Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Orman Yangınları

Kapsül Haber Ajansı - Orman Yangınları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orman Yangınları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı: “Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu. Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Korunan Alanlar Kurban Bayramı’na Hazır Haber

Korunan Alanlar Kurban Bayramı’na Hazır

DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki korunan alanlardaki tesislerin bakım ve onarımları tamamlandı, ziyaretçilerin sorunsuz bir ziyaret deneyimi yaşamaları için tüm önlemler alındı. Bu kapsamda sahadaki tesislerin kontrolleri gerçekleştirildi, gerekli bakım ve tadilatlar yapılarak kullanıma uygun hale getirildi. Ayrıca alanların temizliğine yönelik çalışmalar artırıldı; vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit edebilecek durumlara karşı gerekli güvenlik tedbirleri alındı. DKMP Genel Müdürlüğünün yetki ve sorumluluğundaki milli parklar ve tabiat parkları; havası, suyu, tarihi-doğal kaynak değerleri, tabii görünümleri ve sakin ortamları ile vatandaşlara eğlenme, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme imkânı sunuyor. Bu tür alanlar, şehir yaşamından uzaklaşıp doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen vatandaşlar için özellikle hafta sonları ve tatil dönemlerinde cazibe merkezi haline geliyor. 50 MİLLİ PARK VE 275 TABİAT PARKI BAYRAMA HAZIR Türkiye'de genelinde 50 milli park, 275 tabiat parkı, 112 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı, 85 yaban hayatı geliştirme sahası, 14 Ramsar alanı, 59 ulusal öneme haiz sulak alan ve 65 mahalli öneme haiz sulak alan olmak üzere toplam 692 alan DKMP Genel Müdürlüğü tarafından koruma altında bulunuyor. DKMP Genel Müdürlüğü tarafından korunan alanlar sahip olduğu kaynak değerleri ile korunurken bir yandan da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tanıtım merkezleri, günübirlik alan düzenlemeleri, konaklama tesisleri, seyir terasları, tur güzergâhları, macera parkurları ile turizm potansiyelini artıracak çalışmalar yapılıyor. Böylece daha fazla sayıda vatandaşın doğada keyifle vakit geçirmesi hedefleniyor. DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki korunan alanları, geçen yıl Kurban Bayramı'nda 2 milyon 984 bin 902 kişi ziyaret etmişti. MİLLİ PARKLAR MOBİL UYGULAMASI HİZMETTE DKMP Genel Müdürlüğü tarafından korunan alanların daha erişilebilir olması ve doğa turizmi faaliyetlerine aktif olarak katılmak isteyenler için Milli Parklar Mobil Uygulaması da kullanıma sunuldu. Milli Parklar Mobil Uygulaması her bir korunan alanın tanıtımı, fotoğraf ve video galerisi, korunan alan içerisinde gerçekleştirilebilecek faaliyetler, alanın haritası, ulaşım ve iletişim bilgilerini içeriyor. Ayrıca uygulamada, ziyaretçilerin bir korunan alana gelmeden önce alanı gezebilmesini sağlayan sanal turlar da bulunuyor. Bazı korunan alanlardaki faaliyetler için rezervasyon işlemleri de yine Milli Parklar Uygulaması üzerinden yapılabiliyor. YUMAKLI'DAN UYARI Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye topraklarının zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu belirterek, bu değerleri koruyup geliştirmek için önemli çalışmalar yürüttüklerinin altını çizdi. Ülkenin zengin biyoçeşitliliğini barındıran korunan alanların, vatandaşlar tarafından bilinip takip edilmesinin önemine dikkati çeken Yumaklı, 9 günlük Kurban Bayramı tatilinin, DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki milli parklar ve tabiat parklarının ziyaret edilmesi için önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. Bakan Yumaklı, bin bir çeşit bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan korunan alanların, sadece geçmişten devralınan bir miras değil aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılması gereken birer hazine olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: “Aziz milletimiz mübarek Kurban Bayramı'nı idrak ederken bu uzun tatil dönemini değerlendirerek tabiatla iç içe vakit geçirmek isteyen vatandaşlarımız milli parklarımızı ve tabiat parklarımızı ziyaret edebilirler. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 3 milyon kişiyi ağırlayan korunan alanlarda, bu yıl da ziyaretçilerin konforu ve güvenliği için tüm önlemleri üst seviyeye çıkardık ve tüm tedbirlerimizi aldık. Bununla birlikte, vatandaşlarımızdan korunan alanlarımızı ziyaretleri sırasında gereken hassasiyeti göstermelerini de bekliyoruz. Vatandaşlarımıza ayrıca yine orman yangınları konusunda tedbirli davranmalarını, milli parklar, tabiat parkları ve ormanlarımızın içerisinde yangına sebebiyet verecek ihmallerden kaçınmaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Tüm değerli vatandaşlarımızın iyi bayramlar geçirmesini diliyorum." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çevre Bakanlığı ve OPET’ten Mega Kent İstanbul’da “Sıfır Atık” Çağrısı Haber

Çevre Bakanlığı ve OPET’ten Mega Kent İstanbul’da “Sıfır Atık” Çağrısı

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve OPET’in akaryakıt istasyonlarında sıfır atık dönüşümünü yaygınlaştırmak ve çevre bilincini güçlendirmek amacıyla başlattığı “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” Projesi kapsamında gerçekleştirilen çevre temizliği hareketinin yeni durağı Marmara Bölgesi oldu. Türkiye’nin 7 bölgesinden seçilecek 7 ilde yapılması planlanan çevre temizliği hareketi, Antalya ve Ankara’dan sonra İstanbul’da devam etti. 21 Nisan Salı günü İstanbul Çekmeköy’de yapılan çevre temizliği etkinliğine, OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk, OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade, Çekmeköy Belediye Başkan Yardımcısı Seyfettin Yıldırım, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü Sıfır Atık Şube Müdürü Elif Morina Yılmaz, Çekmeköy Belediyesi İklim Değişikliği Şube Müdürü Metehan Yılmaz, öğrenciler ile çok sayıda gönüllü katıldı. Sahip olduğu geniş istasyon ağı, terminalleri ve ofisleri ile sektörde sıfır atık dönüşümüne öncülük edecek olan OPET’in İstanbul’daki istasyon çalışanlarının da yer aldığı etkinlikte toplanan atıklar, sembolik uygulamalara dönüştürülecek. Proje kapsamında toplanan atıklardan sanatçı Sündüz Yılmaz tarafından yapılan tablo farkındalık yaratmak amacıyla OPET Çekmeköy Güney İstasyonu’nda sergilenmeye başladı. “BU DAHA BAŞLANGIÇ” Etkinlikte yaptığı konuşmada çocukların da katılımcılar arasında yer almasından büyük mutluluk duyduğunu belirten OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk, “Ben 13 yıl öğretmenlik yaptım. Yaparak, yaşayarak öğrenmenin ne denli önemli olduğunu biliyorum. O nedenle çocuklarla birlikte burada olmak benim için çok değerli. Bizim burada hedefimiz çöpleri ayrıştırarak toplarken asıl amacımız farkındalık yaratmak ve çöpün doğaya, çevreye ve ekonomimize verdiği zararı gözler önüne sermek. Eğer bu çöpü toplamazsak, yağmurla toprağa, suya, denizlere karışacak, havamızı kirletecek. Biz bir hareket başlatıyoruz, bu bir seferberlik hareketi. Buradan tüm Türkiye’ye sesleniyorum, haydi bizimle beraber olun, ülkemiz atıklardan kurtulsun” dedi. 2021 yılında Ege’deki büyük orman yangınları sonrasında OPET olarak başlattıkları Doğaya Saygı Projesi’ne de işaret eden Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Amacımız yangınlardan etkilenen köyleri rehabilite ederken doğaya atılan çöpün yangınlardaki etkisini ortaya koymaktı. Ancak bu sorunun köklü çözümü için toplumsal bir bilinç oluşması gerektiğinin farkındayız. 8 Nisan 2026 tarihinde Bakanlığımızla imzaladığımız protokol gereği kendi istasyonlarımızda “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” diyerek projemizin bir başka bacağını başlatmış bulunuyoruz. Biz OPET olarak “Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” Projesi kapsamında 77 bin okula ulaşmaktayız. EBA (Eğitim Bilişim Ağı) üzerinden çevreyle ilgili konuları da çocuklarımıza öğreterek bu projeyi okullarımıza da taşımak istiyoruz. Onun için bu bir başlangıç diyoruz. Çevre Bakanlığımızla 7 bölgede her bölgeyi temsilen bir ilde etkinlikler yapacağız. Antalya, Ankara ve İstanbul’daki etkinliklerimiz bundan sonra diğer illerimizde de devam edecek.” “AMACIMIZ TEMİZ TUVALET KAMPANYASINDAKİ BAŞARIYI BURAYA DA TAŞIMAK” OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade yaptığı konuşmada, “Doğaya Saygı Projemizde amacımız orman yangınlarını önlemesinin ötesinde geleceğe sahip çıkmak. Şimdi Yönetim Kurulu Kurucu Üyemiz Nurten Öztürk’ün liderliğinde yeni bir projeye daha adım attık. Nurten Hanım’ın büyük bir fedakârlık ile başlattığı Temiz Tuvalet Kampanyası tüm Türkiye’ye mal oldu ve büyük bir başarı elde etti. Amacımız aynı başarıyı buraya da taşımak, ülke genelinde atık konusunu çözmek ve toplumsal farkındalığa dönüştürmek” değerlendirmesinde bulundu. YOLLARDAKİ ATIK SORUNUNA DİKKAT ÇEKMEK İÇİN “KISA FİLM YARIŞMASI” DÜZENLENECEK Akaryakıt sektöründe bir ilk olan “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” projesi ile istasyonlarda sıfır atığın yaygınlaştırılması ve çevre temizliği hareketinin yanı sıra çok yönlü adımlarla ilerlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda “Sıfır Atık Yolculuğu Kısa Film Yarışması” düzenlenmesi de yıl içinde atılacak bir diğer adım olacak. Hedef, özellikle gençlerin ve sosyal medya kullanıcılarının daha aktif bir şekilde projeye katılımını sağlamak. Yarışmayla günlük yaşamın önemli bir parçası olan seyahat süreçlerinde çevreye duyarlı alışkanlıkların yaygınlaştırılması, sıfır atık yaklaşımının hayatın her alanında uygulanabilir olduğunun gösterilmesi hedefleniyor. 30 Nisan–15 Temmuz tarihleri arasında başvuruların alınacağı yarışmada değerlendirme süreci yaz aylarında tamamlanacak. Dereceye giren yapımlar Eylül 2026’da yapılacak bir törenle ödüllendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ÇEKÜL Vakfı, Bir Yılda 116 Bin Fidanı Toprakla Buluşturdu Haber

ÇEKÜL Vakfı, Bir Yılda 116 Bin Fidanı Toprakla Buluşturdu

30 yılı aşkın bir süredir gönüllülerinin ve destekçilerinin katkılarıyla ağaçlandırma çalışmaları yürüten ÇEKÜL Vakfı, 2025 y ılında tam 116 bin 186 fidanı toprakla buluşturdu. 7 Ağaç Ormanları programı kapsamında yapılan dikimler geçen yıl Balıkesir, Sivas, Manisa, Çanakkale ve İstanbul'daki sahalarda yapıldı. Doğaseverlerin yıl boyunca doğaya katkı amaçlı yaptığı destekler ile doğum, nikah, sevgililer günü gibi özel günlerde sevdiklerine hediye ettikleri fidanlar ve kurumsal katkılarla desteklenen 7 Ağaç Or manları programı, 1992 yılında İstanbul'un Beykoz ilçesinde başlatılmıştı. O tarihten günümüze kadar Türkiye'nin birçok ilinde, farklı sahalarda dikim çalışmalarını sürdüren ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Ağaç" programı, bir yıl boyunca tükettiğimiz doğal varlıkların yerine fidan dikerek, doğaya verdiğimiz zararın bir bölümünü gidermeyi amaçlıyor. Her ay 10 bin fidan ÇEKÜL Vakfı Genel Sekreteri Ilgın Sözen, "Geçtiğimiz yıl orman yangınları nedeniyle Türkiye'nin orman varlığında önemli bir kayıp oldu. Biz de çabalarımızı artırdık, doğaseverlerin desteğiyle ağaçlandırma programımızı hızlandırdık. Hem bireysel hem de kurumsal bağışlarla 116 bin fidan dikmeyi başardık. Her ay yaklaşık 10 bin fidanı 7 Ağaç Ormanları'na kazandırdık" açıklamasını yaptı. 2025 yılında kurumsal bağışların da öne çıktığına dikkat çeken Ilgın Sözen, "İki bin fidanla koru, 10 bin fidanla orman oluşturan destekçilerimiz oldu. İstanbul Maratonu'nda birlikte koştuk. Bazı kurum ve bireyler 35 yıldır bizimle birlikte; ormanların, ÇEKÜL'ün bir parçası oldular. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek az" dedi.

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı Haber

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı

Avrupa Birliği’nin finanse ettiği, Türkiye Belediyeler Birliği ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı’nın lider kurum olduğu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen Sivil Katılım Projesi kapsamında uygulanan proje, Eskişehir’de düzenlenen toplantıyla tamamlandı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ve UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara’nın katıldığı kapanış toplantısında, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile TEMA Vakfı çalışanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve basın mensupları da yer aldı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bir yaşam meselesi olduğunu vurgulayarak krizle mücadelede yerel yönetimler, sivil toplum ve halkın birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek Deniz Ataç konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "İklim değişikliği artık uzak bir risk değil; kentlerimizin bugününü ve geleceğini, su varlıklarımızdan sağlığa kadar yaşamın her alanını doğrudan etkileyen bir gerçeklik. İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir projesiyle, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimler, sivil toplum ve Eskişehir halkının katılımıyla, iklim risklerini birlikte anlamaya ve çözüm yollarını ortak akılla tartışmaya imkân tanıyan güçlü bir zemin oluşturduk. Proje kapsamında iklim risk haritaları geliştirerek 26 kişiye konu özelinde teknik eğitimler verildi. Ortaya çıkan bu birikim, yalnızca raporlarda kalan bir çıktı değil; kentin ortak hafızasında karşılık bulan, yerel düzeyde birlikte çözüm üretme kapasitesini güçlendiren önemli bir adımdır. Bu çalışma bir son değil; Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum sürecinde daha katılımcı, daha kapsayıcı ve daha dayanıklı adımlar atabilmesi için güçlü bir başlangıçtır. Bu süreçte emeği geçen tüm belediyelere, paydaşlara, uzmanlara ve Eskişehir halkına gönülden teşekkür ediyorum." Sivil Katılım Projesi kapsamında hayata geçirilen projenin önemine vurgu yapan UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara ise, “TEMA Vakfı ve Büyükşehir Belediyesi yöneticilerimize bu kıymetli projeyi başarıyla tamamladıkları için teşekkür ediyor, kendileriyle gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum. İklim değişikliğini artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; iklim adaleti ve insan hakları meselesi olarak ele alıyoruz. Bu nedenle katılımcılık, kapsayıcılık ve kimseyi geride bırakmama ilkesiyle hareket ediyoruz. Eskişehir’in güçlü bir aktif yurttaşlık kültürüne sahip olması önemli bir avantajdır. Vatandaşları ve sivil toplumu karar alma süreçlerine planlama aşamasından itibaren dahil edebilirsek, kentlerimizi afetlere karşı daha dirençli hâle getirebiliriz. Bu anlayışı yerel yönetimlere entegre etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesini ve direncini artırmayı hedefleyen projenin kapanış toplantısında konuşan Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe de, “Su kaynakları, Seyitgazi için stratejik bir mesele hâline gelmiştir. 670 bin dekar ekilebilir alanımız olmasına rağmen yalnızca 180 bin dekar sulanabilmektedir. Barajlarımızdaki doluluk oranları oldukça düşüktür ve yeraltı su seviyeleri her yıl gerilemektedir. Bu tablo, gelecekte ciddi bir içme suyu riskiyle karşı karşıya kalabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca bölgemiz için önemli olan madencilik faaliyetlerinin, özellikle bor madeni başta olmak üzere, çevreyle uyumlu ve sıkı denetim altında yürütülmesi gerekmektedir. Tarımda hâlen yaygın olan vahşi sulama yöntemleri ise su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve suyun verimli kullanımı artık bir zorunluluktur. İklim değişikliğiyle mücadele; yerel yönetimler, sivil toplum ve vatandaşların birlikte hareket etmesiyle mümkündür. Seyitgazi Belediyesi olarak bu konuda her türlü iş birliğine açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu anlamlı panelin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sözlerimi şu ifadeyle tamamlıyorum: Geleceğe bırakacağımız en büyük miras; doğasıyla uyumlu, kaynaklarını akılcı kullanan bir yaşamdır.” ifadelerini kullandı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise, “Öncelikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte hareket etmemizin son derece olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Eskişehirimiz zaten yıllardır bu tür konularda resmi kurumlar ve çevre örgütleriyle birlikte hareket eden bir kenttir. Bildiğiniz gibi Alpu Ovası’nda planlanan termik santral, Büyükşehir ve Tepebaşı Belediyelerimizin öncülüğünde, yoğun bir mücadelenin ardından Eskişehir için bertaraf edilmiştir. Ancak ne yazık ki bu açgözlü anlayışın durmaya niyeti yok. Bu anlayış, yerin üstünü tahrip edenlerin şimdi gözünü yerin altına diktiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de Bozdağ’da, Alpagut’ta altın arama faaliyetleri gündemde. Daha önceden Sivrihisar’da devam eden projeler var; buna rağmen bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye kararlıyız. Bugün dünyanın önünde duran çok net birkaç temel sorun var: iklim krizi, enerji, kuraklık, güvenli gıdaya erişim ve deprem gibi afetler. Bunlarla mücadele etmek yalnızca yerel yönetimlerin değil, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir arıza nedeniyle su kesintisi oldu ve Eskişehir adeta ayağa kalktı. İnsanlar sorunun boyutunu bilmediği için tepkiler yöneticilere kadar ulaştı. Ben de şunu söyledim: Sizde su yoksa bende de yok. Elbette eleştiri haktır. Ancak kuraklığın ne kadar ciddi ve kalıcı bir tehdit olduğunu da görmek zorundayız. Suyumuzu ve enerjimizi tasarruflu kullanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. İnsanlar bugün inanıyor, yarın vazgeçiyor. Oysa bu mücadele süreklilik ister. Biz bu kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanımızın da Eskişehir’in bir çocuğu olarak bu süreçte kolları sıvaması; Birleşmiş Milletler temsilcileri, milletvekillerimiz, belediyelerimiz, basın ve halkımızla birlikte hareket etmemiz bizlere umut veriyor. Hep birlikte farkındalığı büyütecek ve en doğru sonucu alacağız. Başarımız daim, yolumuz açık olsun.” dedi. İklim krizine dikkat çeken Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Bugün çok uzun yıllardır herkesin konuştuğu ama sadece konuştuğu bir konuda ortak iş yapmanın sonucunu alıyoruz. TEMA Vakfı’nın öncülüğünde Büyükşehir Belediyemiz ile beraber gerçekleştirilen bu eğitim süreci ve çalışma bir ete kemiğe büründü. İklim krizi, doğal afet gibi her gün konuştuğumuz ama her gün daha çok oluşmasına katkı sunduğumuz noktada neler yapabilirizi anlıyoruz, çalışıyoruz ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğimiz, nasıl çözüm getireceğimiz konusunda uzmanlaşma durumundayız. Türkiye yıllardır bu krizi bekliyor. Aralık ayının sonu ve hala Eskişehir'de kar yağmadı. Kar yağmaması arkasından başka sorunlar da getiriyor. Bu nedenle katılımcı bir anlayışla, bütünsel bir bakışla Eskişehir'in tamamında birlikte hareket edersek sonuç alınacağına inanıyorum. Çalışan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Özellikle koordinasyon konusunda Tema vakfımıza çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki çalışmalarda da başarılar diliyorum. Biz Odunpazarı Belediyesi olarak üstümüze hangi görev düşüyorsa yerine getirmeye hazırız. Hepinize saygılar sunuyorum.” diye konuştu. CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, “Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizde iklim ve çevre konusunda güçlü bir irade bulunmaktadır. Bu noktada başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere, bu alanda yıllardır kararlılıkla yürütülen çalışmalar için kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. TEMA Vakfı’na, yalnızca Eskişehir’de değil, ülkemizin dört bir yanında çevre ve iklim konusunda yürüttükleri duyarlı ve örnek çalışmalar için şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde özellikle UNDP başta olmak üzere, bu alanda ortaya koydukları değerli katkılar ve iş birlikleri için teşekkür ediyorum. Bir milletvekili ve siyasetçi olarak, bu tür bilimsel, katılımcı ve yol gösterici çalışmaları her zaman destekleyeceğimizi ifade etmek isterim. İlk adımı atan, sorumluluk alan ve çözüm üreten her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. Son olarak konuşan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de şu ifadeleri kullandı: “Hazırlanan bu raporu, Eskişehir’in iklimle ilgili geleceğini şekillendiren, bilimsel verilere dayalı güçlü bir yol haritası olarak görüyoruz. Yerel yönetimler ile sivil toplumun iş birliğiyle ve uzman katkılarıyla hazırlanmış olması, raporu son derece kıymetli kılmaktadır. Eskişehir, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 kuraklık haritasına göre şiddetli kuraklık riski altındadır. 15 Ağustos 2023’te Sarıcakaya’da kırılan Türkiye sıcaklık rekoru da bu riskin somut bir göstergesidir. Bu gerçekler, iklim çalışmalarına çok daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Kentte iklim farkındalığının ve katılım isteğinin yüksek olması büyük bir avantajdır. Bu raporu bir kapanış değil, yeni bir başlangıç olarak görmeli; yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmelidir. Şehirde yaşayan tüm paydaşların sürece aktif katkı sunması büyük önem taşımaktadır. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen TEMA Vakfı’na, uzmanlara, Odunpazarı, Tepebaşı ve Seyitgazi Belediyelerine ve Büyükşehir Belediyemizin tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum. Biz bu raporla çalışmaya kararlıyız ve Eskişehir halkıyla birlikte bu süreci ilerletmeye hazırız.” ESKİŞEHİR İÇİN KURAKLIK VE AŞIRI SICAKLAR YÜKSEK RİSK Konuşmaların ardından TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Veri Bilimci Dr. Vural Yıldırım projeye dair teknik sunumlar gerçekleştirdi. İklim değişikliğiyle mücadelenin artık herkesin meselesi olduğunu vurgulayan Tuncaelli, "Kentlerde iklim değişikliğine karşı kalıcı ve etkili çözümler üretebilmek için halkın karar alma mekanizmalarına aktif katılımı çok önemli. Bu anlayışla yaklaşık bir yıldır Eskişehir özelinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bu süreçte şanslıydık; çünkü Eskişehir güçlü ve örgütlü bir sivil topluma sahip. Projede, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, sivil katılım açısından son derece kıymetli çıktılar elde ettik. Proje kapsamında yürüttüğümüz anket çalışmaları, iklim değişikliği farkındalığının kent genelinde yüzde 12 oranında arttığını ortaya koydu. Ancak bizim için asıl önemli olan şu: Bu proje bir sonuç değil; gerçek farkındalık ve dönüşüm bundan sonra atılacak adımlarla güçlenecek." dedi. Vural Yıldırım ise proje kapsamında 2020- 2030 yılları arasında Eskişehir için kuraklığın çok büyük bir tehlike olduğunu belirterek, "İnönü ve Seyitgazi ilçeleri kuraklık açısından yüksek riskli ilçeler. Bununla birlikte orman yangınları açısından da Seyitgazi, Han ve Mihalıcçık ilçeleri çok yüksek riskli bölgelerimiz. Aşırı sıcaklar da Sivrihisar, Günyüzü, Mihalıcçık başta olmak üzere tüm ilçelerde yüksek ve çok yüksek risk olarak karşımıza çıkıyor." şeklinde konuştu. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN RİSKLERİNİ ANLAMAK VE BİRLİKTE YÖNETMEK Proje kapsamında Eskişehir il sınırları içerisinde kuraklık, orman yangınları, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı tehlikelere yönelik, 2030 yılına kadar uzanan ve 1x1 km çözünürlüklü aylık tehlike ve risk haritaları hazırlandı. Bu bilimsel veriler doğrultusunda oluşturulan değerlendirme ve öneri raporu da yıl sonunda tamamlandı. Proje süresince sivil toplum kuruluşları, Kent Konseyi ve Mahalle Meclisleri ile çeşitli çalıştaylar düzenlendi; alanında uzman isimlerin katılımıyla panel ve halk toplantıları gerçekleştirildi. Ayrıca proje kapsamında kurulan İklim Eylem Merkezi ile iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım daha atıldı. Büyükşehir Belediyesinin ilgili birimlerine yönelik geliştirilen teknik eğitimlerle kurumsal kapasite güçlendirildi. Farkındalık çalışmalarının etkisini ölçmek için proje başlangıcında ve kapanışında yapılan iki ayrı saha araştırmasıyla Eskişehir halkının iklim değişikliğine dair bilgi düzeyi, algısı ve günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişim analiz edildi. Elde edilen bulgular, projenin kent genelinde iklim değişikliği farkındalığının artmasına katkı sağladığını ortaya koydu.

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı Haber

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı

Avrupa Birliği’nin finanse ettiği, Türkiye Belediyeler Birliği ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı’nın lider kurum olduğu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen Sivil Katılım Projesi kapsamında uygulanan proje, Eskişehir’de düzenlenen toplantıyla tamamlandı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ve UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara’nın katıldığı kapanış toplantısında, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile TEMA Vakfı çalışanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve basın mensupları da yer aldı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bir yaşam meselesi olduğunu vurgulayarak krizle mücadelede yerel yönetimler, sivil toplum ve halkın birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek Deniz Ataç konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "İklim değişikliği artık uzak bir risk değil; kentlerimizin bugününü ve geleceğini, su varlıklarımızdan sağlığa kadar yaşamın her alanını doğrudan etkileyen bir gerçeklik. İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir projesiyle, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimler, sivil toplum ve Eskişehir halkının katılımıyla, iklim risklerini birlikte anlamaya ve çözüm yollarını ortak akılla tartışmaya imkân tanıyan güçlü bir zemin oluşturduk. Proje kapsamında iklim risk haritaları geliştirerek 26 kişiye konu özelinde teknik eğitimler verildi. Ortaya çıkan bu birikim, yalnızca raporlarda kalan bir çıktı değil; kentin ortak hafızasında karşılık bulan, yerel düzeyde birlikte çözüm üretme kapasitesini güçlendiren önemli bir adımdır. Bu çalışma bir son değil; Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum sürecinde daha katılımcı, daha kapsayıcı ve daha dayanıklı adımlar atabilmesi için güçlü bir başlangıçtır. Bu süreçte emeği geçen tüm belediyelere, paydaşlara, uzmanlara ve Eskişehir halkına gönülden teşekkür ediyorum." Sivil Katılım Projesi kapsamında hayata geçirilen projenin önemine vurgu yapan UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara ise, “TEMA Vakfı ve Büyükşehir Belediyesi yöneticilerimize bu kıymetli projeyi başarıyla tamamladıkları için teşekkür ediyor, kendileriyle gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum. İklim değişikliğini artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; iklim adaleti ve insan hakları meselesi olarak ele alıyoruz. Bu nedenle katılımcılık, kapsayıcılık ve kimseyi geride bırakmama ilkesiyle hareket ediyoruz. Eskişehir’in güçlü bir aktif yurttaşlık kültürüne sahip olması önemli bir avantajdır. Vatandaşları ve sivil toplumu karar alma süreçlerine planlama aşamasından itibaren dahil edebilirsek, kentlerimizi afetlere karşı daha dirençli hâle getirebiliriz. Bu anlayışı yerel yönetimlere entegre etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesini ve direncini artırmayı hedefleyen projenin kapanış toplantısında konuşan Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe de, “Su kaynakları, Seyitgazi için stratejik bir mesele hâline gelmiştir. 670 bin dekar ekilebilir alanımız olmasına rağmen yalnızca 180 bin dekar sulanabilmektedir. Barajlarımızdaki doluluk oranları oldukça düşüktür ve yeraltı su seviyeleri her yıl gerilemektedir. Bu tablo, gelecekte ciddi bir içme suyu riskiyle karşı karşıya kalabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca bölgemiz için önemli olan madencilik faaliyetlerinin, özellikle bor madeni başta olmak üzere, çevreyle uyumlu ve sıkı denetim altında yürütülmesi gerekmektedir. Tarımda hâlen yaygın olan vahşi sulama yöntemleri ise su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve suyun verimli kullanımı artık bir zorunluluktur. İklim değişikliğiyle mücadele; yerel yönetimler, sivil toplum ve vatandaşların birlikte hareket etmesiyle mümkündür. Seyitgazi Belediyesi olarak bu konuda her türlü iş birliğine açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu anlamlı panelin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sözlerimi şu ifadeyle tamamlıyorum: Geleceğe bırakacağımız en büyük miras; doğasıyla uyumlu, kaynaklarını akılcı kullanan bir yaşamdır.” ifadelerini kullandı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise, “Öncelikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte hareket etmemizin son derece olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Eskişehirimiz zaten yıllardır bu tür konularda resmi kurumlar ve çevre örgütleriyle birlikte hareket eden bir kenttir. Bildiğiniz gibi Alpu Ovası’nda planlanan termik santral, Büyükşehir ve Tepebaşı Belediyelerimizin öncülüğünde, yoğun bir mücadelenin ardından Eskişehir için bertaraf edilmiştir. Ancak ne yazık ki bu açgözlü anlayışın durmaya niyeti yok. Bu anlayış, yerin üstünü tahrip edenlerin şimdi gözünü yerin altına diktiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de Bozdağ’da, Alpagut’ta altın arama faaliyetleri gündemde. Daha önceden Sivrihisar’da devam eden projeler var; buna rağmen bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye kararlıyız. Bugün dünyanın önünde duran çok net birkaç temel sorun var: iklim krizi, enerji, kuraklık, güvenli gıdaya erişim ve deprem gibi afetler. Bunlarla mücadele etmek yalnızca yerel yönetimlerin değil, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir arıza nedeniyle su kesintisi oldu ve Eskişehir adeta ayağa kalktı. İnsanlar sorunun boyutunu bilmediği için tepkiler yöneticilere kadar ulaştı. Ben de şunu söyledim: Sizde su yoksa bende de yok. Elbette eleştiri haktır. Ancak kuraklığın ne kadar ciddi ve kalıcı bir tehdit olduğunu da görmek zorundayız. Suyumuzu ve enerjimizi tasarruflu kullanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. İnsanlar bugün inanıyor, yarın vazgeçiyor. Oysa bu mücadele süreklilik ister. Biz bu kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanımızın da Eskişehir’in bir çocuğu olarak bu süreçte kolları sıvaması; Birleşmiş Milletler temsilcileri, milletvekillerimiz, belediyelerimiz, basın ve halkımızla birlikte hareket etmemiz bizlere umut veriyor. Hep birlikte farkındalığı büyütecek ve en doğru sonucu alacağız. Başarımız daim, yolumuz açık olsun.” dedi. İklim krizine dikkat çeken Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Bugün çok uzun yıllardır herkesin konuştuğu ama sadece konuştuğu bir konuda ortak iş yapmanın sonucunu alıyoruz. TEMA Vakfı’nın öncülüğünde Büyükşehir Belediyemiz ile beraber gerçekleştirilen bu eğitim süreci ve çalışma bir ete kemiğe büründü. İklim krizi, doğal afet gibi her gün konuştuğumuz ama her gün daha çok oluşmasına katkı sunduğumuz noktada neler yapabilirizi anlıyoruz, çalışıyoruz ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğimiz, nasıl çözüm getireceğimiz konusunda uzmanlaşma durumundayız. Türkiye yıllardır bu krizi bekliyor. Aralık ayının sonu ve hala Eskişehir'de kar yağmadı. Kar yağmaması arkasından başka sorunlar da getiriyor. Bu nedenle katılımcı bir anlayışla, bütünsel bir bakışla Eskişehir'in tamamında birlikte hareket edersek sonuç alınacağına inanıyorum. Çalışan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Özellikle koordinasyon konusunda Tema vakfımıza çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki çalışmalarda da başarılar diliyorum. Biz Odunpazarı Belediyesi olarak üstümüze hangi görev düşüyorsa yerine getirmeye hazırız. Hepinize saygılar sunuyorum.” diye konuştu. CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, “Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizde iklim ve çevre konusunda güçlü bir irade bulunmaktadır. Bu noktada başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere, bu alanda yıllardır kararlılıkla yürütülen çalışmalar için kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. TEMA Vakfı’na, yalnızca Eskişehir’de değil, ülkemizin dört bir yanında çevre ve iklim konusunda yürüttükleri duyarlı ve örnek çalışmalar için şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde özellikle UNDP başta olmak üzere, bu alanda ortaya koydukları değerli katkılar ve iş birlikleri için teşekkür ediyorum. Bir milletvekili ve siyasetçi olarak, bu tür bilimsel, katılımcı ve yol gösterici çalışmaları her zaman destekleyeceğimizi ifade etmek isterim. İlk adımı atan, sorumluluk alan ve çözüm üreten her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. Son olarak konuşan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de şu ifadeleri kullandı: “Hazırlanan bu raporu, Eskişehir’in iklimle ilgili geleceğini şekillendiren, bilimsel verilere dayalı güçlü bir yol haritası olarak görüyoruz. Yerel yönetimler ile sivil toplumun iş birliğiyle ve uzman katkılarıyla hazırlanmış olması, raporu son derece kıymetli kılmaktadır. Eskişehir, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 kuraklık haritasına göre şiddetli kuraklık riski altındadır. 15 Ağustos 2023’te Sarıcakaya’da kırılan Türkiye sıcaklık rekoru da bu riskin somut bir göstergesidir. Bu gerçekler, iklim çalışmalarına çok daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Kentte iklim farkındalığının ve katılım isteğinin yüksek olması büyük bir avantajdır. Bu raporu bir kapanış değil, yeni bir başlangıç olarak görmeli; yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmelidir. Şehirde yaşayan tüm paydaşların sürece aktif katkı sunması büyük önem taşımaktadır. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen TEMA Vakfı’na, uzmanlara, Odunpazarı, Tepebaşı ve Seyitgazi Belediyelerine ve Büyükşehir Belediyemizin tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum. Biz bu raporla çalışmaya kararlıyız ve Eskişehir halkıyla birlikte bu süreci ilerletmeye hazırız.” ESKİŞEHİR İÇİN KURAKLIK VE AŞIRI SICAKLAR YÜKSEK RİSK Konuşmaların ardından TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Veri Bilimci Dr. Vural Yıldırım projeye dair teknik sunumlar gerçekleştirdi. İklim değişikliğiyle mücadelenin artık herkesin meselesi olduğunu vurgulayan Tuncaelli, "Kentlerde iklim değişikliğine karşı kalıcı ve etkili çözümler üretebilmek için halkın karar alma mekanizmalarına aktif katılımı çok önemli. Bu anlayışla yaklaşık bir yıldır Eskişehir özelinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bu süreçte şanslıydık; çünkü Eskişehir güçlü ve örgütlü bir sivil topluma sahip. Projede, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, sivil katılım açısından son derece kıymetli çıktılar elde ettik. Proje kapsamında yürüttüğümüz anket çalışmaları, iklim değişikliği farkındalığının kent genelinde yüzde 12 oranında arttığını ortaya koydu. Ancak bizim için asıl önemli olan şu: Bu proje bir sonuç değil; gerçek farkındalık ve dönüşüm bundan sonra atılacak adımlarla güçlenecek." dedi. Vural Yıldırım ise proje kapsamında 2020- 2030 yılları arasında Eskişehir için kuraklığın çok büyük bir tehlike olduğunu belirterek, "İnönü ve Seyitgazi ilçeleri kuraklık açısından yüksek riskli ilçeler. Bununla birlikte orman yangınları açısından da Seyitgazi, Han ve Mihalıcçık ilçeleri çok yüksek riskli bölgelerimiz. Aşırı sıcaklar da Sivrihisar, Günyüzü, Mihalıcçık başta olmak üzere tüm ilçelerde yüksek ve çok yüksek risk olarak karşımıza çıkıyor." şeklinde konuştu. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN RİSKLERİNİ ANLAMAK VE BİRLİKTE YÖNETMEK Proje kapsamında Eskişehir il sınırları içerisinde kuraklık, orman yangınları, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı tehlikelere yönelik, 2030 yılına kadar uzanan ve 1x1 km çözünürlüklü aylık tehlike ve risk haritaları hazırlandı. Bu bilimsel veriler doğrultusunda oluşturulan değerlendirme ve öneri raporu da yıl sonunda tamamlandı. Proje süresince sivil toplum kuruluşları, Kent Konseyi ve Mahalle Meclisleri ile çeşitli çalıştaylar düzenlendi; alanında uzman isimlerin katılımıyla panel ve halk toplantıları gerçekleştirildi. Ayrıca proje kapsamında kurulan İklim Eylem Merkezi ile iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım daha atıldı. Büyükşehir Belediyesinin ilgili birimlerine yönelik geliştirilen teknik eğitimlerle kurumsal kapasite güçlendirildi. Farkındalık çalışmalarının etkisini ölçmek için proje başlangıcında ve kapanışında yapılan iki ayrı saha araştırmasıyla Eskişehir halkının iklim değişikliğine dair bilgi düzeyi, algısı ve günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişim analiz edildi. Elde edilen bulgular, projenin kent genelinde iklim değişikliği farkındalığının artmasına katkı sağladığını ortaya koydu.

Marmaris Belediyesi’ne AB’den 660 Bin Euro’luk İklim Hibesi Haber

Marmaris Belediyesi’ne AB’den 660 Bin Euro’luk İklim Hibesi

Son yıllarda orman yangınları, aşırı yağışlar, kıyı erozyonu ve deniz ekosistemlerinde bozulma gibi çoklu çevresel risklerle karşı karşıya kalan Marmaris’te, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik önemli bir proje için Avrupa Birliği desteği sağlandı. Marmaris Belediyesi’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında hazırladığı proje, Avrupa Birliği tarafından desteklenmeye değer bulundu. İçmeler bölgesinde erozyonun önlenmesi, yapay resiflerin kurulması, deniz çayırlarının yeniden canlandırılması ve çevre bilincinin toplumun tüm kesimlerine yayılması amacıyla hazırlanan proje, 660 bin Euro tutarında hibe almaya hak kazandı. SÖZLEŞME ANKARA’DA İMZALANDI Projenin sözleşmesi, Ankara’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı AB Yatırımları Daire Başkanlığı’nda düzenlenen törenle imzalandı. Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Marmaris Belediyesi adına proje sürecini yürüten Özel Kalem ve AR-GE Müdürü Doç. Dr. Didem Gamze Işıksal ile AB Yatırımları Daire Başkanı Doç. Dr. İsmail Raci Bayer’in katılımıyla gerçekleşen törende imzaların atılmasıyla birlikte proje resmi olarak uygulama aşamasına geçti. EROZYON, RESİF VE EĞİTİM BİR ARADA Akdeniz Koruma Derneği ile Kalkınma ve Geleceğe Etki Derneği ortaklığında yürütülecek proje, iklim değişikliğinin kıyı ve deniz ekosistemleri üzerindeki olumsuz etkilerine karşı doğa temelli çözümler sunmasıyla dikkat çekiyor. Hayata geçirilecek çalışma, hem ekosistem restorasyonunu hem de toplumsal farkındalığı birlikte ele alması açısından örnek bir uygulama olarak öne çıkıyor. Proje kapsamında İçmeler kıyılarında erozyonun azaltılmasına yönelik önlemler alınacak, deniz canlıları için yapay resifler kurulacak ve deniz çayırlarının rehabilitasyonu sağlanacak. Ayrıca çocuklardan turizm çalışanlarına kadar geniş bir hedef kitleye yönelik çevre eğitimleri ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilecek. ÜNLÜ: AB DESTEĞİ ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM OLACAK Konuya ilişkin açıklamada bulunan Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, projenin önemine dikkat çekerek, Marmaris’in geleceği için çok önemli bir adım atıldığını belirtti. Başkan Ünlü, “Bu proje ile Marmaris’in İçmeler Koyu’nda, 2021–2022 yıllarında yaşadığımız büyük orman yangınlarının ardından ortaya çıkan erozyon, sedimantasyon, biyolojik çeşitlilik kaybı ve deniz ekosistemlerindeki bozulmaya karşı bütüncül ve doğa temelli çözümler üretmeyi hedefleyen, 24 ay süreli bir iklim uyum ve ekosistem restorasyonu çalışması gerçekleştireceğiz. Aldığımız 660 bin Euro tutarındaki Avrupa Birliği desteği, kentimizin iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale gelmesi için çok önemli bir adım olacak. Marmaris’in doğasını korumak, yaralarını onarmak ve iklim krizine karşı daha dirençli bir kent oluşturmak için kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz ve edeceğiz. Kentimize ve geleceğimize hayırlı olsun” dedi.

“81 İlde 81 Orman” Projesi Kilis İle Devam Ediyor Haber

“81 İlde 81 Orman” Projesi Kilis İle Devam Ediyor

Toprağı koruyan, su varlıklarını besleyen, havayı temizleyen ve sayısız canlıya ev sahipliği yapan ormanlar, ekosistemin kritik bir parçası. Bu yüzden küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği, orman yangınları, kontrolsüz kentleşme ve insan faaliyetleri gibi nedenlerle zarar gören ormanları ve doğayı korumaya; yaşanabilir bir geleceğe katkı sunmaya yönelik her çaba çok kıymetli. Türkiye İş Bankası, Orman Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı iş birliğiyle ilk olarak 2008–2017 yılları arasında gerçekleştirilen 81 İlde 81 Orman projesi, 2024’te yeniden hayata geçirildi. Bankanın ikinci yüzyılının ilk yılında da devam eden projeyle bugüne kadar 17 ilde dikim törenleri gerçekleşti. 81 ilin tamamında yeni fidanları toprakla buluşturmayı amaçlayan proje ile beş yıl içinde toplam 2,2 milyon fidan dikilecek ve sonraki üç yıl boyunca ağaçlandırma sahalarının düzenli bakımları yapılacak. 2025 sonbahar sezonundaki dikim törenlerinden dördüncüsünün gerçekleştiği Kilis’te tören, Musabeyli ilçesindeki Yedigöz köyü, Afrinçayı Orman İşletme Şefliği sınırları içerisinde düzenlendi. Törene Kilis Orman İşletme Müdür Vekili Cem Mete Yılmaz, Türkiye İş Bankası Kilis Şube Müdürü Mahmut Dalcı, TEMA Vakfı Projeler ve Kurumsal İş Birliği Bölüm Başkan Yardımcısı Mehtap Kızılkaya’nın yanı sıra Kilisli öğrenciler ve bölge halkı katıldı. Kilis’te 50 bin fidan toprakla buluştu 81 İlde 81 Orman projesiyle yüzde 21’i ormanlık alanlardan oluşan Kilis’in Musabeyli ilçesindeki Yedigöz köyünde yer alan 38 hektarlık alanda 50 bin fidan toprakla buluştu. Projenin 2008-2017 yılları arasında gerçekleşen ilk aşamasında, 2008 yılında Kilis’in Musabeyli ilçesine bağlı Yedigöz Köyü Kayaaltı mevkiinde yapılan dikimlerde 30 bin fidan toprakla buluşmuştu. Düzenli bakımı yapılan bu alanda zamanla çeşitli canlı türleriyle ekosistem gelişmeye başladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnegöl’de Yeşil Vatan Seferberliği Haber

İnegöl’de Yeşil Vatan Seferberliği

Son yıllarda orman yangınlarıyla ciddi orman kayıpları yaşayan ülkemizde, 7 yıldır kutlanan 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Bayramı geleceğe umut oluyor. İlk kez 2019 yılı Kasım ayında “Geleceğe Nefes Ol” sloganıyla başlayan Milli Ağaçlandırma Bayramı, bu yıl 7’nci kez kutlandı. 11 Kasım tarihinde, saatler 11.11’i gösterdiğinde ülke genelinde milyonlarca fidan aynı anda toprakla buluştu. İnegöl’de de Kaymakamlık uhdesinde Orman İşletme Müdürlüğü ve İnegöl Belediyesi organizasyonuyla Halhalca köyü bölgesinde fidan dikim etkinliği gerçekleştirildi. ORMAN SEVGİSİ HER YIL ARTIYOR İlçe protokolü, öğrenciler, öğretmenler, gönüllüler, STK temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, yaşlısı, genci her yaştan insanın katıldığı ve destek verdiği fidan dikim etkinliğinde, İnegöl’de bin dolayında fidan toprakla buluştu. Fidan dikimi öncesi bir konuşma yapan İnegöl Orman İşletme Müdürü Okan Kaya, “Yeşil vatan seferberliği adı altında bu sene düzenlediğimiz 11 Kasım Milli Ağaçlandırma fidan dikim etkinliğimizi gerçekleştiriyoruz. Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda ülkemizin pek çok yerinde orman yangınlarıyla mücadele ettik. Eskişehir ve Afyon’daki orman yangınlarında da 5 orman işçimiz ve 5 Akut görevlimizin şehit haberini aldık, yüreğimiz daha da yandı. 2019 yılından bu yana Cumhurbaşkanımızın önderliğinde başlatılan Milli Ağaçlandırma Bayramları ile her yıl gençlerimizin, insanlarımızın ağaç sevgisini güçlendirecek fidan dikimleri yapmaya devam ediyoruz. Bugün burada bu kadar kalabalığı görünce de insanlarımızda orman sevgisinin her geçen yıl arttığını görmüş olduk. Katılan herkese teşekkür ediyorum” dedi. İNEGÖL’DE BU YIL 540 BİN FİDAN DİKİLECEK Bugün Türkiye genelinde 81 il ve 922 ilçede 550 milyon adet fidanın toprakla buluştuğunu hatırlatan Kaya, “İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içerisinde de 122 hektar orman alanımız bu sene maalesef orman yangınlarında kaybettik. Bu sahanın tamamı bu sene ağaçlandırılacak. Yaklaşık 240 bin adet fidan dikeceğiz. Yine rutin ağaçlandırma çalışmalarımız kapsamında da yaklaşık 185 hektar alanı ağaçlandırma faaliyeti yaparak toplam 540 bin fidanla ağaçlandıracağız. Yanan orman alanları anayasa güvencesi altında her yıl ağaçlandırılarak yeniden yeşerecektir” açıklamalarında bulundu. İNEGÖL BELEDİYESİ’NDEN HER DOĞAN ÇOCUK İÇİN BİR FİDAN İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ise çok özel bir günde, ağaçlandırma bayramında bir arada olduklarını hatırlatarak; “Burada olan herkese çok teşekkür ediyorum. Bu işi sahiplenmek çok kıymetli. Orman yangınları noktasında da daha bilinçli olmak zorundayız. Her anlamda bilinçlendirmek zorundayız. Bu noktada da daha derin düşünelim lütfen. Bizler de İnegöl Belediyesi olarak özellikle şehrin ağaçlandırılması noktasında da şehir içerisinde koruluk alanlar oluşturmak, parklar içerisinde ağaçlandırmalar yapmak ya da imar edilen yeni bir yapıyla beraber ağaçlandırmaların artması adına çalışmalar yapıyoruz. Yeni bir uygulamamız da başladı bu noktada. Şehrimizde her yeni doğan çocuk için bir fidanı toprakla buluşturuyoruz. Fidanın sertifikasını da ailelerimize teslim ediyoruz. İnegöl her ne kadar yeşil alan noktasında Türkiye ortalamasının üzerinde de olsa, orman alanlarımız çok da olsa ağaçlandırmaya devam etmemiz lazım. Malumunuz iklimle ilgili değişimler var. Ağaçlandırmanın iklimsel etkilere de ciddi manada olumlu katkıları var. Milli Ağaçlandırma Bayramımız kutlu olsun. Sayın Cumhurbaşkanımıza da bu bayramı milletimize hediye ettiği için teşekkür ediyorum” dedi. GÖREVİMİZ YEŞİL VATAN Son olarak kürsüye gelerek etkinliğe katılanlara hitaben konuşan Kaymakam Eren Arslan da “Bugün çok konuşma değil, çok çalışma zamanı. Bizim görevimiz yeşil vatan dedik, ormanlarımıza, geleceğimize nefes dedik. O yüzden ormanlarımızı korumak hepimizin bir vatandaşlık sorunu. Sadece orman teşkilatının görevi olarak kalmamalı. Bu bilincin toplumumuzda oluştuğunu memnuniyetle görüyorum. Yurdumuzun dört bir yanında şu saat itibariyle binlerce fidan toprakla buluşuyor. Bu uğurda emek sarf eden herkesten Allah razı olsun” ifadelerinde bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.