Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Performans

Kapsül Haber Ajansı - Performans haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Performans haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Klima Alırken Garanti Süresi Fiyat Kadar Önemli Haber

Klima Alırken Garanti Süresi Fiyat Kadar Önemli

Yaz sıcakları yaklaşırken klima satın alma sürecinde enerji verimliliği, performans, garanti süresi, fiyat ve ödeme koşulları birlikte değerlendiriliyor. B2B pazar araştırma platformu myCLEARopinion Insights Hub’ın araştırması, kullanıcıların karar sürecinde ürün fiyatının yanı sıra uzun vadeli kullanım güvenini de dikkate aldığını gösteriyor. Araştırmada yetkili satış ve servis ağına duyulan güven yüzde 92 ile en güçlü karar başlığı olarak öne çıkarken, garanti güvencesi ve fiyat kriterlerinin birbirine çok yakın oranlarda değerlendirilmesi dikkat çekiyor. Bu tablo, klima gibi yoğun kullanım dönemlerinde performansını koruması beklenen ürünlerde satın alma kararının fiyat, servis erişimi, garanti kapsamı ve uzun ömürlü kullanım beklentisiyle birlikte şekillendiğini ortaya koyuyor. Garanti Güvencesi Klima Alımında Fiyatla Eşdeğer Şekilde Değerlendiriliyor Garanti süresi, klima alımında kullanıcıların satın alma sonrasına dair güven beklentisini doğrudan etkileyen başlıklar arasında yer alıyor. Uzun yıllar kullanılması beklenen iklimlendirme ürünlerinde garanti kapsamı, olası servis ve bakım ihtiyaçlarına karşı güvence sunarken, markanın ürün kalitesine ve satış sonrası desteğine ilişkin algıyı da güçlendiriyor. Araştırmada garanti kriterinin fiyatla neredeyse aynı seviyede değerlendirilmesi, kullanıcıların klima seçiminde ilk maliyet kadar uzun vadeli güvenceyi de önemsediğini gösteriyor. Mitsubishi Heavy Industries Split Klimalarda 8 Yıl Garantiye Ek 12 Taksit ve 2.500 MaxiPuan Fırsatı Tüm bu bulguların ışığında, Form MHI Klima Sistemleri, yaz aylarında artan klima ihtiyacına yönelik hazırladığı kampanya kapsamında Mitsubishi Heavy duvar tipi split klimalarda 8 yıl garanti avantajı sunmaya devam ediyor. Kampanyaya ek olarak Maximum Kart kullanıcıları, vade farksız 12 taksit ve 2.500 MaxiPuan avantajından yararlanabiliyor. Kampanyadan yararlanmak için kullanıcıların alışverişten önce veya sonra İşCep ya da Maximum Mobil üzerinden ilgili kampanyadaki “KATIL” butonuna tıklaması gerekiyor. Kampanya, anlaşmalı Form Mitsubishi Heavy Klima bayilerinden yapılan alımlarda geçerli oluyor. Detaylı bilgiye www.form-mhiklima.com/tr ve www.maximum.com.tr adresleri üzerinden ulaşılabiliyor. Japon mühendisliğiyle geliştirilen Mitsubishi Heavy klimalar; dayanıklılık, verimlilik, sessizlik ve konfor beklentilerini bir arada karşılıyor. Ev, ofis ve küçük ticari alanlarda verimli iklimlendirme çözümü arayan kullanıcılar için sunulan kampanya, ZSP Trend serisi dışında kalan duvar tipi split klimalarda geçerli oluyor. 8 yıl garanti avantajı, Form MHI Klima Sistemleri’nin yaygın satış ve servis ağıyla destekleniyor. Kullanıcılar, konumlarına en uygun yetkili satış ve servis noktalarına www.form-mhiklima.com/tr adresi üzerinden ulaşabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mercedes-AMG’den Elektrikli Performansta Yeni Dönem: 1.169 Beygirlik Canavar Sahneye Çıktı Haber

Mercedes-AMG’den Elektrikli Performansta Yeni Dönem: 1.169 Beygirlik Canavar Sahneye Çıktı

Markanın yüksek performans departmanı tarafından sıfırdan tasarlanan yeni AMG GT 4-Door Coupé, yalnızca elektrikli bir otomobil olmanın ötesine geçerek süperspor otomobil segmentine iddialı bir giriş yapıyor. Üç elektrik motorundan aldığı güçle tam 1.169 beygire ulaşan model, 0’dan 100 km/s hıza yalnızca 2,1 saniyede ulaşabiliyor. Mercedes-AMG’nin yeni nesil elektrikli mimarisi üzerine yükselen otomobil, yalnızca hızlanma rakamlarıyla değil, Formula 1’den aktarılan teknolojileri, ultra hızlı şarj kapasitesi ve sürüş deneyimine getirdiği yeniliklerle de dikkat çekiyor. Mercedes-AMG’nin İlk Tamamen Elektrikli Süperspor Otomobili Yeni AMG GT 4-Door Coupé, markanın elektrikli performans otomobilleri için geliştirdiği AMG.EA platformunun ilk temsilcisi olarak öne çıkıyor. Bu platform, geleneksel elektrikli araç anlayışından farklı olarak yüksek performans odaklı tasarlandı ve AMG mühendislerinin yarış teknolojilerinden edindiği deneyimlerle şekillendirildi. Modelin en dikkat çekici özelliklerinden biri ise güç aktarım sistemi. Mercedes-AMG, seri üretim bir otomobilde ilk kez üç adet eksenel akışlı elektrik motoruna yer veriyor. Bu teknoloji, markanın birkaç yıl önce bünyesine kattığı İngiliz mühendislik şirketi YASA tarafından geliştirildi. Önde bir, arkada ise iki motorun görev yaptığı sistem, son derece kompakt yapısına rağmen olağanüstü güç üretebiliyor. Özellikle ön akstaki motorun oldukça ince bir tasarıma sahip olması, mühendislik açısından dikkat çeken detaylar arasında yer alıyor. Toplamda 1.169 beygir güç ve 2.000 Nm tork üreten sistem, AMG tarihinin en güçlü seri üretim modellerinden birini ortaya çıkarıyor. 10 Dakikalık Şarjla Yüzlerce Kilometre Menzil Elektrikli otomobillerde performans kadar şarj süresi de büyük önem taşıyor. Mercedes-AMG, yeni modelinde bu alanda da sınırları zorlamayı hedefliyor. Araçta kullanılan batarya paketi, Mercedes-AMG High Performance Powertrains ekibinin katkılarıyla geliştirildi. Aynı ekip, markanın Formula 1 güç üniteleri üzerinde de çalışıyor. Bataryadaki binlerce silindirik hücre, özel bir sıvı soğutma sistemiyle ayrı ayrı kontrol ediliyor. Bu teknoloji sayesinde enerji transferi çok daha verimli hale geliyor. Yeni sistemin sunduğu en dikkat çekici avantajlardan biri ise 600 kW’a kadar ulaşabilen ultra hızlı şarj desteği. Bu sayede yalnızca 10 dakikalık bir şarj işlemiyle yaklaşık 460 kilometrelik sürüş menzili elde edilebiliyor. Aracın toplam menzil değerinin ise versiyona bağlı olarak yaklaşık 700 kilometre seviyesine kadar ulaşabildiği belirtiliyor. Elektrikli Ama AMG Ruhundan Vazgeçmiyor Elektrikli otomobillerin yaygınlaşmasıyla birlikte performans tutkunlarının en çok dile getirdiği konulardan biri motor sesi ve sürüş hissi oldu. Mercedes-AMG ise bu eleştirilere farklı bir çözüm geliştirmiş durumda. Marka, yeni modelde klasik AMG V8 motorlarının karakterini dijital olarak yeniden oluşturdu. Özel sürüş modunda araç, vites geçişlerini taklit eden geri bildirimler sunarken, AMG’nin efsanevi sekiz silindirli motorlarını anımsatan ses efektleri de kabine aktarılıyor. Bu sistem yalnızca birkaç yapay ses üretmekle sınırlı değil. Binlerce farklı ses dosyası gerçek zamanlı olarak işleniyor ve sürüş tarzına göre değişen bir akustik deneyim ortaya çıkıyor. Gaz tepkileri, hızlanma karakteri ve ses seviyesi sürücünün kullanım şekline göre anlık olarak farklılaşabiliyor. Yarış Teknolojileri Günlük Kullanıma Uyarlandı Mercedes-AMG, yeni elektrikli modelinde pist teknolojilerini günlük sürüşle bir araya getirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda sürücülere sunulan gelişmiş ayar sistemleri sayesinde aracın karakteri kişisel tercihlere göre şekillendirilebiliyor. Orta konsolda yer alan fiziksel kontrol elemanları aracılığıyla çekiş kontrolü, direksiyon tepkileri ve yol tutuş karakteri detaylı şekilde ayarlanabiliyor. Böylece tamamen dijitalleşen otomotiv dünyasında, sürücünün otomobille kurduğu mekanik bağ korunmaya çalışılıyor. Araçta ayrıca aktif süspansiyon teknolojileri, elektronik kontrollü denge sistemleri ve gelişmiş dört tekerlekten yönlendirme sistemi de bulunuyor. Arka tekerleklerin yön değiştirebilmesi sayesinde düşük hızlarda daha çevik bir sürüş elde edilirken, yüksek hızlarda ise stabilite artırılıyor. Aerodinamik Yapı Performansı Destekliyor Yeni AMG GT 4-Door Coupé’nin geliştirme sürecinde aerodinamik verimlilik önemli bir rol oynadı. Gövde altında yer alan aktif hava yönetim sistemleri, ihtiyaç duyulduğunda devreye girerek yere basma kuvvetini artırıyor. Aracın ön bölümündeki hava kanalları, batarya ve fren sistemlerinin sıcaklığına göre otomatik olarak açılıp kapanabiliyor. Arka bölümde yer alan aktif difüzör ve hareketli spoyler ise yüksek hızlarda daha fazla denge sağlıyor. Bu çözümler yalnızca performansı artırmakla kalmıyor, aynı zamanda enerji verimliliğine de katkıda bulunuyor. İki Farklı Versiyonla Satışa Sunulacak Mercedes-AMG’nin yeni elektrikli amiral gemisi, ilk etapta iki farklı performans seçeneğiyle müşterilere sunulacak. Serinin zirvesinde yer alan AMG GT 63 4-Door Coupé, 1.169 beygirlik gücü ve 2,1 saniyelik hızlanma süresiyle markanın şimdiye kadar geliştirdiği en etkileyici otomobillerden biri olarak konumlanıyor. Daha erişilebilir alternatif olarak hazırlanan AMG GT 55 4-Door Coupé ise 816 beygir güç üretiyor ve 100 km/s hıza yaklaşık 2,5 saniyede ulaşabiliyor. Mercedes-AMG, yeni nesil elektrikli süperspor otomobilinin üretimine 2026 yazında başlamayı planlıyor. Modelin Avrupa pazarındaki ilk teslimatlarının yılın ikinci yarısında gerçekleştirilmesi beklenirken, marka bu otomobille elektrikli performans segmentindeki rekabeti tamamen farklı bir seviyeye taşımayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çalışan Bağlılığı ve Verimlilik  Yemek Hizmeti ile Şekilleniyor Haber

Çalışan Bağlılığı ve Verimlilik Yemek Hizmeti ile Şekilleniyor

Araştırmalar, beslenme alışkanlıklarının performans, bağlılık ve iş memnuniyetini etkilediğini ortaya koyarken; düzenli yemek hizmetleri hem finansal stresin azaltılmasında hem de operasyonel verimliliğin artırılmasında kritik rol oynuyor. Kurumsal yemek hizmetleri, şirketler için artık yalnızca operasyonel bir yan hak değil; İnsan Kaynakları, Satın Alma ve İdari İşler süreçlerini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüşüyor. Çalışanların gün içindeki beslenme alışkanlıkları; performans, bağlılık ve kurum içi iletişim üzerinde ölçülebilir etkiler yaratıyor. SOA Toplu Yemek Yönetim Kurulu Başkanvekili Melih Can Kocabaş konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Kurumsal yemek hizmetleri bugün artık bir yan hak değil; çalışan bağlılığını, operasyonel verimliliği ve işveren markasını doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim aracıdır. Araştırmalar bize şunu açıkça gösteriyor: Çalışanların beslenme alışkanlıkları performans, bağlılık ve iş memnuniyeti üzerinde ölçülebilir etkiler yaratıyor. Yapılan araştırmalarda çalışanların neredeyse yarısı iş arkadaşlarıyla birlikte yedikleri öğle yemeklerini “rahatlama ve zihinsel yenilenme” fırsatı olarak tanımlaması bu anların kurum içi iletişim ve ekip dinamikleri açısından ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Tüm bu veriler, yemek hizmetlerinin sadece bir ihtiyaç değil, çalışan deneyimini şekillendiren stratejik bir unsur olduğunu kanıtlıyor.” Yemek tercihlerindeki çeşitlilik, finansal stres ve yan hakların çalışan memnuniyetine etkisi Çalışanların yemek tercihlerinde yenilikçi seçeneklere yönelme eğiliminde olduklarını belirtirken, bu durum kurumsal yemek hizmetlerinde menü çeşitliliği ve kalite beklentisinin çalışan memnuniyetindeki belirleyici rolünü ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra işverenler tarafından sunulan düzenli yemek hizmetleri, çalışanların üzerindeki finansal yükün hafifletilmesinde de önemli bir yan hak olarak öne çıkıyor. Kurum içi yemek hizmetleri operasyonel süreçleri güçlendiriyor Kurumsal yemek hizmetleri, maliyet yönetimi açısından da şirketlere önemli katkılar sağlıyor. Ölçek ekonomisinin sağladığı avantajlarla birlikte birim maliyetlerin azaltılması, bölgesel fiyat farklılıklarının dengelenmesi ve bütçe planlamasının daha öngörülebilir hale gelmesi satın alma süreçlerinde daha kontrollü bir yapı oluşturuyor. İdari işler açısından bakıldığında ise kurum içi yemek hizmetleri; çalışanların dışarıda geçirdiği süreyi azaltarak operasyonel süreçlerin hızlanmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda güvenlik ve hijyen uygulamalarının daha etkin yönetilmesine imkan tanıyor. Yemekhaneler artık yalnızca yemek yenilen alanlar değil, çalışanların bir araya geldiği ve kurum içi etkileşimin güçlendiği çok yönlü sosyal alanlar olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Cristiano Ronaldo, Dreame’nin Yeni Global Elçisi Oldu Haber

Cristiano Ronaldo, Dreame’nin Yeni Global Elçisi Oldu

Cristiano Ronaldo ile gerçekleştirilen iş birliği, Dreame’nin küresel marka yolculuğunda önemli bir dönüm noktasını temsil ederken, şirketin uluslararası pazarlarda ulaştığı güçlü konumu da pekiştiriyor. Yüksek hızlı motor teknolojileri ve yapay zeka destekli sistemler alanında yıllardır sürdürdüğü inovasyon odaklı yatırımlar sayesinde Dreame, akıllı ev teknolojilerinde küresel ölçekte referans gösterilen markalar arasında yerini sağlamlaştırdı. Cristiano Ronaldo ile gerçekleştirilen bu prestijli iş birliği ise markanın premium ev teknolojileri segmentinde global liderlik vizyonunun güçlü bir yansıması olarak öne çıkıyor. Ortaklığın temelinde, başarıya giden yolda aynı değerlere duyulan bağlılık yatıyor. Cristiano Ronaldo, kariyeri boyunca ortaya koyduğu disiplin, azim ve sınırları aşma kararlılığıyla yalnızca futbolun değil, küresel başarı kültürünün de simge isimlerinden biri haline geldi. Aynı yaklaşım, Dreame’nin kurumsal DNA’sının merkezinde yer alırken teknolojik liderlik, uzun vadeli vizyon ve kullanıcı deneyiminde sürekli mükemmelleşme hedefi, markanın büyüme stratejisinin temelini oluşturuyor. İş birliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Cristiano Ronaldo, şunları söyledi: “Her zaman mükemmellik tutkusunu ve çalışma disiplinini benimle paylaşan markalarla iş birliği yapmayı tercih ediyorum. Dreame, yenilikçi yaklaşımı ve üstün performans anlayışıyla insanların yaşamını daha kolay ve daha iyi hale getiren bir marka. Dreame ailesine katılmaktan ve markanın küresel pazardaki liderlik vizyonunu desteklemekten büyük heyecan duyuyorum.” Cristiano Ronaldo’nun Dreame’nin küresel marka elçisi olarak göreve başlaması, markanın dünya genelindeki büyüme ivmesini daha da hızlandırırken; tüketicilere ilham veren, teknolojiyle yaşam kalitesini yükselten yeni nesil çözümler sunma hedefini de güçlendirecek. Bu iş birliği, Dreame’nin küresel premium yaşam teknolojileri pazarında geleceği şekillendiren lider markalardan biri olma kararlılığını bir kez daha ortaya koyuyor. “Kazanmak Bir Hayalle Başlar”: Akıllı Yaşamın Geleceğine Yeni Bir Vizyon İş birliğinin merkezinde yer alan “Kazanmak Bir Hayalle Başlar” yaklaşımı, dünya çapında başarı odaklı bir vizyon ile ileri teknolojiyi bir araya getirerek akıllı yaşam anlayışına yeni bir perspektif kazandırıyor. Mükemmellik, disiplin ve sürekli gelişim odağında şekillenen bu yaklaşım, teknolojiyi yalnızca günlük yaşamı kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkarıp kullanıcıların yaşam standartlarını yükselten güçlü bir deneyime dönüştürüyor. Dreame Küresel Başkanı Colm Chang, iş birliğine ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Bu iş birliği, klasik bir sponsorluk anlaşmasının çok ötesinde; teknoloji lideri bir marka ile dünya çapında güçlü bir spor ikonunun ortak vizyonunu temsil ediyor. Cristiano Ronaldo’nun disiplin, kararlılık ve mükemmellik anlayışı, Dreame’nin inovasyon odaklı yaklaşımıyla güçlü bir uyum içerisinde. Akıllı teknolojiler aracılığıyla sektöre yön verme ve insanların yaşam kalitesini yükseltme hedefimizi birlikte daha ileriye taşıyacağız. Ortaklığımızın, dünya genelindeki kullanıcılar için geleceğin premium yaşam deneyimini şekillendireceğine inanıyoruz.” Arayal iş birliği kapsamında Dreame, Cristiano Ronaldo’nun evrensel marka gücünü ve ilham veren duruşunu geniş ürün ekosistemine entegre ederek; yüksek performans, estetik ve akıllı teknolojiyi bir araya getiren premium yaşam deneyimini dünya genelindeki tüketicilerle buluşturacak. Ronaldo’nun kültürler arası etkisi ile Dreame’nin ileri teknoloji odaklı inovasyon gücü birleşerek, kullanıcıların günlük yaşamlarında daha verimli, konforlu ve bağlantılı bir deneyim yaşamalarına katkı sağlayacak. Dreame Gelişmekte Olan Bölgeler Başkanı Toni Xia ise iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Dreame’nin inovasyon aracılığıyla sınırları aşma vizyonu, bizim de güçlü şekilde inandığımız bir yaklaşımı temsil ediyor. Disiplinin ve teknolojinin yaşamları dönüştürme gücüne inanıyoruz. Bu iş birliği, ileri teknoloji ile başarı odaklı bir zihniyetin bir araya geldiğinde daha iyi bir geleceğin nasıl mümkün olabileceğini göstermek adına son derece heyecan verici bir fırsat sunuyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BAYEGAN, Üretim İştiraki BYCHEM ile PLASTPOL Fuarı’nda Yerini Aldı Haber

BAYEGAN, Üretim İştiraki BYCHEM ile PLASTPOL Fuarı’nda Yerini Aldı

19–22 Mayıs 2026 tarihleri arasında Polonya’da düzenlenen fuarda BYCHEM; sürdürülebilir üretim yaklaşımı, Ar-Ge odaklı yapısı ve yeni nesil termoplastik poliüretan (TPU) çözümleriyle sektör profesyonelleriyle buluştu. Türkiye’nin küresel petrokimya şirketi BAYEGAN’ın üretim iştiraki BYCHEM, 19–22 Mayıs 2026 tarihleri arasında Polonya’da düzenlenen Plastpol 2026 Fuarı’nda uluslararası sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Avrupa’nın önemli plastik ve kauçuk endüstrisi buluşmalarından biri olarak kabul edilen fuarda BYCHEM, Ar-Ge odaklı, müşteriye özel spesifik çözümler sunan yeni nesil TPU ürünleriyle dikkat çekti. BYCHEM TPU serisi; otomotivden, kablo ve endüstriyel uygulamalara kadar birçok farklı sektörde sürdürülebilirlik, performans ve proses verimliliğini aynı noktada buluşturuyor. Plastik ve kauçuk işleme endüstrisinin her yıl gerçekleştirilen fuarı Plastpol’a 30 ülkeden yaklaşık 600 firma katıldı. Dünyanın dört bir yanından binlerce kişinin ziyaret ettiği fuar, bu yıl 30. kez düzenlendi. Avrupa Pazarında Yeni İş Birlikleriyle Varlığını Büyütüyor BYCHEM’in ilk kez yer aldığı Plastpol 2026, Avrupa pazarındaki büyüme hedefleri açısından önemli bir buluşma noktası oldu. Fuar boyunca müşteriler, iş ortakları ve sektör temsilcileriyle bir araya gelen BYCHEM, sektörün dönüşen ihtiyaçlarını yakından takip ederken yeni iş birlikleri ve büyüme fırsatlarına yönelik önemli temaslar gerçekleştirdi. Ar-Ge ve İnovasyon Odağında Yeni Nesil TPU Çözümleri BYCHEM, Plastpol 2026’da yüksek mekanik performans, dayanıklılık, esneklik ve kimyasal direnç özelliklerini bir arada barındıran; enjeksiyon, ekstrüzyon, laminasyon ve 3D baskı gibi farklı üretim süreçleriyle uyumlu, özelleştirilebilir ve yüksek performanslı çözümler sundu. Polimer teknolojisine odaklı ileri teknoloji cihazlarla donatılmış 3.300 metrekarelik Ar-Ge Merkezi’nde geliştirilen çözümler; geri dönüştürülebilir yapı, yüksek mekanik dayanım, üstün aşınma direnci, geniş sıcaklık aralığında esneklik ve %75’e kadar biyobazlı içerik gibi özellikleriyle dikkat çekti. BYCHEM, biyobazlı içeriklerin artırılması, gelişmiş UV stabilizasyon teknolojileri, yüksek dayanımlı özel TPU sistemleri ve çevre dostu üretim yaklaşımları üzerine yürüttüğü çalışmalarla geleceğin malzeme teknolojilerine yön verme hedefini, uluslararası arenada bir kez daha vurgulamış oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Škoda Motor Sporlarındaki 125. Yılını Kutluyor Haber

Škoda Motor Sporlarındaki 125. Yılını Kutluyor

Motor sporlarını markanın gelişiminde her zaman önemli bir alan olarak gören Škoda, 125 yıllık süreçte yalnızca sportif başarılar elde etmekle kalmadı, aynı zamanda üretim modellerine ilham veren dayanıklılık, performans ve teknoloji deneyimi de kazandı. Škoda’nın motor sporları tarihindeki ilk önemli adımlarından biri, 1901 yılında Narcis Podsedníček’in Paris-Berlin yarışına Laurin & Klement Slavia B motosikletiyle katılması oldu. 1906’da Václav Klement’in Vienna-Graz-Vienna yarışında elde ettiği derece, markanın dört tekerlekli yarışlardaki ilk başarılarından biri olarak kayıtlara geçti. Škoda’nın ilk önemli yarış araçlarından biri: Laurin & Klement FC Laurin & Klement FC, Škoda motor sporları tarihinin ilk önemli yarış otomobillerinden biri olarak öne çıkıyor. 1908 yılında geliştirilen model, markanın motor sporlarındaki erken dönem başarılarında büyük rol oynadı. Laurin & Klement’in motosiklet yarışlarındaki başarılarının ardından geliştirilen FC serisi, Avrupa’nın en zorlu dayanıklılık ve tırmanma yarışlarında elde ettiği zaferlerle Mladá Boleslav merkezli markanın adını duyurdu. Baş mühendis ve yarış pilotu Otto Hieronimus’un geliştirdiği araçlar, dönemi için dikkat çekici performans değerlerine ulaştı. Hieronimus, 1908’de Brooklands pistinde 118.72 km/s hıza ulaşarak dünya hız rekoru kırarken, Laurin & Klement FC modelleri Semmering, Zbraslav-Jíloviště ve Prinz-Heinrich-Fahrt gibi önemli yarışlarda sınıf zaferleri elde etti. Bu başarılar, Laurin & Klement’in motor sporlarını markanın gelişiminde stratejik bir alan olarak görmesinin temelini oluşturdu. Marka, 1936 Monte-Carlo Rallisi’nde Škoda Popular ile sınıf ikinciliği elde ederek dayanıklılık ve güvenilirliğini uluslararası arenada kanıtladı. 1960’lı yıllarda Octavia Touring Sport ile Monte-Carlo’da sınıf zaferleri gelirken, 1970’lerde efsanevi Škoda 130 RS dönemi başladı. 130 RS, 1977 Monte-Carlo’daki çifte sınıf zaferi ve 1981 Avrupa Binek Otomobiller Şampiyonası başarısıyla Škoda motor sporları tarihinin simge modellerinden biri haline geldi. 1990’lı yıllarda Favorit ile başarılarını sürdüren Škoda, 1994’te tek akstan çekişe sahip 2.0 litre altı otomobiller kategorisinde FIA Dünya Ralli Şampiyonası genel zaferine ulaştı. 2000’li yıllarda Octavia WRC ve ardından Fabia ile yeni bir dönem başladı. Fabia S2000, Rally2 ve Rally2 evo jenerasyonlarıyla Škoda, müşteri takımları için de dünya çapında güçlü bir ralli markası haline geldi. Rally2 dünyasının yıldızı Fabia, FIA Rally2 kategorisinin en başarılı yarış otomobillerinden biri olarak öne çıktı. 2015’te WRC2 üreticiler şampiyonluğunu kazanan Škoda, bu başarısını sonraki üç sezonda da tekrarladı. Esapekka Lappi, Pontus Tidemand, Jan Kopecky, Pierre-Louis Loubet, Andreas Mikkelsen ve Emil Lindholm gibi pilotlarla önemli şampiyonluklar elde edildi. 2023’te Andreas Mikkelsen, yeni Fabia RS Rally2 ile ikinci WRC2 dünya şampiyonluğunu kazanarak markanın başarı hikayesini sürdürdü. Škoda’dan 125. Yıla Özel Fabia Motorsport Edition Škoda Motorsport’un 125 yıllık mirası, markanın seri üretim modellerine de ilham vermeye devam ediyor. Monte Carlo versiyonları, RS performans modelleri ve sınırlı üretimler, bu yarışçı ruhu günlük kullanıma taşıyor. RS adının “rally-sport” ifadesinden gelmesi de markanın motor sporlarıyla kurduğu güçlü bağı ortaya koyuyor. Škoda, motor sporlarındaki 125’inci yılını ise, başarılarının yanı sıra özel bir modelle de kutluyor. Marka, Fabia Motorsport Edition adını verdiği sınırlı üretim modeliyle ralli mirasını yollara taşıyor. Sadece 125 adet üretilecek özel seri, Fabia 130 versiyonu temel alınarak geliştirildi ve 130 kW güç üreten 1.5 TSI motoruyla şimdiye kadar üretilen en güçlü seri üretim Fabia modeli olarak öne çıkıyor. Fabia RS Rally2’den ilham alan tasarım detayları, beyaz gövde rengi, siyah tavan, özel yarış grafiklerinin yanı sıra her otomobilde yer alan numaralandırılmış plaket ve sahiplerine sunulan özel koleksiyon kutusu, modeli daha da ayrıcalıklı hale getiriyor. İç mekanda karbon görünümlü detaylar, sportif koltuklar ve Škoda Motorsport 125 logoları dikkat çekerken, özel seriye sahip olan müşterilere ayrıca Fabia RS Rally2’nin güvenlik kafesinden alınmış özel bir parça da hediye ediliyor. Elektrikli Yarış Geleceğine Bakış: Yeni Enyaq RS Race Škoda Motorsport, tamamen elektrikli yeni Enyaq RS Race konseptiyle motor sporları deneyimini sürdürülebilir teknolojilerle de bir araya getiriyor. Yeni Enyaq Coupé RS temel alınarak geliştirilen konsept model, daha alçak ve geniş gövde yapısının yanı sıra 300 kilogramdan fazla hafifletilmiş gövdesiyle de dikkat çekiyor. Karbon fiber yerine kullanılan sürdürülebilir biyokompozit ve keten fiber malzemeler hem ağırlığı azaltıyor hem de gelecekte seri üretim modellerde kullanılabilecek yenilikçi çözümlere ışık tutuyor. Fabia RS Rally2’den ilham alan yarış DNA’sını taşıyan Enyaq RS Race, genişletilmiş şasi yapısı, özel süspansiyon sistemi, yarış tipi el freni, diferansiyel yapısı ve roll-cage donanımıyla pist odaklı bir karakter sunarken, Škoda’nın elektrikli performans ve sürdürülebilirlik vizyonunun da önemli bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Škoda Motorsport, 125’inci yılında geçmiş başarılarını kutlarken geleceğe de aynı tutkuyla bakıyor. Marka, motor sporlarında elde ettiği deneyim, taraftarlarının desteği ve Fabia RS Rally2’nin başarılarıyla yeni zaferler için yoluna devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMW ALPINA’dan Geleceğe Güçlü Mesaj: Yeni Tasarım Konsepti Otomobil Dünyasında Heyecan Yarattı Haber

BMW ALPINA’dan Geleceğe Güçlü Mesaj: Yeni Tasarım Konsepti Otomobil Dünyasında Heyecan Yarattı

İtalya’da düzenlenen prestijli Concorso d’Eleganza Villa d’Este 2026 etkinliğinde ilk kez görücüye çıkan Vision BMW ALPINA, markanın gelecekte izleyeceği tasarım ve mühendislik anlayışına dair önemli ipuçları verdi. Lüks otomobil tutkunlarının yakından takip ettiği etkinlikte sahne alan konsept model, yalnızca bir tasarım çalışması olarak değil, aynı zamanda BMW ALPINA markasının dönüşüm sürecinin sembolü olarak değerlendiriliyor. Şirketin yeni nesil üretim modellerine yön verecek otomobilin, performans ve konfor arasındaki ince dengeyi modern çizgilerle yeniden yorumladığı görülüyor. Vision BMW ALPINA ile Markanın Yeni Dönemi Başladı BMW Group bünyesinde bağımsız ve özel bir marka olarak yeniden yapılandırılan BMW ALPINA, Vision BMW ALPINA modeliyle geleceğe dair ilk somut adımını attı. Otomobil dünyasında yıllardır kendine özgü çizgisiyle ayrı bir konumda bulunan marka, bu yeni dönemde de sportif sürüş karakterini lüks detaylarla birleştirmeye devam edeceğinin sinyalini verdi. Konsept modelin tanıtımı, özellikle premium otomobil segmentinde büyük yankı uyandırdı. Çünkü ALPINA, yıllardır yalnızca yüksek performanslı otomobiller üretmekle kalmıyor, aynı zamanda uzun yol konforunu üst seviyeye taşıyan sürüş deneyimiyle de dikkat çekiyor. Yeni tasarım anlayışında markanın geçmişten gelen DNA’sının korunduğu net şekilde hissediliyor. Ancak bu kez çizgiler daha modern, daha akıcı ve daha iddialı bir yapıya sahip. ALPINA Kimliğini Yansıtan Tasarım Detayları Vision BMW ALPINA’nın dış tasarımında ilk dikkat çeken unsur, coupe karakterine yakın uzun ve akıcı gövde yapısı oluyor. Geniş omuz çizgileri, uzun tavan hattı ve güçlü duruş, otomobile hem sportif hem de aristokratik bir görünüm kazandırıyor. Markanın klasikleşmiş “köpekbalığı burun” tasarım dili, modern detaylarla yeniden yorumlanmış durumda. Ön bölümde agresif ancak abartıdan uzak bir tasarım anlayışı tercih edilirken, aerodinamik yapı otomobilin performans odaklı karakterini güçlendiriyor. ALPINA’nın yıllardır simgesi haline gelen dekoratif yan şeritler ve çok kollu jant tasarımı da konseptte korunmuş. Ön tarafta 22 inç, arka bölümde ise 23 inç büyüklüğündeki özel jantlar, otomobilin güçlü duruşunu daha da belirgin hale getiriyor. Tasarımın genelinde hız hissiyle zarafetin aynı potada eritildiği görülüyor. Bu yaklaşım, ALPINA’nın yıllardır premium performans segmentindeki farklı konumunu yeniden vurguluyor. İç Mekânda Konfor ve Lüks Ön Planda Vision BMW ALPINA’nın kabin tasarımı da markanın geleneksel yaklaşımını sürdürdüğünü gösteriyor. İç mekânda sürücü odaklı yapı korunurken, geniş yaşam alanı sayesinde dört yetişkin için üst düzey seyahat konforu sunuluyor. Kullanılan malzemelerde yüksek kalite hissi ön plana çıkıyor. Deri, metal ve özel yüzey detaylarının birlikte kullanıldığı kabinde sade ama etkileyici bir atmosfer oluşturulmuş. Teknolojik unsurlar ise klasik lüks anlayışını gölgelemeyecek şekilde konumlandırılmış. Markanın açıklamalarına göre yeni nesil ALPINA modellerinde sürüş keyfi kadar uzun yol rahatlığı da temel önceliklerden biri olacak. Bu nedenle Vision BMW ALPINA yalnızca performans otomobili olarak değil, aynı zamanda üst düzey bir grand tourer yaklaşımıyla geliştirildi. ALPINA’nın Köklü Geçmişi Yeni Nesle Taşınıyor 1965 yılında Almanya’nın Bavyera bölgesindeki Buchloe kasabasında kurulan ALPINA, yıllar içinde otomotiv sektöründe kendine has bir kültür oluşturdu. BMW modellerini performans ve lüks ekseninde yeniden yorumlayan marka, özellikle yüksek hızlarda sunduğu konfor seviyesiyle otomobil dünyasında özel bir yere sahip oldu. 1970’li yılların sonunda tanıtılan ALPINA B7 Coupé modeli ise markanın karakterini en güçlü şekilde yansıtan otomobiller arasında gösteriliyor. Güçlü motor yapısı, uzun yol konforu ve zarif tasarımıyla dikkat çeken model, bugün hâlâ ALPINA tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Vision BMW ALPINA’da da bu mirasın izleri açık şekilde görülüyor. Marka, geçmişteki karakteristik özelliklerini korurken geleceğin otomobil anlayışına uygun daha sofistike bir yaklaşım benimsiyor. BMW Group İçindeki Yeni Yapılanma Dikkat Çekiyor BMW ALPINA’nın 2026 yılı itibarıyla BMW Group bünyesinde özel ve bağımsız bir marka olarak konumlandırılması, otomotiv sektöründe önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirildi. Bu değişimle birlikte markanın üretim stratejisinin daha güçlü şekilde şekillendirilmesi hedefleniyor. Yeni dönemde özellikle kişiselleştirme seçenekleri, premium malzeme kullanımı, sürüş teknolojileri ve konfor odaklı mühendislik çözümleri ön plana çıkacak. BMW Group’un teknolojik altyapısıyla ALPINA’nın el işçiliği ve özel üretim kültürünün birleşmesi, markanın gelecekteki modellerine büyük avantaj sağlayacak. Otomobil dünyasında büyük merak uyandıran ilk seri üretim BMW ALPINA modelinin ise 2027 yılında tanıtılması bekleniyor. Vision BMW ALPINA’nın ortaya koyduğu tasarım dili ve mühendislik yaklaşımı, bu yeni modelin nasıl bir karakter taşıyacağı konusunda güçlü ipuçları veriyor. Premium otomobil pazarında rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde BMW ALPINA’nın attığı bu adım, markanın gelecekte çok daha iddialı bir konuma ulaşabileceğini gösteriyor.

MAN TGE Ailesine Özel Eğitim Programı Haber

MAN TGE Ailesine Özel Eğitim Programı

Müşterilerine en iyi hizmeti sunma vizyonuyla hareket eden MAN, kamyon segmentindeki köklü eğitim geleneğini hafif ticari araç (HTA) segmentinde de sürdürüyor. Antalya’da 4-6 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Aslan Eğitimleri kampına; Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen MAN TGE birimi çalışanları, satış ve satış sonrası ekipleri ile yetkili bayilerin TGE’den sorumlu çalışanları ve bayi yöneticileri katıldı. Çalışanların teknik yetkinliklerini artırma ve birimler arası sinerjiyi güçlendirmeyi hedefleyen eğitim kampında katılımcılar; TGE araç ailesine yönelik teknik bilgi paylaşımının yanı sıra operasyonel eğitimler ile satış ve satış sonrası süreçlere ilişkin kapsamlı bilgiler edindi. MAN TGE ve rakip araçlar karşılaştırmalı olarak incelendi Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri, aynı segmentteki diğer marka araçların da farklı versiyonları ile eğitim alanında hazır bulundurulmasıydı. Tüm araçların aynı salonda sergilendiği interaktif ortamda katılımcılar, MAN TGE modellerini rakipleriyle birebir olarak karşılaştırma ve detaylıca inceleme şansı yakaladı. Eğitim süresince MAN TGE’nin teknolojik özellikleri ve donanım avantajları detaylı şekilde ele alınırken, rakip modellerin teknik yapıları da objektif bir bakış açısıyla değerlendirildi. Kampa katılanlar, MAN’ın segmentteki avantajlı konumunu teknik veriler ışığında yerinde gözlemleme imkânı buldu. Teori ve pratiği birleştiren üç günlük program Üç gün süren yoğun eğitim programının ilk günü teorik oturumlarla başladı. TGE ürün ailesine yönelik detaylı bilgi paylaşımının yapıldığı programda, farklı iş birimlerinden yöneticilerin katılımıyla birimler arası iş birliğinin ve ortak çalışma kültürünün müşteri memnuniyetindeki önemi vurgulandı. Eğitimlerde; araçların teknik özellikleri, servis hizmetleri, satış süreçleri, satış sonrası hizmetler ve ikinci el operasyonları ile müşteri memnuniyeti gibi kritik başlıklar kapsamlı şekilde ele alındı. Alanında uzman eğitmenler tarafından gerçekleştirilen sunumlarda, MAN TGE ürün grubunun pazardaki konumu, müşteri ihtiyaçlarına sunduğu çözümler ve operasyonel avantajları detaylı şekilde aktarıldı. İkinci gün de uygulamalı karşılaştırma oturumlarına ayrıldı. İlk gün aktarılan teorik bilgiler, eğitim alanındaki araçlar üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarla pekiştirildi. Araç başı uygulamalarda katılımcılar, MAN TGE modellerinin teknik donanımlarını detaylı biçimde inceleme fırsatı buldu. Ayrıca pazarda yer alan rakip markalara ait şasi kamyonet, panelvan ve minibüs segmentindeki araçlar organizasyona dahil edilerek, MAN TGE ürün ailesiyle teknik ve operasyonel açıdan kıyaslama yapıldı. Değerlendirmelerde performans, sürüş konforu, donanım seviyesi, kullanım avantajları ve toplam sahip olma maliyeti gibi kriterler ele alındı. Katılımcılar, teorik bilgilerin yanı sıra gerçek ürün karşılaştırmaları sayesinde sektördeki rekabet dinamiklerini yakından inceleme fırsatı bulurken, MAN TGE ürün grubunun sunduğu güçlü yönleri daha kapsamlı şekilde değerlendirme imkânı elde etti. Eğitim süreci başarı değerlendirme sınavı ile tamamlandı Kampın son gününde ise bayilerden katılan çalışanların yetkinliklerini ölçmek amacıyla detaylı bir değerlendirme sınavı gerçekleştirildi. Program boyunca aktarılan teknik ve operasyonel bilgilerin ölçüldüğü sınavla birlikte katılımcılar, eğitim sürecini başarıyla tamamladı. MAN TGE dünyasında kalite standartlarını daha ileriye taşımayı amaçlayan organizasyon, satış ve satış sonrası ekiplerinin müşterilere en doğru çözümleri sunma yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş., gerçekleştirdiği eğitim organizasyonlarıyla çalışanlarının ve iş ortaklarının bilgi birikimini güçlendirmeyi, müşteri memnuniyetini artırmayı ve hafif ticari araç segmentinde müşterilerine sunduğu hizmet kalitesini daha da ileri taşımayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Jaguar’ın Tamamen Elektrikli Yeni Dönemi Type 01 ile Başlayacak Haber

Jaguar’ın Tamamen Elektrikli Yeni Dönemi Type 01 ile Başlayacak

Markanın tasarım, teknoloji ve performans alanındaki yenilikçi mirasını geleceğe taşıyan Type 01, Jaguar’ın tamamen elektrikli yeni döneminin ilk temsilcisi olma özelliğini taşıyor. Bu yılın ilerleyen döneminde tanıtılacak Jaguar Type 01, Formula E organizasyonu öncesinde özel kamuflaj kaplamasıyla Monaco sokaklarında ilk kez görüntülenecek. Jaguar Type 01, markanın özgün karakterini güçlü duruşu ve etkileyici performansıyla yansıtıyor. Type 01 adı, kaputun ön camla birleştiği noktada yer alan karakteristik çizgi motifi üzerinde konumlanıyor. Cesur ve doğrusal grafiklerle tamamlanan bu tasarım yaklaşımı, geleceğin Jaguar modellerinde öne çıkacak imza detaylardan biri olarak dikkat çekiyor. Type 01 model ismindeki “0”, elektrikli güç aktarımını ve sıfır egzoz emisyonunu; “1” ise modelin Jaguar’ın yeni dönemindeki ilk temsilcisi olmasını simgeliyor. Birleşik Krallık’ın kalbinde tasarlanan, geliştirilen ve üretilecek olan Jaguar Type 01, markanın yeni jenerasyonuna öncülük ediyor. “Type”, Jaguar’ın tasarım, teknoloji ve performans alanlarındaki mirasını yeni döneme taşırken, Type 01 ise bu mirası, markanın bugüne kadar geliştirdiği en ileri teknolojiye sahip model olarak somutlaştırıyor. Kendi türünün ilk örneği olan Jaguar Type 01, yenilikçi gövde mimarisi sayesinde güçlü ve ayırt edici bir duruş sergiliyor. Üç elektrik motorlu güç aktarım teknolojisi ise 1.000 beygirin üzerinde güç ve 1.300 Nm’nin üzerinde tork üretiyor. Jaguar tarihinde “Type” ifadesi model isimlerinde ilk kez 1951’de Le Mans’ı kazanan C-type modelinde kullanılmıştır. Seri üretim modellerde ise bu yaklaşım, tek bir otomobilde iki farklı karakteri temsil ediyor: Yüksek güç rezervleriyle keyif veren dinamik bir sürüş ve buna eşlik eden rafinelik ile dengeli yol tutuşu. E-type ve daha yakın dönemde F-TYPE da bu anlayışın en güçlü örnekleri arasında yer aldı. Jaguar Genel Müdürü Rawdon Glover, “Jaguar’ı yeni bir dönem için, geçmişten aldığımız ilhamla yeniden hayal ettik. Mühendislerimiz, görünümü ve sürüş karakteriyle alışılmış elektrikli otomobil algısının dışında kalan, markanın benzersiz mirasını da içinde barındıran bir otomobil geliştirdi. Type 01 adı da bu hikayenin bir parçası haline geldi. Benim için “0”, Jaguar’ın yeni dönemindeki güçlü başlangıcı, “1” ise bu dönemin ilk ve benzersiz temsilcisi olmasını simgeliyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.