Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Orman Yangınları

Kapsül Haber Ajansı - Orman Yangınları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orman Yangınları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir İtfaiyesi’ne 13,5 Milyon Euro’luk Teknoloji Yatırımı Haber

İzmir İtfaiyesi’ne 13,5 Milyon Euro’luk Teknoloji Yatırımı

Dünya Bankası ve İller Bankası iş birliğiyle yürütülen Türkiye Deprem, Sel ve Orman Yangınları Acil İmar Projesi (TEFWER) kapsamında 13,5 milyon Euro’luk yatırımla İzmir İtfaiyesi’ne insansız yangın söndürme robotları, yeni nesil arazözler ve özel müdahale araçları kazandırılacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle artan orman yangınları ve afet risklerine karşı itfaiye teşkilatını geleceğin teknolojileriyle buluşturuyor. Dünya Bankası ve İller Bankası iş birliğiyle yürütülen Türkiye Deprem, Sel ve Orman Yangınları Acil İmar Projesi (TEFWER) kapsamında ayrılan 13,5 milyon Euro bütçeyle İzmir İtfaiyesi filosu baştan sona güçlendiriliyor. Proje kapsamında engebeli arazilerde görev yapabilecek yeni nesil arazözler, dar alan müdahale araçları ve uzaktan kumandayla görev yapacak insansız yangın söndürme robotları hizmete alınacak. Orman yangınlarından endüstriyel tesislere, metro tünellerinden dar sokaklara kadar birçok farklı risk alanında görev yapacak yeni nesil araçlar; uzaktan kumanda teknolojisi, yüksek su kapasitesi ve çok yönlü kullanım özellikleriyle hem itfaiye personelinin güvenliğini artıracak hem de yangınların yerleşim alanlarına ulaşmadan kontrol altına alınmasına katkı sağlayacak. Proje kapsamında ilk etapta 10 arazi tipi arazöz teslim alınırken, filoya 2 insansız yangın söndürme robotu ile çok sayıda özel amaçlı itfaiye aracı da kazandırılacak. Kardeş: Yangının önünde güvenli bölge oluşturacak İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Planlama Destek Hizmetleri Şube Müdürü Şeref Kardeş, robotik araçların özellikle kırsal ve engebeli alanlarda önemli avantaj sağlayacağını belirterek, “Ormanlar, Orman Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olsa da yerleşim alanları bizim sorumluluğumuzda. Bu iki alanın iç içe geçtiği sınır bölgelerinde yangının yerleşim yerlerine ulaşmasını önlemek amacıyla bu araçlara ihtiyaç duyduk. Paletli yapıları sayesinde daha önce müdahale edemediğimiz engebeli ve zorlu kırsal alanlara rahatlıkla ulaşabilecekler” dedi. Kritik bölgelerde tampon alan oluşturulacak Yangınla mücadelede yalnızca söndürme süresinin değil, güvenli çalışma alanı oluşturmanın da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Kardeş, robotların yangının önünde koruyucu bir hat oluşturacağını belirterek, “Bu araçların en önemli avantajı sadece yangını söndürmek değil, kritik bölgelerde ıslatma yaparak tampon alan oluşturabilmeleri. Böylece yangının ilerleyişi kontrol altına alınabiliyor. Araçlar alttan ve üstten su püskürterek kendi kendini soğutabiliyor, güvenli şekilde yangının içine ilerleyebiliyor. Hem vatandaşlarımızın hem de personelimizin can güvenliğini en üst seviyeye çıkarıyoruz” diye konuştu. Metrodan sanayi tesislerine kadar çok yönlü kullanım Robotik araçların yalnızca orman yangınlarında değil, birçok farklı afet senaryosunda kullanılabileceğini belirten Kardeş, modüler yapıları sayesinde farklı görevler üstlenebileceklerini ifade etti. Araçların metro hattı ve tünellerdeki ray sistemi üzerinde hareket edebildiğini, endüstriyel tesis yangınlarında köpüklü söndürme yapabildiğini, büyük yangınlarda ise dakikada 7 bin ila 8 bin litre su aktarabildiğini belirten Kardeş, “Gerektiğinde yanan araçları uzaktan güvenli bölgelere taşıyabilecekler. Söz konusu teknoloji ABD, Avustralya, Almanya ve İtalya’nın yanı sıra Türkiye’de İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinde de kullanılıyor. Bu teknolojiyi İzmir’e kazandırarak itfaiye teşkilatımızın gücüne güç katacağız” ifadelerini kullandı. Çoban: 10 arazözün üretim süreci devam ediyor Makine İkmal Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı Makine İkmal Şube Müdürü Melike Çoban ise TEFWER Projesi kapsamında yürütülen satın alma sürecine ilişkin bilgi vererek, “Dünya Bankası kredisiyle finanse edilen proje kapsamında İzmir İtfaiyesi için 13,5 milyon Euro bütçe ayrıldı. İlk ihale kapsamında 10 arazi tipi itfaiye arazözünün üretim süreci devam ediyor. Son teslim tarihi olan 1 Kasım itibarıyla araçlarımızı teslim alarak İtfaiye Dairesi Başkanlığımızın hizmetine sunacağız. Projenin ikinci ihale paketinde ise İzmir İtfaiyesi’nin müdahale kapasitesini önemli ölçüde artıracak yeni araçlar alacağız. Bu kapsamda 2 insansız yangın söndürme robotu, 8 dar alan sepetli bomlu itfaiye aracı, 6 standart itfaiye arazözü ve 8 dar alan itfaiye aracı İzmir Büyükşehir Belediyesi filosuna kazandırılacak. Son yıllarda artan orman yangınlarının ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla filonun güçlendirilmesi çalışmalarına hız verdik. Amacımız, olaylara daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin müdahale edebilecek güçlü bir itfaiye teşkilatı oluşturmak” dedi. Hedef Mart 2028 TEFWER Projesi kapsamındaki araç alımlarının Dünya Bankası ve İller Bankası tarafından belirlenen takvim doğrultusunda Mart 2028’e kadar tamamlanması planlanıyor. Özel eğitim ve sertifikasyon süreçlerinden geçecek uzman itfaiye personeli tarafından kullanılacak uzaktan kumandalı robotik sistemlerle İzmir İtfaiyesi; orman yangınlarından endüstriyel tesislere, metro tünellerinden dar sokaklara kadar birçok farklı risk alanında daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin müdahale kapasitesine sahip olacak. 13,5 milyon Euro tutarındaki yatırımın tamamlanmasıyla birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim krizinin etkilerine karşı teknolojiyi merkeze alan yeni nesil itfaiyecilik anlayışını güçlendirirken, afetlere müdahale kapasitesini de önemli ölçüde artıracak. Yeni nesil araçlarla desteklenecek İzmir İtfaiyesi, hem personelin güvenliğini üst seviyeye taşıyacak hem de kentin afetlere karşı direncini daha da güçlendirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orman Yangınları İş Dünyasının Risk Haritasını Değiştiriyor Haber

Orman Yangınları İş Dünyasının Risk Haritasını Değiştiriyor

Avrupa’da ve Türkiye’de yaşanan son orman yangınları, orman yangınlarının yalnızca mevsimsel bir doğal afet değil, işletmeler ve kritik altyapılar açısından stratejik bir dayanıklılık sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor. Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklıklar ve değişen yangın koşulları, Avrupa genelinde orman yangını riskini artırırken, işletmeler açısından fiziksel hasarın ötesine geçen yeni riskleri de beraberinde getiriyor. Fiziksel hasarın ötesinde operasyonel hasarlar öne çıkıyor Orman yangınlarından kaynaklanan hasarlar yalnızca maddi hasarla sınırlı kalmıyor. Tahliyelerden etkilenen işletmeler, operasyonel aksaklıklar, tesislerin kapanması ve tedarik zincirinde yaşanan kesintiler gibi finansal sonuçlar doğurabilecek önemli etkilerle karşı karşıya kalıyor. Tahliye emirleri, duman veya bölgeye erişim kısıtlamaları nedeniyle yaşanan iş kesintileri, fiziksel hasarın sınırlı olduğu ya da hiç oluşmadığı durumlarda bile önemli finansal hasarlara yol açabiliyor. Bu durum, Güney Avrupa genelindeki tabloyu da yansıtıyor. Yunanistan'da son yıllardaki en büyük orman yangınları, bazı oteller ve küçük işletmeleri etkilerken, sanayi tesislerinin özel sanayi bölgelerinde yer alması nedeniyle bu yangınlardan genel olarak daha az etkilendi. Ekonomik kayıplarla sigorta hasarları arasındaki fark büyüyor Yangınlarla ilgili toplam hasarları güvenli şekilde tahmin etmek için henüz erken olsa da mevcut veriler, Avrupa'daki orman yangını koruma açığını ortaya koyuyor. İspanya'nın 2025 orman yangını sezonunda yaklaşık 5 milyar euro ekonomik hasar oluşurken, bunun sadece 1 milyar eurodan daha azı sigorta kapsamında karşılandı. Bu durum ekonomik hasarlarla sigorta tarafından karşılanan hasarlar arasındaki farkın büyüdüğünü ortaya koyarken, şirketlerin etkili risk transferini dayanıklılık, uyum sağlama ve iş sürekliliğine yönelik yatırımlarla birlikte ele almasının önemini bir kez daha vurguluyor. Hazırlık ve risk yönetimi, sigorta süreçlerini şekillendiriyor İlk göstergeler; güçlü acil durum planlarına, iş sürekliliği eylemlerine ve önleyici uygulamalara sahip kuruluşların hasarları azaltma ve faaliyetlerini sürdürme konusunda daha iyi durumda olduğunu gösteriyor. Riskler değiştikçe, olay öncesinde dayanıklılık oluşturmak, olay sonrasındaki toparlanma kadar önemli hale geliyor. Bu süreçte sigortacılar da orman yangını riskini daha iyi anlamak amacıyla daha detaylı risk verilerinden, uydu görüntülerinden ve giderek gelişen felaket risk modellemelerinden yararlanıyor. Güçlü risk yönetimi, varlık dayanıklılığı ve hazırlık düzeyini ortaya koyabilen kuruluşlar ise sigorta piyasasında daha avantajlı bir konumda yer alıyor. Sigorta artık daha geniş kapsamlı bir dayanıklılık stratejisinin parçası Geleneksel sabit kıymet sigortası, risklerin transfer edilmesinde önemli bir araç olmaya devam ediyor. Bununla birlikte şirketler, sigortayı gelişmiş risk değerlendirmeleri, iklim analizleri, uyum önlemleri ve uygun olduğu durumlarda parametrik sigorta gibi alternatif risk transfer çözümleriyle destekliyor. Orman yangını riskinin arttığı bölgelerde şirketlerin hem doğrudan hem de dolaylı risklerini değerlendirmesi; bitki örtüsü yönetimi, varlıkların korunması, iş sürekliliği planlaması ve acil durum müdahale kapasitesini güçlendirmesi önem taşıyor. Marsh ayrıca müşterileriyle yakın iş birliği içinde çalışarak değişen riskleri anlamalarına, olası sigorta etkilerini değerlendirmelerine, uygun durumlarda hasar süreçlerini desteklemelerine ve giderek daha karmaşık hale gelen iklim kaynaklı risklere karşı uzun vadeli dayanıklılıklarını güçlendirmelerine yardımcı oluyor. Orman Yangınlarını Sadece Mevsimsel Bir Sabit Kıymet Riski Olarak Görmekten Vazgeçmeliyiz Orman yangınlarının artık sadece mevsimsel bir sabit kıymet riski olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Marsh Risk Türkiye CEO’su Yeşim Aksüt, Avrupa’daki ve ülkemizdeki yangınlar; giderek operasyonlar, tedarik zincirleri, altyapı ve uzun vadeli dayanıklılık üzerinde etkileri olan stratejik bir iş riski haline geliyor. Hazırlıklı olmak önemli bir fark yaratan unsur haline geliyor. İklim analizine, risk değerlendirmesine, iş sürekliliği planlamasına, bitki örtüsü yönetimine ve uygulamaya yönelik uyum önlemlerine yatırım yapan kuruluşlar hem operasyonel aksaklıkları hem de finansal kayıpları azaltmak için daha avantajlı durumda oluyor. Sigorta şirketleri de giderek daha bilinçli sigortalama kararlarıyla güçlü risk kalitesini fark ediyor ve ödüllendiriyor. Bu durum fiyatlandırmanın dışında, aynı zamanda teminat şartlarında ve sunulan kapasitede de kendini gösteriyor” dedi. Önleme, Uyum Sağlama ve Dayanıklılığa Yatırım Yapmak Gerekiyor Orman yangınlarına karşı dayanıklılık oluşturabilmek için iş birliğinin şart olduğunu belirten Aksüt, “Devletler, işletmeler, sigorta şirketleri, reasürans şirketleri ve sermaye sağlayıcılarının daha iyi veri paylaşımı, dayanıklı altyapı, yenilikçi finansman ve risk yönetiminde koordineli yaklaşımlar yoluyla üstleneceği bir rol var. İklim riskleri değişip geliştikçe dayanıklılık, daha iyi bilimsel çalışmaların, daha iyi analizlerin ve daha güçlü iş birliklerinin bir araya getirilmesine bağlı olacak. Avrupa'nın orman yangını koruma açığını kapatmak risk transferinin ötesinde; aynı zamanda önleme, uyum sağlama ve dayanıklılığa yapılan yatırımlarda da ilerleme gerektirecek” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’de Gündem Yoğun: Başkan Cemil Tugay’dan Ankara’ya Ortak Çözüm Çağrısı Haber

İzmir’de Gündem Yoğun: Başkan Cemil Tugay’dan Ankara’ya Ortak Çözüm Çağrısı

Karabağlar’daki kentsel dönüşüm, katı atık bertaraf sistemi, yangınlarla mücadele ve ulaşım projeleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Tugay, özellikle merkezi yönetimle ortak çalışma vurgusu yaptı. İzmir’in yıllardır biriken sorunlarının siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması gerektiğini belirten Başkan Tugay, ilgili bakanlıklarla doğrudan görüşme yapılmasını önererek, "İzmir’in meselelerini birlikte çözelim" mesajı verdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde gerçekleştirilen toplantıda kent gündemine ilişkin birçok önerge görüşülürken, belediye hizmetlerinden altyapı yatırımlarına kadar farklı başlıklarda açıklamalar yapıldı. Tugay ayrıca çeşitli ilçelerde belediye başkan vekilliği görevine seçilen isimleri meclis üyeleriyle paylaşarak yeni görevlerinde başarı dileklerini iletti. Başkan Tugay’dan Karabağlar Kentsel Dönüşüm İçin Uzlaşı Mesajı Toplantının en dikkat çeken gündemlerinden biri, uzun yıllardır çözüme kavuşamayan Karabağlar kentsel dönüşüm projesi oldu. Bölgedeki belirsizliğin artık daha fazla uzamaması gerektiğini ifade eden Başkan Cemil Tugay, çözümün tüm kurumların ortak iradesiyle mümkün olacağını söyledi. Merkezi yönetimle doğrudan temas kurulmasının önemine dikkat çeken Tugay, belediye meclisinde temsil edilen tüm siyasi partilerin katılımıyla Ankara’da kapsamlı bir değerlendirme toplantısı yapılmasını önerdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile gerçekleştirilecek görüşmelerde planlama sürecinin tüm yönleriyle ele alınmasını isteyen Tugay, İzmir’in en önemli sorunlarından biri haline gelen dönüşüm sürecinin açık diyalogla ilerlemesi gerektiğini dile getirdi. Planlama yetkisinin belediyeye devredilmesi yönündeki taleplerini daha önce ilettiklerini hatırlatan Başkan Tugay, bu konuda net bir yol haritasının oluşturulmasının artık zorunlu hale geldiğini belirtti. “İzmir’in Sorunlarını Hep Birlikte Çözebiliriz” Başkan Tugay, konuşmasında yerel yönetim ile merkezi idare arasında kurulacak sağlıklı iletişimin kent adına önemli kazanımlar sağlayacağını ifade etti. İzmir’in yıllardır bekleyen projelerinin ortak akıl ve iş birliğiyle çözülebileceğini belirten Tugay, farklı kurumların aynı masa etrafında buluşmasının sürece hız kazandıracağını söyledi. Belediyenin çözüm üretme iradesine sahip olduğunu vurgulayan Tugay, bakanlıkların da yaklaşımını açık biçimde ortaya koymasının kamuoyundaki soru işaretlerini ortadan kaldıracağını ifade etti. Kentin geleceğini ilgilendiren konuların siyasi tartışmalardan uzak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Başkan, ortak çalışma kültürünün İzmir’e önemli katkılar sunacağını dile getirdi. İzmir İtfaiyesi İçin Yeni Araçlar ve Personel Takviyesi Meclis toplantısında yaz aylarında artan orman yangınları da gündemin önemli başlıklarından biri oldu. Başkan Cemil Tugay, İzmir İtfaiyesinin yangınlarla mücadelede yoğun mesai harcadığını belirterek teşkilatın güçlendirilmesi amacıyla önemli adımlar atıldığını açıkladı. Son dönemde iki yüzü aşkın yeni itfaiye personelinin göreve başladığını aktaran Tugay, modern itfaiye araçlarının temini için yürütülen satın alma süreçlerinin de devam ettiğini söyledi. Yeni araçların üretimlerinin sürdüğünü ve peyderpey teslim alınacağını belirten Başkan, kırsal mahallelere dağıtılan yangın tankerlerinin de ilk müdahale kapasitesini önemli ölçüde artırdığını ifade etti. İzmir İtfaiyesi’nin Türkiye’nin en güçlü teşkilatlarından biri olduğunu dile getiren Tugay, ekiplerin her gün çok sayıda yangına müdahale ettiğini, Orman Genel Müdürlüğü ile AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlarla koordinasyonun sürekli geliştirildiğini kaydetti. Yangın Risk Haritası Hazırlandı Sıcak hava dalgaları ve kuvvetli rüzgâr nedeniyle yangın riskinin arttığını söyleyen Başkan Tugay, belediye tarafından hazırlanan yangın risk haritası doğrultusunda önleyici çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı. Riskli bölgelerin belirlenmesiyle birlikte ekiplerin daha planlı hareket ettiğini ifade eden Tugay, vatandaşların da özellikle yaz döneminde daha dikkatli davranmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Yangınların önlenmesinde bireysel hassasiyetin en az kurumsal hazırlık kadar etkili olduğuna dikkat çekti. Şemikler Üst Geçidi Projesi Devam Ediyor Kent ulaşımını yakından ilgilendiren Şemikler Karayolu Üst Geçidi hakkında da bilgi veren Başkan Tugay, projede yaşanan gecikmenin teknik nedenlerden kaynaklandığını belirtti. İnşaat çalışmalarının sürdüğü bölgede beklenmeyen yoğun yer altı suyu ile karşılaşıldığını ifade eden Tugay, bu durumun mühendislik hesaplarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getirdiğini söyledi. Üniversitelerden uzman görüşleri alındığını ve gerekli teknik analizlerin tamamlandığını aktaran Başkan, uygulama sürecinin devam ettiğini belirtti. Projede finansman ya da yüklenici firmadan kaynaklanan herhangi bir sorun bulunmadığını vurgulayan Tugay, üst geçidin tamamlanmasının kent trafiği açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca Ayyıldız Kavşağı bağlantılı yeni ulaşım projeleri üzerinde de hazırlıkların sürdüğünü belirterek İzmir’in ulaşım altyapısını güçlendirecek yatırımların devam edeceğini söyledi. Katı Atık Sorunu İçin Bakanlığa Ortak Çalışma Önerisi Meclis toplantısında İzmir’in çöp sorunu ve katı atık bertaraf tesisleriyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Başkan Cemil Tugay, bu konuda devam eden onay süreçlerinin merkezi yönetimle birlikte ele alınmasını önerdi. Bakanlıkta bekleyen dosyaların kamuoyunun önünde şeffaf biçimde değerlendirilmesini isteyen Tugay, belediyenin eksik gördüğü noktalar kadar merkezi yönetimin sorumluluğundaki süreçlerin de açıkça konuşulmasının önem taşıdığını söyledi. İzmir’in çevre yatırımlarının gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Başkan, katı atık yönetiminin yalnızca belediyenin değil, tüm kamu kurumlarının ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti. Sürecin siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tugay, İzmir halkının beklediği hizmetlerin daha hızlı hayata geçirilebilmesi için iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Toplantıda yaptığı değerlendirmelerde ortak akıl ve uzlaşı vurgusunu öne çıkaran Başkan Cemil Tugay, kentin kronikleşen sorunlarının çözümünde hem yerel yönetimlerin hem de merkezi idarenin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, İzmir'in geleceğini ilgilendiren projelerde diyaloğun güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Manisa Büyükşehir’in Araç Filosuna 350 Milyon TL’lik Güç Takviyesi Haber

Manisa Büyükşehir’in Araç Filosuna 350 Milyon TL’lik Güç Takviyesi

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun katılımıyla gerçekleştirilen tanıtım törenine Genel Sekreter Burak Deste, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları ve ilgili müdürler katıldı. “Kredi Kullanmadan, Öz Kaynaklarımızla Yatırım Yaptık” Tanıtım töreninde konuşan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, özellikle son dönemde artan orman yangınları ve afet riskleri karşısında belediyenin müdahale kapasitesini güçlendirecek önemli bir yatırımı hayata geçirdiklerini belirtti. Başkan Dutlulu, “Yıllardır iş makineleri ve itfaiye araçlarına yapılmayan yatırımı gerçekleştiriyoruz. Kredi kullanmadan, tamamen öz kaynaklarımızla yaklaşık 350 milyon liralık yatırımla belediyemize 37 yeni araç kazandırdık. Bugün itibarıyla yeni itfaiye araçları, arazözler, lowbed kamyonlar ve iş makineleri Manisa’mızın hizmetine giriyor. Özellikle afet ve yangınlarda daha hızlı ve daha etkin müdahale edebilmek için araç filomuzu güçlendiriyoruz. Bu araçların tamamı Manisa halkına hizmet edecek. Manisa’mız için çalışmaya, üretmeye ve kentimize yatırım yapmaya devam edeceğiz. Manisa’ya verdiğimiz sözleri yerine getirmeyi sürdüreceğiz” dedi. Kentin Dört Bir Yanında Görev Yapacak Yeni araçların merkez ve ilçelerde ihtiyaç duyulan noktalarda görev yapacağını belirten Başkan Dutlulu, güçlenen araç filosuyla birlikte altyapı çalışmalarından yol yapımına, afet ve yangınlara müdahaleden acil durum hizmetlerine kadar birçok alanda daha hızlı ve etkin hizmet sunacaklarını ifade etti. Toplam 37 araçtan oluşan yeni filo; 8 itfaiye aracı, 8 arazöz, 3 lowbed kamyon ve 18 iş makinesinden oluşuyor. Yaklaşık 350 milyon TL’lik yatırımın tamamı Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin öz kaynaklarıyla gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı: “Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu. Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Korunan Alanlar Kurban Bayramı’na Hazır Haber

Korunan Alanlar Kurban Bayramı’na Hazır

DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki korunan alanlardaki tesislerin bakım ve onarımları tamamlandı, ziyaretçilerin sorunsuz bir ziyaret deneyimi yaşamaları için tüm önlemler alındı. Bu kapsamda sahadaki tesislerin kontrolleri gerçekleştirildi, gerekli bakım ve tadilatlar yapılarak kullanıma uygun hale getirildi. Ayrıca alanların temizliğine yönelik çalışmalar artırıldı; vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit edebilecek durumlara karşı gerekli güvenlik tedbirleri alındı. DKMP Genel Müdürlüğünün yetki ve sorumluluğundaki milli parklar ve tabiat parkları; havası, suyu, tarihi-doğal kaynak değerleri, tabii görünümleri ve sakin ortamları ile vatandaşlara eğlenme, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme imkânı sunuyor. Bu tür alanlar, şehir yaşamından uzaklaşıp doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen vatandaşlar için özellikle hafta sonları ve tatil dönemlerinde cazibe merkezi haline geliyor. 50 MİLLİ PARK VE 275 TABİAT PARKI BAYRAMA HAZIR Türkiye'de genelinde 50 milli park, 275 tabiat parkı, 112 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı, 85 yaban hayatı geliştirme sahası, 14 Ramsar alanı, 59 ulusal öneme haiz sulak alan ve 65 mahalli öneme haiz sulak alan olmak üzere toplam 692 alan DKMP Genel Müdürlüğü tarafından koruma altında bulunuyor. DKMP Genel Müdürlüğü tarafından korunan alanlar sahip olduğu kaynak değerleri ile korunurken bir yandan da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tanıtım merkezleri, günübirlik alan düzenlemeleri, konaklama tesisleri, seyir terasları, tur güzergâhları, macera parkurları ile turizm potansiyelini artıracak çalışmalar yapılıyor. Böylece daha fazla sayıda vatandaşın doğada keyifle vakit geçirmesi hedefleniyor. DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki korunan alanları, geçen yıl Kurban Bayramı'nda 2 milyon 984 bin 902 kişi ziyaret etmişti. MİLLİ PARKLAR MOBİL UYGULAMASI HİZMETTE DKMP Genel Müdürlüğü tarafından korunan alanların daha erişilebilir olması ve doğa turizmi faaliyetlerine aktif olarak katılmak isteyenler için Milli Parklar Mobil Uygulaması da kullanıma sunuldu. Milli Parklar Mobil Uygulaması her bir korunan alanın tanıtımı, fotoğraf ve video galerisi, korunan alan içerisinde gerçekleştirilebilecek faaliyetler, alanın haritası, ulaşım ve iletişim bilgilerini içeriyor. Ayrıca uygulamada, ziyaretçilerin bir korunan alana gelmeden önce alanı gezebilmesini sağlayan sanal turlar da bulunuyor. Bazı korunan alanlardaki faaliyetler için rezervasyon işlemleri de yine Milli Parklar Uygulaması üzerinden yapılabiliyor. YUMAKLI'DAN UYARI Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye topraklarının zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu belirterek, bu değerleri koruyup geliştirmek için önemli çalışmalar yürüttüklerinin altını çizdi. Ülkenin zengin biyoçeşitliliğini barındıran korunan alanların, vatandaşlar tarafından bilinip takip edilmesinin önemine dikkati çeken Yumaklı, 9 günlük Kurban Bayramı tatilinin, DKMP Genel Müdürlüğü bünyesindeki milli parklar ve tabiat parklarının ziyaret edilmesi için önemli bir fırsat olduğunu ifade etti. Bakan Yumaklı, bin bir çeşit bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan korunan alanların, sadece geçmişten devralınan bir miras değil aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılması gereken birer hazine olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: “Aziz milletimiz mübarek Kurban Bayramı'nı idrak ederken bu uzun tatil dönemini değerlendirerek tabiatla iç içe vakit geçirmek isteyen vatandaşlarımız milli parklarımızı ve tabiat parklarımızı ziyaret edebilirler. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 3 milyon kişiyi ağırlayan korunan alanlarda, bu yıl da ziyaretçilerin konforu ve güvenliği için tüm önlemleri üst seviyeye çıkardık ve tüm tedbirlerimizi aldık. Bununla birlikte, vatandaşlarımızdan korunan alanlarımızı ziyaretleri sırasında gereken hassasiyeti göstermelerini de bekliyoruz. Vatandaşlarımıza ayrıca yine orman yangınları konusunda tedbirli davranmalarını, milli parklar, tabiat parkları ve ormanlarımızın içerisinde yangına sebebiyet verecek ihmallerden kaçınmaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Tüm değerli vatandaşlarımızın iyi bayramlar geçirmesini diliyorum." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çevre Bakanlığı ve OPET’ten Mega Kent İstanbul’da “Sıfır Atık” Çağrısı Haber

Çevre Bakanlığı ve OPET’ten Mega Kent İstanbul’da “Sıfır Atık” Çağrısı

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve OPET’in akaryakıt istasyonlarında sıfır atık dönüşümünü yaygınlaştırmak ve çevre bilincini güçlendirmek amacıyla başlattığı “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” Projesi kapsamında gerçekleştirilen çevre temizliği hareketinin yeni durağı Marmara Bölgesi oldu. Türkiye’nin 7 bölgesinden seçilecek 7 ilde yapılması planlanan çevre temizliği hareketi, Antalya ve Ankara’dan sonra İstanbul’da devam etti. 21 Nisan Salı günü İstanbul Çekmeköy’de yapılan çevre temizliği etkinliğine, OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk, OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade, Çekmeköy Belediye Başkan Yardımcısı Seyfettin Yıldırım, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü Sıfır Atık Şube Müdürü Elif Morina Yılmaz, Çekmeköy Belediyesi İklim Değişikliği Şube Müdürü Metehan Yılmaz, öğrenciler ile çok sayıda gönüllü katıldı. Sahip olduğu geniş istasyon ağı, terminalleri ve ofisleri ile sektörde sıfır atık dönüşümüne öncülük edecek olan OPET’in İstanbul’daki istasyon çalışanlarının da yer aldığı etkinlikte toplanan atıklar, sembolik uygulamalara dönüştürülecek. Proje kapsamında toplanan atıklardan sanatçı Sündüz Yılmaz tarafından yapılan tablo farkındalık yaratmak amacıyla OPET Çekmeköy Güney İstasyonu’nda sergilenmeye başladı. “BU DAHA BAŞLANGIÇ” Etkinlikte yaptığı konuşmada çocukların da katılımcılar arasında yer almasından büyük mutluluk duyduğunu belirten OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk, “Ben 13 yıl öğretmenlik yaptım. Yaparak, yaşayarak öğrenmenin ne denli önemli olduğunu biliyorum. O nedenle çocuklarla birlikte burada olmak benim için çok değerli. Bizim burada hedefimiz çöpleri ayrıştırarak toplarken asıl amacımız farkındalık yaratmak ve çöpün doğaya, çevreye ve ekonomimize verdiği zararı gözler önüne sermek. Eğer bu çöpü toplamazsak, yağmurla toprağa, suya, denizlere karışacak, havamızı kirletecek. Biz bir hareket başlatıyoruz, bu bir seferberlik hareketi. Buradan tüm Türkiye’ye sesleniyorum, haydi bizimle beraber olun, ülkemiz atıklardan kurtulsun” dedi. 2021 yılında Ege’deki büyük orman yangınları sonrasında OPET olarak başlattıkları Doğaya Saygı Projesi’ne de işaret eden Öztürk sözlerine şöyle devam etti: “Amacımız yangınlardan etkilenen köyleri rehabilite ederken doğaya atılan çöpün yangınlardaki etkisini ortaya koymaktı. Ancak bu sorunun köklü çözümü için toplumsal bir bilinç oluşması gerektiğinin farkındayız. 8 Nisan 2026 tarihinde Bakanlığımızla imzaladığımız protokol gereği kendi istasyonlarımızda “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” diyerek projemizin bir başka bacağını başlatmış bulunuyoruz. Biz OPET olarak “Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” Projesi kapsamında 77 bin okula ulaşmaktayız. EBA (Eğitim Bilişim Ağı) üzerinden çevreyle ilgili konuları da çocuklarımıza öğreterek bu projeyi okullarımıza da taşımak istiyoruz. Onun için bu bir başlangıç diyoruz. Çevre Bakanlığımızla 7 bölgede her bölgeyi temsilen bir ilde etkinlikler yapacağız. Antalya, Ankara ve İstanbul’daki etkinliklerimiz bundan sonra diğer illerimizde de devam edecek.” “AMACIMIZ TEMİZ TUVALET KAMPANYASINDAKİ BAŞARIYI BURAYA DA TAŞIMAK” OPET Genel Müdürü Özgür Kahramanzade yaptığı konuşmada, “Doğaya Saygı Projemizde amacımız orman yangınlarını önlemesinin ötesinde geleceğe sahip çıkmak. Şimdi Yönetim Kurulu Kurucu Üyemiz Nurten Öztürk’ün liderliğinde yeni bir projeye daha adım attık. Nurten Hanım’ın büyük bir fedakârlık ile başlattığı Temiz Tuvalet Kampanyası tüm Türkiye’ye mal oldu ve büyük bir başarı elde etti. Amacımız aynı başarıyı buraya da taşımak, ülke genelinde atık konusunu çözmek ve toplumsal farkındalığa dönüştürmek” değerlendirmesinde bulundu. YOLLARDAKİ ATIK SORUNUNA DİKKAT ÇEKMEK İÇİN “KISA FİLM YARIŞMASI” DÜZENLENECEK Akaryakıt sektöründe bir ilk olan “Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy” projesi ile istasyonlarda sıfır atığın yaygınlaştırılması ve çevre temizliği hareketinin yanı sıra çok yönlü adımlarla ilerlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda “Sıfır Atık Yolculuğu Kısa Film Yarışması” düzenlenmesi de yıl içinde atılacak bir diğer adım olacak. Hedef, özellikle gençlerin ve sosyal medya kullanıcılarının daha aktif bir şekilde projeye katılımını sağlamak. Yarışmayla günlük yaşamın önemli bir parçası olan seyahat süreçlerinde çevreye duyarlı alışkanlıkların yaygınlaştırılması, sıfır atık yaklaşımının hayatın her alanında uygulanabilir olduğunun gösterilmesi hedefleniyor. 30 Nisan–15 Temmuz tarihleri arasında başvuruların alınacağı yarışmada değerlendirme süreci yaz aylarında tamamlanacak. Dereceye giren yapımlar Eylül 2026’da yapılacak bir törenle ödüllendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ÇEKÜL Vakfı, Bir Yılda 116 Bin Fidanı Toprakla Buluşturdu Haber

ÇEKÜL Vakfı, Bir Yılda 116 Bin Fidanı Toprakla Buluşturdu

30 yılı aşkın bir süredir gönüllülerinin ve destekçilerinin katkılarıyla ağaçlandırma çalışmaları yürüten ÇEKÜL Vakfı, 2025 y ılında tam 116 bin 186 fidanı toprakla buluşturdu. 7 Ağaç Ormanları programı kapsamında yapılan dikimler geçen yıl Balıkesir, Sivas, Manisa, Çanakkale ve İstanbul'daki sahalarda yapıldı. Doğaseverlerin yıl boyunca doğaya katkı amaçlı yaptığı destekler ile doğum, nikah, sevgililer günü gibi özel günlerde sevdiklerine hediye ettikleri fidanlar ve kurumsal katkılarla desteklenen 7 Ağaç Or manları programı, 1992 yılında İstanbul'un Beykoz ilçesinde başlatılmıştı. O tarihten günümüze kadar Türkiye'nin birçok ilinde, farklı sahalarda dikim çalışmalarını sürdüren ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Ağaç" programı, bir yıl boyunca tükettiğimiz doğal varlıkların yerine fidan dikerek, doğaya verdiğimiz zararın bir bölümünü gidermeyi amaçlıyor. Her ay 10 bin fidan ÇEKÜL Vakfı Genel Sekreteri Ilgın Sözen, "Geçtiğimiz yıl orman yangınları nedeniyle Türkiye'nin orman varlığında önemli bir kayıp oldu. Biz de çabalarımızı artırdık, doğaseverlerin desteğiyle ağaçlandırma programımızı hızlandırdık. Hem bireysel hem de kurumsal bağışlarla 116 bin fidan dikmeyi başardık. Her ay yaklaşık 10 bin fidanı 7 Ağaç Ormanları'na kazandırdık" açıklamasını yaptı. 2025 yılında kurumsal bağışların da öne çıktığına dikkat çeken Ilgın Sözen, "İki bin fidanla koru, 10 bin fidanla orman oluşturan destekçilerimiz oldu. İstanbul Maratonu'nda birlikte koştuk. Bazı kurum ve bireyler 35 yıldır bizimle birlikte; ormanların, ÇEKÜL'ün bir parçası oldular. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek az" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.