Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Pandemi

Kapsül Haber Ajansı - Pandemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Pandemi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rönesans Gayrimenkul'den Önemli Başarı Haber

Rönesans Gayrimenkul'den Önemli Başarı

Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın 2025 yılında hisselerinin tamamını satın aldığı İzmir Optimum ve Ankara Optimum Outlet bilançoya 22,4 milyon Euro’luk ek operasyonel gelir sağladı. Rönesans Holding’in ticari gayrimenkul geliştirme ve yatırım şirketi Rönesans Gayrimenkul Yatırım A.Ş. (RGY), İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Şanlıurfa, Samsun ve Kahramanmaraş’ta bulunan 12 alışveriş merkezi ve 4 ofis binasıyla Türkiye’nin en büyük ticari gayrimenkul yatırım gurubu olmayı sürdürüyor. Yüksek doluluk oranı, güçlü kiracı karması, enflasyona karşı korumalı gelir yapısı, düşük borçluluk seviyesi ve sürdürülebilir büyüme stratejisi ile uzun vadeli paydaş değeri yaratma kapasitesini devam ettiren RGY, kaliteli portföy yapısı, operasyonel disiplin ve finansal gücüyle Türkiye’de perakende gayrimenkul sektöründeki liderlik konumunu koruyor. Serbest nakit akışı yaratma kapasitemiz 150 milyon Euro RGY Yönetim Kurulu Başkanı İpek Ilıcak Kayaalp, şirketin güçlü nakit üretim kapasitesinin uzun vadeli stratejisinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Yıllık 150 milyon Euro’nun üzerindeki serbest nakit akışımız, portföyümüzün gücünü ve sürdürülebilir gelir yaratma kapasitesini ortaya koyuyor. Bu sayede büyümemizi finanse edebiliyor, hissedarlarımıza düzenli temettü sunabiliyor ve sağlam bilanço yapımızı koruyabiliyoruz” dedi. Son yıllarda pandemi, önemli düzenleyici değişiklikler, depremler ve dalgalı ekonomik koşullara rağmen RGY’nin operasyonel gücünü ve finansal sağlamlığını koruduğunu vurgulayan Kayaalp, bu dayanıklılığın dikkatli yönetim anlayışı, yüksek kaliteli varlık portföyü ve disiplinli risk yaklaşımının sonucu olduğunu ifade etti. Alışveriş merkezlerinde 28 binden fazla kişiye istihdam ekosistemi yaratıldığını ve her yıl milyonlarca ziyaretçiye ev sahipliği yapıldığını belirten Kayaalp, şirketin 2030 yılına kadar portföyünün tamamında yenilenebilir elektrik kullanmayı hedeflediklerini, 2026 yılını ise “Su Yılı” ilan ederek su verimliliği çalışmalarını hızlandırdıklarını söyledi. Kiracı cirolarına endeksli dinamik kira yapısı reel gelir artışını destekliyor Rönesans Gayrimenkul Yatırım Genel Müdürü Yağmur Yaşar ise, uzun vadeli paydaş değeri yaratım stratejilerinin reel kazanç büyümesi, düzenli ve artan nakit akışı ve operasyonel mükemmeliyet üzerine kurulu olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Tüketici fiyat endeksine ve kiracı cirolarına endeksli dinamik kira yapımız, reel gelir artışımızı destekliyor. Güçlü kiracı ilişkilerimiz ve yüksek doluluk oranımız, düzenli ve öngörülebilir nakit akışımızın temelini oluşturuyor. Türkiye’de yeni ve büyük ölçekli alışveriş merkezi arzının sınırlı olması da mevcut varlıkların değerini artırırken, performanslarını da yükseltiyor. Bu da hem finansal hem kiracı portföyü hem de ziyaretçi sayısı olarak bize olumlu yansıyor.” 2025 yılı itibariyle temettü dağıtımına başladıklarını hatırlatan Yağmur Yaşar, sürdürülebilir nakit üretimi doğrultusunda ilerleyen dönemlerde temettü tutarının kademeli olarak artırılmasını hedeflediklerini söyledi. Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın 2025 yılında brüt aktif değerinin 3,6 milyar Euro’ya ulaştığını, net aktif değerinin ise 3,1 milyar Euro olduğunu anlatan Yaşar, “2025 yılında net borç/FAVÖK oranımız 2,5 seviyesine geriledi. Faiz karşılama oranımız ise 6,4 olarak gerçekleşti. Bu rakamlar bize kredi işlemlerinde sürdürülebilir bir iyileşme olduğunu net olarak gösteriyor” diye konuştu. Portföyümüzün kalitesi sürekli artıyor Büyüme stratejilerinin seçici, disiplinli ve değer artırıcı yatırımlara dayandığına dikkat çeken Yaşar, “Nitelikli satın almalar ve geliştirme projeleriyle portföyün kalitesi sürekli olarak artırılıyor. 2025 yılında gerçekleştirdiğimiz İzmir Optimum ve Ankara Optimum Outlet alışveriş merkezlerinin tamamının satın alınması, portföyün gelir tabanını daha da sağlamlaştırdı. Bu varlıklar, güçlü ziyaretçi trafiği, yüksek doluluk oranı ve istikrarlı kiracı yapısı sayesinde portföyümüze anında katkı sağladı. Bu arada inşaatı devam eden Maltepe Park konutlarının yüzde 18’i satıldı. Proje kapsamında 32 bin metrekare kiralanabilir alana sahip A+ ofisler de yer alacak. Antalya Konyaaltı ve İstanbul Ümraniye’de bulunan arsalarımız da uygun piyasa koşullarında geliştirilmeye hazır durumda” dedi. 114 milyon ziyaretçi ağırladık Yağmur Yaşar, Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın 2025 yılında 114 milyon ziyaretçiyi ağırladığını ve doluluk oranının ise yüzde 99,2 olarak gerçekleştiğini belirterek, şunları söyledi: “Güçlü ve dayanıklı ziyaretçi trafiğine sahibiz. Bu sayede 2024–2025 döneminde pazar ortalamasının üzerinde bir performans sergiledik ve ziyaretçi sayısındaki değişimde pazarı ortalama yüzde 4 oranında geride bıraktık. Güçlü ve dengeli kiracı yapımız, enflasyonun üzerinde sürdürülebilir ciro artışını destekledi ve 2025 yılında kiracı cirolarımız da yıllık ortalama yüzde 38,2 oranında arttı. Yani yüzde 35 seviyesindeki tüketici fiyat endeksinin ve yüzde 30 civarındaki sektör ortalamasının üzerinde bir artış oldu.” 2026 yılında da operasyonel performansın korunacağının ve sürdürülebilir büyümenin devam edeceğinin altını çizen Yaşar, “Enflasyona endeksli kira yapısı ve ciro bazlı kira modeli sayesinde gelir artışının devam etmesini öngörüyoruz. Şirketimiz, güçlü bilançosu ve disiplinli finansal yaklaşımı sayesinde hem ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklı kalmayı hem de fırsatları değerlendirmeyi hedefliyor” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TIF 2026 İkinci Gününde de Turizmin Farklı Alanlarına Mercek Tuttu Haber

TIF 2026 İkinci Gününde de Turizmin Farklı Alanlarına Mercek Tuttu

Havacılıktan kruvaziyere, yumuşak güçten wellness’e, sürdürülebilirlikten Türk dizilerine kadar geniş bir yelpazede gelişim fırsatları ve büyüme hedeflerinin paylaşıldığı forumda; dijitalleşme, mavi ekonomi ve lüks segmentteki dönüşüme dikkat çekildi. Dünya turizminin önde gelen isimleri; Türkiye'nin küresel ölçekteki ilk dört oyuncu arasındaki yerini sağlamlaştırmak ve geliştirmek için sezonun 12 aya yayılması ve dijitalleşmenin operasyonel süreçlere entegre edilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Forumda markalaşma, dijitalleşme, sürdürülebilirlik, yumuşak güç ve insan odaklı dönüşüm, turizmdeki stratejik başlıklar olarak öne çıktı. Oturumlarda öne çıkan bazı başlıklar: Kruvaziyer turizmde Galataport ve İstanbul Havalimanı ile kamu, özel sektör ve STK güç birliğinde pandemi sonrası kaydedilen hızlı toparlanmayla Türkiye fark yarattı. Orient Express, 67 vagonluk restore edilmiş trenle 2027 sonu itibarıyla Paris ve İstanbul’u birbirine bağlayacak.Türk havacılığı, THY, Pegasus ve SunExpress ile tarih yazdı; 800 ticari uçaklık filomuz 10 yıl içinde ikiye katlanabilir. Dünya hava yolcu sayısı 2053’te 22 milyara çıkacağı öngörülüyor. Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TTYD) ev sahipliğinde; T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) stratejik ortaklığında, Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunda düzenlenen Turizm Yatırım Forumu (Tourism Investment Forum) – TIF 2026’nın ikinci günü de, dünya turizminin önde gelen isimlerinin katılımıyla yoğun ve verimli oturumlara sahne oldu. “TÜRK TURİZMİNİN ASIL MUCİZESİ İNSANINDA YATIYOR” Gazeteci Özlem Doğaner’in moderatörü olduğu “Özet ve Temel Çıkarımlar: Çerçevenin Oluşturulması” başlıklı forumun ikinci gün açılış panelinde konuşan Oya Narin, TIF’in her yıl artan uluslararası ilgiyle büyüdüğüne dikkat çekti. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un Türkiye’nin turizmde artık dünyanın ilk dört vazgeçilmez destinasyonundan biri olduğu yönündeki değerlendirmelerine değinen Oya Narin, TTYD olarak, turizm yatırımcıları olarak bu güçlü pozisyonu korumaya ve daha da geliştirmeye yönelik kararlılıklarını dile getirdi. TTYD Başkanı Narin, Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) Başkanı Gloria Guevara Manzo’nun Türkiye’ye yönelik “Bütün dünya sizi takip ediyor” sözlerinin de Türk turizmi açısından son derece kıymetli ve motive edici olduğunu belirtti. Türk turizminde yatak kapasitesi içinde yüzde 10 gibi düşük bir düzeyde olan markalaşmayı artırmak zorunluluğuna da dikkat çeken Oya Narin, açıklamasına şöyle devam etti: “Ülkemizin turizmde her şeyi var: İklimimiz, doğamız, tarihimiz, mitolojimiz, kültürümüz, gastronomimiz, denizimiz ve güneşimiz. En önemlisi ise heyecanımız ve pırıl pırıl insanlarımız. ‘Tanrı misafiri’ kavramına sahip bir kültürden geliyoruz. Misafiri kutsal kabul eden bir anlayışımız var. Türk turizminin asıl mucizesi de burada yatıyor: İnsanında” dedi. “2027 SONUNDA İKİNCİ ORİENT EXPRESS TRENİ, PARİS İLE İSTANBUL’U BİRBİRİNE BAĞLAYACAK” Orient Express CEO’su Gilda Perez Alvarado tarihi trenin 140 yıl önce başlayan hikayesini, yeni dönem çalışmalarını ve lüks otelcilikteki trendleri anlattı. Alvarado, Agatha Christie’den Hollywood’a kadar kültürel bir ikon haline gelen Orient Express’te 67 vagonluk restore edilmiş ikinci bir treninin 2027 sonu itibarıyla sefere başlayarak, Paris ve İstanbul’u birbirine bağlayacağını açıkladı. Alvarado, 2024 yılında 150 milyar dolara yaklaşan lüks otel pazarının 2032’de 370 milyar dolara çıkmasının beklenildiğini de belirtti. “TÜRKİYE, KRUVAZİYER’DE KAMU, ÖZEL SEKTÖR VE STK İŞ BİRLİĞİ İLE FARK YARATTI” Oturumdan önce “Mavi Ekonomi” başlıklı ana tema konuşmasını yapan Carnival Corporation’un eski Kıdemli Başkan Yardımcısı Giora Israel, “Kruvaziyer Turizminin Bir Sonraki Dalgası” başlıklı oturumun moderatörlüğünü de üstlendi. Oturumda Viking Ürün Geliştirme Başkan Yardımcısı Joost Ouendag, Ritz Carlton Yacht Collection Liman ve Varış Noktası Operasyonlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Spyros Almpertis, Tura Turizm Holding Başkan & CEO’su Leyla Öner ile Galataport İstanbul Liman Direktörü Tolga Tuncay konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda kruvaziyer turizmi için Türkiye’nin misafirperverliği ve tarihi ile oluşturduğu mükemmel destinasyonlar, kruvaziyerdeki yüksek eğitim ve gelir/harcama seviyesine sahip turist profili, VIP müşteriler için ultra lüks kruvaziyer deneyimi gibi çarpıcı başlıklar ele alındı. Leyla Öner, Türkiye’nin pandemi sonrası 2021’de başlayan kruvaziyer turizmindeki toparlanma sürecinde, Galataport ve İstanbul Havalimanı’nın büyük etki yarattığını belirtti. Öner, hızlı bir şekilde kamu, özel sektör ve tüm STK'ların güçlerini birleştirerek; hem destinasyon tanıtımının etkili şekilde yapılması hem de taşımacılık, tesis ve rehber gibi diğer tamamlayıcı hizmetlerde kaydettikleri gelişmelerle Türkiye’nin fark yarattığını söyledi. “HAVACILIĞIN YENİ YÜZYILI: 2053’TE 22 MİLYAR YOLCU” Turizm ve havacılık sektörünün önemli isimleri, "Hava Taşımacılığı: Sırada Ne Var?" panelinde bir araya gelerek sektörün yol haritasını çizdi. Pegasus Airlines Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tevfik Nane’nin moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda, Southwind Airlines CEO’su Şükrü Can, TAV Airports COO’su Mete Erna ve TAV Güvenlik CEO’su Turgay Şahan konuşmacı olarak yer aldılar. Oturumda; ülkemize gelen her 10 turistin havayolu ile geldiği, Türk havacılığının THY, Pegasus ve SunExpress ile tarih yazdığı, 800 ticari uçaklık filonun 10 yıl içinde ikiye katlanması beklendiği, dünya hava yolcu sayısının 2043’te 17 milyar, 2053’te ise 22 milyara çıkacağı öngörüsü gibi önemli konulara değinildi. “TURİZMDE YENİ ROTA "ÇEVİKLİK VE DÖNÜŞÜM" Armin Zerunyan moderatörlüğünde gerçekleşen “Otel Yatırımları: Trendler, Markalar ve Stratejik Büyüme” panelinde ise AZ Consultancy Kurucusu Armin Zerunyan, IHG Hotels & Resorts Geliştirme Başkanı Kristin Thorsteinsdottir, Accor Premium Orta Ölçekli & Ekonomi MEA & Türkiye CDO Maya Ziadeh, Hyatt Hotels Güney Avrupa Otel Geliştirme Direktörü Carlos Paredes Fernandez, Hilton Worldwide Türkiye Kıdemli Geliştirme Direktörü Funda Eratici ve Petra Hospitality Kurucu Ortak & Direktör Tasos Kotzanastassis, Türkiye pazarının geleceğini konuştu. Oturumdaki açıklamalar Uluslararası markaların Türkiye’ye, zengin turizm potansiyeli paralelinde ilgi duyduğu ve bu ilginin artarak devam edeceği tablosunu ortaya koydu. “KONAKLAMA VE TURİZM FİNANSMANINDA STRATEJİK ADIMLAR” TKYB Başkan Yardımcısı Seçil Yıldız moderatörlüğünde düzenlenen “Konaklama Sektöründe İşletme ve Yatırım Finansmanı” oturumunda konuşmacılar; ICBC Proje Finansmanı Kıdemli Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Can Yakar, Ziraat Bank Proje Finansmanı Başkanı Berrin Mahmutoğlu, Ziraat Bank Proje Finansmanı Başkanı Berrin Mahmutoğlu, Ziraat Bank Proje Finansmanı Başkanı Berrin Mahmutoğlu, World Bank Group – Finans Sektörü Görev Ekibi Lideri Etkin Özen ve EBRD Kıdemli Gayrimenkul Bankacı Yöneticisi Seher Güngör tarafından, turizm işletme ve finans yönetiminin sektör için taşıdığı stratejik değer masaya yatırıldı. “LÜKSÜN YENİ ROTASI: KİŞİYE ÖZEL VE ANLAMLI YOLCULUKLAR” Forbes Travel Guide CEO’su ve Küresel Elçisi Filip Boyen’in moderatörlüğünde gerçekleşen, “Lüksten Yaşam Tarzına: Yeni Misafir Beklentileri” konulu panelde, Servotel Kurucu Ortağı Ayla Heyfegil, The Peninsula İstanbul Genel Müdürü Jonathan Crook, Minor Hotels Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdürü Amir Golbarg ile Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Vittorio Zagaia turizmde lüksü konuştu. Oturumda; konukseverliğin bir numaralı kalite unsuru olduğu, lüksün fiziksel niteliklerden çok ‘benim için tasarlanmış’ hissi veren hizmet, ortam ve deneyime dayandığı, Türkiye’nin geleneksel misafirperverliği, gastronomi, kültür, marinalar başta olmak üzere lüks turizm açısından taşıdığı avantajlar ele alındı. “SEYAHAT ARTIK KEŞİF DEĞİL, BÜTÜNSEL İYİ OLUŞ YOLCULUĞU” NG Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Hediye Güral Gür’ün moderatörlüğünü üstlendiği “Wellness Çağında Turizm Yatırımları” başlıklı panelde Forbes Travel Guide CEO’su & Küresel Elçi Filip Boyen, Sunset Hospitality Group İş Geliştirme Direktörü Carmen Bardaji, Healing Hotels of the World Kurucu & CEO’su Anne Biging ve Johnson Health Tech EMEA Bölgesi Otelcilik Satışları Direktörü Gary Young, turizm sektörünün yükselen trendi wellness ve longevity kavramlarını ve bu alanların sektöre katkılarını ele aldı. Bu terndin otel tasarımlarından çalışan eğitimine kadar her alanı etkilediği, bilim destekli ölçülebilir programların ve kişiselleştirilmiş deneyimlerin öne çıktığı gibi önemli başlıklar, oturumda detayları ile konuşuldu. “MARİNALAR, TEKNELERİN OTOPARKI OLMAKTAN ÇOK YAŞAM ALANI HÂLİNE DÖNDÜ” Naviga Publishing and Communications Corp. Kurucu Ortağı Tuba Noyan moderatörlüğündeki “Marinaların Sosyal Yaşam Alanlarına Dönüşümü” adlı panelde ise Setur Marina Genel Müdürü Emre Doruk, marina kültüründeki dönüşümü ve bunun sosyal–ekonomik etkilerini konuştu. Panelde; marinaların yalnızca teknelerin park ettiği yerler olmaktan çıkıp, herkes için alternatif birer yaşam alanına dönüştüğü ve Türkiye’nin marinalar konusunda gelişebileceği çok önemli bir coğrafyaya sahip olduğu belirtildi. “HİKAYELERİMİZ PETROLDEN DAHA DEĞERLİ” Contemporary İstanbul Vakfı Başkanı Ali Güreli moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yumuşak Güç: Sanat ve Kültür Yoluyla Değer Yaratmak” panelinde ise FarkLabs Kurucusu Ahu Büyükküşoğlu Serter, Ay Yapım CEO’su Kerem Çatay ve Zeyrek Çinili Hamam Kurucu Direktörü Koza Güreli Yazgan; sanat, dizi sektörü ve kültürel mirasın birleşerek turizm içinde nasıl devasa bir "yumuşak güç" oluşturduğu çarpıcı örneklerle anlatıldı. “SEKTÖRDE PARA VE YATIRIM VAR AMA DOĞRU İNSAN YOK” “Konaklama Sektöründe Yeteneğin Geleceği” panelinde konuşan Les Roches CEO’su Carlos Diez, sektörün içinde bulunduğu ve adeta ‘mükemmel fırtına’ya dönüşen yetenek krizine vurgu yaptı. Diez; “Turizmde para var, tesis var, ancak bunları işletecek kalifiye insan yok. Turizm eğitim alanların eskiden 90’ı otelciliği seçerken, bu oran şimdi yüzde 30’a düştü. Öyle bir noktadayız ki bazı şirketler, sadece doğru insan bulamadıkları için büyüme planlarını durdurmak zorunda kalıyor” açıklamasında bulundu. “MICE SEKTÖRÜ GELİR VE ÜLKE TANITIMI AÇISINDAN STRATEJİK ÖNEME SAHİP” Dreamproject CEO & Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Ataman moderatörlüğündeki “Etkinlik Turizminin Geleceği: Kongre Mekanları ve Spor Deneyimleri” panelinde Lütfi Kırdar Congress and Exhibition Center Genel Müdürü Deniz Dikkaya, ICVB Genel Müdürü Cemil Hakan Kılıç ve TÜRSAB Başkan Yardımcısı Hasan Eker, Türkiye’nin büyüyen etkinlik turizmi pazarında sahip olduğu potansiyeli masaya yatırdılar. Projelerin mimari aşamalar öncesinde profesyonel kongre organizatörleriyle başlaması, kongre ziyaretçilerinin ortalama turistlere oranla yaklaşık 4 kat fazla harcama yapması, daha yeni ve donanımlı otelleri ile Türkiye’nin MICE sektöründe avantajlı olması ve ülkemizde düzenlenecek kongre sayısının artırılmasına yönelik çalışmalar, panelde ele alınan konular içinde öne çıktı. “OTEL TASARIMINDA HİKÂYE VE DENEYİM ODAKLI YAKLAŞIM” GAD Architecture/ Foundation Kurucusu Gökhan Avcıoğlu moderatörlüğünde düzenlenen “Otel Tasarımında Trendler: Destinasyon, Ruh, Deneyim ve İşlev” başlıklı oturumda, Bilgili Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Proje Geliştirme ve İnşaat Yönetimi Grubu Başkanı Levent Abay, Space Architects & Designers Kurucusu Kaan Çetinkaya ile Autoban Kurucu Ortağı Seyhan Özdemir, yapı tasarımının inceliklerini ve turizm deneyimine katkısını ele aldı. Panelde 20 otel, 25 bin oda kapasitesi ve 75 bin metrekarelik bir kongre merkezine sahip, kongre, spor ve longevity üzerinden turizmi 12 aya yayacak bir Konaklı projesinin dahi bölgeye 1,2 milyar dolarlık katma değer sağlayacağının vurgulandığı panelde, projelerin çok titiz çalışma ve 365 derecelik bir hassasiyetle tasarlanması gerektiği belirtildi. “TURİZMDE DENEYİM, KİŞİSELLEŞTİRME VE SÜRDÜRÜLEBİLİR DESTİNASYONLAR” “Pazarlamada Etkililik: Fikirleri Etkiye Dönüştürmek” panelinde TBWA Worldwide Strateji Direktörü Toygun Yılmazer moderatörü, Creative Supply Kurucu & Kreatif Direktörü- Youri Sawerschel ve Tatilbudur Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kemal Çubuk da konuşmacı olarak yer aldılar. Panelde; bazı popüler destinasyonlara yoğun talep oluşurken, bazı destinasyonların ise kalabalık nedeni ile tercih edilmemesi, sofistike gezginlerin kimlikleriyle uyumlu destinasyonlar araması, iş ve tatilin birleştirilmesi, fiyat karşılaştırmalarının belirleyici olması, deneyim, kişiselleştirme ile sürdürülebilirliğin öne çıkması gibi tüketici davranışlarındaki tüm değişimler ve dijital platformların rolü masaya yatırıldı. “TÜRK DİZİLERİ: 170 ÜLKEYE İHRAÇ EDİLEN ÜCRETSİZ TANITIM GÜCÜ” Av. Dr. Aydın Orhan’ın moderatörlüğündeki “Türk Dizileri Aracılığıyla Destinasyon Markalaşması” oturumunda Gold Film’in kurucusu Faruk Turgut ile Süreç Film’in sahibi Ali Gündoğdu konuşmacı olarak yer aldı. Panelde, 2008 yılında başlayan küresel yolculuğun bugün 1 milyar izleyiciye ulaştığı, 2024-2025 sezonunda tahminen 800 milyon dolarlık bir satış gerçekleştiği, dizi ihracı konusunda Amerika ve İngiltere’den sonra en fazla satış yapan ülke olarak elde edilen tanıtım, kültürel kazanım ve turizme katkısı masaya yatırıldı. “KONAKLAMA YATIRIMLARINDA SERMAYE, KÂRLILIK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM” “Konaklama Sektöründe Sermaye Akışları ve İşlemlere Bakış” oturumunda ise Access Hospitality Kurucu & Başkanı Haluk Özdoğan (moderatörü), Ernst & Young Ortağı Gün Gökkaya ve Deloitte Ortağı Osman Arslan sahneye çıktı. Oturumda, Türkiye’deki otel yatırımlarındaki sermaye akışları, yatırımcı ilgisi ve dijital dönüşüm trendlerini ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm:  Artış Var Ama İvme Kayboluyor Haber

Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor

. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre veriler, sorunun yalnızca istihdam yaratmakla çözülemeyeceğini; bakım yükü, cam tavan ve ücret eşitsizliği gibi yapısal engellerin eş zamanlı ele alınması gerektiğini gösteriyor. Kadınların işgücüne katılım oranı, bir ülkenin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik düzeyini ve sosyal politikalarının etkinliğini de yansıtan temel göstergelerden biri. Küresel ölçekte kadın istihdamında artış eğilimi sürse de son yıllarda bu ivmenin yavaşladığı görülüyor. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artmakla birlikte hem dünya hem de Avrupa Birliği ortalamalarının gerisinde kalıyor. Uzmanlara göre tablo, kadınların istihdama erişiminde ve kariyer ilerlemesinde süregelen yapısal sorunlara işaret ediyor. “Kadınların iş gücüne katılım artışı yavaşladı” Kadınların işgücüne katılım oranı artışının son yıllarda yavaşladığını belirten Prof. Dr. Figen Yıldırım, şunları söyledi: “Kadınların işgücüne katılım oranı, çalışma çağındaki kadın nüfusun ne kadarının istihdamda ya da aktif olarak iş aradığını gösteren temel bir göstergedir. Bu oran, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik, eğitim düzeyi ve sosyal politika etkinliğini de yansıtır. Dünya genelinde, kadınların işgücüne katılım oranı uzun vadede artış eğiliminde olmakla birlikte son yıllarda bu artışın belirgin biçimde yavaşladığı görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Bankası verilerine göre, küresel kadın işgücüne katılım oranı bugün yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. 2014 sonrası dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde artış sürmüş, ancak pandemi sonrası toparlanma süreci bu ivmeyi sınırlamıştır. Küresel ölçekte hâlâ erkeklerle kadınlar arasında yaklaşık 18–20 puanlık bir katılım farkı bulunmaktadır.” Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış gösteriyor “Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı, 2000’li yılların başına kıyasla artmış olsa da bu artış yavaş ve kırılgan bir seyir izlemektedir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2002’de yaklaşık yüzde 27,9 iken 2023’te yüzde 35,8’e, 2024 itibarıyla ise yaklaşık yüzde 36 düzeyine yükselmiştir. Bu durum uzun vadede bir ilerlemeye işaret etse de, son beş yılda artış hızının belirgin biçimde düştüğü görülmektedir. Pandemi dönemi kadın istihdamını olumsuz etkilemiş, toparlanma ise sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de eğilim yön olarak yukarı, ancak hız açısından zayıflamış durumdadır. Ancak bu oranları yalnızca toplam katılım üzerinden okumak yeterli değildir. Alt kırılımlara bakıldığında tablo daha çarpıcıdır. Türkiye’de kadın istihdam oranı yaklaşık yüzde 31–35 bandında seyrederken, kadınların yönetici pozisyonlarındaki payı yüzde 20’ler düzeyindedir. Bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinin belirgin biçimde gerisindedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de kadınlar istihdama girmekte zorlandıkları gibi, girdiklerinde de yukarı doğru ilerlemede ciddi bir ‘cam tavan’ ile karşılaşmaktadır.” “AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumda” Avrupa Birliği ülkelerinde farklı bir tablo olduğuna dikkat çeken Profesör, “Avrupa Birliği ülkelerinde ise tablo farklıdır. Eurostat verilerine göre AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumdadır. Kadınların işgücüne katılımı yüksek ve istikrarlıdır. Ayrıca son on yılda beyaz yaka kadın istihdamı düzenli biçimde artarken, mavi yaka kadın istihdamının payı azalmaktadır. Bu durum, Avrupa’da mesleki dönüşümün ve nitelikli istihdama geçişin kadınlar açısından daha sistematik biçimde yönetildiğini göstermektedir. Buna karşın AB ülkelerinde de kadınların üst ve karar verici pozisyonlarda temsili, toplam istihdam içindeki paylarına kıyasla daha düşüktür. Yani Avrupa’da temel sorun istihdama katılım değil, yüksek düzeyli görevlerde eşit temsil meselesidir. Türkiye ile Avrupa arasındaki fark tam da bu noktada belirginleşmektedir. Avrupa’da sorun daha çok ‘yükseliş’, Türkiye’de ise hem ‘katılım’ hem ‘yükseliş’tir. Türkiye’de kadınlar istihdamda nicel olarak sınırlı temsil edilirken, nitel olarak da yönetim kademelerinde yoğun bir ayrışma yaşamaktadır. 2014–2023 döneminde beyaz yaka kadın istihdamı artmış olsa da bu artış yönetici pozisyonlarına aynı oranda yansımamıştır” dedi. “Kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde” Kadınlar iş dünyasında karşılaştığı en büyük zorluklarla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: “Kadınların iş dünyasında karşılaştığı sorunlar tek bir başlık altında toplanamaz; yapısal, kültürel ve kurumsal engeller iç içedir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış eğiliminde olsa da hâlâ AB ve dünya ortalamalarının oldukça altındadır; bu da sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını göstermektedir. En temel sorunlardan biri bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olmasıdır. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımına yönelik kamusal hizmetlerin yetersizliği ile esnek çalışma modellerinin yaygın olmaması, kadınların istihdama katılımını ve işte kalıcılığını olumsuz etkilemektedir. Bir diğer önemli alan kariyer ilerlemesidir. Kadınlar istihdama girseler bile yönetici pozisyonlara yükselmede ciddi bir cam tavanla karşılaşmakta; kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde kalması bu durumu ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri, görünmez önyargılar ve ücret eşitsizliği de bu tabloyu pekiştirmektedir. AB ve küresel örnekler, kalıcı ilerlemenin eğitim, bakım altyapısı, esnek çalışma ve eşitlikçi politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda kadın istihdamını destekleyen ekosistemler ve buna özgü üretim alanları geliştirilmelidir.” “Ücret eşitsizliği kader değildir” “Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkı, bireysel bir adaletsizlikten çok yapısal bir eşitsizliktir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti: “TÜİK ve OECD verilerine göre kadınların ortalama kazancı erkeklere kıyasla yaklaşık yüzde 15–20 daha düşüktür. Eğitim düzeyi yükseldikçe fark azalsa da tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bu durum, sorunun doğrudan ‘aynı iş–aynı ücret’ ihlalinden ziyade dolaylı ve yapısal mekanizmalarla ortaya çıktığını göstermektedir. Ücret farkının temel nedenlerinden biri kadınların daha düşük ücretli sektör ve pozisyonlarda yoğunlaşmasıdır. Kadınlar daha çok hizmet sektöründe, kayıt dışı ya da yarı zamanlı işlerde yer alırken; erkekler ücret ve terfi imkânı daha yüksek alanlarda çalışmaktadır. Dolayısıyla fark çoğu zaman aynı unvandan değil, farklı kariyer yollarından kaynaklanmaktadır. Bir diğer önemli neden kariyer kesintileridir. Çocuk ve bakım sorumlulukları nedeniyle kadınlar iş yaşamına ara verebilmekte, daha yavaş terfi etmekte ya da daha düşük ücretli esnek işleri tercih etmek zorunda kalmaktadır. Buna ek olarak, yönetici pozisyonlarda kadınların düşük temsili, görünmez önyargılar, ücret pazarlığında dezavantaj ve şeffaf olmayan ücret politikaları da farkı derinleştirmektedir. Uluslararası örnekler bu sorunun çözülebilir olduğunu göstermektedir. İzlanda’da eşit ücret belgelendirme zorunluluğu, AB’de ise 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek ücret şeffaflığı düzenlemeleri ücret farkının azaltılmasında etkili araçlardır. İskandinav ülkelerinde babalık izninin zorunlu ve devredilemez olması da kadınların kariyer kesintilerini azaltarak uzun vadede ücret eşitsizliğini düşürmüştür. Türkiye’de ücret eşitsizliğinin azaltılması için ücret şeffaflığının artırılması, objektif ücret ve terfi sistemlerinin kurulması, düzenli ücret eşitliği analizlerinin yapılması ve kadınların yönetici pozisyonlara yükselmesini destekleyen politikaların güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. Sonuç olarak, ücret eşitsizliği kader değildir; kamu ve özel sektörün eş zamanlı ve kararlı adımlarıyla kalıcı biçimde azaltılabilir.” “Bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekli” Prof. Dr. Figen Yıldırım, daha fazla kadının iş gücüne katılımı alınabilecek önlemlerle ilgili ise şunları söylüyor: “Türkiye’nin kadın istihdamında gerçek bir sıçrama yapabilmesi için parça parça çözümler yerine bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekmektedir. Yalnızca istihdam yaratmak yeterli değildir; kadınların işgücüne katılımını sınırlayan yapısal engeller eş zamanlı ele alınmalıdır. Bu noktada bakım yükünü hafifletecek kamusal mekanizmaların güçlendirilmesi, özellikle yaygın kreşler ve yaşlı bakım hizmetleri, kadın istihdamında en hızlı ve kalıcı etkiyi yaratmaktadır. İkinci kritik alan, esnek ama güvenceli çalışma modellerinin yaygınlaştırılmasıdır. Uzaktan çalışma, esnek saatler ve sosyal güvenceden kopmayan yarı zamanlı istihdam, özellikle eğitimli kadınların işgücünde kalıcılığını artırmaktadır. Avrupa Birliği deneyimleri, bu modellerin kadın istihdamını istikrarlı biçimde yükselttiğini göstermektedir. Ancak kalıcı dönüşüm, kadınların yönetici ve karar alma pozisyonlarına erişimiyle mümkündür. Şeffaf terfi sistemleri, mentorluk programları ve üst yönetimde cinsiyet dengesi hedefleri; ücret eşitsizliği ve cam tavan sorununu azaltan en etkili araçlardır. Bu çerçevede USİKAD ve İstinye Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Kadın Organize Sanayi Bölgesi projesi, kamu, özel sektör ve akademiyi bir araya getiren bütüncül bir model sunmaktadır. Kadın OSB; bakım altyapısı, nitelikli istihdam ve liderlik programlarıyla kadınların üretimden yönetime uzanan değer zincirine katılımını hedefleyen ölçeklenebilir bir iş birliği örneğidir. Kadın odaklı kamu ve özel sektör projelerinin yaygınlaşması, yalnızca farkındalık değil, kalıcı çözüm üretir. Gerçek eşitlik ise kız çocuklarını ailede söz sahibi bireyler ve iş yaşamında güçlü aktörler olarak yetiştirmekle başlar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kağıtspor’da Altyapıdan Yükselen Bir Değer Haber

Kağıtspor’da Altyapıdan Yükselen Bir Değer

Sporla tanışması ilkokul yıllarına uzanan Efe Sabur’un hikâyesi oldukça renkli. İlk olarak babasının yönlendirmesiyle Kağıtspor’da tekvandoya başlayan Sabur, bu branşı sevemeyince farklı sporları denemeye karar verdi. Kulüpte salonları gezerken masa tenisiyle tanıştı ve uzun yıllar bu branşta raket salladı. Pandemi döneminde ise hayatını değiştirecek bir karar alarak voleybola yöneldi. Kağıtspor formasını Efeler Ligi yolunda terleten genç pasör, bu geçişin kariyerindeki en doğru adımlardan biri olduğunu söylüyor. EFE SABUR GELECEK VAAT EDİYOR Takımın en genç oyuncusu olan 1.90 boyundaki Efe Sabur, filede hayallerinin mücadelesini veriyor. “Kocaeli’de doğup büyümek ve bu şehrin formasını giymek beni çok mutlu ediyor” diyen genç sporcu, bu hissin kendisi için çok özel olduğunu vurguluyor. 5 yıl sonra da kendisini Kağıtspor formasıyla Efeler Ligi’nde görmeyi hedefleyen Sabur, takım arkadaşlarının tecrübelerinden de faydalanıyor. ALTYAPIDAN EFELER LİGİ HAYALİNE Kağıtspor altyapısında 10 yıl boyunca kendini geliştiren Efe Sabur, Türkiye Erkekler Voleybol 1. Ligi’nde forma giymenin haklı gururunu yaşıyor. Kulübün altyapı sistemine dikkat çeken Sabur, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ve kulüpteki büyüklerine teşekkür ediyor. Kağıtspor’un sadece bir spor kulübü değil, aynı zamanda gençler için bir okul olduğunu da gözler önüne seriyor. Kağıtspor tıpkı Efe Sabur gibi altyapıdan yetişen sporcularıyla genç yetenekleri sadece sahaya değil, hayata da hazırlıyor. “BU TAKIM AİLE GİBİ” Kağıtspor Voleybol Takımı Antrenörü Eray Sarıoğlu, kulüpteki dördüncü sezonunu geçiriyor. 33 yaşındaki genç antrenör, takımın her yıl üzerine koyarak ilerlediğini vurgulayarak, “4 yıldır her sezon daha iyiye gidiyoruz. Bu yıl hedefimiz üst lige çıkmak” dedi. Takım içindeki bağın başarının anahtarı olduğunu söyleyen Sarıoğlu, kadro istikrarına da dikkat çekerek, “Takımda abi-kardeş ilişkisi var, aile gibiyiz. Çok sık oyuncu değiştiren bir takım değiliz. Sadece ihtiyaç duyulan mevkilere takviye yapıyoruz. Bu da başarıyı getiriyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İngilizce Karnesinde Gerileme Sürüyor Haber

Türkiye’nin İngilizce Karnesinde Gerileme Sürüyor

Türkiye geçen yıl yapılan araştırmada 497 puanla 116 ülke arasında 65’inci sıradaydı. Araştırmaya göre Marmara Bölgesi İngilizce yeterliliğinde ilk sıraya yerleşirken, İzmir en yüksek puanı alan şehir oldu. Ankara ise başkentler sıralamasında “orta yeterlilik” kategorisinde yer buldu. 100’den fazla ülkede dil, seyahat, kültürel değişim ve akademik programlar aracılığıyla yabancı dil eğitimi veren EF Education First’ün dünya çapında düzenlediği İngilizce Yeterlilik Endeksi’nin (EF EPI) 2025 sonuçları açıklandı. 123 ülke ve bölgeden 2,2 milyon kişinin verilerine dayanan bu yılki araştırma, İngilizce yeterliliğinde küresel ilerlemenin 2020’den bu yana durma noktasına geldiğini, Türkiye’nin ise bu yıl da düşük yeterlilik kategorisinde kaldığını ortaya koydu. Türkiye, 488 puanla 123 ülke arasında 71’inci sırada, Avrupa’da ise sondan ikinci sırada yer aldı. Türkiye, geçen yılki araştırmada 497 puanla 116 ülke arasında 65’inci sırada bulunurken, Avrupa kategorisinde ise yine sondan ikinci sırada yer almıştı. İngilizce yeterliliğini yapay zekâ ölçüyor Bu yılki EF İngilizce Yeterlilik Endeksi’nin katılımcılarının yüzde 46’sı erkeklerden, yüzde 54’ü ise kadınlardan oluşuyor. Katılımcıların ortalama yaşı 26 iken; kıtaya göre sınava katılanların dağılımı ise yüzde 39 Asya, yüzde 31 Latin Amerika, yüzde 16 Avrupa ve yüzde 3 ile Orta Doğu olarak sıralanıyor. Öte yandan bu yıl, ilk kez yalnızca okuma ve dinleme değil, konuşma ve yazma becerileri de EF’in teknoloji şirketi Efekta Education Group tarafından geliştirilen özel yapay zekâ teknolojisiyle değerlendirildi. Böylece küresel ölçekte daha hızlı ve kapsamlı değerlendirme yapılırken, dil yeterliliğine dair daha gerçekçi bir tablo ortaya kondu. Üretken İngilizce seviyesinde artış yok EF EPI 2025 verilerine göre, İngilizce yeterliliği dünya genelinde sabit seyretmeye devam ediyor. Araştırma, okuma ve dinleme becerilerinin daha güçlü, buna karşın “üretken İngilizce” kategorisine giren konuşma ve yazma becerilerinin belirgin biçimde zayıf olduğunu ortaya koyuyor. Ancak “üretken” kategorisinde yalnızca Kenya, Güney Afrika ve Zimbabve “yüksek yeterlilik” seviyesine ulaşabildi. Buna karşın okuma becerisi ülkelerin yüzde 80’inde en güçlü alan olarak öne çıktı. Hollanda bu yıl da liderliğini korudu Hollanda birinci sıradaki yerini korurken, onu sıralamasını yükselten Hırvatistan ve Avusturya izledi. Almanya ise Avrupa’daki en büyük sıçramalardan birini gerçekleştirerek dördüncü sıraya yükseldi. Ölçülen ülkelerin yarısından fazlasında İngilizcede en zayıf beceri konuşma oldu. Araştırmanın dikkat çeken bir diğer yönü ise gençlerle ilgili. Beklentilerin aksine, pek çok ülkede 25 yaş altı yetişkinler, daha ileri yaştaki yetişkinlerden daha düşük skorlar alıyor. Bölgesel değerlendirmede ise manzara şöyle: Avrupa’da gelişim yatay seyrediyor. Asya, İngilizce beceriler arasındaki farkın en dar olduğu bölge oldu. Latin Amerika’da yaş grupları arasındaki fark oldukça geniş, Afrika ise en dengeli tabloyu ortaya koydu. Öte yandan araştırmaya göre, cinsiyet farkı daralmaya devam ediyor. 2024’te 48 ülkede anlamlı fark gözlemlenirken bu yıl sayı 37’ye geriledi. Kadınlar Afrika’da erkeklerden daha yüksek skorlar almaya devam ederken, Orta Doğu ülkelerinde fark bu kez erkekler lehine genişledi. Türkiye 71’inci sırada, en iyi şehir İzmir Türkiye, 488 puanla geçen yıla göre 9 puan kaybederek 65’inci sıradan 71’inci sıraya geriledi. Ülke genelinde İngilizce yeterliliği “düşük” seviyede kalırken, Avrupa sıralamasında da sondan ikinci sırada yer aldı. İngilizce yeterlilikte en iyi bölge ise Marmara oldu. Oysa geçen yılki araştırmada Ege Bölgesi ön plana çıkmıştı. İzmir 515 puanla Türkiye’deki şehirler arasında ilk sıraya yerleşti ve Antalya’yı tahttan indirdi. Ankara ise başkentler sıralamasında 508 puanla Türkiye ortalamasının üstünde yer aldı. 501 puanla 26-30 yaş grubu öne çıkarken ülke genelinde en güçlü beceri okuma, en zayıf beceri ise konuşma oldu. Araştırmaya göre Türkiye’de özellikle 40 yaş üstü yetişkinlerde üretici (konuşma ve yazma) becerilerinde belirgin düşüş yaşandı. Genç yetişkinlerde ise pandemi öncesine kıyasla hâlâ toparlanma görülmüyor. Yapay zekâ çağında İngilizce Bu yılki araştırmada ayrıca, yapay zekânın İngilizce öğrenimi ve kullanımına etkisi geniş yer buldu. EF uzmanlarına göre, AI destekli konuşma tanıma, kişiselleştirilmiş müfredat yolları ve sanal konuşma partnerleri 7/24 konuşma pratiği sunarak kendi kendine dil öğreniminin en zorlayıcı yönlendiren birine çözüm oluyor ve yeni bir dönemi başlatıyor. Araştırmanın önsözünde ayrıca şu değerlendirmeye yer veriliyor: İngilizce yeterliliği ile yapay zekâ okuryazarlığının birleşimi, geleceğin iş dünyasında rekabet avantajının anahtarı olacak. “İngilizce eğitiminde seferberlik şart” EF Education First Türkiye Ülke Müdürü Özüm Sekmen, endeks sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: “2025 araştırması, dünyanın birçok bölgesinde İngilizce yeterliliğinin durağanlaştığını, bazı ülkelerde ise gerilediğini gösteriyor. Türkiye de bu eğilimin dışında değil. Küresel ekonomiye entegre olmanın, uluslararası iş birliğinde yer almanın hatta yapay zekâ çağında rekabet edebilmenin yolu güçlü İngilizce becerilerinden geçiyor. Genç nüfusumuz, artan dijitalleşme ve küresel etkileşim ortamı düşünüldüğünde, İngilizce eğitimine her düzeyde daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor. Eğitimde ortak bir vizyonla ilerlersek Türkiye’nin küresel arenada çok daha üst sıralarda yer alacağına inanıyoruz.”

Koç Topluluğu, Geleneksel Anadolu Buluşmaları’nın Yeni Durağı Denizli Oldu Haber

Koç Topluluğu, Geleneksel Anadolu Buluşmaları’nın Yeni Durağı Denizli Oldu

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç açılış konuşmasında, dünyada uzun süredir devam eden belirsizliğe dikkat çekerken, “Bilhassa pandemi sonrasında uluslararası siyâsete hâkim olan dinamikler açık gösteriyor ki, İkinci Dünya Harbi sonrasında tesis edilen dünyâ düzeni büyük ölçüde değişiyor” dedi. Ömer M. Koç, tüm zorluklara rağmen Koç Topluluğu’nun, bâyilerinin de gayretiyle başarılı sonuçlar elde etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu ise Topluluğun başarılarında bâyilerin katkılarını vurgulayarak, “Sizlerin yıllardır müşterilerimizle kurduğunuz benzersiz ilişki Topluluğumuzun rekabetçi gücü olmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Koç Topluluğu’nun bâyileri ile görüş alışverişinde bulunmak üzere düzenlediği geleneksel Anadolu Buluşmaları’nın 33’üncüsü Denizli’de gerçekleştirildi. 500’den fazla bâyinin bir araya geldiği etkinliğin açılış konuşmalarını, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu yaptı. Ömer M. Koç: “Dünyâ düzeni büyük ölçüde değişiyor.” Konuşmasında küresel ve ulusal ölçekteki gelişmeleri değerlendiren Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, dünyada uzun süredir devam eden belirsizliğe dikkat çekerken, “Bilhassa pandemi sonrasında uluslararası siyâsete hâkim olan dinamikler açık gösteriyor ki, İkinci Dünya Harbi sonrasında tesis edilen dünyâ düzeni büyük ölçüde değişiyor” dedi. Koç, değerlendirmesine “Sulhün en kıymetli müşterek menfaat olmaktan çıktığı, uluslararası ilişkilerde istişârenin yerini kaba kuvvetin aldığı, ikili çıkar uzlaşılarının çok taraflı stratejik ittifaklara tercih edildiği, al-ver pazarlıklarının değerlerin önüne geçtiği, serbest ticâretin değil jeopolitik hesaplarla belirlenen gümrük vergileri ve kısıtlamaların esas olduğu, maalesef gittikçe artan risklerle dolu bir dünyâ düzeni oluşuyor” şeklinde devam etti. Ömer M. Koç: “Topluluk şirketleri tarafından ödenen vergilerin, devletin vergi gelirleri içerisindeki payı %8 mertebesinde.” Tüm zorluklara rağmen Koç Topluluğu’nun, bâyilerinin de gayretiyle başarılı sonuçlar elde etmeyi ve Türkiye’nin yarınlarına yatırım yapmayı sürdürdüğüne dikkat çeken Ömer M. Koç, “Toplam kombine gelirimiz, gayri sâfi yıllık hâsılanın yüzde 7'sini aşıyor. Şirketlerimiz de ülke ihrâcâtının yüzde 7'sinden fazlasını gerçekleştiriyor. Topluluk şirketleri tarafından ödenen vergilerin, devletin vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 8 mertebesinde. Ciro büyüklüğü ve ihrâcât hacmine göre ülkemizin en büyük 10 şirketi arasında Tüpraş, Arçelik ve Ford Otosan olmak üzere üç lîder şirketimiz bulunuyor. Borsa İstanbul'da halka açık şirketlerimizin piyasa değeri ise toplam piyasa değerinin yüzde 17’sini oluşturuyor. Dünyânın en büyük şirketlerinin listelendiği Fortune Global 500’de bu yıl da ülkemizi tek temsil eden şirket Koç Holding” dedi. 2026 yılında Koç Topluluğu’nun 100’üncü yaşını kutlayacaklarının altını çizen Ömer M. Koç, Cumhuriyetle birlikte vâr olduklarını, Cumhuriyetle birlikte geliştiklerini ve büyüdüklerini vurguladı. Koç Topluluğu bâyilerine ve ailelerine teşekkür eden Ömer M. Koç, “İkinci yüzyılımızda da siz kıymetli bâyilerimizle birlikte, yan yana yürüyeceğiz. Yüz yıldır olduğu gibi, yurdun dört bir yanında yine sizin varlığınızdan cesâret alıyoruz, gücünüzü gücümüz sayıyoruz” dedi. Levent Çakıroğlu: “Ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ettik.” Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da; “Küresel çapta giderek artan belirsizliklerin artık yeni gerçeğimiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor” diye konuşarak, son dönemde jeopolitik çatışmaların şiddetlenmesinin de küresel ekonomide istikrarın tesis edilmesine engel olduğunu ifade etti. Çakıroğlu, “Böyle bir ortamda; uzun vadeli stratejik hedeflerimize odaklanarak çalışmayı sürdürdük. Koç Topluluğu olarak ülkemize duyduğumuz güvenle yatırımlarımıza devam ettik. Gerçekleştirdiğimiz kombine yatırım tutarı bu yılın ilk 9 ayında 2,6 milyar dolara ulaştı” değerlendirmesinde bulundu. Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet vizyonunun iktisadi açıdan hayata geçirilmesine liderlik etmiş bir Cumhuriyet kurumu olduğunu hatırlatan Çakıroğlu, “İkinci yüzyılımızda da Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkarak ve daima en iyisini başarma sorumluluğuyla, var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Çakıroğlu; 61 ülkede, 130’dan fazla üretim ve satış şirketiyle faaliyet gösterdiklerini, ofislerinde 45 dil konuşulduğunu ve hazinelerinin 46 farklı para birimini yönettiğini sözlerine ekledi. Çakıroğlu, bâyilere de kaynaklarını en iyi bildikleri alana, yani esas işlerine tahsis etmeleri tavsiyesinde bulundu. Denizli, Afyon, Aydın, Isparta, Muğla ve Uşak’ta 650’ye yakın bâyi, mağaza ve banka şubesiyle hizmet verdiklerini ifade eden Çakıroğlu, şöyle devam etti: “Teknolojinin getirdiği imkânları kullanarak; müşterilerimize en etkin ulaşmaya, kişiselleştirilmiş çözümler sunmaya elbette devam edeceğiz. Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki; sizlerin yıllardır müşterilerimizle kurduğunuz benzersiz ilişki, Topluluğumuzun rekabetçi gücü olmaya devam edecek.”

Türkiye’nin En Etkili Tedarik Zinciri Profesyonelleri Ödülleri Sahiplerini Buldu Haber

Türkiye’nin En Etkili Tedarik Zinciri Profesyonelleri Ödülleri Sahiplerini Buldu

Törenin açılış konuşmalarını Slimstock Türkiye Ülke Müdürü Songül Sezer, LODER Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Gülçin Büyüközkan ve LODER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tanyaşyaptı. "Tedarik zinciri artık şirketlerin geleceğini şekillendiriyor" Slimstock Türkiye Ülke Müdürü Songül Sezer, konuşmasında tedarik zincirinin ekonomik büyüme ve rekabet gücündeki stratejik rolünü vurgulayarak şunları söyledi: "Bugün burada yalnızca başarıları değil, aynı zamanda sürdürülebilirliği, dayanıklılığı ve stratejik vizyonu da ödüllendiriyoruz. Tedarik zinciri artık sadece bir operasyonel alan değil, kurumların geleceğini şekillendiren bir değer zinciridir. Pandemi, küresel krizler ve hızla değişen tüketici beklentileri, tedarik zinciri yönetiminin stratejik önemini tüm dünyada bir kez daha gösterdi. Artık sadece maliyet ve verimlilik odaklı süreçler değil, esneklik, dayanıklılık ve veri temelli karar alma becerileri de başarının ana unsuru haline geldi. Biz Slimstock olarak, tüm bu dönüşüm sürecinde işletmelere sadece bir yazılım çözümü değil; öngörü, strateji ve sürdürülebilir büyüme yolunda güçlü bir iş ortaklığı sunuyoruz. Bugün burada ödül alan her bir profesyonel, şirketlerinin rekabet gücünü artırırken aynı zamanda ülkemizin üretim ve lojistik gücünü de ileriye taşıyor. 11 yıldır bu ödül töreninde bir araya gelmek, sektörümüzde bilgi paylaşımını ve profesyonel dayanışmayı güçlendiren çok kıymetli bir gelenek haline geldi. Bu buluşmaların, geleceğin tedarik zinciri liderlerini daha da cesaretlendireceğine inanıyorum. Başarılarıyla sektöre yön veren tüm profesyonelleri gönülden kutluyorum." 2025 Yılı Türkiye'nin En Etkili Tedarik Zinciri Profesyonelleri Listesi Jürinin belirlediği bu yılki "Türkiye'nin En Etkili Tedarik Zinciri Profesyonelleri" listesi soy isme göre alfabetik sıralama ile açıklandı. Ödül alan şirket ve temsilcileri şu isimlerden oluştu: Ata AKICI (DOĞUŞ Hospitality&Retail Group- Grup Satınalma ve Tedarik Zinciri Direktörü) Damla AKSU (MEDIAMARKT- Tedarik Zinciri Direktörü) Banu AKYILDIZ (BAYER- Tedarik Zinciri Direktörü, Türkiye & İran) Umut AKYOL (TÜMAD- Tedarik Zinciri Müdürü) Dr. Murat ASLAN (ASELSAN- Tedarik Zinciri Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) C. Helin BALLIKTAŞ (HILTI- Lojistik Direktörü) Nur BOZDURGUT TUNÇ (OTOKAR- Global Tedarik Zinciri Lideri) S. Rahmi ERGON (CMS JANT- Planlama ve Lojistik Direktörü) Akın ERGÜR (TEMSA- Satınalma ve Tedarik Zinciri Direktörü) Kenan Mehmet KARABULUT (REBUL KOZMETİK- COO) Altay KERMOOĞLU (DÜZEY- Tedarik Zinciri Direktörü) Nihan KURT (BOEHRINGER INGELHEIM TÜRKİYE- Tedarik Zinciri Direktörü) Canan MUTLU (KOTON- Global Lojistik Direktörü) Tarık OKUMUŞ (DIVERSEY- Tedarik Zinciri Operasyonları Direktörü) Gözde ÖZYANDI SİLİ (KALYON PV- Tedarik Zincirinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı) Onur SARIKAYA (FORD OTOSAN- Malzeme Planlama ve Lojistik Lideri) Alper SAYGINER (SIBUR INTERNATIONAL- Lojistik Direktörü) Erhan TOSUN (İLKO İLAÇ- Satınalma Direktörü) Burcu ÜNVAN (ESTÉE LAUDER- Tedarik Zinciri Direktörü) Aynur YAN ÖZDEMİR (CREAVIT- Tedarik Zinciri Direktörü) Yılın En İyi Projeleri Ödüllendirildi "Türkiye'nin En Etkili Tedarik Zinciri Profesyonelleri" listesinde yer alan adaylar, projeleriyle "En Sürdürülebilir", "En Teknolojik", "En Yenilikçi" ve "En Etkin / Etkili" kategorilerinde ödüller için yarıştı. "En Sürdürülebilir/Dirençli" proje ödülünü FORD OTOSAN Malzeme Planlama ve Lojistik Lideri Onur Sarıkaya kazandı. "En Teknolojik" proje ödülü, OTOKAR Global Tedarik Zinciri Lideri Nur Bozdurgut Tunç'a verildi. "En Yenilikçi" proje ödülünü ASELSAN Tedarik Zinciri Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Dr.Murat Aslan aldı. Son olarak,"En Etkin / Etkili" proje ödülünün sahibi ise DÜZEY Tedarik Zinciri Direktörü Altay Kermooğlu'nun oldu. ''YILIN PROJESİ'' ÖDÜLÜ ASELSAN'IN OLDU. Törende "Yılın Projesi" de ödüllendirildi. Proje, salondaki katılımcıların ve jürinin oylarıyla belirlendi. Yılın Proje ödülü ise '' Uçtan Uca Dijital Tedarik Zinciri Dönüşümü'' projesi ile katılan ASELSAN Tedarik Zinciri Yönetim Genel Müdür Yardımcısı Dr.Murat Aslan'nın oldu.

2. Enerjinin Geleceği ve Depolama Kongresi’ Ankara’da Gerçekleşecek  Haber

2. Enerjinin Geleceği ve Depolama Kongresi’ Ankara’da Gerçekleşecek 

Pandemi dönemiyle birlikte küresel ölçekte enerji arz güvenliği, tıpkı gıda ve tarım kadar kritik bir öncelik haline geldi. Bu süreç, enerji sektörünü yalnızca üretim ve tüketim dengesi açısından değil, aynı zamanda teknolojik sürdürülebilirlik ve verimlilik boyutunda da yeniden şekillendirdi. Enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kesintisiz ve dengeli biçimde sisteme entegrasyonunu mümkün kılarak hem arz güvenliğini güçlendirmekte hem de sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada kilit bir rol üstlenmektedir. Türkiye de sahip olduğu coğrafi avantajlar, nitelikli iş gücü ve gelişmiş sanayi altyapısı ile bu dönüşüm sürecinde bölgesel bir merkez olma yolunda hızla ilerlemektedir. Kapsamlı içeriğiyle sektörün geleceğine yön verecek Kongre kapsamında enerji ve depolama ekosisteminin tüm bileşenleri, üretimden yatırım politikalarına kadar çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınacak. Açılış oturumu dahil toplam 8 ayrı oturum düzenlenecek. Bu oturumlarda, küresel enerji dönüşümüyle uyumlu şekilde Türkiye’nin politik, teknik ve ekonomik stratejileri derinlemesine tartışılacak. Kongrenin ana başlıkları arasında şunlar yer alıyor: Enerji politikaları, regülasyonlar ve yeni yasal çerçeveler Depolamalı RES ve GES yatırımlarında güncel eğilimler Batarya teknolojilerindeki yenilikler, yerli üretim kapasitesi ve tedarik zinciri stratejileri Finansman modelleri, yatırım fırsatları ve yeni gelir dinamikleri Karbonsuz ekonomi hedefleri doğrultusunda sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü vizyonu. Bu yılki kongrede, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Enerji Komisyonu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, EPDK ve diğer kamu kurumlarının üst düzey yöneticileri ile birlikte, enerji sektörünün önde gelen özel sektör temsilcileri, yatırımcılar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri konuşmacı olarak yer alacak. “Türkiye’nin bölgesel üs olma hedefi adım adım gerçekleşiyor” EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram, enerji depolamanın sadece teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda enerji arz güvenliğinin sürdürülebilirliğini sağlayan stratejik bir unsur olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Kısa tarihçemize rağmen, EDEDER olarak Türkiye’nin batarya ve enerji depolama teknolojilerinde bölgesel bir üs haline gelmesi yolunda önemli adımlar attık. Bu kongreyi, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir hedef etrafında buluşturmak, fikir alışverişini artırmak ve ülkemizin bu alandaki konumunu güçlendirmek amacıyla sürdürüyoruz. Türkiye, jeopolitik avantajları, üretim kapasitesi, yatırım iştahı yüksek sanayicileri ve nitelikli iş gücüyle bu alanda liderlik potansiyelini her geçen gün daha da pekiştiriyor. Amacımız, bu süreci hızlandırmak ve enerji depolama alanında Türkiye’nin küresel ölçekte referans noktası haline gelmesine katkı sağlamak.” Yenilenebilir enerji kapasitesi hızla artıyor Türkiye’nin enerji kurulu gücü Eylül 2025 itibarıyla 120 bin MW’ı aşarken, yenilenebilir enerji kaynaklı kurulu güç 75 bin MW seviyesine ulaştı. Bu oran, toplam kapasitenin yüzde 60’ına yakınının yenilenebilir kaynaklardan sağlandığını gösteriyor. Yenilenebilir enerji üretimindeki bu artış, doğası gereği “dalgalı” bir yapıya sahip olduğu için, enerji sisteminde istikrar ve süreklilik ancak gelişmiş depolama çözümleriyle mümkün hale geliyor. Bu bağlamda, depolama teknolojileri enerji arz güvenliği, sürdürülebilirlik ve ekonomik verimlilik açısından Türkiye’nin enerji stratejisinde merkezî bir konuma yükselmiş durumda. EDEDER’in misyonu: Türkiye’yi enerji depolamanın bölgesel üssü yapmak EDEDER, küresel enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olan enerji depolama teknolojilerinin gelişimini desteklemek amacıyla kurulmuştur. Dernek, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini uluslararası düzeyde artırmak, yerli üreticileri ve çözüm sağlayıcıları güçlendirmek ve ülkemizi enerji depolama sektöründe rekabetçi bir merkez haline getirmek hedefiyle çalışmalarını sürdürmektedir. EDEDER’in faaliyet alanları arasında: Enerji depolama sistemleri için ulusal standartların belirlenmesi, Konut, endüstriyel ve şebeke ölçekli uygulamalarda kalite kriterlerinin oluşturulması, Kamu, özel sektör ve akademi arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, İnovasyonun teşvik edilmesi ve çevresel etkilerin azaltılması, Toplumda enerji depolama farkındalığının artırılması yer almaktadır. EDEDER üyeleri arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TEİAŞ, Enerjisa, Kalyon Enerji, Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik, İnovat Mühendislik, GlobalENCO Enerji, Akfen Yenilenebilir Enerji, SmartPulse, Maxxen Enerji Sistemleri, Ağaoğlu Enerji Grubu, Galatawind,Solar Storage, Teksan, YEO, ZES, SMT Enerji, Novocycle, Poweron, Kontrrol, HFS Madencilik, General Solar, SolarToday, EnnAg, Akiş Enerji, Batkon, EKOS Electric, Istrich, Renworld, PROFED, GAP Solar, Ardea, Progresiva, Solinved ve Tumurly gibi sektörün öncü kurumları yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Bilet Sayıları Alarm Veriyor! Haber

Türkiye’de Bilet Sayıları Alarm Veriyor!

62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yan etkinlikler, 31 Ekim Cuma günü gerçekleştirilen, “Yeni Dalga mı Durgunluk mu: Bu Gişe Bizi Kurtarır mı?” ve “Pelikülden Dijitale - Sinemada Tasarım” panelleriyle sona erdi. Türk sinema sektöründeki üretim ve seyirci sayısı sorunları; yönetmen ve yapımcı Murat Şeker, CJ ENM Dağıtım Müdürü Ferhat Aslan ve Cinema Pink by Maximum Film Programlama Müdürü İlkay Erdem’in katıldığı “Yeni Dalga mı Durgunluk mu: Bu Gişe Bizi Kurtarır mı?” başlıklı panelde ele alındı. Bilet satışı en çok düşen ülke, Türkiye; en çok artan ise Suudi Arabistan Murat Şeker’in verdiği sayısal bilgiler, korkunç bir manzarayı işaret ediyordu. Önce Türkiye’de yıllar içindeki değişimi resmetti Şeker; buna göre 2017’de toplam 72 milyon bilet satılmışken bu sayı, 2024'te 33 milyona düşmüştü ve bu yıl için beklenti, 24 milyondu. Pandemi öncesi, 2015-2019 arası satılan toplam bilet sayısı 290 milyon iken 2020-2024 arası; bu rakam sadece 130 milyon. Uluslararası karşılaştırmalı bilgilerse durumun vehametini çok daha keskin gösteriyordu: Pandemi öncesi 5 yılda satılan toplam 6 milyon bileti, 70 milyona çıkaran tek ülke; Suudi Arabistan. “20 yıldır ilk defa bu yaz film çekmedim” Bilet satışlarındaki düşüşün sebebinin, alım gücünün düşmesinin uzantısı olduğunun bilindiğini ancak asıl sıkıntının, eşzamanlı olarak yapım maliyetlerinin yükselmesi olduğunu belirten Şeker, “Kendimden örnek vereceğim; 20 yıl sonra ilk defa bu yaz film çekmedim çünkü çekim maliyetini göze alamadım” dedi. Şeker; “Yapım maliyetlerinin artmasının Türkiye'deki özel sebebi; Netflix, Disney gibi Amerikan menşeli firmaların dijital platformalarda yapıma başlaması, yapım giderlerini dolar bazında yükseltmesi ve piyasayı dengesizleştirmesi. Burada; festivallere katılan, özellikle festival filmi üreten arkadaşların dikkat etmediği bir husus var: Ülkenin ana akım sineması çarkları dönmediğinde zaten festivaller, yarışmalar düzenlenemez hale gelir” uyarısında bulundu. “Üç yılda bir film üreten yapımcı kalmadı” CJ ENM Dağıtım Müdürü-Yapımcı Ferhat Arslan’sa kurumsallığın ve endüstrinin oluşmamasına dikkat çekti: Aslan, “BKM vardı, TAFF vardı, Avşar Film vardı. Med Yapım, Ay yapım; girdi, çıktı. Fakat hiçbirisi sürdürülebilir bir ekosistem yaratamadı. Biz bir yapımcı kültürü oluşturamadık. Türkiye'de üç yılda bir film üreten yapımcı kalmadı” “Sinema salonlarında doluluk oranımız, yüzde 5; bu bir felaket!” diyen Aslan; bu rakamın, bir seansın gösteriminin elektrik bedelini karşılamadığını ifade etti. Seyirciyi salonlara çekmek için alternatif yollar denenmesi gerektiğini söyleyen, Cinema Pink by Maximum Film Programlama Müdürü İlkay Erdem, “Bu nedenle etkinliklerin arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Mesela 27- 28 Eylül'de çok düşük bir bilet fiyatıyla bir festival gerçekleştirdik. Vizyon filmleriyle devamını da getirmeyi planlıyoruz” diye konuştu. Bu uygulamada; 80 TL’lik bilet fiyatıyla hafta sonu satılan bilet sayısının 800 bin olduğu bilgisini veren Murat Şeker, “Bu, bize bir şey işaret ediyor: Türk insanının kültüre ayıracak parası yok” dedi. “Sektörü yakın zamanda sorunlar bekliyor; ilk filmini yapanlar belki bir daha film yapamayacaklar, salonlar kapanacak” şeklinde konuşan Şeker, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sektörün çoğunluğu, televizyon ve dizi dünyasına yöneldi. Devlet desteği olmadan, bireysel yapımcıların finansal desteğiyle gerçekleşen sinemaya da ‘bunu neden yapıyorsun?’ diyemeyiz. Zaten bu sayede 70 milyon seyirci, senede 250 film, yarışmalar, festivaller gibi güzellikleri yaşadık” Melies’ten Da Vinci Resolve’a Altın Portakal’da günün diğer paneli, sinemada tasarım üzerineydi. “Pelikülden Dijitale - Sinemada Tasarım” panelinde akademisyen Emre Ahmet Seçmen, Melies’ten Da Vinci Resolve’a; sinema tarihindeki dönüm noktaları üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.