Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Osmanlı

Kapsül Haber Ajansı - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vakıf Katılım Bursa’daki Vakıf Mirasını Geleceğe Taşıyor Haber

Vakıf Katılım Bursa’daki Vakıf Mirasını Geleceğe Taşıyor

Vakıf Katılım, asırlardır süregelen vakıf kültüründen aldığı ilhamla, geçmişin değerlerini koruyarak bugünün ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretiyor. Vakıf geleneğinin mirasını yaşatmak ve bu kültürü geleceğe taşımak amacıyla başlattığı Vakıf Eserleri Envanter Projesi’ne Hatay, Konya’nın ardından Bursa Vakıf Eserleri kitabı ile devam ediyor. Proje kapsamında vakıf kültürünün nişanesi, Osmanlı’nın başkenti; doğası, tarihi, insanı ile geçmişin kadim izlerini taşıyan güzel şehir Bursa’daki 385 vakıf eseri 34 bin 952 fotoğraf karesi ile belgelendi ve eserlerin tarihçeleri uzman bir ekip tarafından kaleme alındı. Bursa Vakıf Eserleri kitabı, şehrin zarafetinin ve tarihi dokusunun geleceğe aktarılması ve kalıcı hale getirilmesi için büyük önem taşıyor. “Vakıf Eserleri Envanter Projesi’ni tarihimizin sessiz tanığı ve Osmanlı’nın başkenti Bursa’da sürdürmenin memnuniyeti yaşıyoruz” Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben, “Kuruluş misyonumuzdan ve köklü vakıf geleneğinden aldığımız güçle ülkemizin toplumsal kalkınmasına ve gelişimine katkı sağlamayı önceliklendiriyoruz. Bu bilinçle başlattığımız Vakıf Eserleri Envanter Projesi’ni tarihimizin sessiz tanığı ve Osmanlı’nın kuruluş dönemine şahitlik eden başkenti Bursa’da sürdürmenin memnuniyeti yaşıyoruz. Anadolu medeniyetinin köklü geçmişinden izler taşıyan Bursa Vakıf Eserleri kitabının, bugünden yarına kalıcı bir başvuru kaynağı olmasını temenni ediyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Okçuluk Geleneği Ziyaretçilerle Buluştu ​​​​​​​ Haber

Türk Okçuluk Geleneği Ziyaretçilerle Buluştu ​​​​​​​

Atölyede, İskitlerden Hunlara, Selçuklulardan Osmanlılara uzanan geleneksel Türk okçuluğunun yalnızca bir savaş sanatı değil, aynı zamanda güç, birlik ve disiplinin simgesi olduğu vurgulandı. Katılımcılar geleneksel yay ve ok kullanımına ilişkin temel bilgileri öğrenirken, bu köklü kültürün günümüze uzanan yönlerini yakından tanıma fırsatı buldu. HÜSN-İ HAT SANATININ İNCELİKLERİ ANLATILDI Gülşen Yıldız'ın eğitmenliğinde düzenlenen Hüsn-i Hat Atölyesi'nde ise ziyaretçiler, Türk-İslam sanatının en zarif örneklerinden biriyle buluştu. Hüsn-i hat sanatının tarihsel gelişimi, estetik anlayışı ve geleneksel yazı teknikleri uygulamalı olarak aktarıldı. Katılımcılar, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman gibi büyük hattatların geliştirdiği yazı üslupları hakkında bilgi edinirken, hat sanatında kullanılan malzemeleri ve temel uygulama yöntemlerini yakından inceleme imkanı buldu. TEZHİP SANATI USTA ELLERDE HAYAT BULDU Karatay Kültür Merkezi'nin ev sahipliği yaptığı bir diğer etkinlik olan Tezhip Atölyesi, Zeliha Yıldız'ın eğitmenliğinde gerçekleştirildi. Geleneksel Türk bezeme sanatının inceliklerinin paylaşıldığı atölyede, yazma eserleri altın ve canlı renklerle süsleme geleneği odağında tezhip sanatının tarihsel gelişimi ve uygulama teknikleri anlatıldı. Selçuklu'dan Osmanlı'ya uzanan süreçte gelişen tezhip sanatında kullanılan bitkisel motifler, simetrik desenler ve ince işçilik örnekleri katılımcılara tanıtıldı. Geleneksel bezeme sanatını uygulamalı olarak deneyimleyen katılımcılar, kendi çalışmalarını hazırlama fırsatı bularak bu köklü sanatın kültürel mirastaki yerini yakından öğrendi. ÇOCUK KÖYÜNDE OYUN, SANAT VE KEŞİF BİR ARADAYDI Kültür Park Çocuk Etkinlik Alanı'nda kurulan Çocuk Köyü, gün boyunca düzenlenen etkinliklerle çocukları ve ailelerini ağırladı. Eğlence ile öğrenmeyi bir araya getiren etkinlik alanı, festival ziyaretçilerinin ilgi gösterdiği duraklardan biri oldu. Şişme oyun parkları, dijital oyun alanları, panayır çadırları, geleneksel yarışmalar ve çeşitli atölye çalışmalarıyla çocuklar gün boyunca keyifli vakit geçirdi. Karagöz etkinlikleri ile VR balon turu deneyimi de katılımcıların beğenisini kazandı. Çocuk Köyü'nde gerçekleştirilen etkinlikler sayesinde çocuklar hem oyun oynadı hem de farklı alanlarda yeni deneyimler kazanma fırsatı buldu. Aileler de etkinlikleri ilgiyle takip ederek festival atmosferini birlikte yaşadı. Konya Kültür Yolu Festivali, konserlerden sergilere, söyleşilerden atölyelere uzanan etkinliklerle 26 Temmuz’a kadar Konyalıları ve şehir dışından gelen ziyaretçileri kültür ve sanatla buluşturmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa'nın Fethi Minyatürle Hayat Buldu Haber

Bursa'nın Fethi Minyatürle Hayat Buldu

Yıldırım Belediyesi, ‘Beylikten Cihan Devleti’ne’ temasıyla başlattığı 2025-2026 Kültür Sanat Sezonu’nda, Bursa’nın fethini; tarihi, kültürel, sanatsal ve felsefi açıdan ele almaya devam ediyor. Bu kapsamda; Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından ‘Maddi ve Manevi Yönleriyle Bursa’nın Fethi Minyatür Yarışması düzenlendi. Gülçin Anmaç, Aylin Özkan, Suzan Çataloluk, ve Şennur Atalay Varol’dan oluşan seçici kurul; yarışmaya gönderilen birbirinden değerli eserleri detaylıca inceledi. Uzun değerlendirmelerin sonunda; birincilik ödülüne Rie Kudo, ikincilik ödülüne Gülbin Atabek, üçüncülük ödülüne Emine Suna Baran, teşvik ödülüne ise Hasan Atilla Şakarcan, Fatma Çalık ve Ebru Karagöz’ün eserleri layık görüldü. Ayrıca Fatma Arı, Reyhan Budan, Suna Yastı, Nagehan Kumrul, Dilek Varna, Canan Ateş, Canan Karadağ, Nevin Külünkoğlu, Aylin Şekerkaya ve Betül Akbay’ın eserleri ise sergileme ödülü kazandı. Sonuçların belli olmasından ardından, Alev Alatlı Şehir, Düşünce ve Kültür Merkezi’nde sergi ve ödül töreni düzenlendi. ‘KURULUŞUN VE DİRİLİŞİN ŞEHRİ’ ‘Maddi ve Manevi Yönleriyle Bursa’nın Fethi Minyatür Yarışması’ sergi ve ödül törenine ev sahibi Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ın yanı sıra, AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Yavuz, Yarışma Seçici Kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri, sanatçılar, akademisyenler ve vatandaşlar katıldı. Programın açılışında yaptığı konuşmada Bursa’nın tarihi ve kültürel önemine dikkat çeken Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz; “Bugün burada yalnızca bir yarışmanın neticesini paylaşmak için değil; tarih, sanat ve medeniyetimizin ortak hafızasında anlamlı bir yolculuğa çıkmak için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bursa, sıradan bir şehir değildir. Bursa; kuruluşun, dirilişin ve medeniyet tasavvurunun şehridir. Osmanlı’nın ilk başkenti olarak asırlar boyunca ilme, irfana, sanata ve vakıf medeniyetine ev sahipliği yapmış; taşıyla, toprağıyla ve yetiştirdiği gönül insanlarıyla tarihimizin en müstesna şehirlerinden biri olmuştur. Camileriyle, medreseleriyle, hanlarıyla, çarşılarıyla, türbeleriyle ve vakıf eserleriyle adeta bir açık hava müzesi olan Bursa, geçmişin mirasını bugüne taşıyan canlı bir hafıza mekanıdır” dedi. ‘GELECEK NESİLLERE AKTARACAĞIZ’ Bursa’nın fethinin derin anlamlara sahip olduğunu vurgulayan Başkan Yılmaz; “Bu yıl Bursa’nın fethinin 700. yılını idrak ediyoruz. Yedi asır önce gerçekleşen fetih, yalnızca surların aşılması değil; gönüllerin kazanılması, adaletin tesis edilmesi ve yeni bir medeniyet ufkunun açılması anlamına geliyordu. Bizler de bu önemli yıl dönümünü sadece anmakla yetinmedik; anlamaya, anlatmaya ve gelecek nesillere aktarmaya gayret ettik. Bu kapsamda kültür ve sanat sezonumuzu Bursa’nın fethi temasıyla açtık. Fetih Yolu kitabını hemşehrilerimizle buluşturduk. Bursa’nın Fethi tiyatro gösterisini sahneledik. Kuruluş Orhan dizisinin oyuncularıyla fetih yürüyüşü gerçekleştirdik. Sempozyumlar, söyleşiler, sergiler ve çeşitli kültür-sanat faaliyetleriyle Bursa’nın fethini yıl boyunca farklı yönleriyle ele aldık. Çünkü inanıyoruz ki tarih sadece kitap sayfalarında kalmamalıdır. Tarih; sanatla, edebiyatla, tiyatroyla ve kültürel çalışmalarla yeniden hatırlanmalı, yeniden yorumlanmalı ve yaşayan bir hafızaya dönüştürülmelidir. İşte bugün ödüllerini takdim edeceğimiz ‘Maddi ve Manevi Yönleriyle Bursa’nın Fethi Minyatür Yarışması’ da bu anlayışın en anlamlı örneklerinden biridir” ifadelerini kullandı. ‘MEDENİYETLER KÜLTÜR-SANATLA YAŞAR’ Medeniyetler için kültür ve sanatın önemine dikkat çeken Başkan Yılmaz; “Medeniyetler sadece kılıçla kurulmaz; kalemle, fırçayla, sanatla ve kültürle yaşatılır. Yıldırım Belediyesi olarak şehrimizin kültür ve sanat hayatına katkı sunmaya, geleneksel sanatlarımızı yaşatmaya ve genç kuşaklarımızı kültürle, sanatla ve tarih bilinciyle buluşturmaya büyük önem veriyoruz. Çünkü inanıyoruz ki geçmişin birikimini geleceğe taşımanın yolu, kültür ve sanatın ışığını canlı tutmaktan geçmektedir. Bu vesileyle yarışmamıza katılan bütün sanatçılarımıza, değerlendirme sürecini büyük bir titizlikle yürüten kıymetli jüri üyelerimize ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Ödül almaya hak kazanan sanatçılarımızı gönülden tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Sergimizin Bursa’mızın kültür ve sanat hayatına değer katmasını, geleneksel sanatlarımızın yaşatılmasına ve yeni kuşaklara aktarılmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Rabbim Bursa’mızın medeniyet yürüyüşünü daim eylesin. Bu güzel şehrin üzerinde yükselen çınarın gölgesi eksilmesin. Sanatımız, kültürümüz ve irfanımız nesilden nesile yaşamaya devam etsin” diye konuştu. BAŞKAN YILMAZ’A TEŞEKKÜR Bursa’nın kültür ve medeniyetimiz açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Yavuz ise; “Bursa’nın fethinin 700. yılı dolayısıyla, bu anlamlı ve önemli süreci sahiplenen, sorumluluk alan Yıldırım Belediye Başkanımız Oktay Yılmaz’ı kutluyor ve tüm Bursa adına kendisine teşekkür ediyorum. Bizim medeniyetimiz sadece devlet, kanun medeniyeti değildir. Bizim medeniyetimiz bir sanat, kültür ve gönül medeniyetidir. Yıldırım Belediyemiz de bu noktayı çok iyi yakalamış ve bizlere bunu sunacak çeşitli etkinlikler düzenliyor” ifadelerini kullandı. Seçici Kurul Başkanı Gülçin Anmaç da minyatür sanatının önemine vurgu yaparak; “Minyatür tarihimizi, kültürümüzü görsel hale dönüştüren çok önemli bir sanattır. Bu sanatın yaşatılması, daha geniş kitlelerle buluşturulması ve minyatür sanatçılarının desteklenmesi noktasında bu yarışma ve sergiyi çok değerli buluyorum. Desteklerinden ötürü Yıldırım Belediye Başkanımız Oktay Yılmaz’a teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. Konuşmaların ardından yarışmada dereceye giren sanatçılara ödül ve plaketleri verilip, serginin açılışı gerçekleştirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Manisa Kültür Yolu Heyecanı Başladı Haber

Manisa Kültür Yolu Heyecanı Başladı

Osmanlı şehzadelerine ev sahipliği yapan köklü tarihi, bereketli toprakları, güçlü kültürel birikimi ve zengin mutfağıyla Manisa; konserlerden sergilere, söyleşilerden gastronomi ve çocuk etkinliklerine uzanan yüzlerce etkinlikle dokuz gün boyunca kültür ve sanatın buluşma noktası olacak. Manisa Kültür Yolu Festivali, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam’ın katılımıyla Manisa Müzesi’nde gerçekleştirilen açılış programıyla başladı. Açılışa Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Milletvekili Mücahit Arınç ile il protokolü ve çok sayıda sanatsever katıldı. MANİSA’DA KÜLTÜR VE SANAT HEYECANI BAŞLADI Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam açılış konuşmasında, yaklaşık sekiz ay boyunca yirmi altı şehri kapsayacak Türkiye Kültür Yolu Festivallerinin en özel duraklarından birinin Manisa olduğunu belirterek, festivalin ikinci kez şehzadeler şehrinde gerçekleştiriliyor olmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti. Festivalin, kültür ve sanatın toplumun her kesimine ulaşmasını sağlarken Manisa’nın turizm hareketliliğine, ticari yaşamına ve yerel ekonomisine de önemli katkılar sunacağını belirten Çam, festivalin şehrin kültürel ve ekonomik dinamizmini güçlendiren önemli bir organizasyon olduğunu kaydetti. “TÜRKİYE, KÜLTÜR VE TURİZMDE GÜÇLÜ VİZYONUYLA YOLUNA DEVAM EDİYOR” Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam konuşmasında, Türkiye’nin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonuyla huzur, güven ve istikrar odağı olmayı sürdürdüğünü kaydetti. Çam, Türkiye’nin bölgesinde istikrarın simgesi haline geldiğini belirterek, savaşlardan etkilenen ya da büyüme potansiyeli taşıyan pazarlarda yoğun tanıtım faaliyetleri yürütüldüğünü ifade etti. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın yürüttüğü çalışmalarla turizmde krizlere karşı dayanıklı bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Çam, ürün ve destinasyon çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Her ülkenin ve her hedef kitlenin farklı beklentilere sahip olduğunu belirten Çam, bu doğrultuda farklı tanıtım stratejileri uygulandığını ifade etti. MANİSA’DA SERGİ DURAKLARINDA TARİHİ YOLCULUK Açılış programının ardından Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam ve beraberindeki heyet, Manisa Müzesi’nde gerçekleştirilen “Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri” sergisini ziyaret etti. Sergide; Kâbe örtüleri, surre keseleri, hüsn-i hat eserleri ve Osmanlı saray kültürünün izlerini taşıyan seçkin eserler sanatseverlerin beğenisine sunuldu. İstanbul Türbeler Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonlarından seçilen eserler, ziyaretçilere tarihsel ve manevi bir atmosfer sundu. Program kapsamında daha sonra Fatih Sergi Salonu’nda sanatseverlerle buluşan “Yaşayan Miras: Manisa Sergisi” ziyaret edildi. Sergide; tezhip, minyatür, çini, ebru, dokuma, filografi, deri işleri, taş işçiliği ve geleneksel el sanatlarının pek çok örneği bir araya getirilerek Manisa’nın kültürel birikimi gözler önüne serildi. Geleneksel sanatların incelikli örnekleri, ziyaretçilere kültürel mirasın yaşayan yönünü yakından deneyimleme fırsatı sundu. Program kapsamında ayrıca Cumhuriyet Meydanı’nda kurulan “Çocuk Köyü” alanı ziyaret edilerek çocuklara yönelik gerçekleştirilen etkinlikler yerinde incelendi. ŞEHZADELER ŞEHRİ MANİSA’DA 9 GÜN KÜLTÜR VE SANAT Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Manisa’da gerçekleştirilecek etkinlikler; konserlerden sergilere, söyleşilerden gastronomi ve çocuk etkinliklerine kadar her yaş grubuna hitap eden zengin içeriğiyle dokuz gün boyunca şehrin dört bir yanında sanatseverlerle buluşacak. Şehzadeler şehrinin tarihi sokaklarında, müzelerinde, meydanlarında ve kültür duraklarında hayat bulan festival; kültür, sanat ve yaratıcılıkla örülü kapsamlı bir deneyim sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı Haber

4 Asırlık Kandilli Camii Bayramda Yeniden İbadete Açıldı

Tarihi mihrabındaki orijinal çinilerden, tavanındaki çıtakariye, kapı tokmağındaki kandillerden müteşekkil selvi ağacı formundaki müsenna besmele motifinden taç kapısında hattat Davut Bektaş’ın elinden çıkma hat yazısına kadar her detayı özgün tekniklerle yenilenen tarihî mabet, dört asırlık hafızasını geleceğe taşıyor. İstanbul Boğazı’nın tarihî ve kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan Kandilli Camii, 6 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. 1751 yılında Sultan Mahmud-u Evvel tarafından inşa ettirilen, tarihi dört asır öncesine uzanan mabet, iki yıllık titiz bir çalışmanın sonunda özgün görünümüne kavuşarak cemaatine kavuştu. Caminin yeniden cemaatle buluşması, İstanbullular, semt sakinleri ve restorasyona emek verenler açısından duygulu anlara sahne oldu. Boğaz’ın “kandilli” semtinde dört asırlık bir hikâye Kandilli semtinin tarihi, Sultan IV. Murad döneminde bölgede oluşturulan saray yerleşimine kadar uzanıyor. Semtin adının kökenine ilişkin iki rivayet anlatılıyor: ilkine göre, IV. Murad’ın Revan Seferi öncesi bu çevrede yaptırdığı sarayda dünyaya gelen şehzade için yedi gece boyunca “kandil alayları” düzenlenmiş ve bölge bu nedenle Kandilli olarak anılmaya başlanmış. Diğer rivayete göre ise padişahların Göksu’dan dönüşlerinde sahil boyunca yakılan kandiller semte adını vermiş. Bugünkü caminin temelini oluşturan yapı, Sultan I. Mahmud döneminde 1751 yılında, çevredeki sarayla birlikte ihya edildi. I. Mahmud aynı dönemde bölgeye bir hamam ve çeşme kazandırdı, bazı arazileri halka tahsis ederek burada “Nevabat” adıyla yeni bir yerleşim kurdu. Cami, 19. yüzyılın ikinci yarısında Sultan II. Abdülhamid döneminde de onarım gördü; arşiv belgeleri ve eski fotoğraflar, yapının o dönemde ahşap ve fevkani (üst katlı) bir cami olduğunu gösteriyor. Boğaz kıyısındaki konumu nedeniyle 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki yangın ve patlamalardan etkilenen ahşap yapı, 1916 yılındaki büyük yangında tamamen kül oldu. Cami, 1929–1931 yılları arasında Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Cephe düzenlemeleriyle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın (Millî Mimari Rönesansı) izlerini taşıyan yapı, ahşap çatılı ve kâgir kurgusuyla Boğaz hattının karakteristik dinî mimarisinin nadir örnekleri arasında yer alıyor. İki yıllık restorasyon: rölöveden güçlendirmeye Yıllar içinde yapı üzerinde oluşan deformasyonlar, yüzey bozulmaları ve sonradan eklenen muhdes unsurlar kapsamlı bir restorasyonu zorunlu kılmıştı. 2024’te başlayan çalışmalarda önce caminin mevcut durumuna ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapıldı ve rölöve çizimleri hazırlandı. Ardından ahşap ögeler, çıtakari tavan süslemeleri, kalemişleri ve çini detaylar özgün dokuya uygun biçimde elden geçirildi. Çalışmalar kapsamında çıtakari tavan restorasyonu yaklaşık üç ay, kalemişi raspası iki ay, sıva raspası 45 gün, yapının güçlendirilmesi yaklaşık üç ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü. Kalemiş süslemeleri, renk raspasıyla özgün rengine ulaşılarak aslına uygun şekilde yeniden ortaya çıkarıldı. Mihrap çinileri 1600’lerin tekniğiyle yeniden üretildi Caminin en dikkat çekici bölümü olan mihrapta, her iki yanda yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimi olduğu ve 18. yüzyıl Osmanlı çini üslubunu yansıttığı belirtiliyor. Üst bölümdeki İznik çinilerinin ise 1961 yılında, Yemen Fatihi Sinan Paşa’nın Okmeydanı’ndaki bir mescidinden buraya nakledildiği kaynaklarda aktarılıyor. Mihrabın bir örneği Tekfur Sarayında hala muhafaza ediliyor. Mihraptaki kitabede Âl-i İmrân Suresi’nin 37. ayetine yer alıyor. Restorasyon sırasında, mihrabın çini panolarında bazı bölümlerin geçmişte söküldüğü ve yerlerine cam takıldığı tespit edildi. Eksik karolar, 1600’lü yılların geleneksel üretim tekniklerine uygun olarak atölye fırınlarında yeniden üretilerek özgün yerlerine montajlandı; mevcut çinilerde ise geleneksel kalemişi tamamlama uygulamaları yapıldı. Caminin minare alemleri ile minber üzerindeki bakır bölümlerde geleneksel yöntemlerle altın varak uygulamaları gerçekleştirildi. Mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının hazırlanması hattatlar Davut Bektaş ve Ali Toy tarafından üstlenildi. Taç kapıya, hattat Davut Bektaş imzasıyla Bakara suresi’nin 127. Ayeti işlendi. Restorasyon sırasında cami avlusunda ve girişindeki işgaller kaldırıldı ve çevre duvarıyla camii güvene alındı. Aynı zamanda camii de eksik olan abdesthane ve şadırvan da avluda inşa edildi. Kapı tokmağında selvi ve kandil motifi Restorasyonun en özgün dokunuşlarından biri, semtin adına gönderme yapan kapı tokmağında hayat buldu. Müsenna besmeleler, üst üste yerleştirilen üç kandilden müteşekkil ve selvi ağacını andıran Kandilli Camii’ne özgün bir istife dönüştürüldü ve kapı tokmağı ile minber örtüsünde kullanıldı. Tasarımı hattat Levent Karaduman’a ait olan tokmaktan ayrıca 70 tane daha üretildi ve “camii tokmağının kaybolması halinde camiide kullanılmak üzere getirilmek üzere” Müminlere emanet edilecek. Bu tasarımın esin kaynağı, Osmanlı döneminde Kandilli’nin selvi ağaçlarına asılan ve Boğaz’dan geçen kayıklara yol gösteren kandiller. Aynı istif, caminin avlusundaki ferforjelerde de kullanıldı. Tarihî hafızanın korunması Restorasyon sürecinde yalnızca fiziksel yenileme değil, yapının tarihsel hafızasının korunması da hedeflendi. Ayhan Ailesi’nin katkılarıyla yürütülen iki yıllık çalışmaların ardından mabet özgün görünümüne kavuşturularak Kurban Bayramı’nda yeniden ibadete açıldı. Dört asırlık geçmişe sahip caminin cemaatle yeniden buluşması, Boğaziçi’nin manevi dokusuna kazandırılan değerli bir miras olarak değerlendiriliyor. Tüm İstanbulluların, İstanbul’a özgü yalı camiilerinden tekrar hayata geçen bu güzel camiiyi ziyaret etmesiyle camii daha da şenlenecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün 162. Yılı: Tarihin En Acı Göçlerinden Biri Unutulmuyor Haber

21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün 162. Yılı: Tarihin En Acı Göçlerinden Biri Unutulmuyor

Çerkes halkının yaşadığı acılar, yıllar geçmesine rağmen kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ederken, özellikle Türkiye’de yaşayan milyonlarca Çerkes vatandaşı için 21 Mayıs tarihi büyük bir anlam taşıyor. Karadeniz kıyılarında hayatını kaybeden binlerce insanın hatırası, düzenlenen törenler ve yapılan açıklamalarla yaşatılıyor. 21 Mayıs Çerkes Sürgünü Tarihin En Büyük İnsanlık Dramlarından Biri Olarak Anılıyor 19. yüzyılda Rus Çarlığı’nın Kafkasya politikaları doğrultusunda başlayan savaş süreci, Çerkes halkı açısından büyük bir yıkımla sonuçlandı. Yıllarca süren çatışmaların ardından 21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkas-Rus savaşlarının sona erdiği ilan edilirken, bu tarih aynı zamanda Çerkes halkı için sürgün ve kitlesel ölümlerin başlangıcı oldu. Tarihi kayıtlara göre yüz binlerce Çerkes, yaşadıkları topraklardan zorla çıkarılarak Osmanlı topraklarına gönderildi. İnsanların büyük bölümü Karadeniz üzerinden gerçekleştirilen ağır yolculuklar sırasında açlık, salgın hastalık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle hayatını kaybetti. Gemilere kapasitenin çok üzerinde insan bindirilmesi ve yetersiz sağlık koşulları nedeniyle sürgün yolları adeta ölüm yolculuğuna dönüştü. Bugün birçok tarihçi ve insan hakları savunucusu, yaşananları yalnızca bir sürgün değil, aynı zamanda sistematik bir yok oluş politikası olarak değerlendiriyor. Çerkes toplumunun büyük kısmının anavatanından koparılması, kültürel hafızanın dağılmasına ve diasporanın dünyanın farklı bölgelerine yayılmasına neden oldu. Türkiye’de ve Dünyada Anma Programları Düzenleniyor 21 Mayıs Çerkes Sürgünü’nün yıl dönümünde Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede anma etkinlikleri gerçekleştiriliyor. İstanbul, Ankara, Bursa, Samsun, Düzce, Kayseri ve Kahramanmaraş gibi şehirlerde düzenlenen programlarda sürgünde hayatını kaybedenler için dualar okunuyor, meşaleli yürüyüşler yapılıyor ve Karadeniz kıyılarında anma törenleri düzenleniyor. Çerkes dernekleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilen etkinliklerde, genç nesillere tarih bilincinin aktarılması hedefleniyor. Özellikle kültürel kimliğin korunmasına yönelik yapılan çalışmalar dikkat çekerken, anadil eğitimi, geleneksel danslar ve sözlü tarih anlatımları da etkinliklerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Sosyal medyada da 21 Mayıs’a ilişkin paylaşımlar yoğunluk kazanırken, “Çerkes Sürgünü”, “21 Mayıs 1864” ve “Unutmadık” etiketleri gündemde yer alıyor. Kullanıcılar, geçmişte yaşanan trajedinin unutulmaması gerektiğine vurgu yaparak toplumsal hafızanın canlı tutulması çağrısında bulunuyor. Çerkes Diasporası Kültürel Hafızayı Yaşatmaya Devam Ediyor Dünyanın en büyük Çerkes diasporasına ev sahipliği yapan Türkiye’de, sürgünün izleri kültürel yaşamda hâlâ hissediliyor. Geleneksel Çerkes müziği, halk dansları, düğün ritüelleri ve aile yapısı, diaspora toplumunun kimliğini koruma çabasının en önemli parçaları arasında gösteriliyor. Uzmanlara göre sürgün sonrası yaşanan dağınık yerleşim politikaları nedeniyle Çerkes toplumu uzun yıllar kimliğini koruma mücadelesi verdi. Buna rağmen kültürel aidiyetin kuşaklar boyunca aktarılması, diasporanın güçlü dayanışma yapısıyla mümkün oldu. Çerkes toplumunun temsilcileri, 21 Mayıs’ın yalnızca geçmişte yaşanan bir acının anılması olmadığını, aynı zamanda kültürel hakların korunması ve tarihsel farkındalığın artırılması açısından önemli bir gün olduğunu ifade ediyor. Her yıl artan katılımla düzenlenen anma programları, genç nesillerin tarihleriyle bağ kurmasına da katkı sağlıyor. 21 Mayıs Hafızalarda Yaşamaya Devam Ediyor Aradan geçen 162 yıla rağmen Çerkes Sürgünü’nün bıraktığı izler silinmiş değil. Hayatını kaybeden yüz binlerce insanın anısı, bugün hâlâ diaspora toplumunun ortak hafızasında güçlü bir şekilde yer alıyor. Çerkes halkı için 21 Mayıs, yalnızca tarihsel bir dönüm noktası değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve var olma mücadelesinin simgesi olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Her yıl yeniden yapılan anmalar ve yükselen farkındalık çağrıları, tarihin karanlık sayfalarında kalan bu büyük trajedinin unutulmaması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Dokularla Ankara Dijital Deneyim Alanında İzleyicileri Büyüledi Haber

Dokularla Ankara Dijital Deneyim Alanında İzleyicileri Büyüledi

"Doku Ankara Immersive Video Space" adıyla kurulan 150 metrekarelik deneyim alanında, Ankara'nın binlerce yıla yayılan tarihi dokuları dijital enstalasyonu görsel bir şölen olarak izleyicilere anlatıldı. Başkent'in taşta, ahşapta, motifte, kumaşta dönemin mekan anlayışı, estetik dili ve yaşam kültürünün dokularla dijital ekranda görünür hale getirildiği projede, Ankara'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Ahi Şerafeddin (Arslanhane Camii) ile Gordion Mezarı ve Ankara evleri de yer aldı. Doku Ankara'nın deneyim alanının Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları'nın büyükelçiden rektöre, yaşlılardan gençlere kadar tüm kesimler tarafından büyük ilgi gördüğünü kaydeden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, şunları söyledi: "2026 yılı hem Türk Dünyası Başkenti olması, hem de NATO toplantısının Ankara'da yapılacak olması nedeniyle Başkentimizin uluslararası arenada görünür olacağı bir yıl. Biz de 2026 yılı takvimimizle, kadim Ankara'yı tarihinin dokusu ve yine tarihimizden bize miras kalan minyatür sanatıyla tanıtmayı amaçlamıştık. Ankara'yı binlerce yıllık tarihin derinliklerinden süzülerek gelen dokularla anlatmak farklı ve ilgi çekici olmuştu. Doku Ankara, 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları'nın "yapan zeka ve yapay zeka" konseptine uygun bir şekilde dijital ekrana bir deneyim alanı olarak aktarıldı. Frigler'den Roma'ya, Bizans'tan Selçuklu'ya, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan binlerce yıllık tarihinin izlerini ses ve ışık gösterisi olarak izlemek gerçekten heyecan verici bir deneyim oldu. Gelen yorumlardan ve alanın önündeki sıralardan da büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali Coşkuyla Sona Erdi Haber

486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali Coşkuyla Sona Erdi

21-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen festival; Türkiye’nin pek çok şehrinden ve 13 farklı ülkeden gelen konukları ağırladı. Hafta boyunca süren etkinlikler, festivalin son gününde düzenlenen geleneksel kortej yürüyüşüyle zirveye ulaştı. Manisa Valiliği önünden başlayan ve Sultan Camii’nde noktalanan yürüyüşe; Osmanlı padişahlarının temsili geçişleri, Hafsa Sultan ve Merkez Efendi canlandırmaları ile halk dansları ekipleri renk kattı. Sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı kortej, vatandaşların yoğun ilgisi ve alkışları eşliğinde gerçekleştirildi. Devletin ve Siyasetin Zirvesi Manisa’da Buluştu Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve eşi Özge Ekmen Dutlulu’nun ev sahipliği yaptığı kortej yürüyüşüne ve saçım törenine protokol üyeleri yoğun ilgi gösterdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, 22. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, CHP Manisa Milletvekilleri Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bekir Başevirgen, AK Parti Manisa Milletvekilleri Tamer Akkal, Ahmet Mücahit Arınç, MHP Manisa Milletvekilli Erkan Akçay, CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral İlhan Şen, İl Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Sudak, Manisa’yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, çevre illerin belediye başkanları ve siyasi partilerin il ve ilçe başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. 10 Ton Şifa Saçıldı Kortejin ardından Sultan Camii’nde, Yavuz Sultan Selim’in eşi Hafsa Sultan’ın, kendisini sağlığına kavuşturan Merkez Efendi’ye “mesir beratı” vermesi temsili olarak canlandırıldı. Hafsa Sultan’ın şifalı macunların halka saçılması buyruğuyla birlikte, caminin kubbe ve minarelerinden 10 ton mesir macunu gökyüzünden yağdı. Şifalı macunlardan kapabilmek için meydanı dolduran on binlerce vatandaş, renkli görüntüler oluşturdu. Bazı vatandaşların macunları havada yakalamak için şemsiyelerini ters çevirdiği, bazılarının ise yüksek noktalara tırmandığı anlar objektiflere yansıdı. 486 yıllık bu köklü gelenek, hafızalardan silinmeyecek görüntülerle bir sonraki yıl buluşmak üzere sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.