Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Özgüven

Kapsül Haber Ajansı - Özgüven haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özgüven haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İBB’den Engelli Bireylere Sporla Rehabilitasyon Desteği Haber

İBB’den Engelli Bireylere Sporla Rehabilitasyon Desteği

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), sporla rehabilitasyon hizmeti 87 bin kişiye ulaştı. İBB Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yürütülen Sporla Rehabilitasyon Hizmeti, engelli bireylerin fiziksel gelişimlerini desteklemenin yanı sıra özgüven kazanmalarına, takım çalışmasına katılmalarına ve sosyal yaşamda daha aktif rol almalarına katkı sağlıyor. Uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilen çalışmalar, bireylerin ihtiyaçları ve gelişim düzeyleri doğrultusunda planlanıyor. Sporla Rehabilitasyon Birimi, hizmetlerini hidroterapi (su terapisi) ve salon sporları olmak üzere iki ana başlık altında yürütüyor. HİDROTERAPİ İLE FİZİKSEL GELİŞİM DESTEKLENİYOR İBB, suyun fiziksel özelliklerinden yararlanılarak uygulanan hidroterapi hizmetiyle engelli bireylerin egzersiz ve rehabilitasyon çalışmalarına erişimini sağlıyor. Kas kuvvetinin, eklem hareketliliğinin, denge ve koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini destekleyen hidroterapi hizmeti, Beyoğlu ÖZGEM bünyesinde sunuluyor. 2019 yılından bu yana hidroterapi hizmetinden 10 bin 781 kişi yararlanırken toplam 27 bin 498 seans gerçekleştirildi. SALON SPORLARIYLA BİREYSEL VE GRUP EĞİTİMİ Engelli bireylerin fiziksel kapasitelerini geliştirmeyi hedefleyen salon sporları hizmeti, ÖZGEM birimlerinde uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştiriliyor. Bireylerin ihtiyaçları ve gelişim düzeyleri dikkate alınarak planlanan bireysel ve grup eğitimleri, fiziksel becerilerin yanı sıra sosyal etkileşimin ve birlikte hareket etme alışkanlığının gelişmesine de destek oluyor. 2019 yılından bu yana salon sporları hizmetinden 76 bin 645 kişi yararlandı. Bu kapsamda toplam 305 bin 475 seans hizmet verildi. ŞEHRİN İKİ YAKASINDA HİZMET Sporla Rehabilitasyon Birimi, İstanbul’un her iki yakasında bulunan Özel Gereksinimli Bireyler Eğitim Merkezleri (ÖZGEM), Kısa Mola Merkezleri ve Engelli Kamplarında hizmet sunuyor. Hidroterapi uygulamaları ise yalnızca Beyoğlu ÖZGEM bünyesinde gerçekleştiriliyor. Avrupa Yakası Silivri ÖZGEM – 15 yaş ve üzeri Başakşehir ÖZGEM – 4-14 yaş Fatih Kariye ÖZGEM – 4-14 yaş Beyoğlu ÖZGEM – 4-65 yaş (Hidroterapi hizmeti) Florya Engelliler Kampı Anadolu Yakası Ümraniye ÖZGEM – 15 yaş ve üzeri Tuzla ÖZGEM – 15 yaş ve üzeri Sancaktepe ÖZGEM – 15 yaş ve üzeri Kartal ÖZGEM – 4-14 yaş Sancaktepe İşitme ÖZGEM – 4-14 yaş Maltepe Kısa Mola Merkezi – 4-14 yaş Maltepe Fındıklı Kısa Mola Merkezi – 15 yaş ve üzeri Şile Engelliler Kampı BAŞVURULAR NASIL YAPILIR? Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, İstanbul genelinde bulunan ÖZGEM birimlerine ve engelli irtibat bürolarına şahsen giderek fiziki başvuru yapabiliyor. Başvuru Şartları: - En az yüzde 40 engelli raporuna sahip olmak, - Hastaneden alınmış "Spor yapmasında sakınca yoktur" ibareli sağlık raporunu ibraz etmek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Danone Süt Fabrikası deneyim alanı KidZania İstanbul’da Hayata Geçiyor Haber

Danone Süt Fabrikası deneyim alanı KidZania İstanbul’da Hayata Geçiyor

Danone Türkiye, çocukların gündelik yaşamlarında tükettikleri sütün üretim süreçlerini yakından tanıyabilmeleri amacıyla hayata geçirdiği Danone Süt Fabrikası deneyim alanını KidZania İstanbul'da çocuklarla buluşturuyor. Danone çocuk sütlerinde; doğal, kakaolu, çilekli ve muzlu olmak üzere farklı lezzetlerden oluşan zengin bir portföy bulunuyor. Ayrıca yenilenen formülüyle D vitaminiyle zenginleştirilmiş muzlu, çilekli ve kakaolu sütleriyle de 1 pakette günlük D vitamini ihtiyacının %36'sını karşılıyor. Lezzeti ve eğlenceyi bir araya getiren ürünleri ile çocukların keşif dolu yolculuğuna eşlik eden Danone dünyasının bir parçası olarak tasarlanan deneyim alanı, çocukları öğrenmeye, keşfetmeye ve soru sormaya teşvik ediyor. Danone Süt Fabrikası’nda gıda mühendisi rolünü üstlenen çocuklar, pH ve sıcaklık ölçümlerinden paketlemeye uzanan süt üretim sürecinin farklı aşamalarında aktif rol aldılar. Sütün eğlenceli yudumlara dönüşmesine kadar geçirdiği yolculuğu uygulamalı olarak keşfeden çocuklar, üretimin arkasındaki bilgi ve emeği yakından tanımanın yanı sıra sorumluluk, takım çalışması, iletişim, analitik ve yaratıcı düşünme gibi becerilerini geliştirme, özgüven, sabır ve öz farkındalıklarını güçlendirme fırsatı buldular. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen yaratıcı atölyede çocuklar, Ceyda Düvenci eşliğinde Danone’nin sevilen dünyasına adım atarak, gün içinde öğrendikleri bilgileri oyunla taçlandırıp keyifli vakit geçirdiler. Etkinlik sonunda deneyimi tamamlayan tüm çocuklara, üstlendikleri "Gıda Mühendisi" rolünü simgeleyen katılım sertifikaları verildi. Ceyda Düvenci, “Çocukların öğrenirken aynı zamanda üretmeleri, hayal güçlerini kullanmaları ve birlikte eğlenmeleri benim için çok kıymetli. Danone Süt Fabrikası’nda çocukların hem sütün yolculuğunu keşfetmelerine hem de kendi yaratıcılıklarını ortaya koymalarına eşlik etmek çok keyifliydi. Bugün burada ben de çocuklarla birlikte pek çok yeni bilgi öğrenmiş oldum. Özellikle çocukların günlük yaşamlarında karşılaştıkları ürünlerin arkasındaki süreçleri öğrenmeleri hem onlar hem de aileleri için değerli bir deneyim” şeklinde konuştu. Benan Nida Özer: “Çocukların merakını canlı tutmayı çok önemsiyoruz” Danone Pazarlama Lideri Benan Nida Özer, “Çocukların dünyasında öğrenmenin en güzel yollarından biri deneyimlemek. Danone olarak çocukların eğlence dolu dünyasına ürünlerimizle eşlik ederken, onları öğrenme ve keşif odaklı deneyimlerle buluşturmayı da önemsiyoruz. Bir B Corp sertifikalı şirket olarak, yalnızca ne ürettiğimizle değil, toplum için nasıl değer yarattığımızla da sorumluluk alıyoruz. KidZania İstanbul’da hayata geçirdiğimiz Danone Süt Fabrikası deneyim alanı da çocukların merak duygusunu destekleyen, öğrenmeyi teşvik eden ve üretim süreçlerini yakından tanımalarına olanak sağlayan bu yaklaşımımızın somut örneklerinden biri. Bugüne kadar yaklaşık 13 bin çocuğu ağırlayan deneyim alanımızda çocuklar, gıda mühendisi rolünü üstlenerek sütün üretim yolculuğunu uygulamalı olarak keşfediyor; günlük hayatlarında karşılaştıkları bir ürünün hangi aşamalardan geçerek eğlenceli yudumlara dönüştüğünü öğreniyor. Böylece üretim süreçlerini tanımanın yanı sıra soru sorma, sorumluluk alma ve deneyimleyerek öğrenme fırsatı buluyorlar. Biz de çocukların merakını destekleyen, öğrenmeyi hayatın doğal bir parçası haline getiren ve onların gelişimine katkı sunan deneyimlerle amacımızı somut faydaya dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.” şeklinde konuştu. Ebru Timur: “Çocuklar bildiklerinden ilham alıyor” KidZania İstanbul CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Timur açılışla ilgili şunları söyledi: “KidZania İstanbul olarak 2014 yılından bu yana çocuklara gerçek hayatı deneyimleyebilecekleri bir şehir sunuyoruz. 10.000 m²'lik alanda yer alan 67 aktivite ve 120'den fazla rol sayesinde çocuklar ilgi duydukları meslekleri tanıyor, sorumluluk alıyor, karar veriyor ve kendi potansiyellerini keşfediyor. Çünkü biz çocukların en güçlü şekilde deneyimleyerek öğrendiğinin ve bildiklerinden ilham aldığının farkındayız. Yaptırdığımız araştırmalarda gördük ki alfa kuşağı artık geleceğin konusu olmaktan çıkıp, bugünün karar verici aktörü oldu. Bu kuşak doğrudan deneyimle ikna olan bir jenerasyon; söyleneni referans almıyor, bizzat yaşadığını esas alıyor ve karar alma refleksleri çok erken yaşta başlıyor. Dijital ve fiziksel dünyayı bir arada yaşayan yeni nesil, üretmek ve deneyimin bir parçası olmak istiyor. Danone Türkiye ile hayata geçirdiğimiz bu yeni deneyim alanında çocuklar gıda mühendisi oluyor, süt üretiminin farklı aşamalarını uygulamalı olarak deneyimliyor; iletişim, sorumluluk alma, sabır gibi yaşam becerilerini geliştirirken aynı zamanda özgüven kazanıyorlar. Gerçek hayatın içinden bir deneyimi çocukların aktif katılımıyla anlamlı bir öğrenme yolculuğuna dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.” Danone Süt Fabrikası, çocukların öğrenirken eğlendiği ve deneyimleyerek keşfettiği bir alan olarak çocuklarla buluşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AKO Grup ve Petlas’ Kadınların Yoldaki Gücüne Güç Katıyor Haber

AKO Grup ve Petlas’ Kadınların Yoldaki Gücüne Güç Katıyor

Türkiye sanayisinin köklü temsilcilerinden AKO Grup, toplumsal faydayı teknik bilgi ve uzmanlığıyla buluşturan projelere öncülük ediyor. Grup vizyonu doğrultusunda, markalarından Petlas öncülüğünde hayata geçirilen “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi; kadın sürücülerin araçları ve temel yol güvenliği konusundaki teknik bilgi ve becerilerini geliştirmeyi hedefliyor. Proje ile kadın sürücülerin yolda karşılaşabilecekleri teknik sorunlar karşısında daha bilinçli hareket edebilmeleri ve ihtiyaç halinde temel müdahaleleri kendi başlarına gerçekleştirebilmeleri amaçlanıyor. Böylece teknik bilgi, yalnızca günlük hayatta kullanılabilecek bir beceriye değil, aynı zamanda kadınların yolda kendilerine duydukları güveni güçlendiren bir kazanıma dönüşüyor. “Teknik bilgi, özgüveni güçlendiriyor” AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, projeye ilişkin açıklamasında “AKO Grup olarak teknoloji, üretim ve teknik bilgi birikimimizi toplumsal faydaya dönüştürmeyi kurumsal sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bünyemizdeki Petlas’ın uzmanlığıyla şekillenen ‘Güvenli Yol, Güçlü Kadın’ projesi tam da bu anlayışın bir sonucu. Bir kadın sürücünün yolda karşılaşabileceği teknik soruna kendi başına müdahale edebilmesi, önemli bir özgüven kazanımıdır. İstanbul’da başlayıp Kırşehir’de devam eden projemizi 22 Ekim’de Ankara’da Yenimahalle Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştireceğimiz eğitimle daha fazla kadınla buluşturmayı hedefliyoruz. En büyük kazanımımız ise kadınların ‘Bunu kendim yapabilirim’ diyerek yola daha güçlü çıkmaları.” dedi. Teorik bilgi sahada uygulamaya dönüşüyor AKO Grup çatısı altında ve uzmanlar eşliğinde düzenlenen eğitimlerde, katılımcılara araçların temel özellikleri, doğru lastik seçimi, basınç kontrolü ve gösterge paneli uyarıları gibi yol güvenliği açısından önem taşıyan konularda bilgiler aktarılıyor. Eğitimlerin önemli bir bölümünü ise uygulamalı çalışmalar oluşturuyor. Özel olarak oluşturulan uygulama istasyonlarında kadın sürücüler, uzman gözetiminde kriko kullanarak lastik değiştirme deneyimi yaşıyor. Böylece eğitim sırasında aktarılan teorik bilgiler, doğrudan uygulamaya dönüştürülerek günlük hayatta kullanılabilecek kalıcı bir beceriye dönüşüyor. İlk uygulama İstanbul’da, ardından Kırşehir’de gerçekleştirildi “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesinin ilk uygulaması 5 Mart’ta Tersane İstanbul’da gerçekleştirildi. Kadın sürücülerin yoğun ilgi gösterdiği eğitimlerde, katılımcıların araçlarını daha yakından tanımaları ve günlük sürüş deneyimlerinde ihtiyaç duyabilecekleri temel teknik bilgilere sahip olmaları hedeflendi. Projenin ikinci uygulaması ise 7 Ağustos’ta Kırşehir’de gerçekleşti. İstanbul’da başlayan proje, Kırşehir’de de kadın sürücülerin teorik bilgiyi uygulamaya dönüştürmelerine ve kendi araçları üzerinde deneyim kazanmalarına olanak sağladı. Projenin üçüncü uygulaması ise 22 Ekim’de Ankara’da, Yenimahalle Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek. Farklı şehirlerde kadın sürücülerle buluşmaya devam eden proje kapsamında, katılımcıların temel araç bakımı, lastik kullanımı ve yol güvenliği konularında teorik ve uygulamalı bilgi edinmeleri sağlanacak. İstanbul’dan Kırşehir’e, ardından Ankara Yenimahalle’ye uzanan “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesinin önümüzdeki dönemde farklı şehirlerde de hayata geçirilmesi ve daha fazla kadın sürücüye ulaşması hedefleniyor. Kadınlar arasında dayanışmayı ve karşılıklı öğrenmeyi destekliyor “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi, teknik becerilerin yanı sıra kadınlar arasında dayanışmayı ve karşılıklı öğrenmeyi de destekliyor. Uygulamalı eğitim sırasında oluşan iletişim ve dayanışma ortamı, katılımcıların benzer deneyimleri paylaşmalarına ve birbirlerinden öğrenmelerine imkan tanıyor. Proje kapsamında amaçlanan kazanım yalnızca bir lastiğin nasıl değiştirileceğini öğrenmekle sınırlı kalmıyor. Kadınların olası bir arıza durumunda yaşadığı “yolda kalma” endişesini azaltmak, karşılaştıkları durumlarda daha bilinçli karar verebilmelerini desteklemek ve teknik konularda “İstersem yapabilirim” duygusunu güçlendirmek projenin temel amaçları arasında yer alıyor. Eğitimlerin sonunda katılımcılara sertifika verilerek kazandıkları bilgi ve beceriler belgeye dönüştürülüyor. “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi, teorik bilginin pratiğe, pratiğin ise kalıcı bir teknik özgüvene dönüşmesini desteklerken, farklı şehirlerde daha fazla kadın sürücüyle buluşarak büyümeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Tarımın Kadın Yıldızları” 5 Yıldır Etkisini Güçlendiriyor Haber

“Tarımın Kadın Yıldızları” 5 Yıldır Etkisini Güçlendiriyor

Tarımda kadınlara yönelik fırsat eşitliğini destekleyen örnek proje kapsamında; bugüne kadar 5.500’ün üzerinde kadın çiftçiye ulaşıldı, SuperFresh’in sözleşmeli üretici ağı içindeki kadın üretici oranı yüzde 5’ten yüzde 30’a yükseldi. SuperFresh’in Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğinde fırsat eşitliği odağıyla başlattığı Tarımın Kadın Yıldızları; ürün alım garantisi, finansal destek, tohum ve gübre desteği, 7/24 ziraat mühendisi desteği, eğitimler ve dayanışma ağıyla kadın çiftçilerin üretimdeki gücünü artırmak için tasarlandı. Proje bugün, kadın emeğini görünür kılan ve sosyal faydayı somut etkiye dönüştüren, her yıl sahadaki yeni ihtiyaçlara göre geliştirilen uzun soluklu bir model olarak yoluna devam ediyor. Her yıl yeni adımlarla güçlenen bir etki modeli 2023’te görünürlüğü artıran iletişim çalışmaları ve yeni paydaşlarla büyüyen Proje, 2024’te finansal okuryazarlık, girişimcilik, ekoloji ve yapay zekâ odaklı eğitimlerle derinleşti, topluluk ağları üzerinden kadın çiftçiler arasındaki bağı güçlendirdi. 2025 yılında ise ürün lansmanı ve staj programı gibi yeni adımlarla etkisini genişletti. Tarımın Kadın Yıldızları’nın emeğiyle üretilen SuperFresh “Ege’den Hasat” bezelye, kadın emeğinin toplumsal faydadan raflara uzanan en somut çıktılarından biri oldu. Kategoride bir ilki gerçekleştirerek Michelin tavsiyeli bir restoranın menüsüne de giren ürün, tarladan tabağa sürdürülebilir bereket anlayışını görünür kıldı. 2026’da temel çiftçilik eğitimi başta olmak üzere farklı ihtiyaçlara yönelik eğitim ve söyleşiler devam ederken yaklaşık 2.000 kadının yer aldığı bilgi paylaşımı platformu, uzmanlara erişim ve dayanışmanın yıl boyunca sürdüğü bir alana dönüştü. TABİT iş birliğiyle finansal okuryazarlıktan girişimciliğe, sürdürülebilir tarımdan yapay zekâ uygulamalarına uzanan eğitim ve söyleşiler yıl boyunca devam etti. Tarımın Kadın Yıldızları Projesi beşinci yılında kadın üreticilerle kurulan ilişkiyi yalnızca üretim dönemleriyle sınırlamayan; eğitim, topluluk, görünürlük ve ekonomik güçlenme başlıklarını bir arada ele alan daha bütüncül bir yapıya ulaştı. Proje; kadınların güçlenmesi, sosyal fayda ve sürdürülebilirlik alanlarındaki çalışmalarıyla bugüne kadar ulusal ve uluslararası platformlarda 30 kez ödüllendirildi. Sosyal etki araştırmaları dönüşümü takip ediyor SuperFresh, Tarımın Kadın Yıldızları Projesi’nin etkisini izlemek ve programı sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirmek amacıyla Ipsos Türkiye iş birliğinde düzenli sosyal etki araştırmaları gerçekleştiriyor. Araştırma sonuçları, projenin yarattığı güçlü ekonomik etkiyle birlikte; bilgiyle karar verme, ekonomik bağımsızlık, dayanışma ve bilgi paylaşımı, özgüven ve karar süreçlerine katılım ile görünürlük alanlarında kadın üreticilerin deneyimlerinde dönüşüm yarattığını ortaya koydu. Üretim kararlarında deneyim ve sezginin yanında bilgi, maliyet hesabı ve planlamanın daha fazla yer almaya başlaması bu dönüşümün öne çıkan örneklerinden biri oldu. Ipsos’un değerlendirmesine göre, projenin ilk döneminde memnuniyet yaratan destekler 2026 itibarıyla daha somut ve derin bir etkiye ulaştı; destek, kadın üreticiler açısından giderek güvenceye dönüşen bir yapıya evrildi. Mert Altınkılınç: “Kadın çiftçilerin güçlenmesini tarımın geleceğine yapılan yatırım olarak görüyoruz” Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO’su Mert Altınkılınç, şunları söyledi: “Besler olarak tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini, birlikte çalıştığımız üreticilerle kurduğumuz uzun vadeli iş birliğiyle destekliyoruz. Yıldız Holding’in fırsat eşitliği ve kapsayıcılık yaklaşımı ve Yıldız Holding Kadın Platformu’nun çalışmaları doğrultusunda, SuperFresh markamızla 2022 yılında başlattığımız Tarımın Kadın Yıldızları projesi bu anlayışın somut örneklerinden biri. Sözleşmeli üretim ve alım garantisinin yanı sıra finansman, eğitim ve ziraat mühendisliği desteği sunarak kadın çiftçilerin üretimlerini planlamalarına, bilgi ve yetkinliklerini geliştirmelerine katkı sağlıyoruz. Projenin başlangıcında yüzde 5 olan sözleşmeli kadın üretici oranımızın yüzde 30’a ulaşmasından memnuniyet duyuyoruz. Kadın çiftçilerin güçlenmesini tarımın geleceğine yapılan yatırım olarak görüyor, projemizi onların ihtiyaçları ve deneyimleri doğrultusunda geliştirmeyi sürdürüyoruz. 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü vesilesiyle bilgisi, deneyimi ve üretimiyle tarıma değer katan tüm kadın çiftçilere teşekkür ediyorum.” Gülizar Öcal Doğan: “Kadın çiftçilerin deneyimleri projemizin gelişimine yön veriyor” Besler Pazarlama ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Gülizar Öcal Doğan, şunları söyledi: “Tarımın Kadın Yıldızları’nı kadın çiftçileri dinleyerek, ihtiyaçlarını anlayarak ve onlarla birlikte öğrenerek geliştiriyoruz. TABİT iş birliğiyle sunduğumuz eğitimler ve yıl boyunca devam eden bilgi paylaşımıyla kadınların öğrendiklerini üretim süreçlerine taşımalarını destekliyoruz. Finansal okuryazarlıktan sürdürülebilir tarım uygulamalarına uzanan eğitimlerimizi sahadan gelen geri bildirimlerle şekillendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde eğitimlerimizi ve kadın üreticiler arasındaki dayanışmayı güçlendirerek projemizin sağladığı faydayı geliştirmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tepebaşı'nda Engelsiz Üretimin Gücü Haber

Tepebaşı'nda Engelsiz Üretimin Gücü

Tepebaşı Belediyesi’nin EOSB Engelliler Montaj Atölyesi ile İbrahim Ethem Kesikbaş Montaj Atölyesi’nde bugüne kadar 22 milyon 112 bin 45 ürünün montajı gerçekleştirildi. İki atölyeden yararlanan 221 özel gereksinimli bireyden 73’ü istihdama katılırken, 39 birey mesleki eğitimlerini sürdürüyor. Tepebaşı Belediyesi, özel gereksinimli bireylerin sosyal hayata tam ve eşit katılımını güçlendiren çalışmalarını üretim ve istihdamla buluşturuyor. Belediye bünyesinde faaliyet gösteren EOSB Engelliler Montaj Atölyesi ile İbrahim Ethem Kesikbaş Montaj Atölyesi, bireylerin mesleki becerilerini geliştirmelerine, özgüven kazanmalarına ve çalışma hayatında bağımsız bir yer edinmelerine olanak sağlıyor. Üretirken Güçleniyor, Sosyal Hayata Katılıyorlar EOSB Engelliler Montaj Atölyesi ile İbrahim Ethem Kesikbaş Montaj Atölyesi’nde bireyler, üretime katılarak hem aile ekonomilerine hem de kent ekonomisine katkı sunuyor. Atölyeler aynı zamanda bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan güçlenebilecekleri bir buluşma alanı oluşturuyor; katılımcılar sosyal ve kültürel etkinliklerde bir araya geliyor, spor yapma, eğlenme, yeni arkadaşlıklar kurma ve birlikte kaliteli zaman geçirme imkânı buluyor. Böylece atölyeler, mesleki becerilerin yanı sıra özgüveni, sosyal iletişimi, dayanışmayı ve yaşam sevincini de büyütüyor. Başkan Ataç: “Bu atölyeler sosyal adalet anlayışımızın somut karşılığıdır” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, montaj atölyelerinin sosyal belediyecilik anlayışının güçlü örneklerinden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bizim için özel gereksinimli bireylerin yaşamın içinde yer alması yalnızca destek hizmeti sunmakla sınırlı değildir. Asıl hedefimiz; onların yeteneklerini ortaya çıkaracak, üretime katılmalarını sağlayacak ve ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirecek fırsatları büyütmektir. EOSB Engelliler Montaj Atölyemiz ve İbrahim Ethem Kesikbaş Montaj Atölyemiz, bu anlayışın en kıymetli örnekleridir. Çünkü bir bireyin kendi emeğiyle ayakta durabilmesi, ailesine, kentine ve ülkesine değer katması; sosyal adaletin en güçlü ifadesidir.” Sanayiye uzanan güçlü iş birliği Başkan Ataç, özel gereksinimli bireylerin istihdamına yönelik çalışmaların kent ekonomisi ve sanayisi açısından da önemli olduğuna dikkat çekerek, “Sanayinin nitelikli emeğe, toplumun ise eşit fırsatlara ihtiyacı var. Montaj atölyelerimiz bu iki ihtiyacı bir araya getiriyor. Firmalarımız üretim süreçlerine değer katan güvenilir bir iş gücüyle buluşurken, bireylerimiz de becerilerini gerçek iş ortamlarında geliştiriyor. Tepebaşı’nda hiç kimsenin üretimin, eğitimin ve yaşamın dışında kalmaması için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Tepebaşı Belediyesi, özel gereksinimli bireyleri eğitimden istihdama uzanan bir yolculukta destekleyen montaj atölyeleriyle; sosyal dayanışmayı, bireysel gelişimi ve ekonomik üretimi aynı çatı altında büyütmeyi sürdürüyor. EOSB’de 14 milyonu aşkın ürün montajı 2019 yılında faaliyete başlayan EOSB Engelliler Montaj Atölyesi, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi ile kurduğu bağ sayesinde özel gereksinimli bireyleri doğrudan sanayi yaşamıyla buluşturuyor. Bugüne kadar 11 firma ile gerçekleştirilen iş birlikleri kapsamında 14 milyon 171 bin 755 ürünün montajı yapıldı. Atölyeden kuruluşundan bu yana 103 özel gereksinimli birey yararlanırken, 24 birey eğitimlerine devam ediyor. Atölyede edindikleri bilgi, beceri ve iş deneyimiyle çalışma hayatına hazırlanan 54 birey ise EOSB’de faaliyet gösteren çeşitli firmalarda istihdama katıldı. İbrahim Ethem Kesikbaş Atölyesi 12 yıldır üretime değer katıyor 2014 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren İbrahim Ethem Kesikbaş Montaj Atölyesi’nde ise 2014-2026 yılları arasında 7 milyon 940 bin 290 ürünün montajı gerçekleştirildi. Bugüne kadar 118 özel gereksinimli bireyin yararlandığı atölyede 15 birey mesleki eğitimlerini sürdürürken, 19 birey çalışma hayatına kazandırıldı. Atölyelerde yalnızca üretim yapılmıyor; bireylerin iş disiplini, sorumluluk duygusu, iletişim, ekip çalışması ve problem çözme becerileri de gelişiyor. Böylece özel gereksinimli bireyler, üretimin her aşamasında aktif sorumluluk alan, ekonomik yaşama katkı sunan ve kendi yaşamları üzerinde daha güçlü söz sahibi olan bireyler haline geliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!” Haber

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medya lincine karşı ruh sağlığı konusunu değerlendirdi. Eleştiri ve linçi birbirine karıştırmamak gerek Sosyal medya lincinin eleştiriden tamamen farklı bir psikolojik zemine oturduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eleştiri, bir cerrahın neşteri gibidir; amacı düzeltmektir. Linç ise balyozla vurmak gibidir, yok etmeyi hedefler. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.” dedi. Linç psikolojisinin temelinde bireyin kendini ahlaki olarak üstün hissetme ihtiyacının yattığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi lince katıldığında ‘Ben ondan daha iyiyim’ duygusuyla geçici bir psikolojik tatmin yaşar. Bu sırada karşı tarafın haklı olup olmadığını sorgulamaz.” diye konuştu. Dijitalleşme vicdanın önüne duvar ördü Dijital ortamların, bireyin davranışlarını sorgulamasını zorlaştırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin ahlaki duyarlılığı zayıflattığını söyledi ve “İnsanın içinde bir ‘iç bekçi’, yani vicdan vardır. Dijitalleşme bu iç bekçinin önüne adeta bir duvar ördü. Eskiden insanlar bir eyleme geçmeden önce durup düşünürdü, şimdi tek tuşla saldırabiliyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun hiç beklenmedik kişilerin bile linç kültürüne dahil olmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyada ortaya çıkan bu yapıyı “dijital cellatlık” ve “dijital engizisyon” kavramlarıyla tanımladı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişiyi itibarsızlaştırmak, linç edenin egosunu besliyor. Güçlü ya da kıskanılan birinin küçük bir hatası üzerinden itibarsızlaştırılması, linççiye büyük bir haz veriyor.” dedi. Beyinde ‘karanlık tutkal’ etkisi oluşuyor Linç davranışının nöropsikolojik boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte beyinde hazla ilişkili kimyasalların salgılandığını belirtti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin bu durumlarda, karanlık tutkal salgılıyor. Böyle durumlarda bir kötülük, öfke duygusu oluyor. Öfke o kişiye haz veriyor ve beyin dopamin salgılıyor. Linç bir grup halinde yapıldığı için bağlanma hormonu olan oksitosin de devreye giriyor. Dopamin ve oksitosin birlikte salgılandığında ortaya ‘karanlık tutkal’ dediğimiz etki çıkıyor. Kişi bu kötücül davranıştan yoğun bir haz alır.” diye konuştu. Linç edenlerin egosu zayıf Linç davranışının arkasında genellikle duygusal boşluk ve düşük özgüven olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Özgüveni sağlam, duygusal olarak doyumlu kişiler linç etmeden önce analiz eder. Linç edenler ise analiz yapmaz; çünkü egoları zayıftır.” değerlendirmesinde bulundu. Bu noktada “bando etkisi” ya da “sürü psikolojisi” ne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir grup linçe başladığında, insanlar ne olduğunu anlamadan bu kalabalığa katılabiliyor. Özellikle organize trol grupları bu etkiyi çok iyi kullanıyor. İlk başta 50–100 kişiyle başlıyor, ardından kalabalık hızla büyüyor.” dedi. Dijital okuryazarlık ruh sağlığının anahtarı Bireylerin kendilerini koruyabilmesi için dijital okuryazarlığın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dijital okuryazar olan kişi dijitali doğru okur, doğru analiz eder ve doğru karar verir. Dijital okuryazar olmayan ise yanlış okur ve yanlış karar verir.” ifadelerini kullandı. Dijital dünyanın bir araç olarak kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünyaya teslim olmamak gerekiyor. Direksiyon sizdeyse sorun yok. Dijitalleşme nükleer enerji gibidir; doğru kullanılırsa güç verir, yanlış kullanılırsa patlatır.” diye konuştu. Dijital dünya mayın tarlası gibi Özellikle çocuklar ve gençler için dijital dünyanın ciddi riskler barındırdığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya şu an mayın tarlasında yürümek gibidir. Karşı çıkmak yerine bunu yönetmek gerekir. Anne babalar özellikle 10 yaş öncesinde çocukların zamanını planlamayı öğretmeli.” şeklinde konuştu. Hukuki yaptırımlar ve şeffaf algoritmalar şart Hukuki düzenlemelerin caydırıcı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının şeffaflaştırılmasının önemine dikkat çekti ve “Şeffaf algoritmalar olmazsa linç ve dijital olumsuz kültür kaçınılmaz olur. Devletler ve küresel hukuk bu konuda sorumluluk almalı.” dedi. Avrupa’da uygulanan “unutulma hakkı” na da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan geçmişte hata yapmış olabilir. Ancak bu hatanın yıllar sonra hâlâ karşısına çıkması, işine, evliliğine, hayatına engel olabiliyor. Dijital dünyada hiçbir şey silinmiyor ve bu özellikle gençler için büyük bir risk.” ifadelerini kullandı. Lincin etkisi özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı Sosyal medya lincinin psikiyatrik sonuçlarının son derece ciddi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Literatüre girmiş vakalar var. Bu kişilerde post-travmatik stres bozukluğu çok sık görülüyor. Yedi–sekiz yıl süren depresyon vakaları mevcut. Travma sonrası stres bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozuyor, bağımlılıklara zemin hazırlıyor, kişiyi hasta ediyor, yaşam yeti yitimine yol açabiliyor ve çalışamaz hâle getirebiliyor.” dedi. Linç etkisinin özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumla karşılaşan kişilerin profesyonel destek almasının hayati olduğunu belirtti ve “Bir kişi lince maruz kaldığında doğru bir iletişim danışmanlığı alması gerekir. Eğer kamuoyunda tanınan bir kişiyse medya danışmanlığıyla sürecin yönetilmesi çok önemlidir.” Diye konuştu. Hızlı tepki yerine sağduyulu analiz şart Linç sürecinde aceleci tepkilerin durumu daha da ağırlaştırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu: “Bu tür durumlarda kişi önce şuna bakmalı: Bu olayda ben yüzde kaç hatalıyım, karşı taraf yüzde kaç hatalı? Benim niyetim neydi, karşı taraf bunu nasıl anladı? Eğer hatası varsa özür dilemekten kaçınmamalı. İnsan hata yapabilir. Özür dilemek bir erdemdir. Çoğu zaman toplum, özür dileyen bir kişiye yönelik linci onaylamaz.” Hatalı olunmayan durumlarda ise kişinin yaptığı davranışı gerekçeleriyle açıklaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Doğru olanı sakin bir dille anlatmak gerekir. Bu, lincin etkisini azaltır.” dedi. Linç bir engeldir, öğrenme fırsatına dönüştürülebilir Linç deneyiminin bireyin hayat yolculuğunda ciddi bir engel olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu engelin doğru yaklaşımla öğrenme sürecine dönüştürülebileceğini söyledi ve “İnsan bir hedefe giderken engelle karşılaşabilir. A planı yoksa B planı olur. Böyle anlarda ‘Bu olay bana ne öğretti?’ diye sormak gerekir. Aynı hatayı tekrar etmemek için ders çıkarmak önemlidir.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyadaki kırılganlığa dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Bir insana parmakla gösterilen olmak musibet olarak yeterlidir. Ancak doğrular uğruna ‘linç edileceğim’ korkusuyla susmamak gerekir. Dürüstlük çok değerlidir ama dürüstlüğü zamanında ve akıllıca kullanmak da gerekir. ‘Dürüstüm’ diyerek her şeyi her zaman, zamansız söylemek kişiyi lince açık hâle getirir. İyi niyet yetmez, dürüst olmak yetmez, akıllıca hareket etmek gerekir.” Dijital linç ahlaki çözülmeyi hızlandırıyor Toplumda artan linç refleksinin bir “ahlaklı olma yarışı” na dönüşüp dönüşmediği sorusunu da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin küresel ölçekte bir sosyal ve ahlaki çözülmeyi hızlandırdığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu süreç küresel bir sosyal çürümeyi beraberinde getiriyor. Ancak sosyolojik olarak bu durum sinüzoidaldir. Kötülük artar, kötü sonuçları görünür hâle gelir ve bunun ardından iyiler harekete geçer. Bir süre sonra iyilik artar, kötülük azalır. Toplumlar böyle dengelenir.” dedi. Çocuklar ve gençler mutlaka korunmalı Dijitalleşmenin henüz kuralları ve kültürü tam oluşmamış bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, özellikle çocuklar ve gençler için ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti ve “Çocukların ve gençlerin beyninde karar verme merkezi olan ön bölge henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu nedenle anne-baba rehberliği şarttır. Ekran maruziyeti mutlaka ebeveyn gözetiminde olmalıdır.” diye konuştu. Ruh sağlığı bozuk bireyler, madde kullananlar ve psikiyatrik hastaların da risk grubu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hukuki düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bu özgürlük değil, zarar verme Dijital linç ve saldırgan davranışların özgürlükle açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın başkasına zarar verme özgürlüğü yoktur. Kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Dijitalleşmenin mutlaka regülasyonlara ihtiyacı var. Şeffaf algoritmalar bunların başında geliyor.” dedi. Dijitalleşmeyi bir tehdit olarak görmediğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer doğru yönde kullanılırsa dijitalleşme bir tehdit değil, büyük bir fırsat olabilir. Zamanla bu alanın hukuki ve etik çerçevesinin olgunlaşacağını düşünüyorum.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEGV’den Yeni Eğitim Yılında Çocukların Geleceği için Destek Çağrısı Haber

TEGV’den Yeni Eğitim Yılında Çocukların Geleceği için Destek Çağrısı

“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonuyla çağdaş nesillerin yetişmesi için çalışmalarını sürdüren Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), yeni eğitim öğretim yılında çocukların gelişimini desteklemeye devam ediyor. TEGV etkinlik noktalarında etkinliklere ücretsiz katılan çocuklar, çocuk dostu mekânlarda ve dijital eğitim platformu TEGV Akademi’de eğlenirken öğreniyor; yeni beceriler kazanırken potansiyellerini keşfetme fırsatı buluyor. TEGV, daha fazla çocuğa ulaşmak için eğitim dostlarını “Okula Dönüş” kampanyasına katılmaya çağırıyor. Bilişimden sanata farklı alanlarda eğitim fırsatı Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemek ve nitelikli eğitime erişim imkânı sınırlı olan çocukların geleceğe daha donanımlı hazırlanması için çalışmalar yürüten TEGV, sonbahar etkinlik döneminde kapılarını çocuklara açıyor. TEGV, Türkiye’nin 22 ilinde bulunan 51 etkinlik noktasında ve TEGV Akademi’de çocuklara nitelikli eğitim desteği sağlıyor. Çocukları bilişim, okuma, matematik, fen, sanat ve İngilizce alanlarında etkinliklerle buluşturan TEGV, tüm çalışmalarını gönüllülerin desteğiyle hayata geçiriliyor. Çocukların becerilerini geliştirmelerine destek oluyor TEGV çocukların yalnızca akademik gelişimlerini değil, aynı zamanda merak etme, sorgulama, üretme, problem çözme ve yaratıcılık gibi yaşam becerilerini de destekliyor. TEGV’in etkinlik noktalarında gerçekleştirilen atölye ve etkinlikler, eleştirel düşünme ve teknolojik iletişim alanlarıyla çocukların gelişimine katkı sağlarken, eğlenceli ve çok disiplinli bir öğrenme modeli sunuyor. Bu sayede çocuklar, geleceğe dair becerilerini geliştirirken ilgi alanlarını ve potansiyellerini keşfetme şansı yakalıyor. TEGV’in çocukların hayatına etkisi yıllar sonra da sürüyor TEGV’de çocukluk yıllarında başlayan eğitim yolculuğunun izleri yıllar sonra da devam ediyor. Eski TEGV çocukları, TEGV’de kazandıkları özgüven, merak ve keşfetme duygusunun hayatlarına nasıl yön verdiğini şöyle anlatıyor: “Şu an olduğum insanı tanımlayabiliyor olmamda hatırı sayılır bir payı olan TEGV, çocukluğumun en güzel anılarını da barındırıyor. Dünyanın çapının mahallemden çok daha büyük olduğunu gösteren her gezi, her etkinlik hâlâ hafızamda. Okuduğumuz bölümleri bile TEGV güzelliğine borçluyuz aslında.” –Ali Can, TEGV Eski Çocuğu “Çocukluğuma göre çok daha dışa dönük ve özgüvenliyim, TEGV bana kendimi fark etme imkânı sundu. Bu yüzden iyi ki diyorum. TEGV gönüllüsü olarak ise çocukların gözlerine baktığımda hem kendi çocukluğumu hem de ülkemizin geleceğini görüyorum.” – Esra, TEGV Eski Çocuğu “Okula Dönüş” Kampanyası ile çocukların geleceğine destek olmak mümkün TEGV, yeni eğitim öğretim döneminde daha fazla çocuğun nitelikli eğitim erişebilmesi için “Okula Dönüş” kampanyasıyla eğitim dostlarına çağrıda bulunuyor. Kampanya kapsamında yapılan bağışlar, çocukların yıl boyunca TEGV’in eğitim etkinliklerinden ücretsiz olarak yararlanmasına katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mapfre Sigorta, Best Buddies Türkiye İş Birliğiyle Özel Gereksinimli Gençlerin Yanında! Haber

Mapfre Sigorta, Best Buddies Türkiye İş Birliğiyle Özel Gereksinimli Gençlerin Yanında!

Mapfre Sigorta ve insanların yaşam kalitesinin artırılmasına odaklanan Fundación Mapfre, Best Buddies Türkiye iş birliğiyle özel gereksinimli gençlerin eğitimden iş hayatına geçiş süreçlerine destek oluyor. Eğitimler, atölye ve mentörlük çalışmaları ile sosyal etkileşim odaklı buluşmaları kapsayan Best Buddies Güçlendirme ve Geleceğe Hazırlık Programı, gençlerin iş yaşamını yakından tanımalarına, özgüven, iletişim ve kendini ifade etme becerilerinin gelişimine katkı sunuyor. “Daha kapsayıcı bir gelecek için çalışmaya devam ediyoruz” Mapfre Sigorta Genel Müdürü Erdinç Yurtseven projeyle ilgili yaptığı açıklamada, “Fundación Mapfre, yarım asırdır eğitimi, sağlığı ve sosyal kapsayıcılığı odağına alan çalışmalarıyla milyonlarca insanın yaşamına dokunan küresel bir yapı. Biz de Mapfre Sigorta olarak bu güçlü sosyal etki vizyonunu Türkiye’de gönüllü çalışma arkadaşlarımızın katkısıyla büyütmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Best Buddies Türkiye iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Best Buddies Güçlendirme ve Geleceğe Hazırlık Programı’nı, özel gereksinimli gençlerin eğitimden iş hayatına geçiş yolculuğuna eşlik eden uzun soluklu ve çok yönlü bir çalışma olarak görüyoruz. Program kapsamında gençlerin çalışma hayatını yakından tanımalarına, kendilerini ifade etmelerine ve potansiyellerini daha güçlü şekilde ortaya koymalarına destek oluyoruz. Daha eşit, erişilebilir ve kapsayıcı bir gelecek için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Best Buddies International Direktörü Emma Zagar ise yaptığı değerlendirmede “Mapfre Sigorta ile iş birliğimizi bu denli etkili kılan temel unsur, arkasındaki güçlü katılım ve sahiplenme kültürü oldu. Programımıza katılan gençlerle Mapfre Sigorta çalışanları arasında kurulan samimi ve güçlü bağlar, gençlerin özgüvenlerini artırırken gelecekte neleri başarabileceklerine ilişkin bakış açılarını genişletti ve iş hayatında kapsayıcılığı somut bir deneyime dönüştürdü. Yarattığımız bu etkide Mapfre Sigorta ile birlikte hareket etmekten büyük gurur duyuyoruz” dedi. Kapsayıcı İletişim İçin Güçlü Bir Hazırlık Süreci Yürütüldü Mapfre Sigorta çalışanlarının gönüllü katkılarıyla yürütülen program kapsamında ilk olarak gönüllü çalışanlara yönelik “Özel Gereksinimli Bireylerle İletişim Semineri” düzenlendi. Çevrim içi gerçekleşen seminerde özel gereksinimlilik kavramı, farklı ihtiyaç türleri, kapsayıcı iletişim ve program sürecinde dikkat edilmesi gereken temel konular ele alındı. Ardından Kağıthane Özel Eğitim Meslek Okulu’nda düzenlenen Veli Bilgilendirme Günü ile aileler, eğitmenler ve gönüllüler bir araya gelerek gençlerin kariyer yolculuğu, eğitimden iş hayatına geçiş sürecinde karşılaşabilecekleri zorluklar ve bu süreçte ihtiyaç duyulan destekler üzerine deneyim paylaşımında bulundu. İstanbul, İzmir ve Ankara’da İş Yaşamına Hazırlık Buluşmaları Düzenlendi Program kapsamında İstanbul, İzmir ve Ankara’da gençlerin iş yaşamına hazırlık süreçlerini destekleyen buluşmalar gerçekleştirildi. İstanbul’da Tomurcuk Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde mülakat simülasyonları ve iş görüşmesine hazırlık çalışmaları yapıldı. İzmir’de Mapfre Sigorta Bölge çalışanları, Derinsu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile Atasancak Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Ankara’da ise Friendship Walk & Talk etkinliği kapsamında CV Hazırlama Atölyesi ve Mülakat Simülasyonu düzenlenerek gençlerin profesyonel gelişimleri ve sosyal etkileşimleri desteklendi. Gençler Çalışma Hayatını Ofis Ortamında Deneyimledi Programın son adımı olan Mentörlük Günü kapsamında özel gereksinimli gençler, Haziran ayında Mapfre Sigorta Genel Müdürlüğü ve Ankara Bölge Müdürlüğü’nde ağırlandı. Gençler, interaktif ofis turu ile farklı departmanları tanıdı, çalışma ortamlarını yerinde gözlemledi ve günlük iş süreçlerine dair bilgi aldı. Etkinliklerde ayrıca kısa mülakat simülasyonları, kendini tanıtma çalışmaları ve iş görüşmelerinde karşılaşılabilecek temel sorular üzerine uygulamalar yapıldı. Mapfre Sigorta gönüllüleri de gençlerle deneyimlerini paylaşarak yapıcı geri bildirimlerde bulundu. Program, Aileleri de Kapsayan Bütüncül Bir Yaklaşımla İlerledi Program kapsamında özel gereksinimli gençlerin ebeveynlerine yönelik “Nefes ve Denge Semineri” de düzenlendi. Çevrim içi gerçekleşen seminerde, günlük hayatın içinde uygulanabilecek nefes pratikleri ve zorlayıcı anlarda destekleyici olabilecek teknikler paylaşıldı. Böylece program, gençlerin iş yaşamına hazırlık süreçlerinin yanı sıra ailelerin iyi oluşuna da katkı sunan bütüncül bir yaklaşımla ilerledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.