Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Patent

Kapsül Haber Ajansı - Patent haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Patent haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sanovel'den Küresel Büyüme Hamlesi: Ar-Ge ve Onkoloji Yatırımları Güçleniyor Haber

Sanovel'den Küresel Büyüme Hamlesi: Ar-Ge ve Onkoloji Yatırımları Güçleniyor

Sanovel’in CEO’su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti. Yalın, söz konusu yatırımların Sanovel’in küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırırken, Türkiye’yi daha güçlü bir üretim ve ihracat üssü haline getirme hedeflerine de katkı sağladığını; aynı zamanda ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımın, Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltma vizyonunu destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirtti. Yalın, küresel yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve ilaç sanayisinin potansiyeline duyduğu güvenin bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Bu stratejik hamlenin, Türkiye’nin yerli üretim gücünü ve küresel pazarlardaki konumunu bir üst seviyeye taşıyacağını da sözlerine ekledi. "43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyüyoruz" Sanovel CEO’su Hülya Yalın, şirketin geçmişi, kurumsal yapısı ve mevcut operasyonel büyüklüğüne ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sanovel, temelleri 1983 yılında merhum Eczacı Erol Toksöz tarafından atılmış, 43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biridir. Kökleri bu topraklarda olan Sanovel, şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerden ödün vermeden büyümüş; bugün hem ülkemiz hem de küresel pazarlar için son derece güvenilir bir çözüm ortağı haline gelmiştir. Gücünü Türkiye’den alan, yüzde 100 yerli üretimiyle ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumunu her geçen gün daha da kuvvetlendiren bir Türk şirketiyiz. Faaliyetlerimizi Türkiye merkezli olarak sürdürüyor; Ar-Ge’mizi, üretimimizi, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı İstanbul Levent’teki Genel Müdürlüğümüz ile Silivri’deki yüksek teknolojili Ar-Ge Merkezi ve Üretim Kampüsümüzden yönetiyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayan güçlü yapımızla hareket ediyoruz. 43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyürken, ülkemizi dünyada en iyi şekilde temsil etmeyi milli bir sorumluluk olarak görüyoruz." "60'tan fazla marka, 400'ün üzerinde ruhsatlı ürün" Yerli üretimin dışa bağımlılığı azaltmadaki rolünü ve Silivri'deki üretim üssünü vurgulayan Yalın, portföy yapısını şöyle aktardı: "Biz yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı kurumsal bir ödevden öte, milli bir görev olarak kabul ediyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler, multipl skleroz (MS), nöroloji ve psikiyatri gibi akut ve kronik tedavi alanlarında faaliyet gösteriyoruz. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan çok geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Toplamda 400’ün üzerinde ruhsatlı ürünümüz bulunuyor. En büyük gurur kaynaklarımızdan biri, birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket konumunda olmamızdır. Tüm bu faaliyetlerin kalbi Silivri’deki tesisimizde atıyor. Burası yaklaşık 800 ekip arkadaşımızın emekleriyle neredeyse tüm formlarda ilaç üretimi gerçekleştirebildiğimiz, Türkiye’nin adeta bir Ar-Ge ve üretim üssüdür. Türkiye’nin yanı sıra 5 kıtada 50’den fazla ülkenin de ilaç ihtiyacını her koşulda güvenle karşılıyoruz." Rakamlarla Sanovel ve onkoloji hamlesi Son 5 yıldaki büyüme rakamlarını ve 2035 vizyonunu detaylandıran Yalın şu verileri paylaştı: "IQVIA’ya göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüme gösterdik. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında jenerik firmalar arasında 2. sırada, merkezi sinir sistemi alanında ise total pazarda ikinci sıradayız. MS pazarında ise jenerik firmalar arasında 2. sırada, total pazarda ise 3. sırada yer alıyoruz. Yurt içi pazarda yükselişimizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı yaklaşık 4 kat büyüttük. Üretim miktarımızı 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya taşıdık. Son 5 yılda fabrikamıza yaptığımız 26 milyon ABD doları yatırımla yeni ekipmanlar temin ettik. 2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir gelecek planıyla ilerliyoruz. Oluşturduğumuz proje takımlarından biri onkoloji odağında faaliyet gösteriyor. Çoğunluğu ithal olan onkoloji ürünlerini ülkemizde üreterek bu ürünlerin erişilebilirliğini artırmayı, sürdürülebilir sağlığa katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı önemsiyoruz. 2035 vizyonumuz kapsamında etki alanımızı 2 katına çıkarmayı, orta vadede Türk ilaç pazarında ilk 10 firma arasında yer almayı ve yurt dışında Sanovel markasını küresel bir dev haline getirmeyi hedefliyoruz." "50 ülkede varız, 200'den fazla ruhsat onayı bekliyoruz" Küresel pazarlardaki varlıkları ve uluslararası denetim başarıları hakkında konuşan Yalın şunları aktardı: "2005 yılında başladığımız ihracat yolculuğunu bugün çok ileri bir boyuta taşıdık. Şu anda 400’ün üzerinde ruhsat ile Kanada’dan ABD ve Avrupa’ya kadar 50 ülkedeki ihracat faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına ve net döviz girdisi sağlanmasına stratejik bir destek sunuyoruz. Fabrikamızdaki süreçlerin uluslararası standartlara uygunluğunu Avrupa’da EMA ve EU GMP, ABD’de ise US FDA onaylarımızla tescillemiş olmaktan gurur duyıyoruz. Şu an bulunduğumuz ve yeni giriş yapmayı planladığımız pazarlarda 200’den fazla ruhsat onayı bekliyoruz. Gelecek hedeflerimiz doğrultusunda AB, ABD, Kanada, MENA, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, LATAM ve CIS bölgelerinde varlığımızı genişletmeye odaklanıyoruz." Ar-Ge kadrosu ve teknolojik altyapıya ilişkin açıklamalarda bulunan CEO Hülya Yalın şöyle devam etti: "80 bilim insanıyla Ar-Ge çalışmalarını yürüten Sanovel olarak, sektörde Ar-Ge’ye en fazla kaynak ayıran lider şirketlerden biriyiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan tarafından tasarlanan tesisimizdeki Ar-Ge Merkezimizde; konvansiyonel ilaçların ötesine geçerek kombinasyon ürünler, yeni üretim teknolojileriyle farklı dozaj şekilleri içeren ürünler ve ODT (ağızda dağılan tablet) projeleri geliştiriyoruz. Bu projeleri Türkiye, ABD, Kanada ve Avrupa pazarları için 'ilk eşdeğer' olma hedefiyle kurguluyoruz. Çalışmalarımızda cGMP ve cGLP kurallarını en üst seviyede uygularken, Kalite Tasarımı (QbD) yaklaşımıyla regüle pazarların kapısını açıyoruz. Fikri mülkiyet ve patent alanında ilaç sektöründe elde ettiğimiz şampiyonluğu bu yoğun emeğin sonucu olarak görüyoruz. Türkiye’deki tüm sektörler bazında yapılan patent başvuru sayısı sıralamalarında ilk 3 şirket arasında yer alıyoruz." Sürdürülebilirlik, Sosyal Sorumluluk ve "En İyi İşveren" Ödülü Çevresel hedefler, sosyal projeler ve insan kaynakları başarılarına değinen Yalın tüm faaliyetlerinde Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı rehber aldıklarını ifade ederek, “Çevresel performansımızı düzenli takip ederek 2025 yılında karbon ayak izimizde yüzde 14,3, su ayak izimizde ise yüzde 13,9 oranında net azaltım sağladık. Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrencimize profesyonel koçluk desteği sağladık. Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası’nı almaya hak kazanarak toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımımızı tescilledik. Ayrıca Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle gerçekleştirilen 'Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. 10 binden fazla çalışanın anonim geri bildirimleri doğrultusunda oluşturulan bu listede yer almak, çalışan deneyimine verdiğimiz önemin bir göstergesidir” diye konuştu. “Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam ediyoruz” Şirketin devredildiği veya değerinin altında satıldığı yönündeki iddialara açıklık getiren Yalın, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle çok net ifade etmek isterim ki, Sanovel ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Sanovel, bir Türk şirketi olarak 43 yıldır olduğu gibi bugün de ülkesi için yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya, Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam etmektedir. Her şirkette olduğu gibi Sanovel’in idari süreçleriyle ilgili oluşan değişimler, şirketimizin güçlü geleceğini desteklemek, operasyonel mükemmeliyet ve organizasyonel çevikliği güçlendirmek adına atılan doğal dönüşüm adımlarıdır. Dönem dönem gündeme getirilen geçmiş hissedarlarımızla ilgili süreçler ise Sanovel’in tüzel kişiliğini ve bugünkü operasyonel faaliyetlerini ilgilendiren bir konu değildir. Uluslararası yatırımcılardan gösterilen ilgi, hem ülkemizin makroekonomik istikrarına hem de Sanovel'in küresel potansiyeline duyulan sarsılmaz güvenin bir yansımasıdır." "Uluslararası Yatırım Türkiye'nin Üretim Gücünün Tescilidir" Uluslararası ortaklığın sağladığı katkıya değinen Hülya Yalın şunları ekledi: "Uluslararası yatırımcıların hissedarlar arasında yer alması, Türk ilaç sektörünün ve Türkiye’nin üretim gücünün uluslararası arenada ne kadar büyük bir itici güç olduğunun tescilidir. 2020 yılı ve sonrasında gerçekleşen bu stratejik yatırım; şirketimizin üretim gücünü, Ar-Ge kabiliyetini, istihdamını, ihracat potansiyelini ve yerli üretime olan katkısını çok daha yukarılara taşıyacak hayati bir adım olmuştur. Sanovel, 2020 yılı itibarıyla kurumsallaşma yolculuğunu stratejik yatırımlarla halihazırda güçlendirmeye başlamış; büyüme, globalleşme, sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Uluslararası yatırımcıların sağladığı bu yeni katkı ve güven ortamı, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü çok daha fazla geliştirecek ve perçinleyecektir. Sanovel bu ülkenin milli bir değeridir ve geleceğini kararlılıkla Türkiye’de inşa etmektedir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

OPPO Dünya Çapında Güncel Patent Verilerini Paylaştı Haber

OPPO Dünya Çapında Güncel Patent Verilerini Paylaştı

Bunların 115.000'i faydalı model patentinden oluşuyor ve bu oran tüm OPPO patent başvurularının %92'sini oluşturuyor. OPPO, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün (WIPO) yayımladığı 2025 PCT (Patent İş Birliği Antlaşması) uluslararası patent başvuruları sıralamasında OPPO dünya genelinde 18. sırada yer alıyor. Bugün dünya genelinde 40'ın üzerinde ülke ve bölgede patent portföyüne sahip olan OPPO, 2025 yılı istatistiklerine göre: Avrupa'da patent tescili alan Çinli patent sahipleri arasında 5. sırada,ABD'de patent tescili alan Çinli patent sahipleri arasında 6. sırada,Çin'de verilen buluş patentleri bakımından dünya genelinde ise 7. sırada yer alıyor. 5G patentlerinin öncülerinden… Bugüne kadar 5G standardına ilişkin temel patentlerini dünya çapında 40'ın üzerinde ülke ve bölgede kullanıma sunan şirket, Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü’ne (ETSI) de binlerce 5G standardı patent ailesini bildirdi. OPPO, küresel cep telefonu ağları için teknik standartlar ve protokoller geliştiren telekomünikasyon konsorsiyumu 3GPP'ye (3. Nesil Ortaklık Projesi) de 5G standardıyla ilgili teknik katkılarını sunmaya da devam ediyor. Şirket önde gelen bir patent istatistik platformu olan LexisNexis® IPlytics'in Ocak 2026'da yayınladığı Global 5G Standart Esas Patent Gücü Raporu'na göre kapsamlı 5G patent gücü açısından ilk 10 arasında yer alıyor. Yapay zekâ alanında OPPO, küresel patent portföyünü sürekli genişletiyor. Bu alanda şirket öncelikli olarak görüntü işleme, bilgisayarlı görü, ses/konuşma teknolojileri, doğal dil işleme ve makine öğrenmesi alanlarına odaklanıyor. OPPO'nun video standardı patentleri de, dünya çapında 40'ın üzerinde ülke ve bölgede sürekli olarak tescil ediliyor ve dünya çapında en üst sıralarda yer alıyor. Hızlı şarj teknolojilerinin kapsamını genişletiyor OPPO’nun yenilikçi teknolojilerinin en önemli örneklerinden biri hızlı şarj teknolojisi (VOOC). Şirket, hızlı şarj teknolojisine ilişkin patentlerini bugüne kadar tüketici elektroniği, ortak kullanımlı taşınabilir şarj cihazları ve araç içi şarj sistemleri gibi sektörlerden 60'ın üzerinde şirkete lisansladı. 2021 yılında çığır açan hızlı şarj teknolojisini akıllı telefonların ötesine taşıyarak otomobillere, kamusal alanlara ve farklı elektronik cihazlara yaymayı hedefleyen Flash Initiative adlı projesini başlattı. OPPO, otomotiv sektöründe otomobil üreticileri, çip üreticileri ve modül tedarikçileriyle yaptığı patent lisanslama iş birlikleri sayesinde araç içi hızlı şarj ekosistemini de geliştiriyor. Dünya genelinde bugün 25 milyonun üzerinde araç OPPO'nun hızlı şarj patent teknolojisini kullanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği Haber

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği

Yeni nesil aktif işveren sendikacılığının ülkemizdeki temsilcisi TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), üniversite-sanayi iş birliğini geliştirme hedefi doğrultusunda Marmara Üniversitesi ile protokol imzaladı. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar ve Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur tarafından imzalanan protokol, gıda sanayisinin bilimsel araştırma altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla ilişkisini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi; Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesi, eğitim programlarının geliştirilmesi ve gıda sektörünün akademiyle temasının artırılması için birlikte çalışacak. İş birliğiyle Marmara Üniversitesi akademisyenleri ile TÜGİS üyeleri arasında doğrudan iletişimin teşvik edilmesi, gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu araştırma başlıklarında eş güdümlü projelerin geliştirilmesi ve ulusal ya da uluslararası destek fonlarıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor. Ortak çalışma zemini kurulacak Protokolün ana başlıkları arasında Ar-Ge faaliyetleri, öğrenciler için staj olanakları, iş dünyası gezileri ve TÜGİS üyelerine yönelik eğitimlerin yanı sıra ortak konferans ve seminer programlarının düzenlenmesi yer alıyor. Taraflar ayrıca gıda ve benzeri sektörlere katma değer sağlayacak analiz, ürün geliştirme ve veri paylaşımı süreçlerinde de iş birliği yapacak. Marmara Üniversitesi ile TÜGİS üyesi sanayi kuruluşları arasında laboratuvar ve ekipman kullanımına ilişkin detaylar da protokolün kapsamı içinde bulunuyor. Bu çerçevede proje, makale, patent ve ticari ürün geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi planlanıyor. TÜGİS üyeleriyle akademi arasında doğrudan temas güçlenecek Protokol doğrultusunda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi temsilcilerinden oluşacak Ortak Bilim Komisyonu, yılda en az iki kez bir araya gelerek uygulanabilecek proje başlıklarını değerlendirecek. Üniversite bünyesinde açılan tezsiz yüksek lisans programlarında, başvuru koşullarını sağlayan TÜGİS üyeleri için kontenjan ayrılması da protokol başlıkları arasında yer alıyor. TÜGİS ise Marmara Üniversitesi bünyesindeki ders programlarının eğitim ve uygulama çalışmalarına eğitmen ve altyapı desteği sağlayabilecek. Akademik düzeyde eğitim verme yetkinliğine sahip TÜGİS üyeleri de ihtiyaç duyulması halinde ilgili alanlarda üniversite bünyesinde ders verebilecek. “Gıda sanayisinin geleceği bilimle kurulan güçlü bağdan geçiyor” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sanayisinin dönüşümünde üniversite-sanayi iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını belirtti. Sidar, “Sanayimiz, üretim kabiliyeti kadar bilgiye erişim, araştırma kapasitesi ve nitelikli insan kaynağıyla da güç kazanıyor. Marmara Üniversitesi ile imzaladığımız bu protokolü, sektörümüzün bilimsel altyapıyla daha yakın temas kurması bakımından değerli bir adım olarak görüyoruz. Ortak Ar-Ge çalışmaları, eğitim programları, staj olanakları ve uygulama alanlarında kurulacak iş birlikleriyle hem öğrencilerimizin sektörü daha yakından tanımasına hem de sanayicilerimizin akademik bilgi birikiminden daha etkin yararlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Protokol beş yıl süreyle geçerli olacak TÜGİS ve Marmara Üniversitesi arasında imzalanan protokol, imza tarihinden itibaren beş yıl süreyle geçerli olacak. Tarafların mutabakatı halinde birer yıllık sürelerle uzatılması mümkün olacak. Protokol kapsamında yürütülecek alt projeler, eğitimler ve uygulama çalışmaları ise ilgili sözleşmeler ve tarafların ortak kararları doğrultusunda hayata geçirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Afrika’daki Nehirlerde Bile Enerji Üretebilecek Haber

Afrika’daki Nehirlerde Bile Enerji Üretebilecek

Türkiye’nin global enerji oyuncularından YEO Teknoloji, iştiraki Mikrohes ile hidroelektrik enerjisi üretiminde yeni bir dönemin kapısını açıyor. Bugüne kadar büyük ölçüde değerlendirilemeyen hidrokinetik enerji potansiyelinden yararlanmak amacıyla geliştirilen yeni nesil Modüler Yatay Yüzer Arşimet Burgu Türbin Platformu, tasarım ve mühendislik çalışmalarından prototip üretimine, saha testlerinden patent başvurusuna kadar kapsamlı bir Ar-Ge sürecinin ardından başarıyla doğrulandı. EUREKA Network ve TÜBİTAK desteğiyle üç yıl boyunca yürütülen proje kapsamında sistemin tasarımı tamamlandı, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği analizleri gerçekleştirildi, prototipi üretildi ve gerçek saha koşullarında test edildi. Yapılan çalışmalar sonucunda platformun farklı akış koşullarında güvenilir ve verimli biçimde enerji üretebildiği ortaya kondu. Kot farkına ihtiyaç duymadan enerji üretiyor Geleneksel hidroelektrik santraller suyun belirli bir yükseklikten düşmesiyle oluşan enerjiden yararlanırken Mikrohes’in geliştirdiği yeni sistem, suyun doğal akış hızını doğrudan enerjiye dönüştürüyor. Böylece yüksek kot farkına, büyük baraj yapılarına ya da kapsamlı inşaat yatırımlarına ihtiyaç duyulmadan elektrik üretilebiliyor. Yatay ve yüzer yapıya sahip Arşimet Burgu Türbin Platformu, suyun akış kuvvetiyle dönen burgu kanatları aracılığıyla jeneratörü harekete geçiriyor. Modüler olarak tasarlanan sistem, farklı su kanallarına ve akış koşullarına kolaylıkla uyarlanabiliyor. Platform, 1,5 ila 3 metre/saniye arasındaki su hızlarında enerji üretme kapasitesine sahip. Üretim ve depolama tek platformda Yeni nesil platform, yalnızca elektrik üreten bir türbin olarak değil, bütünleşik bir enerji sistemi olarak geliştirildi. Hidrokinetik enerji üretimi, Batarya Enerji Depolama Sistemi, akıllı güç elektroniği, uzaktan izleme ve enerji yönetimi aynı modüler yapı altında bir araya getirildi. Üretilen enerji ihtiyaca göre doğrudan tüketilebiliyor, şebekeye aktarılabiliyor veya batarya sistemlerinde depolanabiliyor. Uzaktan izleme altyapısı sayesinde üretim performansı, su akış koşulları, batarya durumu ve sistem verimliliği anlık olarak takip edilebiliyor. Nerede kullanılabilecek? Modüler Yatay Yüzer Arşimet Burgu Türbin Platformu; tarımsal sulama kanallarında, hidroelektrik santrallerinin kuyruksularında, açık su iletim kanallarında, çevresel can suyu hatlarında, akarsu ve nehirlerde kullanılabiliyor. Sistem sayesinde bugüne kadar teknik veya ekonomik nedenlerle enerji üretiminde değerlendirilemeyen çok sayıda su akışının temiz enerji kaynağına dönüştürülmesi amaçlanıyor. Modüler yapı, tek bir ünitenin kullanılmasının yanı sıra birden fazla türbinin aynı bölgede birlikte çalışmasına da olanak sağlıyor. Böylece farklı kapasite ihtiyaçlarına göre büyütülebilen hidrokinetik enerji üretim alanları kurulabiliyor. Hedef hidrokinetik enerji tarlaları Mikrohes, geliştirdiği teknolojiyi yalnızca tekil türbin uygulamalarıyla sınırlamayı planlamıyor. Şirket, çok sayıda modüler platformun bir arada çalıştığı Hidrokinetik Enerji Tarlaları kurarak akan su potansiyelini megavat ölçeğinde temiz enerjiye dönüştürmeyi hedefliyor. Bu kapsamda Afrika başta olmak üzere düşük eğimli nehirlerin yaygın olduğu bölgelerde temiz, dağıtık ve ölçeklenebilir enerji projelerinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Büyük barajlara ve kapsamlı altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymayan sistem; hızlı kurulumu, modüler yapısı ve farklı coğrafyalara uyarlanabilmesi sayesinde kırsal bölgelerin, tarımsal tesislerin ve şebekeye erişimi sınırlı yerleşimlerin enerji ihtiyacına da çözüm sunabilecek. Yeşil ve balık dostu teknoloji Arşimet Burgusu, ağırlık prensibiyle çalışıyor. Her bölümde oluşan su ağırlığı, burgu miline ve kanatlarına bir döndürme kuvveti uyguluyor ve burgunun dolayısıyla jeneratör milini çevirerek enerji üretmesini sağlıyor. Arşimet Burgu Türbini, düşük debili sularda bulunan, bugüne kadar büyük ölçüde değerlendirilemeyen hidroelektrik potansiyelini elektrik enerjisine dönüştüren çevre dostu bir sistem. 2010 yılında kurulan Mikrohes, yenilenebilir enerji alanında mühendislik, tasarım ve uygulama çalışmaları yürütüyor. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleriyle alternatif enerji üretim teknolojileri geliştiren şirketin hisselerinin çoğunluğu 2021 yılında YEO Teknoloji tarafından satın alındı. Mikrohes, YEO Teknoloji’nin mühendislik, enerji depolama ve enerji yönetimi kabiliyetlerinden yararlanarak yeni nesil temiz enerji teknolojileri geliştirmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabri Ülker Vakfı, “Bilim Elçileri”yle Küresel Bilim Ekosistemine İlham Verecek Haber

Sabri Ülker Vakfı, “Bilim Elçileri”yle Küresel Bilim Ekosistemine İlham Verecek

Sabri Ülker Vakfı, bilimsel ilerlemenin yeni araştırmalar kadar bilim liderlerinin de yetiştirilmesiyle mümkün olduğu inancıyla Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü sahipleriyle buluşturuyor. Kuruluşundan bu yana kararlılıkla sürdürdüğü bilimsel destek yaklaşımını 2026 Bilim Ödülü başvuru sürecinde küresele taşıyan Vakıf, bu vizyonunu yeni bir adımla güçlendiriyor. 25 Haziran 2026’da açılacak başvurular, 25 Nisan 2027’ye kadar scienceaward.sabriulkerfoundation.org adresinden yapılabilecek. Gıda, beslenme ve halk sağlığı alanlarında topluma fayda sağlayacak araştırmaları destekleyen Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, yeni dönemde ‘’Bilim Elçileri Ağı’’ altında genç araştırmacılara rehberlik edecek. Bilim Elçileri, geçmiş yıllarda ödül kazanan araştırmacılardan oluşacak ve bu ağ, uluslararası iş birliklerini destekleyerek ödül programının toplumsal etkisini büyütecek. Vakfın küresel vizyonunun önemli adımlarından birini oluşturan “Bilim Elçileri”, 2026 Geleceğin Bilim Lideri Ödülü başvuru sürecinin de başlatıldığı lansmanla tanıtıldı. Etkinlikte, geçmiş yılların ödül sahipleri Vakfın "Bilim Elçileri" olarak sahneye çıktı. Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, Dr. Maria Elsa Pando San Martin ve Doç. Dr. Cesarettin Alaşalvar, ödül sonrasındaki başarılarını, araştırmalarının toplumsal etkilerini ve uluslararası iş birliklerini paylaşarak genç araştırmacılara ilham verdi. Lansman kapsamında oluşturulan bilim galerisinde ise geçmiş yıllarda ödül sahiplerinin araştırmaları, yayınları, patentleri ve uluslararası iş birlikleri katılımcılarla buluşturuldu. Yahya Ülker: "Bilimin dönüştürücü gücüne ‘Bilim Elçileri’yle tanıklık ediyoruz” Etkinlikte konuşan Sabri Ülker Vakfı Başkanı Yahya Ülker, 15 yılı aşkın süredir oluşturdukları bilimsel birikimi, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nü küresel başvurulara açarak uluslararası arenaya taşıdıklarını ifade etti. Yahya Ülker şunları kaydetti: “Sabri Ülker Vakfı olarak 2009’dan bu yana güvenilir bilimsel bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlarken, insan sağlığına fayda sağlayacak araştırmaları desteklemeyi önceliklerimiz arasında görüyoruz. On yıl önce başlattığımız Geleceğin Bilim Lideri Ödülü programının bugün ulaştığı nokta hepimiz için gurur verici. Bugüne kadar ödülü kazanan bilim insanımızın ortaya koyduğu 1.500’den fazla bilimsel yayın, 25'ten fazla patent ve patent başvurusu, 300’den fazla araştırma projesi ve 150’den fazla uluslararası iş birliği, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü'nün yalnızca bireysel başarıları değil, küresel ölçekte bilimsel etkiyi de desteklediğini gösteriyor. Bu başarı hikâyelerinin daha fazla araştırmacıya ulaşması ve yeni bilim liderlerine ilham vermesi amacıyla bugün Bilim Elçileri ağını hayata geçiriyoruz. Artık Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, bir ödül programının ötesinde; bilim insanlarını bir araya getiren, iş birliklerini güçlendiren ve bilimin toplumsal etkisini büyüten bir platform olarak yoluna devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de genç araştırmacıları desteklemeye, uluslararası bilim ağlarını güçlendirmeye ve sürdürülebilir bir bilim ekosisteminin gelişimine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz.” Bilim Elçisi Doç. Dr. Karalar: “Ödül, araştırmalarımızı daha görünür bir noktaya taşımamıza katkı sağladı” 2021 Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü kazanan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, ödülün kendisi için yalnızca bireysel bir başarı değil, aynı zamanda araştırma ekibi ve yürüttükleri bilimsel çalışmalar için de önemli bir destek ve görünürlük sağladığını belirtti. Fırat Karalar şöyle devam etti: “Bilim uzun soluklu, emek ve kararlılık gerektiren bir yolculuk. Bu yolculukta doğru zamanda gelen destekler, özellikle genç araştırmacılar için çok değerli. Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü, bizim için araştırmalarımızı daha görünür kılan, yeni projeler geliştirme motivasyonumuzu artıran ve uluslararası hedeflerimize daha güçlü şekilde ilerlememize katkı sağlayan önemli bir destek oldu. Bugün genç araştırmacılara en önemli mesajım, meraklarından vazgeçmemeleri, bilimsel hedeflerinin peşinden cesaretle gitmeleri ve kendi potansiyellerine güvenmeleri. Türkiye’den yetişen bilim insanlarının dünya bilimine önemli katkılar sunabileceğine yürekten inanıyorum.” Başvuru Süreci Sabri Ülker Geleceğin Bilim Lideri Ödülü için başvuracak adayların 45 yaşından gün almamış, Ph.D., M.D. veya eşdeğer doktora derecesine sahip olması gerekecek. Özgün, bilimsel titizliği yüksek ve somut ya da potansiyel etki yaratma kapasitesine sahip araştırmalarla yapılacak başvurularda dosyanın İngilizce hazırlanma şartı bulunacak. Adaylar doğrudan başvuru yapabilecek. 25 Haziran 2026’da açılacak başvurular, 25 Nisan 2027’ye kadar scienceaward.sabriulkerfoundation.org adresinden yapılabilecek. Geleceğin Bilim Lideri seçilen araştırmacı 100 bin dolarla ödüllendirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şölen Çikolata’dan 100 Milyon Dolarlık Teknoloji Üssü Yatırımı Haber

Şölen Çikolata’dan 100 Milyon Dolarlık Teknoloji Üssü Yatırımı

Türkiye’de çikolata ve atıştırmalık sektörünün öncüsü, tüm gıda kategorisinde ihracat lideri, Biscolata, Luppo, Ozmo gibi dünyaca sevilen markaların sahibi Şölen Çikolata, üçüncü “Türkiye’nin Çikolata Fabrikası”nı Gaziantep’te faaliyete geçirdi. Şölen Çikolata’nın sürdürülebilirlik, verimlilik ve inovasyonu odağına alan bu stratejik yatırımının açılış töreni 3 Haziran 2026 Çarşamba günü, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Şölen Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Erdoğan Çoban, Şölen Çikolata Yönetim Kurulu Üyeleri, Şölen’in bayileri, iş ortakları ve çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. 90 üretim hattı, 90 bin paletlik akıllı depo Yeni fabrika, tamamı özkaynaklarla karşılanan yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildi ve 500 kişilik ek istihdam sağlandı. Bu tesisle birlikte Şölen Çikolata, Gaziantep’teki toplam üretim alanını yüzde 70 genişletti ve büyüklük olarak 27 futbol sahasına denk gelen 172 bin 500 metrekarelik üretim sahasına ulaştı. İleri teknoloji altyapısı ve yüksek kapasitesiyle dünyanın alanındaki en akıllı fabrikalarından biri olan yeni tesis, Şölen’in global vizyonunu yansıtan bir teknoloji üssü niteliği taşıyor. 90 bin paletlik yeni bir akıllı deposu bulunan fabrikada, lojistik ve operasyonel kabiliyet ileri bir seviyeye taşındı. Dijitalleşme, yapay zekâ ve robotik sistemlerle üretimi bir üst boyuta taşıyan fabrikada 90 üretim hattı, günlük 900 ton üretim kapasitesi ve kapalı alanda çalışan robotlar bulunuyor. Şölen fabrikalarındaki robot sayısı bakımından birçok otomotiv fabrikasını geçmiş oldu. Son 5 yılda 2 kat büyüme sağlandı Şölen Çikolata CEO’su Erdoğan Çoban, “Şölen Çikolata olarak, bugüne kadar sadece üretim tesisleri değil, bu topraklardan aldığımız gücü dünyaya yansıtan bir "ihracat üssü" kurduk. Son 10 yılda 500 milyon doları aşan yatırımın tamamını Gaziantep’e yaptık. 36 yılda ise yatırımlarımızın tamamı toplamda 1 milyar doları aşmış durumda. Bugün 5 kıtada 120’den fazla ülkeye ihracat yapıyor, milyarlarca tüketiciye ulaşıyoruz. Tüm gıda kategorilerinde ihracat lideriyiz. Ar-Ge merkezimizde 35 patentle geleceği tasarlıyoruz. Yeni fabrikamızla birlikte 3 üretim tesisimizde 300 bin metrekareye ulaşan üretim alanımızla dünyanın en büyük çikolata üretim merkezlerinden biri olduk. Teknolojiyi ve insanı bir araya getirerek hayata geçirdiğimiz üçüncü fabrikamız tam bir yüksek teknoloji üssü. Yeni üretim hatları, ileri otomasyon sistemleri, robotik teknolojiler ve veri temelli üretim altyapısı sayesinde hem kapasitemizi artırdık, hem üstün kalite standartlarımızı ve gıda güvenliğini çok daha ileri bir noktaya taşıdık, hem de kalite, hız ve esneklik açısından global ölçekte çok daha rekabetçi bir konuma ulaştık. Bu yatırımla birlikte, mevcut istihdamımıza ek olarak 2 bin kişiye de dolaylı istihdam sağlıyoruz. Tüm tesislerimizde sürdürülebilirlik odaklı çalışıyoruz; sıfır atık ve 216 bin ağaca denk gelen karbon emisyonu önlemini iş modelimizin her adımında uyguluyoruz” dedi. “Hedefimiz dünyada kendi sektörümüze ilk 10’a girmek, 2030 yılında 1.2 milyar dolar ciro” Şölen’in cirosunu son 5 yılda 300 milyon dolardan 650 milyon doların üzerine çıkarak iki kat büyüme elde ettiklerini belirten Çoban, hedeflerle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Beş yıl içinde tonajda yüzde 40 büyüme sağladık. 2025 yılında ise bir önceki yıla göre çift haneli büyümeyle 360 milyon dolarlık ihracata ulaştık. Bu yıl, yeni fabrikamız, ileri teknoloji, inovasyon ve Ar-Ge odaklı üretim anlayışımız, çevik yönetim yapımız ve başarısını kanıtlamış markalarımızdan aldığımız güçle yatırımlarımızı ve istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz. 2026’da iç pazarda yüzde 17-20 büyüme hedefliyoruz. Yeni ürünler de gelmeye devam edecek. İhracatta ise dolar bazında yaklaşık çift haneli büyüme ve 386 milyon dolar ciro öngörüyoruz. Dünyada kendi sektörümüzde ilk 10’a girme hedefimize kararlılıkla yürüyoruz. Biz bu topraklara inanıyoruz, ülkemizin üretim gücüne güveniyoruz. 36 yıldır olduğu gibi bayrağımızı dünyada gururla dalgalandırmayı sürdüreceğiz.” 5 kıtada 120’den fazla ülkeye katma değerli ihracatta lider Şölen Çikolata, teknoloji ve yapay zekayı tüm iş modelinin bel kemiği haline getirirken global alanda iddiasını da güçlendiriyor. Biscolata, Milango, Ozmo, Boombastic, Luppo, Papita ve Nutymax gibi sadece Türkiye’de değil, dünya çapında tüketicilerin sevdiği ödüllü markaları bulunan Şölen, Belçika’dan Maldivler’e, Kolombiya’dan Japonya’ya kadar 120’den fazla ülkede 200 çeşit ürününü tüketicilerle buluşturuyor. Çikolata denince ilk akla gelen Belçika’ya Türkiye’den yapılan ihracatın yüzde 62’sini, kakao ülkesi Kolombiya’ya çikolata ihracatının yüzde 65’ini Şölen gerçekleştiriyor. Bir dünya oyuncusu olarak, Avrupa, Amerika ve Japonya başta olmak üzere, çikolatanın ve çikolatalı ürünlerin daha çok tüketildiği, kalite ve gıda güvenliğinin çok önemli olduğu kritik pazarlara katma değerli ürünler ihraç ediyor. İhracat kilogram fiyatında sektör ortalaması 3,7 dolar iken, katma değerli ürün ihracatıyla Şölen’de bu rakam 5,5 dolara ulaşıyor. Şirket, ihracattaki bu başarısı ile geçen yıl, TİM’in İhracatın Şampiyonları Listesi’nde tüm gıda sektörü içerisinde birincilik ödülünü aldı. Patent şampiyonu Şölen, gıda güvenliği kriterleriyle de sektörünün öncüsü Türkiye gıda sektöründe tek tüzel kişilikte ve 2 farklı lokasyonda Ar-Ge merkezine sahip ilk kuruluş olan Şölen Çikolata, 35 uluslararası patent ile çikolata, şekerleme ve unlu mamuller kategorisinde patent şampiyonu. Aynı zamanda Amazon, Lidl, Walmart gibi dünya devleriyle çalışan Şölen, global zincir marketlerin gerçekleştirdiği habersiz denetimlerden de 100 üzerinden 98 puan alabilen nadir gıda şirketlerinden biri. Üretimin her aşamasında en fazla analiz yaptıran ve benchmark kabul edilen Şölen Çikolata, tüm dünyada denetim ve belgelendirme yapan kuruluşlardan biri olan SGS tarafından habersiz yapılan BRC ve IFS denetimlerinden üst seviye olan AA ve High Level kategorisinde en yüksek puan alan nadir şirketler arasında yer alıyor. Global başarılara her yıl yenileri ekleniyor Şölen Çikolata, geçen yıl önemli bir global başarıya imza attı. Yüksek ürün kalitesi, ileri teknolojiye dayalı üretim standartları, global satış ve pazarlama performansı ile Avrupa Candy Kettle Club tarafından verilen ve Avrupa şekerleme sektörünün en büyük ödülü olan Professional Excellence Ödülü'nü kazanarak “Bakır Kazan”ı Türkiye’ye getirdi. Şölen, “Candy Industry Top 100” listesinde de dünyanın ilk 10 çikolata şirketi arasında yer almayı hedefliyor. Bugün dünyanın en prestijli perakende zincirlerinden Amazon.com’da ise Biscolata en çok satılan ürünlerden biri ve today.com’da ‘Top Cookie’ seçildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Spor, Teknoloji ve Yatırım Aynı Eksende Buluştu Haber

Spor, Teknoloji ve Yatırım Aynı Eksende Buluştu

Lazzoni Hotel’de gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmaları; Entertech İstanbul Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Kasapoğlu, İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ve Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak tarafından yapıldı. Konuşmalarda, akademik bilginin korunması, teknolojiye dönüştürülmesi ve girişimcilik ekosistemiyle buluşturulmasının önemi vurgulandı. Fikri Mülkiyet, Yatırım ve Büyümenin Merkezinde Entertech İstanbul Teknokent Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Kasapoğlu, fikri mülkiyetin yalnızca bir koruma aracı olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bugün artık bilgi üretmek tek başına yeterli değil; o bilgiyi koruyarak ekonomik değere dönüştürmek gerekiyor. Entertech İstanbul Teknokent olarak üniversitelerde üretilen bilgiyi girişimcilikle buluşturuyor, fikri mülkiyeti yatırım ve büyümenin merkezine yerleştiriyoruz. Yatırım yaptığımız firmalarımızın çoğu patent tabanlı, ticarileştirilmelerinin önünü açıyoruz.” İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, üniversitelerin dönüşen rolüne dikkat çekerek: “Üretilen bilginin korunması ve ekonomik değere dönüştürülmesi, üniversitelerin sürdürülebilir bilimsel üretimi için kritik bir eşik haline gelmiştir. Fikri mülkiyet, bu dönüşümün en temel yapı taşlarından biridir.” İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ise fikri mülkiyetin stratejik boyutuna vurgu yaparak şunları söyledi: “Fikri mülkiyet artık teknik bir hukuk başlığı değil; bilginin stratejik bir varlığa dönüşmesini sağlayan temel mekanizmadır. Üniversitelerde üretilen bilginin gerçek değeri, korunup ticarileştirildiğinde ortaya çıkar.” Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak ise fikri mülkiyetin stratejik önemine dikkat çekerek: “Fikri mülkiyet, günümüzde yalnızca hukuki bir çerçeve değil; ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsurdur. Özellikle spor gibi hızla dönüşen alanlarda ortaya çıkan veri ve teknolojilerin korunması, sürdürülebilir ekonomik değer için kritik önem taşımaktadır.” Spor, teknoloji ve fikri mülkiyet aynı zeminde Etkinlik kapsamında düzenlenen “İnovasyon, IP ve Spor” panelinde, sporun değişen yapısı çok boyutlu olarak ele alındı. Panele konuşmacı olarak katılan Türk futbolunun modern oyun anlayışına yön veren, stratejik dehası ve elde ettiği başarılarla ekol oluşturmuş deneyimli teknik adamı Abdullah Avcı, sporun yalnızca fiziksel performansla sınırlı olmadığını belirtti: “Bugün spor yalnızca sahada oynanmıyor. Veriyle analiz edilen, teknolojiyle geliştirilen bir yapıya dönüştü. Bu süreçte ortaya çıkan bilginin korunması, kulüpler için kritik bir rekabet avantajı haline geliyor.” Panelde ayrıca spor teknolojileri, performans analitiği, veri temelli uygulamalar ve bu alanlarda ortaya çıkan fikri mülkiyetin ekonomik değeri ele alındı. Program kapsamında “Bir Yatırım Aracı Olarak Patent” başlıklı panelde fikri mülkiyetin finansal boyutu değerlendirilirken, BİGGİST Konsorsiyumu İmza Töreni de gerçekleştirildi. Teknopol İstanbul, Biruni Teknopark ve Entertech İstanbul Teknokent ile imzalanan bu yapı, teknoloji tabanlı girişimlerin desteklenmesine yönelik önemli bir adım olarak öne çıktı. Etkinlik; akademisyenler, girişimciler, yatırımcılar ve sektör temsilcilerinin katılımıyla tamamlandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch İnovasyon Gücünü Öne Çıkarıyor Haber

Bosch İnovasyon Gücünü Öne Çıkarıyor

Bosch Grubu, jeopolitik gerilimler ve ticaret engelleri karşısında 2026 mali yılında küresel pazarlardaki büyüme beklentilerini gerçekleştirmek için inovasyon gücünden yararlanmayı hedefliyor. Geleceğin önemli alanlarına yönelik gerekli ön yatırımların önceki yılların yüksek seviyesinde kalması planlanıyor. Sadece 2025 yılında Bosch, araştırma ve geliştirmeye ve sermaye harcamalarına yaklaşık 12 milyar Euro ayırdı. Teknoloji ve hizmet tedarikçisi, 2026 yılı için yüzde 2-5 arasında ciro artışı ve yüzde 4-6 arasında faaliyetlerden gelen FVÖK marjı planlıyor. Şirketin yıllık rakamlarına atıfta bulunan Bosch Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Stefan Hartung, “Küresel bir teknoloji lideri olarak, otomasyon, dijitalleşme, elektrifikasyon ve yapay zeka trendlerini şekillendirmeye kararlıyız, çünkü bu aynı zamanda işimizde kârlı büyümenin de önünü açıyor. Başlattığımız yapısal önlemlerin maliyet düşürücü etkileri ve tüm iş alanlarındaki inovasyonlar bunun için önemli bir ön koşuldur,” dedi. İnovasyon gücü söz konusu olduğunda, Bosch dünyanın en güçlü sanayi şirketlerinden ve Avrupa'nın en üretken patent başvuru sahiplerinden biri olarak öne çıkıyor. Bosch, 2025 yılında yaklaşık 6.300 patent tescil ettirdi ve bir kez daha Almanya'da lider oldu. Önemli zorluklara rağmen Bosch, 2025 mali yılında bir önceki yıla göre hafif bir artışla (2024: 90,3 milyar Euro) 91 milyar Euro ciro elde etmeyi başardı. Kur etkilerinden arındırıldıktan sonra bu, yüzde 4,1'lik bir büyümeyi ifade ediyor. Yüzde 2 olan faaliyetlerden gelen FVÖK marjı, bir önceki yılın rakamının (2024: yüzde 3,5) altında kaldı. Gelecekteki sürdürülebilirliği artırmak için gerekli yapısal ve personel düzenlemeleri, 2,7 milyar Euro’luk bir seviyede finansal sonuç üzerinde önemli bir olumsuz etki yarattı. Strateji 2030: büyümeyi artırmak için inovasyon ve farklılaşma Olumsuz bir küresel ekonomik ortamda başarılı bir iş gelişimi elde etmek için şirketin maliyetlerini rekabetçi bir seviyede tutması gerekiyor. Almanya'da etkilenen tüm Mobilite lokasyonlarında istihdam azaltılması konusunda çalışan temsilcileriyle yapılan görüşmelerin sonuçlanmasıyla Bosch, artan fiyat baskısı karşısında gelecekteki rekabet konumunu iyileştiriyor. Hartung, “Müzakereler kolay değildi, ancak her iki taraf da belirgin bir sorumluluk duygusu sergiledi” dedi. "Şimdi üzerinde anlaşılan önlemleri hem hızlı ve tutarlı bir şekilde hem de mümkün olduğunca sosyal açıdan kabul edilebilir bir şekilde uyguluyoruz." Otomotiv endüstrisinde Çin şu anda fiyat seviyeleri için standardı belirliyor. Bu nedenle Hartung, inovasyon liderliğinin genişletilmesini, özellikle otomotiv pazarında işi genişletmek ve şirketin Strateji 2030 hedefini uygulamak için önemli bir başarı faktörü olarak görüyor. Bu strateji, Bosch'un kilit pazarlarında ilk üç tedarikçiden biri olmasını öngörüyor. Ticaret engelleri ve farklı kullanıcı beklentileri şu anda bölgesel olarak uyarlanmış çözümler için hem bir zorluk hem de bir fırsat. "Uluslararası rekabette mesele sadece maliyetler değil, her şeyden önce kendimizi farklılaştırmaktır" diyen Hartung, Bosch'un küresel ayak izine atıfta bulunarak bunu bir rekabet avantajı olarak gördüğünü belirtti. Hartung ayrıca "Tekliflerimizi ve tedarik zincirlerimizi bölgesel koşullara uyarlayabilir ve aynı zamanda küresel düzeyde kalite sunabiliriz." diyerek sözlerini tamamladı. Ekonomik görünüm 2026: geleceğin önemli alanları için finansman yaratma Bosch, 2025'in zayıf ekonomik seyrinin mevcut mali yılda da devam edeceğine inanıyor. Öncelikle jeopolitik gelişmelerden kaynaklanan yüksek belirsizlik seviyeleri, büyük ölçüde dirençli bir özel sektör ve artan mali harcamalarla dengeleniyor. Ancak fiyat ve rekabet baskısı yüksekliğini koruyor. Buna rağmen Bosch, kur etkilerinden arındırıldıktan sonra yılın ilk çeyreğinde satışlarını bir önceki yılın aynı dönemine göre artırmayı başardı. Bosch, küresel ekonomi için yalnızca yüzde 2,5-3'lük ılımlı bir büyüme bekliyor. Bosch yönetim kurulu üyesi ve finans direktörü Markus Forschner, “Kârlı büyümenin temeli rekabet gücümüzdür - bu yüzden onu daha da artırmak için çok çalışıyoruz” dedi. "Bu, yaklaşan zorluklar karşısında direncimizi güçlendiriyor ve aynı zamanda geleceğe yönelik yatırım kapasitemizi artırıyor." Stratejik fırsatlar ve finansal bir önlem olarak Bosch, kapsamını buna göre genişletiyor: Yıl içinde tahvil gibi finansal araçları daha esnek bir şekilde ihraç edebilmek için şirket, ilk kez mevcut mali yılın ilk yarısı için ara konsolide mali tablolar ve bir ara grup yönetim raporu yayınlayacak. Bu noktada Forschner şunları söyledi: “Bu, halihazırda işimizi kendi kaynaklarımızdan finanse etme konusunda güçlü bir kapasitemiz olmasına rağmen, sermaye piyasalarına erişim yeteneğimizi artırıyor.” Sensör teknolojisi: otomasyon ve robotik, satışları güvence altına alıyor Bosch, mikroelektronik ve sensör teknolojisinde çok sayıda inovasyonu ileriye taşıyor. “Yaşam için teknoloji"ye olan tutarlı odaklanmasının önemli bir büyüme ivmesi sağlamasını bekliyor. Uzmanlar, küresel sensör pazarının 2031 yılına kadar 440 milyar ABD dolarından fazla bir değere ulaşabileceğini öngörüyor. Bosch, bu potansiyel büyümeden faydalanacak: Bosch’un sensörleri robotikte giderek daha önemli bir rol oynuyor. Örneğin BMI5 sensör platformu, yapay ortamları son derece gerçekçi bir şekilde yaratıyor ve robotların zorlu koşullar altında bile yollarını bulmalarına yardımcı oluyor. Bugüne kadarki en güçlü sensör çözümü olan bu ürünle Bosch, hızla büyüyen segment için kendini iyi konumlanmış olarak görüyor. Otomatik sürüş alanında, ataletsel sensörler geleceğin önemli bir bileşeni olarak kabul ediliyor ve ek satış potansiyeli sunuyor. Bu sensörler, kamera veya GPS sinyalleri mevcut olmadığında bile otomobillerin nerede olduklarına dair farkındalıklarını sürdürmelerini sağlıyor. Hartung, “Bu sensörler, otonom bir otomobil için insan iç kulağındaki denge duyusu gibi çalışıyor” dedi. Analistlere göre, otomotiv uygulamalarındaki akıllı sensörler pazarı önümüzdeki on yılın ortasına kadar neredeyse ikiye katlanarak 80 milyar ABD dolarını aşacak. Mobilite alanındaki inovasyonlar: algoritmalar ve güç aktarma organları büyümeyi artırıyor Bosch, otomotiv yazılım pazarının 2030 yılına kadar yaklaşık 200 milyar Euro değerinde olmasını bekliyor. Sonuç olarak, Bosch yönetim kurulu başkanı Hartung, yazılım tanımlı mobilitede büyük büyüme fırsatları görüyor. Hartung, “Bosch bu alanda ön saflarda yer alıyor ve şimdi kelimenin tam anlamıyla yapay zekayı sürücünün görüş alanına taşıyor” dedi. Yeni Bosch AI Extension Platformu, bir iç algılama çözümüyle birlikte sürüşü son derece kişiselleştirilmiş bir deneyime dönüştüren, yapay zeka özellikli yüksek performanslı bir bilgisayardır. “Araç direksiyonda kimin olduğunu tanıyor ve başka yolcu olup olmadığını algılıyor, ardından dış aynalardan ve araç yol tutuşundan bir kaza durumunda optimize edilmiş hava yastığı açılımına kadar her şeyi ayarlıyor.” Akıllı sürücü destek çözümlerindeki ürün inovasyonları da dünyanın tüm bölgelerinde yeni işler yaratıyor: sensör teknolojileri ve merkezi araç bilgisayarlarıyla birlikte Bosch, 2025 yılında 10 milyar Euro değerinde sipariş aldı. Hartung, elektromobilite ile büyüyen işle ilgili olarak, “Elbette geleceğin otomobillerinin sadece algoritmalara değil, aynı zamanda güç aktarma organlarına da ihtiyacı olacak” dedi. "Yalnızca bu yıl, elektrikli sürüş için 7 milyondan fazla çözüm ve bileşen teslim edeceğiz." Sadece birkaç hafta önce Bosch, Hindistan'da Tata AutoComp Systems ile bir ortak girişim duyurdu. Yılın ortasından itibaren, Hindistan pazarında elektrikli aksların ve motorların geliştirilmesi, üretimi ve satışına odaklanacak. Tüketim malları ve hizmetleri alanındaki inovasyonlar: Yapay zeka işi ileri taşıyor Yapay zeka, hizmet ve ürün işinde de önemli büyüme fırsatları sağlıyor. Örneğin, yapay zeka tabanlı bir ses işlevine sahip yeni bir fırın modeli, BSH Ev Aletleri için yeni satış potansiyeli sağlıyor. Harici hoparlör veya ek uygulamalar gerekmiyor. Genel olarak, lüks ve premium segmentteki ev aletleri ile dünya çapındaki işin, özellikle Kuzey Amerika'da büyümeye devam etmesi bekleniyor. Pazar uzmanları, ev aletlerinin küresel satışlarının 2030 yılına kadar yaklaşık 5 milyar adede ulaşacağını tahmin ediyor. Yapay zeka kullanımı, Elektrikli El Aletleri bölümündeki ürün inovasyonlarını da yönlendiriyor. Yılın başından bu yana, Expert ürün serisindeki ilk 30 alet piyasaya sürüldü ve profesyonel elektrikli el aletleri için yeni standartlar belirledi. Bunlar arasında, farklı duvar türlerindeki nesneleri bulan ve ilk kez Bosch radar teknolojisini yapay zeka nesne algılama ile birlikte kullanan yeni bir duvar tarayıcı da bulunuyor. Bosch'un hizmet işi de yapay zekadan faydalanıyor: Bosch Global Service Solutions bölümü de yapay zeka tabanlı uygulamalar sayesinde 2030 yılına kadar ortalama çift haneli satış büyümesi bekliyor. Hizmet portföyü, eCall ve arıza yardımı gibi dijital mobilite hizmetleri için çözümlerin yanı sıra filo operatörleri ve lojistik sağlayıcıları için teklifler içeriyor. 2025 yılı Ar-Ge verileri Ar-Ge oranı, satışların yüzde 8,7'si olarak gerçekleşti (2024: yüzde 8,6). Araştırma ve geliştirme harcamaları 7,9 milyar Euro’ya ulaştı. Bosch, elektromobilite, yarı iletkenler ve son teknoloji fren kontrol sistemleri gibi alanlara önemli ön yatırımlar yaptı. 2025 mali yılı: çalışan sayısının gelişimi 2025 yılı sonunda Bosch Grubu'nun dünya çapındaki çalışan sayısı 412.774 olarak gerçekleşti (2024: 417.859), bu da yaklaşık yüzde 1'lik (5.085 çalışan) bir azalmaya tekabül ediyor. Bu durum en çok Mobilite iş sektörünü ve bölgesel olarak Almanya'yı etkiledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UEZ’de Yeni Yatırım Modelleri, Stratejiler ve Fırsatlar Masaya Yatırıldı Haber

UEZ’de Yeni Yatırım Modelleri, Stratejiler ve Fırsatlar Masaya Yatırıldı

2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ikinci günü de yoğun katılımla gerçekleşti. Ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu’nun üstlendiği zirvenin ikinci gününün dördüncü paneli “Yeni Yatırım Modelleri, Stratejiler ve Fırsatlar” başlığıyla düzenlendi. Bacacı Holding’in sponsorluğunda yapılan panelin moderatörlüğünü EY-Parthenon Türkiye Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar üstlendi. Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Cansu, panelde yaptığı konuşmada, şirket yapılarının hibrit bir model üzerine kurulu olduğunu belirterek, aktif değer yaratan bir grup olduklarını, potansiyel ile performans arasındaki farkı minimize etmeye odaklandıklarını söyledi. Değer üretiminin ciddi yatırım gerektirdiğini vurgulayan Cansu, “Buna çok ciddi yatırım yapmak gerekiyor. Bizim değer yaratma modelimizde birkaç tane olmazsa olmazımız var. Biz 10 bin kişilik bir aileyiz. Müşterimiz, tedarikçimiz ve paydaşlarımızla hareket ediyoruz.” dedi. Çoklu değer üretimine dayalı bir yatırım anlayışı benimsediklerini söyleyen Cansu, sürdürülebilirliğin bu yaklaşımın merkezinde yer aldığını belirtti. “Dünyanın geçmiş 50-100 yılına bakın, insanlığın refahı hep artmış. İyimser olmak için ortada sebepler de var. Bu dönemde çok ciddi zikzaklar da olmuş. İniş çıkışları yaşadığımız noktalar oldu. Dayanıklı ve sürdürülebilir olanlar ayakta kaldı.” diyen Cansu, yatırım kararlarında orta ve uzun vadeli perspektifin belirleyici olduğunu kaydetti. Yapay zekâ yatırımlarına da değinen Cansu, teknolojinin tek başına anlam ifade etmediğini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Yapay zekayı tek başına yapay zeka olarak konuştuğumuz zaman da aslında bu biraz yapay kalabiliyor. Yani bu aslında bizim içimizde bir dönüşüm. Çünkü bireysel ya da kurumsal tecrübelerimde gördüğüm, yapay zekaya ne kadar doğru veriyi, ne kadar doğru süreçle ve sistematik olarak verdiğimiz zaman buradaki verim artıyor. Aksi takdirde açıkçası aynı verimi alamadığımızı görüyoruz. Dolayısıyla önce aslında veri, sistem, süreç, hatta insan kaynağı organizasyonu dahi bunun içine katabiliriz. Bunların tam oturmuş olması yapay zekanın bence sonuçlarını olumlu yönde etkileyen faktörler olarak görüyorum.” Cem Cansu, özellikle veriye çok önemli yatırımlar yaptıklarına dikkati çekerek, “Aslında yatırımcı kimliğimizle, tabii bizim bir start-up hedeflerimiz de var, önümüzdeki dönemlerle alakalı ve burada özellikle yapay zeka konusunda bizim operasyonel derinliğimizi ve finansal gücümüzü onların inovasyon ve esneklikleriyle birleştireceğimiz hem yatırım hem de bu anlamdaki hedeflerimize daha verimli bir şekilde ulaşacağımız hedefler amaçlarımız da bu yönde 500 milyon TL gibi 2026 için yatırım hedefine koymuş durumdayız.” değerlendirmesinde bulundu. “Demografinin değişimi de çok önemli bir etken” Diffusion Capital Partners Ortağı Alper Karagöz de derin teknoloji yatırımlarına odaklandıklarını belirterek, “Derin teknoloji alanında yatırımlar yapıyoruz. Karşımızda işi büyütebilecek bir takım görürsek yatırım yapıyoruz. Diğer unsur, pazar büyük mü, potansiyel var mı ona bakıyoruz. Bu işi yaparken dönemsel birtakım kaygılar var. 10 yıl önce yatırım yaptığımız işe bugün yatırım yapma olasılığımız çok düşük. Yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi var. Artık laboratuvardan ürüne geçiş oldukça hızlı. Yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi var. Demografinin değişimi de çok önemli bir etken. Ona göre servisler gözetmeniz lazım. Sıfır karbona yolculukla alakalı bir trend de söz konusu. Dikey yapay zeka ile sağlıkta, otomasyonda bir sürü iş fikri geliyor ve bunları kullanıyoruz.” ifadelerini kullandı. Demografik değişimin de yatırım kararlarını etkilediğini belirten Karagöz, “Yaşlanan nüfus ve değişen ihtiyaçlar yeni servis alanları yaratıyor. Sıfır karbon hedefi ve dikey yapay zekâ uygulamaları özellikle sağlık ve otomasyon alanlarında önemli fırsatlar sunuyor.” dedi. Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karagöz, “Patent sayıları ve bilimsel yayınlar ciddi artış gösteriyor. Bu durum insan kaynağı ve Ar-Ge tarafında güçlü bir potansiyele işaret ediyor” diye konuştu. Türkiye’nin oyun ve FinTech alanlarında güçlü olduğunu vurgulayan Karagöz, dijitalleşme kapasitesinin yüksek seviyede olduğunu ifade etti. “Gıda arzının yüzde 70 artırılması gerekecek” Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı & Besler CEO’su Mert Altınkılınç ise gıda sektöründe sürdürülebilirliğin kritik önem taşıdığını belirtti. “2050’de dünya nüfusu 10 milyara ulaşacak ve gıda arzının yüzde 70 artırılması gerekecek” diyen Altınkılınç, bu sürecin aynı zamanda önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Tedarik zincirinin kırılgan olduğu bir dönemde gıda sektörünü çok geniş perspektifte ele alınması gerektiğini ifade eden Altınkılıç, şunları kaydetti: “Sürdürülebilirliği işin merkezine alan, verimliliğe odaklanan, tüketici değişikliklerini algılayabilen devletler ve şirketler önde olacaktır. Tüketicilerin güvenini almak da çok önemli. Tüm paydaşlarımızla şeffaf bir ilişki kuruyoruz. Yaş meyve sebze işinde gıda atığı yüzde 50’lere gelmiş durumda. Biz bunu dondurulmuş gıdada yüzde 7’ye kadar indirdik. Kadın çiftçilere odaklandık. Sektördeki kadınların yüzde 80’i ücret almayan veya yan haklardan mahrum insanlardan oluşuyor. Bu konuda çalışmalar yapıyoruz bakanlıklarla iş birliği içinde. İyi ve kaliteli gıdayı herkese erişebilir hale getiriyoruz.” “Türkiye ile ilgili istihdam yaratabileceğimiz alanlarda destekler sunuyoruz” Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Türkiye, Kazakistan ve Özbekistan Direktörü Lisa Kaestner belirsizliklerin arttığı bir dönemde finansal dayanıklılığın kritik hale geldiğini söyledi. Son 10 yılda 25 milyar doların üzerinde bir kaynak sağladıklarını belirten Kaestner, “Finansta dayanıklılık olmalı ve orada sürdürülebilirlik de olmalı. Türkiye’de değer zincirini geliştirmeliyiz. Verimliliği artırmak da bizim çalışmalarımız arasında yer alıyor. Finans sektöründe fonlarla da çalışmak mümkün. Türkiye ile ilgili önemli altını çizmek istediğim konu, istihdam yaratabileceğimiz alanlarda destekler sunuyoruz. İklim değişikliği için finansmanlar sağladık. Bir takım start-up’lara da desteklerimiz oldu. Dijitalleşmeyi önceliklendiren KOBİ’lere destek sağlıyoruz.” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.