Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Planlama

Kapsül Haber Ajansı - Planlama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Planlama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Turizm Haftası’nda Kruvaziyer Rüzgârı! Haber

Turizm Haftası’nda Kruvaziyer Rüzgârı!

Turizm Haftası dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Sea Genesis Group Başkanı Ahmet Yazıcı, kruvaziyer turizminin sadece tatil tercihi değil, aynı zamanda yüksek ekonomik katkı yaratan stratejik bir alan olduğuna dikkat çekti. 15–22 Nisan Turizm Haftası kapsamında turizm sektörünün farklı alanlarına yönelik değerlendirmeler gündeme gelirken, bu yıl öne çıkan başlıklardan biri de kruvaziyer turizmi oldu. Havaların ısınması, yaz sezonuna dönük erken planlamaların hızlanması ve özellikle tatilcilerin fiyat-performans dengesine daha fazla önem vermesi, gemi turizmine olan ilgiyi belirgin şekilde artırdı. Son dönemde hem yerli hem yabancı turistin daha planlı, daha kontrollü ve daha avantajlı tatil alternatiflerine yönelmesi, kruvaziyer turlarını yeniden güçlü bir seçenek haline getirdi. Konuyla ilgili açıklama yapan Sea Genesis Group Başkanı Ahmet Yazıcı, kruvaziyer turizminin artık yalnızca belli bir gelir grubuna hitap eden sınırlı bir tatil modeli olmadığını, değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte çok daha geniş bir kitle tarafından tercih edilmeye başlandığını belirtti. Yazıcı, “Bugün tatil planı yapan insanlar sadece destinasyona değil, toplam deneyime, maliyet avantajına ve zaman yönetimine de bakıyor. Kruvaziyer turizmi bu anlamda çok güçlü bir alternatif sunuyor. Konaklama, ulaşım, yeme-içme ve farklı destinasyonları tek bir plan içinde birleştirebilmesi, bu alanı her geçen gün daha cazip hale getiriyor” dedi. Fiyat Avantajı Talebi Hızlandırdı Turizm sektöründe son yıllarda en belirleyici unsurlardan biri maliyet yönetimi olurken, kruvaziyer turizmi sunduğu bütünleşik yapı sayesinde tüketici tarafında daha kontrollü bir tatil modeli olarak öne çıkıyor. Otel, restoran, ulaşım ve ekstra harcamaların ayrı ayrı planlandığı klasik tatil anlayışına kıyasla, kruvaziyer turlarının tek paket içinde sunduğu avantajlar özellikle erken rezervasyon döneminde ciddi talep görüyor. Tabloya ilişkin değerlendirme yapan Ahmet Yazıcı, “Özellikle havaların ısınmasıyla birlikte tatil planları daha görünür hale geliyor. Bu dönemde insanlar bütçelerini daha dikkatli kullanmak istiyor. Kruvaziyer turizmi ise birçok hizmeti tek çatı altında sunduğu için fiyat avantajı yaratıyor. Bu da gemi turlarına olan ilgiyi artırıyor. Sadece lüks segmentte değil, farklı bütçelere hitap eden seçeneklerde de talebin yükseldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı. Yazıcı, tüketici davranışlarında yaşanan değişimin kruvaziyer turizmini daha görünür hale getirdiğini vurgulayarak, artık tatilcilerin yalnızca bir yerde konaklamayı değil, tek seyahatte birden fazla deneyim yaşamayı önemsediğini söyledi. Bu durumun kruvaziyer turizmini klasik tatil anlayışından ayrıştırdığını belirten Yazıcı, gemi turlarının hem ekonomik hem de deneyim odaklı yeni bir seyahat modeli sunduğunu ifade etti. Kruvaziyer Turizmi Ekonomik Katma Değeriyle Öne Çıkıyor Kruvaziyer turizmi yalnızca yolcu sayılarıyla değil, yarattığı ekonomik etkiyle de dikkat çekiyor. Liman şehirlerine gelen kruvaziyer yolcuları; yeme-içme, alışveriş, ulaşım, rehberlik ve tur hizmetleri başta olmak üzere birçok sektörde doğrudan ekonomik hareketlilik yaratıyor. Kısa süreli ziyaretlerine rağmen yüksek harcama eğilimi gösteren bu yolcu profili, özellikle şehir ekonomileri açısından önemli bir değer oluşturuyor. Kruvaziyer turizminin Türkiye açısından çok boyutlu bir ekonomik katkı sunduğunu belirten Yazıcı, “Bu alanı yalnızca bir tatil modeli olarak değerlendirmek eksik olur. Kruvaziyer turizmi, liman şehirlerinde esnaftan hizmet sektörüne kadar geniş bir ekonomik zinciri harekete geçiriyor. Aynı zamanda döviz girdisi sağlıyor, turizm gelirlerinin çeşitlenmesine katkıda bulunuyor ve sezonu daha dengeli hale getiriyor. Dolayısıyla burada oluşan hareketlilik yalnızca sektörel değil, doğrudan ekonomik bir değer üretiyor” diye konuştu. Kruvaziyer turizminin bir diğer önemli etkisinin de turizmi belirli aylara sıkışan yapıdan uzaklaştırması olduğuna dikkat çeken Yazıcı, seferlerin yılın farklı dönemlerine yayılmasının sektör açısından daha sürdürülebilir bir yapı oluşturduğunu belirtti. Yazıcı, bu modelin hem turizm profesyonelleri hem de şehir ekonomileri için daha istikrarlı bir gelir yapısı oluşturduğunu vurguladı. Turizm Haftası’nda Dikkatler Gemi Turizmine Çevrildi Turizm Haftası’nın, sektörün mevcut performansını değerlendirmek ve gelecek dönem hedeflerini konuşmak açısından önemli bir zaman dilimi olduğuna işaret eden Ahmet Yazıcı, bu yıl kruvaziyer turizminin daha fazla gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi. Yazıcı, artan talep, fiyat avantajı ve değişen küresel tatil alışkanlıklarının bu alanı daha görünür hale getirdiğini belirterek, “Turizm Haftası, sadece elde edilen rakamların konuşulduğu bir dönem değil; aynı zamanda geleceğin turizm modelinin tartışıldığı bir alan. Bugün baktığımızda kruvaziyer turizmi hem ekonomik katkısı hem de değişen seyahat beklentilerine verdiği cevapla öne çıkıyor. İnsanlar artık daha pratik, daha avantajlı ve daha çok deneyim sunan tatil modellerine yöneliyor. Gemi turizmi de tam bu noktada güçlü bir karşılık veriyor” dedi. Yeni Dönemin Tatil Anlayışında Gemiler Daha Güçlü Yer Tutuyor Son yıllarda seyahat tercihlerinde öne çıkan en önemli başlıklardan biri de “tek seyahatte çoklu deneyim” yaklaşımı oldu. Tatilciler artık yalnızca bir otelde kalmayı değil, farklı durakları görebilmeyi, zamanlarını daha verimli kullanmayı ve harcamalarını daha kontrollü yapabilmeyi önemsiyor. Bu yeni tatil anlayışı, kruvaziyer turizmini daha geniş kitlelere açan başlıca nedenlerden biri olarak değerlendirildiğini söyleyen Yazıcı, “Kruvaziyer turizmi bugün artık sadece denizde yapılan bir tatil değil; planlama kolaylığı, maliyet avantajı, çoklu destinasyon deneyimi ve ekonomik katkısı ile çok yönlü bir değer alanı. Turizm Haftası vesilesiyle bu alanın daha fazla konuşulmasını çok kıymetli buluyoruz. Türkiye’nin kruvaziyer turizminde daha güçlü bir konuma ulaşacağına ve bu alandaki hareketliliğin önümüzdeki dönemde daha da artacağına inanıyoruz.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Saat&Saat'te Yeni Üst Yönetim Atamaları Haber

Saat&Saat'te Yeni Üst Yönetim Atamaları

Dünyaca ünlü markaların Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olan Saat&Saat, büyüme stratejisi ve kurumsallaşma vizyonu kapsamında üst yönetim yapılanmasını güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıyor. Bu kapsamda, Nisan ayı itibariyle Saat&Saat’e Genel Müdür Yardımcısı olarak katılan, farklı sektörlerde edindikleri kapsamlı deneyim ve liderlik bakış açılarıyla öne çıkan Tuğba Gilan ve Can Kalafat, aynı zamanda İcra Kurulu Üyesi olarak görev alacak. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunu olan Tuğba Gilan, MBA derecesini Kanada’da tamamladı. Kariyerine ilaç sektöründe başlayan Gilan, satış ve pazarlama alanlarında üstlendiği farklı sorumlulukların ardından Eczacıbaşı bünyesinde portföy yönetimi ve pazarlama alanlarında yönetsel roller üstlendi. Sonrasında Abdi İbrahim’de uluslararası pazarlarda pazarlama ve analitik süreçlerin yönetimini üstlenen Gilan, Karaca’da Uluslararası Pazarlar, Portföy ve Kategori Geliştirme ile Planlama alanlarından sorumlu Direktör olarak görev yaptı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen Avrupa Birliği destekli bir projede Global Pazarlama Takım Lideri olarak görev alan Gilan; farklı sektörlerde edindiği deneyimle global pazarlama, portföy yönetimi, ürün ve kategori stratejileri ile markaların uluslararası büyüme ve globalleşme süreçlerinin yönetimi alanlarında güçlü bir uzmanlık geliştirdi. Saat&Saat’te marka yönetimi, tedarik ve stok planlama, ürün geliştirme ve yurt dışı pazarlar gibi kritik alanlardan sorumlu olacak olan Gilan, uçtan uca değer zinciri yönetimi, operasyonel mükemmeliyet ve global büyüme odağıyla şirketin kurumsal yapılanmasına katkı sağlayacaktır. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu olan Can Kalafat, kariyeri boyunca satış, pazarlama, strateji ve operasyon yönetimi alanlarında üstlendiği kritik rollerle dikkat çekti. P&G’de Satış, Pazarlama ve E-ticaret Direktörlüğü görevlerini üstlenen Kalafat, veri odaklı karar alma, stratejik planlama ve dijital dönüşüm süreçlerinde önemli bir deneyim kazandı. Ardından J&J’de İş Birimi Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Kalafat, yönettiği iş birimlerinde sürdürülebilir büyüme ve operasyonel verimlilik odaklı çalışmalara liderlik etti. Saat&Saat bünyesinde Pazarlama, E-Ticaret, Müşteri Hizmetleri ve CRM departmanlarından sorumlu olacak olan Kalafat, stratejik ve müşteri odaklı büyüme, dijitalleşme ve entegre kanal yönetimi alanlarında şirketin kurumsal yapısının daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak. Can Kalafat ve Tuğba Gilan, Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi olarak üstlendikleri görevler ile Saat&Saat’in kurumsal yönetim yapısını daha da güçlendirirken, şirketin stratejik hedeflerine daha entegre, çevik ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısıyla ilerlemesine katkı sağlayacak. Deneyim ve vizyonlarını Saat&Saat’in dinamik yapısıyla buluşturan bu iki önemli atama, Saat&Saat’in sektördeki güçlü konumunu daha da ileriye taşıma hedefinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi Haber

Lojistikte Dijitalleşme Örnekleri ve Etkisi

Bir sevkiyatın birkaç saat gecikmesi bazen tek bir teslimatı değil, tüm tedarik planını bozar. Bu yüzden lojistikte dijitalleşme örnekleri artık teknoloji vitrini değil, operasyonel dayanıklılık ve rekabet gücü başlığı olarak okunuyor. Saha ile merkez arasındaki veri akışı hızlandıkça, şirketler yalnızca nerede sorun çıktığını değil, sorunun neden tekrarlandığını da daha net görebiliyor. Lojistik sektörü uzun süre fiziksel hareketin yönetimi üzerinden değerlendirildi. Ancak bugün asıl farkı yaratan unsur, hareketin arkasındaki verinin kalitesi. Siparişin depoya düşmesinden yüklemenin planlanmasına, araç takibinden teslimat kanıtına kadar her aşama dijital iz bıraktığında, yöneticiler daha hızlı karar alabiliyor. Bu değişim sadece büyük ölçekli şirketlerin konusu da değil. Orta ölçekli taşımacılık firmaları, 3PL sağlayıcıları, üretici şirketlerin lojistik ekipleri ve perakende zincirleri için de benzer şekilde kritik hale geldi. Lojistikte dijitalleşme örnekleri neden stratejik önem taşıyor? Dijitalleşmenin lojistikte yarattığı etki, tek başına hız artışıyla sınırlı değil. Asıl kazanım, planlama ile uygulama arasındaki farkın küçülmesi. Geleneksel yapıda birçok karar telefon, e-posta ve manuel takip üzerinden ilerlerken, dijital altyapı bu süreci ölçülebilir hale getiriyor. Böylece maliyetler geriye dönük muhasebe konusu olmaktan çıkıp anlık yönetim alanına giriyor. Özellikle dalgalı talep, yakıt maliyetleri, sürücü planlaması, gümrük süreçleri ve müşteri beklentileri birlikte düşünüldüğünde, veri destekli operasyonlar daha öngörülebilir sonuç üretiyor. Yine de her dijital yatırım aynı sonucu vermiyor. Şirketin operasyon hacmi, ağ yapısı, müşteri profili ve mevcut sistem olgunluğu burada belirleyici. Başka bir ifadeyle, doğru araç kadar doğru kullanım senaryosu da önemli. Depoda dijitalleşme: barkoddan yapay zekaya uzanan hat Depo yönetimi, dijital dönüşümün en somut görüldüğü alanlardan biri. Barkod ve el terminali kullanımı artık temel seviye kabul ediliyor. Bunun üzerine kurulan depo yönetim sistemleri, ürün kabulünden yerleştirmeye, toplama süreçlerinden sevkiyat hazırlığına kadar tüm akışı görünür kılıyor. Buradaki en yaygın lojistikte dijitalleşme örnekleri arasında anlık stok görünürlüğü öne çıkıyor. Stok sayım farklarının azalması, toplama hatalarının düşmesi ve sipariş hazırlama süresinin kısalması, doğrudan hizmet seviyesine yansıyor. Özellikle e-ticaret ve hızlı tüketim odaklı operasyonlarda, birkaç dakikalık iyileşme bile gün sonunda ciddi kapasite farkı yaratabiliyor. Daha ileri seviyede ise görüntü işleme sistemleri, akıllı raf çözümleri ve talep tahminine bağlı slotting uygulamaları devreye giriyor. Ancak burada bir denge gerekiyor. Yüksek otomasyon yatırımı, hacmi istikrarsız ya da ürün çeşitliliği çok değişken depolarda beklenen geri dönüşü her zaman sağlamayabiliyor. Bu nedenle birçok şirket önce veri kalitesini ve süreç disiplinini güçlendirip sonra otomasyona geçmeyi tercih ediyor. Filo yönetiminde gerçek zamanlı izleme nasıl değer üretiyor? Araç takip sistemleri yıllardır kullanılıyor, fakat yeni dönemde konu yalnızca harita üzerinde araç görmek değil. Filo yönetim yazılımları artık rota sapmaları, bekleme süreleri, yakıt tüketim eğilimleri, sürüş davranışları ve bakım ihtiyaçları gibi başlıkları tek ekranda birleştirebiliyor. Bu yapı, operasyon merkezine iki önemli avantaj sağlıyor. İlki, anlık müdahale kabiliyeti. Trafik yoğunluğu, hava koşulları veya teslimat adresindeki değişiklik gibi durumlarda rota yeniden kurgulanabiliyor. İkincisi ise karar kalitesinin artması. Hangi hatta ne kadar boş kilometre oluştuğu, hangi müşteri segmentinde zaman kaybının yoğunlaştığı ya da hangi araç grubunun maliyet baskısı yarattığı daha net görülebiliyor. Yine de gerçek zamanlı izleme tek başına verimlilik garantisi vermiyor. Eğer veri yorumlanmıyor, sürücü yönetimiyle ilişkilendirilmiyor ve performans göstergelerine bağlanmıyorsa, sistem kısa sürede yalnızca rapor üreten bir araca dönüşebiliyor. Başarılı örneklerde teknoloji, insan ve süreç birlikte ele alınıyor. Rota optimizasyonu ve teslimat planlaması Son kilometre teslimatlarının büyümesiyle rota optimizasyonu daha görünür hale geldi. Buradaki dijital çözümler, teslimat noktalarını yalnızca mesafeye göre değil; zaman penceresi, araç kapasitesi, trafik verisi, müşteri önceliği ve sürücü vardiyası gibi değişkenlerle birlikte değerlendiriyor. Özellikle çok duraklı dağıtım yapan şirketlerde bu sistemler yakıt tüketimini azaltırken teslimat başına maliyeti de aşağı çekebiliyor. Ancak her operasyon için aynı matematik geçerli değil. Kırsal alanlarda teslimat yoğunluğu düşükse ya da müşteri tarafında randevu disiplini zayıfsa, en iyi rota planı bile sahada revizyona uğrayabiliyor. Bu yüzden gelişmiş firmalar sabit plan yerine dinamik planlama yaklaşımını benimsiyor. Teslimat kanıtının dijital hale gelmesi de aynı zincirin önemli bir parçası. Elektronik imza, fotoğraflı teslim teyidi ve mobil uygulama üzerinden durum güncellemesi, müşteri hizmetleri yükünü azaltırken uyuşmazlık yönetimini de kolaylaştırıyor. Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve görünürlük Kurumsal alıcılar için artık sadece ürünün teslim edilmesi yetmiyor. Yükün nerede olduğu, hangi koşullarda taşındığı, ne zaman gecikme riski oluştuğu ve siparişin genel akışta nereye oturduğu da soruluyor. Bu nedenle görünürlük platformları, lojistikte rekabetin yeni katmanlarından biri haline geldi. İzlenebilirlik çözümleri, özellikle sıcaklık kontrollü taşımacılık, ilaç, gıda, otomotiv ve yüksek değerli ürün segmentlerinde daha kritik. Sensör destekli takip sayesinde sıcaklık sapmaları, kapı açılma bilgisi, darbe riski veya gecikme olasılığı önceden tespit edilebiliyor. Bu da yalnızca kayıp azaltma meselesi değil, aynı zamanda regülasyon uyumu ve marka güveni konusu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, verinin çokluğu ile faydanın aynı şey olmaması. Yüzlerce veri noktası toplayıp bunları aksiyona çeviremeyen yapıların operasyon yükü artabiliyor. Etkili model, karar anında işe yarayan veriyi öne çıkaran modeldir. Evrak süreçlerinin dijitalleşmesi maliyeti nasıl etkiliyor? Lojistik operasyonlarda görünmeyen yüklerden biri evrak trafiği. İrsaliye, teslim tutanağı, fatura eşleştirme, gümrük dokümanları ve taşıma emirleri hâlâ birçok şirkette parçalı ilerliyor. Oysa doküman yönetimi dijitalleştiğinde, operasyon hızı kadar finansal doğruluk da iyileşiyor. Elektronik belge akışı, hatalı veri girişini azaltıyor ve onay sürelerini kısaltıyor. Özellikle çok şubeli yapılar, dış tedarikçilerle çalışan ağlar ve uluslararası taşıma yapan firmalar için bu alan ciddi verimlilik yaratıyor. Çünkü geciken ya da eksik belge çoğu zaman yalnızca idari sorun değil, tahsilat gecikmesi ve müşteri memnuniyetsizliği anlamına geliyor. Bununla birlikte, evrak dijitalleşmesinde entegrasyon kalitesi belirleyici. ERP, depo yönetim sistemi, taşıma yönetim sistemi ve muhasebe altyapısı birbirinden kopuksa, dijital belge akışı yeni bir karmaşa da üretebilir. Yani mesele belgeleri PDF yapmak değil, süreci uçtan uca bağlamak. Yapay zeka ve tahminleme hangi alanlarda öne çıkıyor? Son dönemde yapay zeka odaklı uygulamalar daha fazla konuşuluyor. Talep tahmini, kapasite planlama, gecikme öngörüsü, bakım ihtiyacı tahmini ve fiyatlama analitiği bu başlıkların başında geliyor. En güçlü kullanım alanı ise karar destek. Sistem, geçmiş veriyi ve anlık koşulları birlikte analiz ederek yöneticinin önüne daha isabetli senaryolar koyabiliyor. Ancak burada beklenti yönetimi kritik. Yapay zeka, veri seti zayıf olan ya da temel süreçleri standardize edilmemiş şirketlerde hızlı çözüm üretmeyebilir. Önce veri temizliği, süreç standardizasyonu ve ölçüm kültürü gerekir. Aksi halde teknoloji yatırımı, kurumsal sunumlarda güçlü görünen ama sahada sınırlı karşılık bulan bir başlığa dönüşebilir. Dönüşümde en sık görülen engeller Lojistikte dijitalleşme örnekleri çoğaldıkça, başarısız projelerin nedenleri de daha görünür hale geliyor. En sık rastlanan sorun, teknolojinin operasyon ihtiyacından kopuk seçilmesi. Şirketler bazen rakipte gördüğü çözümü kendi yapısına doğrudan uyarlamaya çalışıyor. Oysa ağ yapısı, teslimat modeli ve müşteri beklentisi farklıysa sonuç da farklı oluyor. İkinci engel, saha ekiplerinin dönüşüme dahil edilmemesi. Depo personeli, sürücüler, planlama uzmanları ve müşteri operasyon ekipleri sürecin dışında kalırsa yeni sistemler dirençle karşılaşabiliyor. Üçüncü başlık ise veri disiplini. Yanlış girilen veri, hiç toplanmamış veri kadar sorun yaratır. Bu nedenle başarılı şirketler genellikle küçük ama ölçülebilir pilotlarla ilerliyor. Önce tek depo, belirli bir rota grubu ya da sınırlı müşteri segmentinde sonuç alınıyor. Ardından yatırım kararı genişletiliyor. Bu yaklaşım hem bütçe riskini düşürüyor hem de kurum içinde güven oluşturuyor. Lojistikte dijitalleşme artık bir vitrin tercihi değil, yönetim kapasitesi meselesi. Hangi teknolojinin seçileceği kadar, hangi sorunu çözmek için devreye alındığı da belirleyici. Sektörü izleyen profesyoneller için esas soru şu: Daha fazla sistem kurmak mı gerekiyor, yoksa mevcut veriyi daha doğru kullanmak mı? Çoğu zaman gerçek sıçrama, ikinci soruya verilen net cevapla başlıyor.

İsveç’te dikkat çeken rapor: Kriz ve savaş dönemlerinde en kritik güç özel sektör Haber

İsveç’te dikkat çeken rapor: Kriz ve savaş dönemlerinde en kritik güç özel sektör

İsveç’te yayımlanan yeni bir değerlendirme, ülkenin krizlere karşı direncinde en önemli unsurun şirketler ve özellikle ulaşım sektörü olduğunu ortaya koydu. İsveç Sivil Savunma Kurumu (MCF) tarafından hazırlanan “Şirketler için Hazırlık” başlıklı rehber, ülkenin savunma ve kriz yönetimi stratejisinde özel sektörün kritik rolüne dikkat çekti. Tågföretagen ve Transportföretagen tarafından düzenlenen webinarda ele alınan rapora göre, şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilme kapasitesi, İsveç’in genel direncinin temelini oluşturuyor. Demiryolu Taşımacılığı Kritik Öneme Sahip Raporda özellikle demiryolu taşımacılığının, İsveç’in toplam savunma sistemi içinde hayati bir rol oynadığı vurgulandı. Hem sivil hem de askeri taşımacılıkta kullanılabilen bu sistemin, kriz anlarında ülke içi hareketliliğin devamlılığını sağladığı ifade edildi. Uzmanlara göre demiryolu operatörleri, kriz durumlarında: planlama kesintileri yönetme lojistik organizasyon konularında yüksek kabiliyete sahip. Bu nedenle bu kapasitenin daha etkin kullanılması gerektiği belirtiliyor. Şirketlerin Güçlü Olması Ulusal Güvenliği Etkiliyor MCF’nin raporunda dikkat çeken en önemli başlıklardan biri ise şu oldu: “Şirketlerin direnci, ülkenin direncidir.” Bu yaklaşım, özellikle savaş ve kriz dönemlerinde ekonomik ve lojistik faaliyetlerin devamlılığının ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Rapora göre: Güçlü şirketler krizlerde ayakta kalabiliyor Ayakta kalan şirketler ise savaş dönemlerinde daha fazla tercih ediliyor Devlet ve Özel Sektör Arasında Net İş Birliği Şart Raporda, demiryolu operatörlerinin kriz hazırlık süreçlerinde aktif rol alması gerektiği belirtilirken, bu süreçte mali yüklerin şirketlere tek başına bırakılmaması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, sürdürülebilir bir sistem için: Devlet ile şirketler arasında net sözleşmeler yapılması Sorumlulukların açık şekilde belirlenmesi Maliyetlerin karşılanması gerektiğini ifade etti. Güçlü Demiryolu Altyapısı Olmazsa Olmaz İsveç’in krizlere karşı dayanıklılığını artırmak için demiryolu altyapısının güçlendirilmesi gerektiği de raporda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Bu kapsamda: Bakım eksikliklerinin giderilmesi Kapasitenin artırılması Alternatif hatların oluşturulması öncelikli ihtiyaçlar olarak sıralandı. Ayrıca yapılacak yatırımların hem sivil hem askeri kullanım için uygun olması gerektiği, yani “çift kullanımlı (dual use)” altyapıların geliştirilmesinin önem taşıdığı vurgulandı. “Ulaşım Her Koşulda Devam Etmeli” Raporda dikkat çeken bir diğer mesaj ise ulaşım sektörünün rolüne ilişkin oldu. Kriz ya da barış fark etmeksizin sektörün temel görevinin değişmediği belirtilerek şu ifade öne çıktı: “Ulaşım sektörü, her koşulda insanları ve yükleri hareket ettirmekle yükümlüdür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Corendon Airlines ve Optifly’dan Stratejik İş Birliği Haber

Corendon Airlines ve Optifly’dan Stratejik İş Birliği

İlklerin havayolu şirketi Corendon Airlines, dijital dönüşüm stratejisi doğrultusunda, Optifly’ın yeni nesil Schedule & Slot Management çözümünü (OptiSched, OptiSlots ve OptiAI dahil) operasyonlarına entegre ederek bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Bu adımla Corendon Airlines, söz konusu çözümü kullanan ilk havayolu şirketi olacak. Hayata geçirilen bu iş birliği; şirketin iç planlama süreçlerini daha güçlü, şeffaf ve veri odaklı hale getirirken, ölçeklenebilir ağ yönetimi yaklaşımını da destekliyor. Etkin program planlaması ve profesyonel slot koordinasyonu, Corendon Airlines’ın sürdürülebilir büyüme stratejisinin temel unsurları arasında yer alıyor. Corendon Airlines Network Planning & Scheduling Başkanı Thomas Weimann konuyla ilgili şunları söyledi: “Optifly, geleneksel bir planlama aracının ötesine geçerek planlama, entegre akıllı çözümler ve ileri optimizasyonu bir araya getiren modern bir platform sunuyor. Bu sayede program değişikliklerini çok daha hızlı hayata geçirebiliyor, büyüme planlarımızı şekillendirirken veya operasyonel değişimlere yanıt verirken farklı senaryoları etkin şekilde değerlendirebiliyoruz. Aynı zamanda güçlenen slot yönetimi kabiliyetlerimiz ve gelişmiş raporlama araçları sayesinde operasyonel verimliliğimizi artırıyor, riskleri azaltıyor ve ağımızın ticari performansını daha ileriye taşıyoruz.” Optifly CCO’su Daniel Mulcahy ise iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde; “Corendon, operasyonel yapısı ve iş modeliyle birlikte çalıştığımız birçok havayolundan ayrışıyor. Güçlü tur operatörü ilişkilerine sahip, tatil odaklı havayolları; sezonluk ağları ve dinamik operasyonel ihtiyaçları yönetebilecek esnek planlama sistemlerine ihtiyaç duyar. Corendon’un planlama altyapısını modernize ederken, bugünün teknolojisini geleceğin optimizasyon yetenekleriyle buluşturan platformumuzla desteklemekten memnuniyet duyuyoruz” dedi. Söz konusu iş birliği, her iki şirketin de inovasyon, operasyonel mükemmeliyet ve uzun vadeli verimlilik odağını ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Büyükşehir’den Dijital Erken Uyarı Sistemi Haber

Büyükşehir’den Dijital Erken Uyarı Sistemi

Önemli bir tarım şehri olan Manisa için çalışmalarını yürüten Manisa Büyükşehir Belediyesi, özellikle çiftçilerin üretim süreçlerini doğrudan etkileyen hava olaylarını yakından takip etmeleri, vatandaşların da hava koşullarına karşı hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla ‘Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi’ni vatandaşların kullanımına sundu. Vatandaşlar sisteme, “hava.manisa.bel.tr” üzerinden ya da “Üzüm” uygulaması üzerinden erişebilecekler. Üretici İçin Güçlü Bir Planlama Aracı Manisa’nın önemli bir tarım kenti olduğunu vurgulayan sistem altyapısı, özellikle çiftçilerin üretim süreçlerini doğrudan etkileyen hava olaylarını yakından takip etmelerini sağlıyor. Sistem sayesinde üreticiler, tarlasına en yakın istasyonun güncel verilerine ulaşabilecek. Don riskini önceden görerek gerekli tedbirleri alabilecek. Sistem ile üreticiler şiddetli yağış ve taşkın ihtimaline karşı da hazırlık yapabilecek. Kuvvetli rüzgar durumuna göre ilaçlama ve gübreleme zamanlamasını planlayabilecek olan üreticiler, aşırı sıcaklık dönemlerini takip ederek sulama programını düzenleyebilecek. Yedi günlük hava görünümü ile hasat planlaması da yapabilecek olan sistem, ani hava değişimlerinin üretimde oluşturabileceği zararların en aza indirilmesini hedefleniyor. Tüm Vatandaşlar İçin Güvenli ve Planlı Yaşam Sistem yalnızca üreticilere değil, günlük yaşamını hava koşullarına göre planlamak isteyen tüm Manisalılara da hizmet veriyor. Mahalle ve ilçe düzeyinde hava durumunu takip edebilecek olan vatandaşlar, aktif riskleri harita üzerinden görebilecek, günlük planlarını hava koşullarına göre düzenleme imkanına kavuşacak. Canlı Harita ve Anlık Uyarılar Sistem üzerinde meteorolojik istasyonları canlı harita üzerinden görebilecek olan vatandaşlar ve üreticiler, seçilen istasyonda sıcaklık, nem, rüzgar ve yağış gibi temel verilere anlık olarak ulaşabilecek. Şiddetli yağış, don riski, kuvvetli rüzgar ve aşırı sıcaklık gibi hava olaylarını açık ve anlaşılır bir dille aktaran sistemde, kullanıcılar isterlerse SMS ya da Üzüm APP üzerinden bildirim alabilecek ya da bildirim tercihlerini kişisel olarak yönetebilecek. Güncel ve Güvenilir Veri Altyapısı Sahadan gelen istasyon ölçümleri ile tahmin verilerini birlikte değerlendirebilen sistem üzerinden vatandaşlar ve üreticiler, verileri güncel olarak ekranda görebilecek. Böylece kullanıcılar, hem mevcut durumu hem de yaklaşan riskleri net biçimde görebiliyor olacak. Dijital Belediyecilikte Yeni Adım Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin dijital belediyecilik vizyonunun önemli adımlarından biri olarak hayata geçirildi. Özellikle tarımsal üretimin yoğun olduğu Manisa’da, üreticinin hava risklerine karşı erken bilgiye ulaşması sağlanırken; tüm vatandaşların da günlük yaşam kararlarını daha bilinçli şekilde alabilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AEDAŞ’tan Kumluca’ya 558 Milyon TL’lik Şebeke Yatırımı Haber

AEDAŞ’tan Kumluca’ya 558 Milyon TL’lik Şebeke Yatırımı

Nüfus, yeni yerleşim alanları, ticaret, tarım ve sanayideki gelişimle birlikte artan enerji taleplerini karşılamak için yatırımlarına aralıksız devam eden Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. (AEDAŞ), her bölgenin ihtiyacına göre özel planlama yapıyor. Antalya, Burdur ve Isparta’nın yatırım ihtiyaçlarını ilçe ilçe belirleyen AEDAŞ, bu yıl Antalya’nın Kumluca ilçesine 558 milyon TL yatırım yapmayı hedefliyor. Bu kapsamda yıl içinde Kumluca’da yaklaşık 70 kilometre yeni elektrik şebekesi tesis edilirken, mevcut şebekenin 20 kilometrelik kısmı yenilenecek, toplam 16 adet yeni trafo ve trafo binası kurulacak. Ayrıca 5 mevcut trafoda da güç artırımına gidilecek. AEDAŞ KUMLUCA’DA ŞEBEKE ALTYAPISINI GÜÇLENDİRİYOR Kumluca’nın yatırım planlamasında önemli bir paya sahip olduğunu ifade eden AEDAŞ Genel Müdürü İlkay Baydar, “Kumluca, tarımsal üretim potansiyeli ve hızla gelişen yerleşim yapısıyla enerji talebinin sürekli büyüdüğü ilçelerimizden biri. Bu yıl bu ilçeye yapmayı planladığımı yatırım miktarını bir önceki yıla göre 12 kat artırdık. Toplam 558 milyon TL’lik yatırımla mevcut şebeke altyapısını güçlendirirken, özellikle tarımda mevsimsel yoğunluğun yaşandığı dönemlerde oluşan yük artışlarını daha sağlıklı bir şekilde yönetmeyi hedefliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. MEVCUT TRAFOLARDA DA GÜÇ ARTIŞINA GİDİLECEK AEDAŞ’ın Kumluca’da planladığı yatırımlar; enerji talebindeki artışa yanıt verecek genişleme çalışmaları, arıza odaklı yenilemeler ve teknik kaliteyi artırmaya yönelik projeleri kapsıyor. Bu çerçevede yeni trafo merkezinden ilçe merkezine enerji sağlayacak orta gerilim yeraltı hatları, kırsalda mevcut enerji nakil hatlarını güçlendirecek çalışmalar, mevsimsel aşırı yüklenmeleri dengelemek amacıyla yeni dağıtım trafolarının kurulumu ve mevcut trafolarda güç artışları gerçekleştirilecek. Yapılacak yatırımların, elektrik dağıtım arz güvenliği açısından 2026 yılında ilçede belirgin bir iyileşme sağlaması öngörülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Test Aşamasını Geçti: Türkiye’de Pazarlama Liderlerinin %72’si Dönüşüme Hazır! Haber

Yapay Zeka Test Aşamasını Geçti: Türkiye’de Pazarlama Liderlerinin %72’si Dönüşüme Hazır!

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye, %72’lik “ileri düzeyde bilgi sahibi” oranıyla yapay zeka farkındalığında MENA (%64) ve Güney Afrika (%62) bölgelerini geride bırakarak ilk sıraya yerleşti. Bölge genelinde yapay zekanın nasıl kullanıldığına dair farkındalık oranı %66 seviyesinde. Bu sonuçlar, Türkiye’de yapay zekanın yalnızca teorik bir gündem olmaktan çıkarak, stratejik karar alma süreçlerine entegre edilmeye başlandığını gösteriyor. Yapay Zeka Artık Ölçeklendiriliyor: Denemeden Kurumsal Etkiye Araştırma, yapay zekanın Türkiye’de test ve pilot aşamasını büyük ölçüde geride bıraktığını ortaya koyuyor. Kuruluşların %46’sı, yapay zeka kullanımını pilot projelerin ötesine taşıyarak kurum geneline yaydığı “ölçeklendirme” aşamasına geçmiş durumda. Türkiye’de araştırmaya katılan kuruluşların tamamı yapay zekayı en az test aşamasında kullanırken, “henüz başlamadık” diyen kurum oranı %0. Bu tablo, pazarlamada yapay zekanın artık verimlilik artıran bir araçtan, iş sonuçlarını doğrudan etkileyen stratejik bir kaldıraç haline geldiğini gösteriyor. Farkındalıktan İş Sonuçlarına: Yapay Zekanın Stratejik Rolü Pazarlama liderlerinin yapay zekadan beklentileri, teknolojinin yalnızca operasyonel hız değil, ölçülebilir iş çıktıları üretmesine odaklandığını ortaya koyuyor: Temel Hedefler: Veri analitiği ve içgörü üretimini güçlendirmek (%64), operasyonel verimlilik ve kârlılığı artırmak (%62), müşteri deneyimini iyileştirmek (%56).Uygulama Alanları: Reklam ve medya planlama (%79) ile en hızlı dönüşüm yaşanan alan olurken, strateji ve planlama (%46) ile müşteri deneyimi, operasyon ve üretim (her biri %41) alanları takip ediyor.Vizyon ve Yönetişim: Kuruluşların %64’ü, yapay zekanın pazarlama ve müşteri deneyiminde kullanımına yönelik, üst yönetim tarafından desteklenen bir vizyon veya yol haritasına sahip. Bu bulgular, yapay zekanın pazarlamada farkındalıktan doğrudan iş sonuçlarına uzanan bir değer zinciri yarattığını ortaya koyuyor. Kültürel Hazırlık Güçlü, Yetkinlik Dönüşümü Kritik Türkiye’de şirket kültürlerinin yapay zekaya karşı bilgili ve kabul edici yaklaşım oranı %82 gibi yüksek bir seviyede. Ancak araştırma, farkındalık ile sürdürülebilir yetkinlik arasında hâlâ kapatılması gereken bir boşluk olduğuna işaret ediyor: Eğitim Olgunluğu: Kuruluşların %44’ünde yapay zekaya yönelik eğitim bulunuyor ancak bu eğitimler çoğunlukla rol ve yetkinlik bazında özelleştirilmiş değil. Yalnızca %13’ünde, kurumsal stratejiyle tam uyumlu ve olgun eğitim programları mevcut.Yetenek Stratejisi: Kuruluşların %82’si yapay zeka yetkinliği için mevcut çalışanların gelişimine (upskilling) öncelik verirken, yeni yetenek istihdamı %23 seviyesinde kalıyor. MMA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Didem Namver, raporun stratejik sonuçlarını ve MMA'in vizyonunu şu sözlerle özetliyor: "MMA olarak en temel misyonumuz, hızı kesmeden sürdürdüğümüz araştırmalarımızla sektöre kanıta dayalı bir rehberlik sunmaktır. Bu araştırma gösteriyor ki; yapay zeka artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur. Kurumların bu yeni dönemde ayakta kalabilmesi için AI okuryazarlığını bir kurum kültürü haline getirmesi, veri güvenliği protokollerini ivedilikle oluşturması ve küçük ölçekli denemelerden büyük ölçekli entegrasyonlara geçmesi gerektiğine inanıyoruz. MMA olarak, insan yaratıcılığının yapay zeka ile yer değiştirmeyeceğini, aksine bu teknolojinin insan zekası için bir çarpan etkisi yaratacağını savunuyoruz. Kanıta dayalı araştırmalarımızla sektöre ışık tutmaya ve üyelerimizi bu büyük teknolojik sıçramada doğru adımlarla buluşturmaya kararlılıkla devam edeceğiz." MMA Academy: Farkındalıktan Yetkinliğe, Yetkinlikten Etkiye Araştırmanın ortaya koyduğu bu dönüşüm ihtiyacına paralel olarak MMA Türkiye, MMA Academy çatısı altında pazarlama liderlerini ve ekiplerini yapay zeka çağının gerektirdiği yetkinliklerle buluşturmayı hedefliyor. MMA Academy; yapay zekayı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değil, strateji, organizasyon, karar alma ve iş sonuçlarıyla entegre bir liderlik yetkinliği olarak ele alan eğitim ve gelişim programları sunuyor. MMA Academy programları, pazarlama ekiplerinin yapay zekayı: farkındalık düzeyinden,uygulamaya,ölçeklenebilir kullanım modellerineve ölçülebilir ticari etkiyetaşımasını desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.