sosyal ve yönetişim performansını 2025 TSRS Uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu ile paydaşlarının bilgisine sundu. Şirketin Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın TSRS S1 ve TSRS S2 hükümleri doğrultusunda hazırlanan ilk raporu; sürdürülebilirlikle ve iklimle ilişkili risk ve fırsatları yönetişim, strateji, risk yönetimi, metrikler ve hedefler çerçevesinde ele alıyor. Raporda, Akfen Yenilenebilir Enerji’nin düşük karbonlu enerji dönüşümüne katkısının yanı sıra operasyonel dayanıklılık, kaynak verimliliği, yeni teknolojiler, çalışanlar, toplumsal etki ve biyoçeşitlilik alanlarındaki çalışmaları da yer alıyor. KURULU GÜÇ 887 MW SEVİYESİNE ULAŞTI Akfen Yenilenebilir Enerji’nin 2025 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’na göre, şirketin 2025 yılında gerçekleştirdiği 1.645,9 GWh’lik yenilenebilir elektrik üretimi, açıklanan verilere göre hane başı yıllık elektrik tüketimi esas alındığında yaklaşık 700 bin hanenin yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer bir üretim seviyesine karşılık geldi RÜZGÂR VE HİBRİT ÜRETİMDE YÜZDE 14,7 BÜYÜME 2025 yılında hidroelektrik üretimi hidrolojik koşulların etkisiyle bir önceki yıla göre yüzde 21,5 azalırken, güneş santrallerinin üretimi ise bir önceki yıla yakın bir seviyede kaldı, Akfen Yenilenebilir Enerji’nin çeşitlendirilmiş üretim portföyü toplam üretimin artmasını destekledi. Şirketin rüzgâr ve hibrit üretim portföyünden elde ettiği elektrik üretimi 2025 yılında 1.099,6 GWh’ye ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 14,7 arttı. Rüzgâr ve hibrit GES yatırımlarının toplam kurulu güç içerisindeki payı da yaklaşık yüzde 60 seviyesine ulaştı. Bu gelişim, yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine dayanan portföy yapısının değişken iklim ve üretim koşullarına karşı sağladığı operasyonel dayanıklılığı ortaya koydu. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLAMASINDA TSRS DÖNEMİ 2025 yılı, Akfen Yenilenebilir Enerji’nin sürdürülebilirlik raporlaması açısından da yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Şirket, ilk kez Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları doğrultusunda hazırladığı raporunda sürdürülebilirlik ve iklim kaynaklı risk ve fırsatları daha bütüncül bir çerçevede değerlendirdi. TSRS kapsamında ilk uygulama döneminde açıklanması zorunlu olmamasına rağmen şirket, 2025 yılı Kapsam 3 sera gazı emisyonlarını gönüllü olarak hesaplayarak raporladı. Raporda yer alan seçili çevresel, sosyal ve yönetişim göstergeleri için ayrıca bağımsız sınırlı güvence denetimi gerçekleştirildi. YEREL PAYDAŞLARA YÖNELİK SOSYAL ETKİ ÇALIŞMALARI Raporun sosyal etki başlıkları arasında Akfen Yenilenebilir Enerji finansörlüğünde, TİKAV koordinasyonunda yürütülen “Önlem Al, Güvende Kal” projesi de yer aldı. Proje kapsamında 2025 yılında Türkiye’nin 28 farklı lokasyonunda gerçekleştirilen çalışmalarla yaklaşık 3 bin kişiye afetlere hazırlık ve afet yönetimi konularında ulaşıldı. Akfen Yenilenebilir Enerji ayrıca santrallerinin bulunduğu bölgelerde altyapı, sosyal ihtiyaçlar ve güvenlik gibi alanlarda yerel paydaşlara destek sağlamaya devam etti. BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALAR SÜRDÜ Çevresel çalışmalar kapsamında biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik izleme faaliyetlerine 2025 yılında da devam edildi. RES ve EDT projeleri kapsamında flora-fauna ve yarasa izleme çalışmaları gerçekleştirilirken ekolojik raporlamalar istatistiki veriler elde edebilme adına devam ettirildi. Ayrıca santral çalışanlarının santral çevresinde karşılaştıkları canlı veya ölü hayvanlara ilişkin gözlemlerini dijital ortamda bildirebilmelerine yönelik uygulama da biyoçeşitlilik izleme çalışmalarının bir parçası olarak kullanıldı. Akfen Yenilenebilir Enerji, önümüzdeki dönemde de yenilenebilir enerji portföyünü güçlendirmeyi, rüzgâr ve güneş kaynaklı büyüme fırsatlarını değerlendirmeyi, elektrik depolama ve yeni teknolojiler alanındaki çalışmalarını ilerletmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra Sürdürülebilirliği iş modelinin ve kurumsal karar alma süreçlerinin merkezinde konumlandıran Akfen Yenilenebilir Enerji, Türkiye’nin düşük karbonlu enerji dönüşümüne katkı sağlamayı ve tüm paydaşları için uzun vadeli, dayanıklı ve sürdürülebilir değer yaratmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya Haber

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya

Öne çıkan veriler: Körfez ülkeleri son 20 yılda yapay zekâ, gelişmiş veri merkezleri, video oyunları ve dijital ekosistemlere 250 milyar doların üzerinde yatırım yaptı.Bölge, mevcut küresel veri merkezi kapasitesinin yüzde 1'inden biraz fazlasına sahipken, yapımı devam eden kapasitenin yaklaşık yüzde 7'sini, planlanan kapasitenin ise yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyor.Standart bir hiper ölçekli veri merkezinin soğutulması için günde 1 ila 5 milyon litre su gerekebiliyor. Körfez, yapay zeka yatırımlarını hızlandırıyor Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, yapay zekâ ve dijital altyapı yatırımlarında dünyanın yeni büyüme merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ulusal varlık fonları ve ekonomik çeşitlendirme stratejilerinin desteğiyle yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri ve dijital ekosistemlere önemli yatırımlar yapılıyor. Bölgenin mevcut küresel kapasitedeki payı halen sınırlı olsa da yapımı devam eden ve planlama aşamasındaki projelerde üstlendiği rol hızla büyüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu yarışta bölgenin iki itici gücü olarak öne çıkıyor. Büyük ölçekli dijital altyapı projeleri ve küresel teknoloji şirketleriyle kurulan iş birliklerinin etkisiyle Riyad ve Abu Dabi'nin, Körfez'in yapay zekâ ve hiper ölçekli veri merkezi alanındaki başlıca merkezleri haline gelmesi bekleniyor. Ekonomik çeşitlenme kırılganlıkların yönünü değiştiriyor Körfez'deki dijital dönüşüm yarışının arkasında düşük maliyetli enerji, güçlü finansal kaynaklar, deniz suyunu arıtma altyapısı ve Avrupa, Asya ile Afrika arasındaki stratejik coğrafi konum gibi önemli avantajlar bulunuyor. Ancak bu avantajlar kırılganlıkları ortadan kaldırmak yerine farklı alanlara taşıyor. Bölgenin yapay zekâ alanındaki hedefleri; özellikle yarı iletkenler, grafik işlemcileri, büyük bulut hizmeti sağlayıcıları ve ihracat lisansları açısından yabancı teknolojilere bağımlılığını sürdürüyor. Körfez'de yarı iletken üretimi veya yazılım mimarisi alanında henüz gelişmiş bir yerel ekosistem bulunmuyor. Bu bağımlılık insan kaynağına da uzanıyor. Yapay zekâ, bulut bilişim ve yarı iletken alanındaki uzmanlara dünyanın önde gelen teknoloji merkezlerinde halihazırda yoğun talep bulunuyor. Dijital altyapılar kritik hale geliyor Körfez ekonomileri giderek daha fazla dijitalleşirken veri merkezleri, deniz altı kabloları, bulut platformları ve dijital ağlar kritik altyapılar haline geliyor. Finansal hizmetlerden kamu platformlarına, akıllı şehirlerden şirketlerin kullandığı dijital tedarik zincirlerine kadar pek çok alan artık bu altyapılara dayanıyor. Bölgedeki dalgalı jeopolitik ortamda dijital altyapının bu ölçüde merkezi bir konuma gelmesi, yeni bir ülke riski türünü de beraberinde getiriyor. Büyük veri merkezleri fiziksel hedeflere dönüşürken, deniz altı kabloları da bir başka potansiyel kırılganlık noktası oluşturuyor. Kaynaklar üzerindeki baskı ise risklere yeni bir boyut ekliyor. Tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu ve su ihtiyacının büyük ölçüde deniz suyunun arıtılmasıyla karşılandığı bölgede, büyük ölçekli bilgi işlem kapasitesinin gelişmesi; sanayi, konut ve dijital altyapıların su kullanımı arasındaki tercihleri daha da zorlaştırabilir. Bu nedenle Körfez'in yapay zekâ alanındaki yükselişi şirketler açısından teknolojik inovasyonun ötesinde bir anlam taşıyor. Süreç; operasyonel dayanıklılık, tedarikçilere bağımlılık, iş sürekliliği ve kritik dijital altyapılara maruz kalma açısından somut riskleri de gündeme getiriyor. Coface Orta Doğu Ekonomisti Seltem İyigün ise gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: “Körfez'in yapay zekâ yarışı köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Petrol sonrası ekonomik çeşitlenme kırılganlıkları ortadan kaldırmıyor, yeni kırılganlıklar yaratıyor. Veri merkezleri, yarı iletkenler, yetenekli insan kaynağı ve doğal kaynaklar artık enerji altyapısı kadar stratejik varlıklar haline geliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında Veri Egemenliği Ekonomik Güvenlik Meselesine Dönüştü Haber

Yapay Zeka Çağında Veri Egemenliği Ekonomik Güvenlik Meselesine Dönüştü

DT Cloud, veri egemenliğinin yalnızca verinin nerede saklandığıyla değil; hangi hukuk, teknoloji, kontrol düzlemi ve operasyonel dayanıklılık modeliyle yönetildiğiyle kazanıldığına dikkat çekiyor. Dijital ekonomide veri, kurumların operasyonlarını destekleyen bir kaynak olmanın ötesine geçerek ekonomik sürekliliği, rekabet gücünü ve kritik hizmetlerin devamlılığını taşıyan stratejik bir altyapı unsuruna dönüştü. Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması, gerçek zamanlı veri işleme ihtiyacı, artan siber riskler ve dijital tedarik zincirlerinde derinleşen bağımlılıklar, kurumların bulut stratejilerini teknik bir satın alma kararının ötesine taşıdı. Veri ve bulut altyapısı tercihleri artık regülasyon uyumu, operasyonel dayanıklılık, teknoloji bağımsızlığı ve ekonomik güvenlik başlıklarıyla birlikte değerlendiriliyor. Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler de bu dönüşümü hızlandırıyor. Avrupa Komisyonu’nun egemen bulut hizmetleri için Avrupalı sağlayıcılara yönelmesi, Avrupa Birliği’nin bulut, yapay zeka ve yarı iletken alanlarında dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik adımları ve NATO’nun güvenli bulut altyapısını kritik BT modernizasyonunun parçası olarak ele alması, dijital altyapı kararlarının stratejik kontrol ve operasyonel süreklilik ekseninde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Bulut altyapısı artık kapasite, maliyet veya esneklik avantajı sunan bir teknoloji modeli olmanın ötesinde; kurumların kritik veriye, işlem gücüne ve dijital sistemlere kriz anlarında da erişebilmesini sağlayan ekonomik güvenlik katmanı olarak görülüyor. Veri egemenliği yerelliğin ötesinde bir kontrol meselesine dönüşüyor Veri egemenliği uzun süre verinin ülke sınırları içinde tutulmasıyla eş anlamlı biçimde ele alındı. Ancak yapay zeka, regülasyonlar, siber riskler ve küresel teknoloji bağımlılıkları bu tanımı genişletiyor. Bugün kurumlar açısından kritik olan, verinin nerede saklandığını bilmenin yanında; hangi hukuki çerçevede korunduğunu, hangi teknoloji katmanında işlendiğini, kimlerin hangi şartlarda erişebildiğini ve kriz anlarında nasıl erişilebilir kalacağını denetleyebilmek. Bu nedenle veri egemenliği üç temel katmanda değerlendiriliyor. İlk katman, verinin güvenli biçimde ülke sınırları içinde tutulmasını kapsayan fiziki ve coğrafi hakimiyet. İkinci katman, verinin bulunduğu ülkenin hukuk düzenine tabi olmasını ve erişim koşullarının ulusal mevzuatla belirlenmesini ifade eden hukuki hakimiyet. Üçüncü ve en kritik katman ise veriyi işleyen, yöneten ve taşıyan teknoloji katmanları üzerinde denetlenebilirlik, müdahale kabiliyeti ve operasyonel kontrol sağlayan teknolojik hakimiyet. Bu üç unsur birlikte sağlanmadığında, verinin yerel olarak barındırılması tek başına gerçek anlamda veri egemenliği sağlamaya yetmiyor. Yerli bulutun stratejik değeri teknoloji üzerindeki hakimiyette ortaya çıkıyor Yerli bulutun yeni dönemdeki stratejik önemi de bu çerçevede belirginleşiyor. Yerli bulut, yalnızca verinin ülke sınırları içinde saklanmasını sağlayan bir barındırma modeli olarak ele alındığında eksik bir çerçeve sunuyor. Asıl değer; regülasyon uyumu, denetlenebilir mimari, üretici bağımlılığını azaltan teknoloji yaklaşımı, yerel operasyon kabiliyeti ve kriz anlarında erişilebilirliği koruyabilen dayanıklı altyapı modeliyle ortaya çıkıyor. Özellikle finans, kamu, savunma, sağlık, enerji, üretim ve teknoloji gibi kritik sektörlerde veri güvenliği kurum ölçeğini aşan bir etki alanına sahip. Bu sektörlerde yaşanacak bir veri kaybı, erişim kesintisi veya tedarikçi bağımlılığından kaynaklanan operasyonel aksama; yalnızca ilgili kurumun iş süreçlerini değil, ekonomik sürekliliği, kamu hizmetlerini, finansal istikrarı ve kritik altyapıların dayanıklılığını da etkileyebiliyor. Türkiye’de kritik altyapı sistemlerinin siber dayanıklılığını artırmaya yönelik resmi çerçevenin güçlenmesi de veri ve bulut altyapılarının stratejik önemini artırıyor. Dijital altyapının artan önemi, yerli bulut sağlayıcılarının rolünü de yeniden tanımlıyor. Kurumlar için artık yerel veri merkezi kapasitesine erişmenin yanı sıra bu kapasitenin hangi kontrol düzlemiyle yönetildiği, hangi teknoloji katmanlarına bağımlı olduğu, regülasyonlara uyumun nasıl sağlandığı ve olağanüstü durumlarda operasyonların nasıl sürdürülebildiği de kritik önem taşıyor. DT Cloud, egemen kontrol mimarisiyle kurumların dijital sürekliliğine odaklanıyor Dijital Türkiye’nin Yerli Bulutu DT Cloud, veri egemenliği yaklaşımını veri barındırma veya yerel altyapı kapasitesiyle sınırlamıyor. Yerli mühendislik gücüyle geliştirdiği egemen bulut yaklaşımında veri, hukuk, teknoloji ve operasyon katmanlarını birlikte ele alan bir altyapı modeli sunan DT Cloud; kontrol düzlemi, denetlenebilir mimari, regülasyon uyumu ve teknoloji bağımsızlığı perspektifiyle kurumların kritik verilerini ve iş süreçlerini güvenli, yönetilebilir ve sürdürülebilir bir zeminde konumlandırmasını destekliyor. DT Cloud’un yaklaşımında yerli bulut, kurumlara yalnızca verilerini Türkiye’de tutabilecekleri bir altyapı sağlamıyor; aynı zamanda bu verilerin hangi mimariyle yönetildiği, hangi uyum mekanizmalarıyla korunduğu ve hangi operasyonel dayanıklılık modeliyle erişilebilir kaldığı sorularına bütüncül bir yanıt sunuyor. Böylece yerli bulut, dijital dönüşüm yatırımlarının üzerinde yükselebileceği stratejik bir güvenlik ve süreklilik katmanına dönüşüyor. DT Cloud Genel Müdürü Serdar Yokuş, veri egemenliğinin kurumlar için geniş bir stratejik çerçevede ele alınması gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zeka, siber riskler ve jeopolitik belirsizlikler dijital altyapı kararlarını ekonomik güvenliğin parçası haline getiriyor. Bu nedenle yerli bulutun stratejik önemi, veriyi ülke sınırları içinde tutmanın ötesinde; kurumlara regülasyon uyumu, operasyonel dayanıklılık, teknoloji bağımsızlığı ve denetlenebilir bir kontrol mimarisi sunabilmesinden geliyor. DT Cloud olarak veri, hukuk, teknoloji ve operasyon katmanlarını birlikte ele alan egemen altyapı yaklaşımımızla kurumların dijital sürekliliğini ve kritik sistemlerin güvenliğini desteklemeyi sürdürüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Evden Çalışma Geri mi Geliyor? Haber

Evden Çalışma Geri mi Geliyor?

Pandemi döneminde zorunluluktan hayatımıza giren evden çalışma modeli, son yıllarda birçok şirketin ofise dönüş çağrılarıyla geri plana itilmişti. Ancak 2026’nın ilk çeyreğinde yaşanan jeopolitik gelişmeler, bu tartışmayı farklı bir nedenle yeniden gündeme taşıdı. Yaşanan krizin enerji arzı ve petrol fiyatları üzerindeki etkisi, yalnızca piyasaları değil, kurumların çalışma modellerini de yeniden şekillendiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı yayımladığı bültende krize karşı alınabilecek önlemler arasında evden çalışmayı doğrudan önerirken, Filipinler enerji acil durumu ilan etti, Sri Lanka kamu tarafında fiilen 4 günlük çalışma haftasına geçti, Vietnam ise şirketleri uzaktan çalışmayı yaygınlaştırmaya çağırdı. Global yayınlarda yer alan haberler, yalnızca Güneydoğu Asya ile sınırlı kalmayıp, dünya genelinde birçok hükümet ve şirketin pandemi dönemindeki uygulamalara geri dönerek uzaktan çalışma, seyahat kısıtları ve enerji tasarrufu önlemlerini yeniden devreye aldığını gösteriyor. Pandemi döneminde esneklik çoğunlukla sağlık ve güvenlik gerekçesiyle savunuluyordu. Bugün ise aynı esneklik, enerji maliyetleri, yakıt arzı, tedarik zinciri kırılganlığı ve operasyonel dayanıklılık açısından yeniden değerlendiriliyor. Bu değişim, uzaktan çalışmanın kriz dönemlerinde devreye alınabilecek stratejik bir iş sürekliliği aracı olarak görülmeye başladığını gösteriyor. Enerji Krizi Çağında Yeni Standart, Esnek Çalışma Bugün gündemde olan 4 günlük hafta uygulamalarını tek bir başlık altında okumak yeterli değil. Çünkü Asya’daki son örnekler, çalışan deneyimini iyileştirmek için tasarlanan klasik 4 günlük hafta modelinden çok, enerji tasarrufu ve kaynak yönetimi amacıyla geliştirilen acil durum düzenlemeleri niteliği taşıyor. Bazı ülkelerde kamu kurumlarının çalışma günleri azaltılırken, şirketler ofis kullanımını düşürmeye ve çalışan mobilitesini sınırlamaya yönelik adımlar atıyor. Buna rağmen, bu gelişmeler iş dünyasına önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. Çalışma modeli artık yalnızca insan kaynakları politikası değil, aynı zamanda risk yönetimi ve operasyon verimliliğinin de bir parçası. Küresel Krizler, Şirketlerin Çalışma Şeklini Tekrar Değiştiriyor İnsan kaynakları firması Gilda&Partners Kurucu Ortağı Jilda Bal, konuyla ilgili değerlendirmesinde, pandemiyle birlikte çalışma hayatına giren esnekliğin bir dönem geçici bir uygulama olarak görüldüğünü, ancak bugün küresel enerji krizinin şirketleri çalışma modelini yeniden tanımlamaya yönelttiğini belirtiyor. “Gözlemlerimiz, esnek çalışmanın konfor alanından çıkıp doğrudan iş sürekliliği ve maliyet yönetimi aracı haline geldiğini gösteriyor. Enerji maliyetlerinin ve jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde, uzaktan ve hibrit çalışma modelleri yalnızca çalışan memnuniyeti açısından değil, kurumsal çeviklik ve operasyonel dayanıklılık ve enerji maliyeti açısından da kritik bir rol üstleniyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ödeme Orkestrasyonu E-Ticarette 1,19 Milyar TL’lik Kaybı Önledi Haber

Ödeme Orkestrasyonu E-Ticarette 1,19 Milyar TL’lik Kaybı Önledi

E-ticaret sektöründe sanal POS’lar ve ödeme hizmeti sağlayıcıları, diğer tüm dijital sistemler gibi performans düşüşleri ve kesintiler yaşayabiliyor. Bu tür durumlarda ödeme yapmak isteyen kullanıcıların karşısına çıkan “ödeme başarısız” uyarısı, çoğu zaman sepetin terk edilmesiyle sonuçlanıyor. Sorunun kaynağı çoğu zaman e-ticaret sitesinin kendisinden ziyade arka planda çalışan ödeme altyapılarında yaşanan anlık aksaklıklar oluyor. Ödeme orkestrasyonu, işletmelerin farklı bankalar ve ödeme kuruluşlarıyla çalışırken kesintilerden kaynaklanan gelir kayıplarını azaltıyor ve kullanıcı deneyimini daha istikrarlı hale getiriyor. Görünmeyen Kayıpların Etkisi Büyük Ödeme adımında hata alan kullanıcılar, işlemin neden başarısız olduğuna dair net bir açıklama görmediklerinde genellikle satın alma sürecine devam etmiyor. Bu durum yalnızca anlık satış kaybına yol açmakla kalmıyor; müşteri güvenini zedeliyor, marka algısını olumsuz etkiliyor ve pazarlama faaliyetleriyle siteye yönlendirilen trafiğin karşılıksız kalmasına neden oluyor. Bu “sessiz kayıplar” kaçırılan fırsatlar şeklinde dahi finansal raporlara yansımıyor ve hiç yaşanmamış sayılıyor. Ödeme adımında kullanıcı kaynaklı hata ve sorunlarda doğru bilgilendirme yapılması, işlemin yeniden denenme ihtimalini artırırken; sistemsel kesintilerin işletmelerin ödeme altyapısı tarafından tolere edilebilmesi ise hem müşteri deneyimi hem de gelir sürekliliği açısından kritik önem taşıyor. Operasyonel Dayanıklılık Gelir Performansına Yansıyor Craftgate ödeme orkestrasyonu platformunun Autopilot çözümü, işletmelerin anlaşmalı olduğu ödeme servis sağlayıcılarının performansını anlık olarak izliyor. Bir aksaklık tespit edildiğinde, ödeme işlemi otomatik olarak daha istikrarlı çalışan ve komisyon oranı avantajı sunan alternatif sağlayıcıya yönlendiriliyor. Ödeme Tekrar Deneme (Retry) mekanizması ise hata kodlarını analiz ederek yeniden denenmeye uygun işlemleri farklı sağlayıcılar üzerinden tekrar başlatabiliyor. Bu yaklaşım, işletmelerin tek bir ödeme sağlayıcısına bağlı kalmadan birden fazla sağlayıcı üzerinden kesintisiz ödeme alabilmesini mümkün kılıyor. Craftgate platformu üzerinden geçen işlemlerin analizi, ödeme altyapısındaki dayanıklılığın finansal sonuçlara doğrudan etki ettiğini doğruluyor. Craftgate verilerine göre, 2025 yılı boyunca alternatif yönlendirme ve akıllı tekrar deneme mekanizmaları sayesinde normal koşullarda başarısız olma ihtimali yüksek olan işlemler başarıyla tamamlandı ve üye işyerlerinin toplamda yaklaşık 1,19 milyar TL’lik potansiyel ciro kaybı önlendi. Gerçek işlem verilerine dayanan bu tutar, başarısız olması beklenen ancak Craftgate’in otonom özellikleri sayesinde alternatif kanallara yönlendirilerek tamamlanan satışlardan oluşuyor. Yeniden Pazarlama Harcaması Olmadan Elde Edilen Kazanç Ödeme süreçlerinin doğru kurgulanması, işletmelerin yeniden müşteri kazanım maliyeti olmaksızın mevcut talebi gelire dönüştürmesini sağlıyor. Craftgate’in analizleri, yalnızca ödeme altyapısının optimize edilmesiyle elde edilen bu kazancın, e-ticaret operasyonlarında önemli bir verimlilik potansiyeline işaret ettiğini gösteriyor. Craftgate Kurucu Ortağı ve COO’su Murathan Özcan, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Online ödeme adımı, farklı müşteri temas noktalarının içinde deneyimi etkileyen en önemli turnusollardan biri. Bu noktada yaşanan bir aksaklık, son kullanıcı açısından akılda kalıcı olabiliyor, bu da e-ticaret operasyonundaki tüm emeği ne yazık ki görünmez kılabiliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Destekli Tehditlere Karşı Çok Katmanlı Koruma Şart Haber

Yapay Zeka Destekli Tehditlere Karşı Çok Katmanlı Koruma Şart

WatchGuard’ın yayınladığı son analize göre, verilerin ve kullanıcıların kurumsal ağlar, genel bulutlar ve kişisel cihazlar arasında sürekli hareket ettiği günümüz dünyasında, "güvenli bölge" kavramı geçerliliğini yitirdi. Saldırganların yapay zeka ve otomasyon kullanarak savunma boşluklarını dakikalar içinde tespit edebildiği bu dönemde, sadece ağ (network) veya sadece uç nokta (endpoint) güvenliğine dayalı stratejiler, işletmeleri savunmasız bırakıyor. WatchGuard, bu durumu çarpıcı bir havalimanı metaforuyla açıklıyor: Bir havalimanı yönetiminin X-ray cihazlarını kaldırıp sadece metal dedektörlerine güvendiğini düşünün. Biyolojik veya kimyasal bir madde taşıyan (ağ güvenliğinin tespit edemediği şifreli tehditler) bir saldırgan, metal dedektörüne takılmadan (alarm üretmeden) içeri sızabilir. “Kör Noktalar Saldırganların En Sevdiği Hedeflerdir” Tek katmanlı savunmanın yarattığı kör noktaların, siber suçlular için açık bir davetiye olduğunu belirten WatchGuard Türkiye, Yunanistan ve MEA Bölge Müdürü Yusuf Evmez, “Sadece ağ katmanına odaklanmak, şifreli trafik veya uzaktan çalışan kullanıcılar karşısında kör kalmak demektir. Sadece uç noktaya odaklanmak ise cihazlar arasındaki yanal hareketleri ve bulut servisleriyle olan bağlantıları gözden kaçırmanıza neden olur. Çözüm, tek bir katmanı güçlendirmek değil; uç nokta, ağ, kimlik ve güvenlik duvarını tek bir 'akıllı savunma sistemi' olarak koordine etmektir.” dedi. Dört Katmanlı Akıllı Savunma WatchGuard, hibrit çağda güvenliğin dört temel unsurun koordinasyonuyla sağlanabileceğini belirtiyor. Buna göre; uç nokta (endpoint) yerel davranışsal zeka ve anomali tespitiyle bir X-ray cihazı görevi görürken, ağ katmanı masum görünen trafik akışları arasındaki ilişkileri tespit etmek için gerekli bağlamı sunuyor. Güvenlik duvarı, yanal hareketleri sınırlayan ve derin trafik incelemesini güçlendiren dinamik bir segmentasyon hattı oluştururken; kimlik yönetimi ise denkleme "insan" faktörünü ekleyerek, kimin nereden ve hangi yetkiyle eriştiğini doğrulayıp güveni doğrudan savunma yüzeyine entegre ediyor. Bu katmanların birbirinden bağımsız çalışmasının yeterli olmadığını vurgulayan WatchGuard, Yönetilen Tespit ve Müdahale (MDR) hizmetlerini, bu teknolojileri birleştiren operasyonel bir "orkestra şefi" olarak tanımlıyor. Farklı katmanlardan gelen verileri tek bir risk görünümüne dönüştüren MDR, siber güvenliği kopuk çözümlerden kurtarıp; reaktif korumadan, her olayı öğrenen ve gerçek zamanlı evrimleşen uyarlanabilir bir "operasyonel dayanıklılık" modeline taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.