Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Osmanlı

Kapsül Haber Ajansı - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Manisa Kültür Yolu Heyecanı Başladı Haber

Manisa Kültür Yolu Heyecanı Başladı

Osmanlı şehzadelerine ev sahipliği yapan köklü tarihi, bereketli toprakları, güçlü kültürel birikimi ve zengin mutfağıyla Manisa; konserlerden sergilere, söyleşilerden gastronomi ve çocuk etkinliklerine uzanan yüzlerce etkinlikle dokuz gün boyunca kültür ve sanatın buluşma noktası olacak. Manisa Kültür Yolu Festivali, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam’ın katılımıyla Manisa Müzesi’nde gerçekleştirilen açılış programıyla başladı. Açılışa Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Milletvekili Mücahit Arınç ile il protokolü ve çok sayıda sanatsever katıldı. MANİSA’DA KÜLTÜR VE SANAT HEYECANI BAŞLADI Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam açılış konuşmasında, yaklaşık sekiz ay boyunca yirmi altı şehri kapsayacak Türkiye Kültür Yolu Festivallerinin en özel duraklarından birinin Manisa olduğunu belirterek, festivalin ikinci kez şehzadeler şehrinde gerçekleştiriliyor olmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti. Festivalin, kültür ve sanatın toplumun her kesimine ulaşmasını sağlarken Manisa’nın turizm hareketliliğine, ticari yaşamına ve yerel ekonomisine de önemli katkılar sunacağını belirten Çam, festivalin şehrin kültürel ve ekonomik dinamizmini güçlendiren önemli bir organizasyon olduğunu kaydetti. “TÜRKİYE, KÜLTÜR VE TURİZMDE GÜÇLÜ VİZYONUYLA YOLUNA DEVAM EDİYOR” Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam konuşmasında, Türkiye’nin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonuyla huzur, güven ve istikrar odağı olmayı sürdürdüğünü kaydetti. Çam, Türkiye’nin bölgesinde istikrarın simgesi haline geldiğini belirterek, savaşlardan etkilenen ya da büyüme potansiyeli taşıyan pazarlarda yoğun tanıtım faaliyetleri yürütüldüğünü ifade etti. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın yürüttüğü çalışmalarla turizmde krizlere karşı dayanıklı bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Çam, ürün ve destinasyon çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Her ülkenin ve her hedef kitlenin farklı beklentilere sahip olduğunu belirten Çam, bu doğrultuda farklı tanıtım stratejileri uygulandığını ifade etti. MANİSA’DA SERGİ DURAKLARINDA TARİHİ YOLCULUK Açılış programının ardından Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam ve beraberindeki heyet, Manisa Müzesi’nde gerçekleştirilen “Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri” sergisini ziyaret etti. Sergide; Kâbe örtüleri, surre keseleri, hüsn-i hat eserleri ve Osmanlı saray kültürünün izlerini taşıyan seçkin eserler sanatseverlerin beğenisine sunuldu. İstanbul Türbeler Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonlarından seçilen eserler, ziyaretçilere tarihsel ve manevi bir atmosfer sundu. Program kapsamında daha sonra Fatih Sergi Salonu’nda sanatseverlerle buluşan “Yaşayan Miras: Manisa Sergisi” ziyaret edildi. Sergide; tezhip, minyatür, çini, ebru, dokuma, filografi, deri işleri, taş işçiliği ve geleneksel el sanatlarının pek çok örneği bir araya getirilerek Manisa’nın kültürel birikimi gözler önüne serildi. Geleneksel sanatların incelikli örnekleri, ziyaretçilere kültürel mirasın yaşayan yönünü yakından deneyimleme fırsatı sundu. Program kapsamında ayrıca Cumhuriyet Meydanı’nda kurulan “Çocuk Köyü” alanı ziyaret edilerek çocuklara yönelik gerçekleştirilen etkinlikler yerinde incelendi. ŞEHZADELER ŞEHRİ MANİSA’DA 9 GÜN KÜLTÜR VE SANAT Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Manisa’da gerçekleştirilecek etkinlikler; konserlerden sergilere, söyleşilerden gastronomi ve çocuk etkinliklerine kadar her yaş grubuna hitap eden zengin içeriğiyle dokuz gün boyunca şehrin dört bir yanında sanatseverlerle buluşacak. Şehzadeler şehrinin tarihi sokaklarında, müzelerinde, meydanlarında ve kültür duraklarında hayat bulan festival; kültür, sanat ve yaratıcılıkla örülü kapsamlı bir deneyim sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı Haber

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı

Tarihi mihrabındaki orijinal çinilerden, tavanındaki çıtakariye, kapı tokmağındaki kandillerden müteşekkil selvi ağacı formundaki müsenna besmele motifinden taç kapısında hattat Davut Bektaş’ın elinden çıkma hat yazısına kadar her detayı özgün tekniklerle yenilenen tarihî mabet, dört asırlık hafızasını geleceğe taşıyor. İstanbul Boğazı’nın tarihî ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Kandilli Camii, 6 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. 1751 yılında Sultan Mahmud-u Evvel tarafından inşa ettirilen, tarihi dört asır öncesine uzanan mabet, iki yıllık titiz bir çalışmanın sonunda özgün görünümüne kavuşarak cemaatine kavuştu. Caminin yeniden cemaatle buluşması, İstanbullular, semt sakinleri ve restorasyona emek verenler açısından duygulu anlara sahne oldu. Boğaz’ın “kandilli” semtinde dört asırlık bir hikâye Kandilli semtinin tarihi, Sultan IV. Murad döneminde bölgede oluşturulan saray yerleşimine kadar uzanıyor. Semtin adının kökenine ilişkin iki rivayet anlatılıyor: ilkine göre, IV. Murad’ın Revan Seferi öncesi bu çevrede yaptırdığı sarayda dünyaya gelen şehzade için yedi gece boyunca “kandil alayları” düzenlenmiş ve bölge bu nedenle Kandilli olarak anılmaya başlanmış. Diğer rivayete göre ise padişahların Göksu’dan dönüşlerinde sahil boyunca yakılan kandiller semte adını vermiş. Bugünkü caminin temelini oluşturan yapı, Sultan I. Mahmud döneminde 1751 yılında, çevredeki sarayla birlikte ihya edildi. I. Mahmud aynı dönemde bölgeye bir hamam ve çeşme kazandırdı, bazı arazileri halka tahsis ederek burada “Nevabat” adıyla yeni bir yerleşim kurdu. Cami, 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid döneminde de onarım gördü; arşiv belgeleri ve eski fotoğraflar, yapının o dönemde ahşap ve fevkani (üst katlı) bir cami olduğunu gösteriyor. Boğaz kıyısındaki konumu nedeniyle 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki yangın ve patlamalardan etkilenen ahşap yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen kül oldu. Cami, 1929–1931 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Cephe düzenlemeleriyle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın (Millî Mimari Rönesansı) izlerini taşıyan yapı, ahşap çatılı ve kâgir kurgusuyla Boğaz hattının karakteristik dinî mimarisinin nadir örnekleri arasında yer alıyor. İki yıllık restorasyon: rölöveden güçlendirmeye Yıllar içinde yapı üzerinde oluşan deformasyonlar, yüzey bozulmaları ve sonradan eklenen muhdes unsurlar kapsamlı bir restorasyonu zorunlu kılmıştı. 2024’te başlayan çalışmalarda önce caminin mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapıldı ve rölöve çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap ögeler, çıtakari tavan süslemeleri, kalemişleri ve çini detaylar özgün dokuya uygun biçimde elden geçirildi. Çalışmalar kapsamında çıtakari tavan restorasyonu yaklaşık üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva raspası 45 gün, yapının güçlendirilmesi yaklaşık üç ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü. Kalemiş süslemeleri, renk raspasıyla özgün rengine ulaşılarak aslına uygun şekilde yeniden ortaya çıkarıldı. Mihrap çinileri 1600’lerin tekniğiyle yeniden üretildi Caminin en dikkat çekici bölümü olan mihrapta, her iki yanda yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimi olduğu ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıttığı belirtiliyor. Üst bölümdeki İznik çinilerinin ise 1961 yılında, Yemen Fatihi Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki bir mescidinden buraya nakledildiği kaynaklarda aktarılıyor. Mihrabın bir örneği Tekfur Sarayında hala muhafaza ediliyor. Mihraptaki kitabede Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayetine yer alıyor. Restorasyon sırasında, mihrabın çini panolarında bazı bölümlerin geçmişte söküldüğü ve yerlerine cam takıldığı tespit edildi. Eksik karolar, 1600’lü yılların geleneksel üretim tekniklerine uygun olarak atölye fırınlarında yeniden üretilerek özgün yerlerine montajlandı; mevcut çinilerde ise geleneksel kalemişi tamamlama uygulamaları yapıldı. Caminin minare alemleri ile minber üzerindeki bakır bölümlerde geleneksel yöntemlerle altın varak uygulamaları gerçekleştirildi. Mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının hazırlanması hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından üstlenildi. Taç kapıya, hattat Davut Bektaş imzasıyla Bakara suresi’nin 127. Ayeti işlendi. Restorasyon sırasında cami avlusunda ve girişindeki işgaller kaldırıldı ve çevre duvarıyla camii güvene alındı. Aynı zamanda camii de eksik olan abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi. Kapı tokmağında selvi ve kandil motifi Restorasyonun en özgün dokunuşlarından biri, semtin adına gönderme yapan kapı tokmağında hayat buldu. Müsenna besmeleler, üst üste yerleştirilen üç kandilden müteşekkil ve selvi ağacını andıran Kandilli Camii’ne özgün bir istife dönüştürüldü ve kapı tokmağı ile minber örtüsünde kullanıldı. Tasarımı hattat Levent Karaduman’a ait olan tokmaktan ayrıca 70 tane daha üretildi ve “camii tokmağının kaybolması halinde camiide kullanılmak üzere getirilmek üzere” Müminlere emanet edilecek. Bu tasarımın esin kaynağı, Osmanlı döneminde Kandilli’nin selvi ağaçlarına asılan ve Boğaz’dan geçen kayıklara yol gösteren kandiller. Aynı istif, caminin avlusundaki ferforjelerde de kullanıldı. Tarihî hafızanın korunması Restorasyon sürecinde yalnızca fiziksel yenileme değil, yapının tarihsel hafızasının korunması da hedeflendi. Ayhan Ailesi’nin katkılarıyla yürütülen iki yıllık çalışmaların ardından mabet özgün görünümüne kavuşturularak Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. Dört asırlık geçmişe sahip caminin cemaatle yeniden buluşması, Boğaziçi’nin manevi dokusuna kazandırılan değerli bir miras olarak değerlendiriliyor. Tüm İstanbulluların, İstanbul’a özgü yalı camiilerinden tekrar hayata geçen bu güzel camiiyi ziyaret etmesiyle camii daha da şenlenecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün 162. Yılı: Tarihin En Acı Göçlerinden Biri Unutulmuyor Haber

21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün 162. Yılı: Tarihin En Acı Göçlerinden Biri Unutulmuyor

Çerkes halkının yaşadığı acılar, yıllar geçmesine rağmen kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ederken, özellikle Türkiye’de yaşayan milyonlarca Çerkes vatandaşı için 21 Mayıs tarihi büyük bir anlam taşıyor. Karadeniz kıyılarında hayatını kaybeden binlerce insanın hatırası, düzenlenen törenler ve yapılan açıklamalarla yaşatılıyor. 21 Mayıs Çerkes Sürgünü Tarihin En Büyük İnsanlık Dramlarından Biri Olarak Anılıyor 19. yüzyılda Rus Çarlığı’nın Kafkasya politikaları doğrultusunda başlayan savaş süreci, Çerkes halkı açısından büyük bir yıkımla sonuçlandı. Yıllarca süren çatışmaların ardından 21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkas-Rus savaşlarının sona erdiği ilan edilirken, bu tarih aynı zamanda Çerkes halkı için sürgün ve kitlesel ölümlerin başlangıcı oldu. Tarihi kayıtlara göre yüz binlerce Çerkes, yaşadıkları topraklardan zorla çıkarılarak Osmanlı topraklarına gönderildi. İnsanların büyük bölümü Karadeniz üzerinden gerçekleştirilen ağır yolculuklar sırasında açlık, salgın hastalık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle hayatını kaybetti. Gemilere kapasitenin çok üzerinde insan bindirilmesi ve yetersiz sağlık koşulları nedeniyle sürgün yolları adeta ölüm yolculuğuna dönüştü. Bugün birçok tarihçi ve insan hakları savunucusu, yaşananları yalnızca bir sürgün değil, aynı zamanda sistematik bir yok oluş politikası olarak değerlendiriyor. Çerkes toplumunun büyük kısmının anavatanından koparılması, kültürel hafızanın dağılmasına ve diasporanın dünyanın farklı bölgelerine yayılmasına neden oldu. Türkiye’de ve Dünyada Anma Programları Düzenleniyor 21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün yıl dönümünde Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede anma etkinlikleri gerçekleştiriliyor. İstanbul, Ankara, Bursa, Samsun, Düzce, Kayseri ve Kahramanmaraş gibi şehirlerde düzenlenen programlarda sürgünde hayatını kaybedenler için dualar okunuyor, meşaleli yürüyüşler yapılıyor ve Karadeniz kıyılarında anma törenleri düzenleniyor. Çerkes dernekleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen etkinliklerde, genç nesillere tarih bilincinin aktarılması hedefleniyor. Özellikle kültürel kimliğin korunmasına yönelik yapılan çalışmalar dikkat çekerken, anadil eğitimi, geleneksel danslar ve sözlü tarih anlatımları da etkinliklerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Sosyal medyada da 21 Mayıs’a ilişkin paylaşımlar yoğunluk kazanırken, “Çerkes Sürgünü”, “21 Mayıs 1864” ve “Unutmadık” etiketleri gündemde yer alıyor. Kullanıcılar, geçmişte yaşanan trajedinin unutulmaması gerektiğine vurgu yaparak toplumsal hafızanın canlı tutulması çağrısında bulunuyor. Çerkes Diasporası Kültürel Hafızayı Yaşatmaya Devam Ediyor Dünyanın en büyük Çerkes diasporasına ev sahipliği yapan Türkiye’de, sürgünün izleri kültürel yaşamda hâlâ hissediliyor. Geleneksel Çerkes müziği, halk dansları, düğün ritüelleri ve aile yapısı, diaspora toplumunun kimliğini koruma çabasının en önemli parçaları arasında gösteriliyor. Uzmanlara göre sürgün sonrası yaşanan dağınık yerleşim politikaları nedeniyle Çerkes toplumu uzun yıllar kimliğini koruma mücadelesi verdi. Buna rağmen kültürel aidiyetin kuşaklar boyunca aktarılması, diasporanın güçlü dayanışma yapısıyla mümkün oldu. Çerkes toplumunun temsilcileri, 21 Mayıs’ın yalnızca geçmişte yaşanan bir acının anılması olmadığını, aynı zamanda kültürel hakların korunması ve tarihsel farkındalığın artırılması açısından önemli bir gün olduğunu ifade ediyor. Her yıl artan katılımla düzenlenen anma programları, genç nesillerin tarihleriyle bağ kurmasına da katkı sağlıyor. 21 Mayıs Hafızalarda Yaşamaya Devam Ediyor Aradan geçen 162 yıla rağmen Çerkes Sürgünü’nün bıraktığı izler silinmiş değil. Hayatını kaybeden yüz binlerce insanın anısı, bugün hâlâ diaspora toplumunun ortak hafızasında güçlü bir şekilde yer alıyor. Çerkes halkı için 21 Mayıs, yalnızca tarihsel bir dönüm noktası değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve var olma mücadelesinin simgesi olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Her yıl yeniden yapılan anmalar ve yükselen farkındalık çağrıları, tarihin karanlık sayfalarında kalan bu büyük trajedinin unutulmaması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Dokularla Ankara Dijital Deneyim Alanında İzleyicileri Büyüledi Haber

Dokularla Ankara Dijital Deneyim Alanında İzleyicileri Büyüledi

"Doku Ankara Immersive Video Space" adıyla kurulan 150 metrekarelik deneyim alanında, Ankara'nın binlerce yıla yayılan tarihi dokuları dijital enstalasyonu görsel bir şölen olarak izleyicilere anlatıldı. Başkent'in taşta, ahşapta, motifte, kumaşta dönemin mekan anlayışı, estetik dili ve yaşam kültürünün dokularla dijital ekranda görünür hale getirildiği projede, Ankara'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Ahi Şerafeddin (Arslanhane Camii) ile Gordion Mezarı ve Ankara evleri de yer aldı. Doku Ankara'nın deneyim alanının Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları'nın büyükelçiden rektöre, yaşlılardan gençlere kadar tüm kesimler tarafından büyük ilgi gördüğünü kaydeden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, şunları söyledi: "2026 yılı hem Türk Dünyası Başkenti olması, hem de NATO toplantısının Ankara'da yapılacak olması nedeniyle Başkentimizin uluslararası arenada görünür olacağı bir yıl. Biz de 2026 yılı takvimimizle, kadim Ankara'yı tarihinin dokusu ve yine tarihimizden bize miras kalan minyatür sanatıyla tanıtmayı amaçlamıştık. Ankara'yı binlerce yıllık tarihin derinliklerinden süzülerek gelen dokularla anlatmak farklı ve ilgi çekici olmuştu. Doku Ankara, 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları'nın "yapan zeka ve yapay zeka" konseptine uygun bir şekilde dijital ekrana bir deneyim alanı olarak aktarıldı. Frigler'den Roma'ya, Bizans'tan Selçuklu'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan binlerce yıllık tarihinin izlerini ses ve ışık gösterisi olarak izlemek gerçekten heyecan verici bir deneyim oldu. Gelen yorumlardan ve alanın önündeki sıralardan da büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali Coşkuyla Sona Erdi Haber

486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali Coşkuyla Sona Erdi

21-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen festival; Türkiye’nin pek çok şehrinden ve 13 farklı ülkeden gelen konukları ağırladı. Hafta boyunca süren etkinlikler, festivalin son gününde düzenlenen geleneksel kortej yürüyüşüyle zirveye ulaştı. Manisa Valiliği önünden başlayan ve Sultan Camii’nde noktalanan yürüyüşe; Osmanlı padişahlarının temsili geçişleri, Hafsa Sultan ve Merkez Efendi canlandırmaları ile halk dansları ekipleri renk kattı. Sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı kortej, vatandaşların yoğun ilgisi ve alkışları eşliğinde gerçekleştirildi. Devletin ve Siyasetin Zirvesi Manisa’da Buluştu Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve eşi Özge Ekmen Dutlulu’nun ev sahipliği yaptığı kortej yürüyüşüne ve saçım törenine protokol üyeleri yoğun ilgi gösterdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, 22. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, CHP Manisa Milletvekilleri Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bekir Başevirgen, AK Parti Manisa Milletvekilleri Tamer Akkal, Ahmet Mücahit Arınç, MHP Manisa Milletvekilli Erkan Akçay, CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral İlhan Şen, İl Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Sudak, Manisa’yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, çevre illerin belediye başkanları ve siyasi partilerin il ve ilçe başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. 10 Ton Şifa Saçıldı Kortejin ardından Sultan Camii’nde, Yavuz Sultan Selim’in eşi Hafsa Sultan’ın, kendisini sağlığına kavuşturan Merkez Efendi’ye “mesir beratı” vermesi temsili olarak canlandırıldı. Hafsa Sultan’ın şifalı macunların halka saçılması buyruğuyla birlikte, caminin kubbe ve minarelerinden 10 ton mesir macunu gökyüzünden yağdı. Şifalı macunlardan kapabilmek için meydanı dolduran on binlerce vatandaş, renkli görüntüler oluşturdu. Bazı vatandaşların macunları havada yakalamak için şemsiyelerini ters çevirdiği, bazılarının ise yüksek noktalara tırmandığı anlar objektiflere yansıdı. 486 yıllık bu köklü gelenek, hafızalardan silinmeyecek görüntülerle bir sonraki yıl buluşmak üzere sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şanlıurfa Kültür Yolu Festivali’nde İlk Gün Heyecanı Haber

Şanlıurfa Kültür Yolu Festivali’nde İlk Gün Heyecanı

TARİHİN VE SANATIN IŞIĞINDA BULUŞAN SERGİLER Şanlıurfa, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, birbirinden özel sergilere ev sahipliği yapıyor. Şehrin farklı noktalarına yayılan sergiler, tarih, sanat ve kültürel mirası bir araya getirerek her yaştan sanatseveri ağırlıyor. 2025 yılının “Aile Yılı” temasından ilhamla hazırlanan “Hâne” sergisi; aile, yuva ve nesiller arası bağları geleneksel İslam sanatlarının estetik diliyle ele alıyor. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Geçici Sergi Salonu’nda ziyaretçilerle buluşan sergide; 13 hat, 17 seramik hat, 12 tezhip, 6 tarihi hat eseri, dijital eserler, geometrik desenlerden oluşan kandiller ve mermer işleme celî sülüs eser yer alıyor. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Geçici Sergi Salonu’nda sanatseverlerle buluşan bir diğer sergi de Osmanlı dönemine ait kutsal emanetleri ve tarihi mirası ziyaretçilerle buluşturan “Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri” sergisi oldu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan sergide, İstanbul’daki önemli müze koleksiyonlarından seçilen Hüsn-i hat levhaları, Kâbe örtüleri, surre alaylarına ait eserler ve Kur’an-ı Kerim nüshalarından oluşan 57 eser yer alıyor. “Yaşayan Miras: Şanlıurfa Sergisi”nde ise, Hüsn-i hat, kaligrafi, tezhip, minyatür, katı, çini, cilt, seramik, porselen, ebru, ahşap işleri, sedef işleri, metal işleri, dokuma işleri, işlemeler, halı, kilim, tesbih, taş baskı, lüle taşı, taş işleri, bez bebek ve enstrüman yapımı gibi pek çok sanat ve zanaat unsuru bir araya getirilerek Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde ziyaretçilerle buluştu. FESTİVAL ATÖLYELER VE SÖYLEŞİLERLE RENKLENDİ Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi İç Avlu’da başlayan “FotoMaraton” etkinliğinde her yaştan onlarca fotoğrafçı, festivalin en güzel karelerini yakalamak için yarıştı. “Yaşayan Miras Söyleşisi: Mırra” programında katılımcılar, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde bir araya gelerek kentin önemli somut olmayan kültürel miras unsurlarından biri olan mırra geleneği üzerine kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdi. Etkinlikte; söyleşi ve atölye programlarıyla zenginleşen festival içeriğinin sunduğu çok yönlü deneyim ile geleneksel sanat atölyelerinin uygulamalı öğrenme imkanı sağlaması çerçevesinde verimli bir paylaşım ortamı oluşturuldu. DOĞA VE TARİHİN İZİNDE KEŞİF YÜRÜYÜŞLERİ “Neolitik İnsanın İzinde 12.000 Yıllık Hikâye: Taş Tepeler Yürüyüşü” kapsamında ise katılımcılar, Çakmaktepe, Sayburç ve Ayanlar hattında düzenlenen yürüyüşlerde bir araya gelerek tarihin izlerini sürme fırsatı elde etti. Bozova/Çatak’ta düzenlenen “Kano” etkinliği ile katılımcılar, bölgenin doğal su güzergahı üzerinde gerçekleştirilen parkurda bir araya gelerek hem sportif bir deneyim yaşama hem de doğa ile iç içe vakit geçirme imkanı buldu. Etkinlik kapsamında katılımcılara, su sporlarının temel dinamikleri eşliğinde farklı bir keşif ortamı sunularak doğa ve kent yaşamını bir arada deneyimleme fırsatı sağlandı. “Takoran Vadisi Doğa Yürüyüşü” etkinliğinde katılımcılar, Fırat Nehri’nin doğal atmosferiyle şekillenen ve yaklaşık 20 kilometre uzunluğa sahip Takoran Vadisi’nde bir araya gelerek bölgenin eşsiz doğal güzelliklerini yakından tanıma imkanı buldu. FESTİVAL ÇOCUKLAR İLE ŞENLENDİ Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Arkeopark’ta dokuz gün boyunca içinde birbirinden renkli aktivitelerin, atölye çalışmalarının, sahne gösterilerinin, tiyatroların, oyun alanlarının ve daha birçok etkinliğin yer aldığı “Çocuk Köyü” minik misafirlerini ağırlamaya başladı. “Küçük Kalbimde Neler Oluyor: Pırpır Sakinleşiyor” etkinliğinde Çağrı Odabaşı, aynı adlı kitabı üzerinden çocuklarla Şanlıurfa Çocuk ve Gençlik Kütüphanesi’nde bir araya gelerek minik katılımcılara hikayenin dünyasını yakından tanıma imkanı sundu. Etkinlikte; “Çocuk Köyü” kapsamında dokuz gün boyunca gerçekleştirilen renkli aktiviteler, atölye çalışmaları, sahne gösterileri, tiyatrolar ve oyun alanlarıyla çocuklara çok yönlü bir deneyim alanı oluşturuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa’nın Tarihi Katmanları ve Mahalle Kültürü Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda Konuşuldu Haber

Bursa’nın Tarihi Katmanları ve Mahalle Kültürü Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda Konuşuldu

Nilüfer Belediyesi’nin kentin akademik birikimine katkı sunmak amacıyla düzenlediği “Yılmaz Akkılıç Araştırmaları Ödülü”nde başarılı olan araştırmacılar, Gözde Kirli ve Sercan Eklemezler, Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda İznik’in katmanlı tarihini ve Hürriyet Mahallesi’nin değişen çehresini anlattı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Hüdavendigar Salonu’nda düzenlenen “Bursa’yı Anmak, Bursa'yı Yazmak” temalı söyleşinin moderatörlüğünü Hacı Tonak yaptı. BU ZENGİNLİĞİ GELECEĞE TAŞIMALIYIZ İznik üzerine yaptığı araştırmayı anlatan Gözde Kirli, kentin sadece fiziksel yapılarından ibaret olmadığını vurguladı. İznik’in tarih öncesinden bu yana kesintisiz bir yaşam alanı olduğunu belirten Kirli, “İznik, tarih öncesinden beri varlığını sürdüren bir kent. Bugün hala bu kentte, surlarla beraber gündelik yaşantımızı hiç zorluk çekmeden sürdürmeye devam ediyoruz” diye konuştu. İznik’in stratejik, tarihi ve dini önemine de değinen Kirli, kentin neden sürekli bir mücadele alanı olduğunu şöyle açıkladı: “İznik bir ‘arzu nesnesi’ olarak tarihler boyunca ortaya çıkmış ve hep alınmak istenmiş bir yer. Bu yüzden sürekli savaşlara, tahribatlara ve depremlere maruz kalmış. Elimizdeki kent stoğu tükenmiş, yeniden yapılandırılmış. Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar her gelen kendi kültürünü getirmiş ve ciddi bir kültürel katmanlanma oluşmuş. Bugün göl altında gördüğümüz yapılar ise aslında yapıldıkları dönemde toprak üzerindeydi. Altımızda çok ciddi bir tarihi rezerv bulunuyor. Bunun için değerli madenleri de sayabiliriz. Doğru koruma politikalarıyla bu zenginliği geleceğe taşımalıyız.” MAHALLE KÜLTÜRÜ ZAYIFLADI Hürriyet Mahallesi’ndeki mekan ve gündelik yaşam ilişkisini inceleyen Sercan Eklemezler ise mahallenin hafızasını henüz tanıkları hayattayken kaydetmenin önemine dikkat çekti. Mahallenin kuruluş yıllarına dair ilginç bir anektodu paylaşan Eklemezler, “Mahalle ilk kurulduğunda tüm evler tek tip ve beyaz badanalıydı. İnsanlar gece vardiyasından geldiklerinde kendi evlerini bulamazlardı. Bu çok özel bir hatıradır. 1980’li yıllara kadar belediye başkanı ile mahallenin manavı aynı masada oturur, gündelik yaşamı paylaşırdı. Sonrasında ise sınıfsal ayrışmaları görüyoruz” dedi. Günümüzdeki toplumsal değişime de parmak basan Eklemezler, mahalle kültüründeki zayıflamaya dikkat çekerek, “Eskiden çocuklar sokakta büyür, annelerimiz ekmeklerimize reçel sürerdi ve hayat böyle akardı. Ancak saha çalışmam boyunca gördüm ki, artık mahallede kimse balkonlara bile çıkmıyor. Herkes kendi özel yaşantısına çekilmiş durumda. Biz sosyologlar olarak sadece tabloyu ortaya koyuyoruz. ‘Gündelik hayatın o eski canlılığına ve sokağın aktifliğine nasıl dönebiliriz?’ bunu sorgulamaya çalışıyoruz” diye konuştu. İlgiyle takip edilen söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Başkan Vekili Gülver Deniz, konuşmacılara teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan Ruhunu Yaşatan 5 Şehir Haber

Ramazan Ruhunu Yaşatan 5 Şehir

Ramazan ayının huzur veren atmosferi, tarihi ve dini mekanlara yapılan ziyaretlerle birleştiğinde unutulmaz bir seyahat deneyimine dönüşüyor. ENUYGUN.com’un hazırladığı listeye göre mahyaları ve iftar çadırlarıyla İstanbul, tasavvufun kalbi Konya, peygamberler şehri Şanlıurfa ve Osmanlı’nın eşsiz mimari mirasını taşıyan Bursa ile Edirne bu özel ayda ziyaretçilerini bekliyor. İstanbul Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle her dönemde olduğu gibi ramazan ayında da eşsiz bir şehir. Tarihi camileri, manevi atmosferi ve geleneksel ramazan etkinliklerinin öne çıktığı İstanbul’da ziyaretçilerin ilk durağı genellikle Sultanahmet oluyor. Sultanahmet Meydanı ve Sultanahmet Camii’nin yanı sıra Eyüp Sultan Camii, Süleymaniye Camii, Fatih Camii ve Yeni Camii gibi tarihi ve dini mekanları ziyaret ederek ramazanın ruhunu doyasıya yaşayabilirsiniz. Ramazanda İstanbul’u doyasıya yaşamak isterseniz Hacivat-Karagöz gösterileri ve tasavvuf musikisi dinletilerine katılabilir, Yerebatan ve Şerefiye Sarnıcı gibi tarihi alanları ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Konya Ramazan ayında Konya’ya giderseniz Mevlâna Türbesi ve Mevlâna Müzesi başta olmak üzere Şems-i Tebrizi Türbesi, Şeyh Sadrettin Konevi Türbesi ve Alaeddin Camii Eşrefoğlu Camii, Aziziye Camii, Kapu Camii’yi ziyaret edebilirsiniz. Selçuklu mirasını yakından tanımak için Karatay Medresesi, Sırçalı Medrese ve İnce Minareli Medrese’yi gezebilirsiniz. Ramazan duygusunu Konya’nın tarihi ve manevi atmosferi içinde doyasıya yaşayabilirsiniz. Bursa Ramazan ruhunu yaşamak ve Osmanlı mutfağının eşsiz lezzetlerini iftar sofralarında tatmak isteyenler için ziyaret edilebilecek şehirlerden bir diğeri de Bursa. Bursa’da Ramazan boyunca tarihi ve manevi atmosferi ile öne çıkan İznik’teki Ayasofya Camii, Ulu Camii, Gazi Orhan Bey Camii, Muradiye Camii, Muradiye Külliyesi ve Emir Sultan Külliyesi gibi önemli noktaları ziyaret edebilirsiniz. Bursa lezzetleriyle bezeli geleneksel iftar sofraları da mutlaka denenmeli. Şanlıurfa ENUYGUN.com’un listesinde yer alan diğer şehir de Şanlıurfa. Şanlıurfa’da İbrahim peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen Balıklıgöl ve Şuayb peygamberin yaşadığına inanılan Harran'a bağlı Özkent Köyü, Selahaddin Eyyubi Camii, Hasan Padişah Camii, Mevlevihane Camii, Yusuf Paşa Camii ve Rızvaniye Camii gibi önemli tarihi ve dini mekanları ziyaret ederek ramazanın ruhunu derinden hissedebilirsiniz. Şanlıurfa’ya yolunuz düşerse Harran Evleri, antik Harran Üniversitesi kalıntıları, Haleplibahçe Mozaik Müzesi, Şanlıurfa Müzesi, Kızlar Sarayı ve Göbeklitepe gibi tarihi yerleri gezerek eşsiz bir kültürel deneyim de yaşayabilirsiniz. Edirne Şehrin en önemli simgesi olan, aynı zamanda Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii, özellikle ramazan ayında en çok ziyaret edilen yerlerden. Edirne’de, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camii’nin yanı sıra Muradiye Camii, Eski Camii, Gazimihal Camii, Üç Şerefeli Cami de mutlaka görülmeli. Edirne’ye yolunuz düşerse, Mimar Sinan’ın eserleri arasında bulunan Rüstem Paşa Kervansarayı, Sokullu Hamamı, Kanuni Sultan Süleyman ve Yalnızgöz Köprüleri ile Defterdar Mustafa Paşa Camii gibi önemli yerleri de görülmesi gereken listenize ekleyebilirsiniz. Şehirde ayrıca Lozan Anıtı, Milli Mücadele ve Lozan Müzesi, Karaağaç Tren İstasyonu gibi yakın tarihe ilişkin mekanların yanı sıra yeşilliğiyle de dikkat çeken açık hava müzesi görünümündeki Karaağaç ilçesine de kısa bir gezi planlayabilirsiniz. Özellikle İstanbul’a yakın konumu ve otobüs bileti alarak kolayca gidilebilen Edirne, hem iftar sofralarına hem de tarihi geziler için ideal bir rota. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.