Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Özel Sektör

Kapsül Haber Ajansı - Özel Sektör haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özel Sektör haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer Belediyesi ve NOSAB Gençleri Geleceğe Hazırlıyor Haber

Nilüfer Belediyesi ve NOSAB Gençleri Geleceğe Hazırlıyor

Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) bünyesinde faaliyet gösteren NOSAB Akademi, üniversite öğrencilerini geleceğe daha donanımlı hazırlamak için güçlerini birleştirdi. İki kurum, “Geleceğin Liderleri: Yerel Kalkınma için Aktif Yurttaşlık, Yetkinlik ve Ağ Geliştirme” programı kapsamında ortak hizmet protokolü imzaladı. Nilüfer Belediyesi Planlama ve Kalkınma Ajansı’nın (PlaKA) yürütücülüğünde, NOSAB Akademi, Bursa Mühendis ve Mimar İş İnsanları Derneği (BUMİAD), Nilüfer Kent Konseyi ve Bir Bulut Olsam Derneği paydaşlığında hayata geçirilen programın imza töreni Nilüfer Belediyesi Halk Evi’nde yapıldı. Törene Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ve Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz katıldı. KAMU VE ÖZEL SEKTÖR DENEYİMİ BİR ARAYA GELİYOR Üniversite öğrencilerini ilgi ve yetenek alanlarına göre üç ayrı grupta buluşturacak olan program, çok yönlü bir eğitim içeriği sunuyor. Katılımcılar; iletişim, ekip çalışması, zaman yönetimi ve problem çözme gibi temel sosyal becerilerin yanı sıra insan kaynakları ve iş hayatına yönelik eğitimler alacak. Gençler bu süreçte kamu yönetiminde ve özel sektörde görev yapan mentörlerle birebir çalışarak iki alanın işleyişini de yakından tanıma fırsatı bulacak. Sivil toplum kuruluşlarının gönüllülük günlerinde yer alarak aktif yurttaşlık bilinci kazanacak olan öğrenciler, karma takımlar halinde çalışarak, sosyal fayda odaklı yerel çözüm projeleri de üretecek. Programı başarıyla tamamlayan gençlere süreç sonunda sertifika verilecek. “GENÇLERİMİZİN DONANIMLI YETİŞMESİNİ ÇOK ÖNEMSİYORUZ” Protokol töreninde konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, gençlerin geleceğe hazırlanmasının sadece akademik eğitimle sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ekiplerimiz bu projenin hayata geçmesi için uzun süredir titizlikle çalışıyor. Nilüfer Belediyesi olarak gençlerimizin donanımlı, düşünen ve üreten bireyler olarak geleceğe adım atmasını çok önemsiyoruz. Eğitimden sosyal desteklere kadar her alanda onların yanında olmaya özen gösteriyoruz. NOSAB ile bugüne kadar örnek iş birlikleri yürüttük; bu projeyle de gençlerimize hem kamu hem de özel sektör deneyimini sunacağız. Emek veren tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu projenin gençlerimiz ve kentimiz için başarılı sonuçlar doğuracağına inanıyorum.” “GENÇLER İŞ DÜNYASINA DAHA ÖZGÜVENLİ ADIM ATACAK” NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ise sanayi ve üniversite iş birliğinin önemine vurgu yaparak, “Sanayimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey; inisiyatif alan, sorumluluk üstlenen, sahayı tanıyan ve iş disiplinine sahip gençler. NOSAB olarak sadece üretime değil, bu üretimi gelecekte de sürdürecek gençlere yatırım yapmamız gerektiğinin farkındayız. Bu proje sayesinde sektör profesyonellerimizle gençlerimizi bir araya getirerek, sahadaki tecrübeyi onlara aktaracağız. Nilüfer Belediyesi ile yürüttüğümüz bu ortak çalışma sayesinde üniversiteli gençlerimiz iş dünyasına çok özgüvenli adım atacak. İş birliğimizin hayırlı olmasını diliyorum” dedi. Konuşmaların ardından Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve NOSAB Başkanı Erol Gülmez, iş birliği protokolünü imzaladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Malatya'nın Turizm Potansiyeli Bölgesel Turizm Çalıştayında Ele Alındı Haber

Malatya'nın Turizm Potansiyeli Bölgesel Turizm Çalıştayında Ele Alındı

Elazığ, Adıyaman, Bingöl, Malatya ve Tunceli’nin turizm potansiyelini bölgesel bir bakış açısıyla değerlendirmek ve iller arasındaki turizm iş birliğini güçlendirmek amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda, Elazığ Valiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen çalıştayda kamu kurumları, yerel yönetimler, turizm sektörü, ulaşım, finans ve özel sektör temsilcileri bir araya geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla düzenlenen çalıştayda, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın moderatörlüğündeki “Yeni Nesil Bölgesel Turizm: Entegre Destinasyon Yönetimi” paneline katılan Malatya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Mehmet Beytur, Fırat Havzası'nın tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerinin turizm açısından büyük bir potansiyel taşıdığını söyledi. Fırat Kalkınma Ajansı'nın faaliyet alanında bulunan bölgenin tarih boyunca önemli bir yaşam ve medeniyet merkezi olduğuna dikkati çeken Beytur, Fırat Nehri'nin binlerce yıldır insanlık ve medeniyetler için önemli bir kaynak oluşturduğunu vurguladı. Dr. Mehmet Beytur, “Geçmişe tarihî perspektiften baktığımızda bu bölgenin ciddi anlamda bir uygarlık merkezi olduğunu görüyoruz. Zaman zaman ilk uygarlıklar arasında bir geçiş bölgesi olmuş, doğal imkânları ve tabii varlıklarıyla insanlığa büyük nimetler sunmuş bir coğrafyada yaşıyoruz. Bugün de bu bölgenin turizm imkânlarını nasıl gün yüzüne çıkaracağımızı ve nasıl daha aktif hale getireceğimizi konuşuyoruz” diye konuştu. Bölgenin Arslantepe, Nemrut Dağı, Ulu Cami, Harput ve Göbeklitepe gibi uluslararası düzeyde bilinen önemli değerlerin yakınında bulunduğunu belirten Beytur, bunların yanı sıra yerel ölçekte henüz yeterince tanıtılmamış çok sayıda tarihî ve kültürel değerin de bulunduğunu kaydetti. Malatya'nın Levent Vadisi'nden Arapgir'e kadar uzanan geniş coğrafyasında önemli tarihi ve turistik değerlerin yer aldığını ifade eden Dr. Mehmet Beytur, bölgede çok sayıda tarihi güzergâh, kervansaray ve konaklama merkezinin bulunduğunu söyledi. Hazırlanan tur güzergâhlarının önemli bir başlangıç olduğunu ancak bölgenin potansiyeli açısından bunun yeterli olmadığını belirten Beytur, turizm rotalarının daha da zenginleştirilmesi gerektiğini ifade etti. “Turizmde Öncelikli Konulardan Biri Ulaşımdır” Turizmin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi için ulaşım imkânlarının güçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Beytur, ulaşımı uluslararası, ulusal ve yerel olmak üzere üç farklı düzeyde ele almak gerektiğini söyledi. Elazığ, Malatya ve Adıyaman'ın uluslararası ulaşım imkânlarında önemli ihtiyaçlar bulunduğunu belirten Dr. Mehmet Beytur, yurt dışından bölgeye doğrudan ve daha kolay ulaşım sağlanmasının turizm potansiyeline önemli katkı sunacağını ifade etti. Ulusal düzeyde de İstanbul ve Ankara gibi merkezlerden bölge illerine yapılan uçuşların saatleri ve sayılarının geliştirilmesi gerektiğini kaydeden Beytur, mevcut potansiyelin ticari açıdan da bu düzenlemeleri destekleyecek nitelikte olduğunu dile getirdi. Yerel ulaşım konusunda ise belediyelere önemli görevler düştüğünü belirten Beytur, turizm ajanslarının güzergâh ve ulaşım planlamalarına paralel olarak yerel yönetimler olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi. “Malatya’dan Nemrut’a Yeni Bir Turizm Güzergâhı Oluşturulabilir” Nemrut Dağı'na ulaşım konusunun bölge turizmi açısından önemli başlıklardan biri olduğuna dikkati çeken Beytur, Nemrut'a Malatya ve Adıyaman üzerinden ulaşım sağlanabildiğini belirtti. Bölgeyi kapsayan güçlü ve bütüncül bir turizm rotasının oluşturulması için Malatya'dan Nemrut'a ulaşımı kolaylaştıracak yol çalışmalarının önem taşıdığını vurgulayan Dr. Mehmet Beytur, “Eğer bu çalıştay sonucunda bu yönde bir karar ve ortak irade ortaya çıkarsa, biz Büyükşehir Belediyesi olarak üzerimize düşeni yapmaya ve bu yolun yapılması konusunda gerekli desteği vermeye hazırız” dedi. "Malatya, Turizmde Ortak Akıl ve İş Birliğiyle Yol Alıyor" Genel Sekreter Dr. Mehmet Beytur, bölgenin gastronomi alanında da önemli bir zenginliğe sahip olduğunu belirterek Malatya'da çok sayıda coğrafi işaretli ürün bulunduğunu ifade etti. 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya'nın yeniden inşa sürecinde önemli bir aşamaya gelindiğini belirten Beytur, şehrin sahip olduğu tarihî, kültürel ve gastronomik değerlerin yeniden ayağa kalkma sürecinde turizmin önemli bir güç unsuru olacağına dikkati çekti. Malatya'nın müzeleriyle de önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğuna dikkati çeken Beytur, şunları kaydetti: “Büyükşehir Belediyesi olarak farklı kategorilerde müzelerimiz bulunuyor. Fotoğraf Makinesi Müzemiz, büyüklüğü itibarıyla dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alıyor. Şehir dışından gelen ziyaretçilerimizin bu müzeden oldukça etkilendiklerini dile getirmeleri bizleri memnun ediyor. Bunun yanı sıra Radyo ve Gramofon Müzemiz de Türkiye'nin bu alandaki en büyük müzeleri arasında yer alıyor. Bazen altyapıyı geliştirmek, bazen kültürel değerleri öne çıkarmak, bazen de organizasyonlara öncülük etmek gerekiyor. Turizmde asıl aktörün özel sektör olması gerektiğine inanıyoruz. Ancak özel sektörün gerekli olgunluğa ve kapasiteye ulaşacağı sürece kadar yerel yönetimlerin destekleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz." "Bölgemizde İnanç ve Sağlık Turizminde Önemli Potansiyel Var" Bölgenin inanç turizmi açısından da önemli bir zenginliğe sahip olduğunu belirten Beytur, farklı inançlara ait tarihi ve kültürel değerlerin bölgede önemli bir geçmişe sahip olduğunu söyledi. Malatya'nın sağlık turizmi alanında da önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Beytur, özellikle İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nin bölge ve ülke açısından önemli bir cazibe merkezi haline geldiğini belirtti. Karaciğer nakli ve plastik cerrahi başta olmak üzere birçok alanda uluslararası düzeyde hizmet sunulduğunu ifade eden Beytur, sağlık turizminin geliştirilmesine yönelik ortak projeler üretilebileceğini kaydetti. Bölgesel Turizm Çalıştayı kapsamında kurulan Malatya standı yoğun ilgi gördü. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Malatya standını ziyaret ederek, yöresel ürünler hakkında bilgi aldı. Dr. Mehmet Beytur, standı ziyarete gelen misafirlerle yakından ilgilendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnşaat Sektörü 14 Çeyreğin Ardından Küçüldü Haber

İnşaat Sektörü 14 Çeyreğin Ardından Küçüldü

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, 2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları ile ilgili yaptığı yazılı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “2026 yılının ikinci çeyreğinde Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verilerine göre Türkiye ekonomisi büyümesini sürdürürken, sektörümüz açısından tablo tersine dönmüştür. 14 çeyrektir aralıksız büyüyen sektörümüz, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 1,9 küçülmüştür. Son dönemde sektörümüzün büyüme ivmesindeki yavaşlamaya dikkat çekmiş ve çözüm bekleyen sorunları dile getirmiştik. Bir önceki çeyrekte de ifade ettiğimiz üzere, sektörümüzdeki büyüme ivmesinin tersine dönmesinde sıkı finansman koşulları, yüksek kredi maliyetleri ve özel sektör yatırımlarındaki temkinli seyir belirleyici olmuştur. 2023 ve takip eden yıllarda deprem bölgesine yönelik yeniden inşa faaliyetleri ve kamu kaynaklı altyapı yatırımları sektörü güçlü biçimde desteklemiş; ancak, 2026 yılı itibarıyla göreceli olarak daha sınırlı hale gelen bu katkı, özel sektör kaynaklı inşaat faaliyetlerindeki yavaşlamayı telafi etmede yetersiz kalmıştır. İnşaat sektöründe kamu yatırımlarındaki ödenek kısıtlamalarının, finansmana erişimin zorluğunun, yüksek maliyetlerin yaratmış olduğu baskıları sıklıkla kamuoyunun gündemine taşımıştık. Bu konularda devam eden sorunlar, sektörümüzün 14 çeyrek sonra küçülmesine yol açmıştır. Bu konularda yapılacak düzenlemeler, sektörümüzün tekrar pozitif büyümeye dönmesini ve ülke ekonomisinin büyümesine sunduğu katkıyı devam ettirmesini sağlayacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEKNOFEST’te İlk Kez Düzenlenen FPV Drone İzleme Yarışmasında 20 Takım Finalde Mücadele Edecek Haber

TEKNOFEST’te İlk Kez Düzenlenen FPV Drone İzleme Yarışmasında 20 Takım Finalde Mücadele Edecek

Türkiye ve yurt dışında öğrenim gören üniversite öğrencileri, mezunlar ve özel sektör temsilcilerinin katılımına açık olarak düzenlenen yarışmaya 115 takım ve 566 üye başvurdu. Değerlendirme süreçlerinin ardından 20 takım ve 167 yarışmacı finale kalmaya hak kazandı. Temel amacı, hareketli bir hedef drone’un görüntü işleme teknolojileriyle algılanması, hedefe kilitlenilmesi ve farklı uçuş manevraları boyunca otonom olarak takip edilmesi olan yarışmada hedef drone 11 farklı manevra boyunca takip edilecek. Yarışmacı takımların performansı; anlık görüntü aktarımı, otonom uçuş kabiliyeti ve manevra istasyonlarının başarıyla tamamlanması kriterleri üzerinden değerlendirilecek. Ödül sıralamasına girebilmek için takımların, ilk 4 manevrayı otonom olarak başarıyla tamamlaması gerekiyor. Finalde her takımın 4 deneme hakkı bulunuyor Final yarışması dört gün boyunca gerçekleştirilecek. Her takımın dört gün içerisinde toplam 4 yarışma-deneme hakkı bulunurken, her gün takımlara bir yarışma hakkı verilecek. Yarışmada değerlendirme ise iki ana bölümden oluşacak. Toplam puanın yüzde 25’i rapor ve video değerlendirmesinden, yüzde 75’i ise görev performansından oluşacak. Bu kapsamda Ön Tasarım Raporu (ÖTR), Kritik Tasarım Raporu (KTR), Metot Tanıtım ve Uçuş Kanıt Videosu, Final Yarışması ve Görev Değerlendirmesi yarışma sürecinin temel aşamalarını oluşturuyor. Dereceye giren takımlara toplam 750 bin lira ödül FPV Drone İzleme Yarışması kapsamında dereceye giren takımlara toplam 750 bin TL ödül verilecek. Birincilik ödülü: 300.000 TLİkincilik ödülü: 250.000 TLÜçüncülük ödülü: 200.000 TL Üniversite öğrencilerinden özel sektöre geniş katılım Yarışmaya Türkiye ve yurt dışında öğrenim gören ön lisans, lisans, yüksek lisans, doktora ve açık öğretim öğrencilerinin yanı sıra mezunlar ve özel sektör temsilcileri de takım halinde katılıyor. Danışman dahil en az 4, en fazla 10 kişiden oluşan takımlarda bir takım kaptanı ve bir pilot bulunması gerekiyor. FPV Drone İzleme Yarışması ile görüntü işleme, hedef algılama ve otonom uçuş teknolojilerinin gerçek uçuş koşullarında uygulanması; gençlerin ve teknoloji ekiplerinin geliştirdiği yenilikçi çözümlerin sahada test edilmesi amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı Haber

Okul Güvenliğinde 5188 Kapsamındaki Profesyonel Güvenlik Modelinden Daha Etkin Yararlanılmalı

Açıklamada, okul güvenliğinde farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek alternatif modellerin geliştirilmesi ve kamu ile özel sektörün mevcut kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi toplumun ortak öncelikleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda okullarda güvenliğin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların, Türkiye’nin özel güvenlik alanında sahip olduğu mevzuat, yetişmiş insan kaynağı ve operasyonel tecrübeyle desteklenmesi önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’de özel güvenlik hizmetleri, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile kapsamlı bir hukuki ve operasyonel çerçeveye sahip. Kanun; özel güvenlik görevlilerinin taşıması gereken şartlardan temel ve yenileme eğitimlerine, güvenlik soruşturmalarından çalışma izinlerine, kimliklendirmeden görev alanları ve yetkilere kadar geniş bir sistemi düzenliyor. Bu yapı, özel güvenlik hizmetinin belirli bir noktada personel bulundurmanın ötesinde profesyonel standartlarla yürütülmesini mümkün kılıyor. Özel güvenlik hizmeti; risk analizi, eğitim, organizasyon, saha yönetimi, denetim, raporlama, olaylara müdahale prosedürleri, güvenlik teknolojilerinin kullanımı ve genel kolluk kuvvetleriyle koordinasyonu kapsayan bütüncül bir güvenlik yönetimi anlayışını ifade ediyor. Okullar; öğrenci ve çalışan yoğunluğu, ziyaretçi trafiği, giriş-çıkış kontrolü, çevre güvenliği ve acil durumlara müdahale gibi farklı güvenlik ihtiyaçlarının bir arada bulunduğu alanlar. Bu nedenle güvenliğin yalnızca fiziki olarak personel görevlendirilmesi üzerinden değil; risklerin önceden belirlenmesi, görev ve sorumlulukların tanımlanması, personelin uygun eğitimlerden geçirilmesi ve hizmetin düzenli olarak denetlenmesi üzerinden ele alınması gerekiyor. 5188 sayılı Kanun’un uygulama alanı genişletilebilir Türkiye’de yıllar içinde oluşturulan özel güvenlik altyapısı, yalnızca mevcut kullanım alanları açısından değil, toplumun yoğun olarak bulunduğu ve güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu alanlar bakımından da önemli bir kapasite taşıyor. Bu nedenle 5188 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren profesyonel özel güvenlik sisteminin; okullar başta olmak üzere eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve yoğun kamusal kullanım alanlarında daha geniş ölçekte değerlendirilmesi gerektiği düşünülüyor. Böyle bir yaklaşım, mevcut güvenlik altyapısının daha etkin kullanılmasını sağlarken, görev ve yetkileri belirlenmiş, eğitimli ve denetlenebilir personelin kritik alanlarda daha yaygın biçimde görev yapmasına da olanak tanıyabilir. Tek tip model yerine alternatif uygulamalar değerlendirilmeli Güvenlik uygulamalarında ihtiyaca ve risk düzeyine göre farklı modellerin geliştirilmesi daha etkin sonuçlar yaratabilir. Bu kapsamda; 5188 sayılı Kanun kapsamında gerekli eğitim ve yeterlilikleri tamamlamış özel güvenlik görevlilerinin varlığı,Yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketlerinin hizmet kapasitesi,Kamu destekli istihdam programlarının 5188 kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçleriyle ilişkilendirilmesi,Kamu ve özel sektör kapasitesinin birlikte kullanıldığı hibrit modeller oluşturulması,Farklı risk seviyelerine sahip okullarda pilot uygulamalar gerçekleştirilerek sonuçların ölçülmesi gibi seçenekler faydalı sonuçlar doğuracaktır. Bu modellerin belirli bölgelerde pilot olarak uygulanması ve sonuçlarının ölçülmesi, ülke genelinde yaygınlaştırılabilecek sürdürülebilir bir okul güvenliği sisteminin oluşturulmasına da zemin hazırlayabilir. Yeni istihdam aynı zamanda mesleki kapasiteye dönüşebilir Okul güvenliğine yönelik yeni istihdam olanaklarının oluşturulması, hem sosyal hem de ekonomik açıdan değerli bir adım. Bu süreçte istihdam edilecek kişilerin 5188 sayılı Kanun kapsamındaki eğitim ve yeterlilik süreçlerinden geçirilmesi ise yeni istihdamın aynı zamanda nitelikli ve sürdürülebilir bir meslek alanına dönüşmesini sağlayabilir. Böylece oluşturulan insan kaynağı yalnızca belirli bir dönem veya proje için değil, Türkiye’nin uzun vadeli özel güvenlik kapasitesinin bir parçası haline gelebilir. “Özel güvenlik, genel kolluğun alternatifi değil tamamlayıcısıdır” Türkiye’de özel güvenlik sektörü; yüz binlerce çalışanı, yöneticileri, eğitim kurumları ve yetkilendirilmiş özel güvenlik şirketleriyle önemli bir bilgi birikimine ve saha tecrübesine sahip. Özel güvenlik sisteminin temel işlevlerinden biri de genel kolluk kuvvetlerinin görevlerini destekleyen tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktır. Görev ve yetkileri açık biçimde tanımlanmış, eğitimli ve denetlenebilir özel güvenlik personelinin daha geniş alanlarda kullanılması, genel kolluğun asli görevlerine daha fazla odaklanmasına da imkân verebilir. GÜSOD Başkanı Turgay Şahan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın güvenliği hepimizin ortak önceliğidir. Türkiye, 5188 sayılı Kanun ile özel güvenlik alanında uzun yıllar içerisinde güçlü bir mevzuat, insan kaynağı ve operasyonel tecrübe oluşturmuştur. Bu kapasitenin okul güvenliğine yönelik geliştirilecek modellerin doğal bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Kalkınmasında Gençlere Özel Sektör Desteği Öne Çıkıyor Haber

Türkiye’nin Kalkınmasında Gençlere Özel Sektör Desteği Öne Çıkıyor

Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki genç işsizlik oranı 2025 yılında yüzde 15,3 olurken, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 23,3 olarak gerçekleşti. Bu tablo, gençlerin ekonomik hayata daha güçlü katılımı için özel sektörün üstlenebileceği rolü yeniden gündeme taşıyor… Türkiye’nin sahip olduğu genç nüfus, ekonomik ve sosyal kalkınmanın önemli dinamiklerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak genç nüfus avantajının sürdürülebilir ekonomik değere dönüşmesi, gençlerin eğitimden istihdama, girişimcilikten teknolojiye kadar farklı alanlarda desteklenmesini gerektiriyor. TÜİK verilerine göre 2025 yılında 15-24 yaş grubundaki gençlerin istihdam oranı yüzde 40,3’e yükseldi. Aynı yaş grubunda genç işsizlik oranı yüzde 15,3 olurken, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 23,3 seviyesinde gerçekleşti. Genç kadınlarda bu oranın yüzde 30,9’a çıkması ise genç kadınların iş gücüne katılımını artıracak mekanizmaların önemini ortaya koyuyor. Bu süreçte kamu politikalarının yanı sıra özel sektörün de sorumluluğu giderek artıyor. Şirketlerin gençlere yönelik staj ve istihdam imkanlarını genişletmesi, mesleki gelişimi desteklemesi, mentorluk programları oluşturması ve genç girişimcilere alan açması, Türkiye’nin nitelikli insan kaynağının güçlendirilmesine katkı sağlayabilir. Mehmet Konuralp Yılmaz, gençlerin ekonomik hayata katılımının yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, gençlerin fikir üreten, girişim geliştiren ve ekonomik değer yaratan aktörler olarak desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor. Gençlerin iş dünyasına geçişi güçlendirilmeli Eğitim ile iş dünyası arasındaki bağın güçlendirilmesi, gençlerin kariyer yolculuğunda önemli bir rol oynuyor. Üniversite döneminde edinilen teorik bilginin sektör deneyimiyle desteklenmesi, gençlerin iş hayatına daha hazırlıklı başlamasını sağlarken şirketlerin de ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahip insan kaynağına erişimini kolaylaştırıyor. Bu noktada özel sektörün üniversiteler, meslek kuruluşları ve gençlik platformlarıyla geliştireceği iş birlikleri önem kazanıyor. Staj, mentorluk, proje bazlı çalışmalar ve işbaşı eğitimleri gibi uygulamalar, gençlerin çalışma hayatıyla daha erken tanışmasına olanak sağlıyor. TÜİK’in 2025 verileri, gençlerin istihdamında hizmet sektörünün yüzde 57,9 ile ilk sırada bulunduğunu, bunu yüzde 30,5 ile sanayi ve yüzde 11,6 ile tarım sektörünün izlediğini gösteriyor. Bu dağılım, gençlerin farklı sektörlerde ihtiyaç duyulan becerilerle daha erken buluşturulmasının önemini ortaya koyuyor. Yılmaz’ın değerlendirmeleri doğrultusunda, gençlerin yalnızca mevcut iş gücü ihtiyacını karşılayacak kişiler olarak değil, geleceğin girişimcileri, yöneticileri ve üreticileri olarak ele alınması gerekiyor. Bu yaklaşım, gençlerin kariyer planlamasının yanı sıra Türkiye’nin uzun vadeli insan kaynağı politikaları açısından da önem taşıyor. Genç girişimciler için yeni fırsat alanları gerekiyor Türkiye’nin kalkınma hedefleri açısından genç girişimciliğin desteklenmesi de kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Teknoloji ve dijitalleşmenin iş modellerini hızla değiştirdiği bir dönemde gençlerin yeni fikirler geliştirmesi ve bu fikirleri ekonomik değere dönüştürebilmesi, Türkiye’nin rekabet gücüne katkı sağlayabilir. Genç girişimcilerin fikirlerini hayata geçirebilmesi için finansmana erişimin yanı sıra deneyim paylaşımı, mentorluk, iş bağlantıları ve pazar erişimi gibi alanlarda da destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Özel sektörün sahip olduğu bilgi birikimi ve iş bağlantıları, bu noktada genç girişimciler için önemli bir kaynak oluşturabilir. Mehmet Konuralp Yılmaz’ın hem iş dünyasındaki deneyimi hem de Nefa Gençlik ve Ticaret Platformu çatısı altında gençlerle yürüttüğü çalışmalar, gençlerin ticaret ve girişimcilik ekosistemiyle daha güçlü bağlar kurmasının önemini ortaya koyuyor. Teknolojik Dönüşüm Gençler İçin Fırsata Dönüştürülmeli Yapay zekâ ve dijital teknolojiler, çalışma hayatında yeni mesleklerin ve iş modellerinin ortaya çıkmasına neden olurken, gençlerin bu dönüşümün aktif bir parçası haline gelmesi önem taşıyor. Gençlerin yalnızca teknolojiyi kullanan değil, teknoloji üreten ve yeni iş modellerine dönüştüren bir nesil olarak yetişmesi, Türkiye'nin küresel rekabetteki konumunu güçlendirebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle özel sektörün teknoloji eğitimleri, girişimcilik programları ve yenilikçi projeler aracılığıyla gençlerin gelişimine katkı sunması önem taşıyor. Bu dönüşüm aynı zamanda özel sektör açısından da yeni bir sorumluluk alanı yaratıyor. Şirketlerin gençlerin teknolojiye erişimini artırması, dijital becerilerini geliştirmesine destek olması ve yenilikçi fikirlerini hayata geçirebilecekleri ortamlar oluşturması, geleceğin iş dünyasının şekillenmesine katkı sağlayabilir. Özel Sektörün Gençlere Yatırımı Türkiye’nin Geleceğine Yatırım Türkiye’nin genç nüfusunu ekonomik güce dönüştürmesi, gençlerin sahip olduğu potansiyelin doğru kanallarla desteklenmesine bağlı. Bu noktada özel sektörün rolü yalnızca istihdam yaratmakla sınırlı kalmıyor; gençlerin bilgi, beceri ve deneyim kazanabileceği bir ekosistemin oluşturulması da iş dünyasının sorumluluk alanlarından biri haline geliyor. Özellikle gençlerin iş gücüne katılımında kadın-erkek arasındaki fark, öncelikli alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. 2025 yılında 15-24 yaş grubundaki genç erkeklerin istihdam oranı yüzde 53 olurken, genç kadınlarda bu oran yüzde 26,7 olarak gerçekleşti. Benzer şekilde genç kadınlarda işsizlik oranı yüzde 22,1 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, özel sektörün gençlere yönelik politikalarının yalnızca istihdam yaratmakla sınırlı kalmaması; fırsat eşitliği, yetenek gelişimi ve kadınların iş gücüne katılımı gibi başlıkları da kapsaması gerektiğine işaret ediyor. Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve Nefa Gençlik ve Ticaret Platformu Kurucusu Mehmet Konuralp Yılmaz’ın yaklaşımı da özel sektörün gençlerin gelişiminde daha aktif rol üstlenmesi gerektiğine işaret ediyor. Gençlerin ekonomik hayatın aktif aktörleri haline gelmesi, bireysel kariyer fırsatlarının yanı sıra Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma hedeflerine de katkı sağlayabilir. Türkiye’nin kalkınmasında gençlerin potansiyelini ortaya çıkarmak, yalnızca gençlere fırsat sunmak değil; ülkenin gelecekteki üretim, girişimcilik ve inovasyon kapasitesine yatırım yapmak anlamına geliyor. Gençlerin sahip olduğu potansiyelin eğitim, istihdam, girişimcilik ve teknoloji ekseninde desteklenmesi, özel sektörün bugün atacağı adımların Türkiye’nin yarınki ekonomik gücüne dönüşmesini sağlayacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB, COP31 Raporunu Yayımladı Haber

TSKB, COP31 Raporunu Yayımladı

Raporda, COP31 hazırlık sürecinde küresel iklim gündemini şekillendiren başlıklar değerlendirilirken, Türkiye'nin düşük karbonlu kalkınma hedefleri doğrultusunda öncelikli politika alanları, iklim finansmanı, enerji dönüşümü, sanayide karbonsuzlaşma ve iklim değişikliğine uyum alanlarında öne çıkan dönüşüm fırsatları kapsamlı şekilde ele alınıyor. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB), global sürdürülebilirlik yaklaşımlarını Türk iş dünyasına entegre ederek, şirketlere stratejik ve operasyonel sürdürülebilirlik danışmanlığı sunan iştiraki Escarus iş birliği ile hazırladığı, "COP31’e Doğru: Öncelikli Gündem Konuları ve Türkiye İçin Dönüşüm Fırsatı" başlıklı raporu yayımlandı. Rapor, COP31 hazırlık sürecini Paris Anlaşması kapsamındaki ilk Küresel Durum Değerlendirmesi (Global Stocktake) sonrasında başlayan yeni uygulama döneminin önemli bir aşaması olarak ele alırken, iklim hedeflerinin belirlenmesinden çok uygulanmasına odaklanan yeni döneme dikkat çekiyor. Raporda, Bonn İklim Konferansı'nın ardından Londra İklim Eylemi Haftası'nda uluslararası paydaşlarla paylaşılan COP31 Eylem Gündemi kapsamında Türkiye'nin benimsediği "Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon" vizyonuyla COP31'i bir "Uygulama COP'u" olarak konumlandırdığı belirtiliyor. Bu doğrultuda sıfır atık, temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, iklim dirençli şehirler ve İklim Uygulama Köprüsü girişimi öncelikli uygulama alanları arasında öne çıkıyor. İklim eyleminin özel sektörün, finans kuruluşlarının ve teknolojik yeniliklerin birlikte yön verdiği çok paydaşlı bir dönüşüm süreci olarak öne çıktığı vurgulanan raporda, bu çerçevede Türkiye'nin iklim finansmanına erişim kapasitesini güçlendirmeye ve sanayide düşük karbonlu yatırımları destekleyecek proje portföyünü geliştirmeye yönelik çalışmalarını hızlandırdığı ifade ediliyor. Raporda ayrıca enerji dönüşümünün iklim politikalarının yanı sıra, ekonomik güvenliğin, sanayi politikalarının ve ulusal güvenlik stratejilerinin de temel unsurlarından biri haline geldiğine dikkat çekiliyor. Jeopolitik gerilimlerin enerji arz güvenliği risklerini petrol ve doğal gazın ötesine taşıyarak elektrik altyapısı, kritik mineraller ve temiz enerji teknolojilerini de kapsayan daha geniş bir kırılganlık alanı oluşturduğu ifade ediliyor. Bu kapsamda, fiyat istikrarı ve enerji güvenliği açısından elektrifikasyonun özellikle sanayi ve ulaşım sektörlerinde yaygınlaştırılması ile enerji ve şebeke yatırımlarının birlikte ele alınmasının öneminin altı çiziliyor. Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan TSKB Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Meral Murathan “Bu yıl ilk kez ülkemiz ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31’e giderken TSKB ve Escarus olarak hazırladığımız bu kıymetli raporla pek çok önemli başlığı detaylandırıyoruz. Raporda, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları'nın (NDC) uygulanmasını desteklemeyi, ulusal öncelikleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmeyi ve iklim finansmanına erişimi kolaylaştırarak uygulama kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen yenilikçi bir girişim olarak Türkiye liderliğinde geliştirilen İklim Uygulama Köprüsü mekanizması gibi pek çok önemli konu yer alıyor. Bir yandan küresel iklim yönetişimindeki güncel gelişmeleri detaylıca değerlendirirken diğer yandan jeopolitik ve ekonomik dinamiklerin iklim politikaları üzerindeki etkilerine ilişkin stratejik bir perspektif sunuyoruz. Bu çalışmanın COP31’e doğru ülkemizin çok yönlü kalkınma hedefleri doğrultusunda değer yaratan tüm paydaşlarımıza fayda sağlamasını umuyoruz.” diye kaydetti. Rapordan öne çıkan değerlendirmeler: İklim eylemi kamu politikalarının ötesine geçerek özel sektör, finans sektörü ve teknolojik yeniliklerin yön verdiği çok paydaşlı bir dönüşümü gerektiriyor. Türkiye, iklim finansmanına erişim kapasitesini güçlendirmeye ve sanayide düşük karbonlu yatırımları destekleyecek proje portföyünü geliştirmeye yönelik çalışmalarını hızlandırıyor. Bu kapsamda yürütülen ulusal kapasite geliştirme ve sanayide karbonsuzlaşma girişimleri, politika çerçeveleri ile finansal sistem arasındaki uyumu güçlendirerek özel sektör yatırımlarının önünü açmayı hedefliyor. Fiyat istikrarı ve enerji güvenliği açısından kritik bir konu olan elektrifikasyonun başta sanayi ile ulaşım sektörlerinde yaygınlaştırılması ve enerji-şebeke yatırımlarıyla birlikte ele alınması gerekiyor. İklim değişikliğine uyum yatırımlarının hızlandırılmasında kamu ve özel sektörün eşgüdümlü hareket etmesi, özel sektör yatırımlarının artırılması ve finansal teşviklerin güçlendirilmesi, uyum finansmanının ölçeklenebilmesinde önemli bir rol oynuyor. Finans kuruluşlarının fiziksel iklim risklerini; kredi tahsis, yatırım ve risk yönetimi süreçlerine entegre etmeleri ve sermaye akışlarını iklime dayanıklı yatırımlara yönlendirmeleri önem kazanıyor. Gelişmekte olan ülkelerde iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik; sermaye maliyetlerinin düşürülmesi, garanti ve sigorta gibi risk paylaşım araçlarının yaygınlaştırılması ve çok taraflı finans kuruluşlarının daha etkin rol üstlenmesi öncelik kazanıyor. Finansmanın tekil projeler yerine ülke düzeyindeki stratejik yatırım planlarıyla ilişkilendirilmesi, teknik kapasite, veri altyapısı ve ortak standartların geliştirilmesi de yatırım akışlarının hızlandırılmasında belirleyici hale geliyor. Su yönetimi, iklim değişikliğine uyum politikalarının temel bileşenlerinden biri olarak ele alınıyor. Su güvenliğinin sağlanması için iklim dirençli altyapıların yaygınlaştırılması, dijital teknolojilerden yararlanılması ve alternatif su kaynaklarına yönelik yatırımların hızlandırılması önem taşıyor. Adil geçiş, iklim hedeflerine ulaşırken yeni sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri önlemeyi hedefliyor. Düşük karbonlu ekonomiye geçişin sektörler ve bölgeler üzerindeki farklı etkileri dikkate alınarak geliştirilecek politika ve destek mekanizmaları, dönüşümün daha kapsayıcı ve uygulanabilir şekilde ilerlemesini sağlayacak temel unsurlar arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TMB, 2026 Yılının İkinci Çeyreğine Ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu Yayımladı Haber

TMB, 2026 Yılının İkinci Çeyreğine Ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu Yayımladı

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), 2026 yılının ikinci çeyreğine ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu yayımladı. Raporda, inşaat sektörünün ekonominin büyümesini destekleyen sektörlerden biri olmayı sürdürdüğü belirtilirken, büyüme hızındaki yavaşlamanın sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlüklerden kaynaklandığı ifade edildi. Kamu yatırımlarının büyümeyi desteklemeyi sürdürdüğü, buna karşın özel sektör yatırımlarındaki zayıflama ile yüksek finansman maliyetlerinin büyüme üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği vurgulandı. Ekonominin genelinde 200’ün üzerinde alt sektöre yarattığı talep ve istihdam gücüyle lokomotif rol üstlenen inşaat sektörünün önde gelen kuruluşlarını temsil eden Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), ekonomi çevreleri ve sektör tarafından yakından takip edilen İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nun Temmuz 2026 sayısını yayımladı. “Küresel Ekonominin Dayanıklılık Testi” başlıklı analizde, küresel ekonomik görünüm, yurt içi ekonomik gelişmeler ve inşaat sektörüne ilişkin temel göstergeler birlikte değerlendirilerek sektörün mevcut görünümü ile önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler ele alındı. Raporda, Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde %2,5 büyüdüğü, aynı dönemde inşaat sektörünün %3,2, gayrimenkul faaliyetlerinin ise %3,0 oranında büyüme kaydettiği belirtildi. Böylece sektörün 2022 yılının ikinci yarısında başlayan büyüme eğilimini 14 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğü ifade edilirken, önceki dönemlerde %8'in üzerinde gerçekleşen büyüme performansına kıyasla ivme kaybının belirginleştiğine dikkat çekildi. Büyümedeki yavaşlamada sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlüklerin etkili olduğu değerlendirilirken, deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri ile kamu altyapı yatırımlarının sektörü desteklemeyi sürdürdüğü, buna karşın özel sektör yatırımlarındaki zayıflamanın büyüme hızını sınırladığı kaydedildi. Öte yandan, 2026 yılının ilk çeyreğinde zincirlenmiş hacim endeksine göre gayrisafi sabit sermaye oluşumu içerisinde sektörel yatırımların payının %3,3, mevsim etkilerinden arındırılmış istihdamdaki payının ise %6,7 seviyesinde gerçekleştiği belirtilen raporda, sektörün ekonomik faaliyetler ve istihdam açısından önemini koruduğu vurgulandı. Raporda, yılın ilk yarısında 2,7 milyar ABD Doları ile geçmiş yıllardaki performansının gerisinde kalan yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin küresel finansman koşulları ve jeopolitik gelişmelerden olumsuz etkilendiği belirtildi. Uluslararası proje hacmindeki yavaşlama, özellikle Orta Doğu'da artan gerilimler ve yatırım kararlarının ertelenmesiyle ilişkilendirilirken, Türk inşaat sektörünün sahip olduğu teknik yetkinlik ve uluslararası deneyim sayesinde küresel pazardaki rekabet gücünü koruduğunun altı çizildi. Türkiye Müteahhitler Birliği’nce 2026 yılının ikinci çeyreğinin değerlendirildiği raporda, inşaat sektörüne ilişkin özetle şu tespitlere yer verildi: İNŞAAT SEKTÖRÜNDE BÜYÜME DEVAM EDERKEN İVME KAYBI DİKKAT ÇEKİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi %2,5 büyürken inşaat sektörü %3,2, gayrimenkul faaliyetleri ise %3,0 büyüme kaydetmiştir. Böylece sektör, 2022 yılının ikinci yarısından itibaren yakaladığı büyüme eğilimini 14 çeyrektir kesintisiz sürdürmüştür. Bununla birlikte, sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlükler büyüme hızında belirgin bir yavaşlamaya neden olmuştur. ÜRETİM GÖSTERGELERİ KAPASİTENİN KORUNDUĞUNA İŞARET EDİYOR: Ciro endeksi ve yapı ruhsatı verileri sektörün üretim kapasitesini koruduğunu göstermektedir. Özellikle yapı ruhsatlarındaki artış, önümüzdeki dönemde yeni projelerin devreye girebileceğine işaret ederken, inşaat güven endeksinin ikinci çeyrek boyunca eşik değer olan 100'ün altında kalması sektör temsilcilerinin geleceğe ilişkin beklentilerinde temkinli duruşun sürdüğünü ortaya koymaktadır. İnşaat maliyetlerindeki artış hızının yavaşlaması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, işçilik maliyetleri ve finansman giderleri sektörün kârlılığı üzerinde baskı oluşturmaya devam etmektedir. KONUT SATIŞLARINDA KISA VADELİ TOPARLANMA: Türkiye genelinde ilk el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %23,1 artarak 43 bin 406 adet olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde ikinci el konut satışları da %12,5 oranında artışla 86 bin 573 adede yükselmiştir. Böylece toplam konut satışları içinde ilk el satışların payı %33,4, ikinci el satışların payı ise %66,6 olarak gerçekleşmiştir. Mayıs ayında gözlenen zayıf satış performansının ardından Haziran ayında her iki segmentte de kaydedilen artış, konut piyasasında kısa vadeli bir toparlanmaya işaret etmiştir. Bununla birlikte yılın ilk yarısı itibarıyla ilk el satışların yalnızca sınırlı bir toparlanma sergilemesi, yeni konut üretimini destekleyecek talep koşullarının henüz kalıcı biçimde güçlenmediğini ve finansman koşullarının konut talebi üzerindeki belirleyici etkisini koruduğunu göstermiştir. KONUT PİYASASINDA FİNANSMAN BASKISI SÜRÜYOR: Konut satışlarının finansman yapısı incelendiğinde, ipotekli satışlar Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre %72,1 artarak 25 bin 993 adet olurken, diğer satışlar %7,1 artışla 103 bin 986 adet olarak gerçekleşmiştir. Toplam satışlar içerisinde ipotekli satışların payı %20,0, diğer satışların payı ise %80,0 olmuştur. Haziran ayında ipotekli satışlarda belirgin bir canlanma yaşansa da bu artış, önceki aylarda oldukça düşük seviyelerde seyreden kredi kullanımının ardından gerçekleşmiştir. İpotekli satışların toplam satışlar içerisindeki payının hâlen beşte bir düzeyinde kalması, finansman koşullarında kalıcı bir normalleşmeden ziyade sınırlı bir toparlanmaya işaret etmektedir. Konut kredisi maliyetleri, satın alma kararları üzerindeki belirleyici etkisini sürdürmüştür. YAPI RUHSATLARINDAKİ ARTIŞ YENİ YATIRIMLAR İÇİN OLUMLU SİNYAL VERİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerinde kaydedilen artış, sektörün üretim kapasitesini koruduğunu ve önümüzdeki dönemde yeni projelerin devreye alınabileceğini göstermiştir. YURT DIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİNDE JEOPOLİTİK BELİRSİZLİKLER ETKİLİ OLUYOR: Ocak-Haziran 2026 dönemi itibarıyla Türk inşaat sektörü tarafından yurt dışında 2,7 milyar ABD Doları tutarında 57 proje üstlenilmiştir. Böylece sektörün 1972 yılında Libya ile yurt dışı pazara açılmasından bu yana ulaştığı uluslararası proje portföyü büyüklüğü üstlenilen 12.931 projeyle toplam 566,1 milyar ABD Doları olmuştur. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin 2026 yılının ilk yarısındaki performansı, savaşlar ve küresel jeopolitik gerilimlerin de etkisiyle zayıf seyrini sürdürmüştür. İNŞAAT ZİRVESİ TÜRKİYE 2026 SEKTÖRÜN GELECEK VİZYONUNU ORTAYA KOYDU: Raporda, Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından T.C. Ticaret Bakanlığı'nın destekleriyle düzenlenen İnşaat Zirvesi Türkiye (Construction Summit Türkiye-CST) 2026'nın, Türk inşaat ve yapı malzemeleri sektörlerinin küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik en kapsamlı uluslararası platformlardan biri olduğu belirtildi. Küresel ölçekte yaşanan teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenlemeler, değişen finansman modelleri ve jeopolitik gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerinin ele alındığı Zirve'nin, kamu, özel sektör, uluslararası kuruluşlar ve finans çevrelerini ortak bir platformda buluşturduğu kaydedildi. Yaklaşık 1.400 sektör temsilcisinin katıldığı Zirve'de uluslararası pazarda faaliyet gösteren 81 firmanın stant açtığı ve iki gün boyunca 350'nin üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildiği belirtilen raporda, Birleşik Krallık, Güney Kore, Finlandiya, Almanya, İsveç, Japonya, Fransa ve Çin başta olmak üzere çok sayıda ülkeden kamu ve özel sektör temsilcisinin etkinlikte yer aldığı ifade edildi. Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren'in değerlendirmelerine de yer verilen raporda, küresel rekabet ortamında mühendislik ve uygulama kapasitesinin yanı sıra dijitalleşme, sürdürülebilirlik, yapay zekâ ve uluslararası iş birliklerinin sektörün geleceğini belirleyen temel unsurlar haline geldiği ifade edildi. Mevcut küresel koşullar dikkate alındığında, İnşaat Zirvesi Türkiye 2026'nın yalnızca bir sektör buluşması değil, aynı zamanda Türk inşaat ve yapı malzemeleri sektörlerinin gelecek vizyonunu ortaya koyan stratejik bir platform niteliği taşıdığı değerlendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi   1 Yaşında Haber

AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi 1 Yaşında

AgeSA’nın Sabancı Gençlik Seferberliği kapsamında Fırat Üniversitesi’nde hayata geçirdiği AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi, kuruluşunun birinci yılını geride bıraktı. Gençlerin teknoloji, inovasyon, sigortacılık, girişimcilik ve kariyer gelişimi gibi alanlarında yeni yetkinlikler kazanmasını hedefleyen merkez, ilk yılında öğrenciler için yalnızca bir eğitim alanı değil; birlikte düşünme, üretme, deneyimleme ve sektörle temas kurma noktası haline geldi. İlk yıl boyunca atölye, eğitim, seminer ve sosyal aktiviteden oluşan toplam 17 etkinlik düzenlendi. Bu çalışmalarla 1.000’in üzerinde öğrenciye ulaşılırken, süreçlere 80 AgeSA gönüllüsü aktif katkı sundu. Üniversite–Özel Sektör İş Birliği İçin Kalıcı Bir Yapı Oluşturuldu Merkezin yolculuğu, öğrencilerin ve akademisyenlerin beklentilerini anlamaya yönelik AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi Vizyon Çalıştayı ile başladı. Bu süreçte merkez; öğrencilerin bir araya geldiği, fikir geliştirdiği, sektör profesyonelleriyle temas kurduğu ve kendi potansiyelini keşfettiği yaşayan bir buluşma noktası olarak kurgulandı. Fırat Üniversitesi’nde 600’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşen açılış ise AgeSA’nın gençlerle teknoloji, inovasyon ve yetenek gelişimi ekseninde kurduğu uzun vadeli iş birliği modelinin güçlü bir başlangıcı oldu. Gençlere Gerçek İş Deneyimi Sağlandı Merkez, ilk yılında staj programlarıyla öğrencilerin iş dünyasını yakından tanımasına imkân sağladı. Yaz stajı ve uzun dönem staj programları kapsamında gençler; sigortacılık, bireysel emeklilik, çevik çalışma ve kurumsal iş süreçlerine dair deneyim kazanırken, AgeSA ekipleriyle birlikte gerçek iş problemleri üzerinde çalışma fırsatı buldu. Böylece öğrenciler teorik bilgilerini pratiğe dönüştürürken, iş hayatına daha bilinçli ve donanımlı şekilde hazırlanma imkânı yakaladı. İki farklı staj programına katılan 8 öğrenci, AgeSA ekipleriyle birlikte çalışma fırsatı elde etti. Teknoloji, Sigortacılık ve Girişimcilik Aynı Zeminde Buluştu AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi, girişimcilik ve inovasyon odağındaki programlarıyla gençlerin fikir üretme becerilerini destekledi. Fikirden Girişime Eğitim Programı, AgeSA Insurtech Ideathon Challenge, AgeSA Insurtech CodeNight ve AgeSA Insurtech CX Ideathon gibi çalışmalarla öğrenciler; sigortacılık, teknoloji, finansal okuryazarlık, müşteri deneyimi ve veri odağında çözüm geliştirme süreçlerine dahil oldu. Eğitim, mentorluk ve uygulama adımlarını bir araya getiren bu programlar, gençlerin sektörün gerçek problemlerine yaratıcı ve uygulanabilir fikirlerle yaklaşmasına alan açtı. Eğitim ve Webinarlarla Gelişim Alanı Desteklendi Merkezde yürütülen webinar ve eğitim serileri de farklı disiplinlerden öğrencilerin gelişimine katkı sundu. Tasarım odaklı düşünme, insan merkezli inovasyon, kurumsal IT dünyası, teknoloji trendleri ve kariyer planlama gibi başlıklarda gerçekleştirilen programlarla gençlerin hem teknik hem de kişisel yetkinlikleri desteklendi. Geleceğin IT Liderleri eğitim serisi ve Kariyer 360° etkinliği, öğrencilerin kariyer yolculuklarını daha bilinçli planlamalarına katkı sağladı. Merkez bünyesinde gerçekleştirilen 4 eğitim toplam 52 saat, 4 atölye ise toplam 38 saat sürerken; ayrıca 3 seminer ile öğrencilere 6 saatlik ilave gelişim içeriği sunuldu. Merkez, Öğrenciler için Yaşayan Bir Buluşma Alanına Dönüştü AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi, yalnızca eğitim ve proje geliştirme odağıyla değil, öğrenciler arasında sosyal bağları güçlendiren etkinlikleriyle de öne çıktı. Game Night ve Insurtech Quiz Night gibi oyunlaştırılmış buluşmalar, merkezin öğrenciler için daha sıcak, katılımcı ve sahiplenilen bir alan haline gelmesini sağladı. Quiz Night kapsamında başarılı olan öğrencilerin İstanbul’da AgeSA ofisini ziyaret etmesi ve sektör etkinliklerine katılması ise bu deneyimi daha geniş bir öğrenme yolculuğuna dönüştürdü. Merkezde gerçekleştirilen 3 sosyal etkinlik ve 3 gün süren teknik gezi de öğrencilerin sektörle etkileşimini güçlendirirken, teorik bilgilerini saha deneyimiyle pekiştirmelerine katkı sundu. Etki Alanı Yeni Programlarla Büyüyecek AgeSA Teknoloji ve Etki Merkezi, ilk yılında oluşturduğu güçlü zemini önümüzdeki dönemde yeni programlarla daha da genişletmeyi hedefliyor. Merkez; teknoloji, müşteri deneyimi, insan kaynakları, girişimcilik, tasarım, veri ve sigortacılık alanlarında gençlere farklı gelişim fırsatları sunmaya devam edecek. AgeSA, bu çalışmalarla gençlerin yalnızca bugünün iş dünyasını tanımasına değil, geleceğin problemlerine çözüm üretebilen, teknolojiyle düşünen ve toplumsal etki perspektifiyle hareket eden bireyler olarak gelişmesine katkı sunmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.