Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Öz Bakım

Kapsül Haber Ajansı - Öz Bakım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Öz Bakım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarım İşçisi Ailelerin Çocukları için Nitelikli Eğitim Desteği Haber

Tarım İşçisi Ailelerin Çocukları için Nitelikli Eğitim Desteği

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Turkish Philanthropy Funds (TPF) desteğiyle tarım işçisi ailelerin eğitimden kopma riski taşıyan çocukları için nitelikli eğitim desteği sunan "Dört Mevsim Eğitim Projesi"ni Şanlıurfa'da hayata geçiriyor. Depremden etkilenen iller arasında yer alan Şanlıurfa'da Ateşböceği Öğrenim Biriminde yürütülen etkinliklerle, tarım işçisi ailelerin çocuklarının yaz döneminde nitelikli eğitime erişimlerinin ve gelişimlerinin desteklenmesi hedefleniyor. TPF’nin işletme sponsorluğunu üstlendiği TEGV Tasarım Mucitleri Ateşböceği Öğrenim Birimi aracılığıyla Şanlıurfa'nın Haliliye ilçesinde yürütülen proje, Ağustos ayı sonuna kadar devam edecek. Proje kapsamında çocuklar, yaş ve gelişim düzeylerine uygun olarak hazırlanan oyun ve deneyim temelli etkinliklerle nitelikli eğitim desteği alacak. Çocukların bütüncül becerilerinin gelişimi amaçlanıyor Çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen proje kapsamında hijyen ve öz bakım, sanat, müzik, spor ve temel akademik beceriler gibi farklı alanlarda etkinlikler gerçekleştirilecek. Projeyle dezavantajlı koşullarda yaşayan çocukların sosyal-duygusal, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin desteklenmesinin yanı sıra öğrenmeye aktif katılım göstermeleri, günlük yaşam becerileri kazanmaları ve kendilerini güvenle ifade edebilmeleri amaçlanıyor. Bölgede tarım işçisi olarak çalışan aileler, mevsimlik tarım göçü nedeniyle yer değiştirebiliyor, bu durumun çocuklarının yaz döneminde eğitim ve öğretimden uzak kalmasına neden olduğu gözlemleniyor. Dört Mevsim Eğitim Projesiyle çocukların öğrenme kayıplarının önüne geçilmesi ve gelişimlerini kesintisiz biçimde desteklemesi amaçlanıyor. TEGV'in bu alandaki saha deneyimi 15 yıl öncesine dayanıyor TEGV'in tarım işçisi ailelerin çocuklarına yönelik projelerdeki saha deneyimi 2011 yılına kadar uzanıyor. Tarım göçü nedeniyle eğitimi kesintiye uğrayan ve akranlarının eğitimsel kazanımlarına henüz erişememiş çocuklara destek olmak amacıyla, 2011-2016 yılları arasında Ankara, Şanlıurfa ve Adana'da Mevsimlik Tarım İşçileri Projesi (METİP) kapsamında TEGV Ateşböceği Öğrenim Birimi etkinlikleri düzenlenmişti. Bu çalışmalardan edinilen deneyim, 2021 yılından bu yana kesintisiz sürdürülen ve fındık hasadı bölgesi olan Ordu ve Sakarya’da hayata geçirilmiş olan Dört Mevsim Eğitim Projesi'nin de temelini oluşturmuştur. Proje kapsamında bu yıl 6. kez Sakarya’da gerçekleştirilecek etkinliklerin yanı sıra TPF desteğiyle Şanlıurfalı çocuklarla da buluşuluyor. TEGV ve TPF iş birliği binlerce çocuğun hayatına etki etti TEGV ile TPF arasında uzun yıllardır devam eden güçlü iş birliği, 6 Şubat depremlerinin ardından deprem bölgesinde yürütülen eğitim çalışmalarına verilen sürdürülebilir destekle daha da güçlendi. 2024 yılında Lloyd's Register Foundation ile birlikte Gaziantep Öğrenim Birimi'nin yapım sponsorluğunu üstlenen TPF, Ateşböceği Öğrenim Birimlerinin faaliyetlerine de katkı sağlayarak binlerce çocuğu nitelikli eğitimle buluşturdu. TPF'nin de destekleriyle Hatay'da dört konteyner kentte 1000 çocuğa bisiklet hediye edilerek "Bisiklet Temel Eğitim Programı" uygulandı. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremden etkilenen iller arasında bulunan Şanlıurfa'da hayata geçirilen Dört Mevsim Eğitim Projesi de bu stratejik iş birliğinin yeni halkasını oluşturuyor. "Çocukların gözlerindeki merakı, öğrenme isteklerini ve mutluluklarını görüyoruz" TEGV Ateşböceği Öğrenim Birimi Yöneticisi Mehmet Karaduman, projeye ilişkin duygularını şu sözlerle ifade etti: “Daha önce hem deprem bölgesinde hem de Dört Mevsim Eğitim Projesi kapsamında Sakarya'da görev yapmış biri olarak, bu projenin benim için ayrı bir anlamı var. Şanlıurfa'da tarım işçisi ailelerin çocuklarıyla Ateşböceğimizde bir araya geldiğimizde onların gözlerindeki merakı, öğrenme isteğini ve mutluluklarını görüyoruz. Aileleri tarım ile uğraşırken çocuklar vakitlerini evde oturarak değil Ateşböceğinde geleceklerine hazırlanarak geçiriyor eğlenirken öğreniyorlar. Zorlu koşullara rağmen çocukların nitelikli eğitim desteğiyle potansiyellerini keşfedeceklerine inanıyoruz. Onlara güvenli ve nitelikli bir öğrenme ortamı sunabilmek, bizim için yalnızca bir görev değil, bir sorumluluk ve büyük bir umut kaynağı.” “Çocukların yaz dönemini nitelikli bir öğrenme ortamında geçirmelerini hedefliyoruz” TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Çocukların nitelikli eğitime erişiminin sürekliliğini sağlamak bizim için büyük önem taşıyor. Turkish Philanthropy Funds ile uzun yıllardır sürdürdüğümüz güçlü iş birliği sayesinde, deprem bölgesindeki eğitim çalışmalarımızı sürdürülebilir biçimde geliştirmeye devam ediyoruz. Saha deneyimimizle hayata geçirdiğimiz Dört Mevsim Eğitim Projesi'ni, TPF'nin destekleriyle bu yıl Şanlıurfa'ya da taşıyoruz. Amacımız, tarım işçisi ailelerin çocuklarının yaz dönemini güvenli, destekleyici ve nitelikli bir öğrenme ortamında geçirmelerini sağlamak. Her çocuğun, gelişim ihtiyaçlarına duyarlı ortamlarda nitelikli eğitimle buluşmasının çok önemli olduğunu biliyoruz. Dört Mevsim Eğitim Projesi'nde ve tüm faaliyetlerimizde benimsediğimiz ilke şu: çocuklarımız nerede olursa olsun, biz de oradayız. Bu proje sayesinde çocuklarımızın yalnızca akademik değil; sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerinin de destekleneceğine ve yaşamlarına uzun vadeli katkılar sunacağına inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üretkenlik Baskısı Boş Zaman Kaygısını Tetikliyor Haber

Üretkenlik Baskısı Boş Zaman Kaygısını Tetikliyor

“Boş Zaman Kaygısı” olarak tanımlanan bu durumun, kişinin kendine ayırdığı zamanı bile sorgulamasına neden olduğunu belirten Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, üretkenlik kültürü, sosyal medya baskısı ve sürekli yeterli olma beklentisinin bireylerin dinlenme hakkıyla kurduğu ilişkiyi zedelediğine dikkat çekiyor. Günümüzde yoğun olmak, çoğu zaman başarılı ve değerli olmanın bir göstergesi olarak algılanırken, durmak ve hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek giderek zorlaşıyor. Sürekli yapılacaklar listeleriyle hareket eden bireyler, boş kaldıkları anlarda dahi “Daha faydalı bir şey yapmalıyım”, “Bu zamanı değerlendirmeliyim” ya da “Yeterince üretken değilim” gibi düşüncelerle karşı karşıya kalabiliyor. Çocukluktan itibaren başarı ve üretkenlik üzerinden şekillenen değer algısı, yetişkinlik döneminde kişinin kendisini yaptığı işler ve sorumlulukları üzerinden değerlendirmesine neden olurken, sakin anlarda huzursuzluk yaşamasına yol açabiliyor. Sosyal medyanın da güçlendirdiği bu algı, bireylerin kendi dinlenme biçimlerini sorgulamasına ve kendilerine ayırdıkları zamanı dahi bir performans alanına dönüştürmesine neden olabiliyor. Sürekli meşgul olmak zaman zaman kişinin kendi duygu ve düşüncelerinden uzaklaşma biçimine dönüşürken, durabilmek ve dinlenebilmek ise psikolojik olarak yeniden dengelenmenin ve kişinin kendisiyle bağ kurmasının önemli yollarından biri olarak öne çıkıyor. Modern yaşamın bireylerin dinlenme biçimleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, “Bugün birçok insan için dinlenmek, kendine zaman ayırmak ya da hiçbir şey yapmadan kalabilmek kolay bir deneyim değil. Çünkü değerimizi çoğu zaman ne kadar ürettiğimiz ne kadar başarılı olduğumuz ve ne kadar çok şeyi yetiştirdiğimiz üzerinden ölçmeye başladık. Oysa insanın yalnızca yaptığı şeylerle değil, olduğu haliyle de değerli olduğunu hatırlaması gerekiyor. Sürekli hareket halinde olmak, kişinin kendi ihtiyaçlarını duymasını zorlaştırabilir. Bazen durmak, aslında kendimize yeniden yaklaşmanın en önemli yollarından biridir.” açıklamasında bulundu. Boş Zamanın Yarattığı Görünmez Baskı Sürekli meşgul olma hali zaman içerisinde bireylerin kendi ihtiyaçlarıyla arasına mesafe koymasına neden olabiliyor. Dinlenmek, kişinin kendisini yenilemesi için doğal bir ihtiyaçken, üretkenlik odaklı yaşam biçimi nedeniyle çoğu zaman ertelenen ya da hak edilmesi gereken bir ödül gibi görülüyor. Kişinin kendine ayırdığı zamanı bile bir hedefe dönüştürmesi, boş zamanın getirdiği rahatlama hissinin yerini performans baskısına bırakmasına neden olabiliyor. Kitap okumak, spor yapmak, meditasyon yapmak ya da kişisel gelişim aktiviteleriyle ilgilenmek dahi bazen keyif alınan deneyimler olmaktan çıkarak tamamlanması gereken görevler haline gelebiliyor. Bu noktada önemli olan, dinlenmeyi kişinin zihinsel ve duygusal dengesini koruyabilmesi için gerekli bir alan olarak yeniden değerlendirmek oluyor. Boş Zaman Kaygısıyla Baş Etmenin ve Kendine Alan Açmanın Yolları Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, sürekli üretme baskısından uzaklaşmak ve dinlenmeyle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek için şu adımların önemli olduğunu belirtiyor: 1. Dinlenmenin Bir İhtiyaç Olduğunu Kabul Etmek: Dinlenmek, zaman kaybetmek ya da yeterince üretken olmamak anlamına gelmiyor. Zihinsel ve fiziksel olarak yenilenebilmek için dinlenmeye de diğer ihtiyaçlar kadar alan açmak gerekiyor. 2. Değeri Sadece Başarılarla Ölçmemek: Kişinin kendisini yalnızca yaptığı işler, kariyer hedefleri ya da tamamladığı sorumluluklar üzerinden değerlendirmemesi önem taşıyor. Bireyin varoluşu, üretkenliğinden bağımsız olarak da değerlidir. 3. Boşluk Hissiyle Kalabilmeyi Öğrenmek: Plansız ve sessiz anlar ilk etapta rahatsız edici hissettirse de kişinin kendi duygu ve ihtiyaçlarını fark edebilmesi için önemli fırsatlar sunuyor. Sürekli kaçmak yerine bu alanlarla temas kurabilmek gerekiyor. 4. Kendine Zaman Ayırmayı Performansa Dönüştürmemek: Öz bakım ve kişisel zamanlar da bir başarı kriterine dönüşmemeli. Kişinin kendisiyle kurduğu bağ, tamamlanması gereken bir görev değil, şefkatle yaklaşılması gereken bir süreçtir. Boş kalabilmek, günümüz dünyasında giderek zorlaşan ancak psikolojik iyi oluş için büyük önem taşıyan bir beceri haline geliyor. Sürekli yetişmeye çalışmak yerine zaman zaman durabilmek, kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesine ve hayatıyla daha dengeli bir ilişki kurmasına yardımcı oluyor. Çünkü gerçek verimlilik, ne zaman yavaşlaması gerektiğini bilmekten geçiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Öz Bakım Araştırması Sonuçları Açıklandı Haber

Türkiye Öz Bakım Araştırması Sonuçları Açıklandı

Tüketici sağlığı alanında dünya lideri Haleon, insanların daha sağlıklı yaşayabilmelerine yardımcı olma amacıyla hareket ediyor. Haleon’a göre öz bakım; yalnızca hastalık dönemlerinde başvurulan çözümler ya da belirli ürünlerin kullanımı değil, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak, güçlendirmek ve günlük yaşamlarını daha sağlıklı sürdürebilmek için attıkları bilinçli adımların bütününü kapsıyor. Küresel çapta 200 milyar* sterline, Türkiye'de ise 1 milyar** sterline ulaşan tüketici sağlığı pazarında "öz bakım" giderek daha kritik bir kavram haline geliyor. Nüfusun yaşlanması, sağlık hizmetlerine erişimin değişen dinamikleri ve sistem üzerindeki artan yük, bireyleri kendi sağlıklarını daha çok yönetmeye yönlendiriyor. Haleon, bu dinamikleri anlamak için Ipsos Türkiye iş birliği ve Prof. Dr. Barkın Berk danışmanlığında yürüttüğü Türkiye Öz Bakım Haritası Araştırması'nın sonuçlarını açıkladı. Tüketiciler ve eczacılarla yapılan araştırma; öz bakımın Türkiye'de nasıl algılandığını, reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünlerin kullanım alışkanlıklarını ve sağlık profesyonellerinin bu yolculuktaki belirleyici rolünü ortaya koyuyor. Öz bakım, “iyi hissetmek” için atılan küçük adımlarla sınırlı kalıyor Öz bakım kavramı tüketiciler tarafından çoğunlukla yorgunluk veya rahatsızlık baş gösterdiğinde devreye giren, tepkisel ve “daha iyi hissetmek için yapılan küçük şeyler” olarak algılanıyor. Konuya yaklaşım cinsiyetlere göre de farklılaşıyor; erkekler öz bakımı sistemin çökmesini önleyici bir bakım olarak görürken, kadınlar süreci duygusal ve zihinsel refahı da içeren bir geliştirme ve seviye atlatma aracı olarak değerlendiriyor. Öz bakım olarak değerlendirilen en temel eylemlerin başında sırasıyla ağız ve diş bakımı, cilt bakımı ve psikolojik iyi hali korumak geliyor. Bu odakları bakımlı görünmek ve fiziksel aktivite takip ediyor. Son 1 ay içinde en sık yapılan öz bakım davranışı günlük su tüketimine dikkat etmek olurken, bunu dengeli beslenmek, diş fırçalama dışındaki ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmak, düzenli yürüyüş yapmak ve gıda takviyesi kullanmak izliyor. Toplumun ortalama uyku süresi 7 saat olarak ölçülürken kafa dağıtmak ve daha iyi hissetmek için en yaygın tercih edilen aktivite ise düzenli yürüyüş. Acil Servisler "Hızlı Çözüm Noktası" Olarak Görülüyor Öz bakım farkındalığındaki eksiklik, kamusal sağlık altyapısı üzerinde de doğrudan bir baskı yaratıyor. Toplumun yüzde 50'si şiddet seviyesi ne olursa olsun, her sağlık sorununda doğrudan acil servise başvurabileceğini belirtiyor. Semptomları birinci basamak sağlık hizmetleri veya doğru öz bakım adımlarıyla yönetmek yerine acil servislerin bir "hızlı çözüm noktası" olarak görülmesi, hastanelerin acil bölümlerinde ciddi bir yoğunluğa yol açıyor. Bu durum, acil servislerin öncelikli amacının dışına çıkmasına neden olurken, sağlık sistemi üzerindeki yükü artıran faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Dijital Çağda Güven ve "Onay Filtresi" Olarak Eczacı Sağlık ile ilgili konularda en çok güvenilen bilgi kaynakları doktorlar (%84) ve eczacılar (%79) olurken; sosyal medya (%12) ve fenomenler (%9) en az güvenilen mecralar olarak öne çıkıyor. İnternette sağlık bilgisi arayan tüketicilerin %57'si, ulaştığı kafa karıştırıcı bilgiyi teyit etmek için doğrudan eczacısına başvuruyor. Yapay zekâ araçlarını kullananlar arasında ise sağlık alanındaki en yaygın kullanım, hastalık ve semptomları yorumlatmak; bunu uyku, stres ve beslenme gibi konularda yaşam tarzı önerileri almak ve tedavi tavsiyesi istemek izliyor. Eczane Tercihinde Güven ve Danışmanlık Kalitesi Ön Planda Tüketicilerin %73'ünün her zaman düzenli olarak gittiği sabit bir eczanesi bulunuyor. Eczane tercihinde "Güvene Dayalı Danışmanlık Kalitesi" (%61), kolay ulaşılabilirlik (%56) faktörünü geride bırakarak ilk sıraya yerleşiyor. Bu durum, eczanelerin tüketicinin gözünde sağlık yolculuklarına rehberlik eden kritik bir "ilk danışma merkezi" olarak konumlandığını gösteriyor. Tüketicilerin reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünleri satın alma kararındaki en belirleyici unsurun da %66 ile eczacı ve hekim tavsiyesi olması bu güveni doğrudan destekliyor. En Sık Yaşanan Rahatsızlıklar ve Tüketim Refleksleri Tüketicilerin son 1 yılda en sık yaşadığı sorunların başında soğuk algınlığı/grip, kas/eklem ağrıları ve baş ağrısı/migren geliyor. Ağrı kesiciler (%69) en otomatik ve düşük eforlu alışkanlık ürünü iken; soğuk algınlığı ilaçları (%56), hayat kesintiye uğradığında kullanılan "kriz" ürünleri olarak konumlanıyor. Tüketiciler ilacı alırken ambalajda en çok ürünün ne işe yaradığına (%69) ve yan etkilerine (%55) dikkat ediyor. Takviyelerde Enerji ve Zindelik Odakta Gün içindeki enerji seviyesini yeterli bulanların oranı yalnızca %24'te kalırken; tüketicilerin %52'si günlük zindelik ve enerji seviyelerini desteklemek adına vitamin ve takviyelere başvuruyor. En çok tercih edilen içeriklerde D Vitamini, B12, C Vitamini ve magnezyum başta geliyor. Eczacı araştırmasına göre pandemi sonrası dönemde gıda takviyelerine olan talep rekor seviyeye ulaşırken (%90); tüketicilerin günlük ihtiyaçlarına yanıt veren bu temel vitamin ve minerallerin satın alınma oranlarında %64’lük bir artış yaşanıyor. Tüketiciler takviyelerin yanı sıra geleneksel ev çözümlerini de koruyucu birer filtre olarak kullanıyor. Bu alanda limon bazlı karışımlar en güvenilir içerik olarak öne çıkarken, nane-limon, ıhlamur ve zencefil-limon üçlüsü ilk sıralarda yer alıyor. Algı ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum Araştırma, toplumun sağlık konusundaki farkındalığı ile eylemleri arasında belirgin bir çelişki olduğunu gösteriyor. Toplumun %44'ü stres seviyesini yüksek olarak raporlasa da bu durum çözülmesi gereken bir sorundan ziyade "hayatın normal bir parçası" sayılıyor. Benzer şekilde, bireylerin %84'ü ruhsal sağlığın önemini kabul etse de profesyonel destek alanların oranı %26'da kalıyor ve sorunlar kısa vadeli yöntemlerle geçiştiriliyor. Kilo problemi ise kadınlar tarafından "sosyal bir yargılanma", erkekler tarafından ise "fiziksel işlevsellik" meselesi olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Opella AMET, Marka ve İnovasyon Bölge Direktörü olarak Murali Rao’yu Atadı Haber

Opella AMET, Marka ve İnovasyon Bölge Direktörü olarak Murali Rao’yu Atadı

Küresel ölçekte reçetesiz ürünler (OTC) ve vitamin, mineral ve takviyeler (VMS) pazarında en geniş üçüncü portföye sahip öz bakım odaklı şirket Opella, Murali Rao’nun Afrika, Orta Doğu ve Türkiye (AMET) Bölgesi Marka ve İnovasyon Başkanı olarak atandığını duyurdu. Yeni görevinde İstanbul’da bulunan Opella AMET merkez ofisinde görev yapacak olan Murali Rao, bölgenin marka ve inovasyon stratejilerine liderlik edecek. Rao, özellikle amaca yönelik inovasyonla büyümeyi hızlandırmaya ve Opella'nın kişisel bakım vizyonunu bölge genelinde ilerletmeye odaklanacak. Rao’nun atanması, Opella AMET’in organizasyon içinden yetenek yetiştirme ve geliştirme konusundaki kararlılığının bir yansıması olarak öne çıkıyor. 2024 yılında Opella’ya katılan Murali Rao, AMET bölgesinde sindirim sağlığı kategorisinin büyümesini ölçeklendirmede kritik bir rol üstlendi. Pazarlama ve büyüme alanında 22 yılı aşkın deneyime sahip olan Rao, kariyeri boyunca Reckitt ve FrieslandCampina gibi global şirketlerde üst düzey görevler üstlenerek Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye (MENAT) bölgesi ile Güney Asya’da markaların sürdürülebilir ve kârlı büyümesine liderlik etti. Opella AMET Marka ve İnovasyon Başkanı Murali Rao, yeni göreviyle ilgili şunları söyledi: “Opella’da bu görevi üstlenmekten büyük gurur duyuyorum. Türkiye’nin de içinde bulunduğu AMET bölgesinde güçlü markalarımızı ve anlamlı inovasyonlarımızı daha da büyütürken, ekiplerimiz ve iş ortaklarımızla birlikte öz bakımı milyonlarca tüketici için daha erişilebilir hale getirmeye devam edeceğiz.” Yeni görevinde Rao, Opella’nın marka portföyü ve inovasyon yol haritasına liderlik ederek şirketin AMET bölgesindeki öz bakım misyonunu hızlandırmaktan sorumlu olacak. Liderlik yaklaşımıyla ekipleri güçlendiren, yetenek gelişimini destekleyen ve ortak bir büyüme vizyonu etrafında yüksek performans kültürü oluşturan Rao, bu alandaki güçlü geçmişiyle dikkat çekiyor. Opella, sunduğu güvenilir öz bakım çözümleriyle her yıl milyonlarca tüketiciye ulaşmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif Haber

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Molped’den Kız Çocuklarının Geleceğine Güçlü Destek Haber

Molped’den Kız Çocuklarının Geleceğine Güçlü Destek

Hayat Kimya ve Millî Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü (TEGM) iş birliğinde, kız çocuklarının güçlenmesini ve fırsat eşitliğini merkeze alan ‘Bir Kız Bin Umut’ Fırsat Eşitliği Gelişim Programı’nı başlatıyor. Hayat Kimya’nın kadın kişisel bakım markası Molped, ‘Her Alanda Fırsat Eşitliği’ yaklaşımıyla başlatacağı bu programla; kız çocuklarının biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişim alanlarında bütünsel bir sosyal yatırım modeli ile desteklenmesini amaçlıyor. İlk yılında Bitlis, Hakkari, Kastamonu, Muş, Erzurum, İstanbul, Isparta ve Şanlıurfa olmak üzere 8 ilde ve 40 okulda başlayacak program kapsamında 7. ve 8. sınıf düzeyinde 10 bine yakın kız öğrenciye ulaşılması hedefleniyor. Alanında uzman akademisyenlerle oluşturulan eğitim içeriklerinin, 8 ildeki 8 sağlık uzmanı ve 40 rehber öğretmen aracılığıyla aktarılarak genç kızların gelişim süreçlerine katkı sağlanması amaçlanıyor. Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın ev sahipliğinde gerçekleşen basın toplantısında programın yol haritası kamuoyu ile paylaşıldı. Programın danışma kurulunda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları A.B.D. / Ergen Sağlığı Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık A.B.D. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Haskan Avcı yer alıyor. “Ergenlik döneminde bütüncül destek, öğrencilerin iyi olma halini ve eğitim motivasyonunu güçlendiriyor” Hayat Kimya Strateji ve Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, programla ilgili şunları söyledi: “Ergenlik dönemi; biyolojik değişimlerin yanı sıra psikolojik ve sosyal gelişimi de etkileyen çok boyutlu bir süreç. Bilimsel çalışmalar, bu dönemde doğru bilgiye erişim ve güvenli rehberlik desteğinin öğrencilerin iyi olma halini, okul motivasyonunu ve eğitim hayatındaki sürekliliğini olumlu yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Biz de bu program ile kız çocuklarının gelişimini bütüncül şekilde desteklemeyi hedefliyoruz. Ayrıca, projenin ikinci fazında programa katılan kız öğrencilere eğitim bursu sağlamayı amaçlıyoruz.” “Eğitimlerde hedef: Erken sinyalleri tanımak” Programın danışma kurulunda yer alan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız ergenlik döneminin hormonal sistemin yaşam boyu en hızlı değiştiği dönem olduğunu vurgulayarak, ‘’Ergenlik dönemi hormonal sistemin yaşam boyu en hızlı değiştiği dönem. Ancak pek çok genç kız yaşadığı değişimlerin normal mi yoksa bir sağlık sinyali mi olduğunu ayırt edemiyor. Ergenlikte hormonal sistem yeniden yapılanıyor ve bu süreç her kız çocuğunda farklı ilerleyebiliyor. Bilimsel çalışmalar, ergenlik döneminde kız çocuklarında: bazı hormon düzeylerinin çocukluk dönemine kıyasla belirgin artış gösterdiğini, regl döngüsünün ilk yıllarda tam olgunlaşmadığını, ilk adetten sonraki ilk 2–3 yılın hormonal denge kurma süreci olduğunu ortaya koyuyor. Hormonlar ilk kez bu kadar yoğun ve dalgalı çalışıyor. Ergenlikte fark edilmeyen hormonal sorunların uzun vadeli etkileri olabiliyor. Bir Kız Bin Umut programı kapsamında verilen eğitimlerde genç kızların vücudun verdiği sinyalleri zamanında fark edebilmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Bu sayesinde kız çocuklarının, yaşadıkları değişimleri geciktirmeden sağlık profesyonelleriyle paylaşmalarını amaçlıyoruz.’’ dedi. “Bu program, genç kızların ergenlik yolculuğunu korkuyla değil, bilgi ve güçlenmeyle geçirmesi için hayata geçirildi” Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları A.B.D. / Ergen Sağlığı Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül, program sayesinde gençler yalnızca bilgi edinmeyeceğini, günlük yaşamlarında kullanabilecekleri somut sağlık ve öz bakım becerileri kazanacaklarının altını çizerek sözlerine şöyle devam etti: “Biz bu programla yalnızca bilgi vermiyoruz. Genç kızların; kendi bedenini anlayan, duygularını tanıyabilen, öz bakım alışkanlıkları gelişmiş, gerektiğinde destek istemekten çekinmeyen güçlü bireyler olarak büyümelerini destekliyoruz. Bilgi yalnızca öğrenmek için değil, güçlenmek için gereklidir. Doğru bilgi, kaygıyı azaltır, özgüveni artırır ve sağlıklı kararlar almanın temelini oluşturur. Her genç kızın bedenini tanıma, sağlıklı gelişme ve kendine güvenle büyüme hakkı var. Bu program, genç kızların ergenlik yolculuğunu korkuyla değil, bilgi ve güçlenmeyle geçirmesi için hayata geçirildi. “Genç kızları anlayan, dinleyen, onlara değer vererek güçlenmelerine yardımcı olan her eğitim yaklaşımı; eşit, sağlıklı ve umut dolu bir toplumun temelini oluşturacaktır” Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık A.B.D. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Haskan Avcı ise program hakkında şunları söyledi: “Ergenlik dönemi kız çocuklarımızın değişip büyüyerek yetişkinliğe giden yolda önemli adımlar attıkları ve önemli kararlar aldıkları bir evredir. Bu evrenin var olan potansiyeli hayata geçirerek sağlıklı adımlar ve kararlarla ilerleyebilmesinde, genç kızların psikolojik anlamda desteklenmesi ve onlara sunulacak rehberlik kritik öneme sahip. Okullarda psikolojik danışmanlarımızın desteğiyle uygulanacak olan grup rehberliği etkinliklerimiz, kendini ve duygularını tanıma, duygu düzenleme, iletişim, empati, çatışma yönetimi, stresle baş etme, iş birliği ve karşılıklı destek, sorumluluklar, zaman yönetimi, kariyer hedefleri, mesleki yetenek ve ilgiler gibi konuları içeriyor. Böylece genç kızlarımızın kişisel sosyal, akademik ve mesleki alanlarda güçlenerek kendini gerçekleştirme yolunda bilinçli adımlar atmalarını ve var olan potansiyellerini keşfetmelerini amaçlıyoruz. Unutmayalım ki genç kızları anlayan, dinleyen, onlara değer vererek güçlenmelerine yardımcı olan her eğitim yaklaşımı; eşit, sağlıklı ve umut dolu bir toplumun temelini oluşturacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı Haber

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor  Haber

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor 

Astellas’ın öncülüğünde Golden Pulse Health Summit’te düzenlenen oturumda, iş hayatında en verimli dönemini menopoz sürecinde geçiren kadınların kurumsal politikalarla desteklenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bilim ve teknolojinin sağlık alanındaki dönüştürücü etkisini odağına alan Golden Pulse Health Summit kapsamında Astellas İlaç tarafından düzenlenen ‘Menopoz: Sessiz Bir Süreç mi, Stratejik Bir Gündem mi?’ başlıklı oturumda, ülkemizde tabu olarak görülen ancak kadınların iş hayatındaki en verimli dönemlerine denk gelen menopoz sürecine ilişkin ön yargılar ve toplumsal farkındalık ihtiyacı ele alındı. Yazar ve eğitmen Ayşe Tolga’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu ile Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr bir araya geldi. Kadınlar ömrünün 3’te birini menopoz döneminde geçiriyor.4 Menopozun kadının tek başına yönetmesi gereken bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Bu süreç; yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin hassasiyet göstermesini gerektiriyor. Kadınların doktora eşleriyle birlikte başvurması, sürecin birlikte yönetilmesi açısından önemli. Kadınların yaşamlarının 3’te birini kapsayan bu dönemde, iş hayatındaki varlıklarını verimli bir şekilde sürdürebilmeleri ve sağlıklarını koruyabilmeleri için çalışma ortamlarında destekleyici düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor” dedi.4 Menopozla ilgili pek çok yanlış inanış ve bilginin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Menopoz çoğu zaman kadınlar için bir son, bir utanç ya da bir hastalık olarak algılanıyor. Bu yaklaşım, menopozla ilgili doktorların da işini zorlaştıran bir etken. Oysa ki ilk adet ne kadar doğalsa son adet de o kadar doğaldır. Menopoz kelime anlamı olarak son adet olarak tanımlansa da doğru olan, üreme sonrası dönem olarak adlandırılmasıdır. Yani menopoz; üreme çağı sonrası kadın sağlığı yönetimidir” dedi. Gece sıcak basmaları kırmızı alarm olarak görülmeli! Türk kadınlarını menopoz döneminde en çok adet düzensizliklerinin korkuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Ama asıl korkulması gereken bu dönemdeki sıcak basmalarıdır. Sıcak basmaları ve gece terlemelerinin kırmızı alarm olarak kabul edilmesi, bu belirtilerin üzerinde daha fazla durulması gerekiyor” dedi. Sıcak basması olarak nitelendirilen vazomotor semptomların (VMS) hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Durmuşoğlu, şöyle konuştu: “Araştırmalar, menopoz döneminde sık yaşanan gece sıcak basmaları ve uyku bölünmesinin, ileri yaşlarda Alzheimer ve demans risk artışı ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.5-6 Sıcak basmaları nedeniyle hipertansiyon, kalp krizi gibi kardiyovasküler hastalıklar tetiklenebiliyor.7 Bu nedenle sıcak basmalarının kontrol altına alınması gerektiği konusunda uyarıyoruz.” Kadın sağlığı ve menopoz sürecine odaklandık 18 Ekim Dünya Menopoz Günü’nde, Menopoz Dostu Kurum manifestosunu açıklayarak iş dünyasında bir dönüşümü başlatan Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr ise “Astellas olarak 20 yılı aşkın süredir yaklaşık 70 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl odağımıza kadın sağlığını da yerleştirdik. Bu konuyu bütünsel bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Mevcut nüfus verileri ve epidemiyolojik projeksiyonlar doğrultusunda, Türkiye’de sıcak basması, gece terlemesi gibi vazomotor semptomlar (VMS) yaşayan kadın sayısının yaklaşık 6 milyon civarında olduğu; ancak bu kadınların yalnızca yaklaşık 1,5 milyonunun tedavi aldığı düşünülmektedir.1-3 Kadınların yüzde 36’sı menopoz sürecinde olumsuz etkileniyor ve menopoz semptomlarına bağlı iş gücü kayıpları yılda milyarlarca doları buluyor.8 Bu tablo, önemli bir karşılanmamış ihtiyaca işaret ediyor. Astellas olarak bu ihtiyaca yalnızca tıbbi çözümlerle değil, aynı zamanda iş hayatında kadınların bu süreci tek başına yönetmek zorunda kalmalarına “dur” diyen bir yaklaşımla da yanıt vermek istedik.” Nilay Tarr, sözlerine şöyle devam etti: “Menopoz dönemindeki kadınların yaşamlarının en verimli evrelerinden birinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ancak iş yaşamında menopoz, çoğu zaman çalışmaya ara vermek ya da tamamen bırakmakla ilişkilendiriliyor. Hâlâ tabu olarak görülen bu süreç, kadın çalışanları sessizliğe itiyor. Oysa menopoz yalnızca bireysel değil, kurumsal düzeyde de ele alınması gereken bir konu. Menopoz Dostu Kurum yaklaşımıyla, kadın çalışanlarımızın bu süreçte kendilerini yalnız hissetmeden destek alabilmesini önceliğimiz olarak görüyoruz. Çünkü menopoz belirtileri geçici; çalışanlarımızın kurumlarımızdaki varlığı ise kalıcı ve son derece değerli.” Tüm kurumları bu dönüşüme ortak olmaya davet ediyoruz. Menopozu konuşmanın, anlamanın ve desteklemenin tüm iş dünyasının ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Tarr, “Bu konuda öncü olmanın gururunu yaşıyor ve bu sesin çoğalarak iş dünyasında yankılanmasını istiyoruz. Tüm kurumları Menopoz Dostu Kurum felsefesini sahiplenmeye ve bu farkındalık hareketinin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Çünkü kadınlarımızın sesini daha güçlü duyurmak, bu yolculukta onlarla birlikte omuz omuza ilerlemek ve menopozu konuşulur kılmak adına gücümüzü birleştirerek daha sağlam adımlar atmayı hedefliyoruz” dedi. Astellas’ta hayata geçirilecek örnek uygulamalar Nilay Tarr, Astellas’ın Menopoz Dostu Kurum Manifestosu doğrultusunda hayata geçirilecek uygulamaları hakkında da şu bilgileri verdi: “Manifestomuz doğrultusunda 40 yaş ve üzeri tüm kadın çalışanlarımız için, özel sağlık sigortası paketimiz kapsamında jinekoloji muayenesi ve meme kanseri taramalarını yüzde 100 kapsayıcılıkla sunuyoruz. İnsan kaynakları politikalarımızı bu farkındalıkla güncelliyor, eğitim ve farkındalık programları ile yöneticilerimize yönelik menopoz belirtilerini tanıyabilmeleri, empatik bir yaklaşımla destek olabilmeleri ve daha sağlıklı bir menopoz sürecini yaratabilmeleri için özel eğitimler planlıyoruz. Bu yaklaşımın kalıcı bir kurum kültürüne dönüşmesi amacıyla Menopoz Farkındalık Lideri atamaya hazırlanıyoruz. Kadınların ihtiyaçlarına uygun yeni izin politikamız ile menopoz dönemindeki çalışanlarımıza ek izin imkanı sunuyoruz. Ayrıca kadın çalışanlarımızın fiziksel ve zihinsel iyilik halini güçlendirecek spor, yoga gibi aktiviteleri hayatlarının bir parçası yapabilmeleri için çalışıyoruz.” İş hayatında kadınları destekleyen yaklaşımlar artmalı Ayşe Tolga, menopozun kadın yaşam döngüsünün doğal bir evresi olduğunu; doğru, bilimsel ve güvenilir bilgiyle desteklendiğinde hem fiziksel hem de duygusal açıdan güçlü bir dönüşüm sürecine işaret ettiğini belirtti. Tolga, bu dönemde kadınların bedenlerini dinlemelerinin; bedensel, zihinsel ve duygusal iyilik hâlini destekleyen beslenme, uyku düzeni, düzenli hareket, stres yönetimi ve öz bakım yaklaşımlarının yaşam kalitesini anlamlı ölçüde artırabileceğine dikkat çekti. Tolga ayrıca, Astellas’ın öncülüğünde hayata geçirilen Menopoz Dostu Kurum gibi, iş hayatındaki kadınları destekleyen yaklaşımların yaygınlaşmasının; kadınların menopoz sürecini yalnızca tıbbi değil, psikososyal boyutlarıyla da sağlıklı biçimde yönetebilmeleri açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Uzun yıllar tabu olarak görülen menopozun tüm yönleriyle görünür kılınmasının; farkındalık ve destek kültürünü güçlendirerek daha kapsayıcı kurumlar ve daha güçlü bir toplum için ortak bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.