Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Planlama

Kapsül Haber Ajansı - Planlama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Planlama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Düzce 3 Yılda 2 Sınıf Yükseldi” Haber

“Düzce 3 Yılda 2 Sınıf Yükseldi”

Belediye başkan yardımcıları ve birim müdürlerinin de katıldığı toplantıda mahalle sakinlerine hitap eden Başkan Özlü, mahalle ziyaretlerinin temel amacının vatandaşlardan doğrudan bilgi almak olduğunu belirterek, “Biz her bir mahallemize ziyaretler gerçekleştiriyoruz ve her bir mahallemizde mahalle sohbetleri yapıyoruz. O mahallenin ve Düzce’nin sorunlarını, bizim duymadığımız, bilmediğimiz konuları öğrenmek için geliyoruz. Benim sizlerden ricam, aklınıza takılan ne varsa lütfen çekinmeyin, sorun” dedi. Düzce’nin daha güzel ve yaşanabilir bir şehir olması için gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Özlü, yapılan çalışmaların kentin gelişimine olumlu şekilde yansıdığını ifade etti. “DÜZCE 3 YILDA İKİ SINIF YÜKSELDİ” Konuşmasında Düzce’nin belediyelerin gelişmişlik sınıflandırmasındaki yükselişine de değinen Başkan Özlü, göreve geldiklerinde B5 grubunda bulunan Düzce Belediyesi’nin önce B6, ardından B7 grubuna yükseldiğini söyledi. Özlü, “Bundan üç yıl önce biz Düzce Belediyesi olarak B5 grubundaydık. O tarihlerde turizm konusunda bir atılım yapacağımızı ifade ederek güzel bir plan hazırladık ve bakanlığımız ile paylaştık. Çalışmamızı yaptık, bakanlığa sunduk. Çevre Bakanlığı Düzce’yi B6 grubuna yükseltti. Yani bir sınıf atladık. Bolu ile aynı statüye geldik. Bundan 10 gün önce 2026 yılı için yapılan çalışmaların sonuçları yayınlandı. Biz B7 grubuna yükseltildik. Yani bir sınıf daha atladık. Yaptığımız çalışmalar meyvesini veriyor” diye konuştu. “DÜZCE GÖÇ ALAN, TERCİH EDİLEN BİR ŞEHİR” Düzce’nin eksikliklerinin bulunduğunu, ancak güçlü yönlerinin çok daha fazla olduğunu dile getiren Özlü, “Diyorlar ki; bu şehirde çok eksik, çok kusur var. Evet, bu şehirde eksik, kusur var. Ama bu şehrin fazlalıkları eksikliklerinden çok daha fazladır. İnsanları serbest bıraktığınız zamana nereye gidip yerleşiyorlarsa bilin ki orası iyi bir yerdir. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü Düzce’nin nüfusu artıyor. Göçlerle artıyor. Biz göç alan bir şehiriz. Düzce güzel bir yer, iyi bir yer ve insanlar Düzce’ye yerleşiyorlar” ifadelerini kullandı. “BİZ RAKAMLARLA, MATEMATİKLE KONUŞURUZ” Yapılan çalışmaların somut verilere ve hesaplamalara dayandığını vurgulayan Başkan Özlü, belediyecilik anlayışlarında planlama ve hesaplamanın önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Geçenlerde bize muhalif ulusal bir gazete bir yayın yapmış. Türkiye’de değer kazanan, öne çıkan 3 şehir var, bunların başında Düzce geliyor diyor. Bir şey söylerken rakamlara oturtmanız lazım. Ben mühendisim. Biz rakamlarla konuşuruz, matematikle konuşuruz. Bizim yaptığımız her şeyin arkasında ciddi bir matematik ve hesap vardır. Biz 40 defa düşünür, 40 defa hesap yapar, bir defa adım atarız ve bundan da dönmeyiz. Hesaplaşır, çalışırız, yaparız.” “BORU BAĞLANTILARI TAMAMLANINCA ASFALTLANACAK” Düzce’de devam eden içme suyu altyapı çalışmalarına da değinen Özlü, altyapı yatırımı kapsamında 35 kilometrelik yolun kazıldığını ve boru döşeme çalışmalarının gerçekleştirildiğini belirtti. Ana boru bağlantılarının tamamlanmasının ardından kazılan yolların asfaltlanacağını kaydeden Özlü, “Önümüzdeki 50-60 gün içerisinde bağlantıları bitiriyoruz, ondan sonra da asfaltlıyoruz” dedi. Düzce tarihinin en büyük içme suyu altyapı yatırımlarından birini gerçekleştirdiklerini belirten Özlü, ayrıca 60 dönümlük arazi üzerinde yeni bir arıtma tesisi kurulduğunu söyledi. Asfalt çalışmalarının da yoğun şekilde sürdüğünü belirten Başkan Özlü, görev süresi içerisinde Düzce’de asfaltlanmamış cadde ve sokak bırakmama hedefini bir kez daha vurguladı. Sosyal medya üzerinden yapılan eleştirilerle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Özlü, “Biz eleştiriye açığız, eleştirilmeyi de istiyoruz. Ama sosyal medyadaki eleştirilerin ve tenkitlerin hiçbir kıymeti yok. Biz çalışıyoruz, gece gündüz çalışıyoruz ve çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. “BÜTÜN AMACIMIZ MİLLETİMİZE LAYIK OLMAK” Konuşmasının sonunda belediye yönetimi olarak temel amaçlarının Düzcelilere layık olmak olduğunu vurgulayan Başkan Özlü, “Millet bir karar verdi. Millet bizi seçti, bize yetki verdi. Biz de bu yetkiye layık olmaya çalışacağız. Bizim bütün amacımız milletimize layık olmaktır. Milletimizin gönlüne girebilmektir” dedi. Toplantının devamında Başkan Özlü, tespit ettikleri eksiklikler ve sorunlara yönelik çözüm önerilerini paylaştı. Vatandaşların talep, istek ve şikayetlerini de dinleyen Özlü, ilgili başkan yardımcılarına ve birim müdürlerine gerekli çalışmaların yapılması talimatını verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor! Haber

Sinaptik Budama Beyni Daha Verimli Kılıyor!

Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yoğunlaşan ve bu süreçte kullanılan sinir bağlantılarının güçlendiğini, kullanılmayanların ise zayıfladığını dile getiren Dr. Şalçini, “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” dedi. Kaliteli uykunun da öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesi ve gereksiz bağlantıların ayıklanmasında önemli rol oynadığı kaydeden Dr. Şalçini, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, zihinsel aktivite ve kaliteli uykunun beyin sağlığını desteklediğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Beyinde daha fazla bağlantı, daha yüksek zekâ anlamına gelmiyor! Sinaptik budamanın beynin gelişimi için vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “İnsan beyni doğumdan sonra çok sayıda sinaptik bağlantı oluşturur. Ancak bu bağlantıların tamamının korunması mümkün değildir. Beyin, kullanılmayan veya işlevsel olmayan bağlantıları zamanla ortadan kaldırarak daha güçlü ve daha verimli sinir ağları oluşturur. Sinaptik budama olarak adlandırılan bu süreç, sağlıklı beyin gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır.” dedi. Sinaptik budamanın yanlış anlaşılan bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “Toplumda daha fazla sinir bağlantısının daha yüksek zeka anlamına geldiği yönünde yaygın bir inanış var. Oysa önemli olan bağlantıların sayısı değil, etkinliğidir. Beyin gereksiz bağlantıları ortadan kaldırarak bilgi işlemeyi hızlandırır, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir.” ifadelerini kullandı. İlk yıllar ve ergenlik kritik dönemler! Sinaptik budamanın özellikle yaşamın ilk yıllarında ve ergenlik döneminde yoğunlaştığını vurgulayan Dr. Şalçini, “Bebeklik döneminde beyin çok hızlı yeni bağlantılar oluşturur. Çocuk büyüdükçe kullanılan bağlantılar güçlenirken kullanılmayanlar elenir.” dedi. Ergenlikte ise beynin özellikle planlama, dikkat ve karar verme gibi işlevlerden sorumlu ön bölgesinin yeniden şekillendiğini dile getiren Dr. Şalçini, bu nedenle çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin, beynin gelişiminde kalıcı izler bıraktığını aktardı. Kullanılmayan sinir ağları zamanla zayıflıyor! Öğrenmenin sinaptik bağlantılar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti: “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Kullanılmayan bağlantılar ise zamanla zayıflar. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” Kaliteli uyku beyin için bir bakım süreci! Uyku ile sinaptik budama arasındaki ilişkiye değinen Dr. Şalçini, “Uyku yalnızca dinlenme zamanı değildir. Beyin uyku sırasında gün içinde öğrenilen bilgileri değerlendirir, önemli olanları pekiştirirken gereksiz olanları ayıklar. Özellikle çocuklar ve ergenler için yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beyin gelişiminin temel unsurlarından biridir.” şeklinde konuştu. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları beyin gelişimini destekliyor! Dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin de önemli olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, “Omega-3 açısından zengin beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve zihinsel olarak aktif kalmak, beynin sağlıklı işleyişini destekleyen yaşam alışkanlıklarıdır. Bu faktörler sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirerek bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı. Sinaptik budamadaki farklılıklar bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkili olabilir! Sinaptik budamanın bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisini inceleyen çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Bilimsel araştırmalar, sinaptik budama süreçlerindeki farklılıkların otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi bazı hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” dedi. Dr. Şalçini, ancak bu hastalıkların tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığını hatırlattı. Beyin yaşam boyu değişmeye devam ediyor! Beynin gelişiminin çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı: “Eskiden erişkin beyninin değişmediği düşünülüyordu. Günümüzde ise beynin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabildiğini ve kullanılmayan bağlantıları yeniden düzenleyebildiğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenmenin yaşı yoktur. Yeni beceriler kazanmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal yaşamın içinde olmak beyin sağlığını destekleyen önemli alışkanlıklardır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir Haber

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir

TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), gıda sektörünün güncel başlıklarını alanında uzman isimlerle ele aldığı Webinar Serisi’nin 10. yayınında kooperatifçiliği gündeme taşıdı. “İnsan Odaklı Bir Yol: Kooperatifçilik” başlığıyla gerçekleştirilen yayının konuğu, Hasat Türk Genel Yayın Yönetmeni ve AB Kooperatifçilik Uzmanı Erdem Ak oldu. Kooperatiflerin gıda sistemi içindeki konumunu üretim, tüketim, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, ölçek, pazarlama ve yönetim başlıkları üzerinden değerlendiren Ak, Türkiye’de kooperatifçiliğin geniş bir ortaklık ve faaliyet ağına sahip olduğuna dikkat çekti. Kooperatifleri ‘sosyal temelli ekonomik işletmeler’ olarak tanımlayan Ak, bu yapıların sosyal amaçlarının yanı sıra üretim, finans, pazarlama ve insan kaynağı gibi bütün işletme süreçlerini yönetmekle yükümlü olduğunu vurguladı. “Kooperatifler gıda sanayisinin doğal tedarik ortaklarıdır” Gıda üretiminin temel hammaddesinin bağdan, bahçeden, tarladan ve hayvancılık işletmelerinden geldiğine işaret eden Ak, tarım alanında faaliyet gösteren kooperatiflerin gıda sanayisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Kooperatiflerin çok sayıda küçük üreticiyi ortak standartlar çevresinde buluşturduğunu belirten Ak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kooperatifler, gıda sanayisine hammadde sağlayan doğal tedarik ortaklarıdır. Ölçeğini ve kurumsal kapasitesini geliştiren kooperatifler ise üretim, pazarlama, ticaret ve ihracat süreçlerinde doğrudan sanayinin oyuncusu haline gelebiliyor. Bugün ülkemizde ve dünya pazarlarında öne çıkan örnekler, kooperatiflerin ürünü işleyerek markaya ve katma değere dönüştürebildiğini gösteriyor.” Gıda sanayicilerinin güvenilir ve kaynağı bilinen hammaddeye erişiminde kooperatiflerin önemli bir imkân sunduğunu kaydeden Ak, “Tek bir üreticiye bağlı yapılarda tedariğin kesintiye uğrama riski daha yüksek olabilir. Kooperatifler ise çok sayıda üreticiyi bir araya getirdikleri için daha sürdürülebilir bir yapı sunar” dedi. “Gıda güvenliği üretimden önce başlıyor” Kooperatiflerin gıda güvenliğindeki rolünü üretim öncesi, üretim süreci ve üretim sonrası olmak üzere üç aşamada ele alan Ak, gıda güvenliğinin uygun girdilerin seçilmesiyle başladığını söyledi. Yem, tohum ve gübre gibi girdilerin belirli standartlara uygun biçimde temin edilmesinin kooperatiflerin temel sorumlulukları arasında bulunduğunu belirten Ak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kooperatif, üreticiye girdiyi toplu biçimde sağlarken insan, hayvan, toplum ve çevre sağlığı açısından da sorumluluk üstlenir. Üretim aşamasında ise ortak bir kalite ve denetim sistemi kurar. Özellikle süt gibi çok sayıda küçük aile işletmesinden toplanan ürünlerde kaynağında kontrol büyük önem taşır.” Üretim sonrasında ambalajlama, muhafaza, depolama ve pazarlama süreçlerinin de gıda güvenliğinin parçası olduğunu belirten Ak, “Kooperatifler üretim öncesinden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar birbirini tamamlayan sorumluluklar üstlenebilir. Bu da sanayici açısından standardı belirli, izlenebilir ve güvenilir hammadde anlamına gelir” dedi. “Kooperatifler gıda sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor” Gıdada sürdürülebilirliğin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirten Ak, kooperatiflerin üreticilerin ekonomik varlığını sürdürmesine, yerel üretim kapasitesinin korunmasına ve üretim ekosisteminin gelişmesine katkı sunduğunu söyledi. Kooperatifçiliğin gıda sisteminin geleceği açısından stratejik değer taşıdığını ifade eden Ak, “Sürdürülebilirlik, tek bir işletmenin faaliyetini sürdürmesinin ötesinde sosyal, ekonomik ve çevresel koşulların birlikte gözetilmesini gerektiriyor. Kooperatifler de bu dengenin sağlanmasında önemli bir rol üstleniyor” dedi. Tarım kooperatiflerinde havza ölçeği önerisi Türkiye’deki tarım ve gıda kooperatiflerinin temel sorunlarından birinin ölçek olduğunu belirten Ak, küçük coğrafi alanlarla sınırlı kalan yapıların günümüz rekabet koşullarında yeterli üretim ve pazarlama gücüne ulaşmakta zorlandığını ifade etti. Benzer ürünlerin yetiştirildiği köylerdeki üreticilerin ilçe veya havza ölçeğinde bir araya gelmesinin daha doğru bir model oluşturacağını belirten Ak, şunları söyledi: “Bir köydeki 20, 30 ya da 50 üreticinin kuracağı süt veya tarımsal kalkınma kooperatifinin güçlü bir ekonomik karşılık oluşturması zor. Mümkünse köyler bütünü, ilçe veya aynı ürün deseninin bulunduğu havza ölçeğinde yapılanmak gerekiyor. Mevcut küçük kooperatiflerin ortak bir çatı altında toplanması da üretim miktarının artmasını, kalite standardının kurulmasını ve pazarlama sorunlarının aşılmasını sağlayabilir.” Ölçek ekonomisinin girdi temininde de önemli olduğunu vurgulayan Ak, yüzlerce üreticinin bir araya gelmesiyle yem, tohum ve gübre gibi girdilerin daha uygun koşullarda satın alınabileceğini söyledi. Ak, “Ölçek büyüdükçe kooperatifin hem satın alma gücü hem de pazara düzenli ürün sunma kapasitesi artar” ifadelerini kullandı. “Hibe can suyu olabilir ancak kalıcı başarı planlamayla gelir” Kooperatiflerin sosyal amaçları bulunsa da ekonomik faaliyet yürüten birer işletme olduğunu hatırlatan Ak, iyi niyetin tek başına sürdürülebilir bir yapı kurmaya yetmediğini dile getirdi. Üretim miktarı, maliyet, insan kaynağı, satış kanalları ve risklerin faaliyete başlanmadan belirlenmesi gerektiğini kaydeden Ak, şöyle konuştu: “Kooperatifin ne üreteceğini, ne kadar üreteceğini, hangi kaynakla çalışacağını ve ürününü kime satacağını bilmesi gerekir. Günlük, haftalık ve aylık giderler, ihtiyaç duyulan sermaye, üretim standardı ve satış kanalları planlanmalıdır. Bu sorular cevaplanmadan işe başlandığında bir süre sonra dışarıdan destek beklentisi ortaya çıkıyor.” Hibe ve bağışların da kuruluş aşamasında katkı sağlayabileceğini ifade eden Ak, kooperatiflerin uzun vadede kendi ekonomik faaliyetleriyle ayakta kalması gerektiğinin altını çizdi: “Hibe başlangıçta can suyu olabilir. Ancak ticari faaliyet yalnızca hibe ve bağışlarla sürdürülemez. Kooperatifin özerk ve bağımsız kalabilmesi için düzenli gelir üretmesi, planlama yapması ve işletme disipliniyle hareket etmesi gerekir.” “Gıda sanayicisi kooperatiflerle daha fazla iş birliği yapmalı” Kooperatiflerin sosyal adalet, gelir dağılımı, gıdaya erişim, gıda güvenliği ve gıda güvencesi gibi alanlarda önemli işlevler üstlenebildiğini belirten Erdem Ak, gıda sanayisinin kooperatiflerle kuracağı ilişkinin bütün gıda sistemine katkı sağlayacağını söyledi. Ak, “Birincil tarımsal üretimi yapanlarla bu ürünleri gıdaya dönüştüren sanayiciler aynı sistemin içindedir. Gıda sanayicisinin kooperatiflerle daha yakın temas kurması, gerektiğinde onlara öncülük etmesi, paydaşlık kurması ve ortak projeler geliştirmesi gerekiyor. Tedarik, alım-satım, çözüm ve proje ortaklığı üzerinden kurulacak yakınlaşmanın hem taraflara hem de ülkemize katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

RES Yatırımlarında Tarımı Koruyan Yeni Model Haber

RES Yatırımlarında Tarımı Koruyan Yeni Model

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından RES projelerinde tarım arazilerinin kullanımına ilişkin uygulamada yapılan değişiklikle, türbinlerin dönen kanatlarının kapsadığı izdüşüm alanları artık tarım dışı kullanım kapsamında değerlendirilmeyecek. Yeni modelde yalnızca türbinlerin kurulduğu platform alanları ile ulaşım yolları için tarım dışı kullanım izni verilecek ve TAD portal girişi bu alanlarla sınırlı tutulacak; kanat izdüşüm (süpürme) alanları ise TNKA olarak planlanarak kamulaştırma sonrasında tarımsal üretime devam edilebilecek. YENİ DÜZENLEMEYLE TARIM ARAZİLERİNDE GEREKSİZ KAYIP ÖNLENECEK Uygulamanın sahadaki etkisi tekil proje düzeyinde dahi belirgin biçimde ortaya çıkıyor. Örnek bir RES projesinde 18 türbinin toplam süpürme alanı yaklaşık 463 bin metrekareyi bulurken, fiilen inşaata konu olan platform alanı bu alanın yalnızca %29'unu oluşturuyor. Geriye kalan yaklaşık %71'lik kısım — yani yaklaşık 33 hektar tarım arazisi — mevcut uygulamada gereksiz yere tarım dışı bırakılırken, yeni modelle bu alanlar üretimde kalabilecek. Uygulama ülke geneline yaygınlaştığında korunacak tarım arazisi miktarının çok daha yüksek olacağı öngörülüyor. Enerji yatırımları ile tarımsal üretimin doğru planlama sayesinde birlikte sürdürülebileceğini belirten ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yenilenebilir enerji yatırımları ile tarımsal üretimi birbirinin alternatifi olarak görmek doğru değil. Doğru planlanan projelerde her iki alanın birlikte değer üretmesi mümkün. Yeni düzenleme de bu anlayışı destekleyen önemli bir yaklaşım ortaya koyuyor. Tarım arazilerinin korunması, yatırım süreçlerinin daha verimli yönetilmesi ve gereksiz arazi kayıplarının önlenmesi açısından sektör adına değerli bir gelişme olduğunu düşünüyoruz” açıklamalarında bulundu. DOĞRU PLANLAMA HEM YATIRIMI HEM ÜRETİMİ GÜÇLENDİRİYOR ARI-ES Enerji olarak proje geliştirme süreçlerinde arazi seçiminden izin süreçlerine kadar tüm aşamalarda tarımsal üretim, çevresel sürdürülebilirlik ve yatırım ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdiklerini belirten Arıcı, bu yaklaşımın uzun yıllardır yürüttükleri çalışmaların temelini oluşturduğunu söyledi. “Her proje bulunduğu bölgenin çevresel, teknik ve sosyoekonomik koşulları dikkate alınarak planlanmalı. Doğru mühendislik yaklaşımıyla hem yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanabilir hem de verimli tarım arazileri korunabilir. Yeni düzenleme ile birlikte RES yatırımlarında gereksiz tarım dışı kullanım izinlerinin azaltılması, tarım arazilerinin üretimde kalmaya devam etmesi, kamulaştırma ve TAD portal süreçlerine ilişkin işlem yükünün hafifletilmesi ve yatırım süreçlerinin daha etkin yönetilmesi hedefleniyor. Türkiye'nin enerji dönüşümünde sürdürülebilir arazi planlaması bundan sonraki dönemin en kritik başlıklarından biri olacak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Hekimliğinde Uzmanlık Tartışmaları Büyüyor Haber

Diş Hekimliğinde Uzmanlık Tartışmaları Büyüyor

Sağlık alanında eğitim planlaması, uzmanlık süreçleri ve istihdam politikalarına yönelik tartışmalar son dönemde yeniden gündemin üst sıralarında yer alıyor. Özellikle diş hekimliği alanında artan fakülte sayıları, mezunların karşılaştığı istihdam sorunları ve uzmanlık eğitimine ilişkin değerlendirmeler, meslek camiasında geniş yankı uyandırıyor. Türkiye'de sağlık hizmetlerinin niteliğinin yalnızca fiziki yatırımlarla değil, insan kaynağının doğru planlanmasıyla da doğrudan ilişkili olduğunu ifade eden Özlem Akarken, özellikle diş hekimliği alanında son yıllarda yaşanan hızlı kontenjan artışlarının ve yeni fakülte açılışlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İhtiyaç planlaması bilimsel veriler ışığında yapılmalı Diş hekimliği fakültelerinin sayısındaki artışın, istihdam ve eğitim kalitesi açısından dikkatle ele alınması gereken bir konu olduğunu vurgulayan Akarken, "Bugün binlerce genç diş hekimi mezuniyet sonrasında istihdam konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bir yandan mevcut sistemde görev yapan diş hekimlerinin çalışma koşulları ve atama beklentileri gündemdeyken, diğer yandan yeni fakültelerin açılması ve kontenjanların artırılması meslek mensupları arasında kaygılara neden olmaktadır. Sağlık insan gücü planlamasının uzun vadeli ve bilimsel veriler doğrultusunda yapılması büyük önem taşımaktadır." İfadelerini kullandı. Uzmanlık eğitiminin temelinde liyakat ve objektif kriterler vardır Diş hekimliğinde uzmanlık eğitiminin belirli standartlar çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini DUS sınav sistemini getirilerek belirlendiğini belirten Akarken, uzmanlık unvanının yalnızca mesleki bir sıfat değil, aynı zamanda önemli bir sorumluluk alanı olduğunu ifade ederek, "Uzmanlık eğitimi; yoğun emek, uzun yıllar süren eğitim süreci ve objektif değerlendirme mekanizmalarının sonucunda kazanılan bir yetkinlik alanıdır. Uzmanlık dışında doktora sistemine ilişkin yapılacak her düzenleme, meslek mensuplarının beklentileri ve sağlık hizmetlerinin niteliği göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir." dedi. Doktora ve uzmanlık farklı akademik süreçlerdir Doktora programlarının bilimsel üretim ve akademik gelişim açısından son derece değerli olduğunu vurgulayan Akarken, "Doktora eğitimi ile uzmanlık eğitimi farklı amaçlara hizmet eden iki ayrı akademik süreçtir. Bilimsel araştırma ve akademik gelişim için aynı zamanda tedavi aşamalarında ise farkı ortaya koyan aynı zamanda akademik kariyerde doktora programlarının değeri tartışılmazdır. Bu nedenle her iki sürecin kendi amaçları doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Hasta güvenliği ve sağlık hizmetinin niteliği önceliğimizdir SAHİM-SEN olarak sağlık hizmetlerinde kaliteyi önceleyen her düzenlemenin destekçisi olduklarını ifade eden Özlem Akarken, "Sağlık sisteminin sürdürülebilirliği için eğitimde kalite, istihdamda planlama , uzmanlık ve doktora süreçlerinde liyakat ilkelerinin korunması gerektiğine inanıyoruz. Hasta güvenliğini önceleyen, tüm adaylara eşit fırsatlar sunan ve objektif kriterlere dayanan bir uzmanlık doktora sisteminin sürdürülmesi hem meslek mensuplarının motivasyonu hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Konunun tüm paydaşların görüşleri alınarak, şeffaf ve bilimsel bir zeminde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz." Diyerek açıklamasını tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turizm Haftası’nda Kruvaziyer Rüzgârı! Haber

Turizm Haftası’nda Kruvaziyer Rüzgârı!

Turizm Haftası dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Sea Genesis Group Başkanı Ahmet Yazıcı, kruvaziyer turizminin sadece tatil tercihi değil, aynı zamanda yüksek ekonomik katkı yaratan stratejik bir alan olduğuna dikkat çekti. 15–22 Nisan Turizm Haftası kapsamında turizm sektörünün farklı alanlarına yönelik değerlendirmeler gündeme gelirken, bu yıl öne çıkan başlıklardan biri de kruvaziyer turizmi oldu. Havaların ısınması, yaz sezonuna dönük erken planlamaların hızlanması ve özellikle tatilcilerin fiyat-performans dengesine daha fazla önem vermesi, gemi turizmine olan ilgiyi belirgin şekilde artırdı. Son dönemde hem yerli hem yabancı turistin daha planlı, daha kontrollü ve daha avantajlı tatil alternatiflerine yönelmesi, kruvaziyer turlarını yeniden güçlü bir seçenek haline getirdi. Konuyla ilgili açıklama yapan Sea Genesis Group Başkanı Ahmet Yazıcı, kruvaziyer turizminin artık yalnızca belli bir gelir grubuna hitap eden sınırlı bir tatil modeli olmadığını, değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte çok daha geniş bir kitle tarafından tercih edilmeye başlandığını belirtti. Yazıcı, “Bugün tatil planı yapan insanlar sadece destinasyona değil, toplam deneyime, maliyet avantajına ve zaman yönetimine de bakıyor. Kruvaziyer turizmi bu anlamda çok güçlü bir alternatif sunuyor. Konaklama, ulaşım, yeme-içme ve farklı destinasyonları tek bir plan içinde birleştirebilmesi, bu alanı her geçen gün daha cazip hale getiriyor” dedi. Fiyat Avantajı Talebi Hızlandırdı Turizm sektöründe son yıllarda en belirleyici unsurlardan biri maliyet yönetimi olurken, kruvaziyer turizmi sunduğu bütünleşik yapı sayesinde tüketici tarafında daha kontrollü bir tatil modeli olarak öne çıkıyor. Otel, restoran, ulaşım ve ekstra harcamaların ayrı ayrı planlandığı klasik tatil anlayışına kıyasla, kruvaziyer turlarının tek paket içinde sunduğu avantajlar özellikle erken rezervasyon döneminde ciddi talep görüyor. Tabloya ilişkin değerlendirme yapan Ahmet Yazıcı, “Özellikle havaların ısınmasıyla birlikte tatil planları daha görünür hale geliyor. Bu dönemde insanlar bütçelerini daha dikkatli kullanmak istiyor. Kruvaziyer turizmi ise birçok hizmeti tek çatı altında sunduğu için fiyat avantajı yaratıyor. Bu da gemi turlarına olan ilgiyi artırıyor. Sadece lüks segmentte değil, farklı bütçelere hitap eden seçeneklerde de talebin yükseldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı. Yazıcı, tüketici davranışlarında yaşanan değişimin kruvaziyer turizmini daha görünür hale getirdiğini vurgulayarak, artık tatilcilerin yalnızca bir yerde konaklamayı değil, tek seyahatte birden fazla deneyim yaşamayı önemsediğini söyledi. Bu durumun kruvaziyer turizmini klasik tatil anlayışından ayrıştırdığını belirten Yazıcı, gemi turlarının hem ekonomik hem de deneyim odaklı yeni bir seyahat modeli sunduğunu ifade etti. Kruvaziyer Turizmi Ekonomik Katma Değeriyle Öne Çıkıyor Kruvaziyer turizmi yalnızca yolcu sayılarıyla değil, yarattığı ekonomik etkiyle de dikkat çekiyor. Liman şehirlerine gelen kruvaziyer yolcuları; yeme-içme, alışveriş, ulaşım, rehberlik ve tur hizmetleri başta olmak üzere birçok sektörde doğrudan ekonomik hareketlilik yaratıyor. Kısa süreli ziyaretlerine rağmen yüksek harcama eğilimi gösteren bu yolcu profili, özellikle şehir ekonomileri açısından önemli bir değer oluşturuyor. Kruvaziyer turizminin Türkiye açısından çok boyutlu bir ekonomik katkı sunduğunu belirten Yazıcı, “Bu alanı yalnızca bir tatil modeli olarak değerlendirmek eksik olur. Kruvaziyer turizmi, liman şehirlerinde esnaftan hizmet sektörüne kadar geniş bir ekonomik zinciri harekete geçiriyor. Aynı zamanda döviz girdisi sağlıyor, turizm gelirlerinin çeşitlenmesine katkıda bulunuyor ve sezonu daha dengeli hale getiriyor. Dolayısıyla burada oluşan hareketlilik yalnızca sektörel değil, doğrudan ekonomik bir değer üretiyor” diye konuştu. Kruvaziyer turizminin bir diğer önemli etkisinin de turizmi belirli aylara sıkışan yapıdan uzaklaştırması olduğuna dikkat çeken Yazıcı, seferlerin yılın farklı dönemlerine yayılmasının sektör açısından daha sürdürülebilir bir yapı oluşturduğunu belirtti. Yazıcı, bu modelin hem turizm profesyonelleri hem de şehir ekonomileri için daha istikrarlı bir gelir yapısı oluşturduğunu vurguladı. Turizm Haftası’nda Dikkatler Gemi Turizmine Çevrildi Turizm Haftası’nın, sektörün mevcut performansını değerlendirmek ve gelecek dönem hedeflerini konuşmak açısından önemli bir zaman dilimi olduğuna işaret eden Ahmet Yazıcı, bu yıl kruvaziyer turizminin daha fazla gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi. Yazıcı, artan talep, fiyat avantajı ve değişen küresel tatil alışkanlıklarının bu alanı daha görünür hale getirdiğini belirterek, “Turizm Haftası, sadece elde edilen rakamların konuşulduğu bir dönem değil; aynı zamanda geleceğin turizm modelinin tartışıldığı bir alan. Bugün baktığımızda kruvaziyer turizmi hem ekonomik katkısı hem de değişen seyahat beklentilerine verdiği cevapla öne çıkıyor. İnsanlar artık daha pratik, daha avantajlı ve daha çok deneyim sunan tatil modellerine yöneliyor. Gemi turizmi de tam bu noktada güçlü bir karşılık veriyor” dedi. Yeni Dönemin Tatil Anlayışında Gemiler Daha Güçlü Yer Tutuyor Son yıllarda seyahat tercihlerinde öne çıkan en önemli başlıklardan biri de “tek seyahatte çoklu deneyim” yaklaşımı oldu. Tatilciler artık yalnızca bir otelde kalmayı değil, farklı durakları görebilmeyi, zamanlarını daha verimli kullanmayı ve harcamalarını daha kontrollü yapabilmeyi önemsiyor. Bu yeni tatil anlayışı, kruvaziyer turizmini daha geniş kitlelere açan başlıca nedenlerden biri olarak değerlendirildiğini söyleyen Yazıcı, “Kruvaziyer turizmi bugün artık sadece denizde yapılan bir tatil değil; planlama kolaylığı, maliyet avantajı, çoklu destinasyon deneyimi ve ekonomik katkısı ile çok yönlü bir değer alanı. Turizm Haftası vesilesiyle bu alanın daha fazla konuşulmasını çok kıymetli buluyoruz. Türkiye’nin kruvaziyer turizminde daha güçlü bir konuma ulaşacağına ve bu alandaki hareketliliğin önümüzdeki dönemde daha da artacağına inanıyoruz.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Saat&Saat'te Yeni Üst Yönetim Atamaları Haber

Saat&Saat'te Yeni Üst Yönetim Atamaları

Dünyaca ünlü markaların Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olan Saat&Saat, büyüme stratejisi ve kurumsallaşma vizyonu kapsamında üst yönetim yapılanmasını güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıyor. Bu kapsamda, Nisan ayı itibariyle Saat&Saat’e Genel Müdür Yardımcısı olarak katılan, farklı sektörlerde edindikleri kapsamlı deneyim ve liderlik bakış açılarıyla öne çıkan Tuğba Gilan ve Can Kalafat, aynı zamanda İcra Kurulu Üyesi olarak görev alacak. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunu olan Tuğba Gilan, MBA derecesini Kanada’da tamamladı. Kariyerine ilaç sektöründe başlayan Gilan, satış ve pazarlama alanlarında üstlendiği farklı sorumlulukların ardından Eczacıbaşı bünyesinde portföy yönetimi ve pazarlama alanlarında yönetsel roller üstlendi. Sonrasında Abdi İbrahim’de uluslararası pazarlarda pazarlama ve analitik süreçlerin yönetimini üstlenen Gilan, Karaca’da Uluslararası Pazarlar, Portföy ve Kategori Geliştirme ile Planlama alanlarından sorumlu Direktör olarak görev yaptı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen Avrupa Birliği destekli bir projede Global Pazarlama Takım Lideri olarak görev alan Gilan; farklı sektörlerde edindiği deneyimle global pazarlama, portföy yönetimi, ürün ve kategori stratejileri ile markaların uluslararası büyüme ve globalleşme süreçlerinin yönetimi alanlarında güçlü bir uzmanlık geliştirdi. Saat&Saat’te marka yönetimi, tedarik ve stok planlama, ürün geliştirme ve yurt dışı pazarlar gibi kritik alanlardan sorumlu olacak olan Gilan, uçtan uca değer zinciri yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve global büyüme odağıyla şirketin kurumsal yapılanmasına katkı sağlayacaktır. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu olan Can Kalafat, kariyeri boyunca satış, pazarlama, strateji ve operasyon yönetimi alanlarında üstlendiği kritik rollerle dikkat çekti. P&G’de Satış, Pazarlama ve E-ticaret Direktörlüğü görevlerini üstlenen Kalafat, veri odaklı karar alma, stratejik planlama ve dijital dönüşüm süreçlerinde önemli bir deneyim kazandı. Ardından J&J’de İş Birimi Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Kalafat, yönettiği iş birimlerinde sürdürülebilir büyüme ve operasyonel verimlilik odaklı çalışmalara liderlik etti. Saat&Saat bünyesinde Pazarlama, E-Ticaret, Müşteri Hizmetleri ve CRM departmanlarından sorumlu olacak olan Kalafat, stratejik ve müşteri odaklı büyüme, dijitalleşme ve entegre kanal yönetimi alanlarında şirketin kurumsal yapısının daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak. Can Kalafat ve Tuğba Gilan, Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi olarak üstlendikleri görevler ile Saat&Saat’in kurumsal yönetim yapısını daha da güçlendirirken, şirketin stratejik hedeflerine daha entegre, çevik ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısıyla ilerlemesine katkı sağlayacak. Deneyim ve vizyonlarını Saat&Saat’in dinamik yapısıyla buluşturan bu iki önemli atama, Saat&Saat’in sektördeki güçlü konumunu daha da ileriye taşıma hedefinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.