Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Patoloji

Kapsül Haber Ajansı - Patoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Patoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir! Haber

Sıvı Biyopsi Yöntemi İle Kanserde Metastaz İhtimalinin Önüne Geçilebilir!

Kanser tedavisi zorlu ve uzun bir süreç olduğu kadar tedavi bittikten sonraki süreç de hastanın hayatına yön veriyor. Pet ve tomografiyle takip edilen süreçte tüm sonuçların temiz olması bile vücutta tek bir kanser hücresi bile kalmadığı anlamına gelmiyor. Bazı kanser hücreleri çok küçük hücreli olduğu için görüntüleme yöntemleri de yetersiz kalabiliyor. Kanser hücreleri çoğalırken kendilerine ait küçük DNA parçalarını kanda bırakabiliyor. Bu parçalara “dolaşımdaki tümör DNA’sı” ismi veriliyor. Kandaki bu DNA parçaları özel bir yöntem olan “sıvı biyopsi” ismi verilen yeni bir yöntemle ortaya çıkarılabiliyor. Sıvı biyopsi kolon kanseri ve meme kanseri tedavisinde etkin rol oynuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rumeysa Atabey, sıvı biyopsi ile ilgili bilgi verdi. Kanda belirlenen tümör DNA’sı metastaz anlamına gelebilir! Kanda tümöre ait DNA'nın saptanması, vücutta mikroskobik düzeyde hastalık kalmış olabileceğini düşündürebilmektedir. Bu durum gelecekte hastalığın tekrarlama riskinin daha erken öngörülmesine yardımcı olabilmektedir. Son çalışmalar özellikle bazı kalın bağırsak kanserlerinde ctDNA’nın ameliyat sonrası hastalık tekrar riskini öngörmede değerli olabileceğini göstermektedir. Ancak kanda tümör DNA’sı bulunması, her hastaya mutlaka ek tedavi verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde ctDNA'nın saptanmaması da kanserin kesinlikle yok olduğunu ve tekrarlamayacağını garanti etmemektedir. Çünkü her tümör kana aynı miktarda DNA bırakmamaktadır. Doğru hastada ve doğru zamanda kullanıldığında çok değerli bilgiler sağlayabilmektedir. Bu nedenle sıvı biyopsi sonucunun tek başına değil, hastanın kanser türü ve evresi, patoloji sonucu, uygulanmış olan tedaviler ve görüntüleme bulguları ile birlikte yorumlanması gerekmektedir. Tümör DNA’sı kanser tedavisinin türünü belirlemeye de yardımcı oluyor Sıvı biyopsinin bir başka önemli kullanım alanı da tedavi sırasında kanserde ortaya çıkan yeni değişiklikleri takip etmektir. Kanser hücreleri zaman içinde kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirebilir ve tümörün genetik yapısında meydana gelen bazı değişiklikler kanda yakalanabilir. Bu bilgiler bazı hastalarda bir sonraki tedavinin seçiminde yol gösterici olabilmektedir. ctDNA ile hastalığı daha erken fark etmek, kanserin zaman içinde değişebilen genetik karakterini belirleyerek hastayı o an için en uygun tedaviyle buluşturabilmek de son derece önemlidir. Sıvı biyopsi, kanser tedavisini iyileştirmede geleceğin en umut verici araçlarından biri olarak görünmektedir. Bu bağlamda sıvı biyopsi sonucunun bütüncül bir yaklaşımla, deneyimli bir ekip tarafından yorumlanması koşuluyla her hasta için en uygun yol haritası belirlenebilecektir. Tümör DNA’sı (ctDNA) meme kanserini tomografiden önce belirleyebiliyor! Artık bazı meme kanserlerinde tümörün tedaviye direnç geliştirdiğini tomografiden önce kandan görülebilmekte ve görüntülemede büyümesini beklemeden tedavi değiştirilebilmektedir. Buna en yeni ve güncel örnek meme kanseri için geliştirilen ‘’camizestrant’’ isimli ilaçtır. 4 Eylül 2026’da FDA, camizestrantı yalnızca likit biyopside yeni gelişen ESR1 mutasyonunun saptanmasına dayanarak ve henüz görüntülemede hastalık ilerlememiş yani ‘’her şey yolunda’’ görünürken tedavi değişikliği için hızlandırılmış olarak onayladı. Önceden likit biyopsi ile hastalığın ilerleyebileceğini görüntülemeden bir yıl öncesine kadar saptanabileceği bilinse de, bunu bilmek tedaviyi yönlendirmiyordu. Sonuç olarak, ilk defa bir kanser ilacı görüntülemede hastalık henüz ilerlememişken likit biyopsiyle saptanan tümör direncine göre tedavi değişikliğini yönlendirebilmiş ve FDA onayını almıştır. Bu gelişme diğer kanser tipleri için de ümit vadedici olmuştur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor! Haber

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor!

Patoloji Laboratuvar Teknikleri ve Radyoterapi programları, sağlık alanında teknolojiyle iç içe bir kariyer hedefleyen gençler için seçenekler arasında öne çıkıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO Patoloji Laboratuvar Teknikleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Yetimoğlu, patoloji laboratuvarlarının başta kanser olmak üzere çok sayıda hastalığın tanısında kritik bir rol üstlendiğini anlattı. Hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin doğru şekilde hazırlanmasının tanının önemli aşamalarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, şöyle konuştu: “Patoloji laboratuvarları, hastalıkların tanı sürecinin temel yapı taşlarından biridir. Özellikle kanser tanısında, hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin uygun şekilde hazırlanması ve mikroskop altında incelenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Patoloji laboratuvarında gerçekleştirilen bir dizi işlem sonucunda patolog tarafından mikroskobik değerlendirmeye uygun preparatlar hazırlanır ve bu süreç hastanın doğru tanı ve verilen tanıya bağlı olarak tedavi planının oluşturulmasına katkı sağlar.” “Doğru tanının konulabilmesi için laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerindensiniz” Patoloji laboratuvar teknikerinin materyalin laboratuvara ulaşmasından itibaren birçok kritik işlemde görev aldığına işaret eden Yetimoğlu, mesleğin yalnızca teknik cihaz kullanımından ibaret olmadığını vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Patoloji laboratuvar teknikeri; materyal kabul, makroskobi, doku takibi, doku gömme, mikrotomda kesit alma, boyama, sitolojik materyal hazırlama, özel boya çalışmaları ve immühistokimyasal boyama süreçlerinde görev alır. Ayrıca laboratuvarın kullandığı cihazların doğru ve güvenli şekilde kullanılması, kalite ve biyogüvenlik kurallarına uyulması ve materyallerin uygun şekilde arşivlenmesi de bu mesleğin önemli parçalarıdır.” dedi. Öğrencilerine mesleğin sorumluluğunu anlatırken özellikle bir noktayı hatırlattığını ifade eden Yetimoğlu, “Siz tanıyı koyan kişi değilsiniz; ancak doğru tanının konulabilmesi için gereken laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerinden birisiniz.” ifadelerini kullandı. Yapay zekâ patoloji teknikerini ortadan kaldırmayacak, rolünü dönüştürecek Dijital patoloji ve yapay zekâ teknolojilerinin mesleğin geleceğini de değiştirdiğini kaydeden Yetimoğlu, yapay zekânın görüntü tarama, belirli yapıların işaretlenmesi, hücrelerin sayılması ve şüpheli alanların önceliklendirilmesi gibi işlemlerde destek sağlayabileceğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Bu nedenle teknikerin rolü ortadan kalkmaktan ziyade dönüşecektir. Geleceğin teknikerinin yalnızca mikrotom, boyama cihazı veya doku takip cihazını kullanmayı değil; aynı zamanda dijital görüntüleme sistemlerini, laboratuvar bilgi sistemlerini, kalite kontrol süreçlerini ve yapay zekâ destekli teknolojilerin kullanılma süreçlerinde de aktif rol alması beklenmektedir.” dedi. Patoloji Laboratuvar Teknikleri mezunlarının devlet, üniversite ve özel hastanelerin patoloji ve sitoloji laboratuvarlarından Adli Tıp Kurumu'na, tıp ve veterinerlik fakültelerinin histoloji laboratuvarlarından sektöre malzeme sağlayan firmalara kadar farklı alanlarda çalışabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, gelecekte moleküler tanı, dijital patoloji, görüntü analizi, laboratuvar kalite yönetimi ve ileri patoloji tekniklerinin daha fazla önem kazanmasının beklendiğini ifade etti. Radyoterapide teknoloji arttıkça yetişmiş personele ihtiyaç da önem kazanıyor Üsküdar Üniversitesi SHMYO Radyoterapi Program Başkanı Öğr. Gör. Selen Ener Boran da kanser tedavisindeki teknolojik gelişmelerin radyoterapi teknikerlerinin görevlerini daha hassas ve kapsamlı hale getirdiğini söyledi. Günümüz radyoterapisinin görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı ileri teknoloji yoğun bir tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Selen Ener Boran, şunları söyledi: “Günümüzde radyoterapi; görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı, tümörün milimetrik doğrulukla hedeflenmesini, sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını ve hasta pozisyonunun her seansta aynı şekilde yeniden oluşturulmasını gerektiren, yoğun ileri teknoloji kullanan bir tedavi yöntemidir. Bazı tedaviler daha az sayıda seansta tamamlanabilse de her seansın hazırlık, görüntüleme ve doğrulama aşamaları daha kapsamlı hâle gelmiştir.” Kanser hastalarının yaklaşık yüzde 50-70'inin tedavi sürecinin bir aşamasında radyoterapiye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Boran, tahminlere göre Türkiye'de yılda yaklaşık 236 bin yeni kanser vakası görülmesinin de yetişmiş sağlık personeline duyulan ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti. “Tekniker yalnızca cihazı kullanan sağlık çalışanı olmaktan çıkıyor” Yeni nesil radyoterapi sistemlerinin hastanın anatomisini tedavi öncesinde ve sırasında görüntüleyebildiğini, solunum hareketlerini takip edebildiğini ve bazı sistemlerde günlük anatomik değişikliklere göre tedavinin uyarlanmasına olanak sağladığını belirten Boran, dönüşümün teknikerlerin görev tanımlarına da yansıdığını ifade etti. Boran, “Görüntü rehberliğinde radyoterapi, stereotaktik tedaviler, solunum kontrollü uygulamalar, yüzey takip sistemleri ve MR eşliğinde adaptif radyoterapi bu dönüşümün başlıca örnekleridir. Bu gelişmeler radyoterapi teknikerini yalnızca cihazı kullanan bir sağlık çalışanı olmaktan çıkararak; görüntüleme, hasta hareketlerinin yönetimi, dijital kayıt sistemleri, tedavi doğrulaması ve güvenlik süreçlerinde daha fazla sorumluluk alan bir meslek mensubu hâline getiriyor.” diye konuştu. Yapay zekâ ve otomasyonun bazı işlemleri hızlandırabileceğini ancak insan faktörünün önemini koruduğunu dile getiren Boran, “Elde edilen sonuçların kontrol edilmesi ve güvenli biçimde klinik sürece aktarılması için yetişmiş personele ihtiyaç devam ediyor.” dedi. Radyoterapide cihaz, yazılım ve mesleki İngilizce avantaj sağlayabilir Radyoterapinin sağlık, fizik, anatomi, görüntüleme ve ileri teknolojiyi bir araya getiren bir meslek olduğunu belirten Boran, dikkat, ekip çalışması, hasta iletişimi ve sürekli öğrenmeye açık olmanın önemli olduğunu kaydetti. İstihdam olanaklarına da değinen Boran, radyoterapinin uzmanlaşmış bir sağlık alanı olduğunu ve mezunların radyasyon onkolojisi merkezi bulunan Sağlık Bakanlığı hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve yetkilendirilmiş onkoloji kuruluşlarında görev yapabildiğini aktardı. Kamu alımlarının KPSS ve açılan kadrolara bağlı olduğuna dikkat çeken Boran, “İyi bir klinik uygulama eğitimi alan, cihaz ve yazılım bilgisi güçlü, mesleki İngilizcesini geliştiren ve farklı şehirlerde çalışma konusunda esnek olan mezunların özel sektörde ve açılacak kamu kadrolarında daha avantajlı olması beklenebilir.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlık Çalışanları Yapısal Sorunlar Nedeniyle Tükenmişlik Yaşıyor Haber

Sağlık Çalışanları Yapısal Sorunlar Nedeniyle Tükenmişlik Yaşıyor

Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN), sahadan gelen veriler ve çalışanların yaşadığı sorunlar doğrultusunda, sistemin sürdürülebilirliği için acil adımlar atılması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye’de sağlık ve sosyal hizmet sisteminin yükünü taşıyan çalışanlar, artan iş yükü, kronik personel eksikliği ve uzun süredir çözüme kavuşturulamayan yapısal sorunlar nedeniyle ciddi bir tükenmişlik sürecine sürükleniyor. Sağlık kurumlarından sosyal hizmet birimlerine, hastanelerden çocuk evleri siteleri ve huzurevlerine kadar geniş bir alanda görev yapan emekçiler; uzayan çalışma saatleri, fazla mesailer, belirsiz görev tanımları, şiddet, mobbing vakaları altında kamu hizmetini ayakta tutmaya çalışıyor. Sağlık ve sosyal hizmet alanında görev yapan çalışanlar; uzayan çalışma saatleri, artan hasta ve hizmet yükü, fazla mesailer, görev tanımı belirsizlikleri ve şiddet vakaları nedeniyle mesleklerini ağır bedeller ödeyerek icra etmeye çalışıyor. Bu tablo, yalnızca çalışanları değil, doğrudan kamusal sağlık ve sosyal hizmetin niteliğini de tehdit ediyor. Sosyal Hizmet Alanında Alarm Zilleri Çalıyor Özellikle Çocuk Evleri Siteleri ve huzurevleri başta olmak üzere sosyal hizmet alanında görev yapan personelin ciddi bir personel eksikliğiyle çalıştığını vurgulayan SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, fazla mesailerin artık istisna değil, rutin hale geldiğini belirterek, “Sağlık kadar sosyal hizmet alanında çalışanlarımız da sistemin görünmeyen yükünü taşıyor. Çocuk Evleri Siteleri’nde, huzurevlerinde görev yapan personelimiz uzun saatler boyunca, yetersiz kadrolarla hizmet üretmeye çalışıyor. Sürekli fazla mesaiyle yürüyen bir sistem ne çalışanı korur ne de hizmet kalitesini sürdürülebilir kılar,” dedi. Görev Tanımları 5 Yıldır Güncellenemiyor Sağlık Bakanlığı bünyesinde görev yapan birçok meslek grubunun görev tanımlarının yaklaşık beş yıldır güncellenemediğine dikkat çeken Özlem Akarken, bu durumun sahada ciddi karmaşaya yol açtığını ifade ederek, “Görev tanımları güncellenecek denileni beş yıl oldu çalıştaylar yapıldı derneklerin görüşleri alındı ancak somut bir adım olarak çalışmalar bitti üst kurula sevk edilecek deniliyor ama ne zaman resmi gazetede yerini alacak belli değil. Eğitim Araştırma Hastaneleri nde öğretim elemanı olan hekimler başta olmak üzere sağlık personelleri eğitimlerinin karşılığını göremiyor. Liyakat tek istenilen konu. Her sağlık çalışanı görevini net biçimde bilmek, yetki ve sorumluluk çerçevesinde kamu hizmetini layıkıyla yapmak istiyor. Belirsiz görev tanımları hem çalışanı yıpratıyor hem de hizmet sunumunda aksamalara neden oluyor. Yardımcı hizmetler sınıfı kamunun kanayan yarası ilke imza atacak yerlerden biri Sağlık Bakanlığı ama görmezden gelinen her işi yapar modunda kullanılan personel. Yardımcı hizmetler sınıfı eğitim öğretimlerine göre sınıf değişikliği bekliyorlar yıllardır. Ve tabii ki de atanamayan mezun gençler ya da aldıkları eğitim göz ardı edilen üstelik sağlık idareci meslek tanımı varken sağlık yönetimi mezunu olup büro personeli olarak atanıp bürolar idari birimler dışında çalıştırılan personeller, bu personellerde görev tanımlarını bekleniyor. Tıbbi sekreterler tıbbi birimler dışında her yerde kullanılan personeller. Ve sağlık ordusunun yükünü omuzlarında taşıyan hemşireler ,teknisyenler teknikerler aynı kurumda çalışıp aynı işi yapıp ek ödemede bile katsayılarla ayrıştırılanlar. Kan Merkezleri, laboratuvar hizmeti verdiği acile hizmet ettiği gözardı edilen ,patoloji kimyasallarla uğraşıp ama etkin bir yıpranma ya da ek ödeme farkı alamayan birimler. Sorunlar bitmiyor çözüm ise belli. Şiddet, Artan İş Yükü ve Tükenmişlik Artan hasta yükü, yetersiz istihdam ve uzun çalışma saatlerinin sağlık çalışanlarını fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da yıprattığını vurgulayan SAHİM-SEN, şiddet vakalarının da tükenmişliği derinleştiren en önemli başlıklardan biri olduğuna dikkat çekti. Akarken, “Şiddetin önlenemediği, dinlenme hakkının korunmadığı, emeğin karşılığının verilmediği bir sistemde tükenmişlik kaçınılmazdır. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanı tükenirse sistem çöker,” ifadelerini kullandı. Askeri Hastaneler ve İade-i İtibar Çağrısı Askeri hastanelerin yeniden açılmasının gündemde olduğuna da değinen Özlem Akarken, bu sürecin yalnızca fiziki yapılar üzerinden değil, insan kaynağı ve özlük hakları boyutuyla ele alınması gerektiğini vurgulayarak, “Bir kurumu kapatmak kolaydır, ancak diriltmek zaman alır. Askeri tabiplerimiz, sağlık astsubaylarımız ve sivil memurlarımız geçmişte TSK da , mesai mefhumu gözetmeden hizmet verdiler. Üstelik çoğu askeri okulları bitirerek görevlerini yerine getirdiler. Şimdi ise Sağlık Bakanlığı bünyesinde kamu hizmetini yerine getiriyorlar çok kırgınlar devrolan personelin iade-i itibarlarının sağlanması ve hukuki yollarla almaya çalıştıkları özlük haklarının teslim edilmesi artık ertelenmemelidir,” dedi. Akarken, güçlü bir ordunun güçlü bir sağlık sistemiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, nitelikli sağlık hizmeti için geçmişte yapılan yanlışların cesaretle düzeltilmesi çağrısında bulundu. “Yanlışlar Bir An Önce Doğruya Evrilmeli” “Devletimiz büyüktür, ordumuz şanlıdır. Ancak nitelikli sağlık ve sosyal hizmeti; planlama, liyakat, net görev tanımları ve çalışanını koruyan politikalarla mümkündür. Sağlık ve sosyal hizmet sisteminin yükünü taşıyanlar daha fazla görmezden gelinmemeli. Yanlışlar bir an önce doğruya evrilmelidir,” diyen Akarken, yetkilileri kalıcı ve kapsayıcı çözümler üretmeye davet etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.