Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Paris Anlaşması

Kapsül Haber Ajansı - Paris Anlaşması haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Paris Anlaşması haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Tasarrufu Bireysel Değil, Kamusal Bir Sorumluluk! Haber

Enerji Tasarrufu Bireysel Değil, Kamusal Bir Sorumluluk!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İngilizce) Bölümü Arş. Gör. Begüm Çetin, 5–11 Ocak Enerji Tasarrufu Haftası kapsamında yeni enerji kaynakları ve enerji tasarrufu konusunu değerlendirdi. Türkiye’nin en acil enerji sorunu dışa bağımlılık ve fosil yakıt ağırlığı Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en temel enerji sorununa dikkat çeken Begüm Çetin, “Ülkemizde, karbon emisyonu ve çevresel maliyeti yüksek, iklim krizine yol açan ve enerji verimliliği açısından dezavantajlı fosil yakıtlar büyük oranda kullanılmaktadır. Fakat enerjinin yeşil geleceğini düşündüğümüzde, insan ve toplum için fayda odaklı teknolojik dönüşüm sürecinde; artan nüfusumuzun arz-talep ihtiyacına karşılık verecek, enerji kaynaklarımızın dışa bağımlılığını azaltacak, enerji verimliliğimizin kesintisiz ve emniyetli bir şekilde devam etmesini sağlayacak sürdürülebilir enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması gerekmektedir. Bu bağlamda endüstriyel ve ticari alanlarda, ofis-ev ortamında ve bireysel olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının teşviği ile doğru bilinçlendirme önem taşımaktadır. Ayrıca yeşil dönüşüm ve teknolojilerine hazır olacak şekilde ilgili altyapı eksiklikleri tamamlanmalıdır.” dedi. Yenilenebilir enerjide güçlü potansiyel var Yenilenebilir enerji kaynaklarının doğada var olan ve ihtiyacımız ölçüsünde enerjiyi devamlı ve sürdürülebilir bir şekilde temiz, verimli, güvenilir ve ekonomik olarak değerlendirmemize imkân sağlayan kaynaklar olduğunu dile getiren Çetin, “Ülkemizin coğrafi konumu, jeolojik yapısı ve bu bağlamda yapılan çalışmalar eşliğinde değerlendirildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizde önemli potansiyel kaynaklardır. Yapılan son çalışmalara göre yenilenebilir enerji kaynağının kurulu gücün yüzde olarak çoğunluğunu sırası ile hidrolik enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve jeotermal enerji kaynakları oluşturmaktadır.” diye konuştu. Akkuyu Nükleer Santrali önümüzdeki yıl devreye alınacak Nükleer enerji kaynaklarının da sürdürülebilir enerji kaynağı olup olmaması konusunda değerlendirilmesi gereken enerji kaynağı olduğunu dile getiren Çetin, “Nükleer enerji santrallerinin atık sistemi ve santral sisteminin güvenliği ile ilgili teknolojilerinin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Herhangi bir hasar meydana geldiğinde olumsuz etkileri uzun süre devam edebilmektedir. Ülkemizde nükleer enerji santrallerinin devreye alınması ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup en son ülkemizin ilk Nükleer Güç Santrali Akkuyu Nükleer Santrali önümüzdeki yıl devreye alınacağı bildirildi.” şeklinde konuştu. Son yıllarda sıkça konuşulan enerji dönüşümü, günlük hayatımıza nasıl yansıyor? Enerji dönüşümünde dijitalleşmenin özellikle son yıllarda yapay zekâ dönüşümünü de içinde barındırdığını ifade eden Arş. Gör. Begüm Çetin, şöyle devam etti: “Bu dönüşüme hazırlık sürecinde aktif olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ‘Enerji Yönetiminde Dijital ve Yenilenebilir Enerji Dönüşümü’ başlığı altında şebekelerde akıllı sayaç entegresini sağlamaya yönelik planı 2026 Mart ayı itibari ile uygulamaya koyacak. Burada bahsedilmesi gereken önemli bir nokta akıllı sayaç teknolojisi şebekelerin akıllı ve mikro şebekeye dönüştürülmesinde dolayısı ile akıllı şehirler dönüşümünde temel ve en önemli uygulamadır. Çünkü enerji verimliliğinin sağlanması demek enerji yönetiminin etkin bir şekilde gerçekleşmesi demektir ve bu bağlamda ölçüm cihazlarının bilgi ve haberleşme teknolojileri ile geliştirilmesi gerekmektedir. Böylelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının ve elektrikli araç şarj istasyonlarının şebekelere entegresi ve yük yönetimini kolaylaştıran hem üretici hem tüketici ekseninde elektrik üretimi-tüketimi ve diğer güç parametrelerini uzaktan izleme ve kontrol imkânı tanıyacak verimli enerji yönetimi entegresi sağlayan teknoloji inşa edilmiş oluyor. Enerjide yapay zekâ dönüşümü de ele alınması gereken ayrı bir konu olup özellikle enerjinin emniyetli ve kesintisiz bir şekilde sağlanmasında yapay zekâ ile erken hata teşhisi ve önlem başlıkları önemli konular olabilir.” Vatandaş dönüşümün aktif bir parçası Yeşil enerji dönüşümünün, ülkemizde dijital dönüşümle birlikte eğitim, sanayi ve bireysel kullanım alanlarında ilerlediğini söyleyen Arş. Gör. Begüm Çetin, “Eğitim ve sanayi iş birlikleriyle geliştirilen projeler umut verici gelişmeler sunarken, vatandaşlar yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve enerji verimli ürünleri tercih ederek bu dönüşümün aktif bir paydaşı olmaktadır.” dedi. Tasarruf ve verimlilik aynı şey değil Enerji tasarrufunun, enerji tüketimini azaltmaya yönelik tedbirlerden olduğunu da dile getiren Arş. Gör. Begüm Çetin, “Enerji verimliliği ise enerjinin üretim, iletim, dağıtım ve tüketim aşamalarında kayıpların azaltılarak aynı hizmetin daha az enerjiyle sağlanmasını amaçlayan teknolojik ve sistemsel çözümlerdir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki, akıllı sayaçlar ve talep tarafı enerji yönetimi gibi ölçüm ve kontrol teknolojileri enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlar. Isı yalıtımı, verimli aydınlatma sistemleri ve elektrikli cihazların düzenli bakımı gibi uygulamalar ise hem enerji tasarrufu sağlar hem de enerji verimliliğini destekleyerek daha ekonomik, güvenli ve çevre dostu bir enerji kullanımına olanak tanır.” diye konuştu. Evlerde enerji kaybı nerelerde yoğunlaşıyor? Konutlardaki enerji kayıplarının başlıca nedenlerini sıralayan Begüm Çetin, “Konutlarda enerji kaybı enerji tasarruflu aydınlatma sistemlerinin kullanılmaması, verimsiz elektrikli cihazların tercih edilmesi ve ısıtma sistemlerinde gerekli ısı yalıtımının yapılmaması nedeniyle oluşmaktadır. Ayrıca yenilenebilir enerji ve enerji depolama sistemlerinin yaygın kullanılmaması, enerji verimliliğinin artırılmasını sınırlandırmaktadır.” şeklinde konuştu. Kış ayları için basit ama etkili öneriler Kış döneminde uygulanabilecek pratik önlemleri paylaşan Begüm Çetin, “Kullanılmayan cihazların elektrik ile bağlantısı kesilmeli ve cihazlar prizde takılı kalmamalıdır. Enerji tasarruflu ampuller tercih edilmelidir ve gereksiz aydınlatmalardan kaçınılmalıdır. Evde ısı yalıtımını sağlayacak önlemler alınmalıdır ve enerji tasarruflu elektrikli cihazlar tercih edilmelidir. Talep taraflı enerji yönetimi ve enerji parametrelerinin takip edilip kontrol edilebilmesi için mekanik sayaçlar yerine akıllı sayaçlar veya çift yönlü sayaçlar entegre edilmeli, enerji depolama sistemleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı teşvik edilmelidir.” dedi. Enerji tasarrufu kamusal bir sorumluluk Enerji tasarrufunun yalnızca bireylere yüklenemeyeceğini vurgulayan Begüm Çetin, şöyle devam etti: “Bireysel sorumluluklarımız farkında olduğumuz ve bilinçli olduğumuz sürece belirli bir noktaya kadar enerji tasarrufuna katkı sağlar fakat ülkemizde artan nüfusun enerji talebini yönetebilmek, enerjimizin dışa bağımlılığını azaltmak ve enerji verimliliğini sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirmek için kamusal ve yerel yönetimlerin enerji tasarrufunu sağlayacak çözümleri mutlaka olmalıdır. Öncelikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin etkin kullanıldığı, sürdürülebilirlik ve insan/toplum odaklı teknolojik evrimin gerçekleştiği süreçteyiz. Bu sürece dahil olmanın farkındalığı ile temiz, ekonomik, güvenli enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını ve kontrolünü destekleyen akıllı ve mikro şebekelere geçilmesi konusunda hazırlıklar yapılmalıdır. Bu bağlamda daha esnek, ölçümlenebilir ve dayanıklı alt yapı imkânı sağlanmalıdır. Şebekelerde çift yönlü veri akışının sağlanabileceği haberleşme ağının ve veri kontrol merkezlerinin kurulmasının yanı sıra güç ve arıza verilerinin uzaktan kontrol edilerek yapay zekâ teknolojileri ile önceden arıza ve kesinti tahmini yapılabilecek sistemsel bütünlük içeren çalışmalara önem verilmelidir. Sürdürülebilirlik ve kalkınma planları kapsamında, üniversite sanayi iş birliğiyle geliştirilen projeler ve çalıştaylar aracılığıyla bu çalışmaların uygulanabilirliği desteklenmelidir. Toplu taşımada ve bireysel ulaşımda elektrikli ve enerji verimli araç kullanımına yönelik teşvikler artırılmalı, enerji verimli bina standartları ise zorunlu hâle getirilmelidir. Ayrıca yeşil enerji ve dijital dönüşüme ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla, ilkokuldan başlayarak tüm eğitim seviyelerinde bilinçlendirme çalışmaları yürütülmelidir.” Tasarruf artık zorunlu İklim krizi ve artan enerji maliyetlerinin tasarrufu zorunlu hâle getirdiğini ifade eden Begüm Çetin, “Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefini benimsemiştir. 12. Kalkınma Planı ve 2024–2026 hedefleri doğrultusunda yeşil enerji dönüşümünün hızlandırılması planlanmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir dönüşüme katkı sağlamak için üniversiteler de Stratejik Plan dahilinde çalışmalar yapmaya devam etmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında tasarruf yapmak bireysel tedbir almaktan çıkıp sektörel, yönetimsel ve uluslararası düzlemde yapılması gereken zorunlu davranış haline gelmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni Yayımladı Haber

EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni Yayımladı

Araştırmaya katılan şirketlerin sadece %12’sinin iklime yönelik yeni geçiş planları geliştirerek veya mevcut planlarını açıklayarak önemli bir ilerleme kaydettiği görülüyor. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri şirketi EY; işletmeleri iklim hedefleri doğrultusunda analiz ederek, ilerlemelerini araştırdığı EY Küresel İklim Eylem Barometresi’ni yayımladı. Araştırma; 50 ülke ve 13 sektörden, küresel çaptaki 850’den fazla şirketin katılımıyla yapıldı. Barometre; araştırmaya katılan işletmelerin %64’ünün “net sıfır” geçişi için bir plana sahip olduğunu gösterirken, sadece %12’sinin yeni geçiş planları geliştirerek veya mevcut planlarını açıklayarak önemli bir ilerleme kaydettiğinin altını çiziyor. Ancak barometrede, ilerlemeyi sekteye uğratma riski taşıyan eksikliklere de dikkat çekiliyor. Buna göre; dünyanın en büyük şirketlerinin önemli bir bölümünün geçiş planı hazır olsa da henüz, küresel sıcaklık artışlarını sınırlamaya yönelik çabaları destekleyecek güçte değil. Araştırmaya katılan şirketlerin %68’inin iklim değişikliğiyle bağlantılı, karbonsuzlaşma sürecinde karşılaşılan veya doğrudan iklim olaylarından kaynaklanan fiziksel ve geçiş risklerini değerlendirdiği belirtiliyor. Ancak, şirketlerin sadece %17’si önemli risklerin finansal etkilerini raporluyor. Bu da iklim değişikliğine fiziksel açıdan maruz kalma düzeylerinin henüz tam olarak net ve ölçülebilir olmadığını gösteriyor. Karbon kredisi kullanımı artıyor Net sıfır hedefi bulunan şirketlerin %63’ü karbon kredilerine bağımlı olduklarını belirtiyor. Bu durum emisyonları aktif olarak azaltmak yerine sadece dengelemeye yöneldiği anlamına geliyor. Araştırmada, karbon kredisi kullanım oranının özellikle finansal hizmetler (%78), ulaşım (%69) gibi karbonsuzlaşma sürecinde zorluk yaşayan sektörlerde yüksek olduğu gözlemleniyor. Diğer yandan, araştırmaya katılan şirketlerin %34’ünün azalan finansman veya regülasyon belirsizliği gibi etkenleri dikkate alarak iklim hedeflerini yeniden belirlediği vurgulanıyor. Bu revizyonlar genellikle hedeflerin zayıflatılmasıyla (%44) ya da hedef zamanların ertelenmesiyle sonuçlanıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleyi zayıflatabilecek yönetişim eksiklikleri söz konusu olabilir Araştırmaya katılan şirketlerin %92’si; fiziksel risklerin operasyonları üzerindeki olası etkilerini tamamen analiz ettiklerini belirtiyor. Ancak bu şirketlerin yalnızca %44’ü, söz konusu riskleri yönetmeye ve uyum sağlamaya yardımcı olacak önlemleri henüz hayata geçirdiklerini ifade ediyor. Araştırma, birçok şirkette iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını zayıflatabilecek bir durum olan etkili yönetişim eksikliklerine de dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yalnızca %8’inde sermaye tahsisi, %21’inde hedef belirleme ve %41’inde ilerlemenin izlenmesine yönelik yönetim kurulu düzeyinde gözetim ekibi bulunuyor. Barometre bulgularıyla birlikte değerlendirilen başka bir EY analizi ise iklim risklerine karşı eylemsizliğin işletmeler açısından maliyetine dikkat çekiyor. İklim değişikliği risklerini ele almayan şirketlerin, yıllık gelirlerinin %15’ine kadarını kaybedebileceği vurgulanıyor. İklim eyleminde liderlik isteyen işletmelerin öncelikli atması gereken 5 adım 1. İşletmeler iddialı ancak ulaşılabilir hedefler belirlemeli ve sermayelerini iklimle bağlantılı yatırımlara yönlendirerek iklim hedeflerini temel stratejilerine entegre etmeli. 2. İşletmeler; yönetişim yapıları, Paris Anlaşması ile uyumlu emisyon azaltım hedefleri, karbonsuzlaşma stratejileri, sürdürülebilir ürün ve hizmetlere geçiş adımları, şeffaf finansman mekanizmaları ile bu planın dayandığı varsayımlar ve bağımlılıkları içeren kapsamlı ve uygulanabilir bir geçiş planı geliştirmeli ve kamuya açıklamalı. 3. İşletmeler, karbon kredilerine olan bağımlılığı en aza indirmeli ve gerçek emisyon azaltımlarını teşvik etmek için iç karbon fiyatlamasını (ICP) stratejik bir araç olarak kullanmaya odaklanmalı. 4. İşletmeler, Kapsam 3 emisyonları ve ötesindeki önemli zorlukları ele almak için tedarikçilerinin net-sıfır hedefler belirlemesini ve geçiş planları geliştirmesini teşvik ederek değer zincirleriyle aktif bir şekilde çalışmalı. 5. İşletmeler yapay zekâyı sorumlu bir şekilde benimsemeli. EY Türkiye Şirket Ortağı, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin EY Küresel İklim Eylem Barometresi araştırmasıyla ilgili şunları söyledi: “Artan iklimsel etkilerin gittikçe daha yıkıcı hale gelmesi, kurumsal iklim eylem planlarının aciliyetini her zamankinden daha fazla öne çıkarıyor. EY Küresel İklim Eylem Barometresi 2025’e göre, iklim eylemleri konusunda ilerlemenin sektör ve ülke bazında eşit dağılmadığını görüyoruz. Bazı bölgeler iklim raporlamasında ve geçiş stratejilerinde hızla ilerlerken, bazı bölgelerin direnç ortamı veya farklı öncelikler sebebiyle geride kaldığını söyleyebiliriz. Dünya ısınmaya devam ederken, iklim değişikliği hem insanlar hem de gezegen için yenileyici ve döngüsel bir ekonomi ihtiyacını da beraberinde getiriyor. İklim değişikliğinin küresel finansal istikrar için de tehdit oluşturduğu gerçeğinden hareketle; bugün iklim eylemlerini aksiyona dönüştüren şirketlerin, yarının liderleri olacağını ve rekabette öne çıkacaklarını ifade edebiliriz. Ayrıca, araştırma bulgularımız; şirketlerin iklim raporlamasında henüz sınırlı ilerleme kaydettiğini ve bunun somut uygulama süreçlerinde karşılaşılan yapısal zorluklar, iklim risk değerlendirmesi ile stres testlerinin olgunluk düzeyindeki yetersizlikler ve yönetişim yapılarındaki eksikliklerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede, EY olarak işletmelerin söz konusu dönüşüm sürecini stratejik bir fırsata dönüştürmeleri için karbonsuzlaşma sürecinden, finansal raporlamalarına ve iklim risklerini yönetmelerine kadar her alanda destek oluyoruz.”

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluştu Haber

Sürdürülebilirlik Dönüşümünün Aktörleri UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi’nde Buluştu

UN Global Compact Türkiye 2025 Zirvesi; Türkiye’den ve Avrupa’dan iş dünyası liderleri, Birleşmiş Milletler, kamu ve sivil toplum temsilcilerini daha adil, kapsayıcı ve yaşanabilir bir dünya için eylemleri hızlandırmak üzere Hilton İstanbul Bosphorus’ta bir araya getirdi. Ahmet Dördüncü: Sürdürülebilirlik, yalnız yürüyenlerin değil, birlikte ilerleyenlerin hikayesi UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü açılış konuşmasında “Sürdürülebilirlik yolculuğu, yalnız yürüyenlerin değil, birlikte ilerleyenlerin hikâyesi olacak. Dünya artık iki gerçeği çok iyi biliyor: Birincisi hiçbir aktör küresel krizleri tek başına çözemez. İkincisi, şirketler de içinde bulundukları ekosistemden bağımsız hareket edemez. Dönüşüm bugün atacağımız adımların hızına, ölçeğine ve kararlılığına bağlı. Peki bu dönüşüm mümkün mü? Evet çünkü artık hiç olmadığı kadar güçlü araçlara sahibiz. Ancak her gecikme, her ek salım ve her tahribat, dönüş yolunu daha maliyetli ve daha riskli hale getiriyor.” dedi. İş dünyasının yalnızca kendi operasyonlarında değil, tüm değer zinciri boyunca adil ve kapsayıcı bir dönüşümü hayata geçirebileceğine dikkat çeken Dördüncü “Şirketler sadece bu dönüşümün paydaşı değil; hızlandırıcısı.” şeklinde konuştu. “Sürdürülebilirlik bir trend değil; uzun vadeli dayanıklılık ve başarı için bir gereklilik” UN Global Compact’in CEO’su Sanda Ojiambo video mesajında “UN Global Compact, tam olarak bu Zirve’de sergilenen çok paydaşlı diyalog ve iş birliğini teşvik etmek amacıyla kuruldu. Bu yıl 160 ülkeden 20 bini aşkın şirketin katılımıyla dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik girişimi olarak 25. yılımızı kutladık. Türkiye şirketleri ülke ve bölge genelinde sürdürülebilirliği ileri taşıma konusunda ciddi bir potansiyele sahip.” şeklinde konuştu. Zirvede konuk konuşmacı olarak yer alan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın ve Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinin üzerinden tam on yıl geçti. Bu süreçte küresel hedeflerde ilerleme sınırlı. Ekosistem dayanıklılığını önceliklendiren; su, enerji, kaynak verimliliğini merkeze alan; bütüncül politikaların ve iş modellerinin geliştirilmesi kritik önem taşıyor. Şirketlerin uzun vadeli planlamalarına, ölçeklenebilir çözümler, verimlilik artışı ve inovasyon odaklı uygulamaları entegre etmesi, güvenilir ve dirençli geçiş adımlarının oluşturulması açısından önemli. Dönüşümü mümkün kılacak kritik unsurların en başında yetkin insan kaynağı ve kapsayıcı beceri geliştirme geliyor. İnsan sermayesi, yatırım ve güçlü yönetişim ile girişimcilik ekosisteminin birlikte çalışması “daha hızlı, daha ileri” adımların gerçek anlamda hayata geçmesini mümkün kılıyor.” şeklinde konuştu. İklim krizi iş dünyasına daha iyi bir geleceğe katkıda bulunmak için fırsat sunuyor Zirvenin ana tema konuşmasını Financial Times’ın sürdürülebilirlik ve etik ekonomiyi odağına alan Moral Money platformunun editörü Simon Mundy yaptı. Mundy; “Yarınlar için Yarış: İklim Değişikliğine Karşı Küresel Mücadele ve İş Dünyası için Anlamı” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “İklim krizi, iş dünyası için benzeri görülmemiş zorluklar yaratıyor. Ancak aynı zamanda, küresel ekonomi ve enerji sistemindeki tarihi değişimlerden yararlanmak ve her açıdan gerçekten daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak için büyük fırsatlar da yaratıyor.” İş Dünyası Liderleri Geleceği Şekillendirecek İçgörülerini Paylaştı Zirvede iş dünyası liderleri kurumsal sürdürülebilir dönüşümde üst düzey liderliğin rolünü masaya yatırdı. Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, Unilever Türkiye Ülke Başkanı & Unilever Türkiye ve Orta Doğu Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhonoğlu, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, TSKB CEO’su Ozan Uyar, Borusan Cat CEO’su Özgür Günaydın, Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz ve Alarko Şirketler Topluluğu CEO’su Ümit N. Yıldız da konuşmacılar arasında yer aldı. Zirve Alarko Şirketler Topluluğu, Aydem Enerji, Borusan Holding, Doğan Holding, Kibar Holding, Koç Holding, Sabancı Holding, TSKB, Unilever ve Yıldız Holding sponsorluğunda ve Hilton İstanbul Bosphorus’un mekan sponsorluğunda gerçekleşti.

Opella’nın Net Sıfır Hedefi Bilim Temelli Hedefler Girişimi Tarafından Onaylandı Haber

Opella’nın Net Sıfır Hedefi Bilim Temelli Hedefler Girişimi Tarafından Onaylandı

Bu önemli dönüm noktası, Opella’nın iklim stratejisinin, küresel +1,5°C hedefi ve Paris Anlaşması ile uyumlu olduğunu, ayrıca şirketin 2050 yılına kadar faaliyetleri ve değer zinciri genelinde net sıfır karbon emisyonuna ulaşma taahhüdünde bulunduğunu teyit ediyor. SBTi; Karbon Açıklama Projesi (CDP), Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC), Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) arasındaki bir ortaklık olma özelliğinde. Bu onay da, Opella’nın hedeflerinin, iklim bilimiyle uyumlu ve kurumsal net sıfır hedef çerçevesi anlamına gelen Kurumsal Net Sıfır Standardı’na uygun olduğunu gösteriyor. Opella, bu gelişme ile birlikte hem B Corp sertifikasına sahip hem de net sıfır taahhütleri SBTi tarafından onaylanmış ilk global tüketici sağlığı oldu. Bu gelişme, Opella’nın bilimsel titizlikle sosyal ve çevresel sorumluluğu birleştirme konusundaki derin bağlılığını yansıtması açısından da manidar. Julie Van Ongevalle, Opella Başkanı ve İcra Kurulu Başkanı: “B Corp sertifikalı ve SBTi onaylı olmamız, hem insan hem de gezegen sağlığını koruma yolunda işimizi dönüştürmeye ne kadar kararlı olduğumuzun da bir göstergesi. Anlamlı bir değişim yaratan cesur bir ekibe liderlik etmekten gurur duyuyorum.” Marissa Saretsky, Opella Sürdürülebilirlik Direktörü: “Bilim pusulamız, veri ise yol haritamız. SBTi’nin onayı, iklim stratejimizin kanıta dayalı olduğunu ve uygulamada hesap verebilir olduğumuzu teyit ediyor. İşlerimizi karbonsuz hale getirmek, uzun vadeli dayanıklılığımız ve etkimiz açısından hayati önem taşıyor; bu nedenle hedefleri eyleme dönüştüren küresel bir hareketin parçası olmaktan gurur duyuyoruz.” Feirouz Ellouze, Opella AMET Bölgesi Genel Müdürü: “Bizim için en değerli iki odak olan insanları ve gezegeni korumak ve gözetmek gibi bir amaçla hareket ediyoruz. Afrika, Orta Doğu ve Türkiye bölgesinde topluma ve ekosisteme kök salan sürdürülebilir uygulamaları benimserken, Bilim Temelli Hedefler Girişimi tarafından onaylanan hedeflerimiz bize bu amaç doğrultusunda yol göstermekte. Ekiplerimiz azimle ve kalpten bir bağlılıkla çalışarak, gelecek nesiller için daha sağlıklı bir geleceği şekillendiriyor.” 2023 yılı baz alınarak, Opella 2034 yılına kadar 1, 2 ve 3. Kapsam emisyonlarında %58,8 oranında azalma hedefliyor. Şirket ayrıca 2050 yılına kadar %90 mutlak emisyon azalımı taahhüt ediyor. Bu hedefler, hem şirket operasyonlarını hem de değer zincirindeki karbon emisyonlarını kapsıyor ve emisyon dengelemesine (offset) dayanmaktan ziyade karbon salınımsız hale gelmeye öncelik veriyor. Bu hedeflere ulaşmak için Opella’nın iş yapma biçiminde bir dönüşüm de gerekiyor. Düşük karbonlu hammaddelerin tedarik edilmesi, ambalaj tasarımlarının yeniden düşünülmesi, %100 yenilenebilir elektriğe geçilmesi ve tedarikçilerin kendi bilim temelli hedeflerini belirlemeleri için iş birliği yapılması planlanıyor. Opella, ilerlemesini her yıl raporlayacak ve iklim biliminin gelişimine paralel olarak hedeflerini düzenli olarak gözden geçirecek.

Denizleasing ve Proparco 50 Milyon Euro Tutarında Yeşil Kredi Anlaşması İmzaladı Haber

Denizleasing ve Proparco 50 Milyon Euro Tutarında Yeşil Kredi Anlaşması İmzaladı

DenizLeasing, temin edilen kaynakla, temiz enerji yatırımlarını destekleyerek karbon salınımını azaltacak, yenilenebilir enerji üretimini genişletecek ve enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sunacak yatırımlara uygun koşullarda finansman sağlayacak. DenizLeasing Genel Müdürü Burak Koçak konuyla ilgili değerlendirmesinde: “DenizLeasing olarak enerji verimliliği, karbon azaltımı ve çevresel sürdürülebilirliği merkeze alan yatırımları desteklemek bizim için yalnızca finansal hedef değil, topluma karşı sorumluluğumuz. Paris Anlaşması’nın amaçlarıyla uyumlu şekilde Proparco ile gerçekleştirdiğimiz anlaşma da ülkemizin yeşil, düşük karbonlu ve sürdürülebilir ekonomiye geçiş sürecine, dolayısıyla iklim hedeflerine ulaşmasına katkı sunma vizyonumuzun somut bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde de yeşil dönüşüm yolculuğunda işletmelerin yanında yer alarak, çevreyle uyumlu bir ekonomik büyümenin destekçisi olmaya devam edeceğiz” dedi. Proparco CEO Yardımcısı Djalal Khimdjee, konuyla ilgili değerlendirmesinde, “DenizLeasing iş birliğimizle, kapsayıcı ve güvenilir ekonomik büyümenin temel unsurlarından yeşil finansı destekleme konusundaki kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Aynı zamanda, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına sağladığımız destekle, Türkiye’nin net sıfır emisyon hedeflerine de katkı sunuyoruz. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan ‘İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme’ ile ‘İklim Eylemi’ hedeflerine hizmet edecek 50 Milyon Euro tutarındaki bu proje kapsamında, uzun yıllara dayanan DenizBank ortaklığımızın DenizLeasing ile güçlenerek devam etmesinden ayrıca mutluluk duyuyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric, COP30’da Endüstriyel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırıyor Haber

Schneider Electric, COP30’da Endüstriyel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırıyor

Şirket, yerel ekonomik dayanıklılığı artırmayı, adil ve kapsayıcı bir geçişi teşvik etmeyi amaçlayan, enerji ve endüstriyel dönüşüme yönelik pratik bir gündem etrafında işletmeleri, hükümetleri ve sivil toplumu seferber ederek etkinliğe katılıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Schneider Electric Sürdürülebilirlik Direktörü (CSO) Esther Finidori, “Paris Anlaşması’ndan 10 yıl sonra COP30, küresel iklim eylemi gündemi için bir dönüm noktasını temsil ediyor. Artık taahhütlerden ilerlemeye geçmek için araçlara, azme ve küresel zorunluluğa sahibiz. Elektrifikasyon dijital zeka ile buluştuğunda ve inovasyon kapsayıcılıkla birleştiğinde, daha hızlı, daha adil ve daha dayanıklı bir geçişin kapısını aralıyoruz. Brezilya’nın bu süreçteki liderliği, iş dünyası, hükümet ve toplulukların güçlerini birleştirmesi için benzersiz bir fırsat yaratıyor. İklim sorunu küreseldir ve izlenmesi gereken yol kolektif olmalıdır.” Brezilya endüstrisinin karbonsuzlaştırılması Schneider Electric Sürdürülebilirlik Araştırma Enstitüsü (SRI) ile Brezilya Kalkınma, Sanayi, Ticaret ve Hizmetler Bakanlığı (MDIC) iş birliğiyle hazırlanan “Sürdürülebilir Dönüşüm için Talep Taraflı Stratejiler” raporu, Brezilya’nın küresel endüstriyel dönüşüme liderlik etme potansiyelini öne çıkarıyor. Araştırma; ülkenin temiz ve çeşitlendirilmiş enerji karması, yeşil hidrojen potansiyeli ve zengin doğal kaynakları gibi stratejik avantajlarını inceleyerek, endüstriyel karbonsuzlaşmaya yönelik somut ve yenilikçi çözümler sunuyor. Çalışma üç aşamalı olarak yapılandırılmış durumda. İlk aşama, talep odaklı karbonsuzlaştırmaya yönelik 2050’ye kadar olan ileriye dönük senaryoları sunuyor. Sonraki aşamalar COP30 boyunca açıklanıyor. Bu aşamalar, endüstriyel politikalar, elektrifikasyon ve verimlilik stratejileri hakkında önerilerin yanı sıra Brezilya endüstrisinde karbon nötrlüğe ulaşmak için ayrıntılı senaryolar sunacak. Bu girişim, inovasyon, rekabetçilik ve çevresel sorumluluğu birleştirmenin önemini pekiştirerek Brezilya’yı düşük karbonlu kalkınma için bir model olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Geleceğe hazır bir iş gücü geliştirmek Schneider Electric ve danışmanlık firması Systemiq tarafından yapılan yeni bir analiz, 2030 yılına kadar 760.000’e varan yeni biyoenerji istihdamı yaratılacağını ve Brezilya’nın yenilenebilir yakıtlar konusunda küresel bir lider olarak konumlanacağını öngörüyor. “Brezilya’nın İş Gücünü Fosilsiz Bir Ekonomi İçin Şekillendirmek” başlıklı rapor, otomasyon, elektrifikasyon ve karbon izlenebilirliği konularında 450.000 yeni profesyonelin eğitilmesi ve yeniden vasıflandırılması ihtiyacını vurgulayarak; teknik eğitimi, şirketler ve hükümet arasında veri entegrasyonunu ve yapısal eğitim reformlarını birleştiren üç aşamalı bir eylem planı öneriyor. Schneider Electric Güney Amerika Başkanı ve Sürdürülebilir İş Dünyası COP30 (SB COP) girişimi Yeşil İşler ve Beceriler çalışma grubu Başkanı Rafael Segrera, konuyla ilgili şunları söyledi: “İlerleme ve sürdürülebilirlik birbirine zıt yollar değildir. Bunlar, yan yana ilerlemesi gereken güçlerdir,” dedi. “Schneider Electric olarak, elektrifikasyon ve dijitalleşme kombinasyonunun, hedeflerin gerçek etkiye dönüşmesini mümkün kılan, karbonsuzlaşmayı ve kalkınmayı hızlandıran şey olduğuna inanıyoruz. COP30'un müzakerelerin ötesine geçerek, özel sektörün taahhütleri somut ilerlemeye nasıl dönüştürebileceğini gösteren stratejik bir platform olarak kendini kanıtlamasını umuyoruz.” Schneider Electric; Corporate Knights (2021 ve 2025), TIME dergisi ve Statista (2024 ve 2025) ve Sustainability Magazine (2025) de dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlar tarafından istikrarlı bir şekilde dünyanın en sürdürülebilir şirketi olarak tanınıyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.