Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Portekiz

Kapsül Haber Ajansı - Portekiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Portekiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'de Avukat Başına Kaç Kişi Düşüyor? Haber

Türkiye'de Avukat Başına Kaç Kişi Düşüyor?

Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye'de hukuk eğitimine, avukat sayısındaki artışa ve hukuk fakültelerinin akademik yeterliliğine dair çarpıcı veriler barındıran "Hukuk Fakülteleri Raporu"nu yayımladı. Enstitü Yönetim Kurulu üyesi Vasıf İnanç Duygulu imzasını taşıyan raporda, Türkiye'de hukuk fakülteleri sayısının son 25 yılda hızlı artış gösterdiğine dikkat çekilirken, hukuk eğitiminde nicelik artışının kalite ve istihdam sorunlarını da beraberinde getirdiği vurgulandı. EZİCİ ÇOĞUNLUĞU SON 25 YILDA KURULDU Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün paylaştığı rapora göre, Türkiye'de bugün aktif ve pasif durumdakilerle birlikte hukuk fakültesi sayısı yüze yaklaştı. Türkiye'de bulunan 89 hukuk fakültesinin 67'sinin son 25 yılda kurulmuş olduğu hatırlatılan raporda, fakültelerin 50'sinin devlet, 39'unun ise vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösterdiğine dikkat çekildi. ÖĞRENCİ SAYISI SON 10 YILDA YÜZDE 35 ARTTI Toplum Çalışmaları Enstitüsü raporunda hukuk fakültelerindeki hızlı artışın, öğrenci sayılarına ve avukat sayılarındaki artışa da doğrudan yansıdığı vurgulandı. Buna göre 2013–2014 döneminde yaklaşık 55 bin olan hukuk fakültesi öğrenci sayısı, 2018–2019'da 82 bini aşarken, son yıllarda kontenjan daraltma politikalarıyla birlikte 75 bin seviyelerine geriledi. Buna rağmen, son on yıllık dönemde toplam artış oranı yüzde 35'e denk düşüyor. 2023–2025 döneminde hukuk fakülteleri kontenjanları yüzde 34'ün üzerinde azaltılmıştı. Devlet üniversitelerinde kontenjanlar neredeyse yarı yarıya düşerken, vakıf üniversitelerindeki azalmanın daha sınırlı kalması "hukuk eğitiminin ücretlileşmesi" tartışmalarını gündeme getirmişti. AVUKAT SAYISI ARTIŞI, NÜFUS ARTIŞINI SOLLADI Raporda en çarpıcı bulgulardan biri avukat sayısındaki artış oldu. Türkiye'de 1998 yılında 36 bin olan avukat sayısı, 2024 itibarıyla 199 bini aştı. Böylece avukat sayısı 26 yılda beş katına çıktı. Avukat başına düşen nüfus ise son 15 yılda bin 95 kişiden 430 kişiye kadar gerileyerek Avrupa ortalamasının altına indi. TÜRKİYE, AVRUPA'NIN EN TEPESİNE OYNUYOR Avrupa ülkeleriyle yapılan karşılaştırmada Türkiye, avukat başına düşen nüfus açısından Portekiz ve İspanya'nın ardından üçüncü sırada yer aldı. İncelenen 12 ülkede ortalama avukat başına düşen nüfus 679 iken, Türkiye'de bu rakam 2024 günceliyle 430. ÖĞRETİM ÜYESİ DAĞILIMI DENGESİZ Raporda, öğretim üyesi sayısındaki artışa rağmen fakülteler arasında ciddi dengesizlikler bulunduğu da vurgulandı. Enstitü'nün çalışmasında, bazı hukuk fakültelerinde profesör sayısının sıfır ya da bir ile sınırlı olduğu, profesörlerin belirli üniversitelerde yoğunlaştığı tespit edildi. ENSTİTÜ: 'KALİTE' ODAKLI YENİ BİR POLİTİKA ŞART Raporda yer alan değerlendirmede, hukuk eğitiminde nicelik yerine kaliteyi esas alan, kontenjan-planlama ve öğretim üyesi dağılımını gözeten yeni politikalara ihtiyaç olduğu vurgulandı. Vasıf İnanç Duygulu imzalı 'Hukuk Fakülteleri Raporu'nun "Sonuç ve Öneriler" bölümünde Toplum Çalışmaları Enstitüsü önerileri şu ana başlıklar altında sıraladı: Hukuk Fakültesi için belirlenen tercih barajının kademeli olarak 50 bine kadar çekilmesi düşünülmelidir.Kontenjan azaltma politikasına vakıf üniversitelerinin de devlet üniversitelerine eş bir şekilde dâhil edilmesi gerekmektedir.Devlet üniversitelerinin kontenjanları %49 oranında azaltılırken, vakıf üniversitelerindeki düşüş yalnızca %10,1 olmuştur. Bu durum geniş toplum kesimlerinde toplumda hukuk eğitiminin giderek "ücretli" hale geleceğine ve hukuk eğitimindeki toplam kalitenin azalacağına ilişkin kaygılar uyandırma potansiyeline sahiptir.Türkiye genelindeki 86 hukuk fakültesinde toplam 586 profesör görev yapmaktadır. Ancak bu profesörlerin dağılımı son derece adaletsizdir: Profesörlerin %41'i sadece 10 köklü fakültede toplanmıştır.5 hukuk fakültesinde hiç profesör bulunmazken, 9 fakültede yalnızca bir profesör görev yapmaktadır. Bu sorunun giderilmesi için hukuk fakültelerinin akademik kadrolarına dair standartlar getirilmesi faydalı sonuçlar doğurabilecektir.Eylül 2024'te yapılan ilk Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) sonuçları, eğitim kalitesindeki farkı net bir şekilde ortaya koymuştur. Devlet üniversitelerinden mezun olanların başarı oranı %47,28 iken, vakıf üniversitesi mezunlarında bu oran %30,07'de kalmıştır. İçeriği ve sorularının kalitesi ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, HMGS'nin yalnız mevcudiyetinin dahi hukuk meslekleri açısından olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. HMGS uygulamasına, ölçme-değerlendirme ilkelerine daha uygun ve daha kaliteli sorularla devam edilmesi, orta ve uzun vadede önerilmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı! Haber

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı!

Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar büyüklüğe sahip olan yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, küresel ölçekte hızla genişlemeye devam ediyor. Uzmanlara göre pazarın büyüklüğünün 2026 itibarıyla 100 milyar doları aşması bekleniyor. Artan jeopolitik riskler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferi, yatırımcıların ülkeler arası alternatiflere yönelmesini hızlandırıyor. Bu küresel eğilim içinde Türkiye kaynaklı talep, artış hızıyla dikkat çekiyor. “Türkiye’den gelen talep dört yılda 10 kat arttı” Küresel pazardaki büyümeyi değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen yatırımcı ilgisindeki hızlı artışa dikkat çekti. “Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün gelinen noktada 2025 itibarıyla 100 milyar dolara yaklaşan bir hacimden söz ediyoruz. Mevcut ivme korunursa 2026’da bu eşiğin aşılması kaçınılmaz görünüyor,” dedi. Türkiye kaynaklı yatırımcı ilgisinin büyüklüğüne ilişkin rakamları paylaşan Alamarioğlu, “Türkiye’den yurt dışındaki Golden Visa ve yatırım yoluyla vatandaşlık programlarına yönelen talebin parasal büyüklüğü 2020 yılında yaklaşık 213 milyon dolar seviyesindeyken, son bir yıl içinde 2,4 milyar doları aştı. Yıllık bazda 3 milyar dolara yaklaşan bu tablo, dört yıl içinde 10 katın üzerinde bir büyümeye işaret ediyor,” ifadelerini kullandı. “Golden Visa artık bir güvenlik mekanizması” Yatırımcı motivasyonlarının da değiştiğine dikkat çeken Alamarioğlu, Golden Visa ve benzeri programların artık yalnızca seyahat kolaylığı sunan araçlar olmadığını vurguladı. “Bu programlar geçmişte daha çok vizesiz dolaşım ve ikinci adres arayışıyla değerlendirilirdi. Bugün ise siyasi ve ekonomik risklere karşı uzun vadeli bir güvence mekanizmasına dönüşmüş durumda. Yatırımcılar artık pasaport veya oturum kartından ziyade, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik arıyor,” dedi. Jeopolitik riskler ve vergisel planlama etkili Küresel ölçekte hızlanan talebin arkasında birden fazla faktör bulunduğunu belirten Alamarioğlu, “Artan jeopolitik belirsizlikler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferine yönelik planlamalar, yatırımcıları daha temkinli ve seçici hareket etmeye yöneltiyor,” değerlendirmesinde bulundu. Alamarioğlu’na göre Türkiye’den gelen yatırımcı talebinin arkasında da benzer motivasyonlar yer alıyor. “Rezerv para birimleriyle yatırım yapabilme imkânı, ailelerin çocukları için yurt dışında eğitim planlaması ve uzun vadeli vergisel yapılandırma ihtiyacı, Türkiye kaynaklı ilgiyi belirgin şekilde artırıyor,” dedi. Yunanistan, Portekiz ve Dubai öne çıkıyor Türk yatırımcıların ülke tercihlerine de değinen Alamarioğlu, Avrupa ve Orta Doğu ekseninde belirgin bir yoğunlaşma olduğunu söyledi. “Türkiye’den çıkan yatırımcıların Avrupa’da en çok Portekiz ve Yunanistan’a, Avrupa dışında ise Dubai’ye ilgi gösterdiğini görüyoruz. Ancak burada kritik olan yalnızca yatırım tutarı ya da başvuru şartları değil,” dedi. “Hukuki çerçeve ve sürdürülebilirlik belirleyici” Yatırımcılara uyarılarda bulunan Alamarioğlu, program seçiminin çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Ülke tercihinde programın hukuki çerçevesi, uygulamadaki istikrarı, uzun vadeli sürdürülebilirliği ve olası düzenleme değişikliklerine karşı sunduğu öngörülebilirlik mutlaka dikkate alınmalı. Ayrıca yatırımın hangi varlık üzerinden yapıldığı, bu varlığın kullanımına ilişkin kısıtlar ve ilerleyen dönemde karşılaşılabilecek yükümlülükler de karar sürecinin önemli parçaları,” diye konuştu. Alamarioğlu, “Bu pazarda doğru ülke ve doğru yapı seçimi, kısa vadeli maliyet avantajlarından çok hukuki güvenlik ve şeffaf süreçler üzerinden belirleyici hale gelmiş durumda,” diyerek sözlerini tamamladı.

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi Haber

STM’den Suüstü ve Sualtı Platformlarında Küresel Güç Gösterisi

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı öncülüğünde, çalışmalarını sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., yaklaşık 35 yıllık tecrübesiyle Türkiye’nin askeri gemi inşa alanında attığı adımlarda stratejik bir rol üstlenerek, milli denizcilik kabiliyetlerinin gelişimine yön vermeye devam ediyor. STM; korvet, fırkateyn, lojistik destek gemileri, hücumbot, denizaltı tasarım ve modernizasyon projeleri ile otonom sualtı sistemleri gibi geniş bir yelpazede, hem Türk Donanması’na hem de müttefik donanmalara hizmet veriyor. Askeri gemi inşa alanında 300’e yakın nitelikli mühendis kadrosuyla Türkiye’nin bu alandaki en yetkin şirketi olan STM, çeşitli deniz platformları için dizayndan teslime kadar inşa ve modernizasyon projelerinin her aşamasını yönetiyor. Mavi Vatan’da pek çok kritik sistemin millileştirilmesi ve yerlileştirmesini de imkân sağlayan STM, askeri gemi inşa sanayiindeki güçlü ekosistemi ile pek çok kritik sistemde dışa bağımlılığa da son verdi. Dünyada 11 Farklı Tersanede 44 Askeri Gemi Platformu Türkiye’nin milli savaş gemisi programı MİLGEM ile denizcilik alanındaki uzmanlığı başlayan ve dünya donanmalarının güvenilir ortağı olan STM, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 11 farklı tersanede 44 proje yürüttü. Türk Donanması’nın yanı sıra Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan için suüstü ve denizaltı platformları geliştiren STM, gemi inşa ve modernizasyon projelerinde Türkiye’deki yetkin tersanelerle birlikte, müşteri ülkelerin tersanelerinde de çalışabilme esnekliği sunarak yerel katkıyı en üst seviyeye taşıyor. Suüstü ve Sualtı Projelerinde Geniş Yelpaze STM’nin suüstü platformlarında korvet kapsamında; 4 adet ADA Sınıfı Korvet, 3 adet Malezya Korveti, 2 adet Ukrayna Korveti, Test ve Eğitim Gemisi TCG UFUK; Fırkateyn projesinde ise 8 adet MİLGEM İstif Sınıfı Fırkateyn bulunuyor. Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL, 2024 yılında Türk Donanması’na teslim edilirken, 7 milli fırkateynin üretimi ise STM-TAİS OG İş Ortaklığında inşası sürüyor. STM ayrıca, Türk Donanması için Türkiye’nin ilk milli hücumbotunun tasarımını tamamlayarak inşa sürecini başlattı. AB ve NATO Ülkesine İlk Askeri Gemi İhracatı Lojistik destek gemileri alanında öncü projelere imza atan STM, Türk Donanması için 2 adet Lojistik Destek Gemisi ile Pakistan Donanması için Denizde İkmal Tankeri teslimatlarını gerçekleştirdi. STM, Portekiz Donanması için geliştirdiği 2 adet Lojistik Destek Gemisi projesiyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkeye gerçekleştirdiği ilk askeri gemi ihracatına imza attı. Denizaltı Mühendisliğinde Milli Güç Denizaltı tasarım, inşa ve modernizasyon alanlarında Türkiye’de öncü çalışmalar yapan STM; Gölcük Askeri Tersanesi’nde inşa edilen 6 adetlik Reis Sınıfı Denizaltıların üretimine mühendislik ve yerlileştirme desteği veriyor. Türkiye’nin özel harekât ve hücum maksatlı ilk milli denizaltısı STM500’ü geliştiren şirket; Türk Donanması’ndaki Ay (2), Preveze (4) ve Gür Sınıfı (4) denizaltıların modernizasyonunda yer alarak, denizaltıların ömürlerini milli ve modern sistemlerle uzatılmasını sağlıyor. Pakistan Agosta90B sınıfı denizaltılar ile Türkiye’nin ilk denizaltı modernizasyonu ihracatına imza atan STM, üç denizaltıdan ikisinin modernizasyonu Pakistan’da tamamladı. STM NETA Otonom Sualtı Aracı ile de geleceğin deniz harekât konseptlerine yönelik çözümler geliştiriliyor. Güleryüz: Küresel Ölçekte Güvenilir Bir Askeri Denizcilik Şirketiyiz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Deniz Kuvvetlerimizle birlikte çalışarak kazanılan mühendislik tecrübesi ve Savunma Sanayii Başkanlığımızın stratejik öncülüğü sayesinde STM’nin denizcilik serüveni MİLGEM projesiyle başlamış; bu yolculuk, Türkiye’de milli deniz platformları ve denizcilik ekosisteminin gelişimine yön veren önemli adımları beraberinde getirmiştir. STM olarak, Türk Donanması’nın ihtiyaçlarını ileri mühendislik çözümleriyle karşılamanın yanı sıra, dost ve müttefik ülkelerin deniz kuvvetlerine yönelik ihracat projeleriyle küresel ölçekte güçlü bir konumdayız. Savunma Sanayii Başkanlığımızın ve Deniz Kuvvetlerimizin öncülüğünde Türkiye’de şu an 40’ın üstünde askeri gemi projesi yürütülüyor. STM olarak bizler de, eş zamanlı şekilde şu anda 8 farklı tersanede bu 28 farklı gemi inşasının merkezinde yer alıyoruz. Toplamda ise bugüne kadar 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunu başarıyla yönettik. Onlarca suüstü ve sualtı projesini yönetebilmek; sahip olduğumuz sistem mühendisliği yetkinliğinin, proje yönetimi kabiliyetimizin ve güçlü ekosistemimizin bir göstergesi. Önceliğimiz, Donanmamıza yenilikçi ve güçlü platformlar kazandırmak. Bu doğrultuda özellikle insansız deniz araçları alanındaki ürün ailemizi genişletmeyi, sürü ve tekil halde görev yapabilen otonom deniz araçları geliştirmeyi hedefliyoruz. Milli mühendislik birikimimizi de ihracata dönüştürerek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki caydırıcılığını ve uluslararası itibarını artırmaya devam ediyoruz. Verdiğimiz güven, esnek mühendislik çözümlerimiz, hızlı teslimat, NATO standartlarındaki üretim kabiliyetimiz ve teslim sonrasındaki sürekli hizmetlerimiz ile tercih ediliyoruz. Önümüzdeki dönemde de STM’yi, küresel ölçekte tercih edilen bir denizcilik ve savunma mühendisliği markası olarak daha ileri taşıyacağız.”

OYAK Çimento’ya “Sürdürülebilirlik Liderleri” Ödülü Haber

OYAK Çimento’ya “Sürdürülebilirlik Liderleri” Ödülü

Türkiye çimento sektörünün sürdürülebilirlik odaklı dönüşümüne öncülük eden OYAK Çimento, başarılarına bir yenisini daha ekledi. Ekonomi dünyasının nabzını tutan InBusiness Dergisi tarafından bu yıl üçüncü kez gerçekleştirilen ve sürdürülebilir bir gelecek için ilham veren kurumları ödüllendiren Sürdürülebilirlik Liderleri Ödülleri’nde OYAK Çimento, kazanan kurumlar arasında yer aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile InBusiness Dergisi editörlerinden oluşan seçici jüri; yaklaşık 200 şirketin sürdürülebilirlik raporlarını ve somut çıktılarını titizlikle inceledi. Yapılan değerlendirme sonucunda OYAK Çimento; "Yüksek Katkılı Düşük Emisyonlu Ürünler" portföyü ve çimento ürününün tonu başına emisyon azaltımı konusundaki iddialı taahhütleri ile bu prestijli ödülün sahibi oldu. “Düşük emisyonlu üretim ile sektöre rol model oluyoruz” Düzenlenen törende OYAK Çimento adına ödülü teslim alan OYAK Çimento Alternatif Kaynak ve Çevre Direktörü Galip Tekiner, sürdürülebilir üretimin Türk sanayisi için hayati önemine değinerek şunları söyledi: “OYAK Çimento olarak ‘Türkiye’nin en çevreci çimento markası’ olma vizyonumuzla attığımız adımların böylesine kıymetli bir platformda takdir edilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına, ton başına emisyon azaltımı taahhütlerimizi kararlılıkla yerine getiriyor, yeşil ürün ekosistemimizi büyütmeye odaklanıyoruz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi küresel standartların gündemde olduğu bu dönemde, yüksek katkılı ve düşük emisyonlu ürün portföyümüzle sektörümüze rol model olmayı sürdüreceğiz.” Sektör öncülüğü 2025’te de devam etti OYAK Çimento'nun bu başarısı, yıl içerisinde açıklanan diğer prestijli sektörel araştırma sonuçlarıyla da tescil edilmişti. Şirket, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan “Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2024” araştırmasında 43. sırada yer alarak listedeki tek çimento markası olma başarısını sürdürürken; Capital 500 listesinde de 2021 yılından bu yana koruduğu sektör liderliğini bu yıl üst üste dördüncü kez tescillemişti. OYAK Çimento ayrıca, “Etki Ekonomisi” teması ile 8. kez düzenlenen Platin Global 100 Ödülleri’nde İnşaat sektörü kategorisinde ödüle layık görülmüştü. CIMPOR / OYAK Çimento Hakkında: Türkiye Çimento ve Beton sektöründe ilklerin temsilcisi olan OYAK Çimento, bugün geldiği noktada güçlü finansal performansı, sürdürülebilirlik odaklı stratejileri ve yenilikçi uygulamaları ile endüstrinin en dikkat çeken oyuncuları arasında yer alıyor. Bir yandan Türkiye pazarındaki lider konumunu sürdürürken, geleceğe yönelik daha da büyük hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerliyor. Küresel çimento ihtiyacını analiz ederek yeni pazarlara yatırım yapma, yenilikçilik anlayışı ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlama hedefi, şirketteki bu büyük dönüşümün temelini oluşturuyor. Portekiz'in en eski ve köklü çimento markası CIMPOR’un Portekiz ve Cape Verde operasyonlarının 2019 yılında satın alınması, OYAK Çimento'nun uluslararası arenadaki varlığını daha da genişletme yönündeki önemli adımlarından biriydi. 2024 ise CIMPOR ve OYAK Çimento için Türkiye çimento sektörüne 2,15 milyar USD yatırım yapan küresel çimento devi TCC Group Holdings çatısı altında güçlerini birleştirerek tarihi adım attıkları bir yıl oldu. Bu birleşme sonrasında, dünya çimento sektöründe (Çin hariç) 3. büyük çimento üreticisi konumuna gelen TCC Group altında faaliyet göstermeye başlayan ve küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendiren bir marka haline gelen CIMPOR, Türkiye inşaat ve yapı malzemeleri sektöründe OYAK Çimento markası ile faaliyet gösteriyor. CIMPOR markasıyla dünya arenasında daha da güçlü bir şekilde ilerleyen şirket, bu yeni dönemde büyümeye, gelişmeye, çevreye duyarlılık ve daha yüksek ürün kalitesi prensipleri doğrultusunda sektörde fark yaratmaya devam ediyor.

Doğuracağınız Çocuğa Vatandaşlık Veren 7 Ülke Haber

Doğuracağınız Çocuğa Vatandaşlık Veren 7 Ülke

Aralarında Türkiye’den birçok ünlü ismin de bulunduğu kadınlar, çocuğunu doğurmak için ilk sırada ABD’yi tercih ediyordu. ABD Başkanı Donald Trump’ın, otomatik vatandaşlık uygulamasına karşı kararname çıkarması bu ülkeye yönelik doğum turizmini olumsuz etkiledi. Trump'ın emri, ABD'de yasadışı yollarla veya geçici vizeyle bulunan kişilerin çocuklarına vatandaşlık verilmemesini amaçlıyor. Bu yeni durum, çocuğuna iyi bir gelecek arayan doğum turistlerini başka ülkelere yöneltti. Avukat Özge Özmen Korkut, doğum yapmak ve çocuğuna vatandaşlık almak için ailelerin en çok tercih ettiği 7 ülkenin şartları hakkında şu bilgileri verdi: “Pasaportu güçlü, ekonomik refah düzeyi yüksek Kanada, Portekiz, Meksika, Antigua ve Barbuda, Kosta Rika, Brezilya ve Arjantin; ülke, topraklarında doğan çocuklara vatandaşlık veriyor. Ancak anne ve babanın, normal göçmenlik yoluyla vatandaş olmak için başvurması ve süreçleri takip etmesi gerekiyor. 1. KANADA Kanada, topraklarında doğan her çocuğa tam Kanada vatandaşlığı hakkı tanıyarak, doğumla vatandaşlık imkânı sunmaktadır. Bu da Kanada’yı dünya çapında doğum turizmi için en çok rağbet gören destinasyonlardan biri haline getirmektedir. 2. PORTEKİZ Doğum turizmi, Portekiz vatandaşlığı arayan aileler için yeni fırsatlar sunuyor. Doğum turistleri ve göçmenler Portekiz'in ekonomik canlanmasında merkezi bir rol oynuyor. Ülke, yaşlanan nüfus ve azalan doğum oranları gibi demografik zorluklarla karşı karşıya olduğundan, göçmenler ve yabancı aileler iş gücü ve emeklilik sisteminin desteklenmesi için vazgeçilmez hale geldi. 3. MEKSİKA Meksika’da doğan bir çocuk vatandaşlık kazanıyor. Bu, Latin Amerika'da bağ kurmayı hedefleyen aileler için kolay bir yol açıyor. 4. ANTIGUA VE BARBUDA Antigua ve Barbuda, ülkede doğan her çocuğa vatandaşlık hakkı tanıyor ve bu da Karayipler'de doğum turizmi düşünen aileler için burayı tercih edilebilir bir seçenek haline getiriyor. Antigua ve Barbuda pasaportu, İngiltere, Avrupa dahil 146 ülkeye vizesiz erişim de dahil olmak üzere güçlü seyahat avantajları sunuyor. 5. KOSTA RIKA Kosta Rika, topraklarında doğanlara vatandaşlık hakkı tanıyor ve bu da onu Orta Amerika'da doğum turizmi için popüler bir tercih haline getiriyor. 6. BREZİLYA Brezilya, ülkede doğan çocuklara vatandaşlık hakkı tanıyor ve onlara doğumdan itibaren tüm hakları sağlıyor. 7. ARJANTİN Arjantin, doğumla vatandaşlık sağlıyor ve bu da aileler için çocuklarının geleceği adına iyi bir seçenek.” Her ülkenin şartlarının farklılık gösterebildiğini belirten Avukat Özge Özmen Korkut, doğum turizmi için harekete geçmeden önce gidilecek ülkeyle ilgili detaylı hukuki bilgi alınmasını tavsiye ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali Sona Erdi Haber

2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali Sona Erdi

Bu yıl ikinci kez düzenlenen Uluslararası Kent Tiyatro Festivali (KentFest), uluslararası üretim çeşitliliğini yerel kültürel bağlama taşıyan programıyla Ankara’nın kültür sanat sahnesinde yeni bir buluşma ve paylaşım atmosferi yarattı. Türkiye’nin yanı sıra Arjantin, Avustralya, Fransa, Lübnan, Portekiz ve Tayland olmak üzere 7 ülkeden sanatçılar, tiyatrodan dansa, performanstan müziğe, söyleşiden atölyelere uzanan 36 etkinlikle yaklaşık 10 binden fazla katılımcıyla buluştu. Festival 14 günlük boyunca gösterilerin yanı sıra 6 atölye çalışması, 4 oturumdan oluşan “Meselemiz Ankara” söyleşi serisi ve festivalin çocuk programı kapsamında hafta içi her gün sahnelenen Nazik Korsan Piyu ile çok katmanlı bir kültürel buluşma alanına dönüştü. Bu yönüyle KentFest, Ankara’da sanatsal etkileşimi çoğaltan, bağımsız düşünceyi destekleyen ve üretim süreçlerine alan açan bir program sundu. Ankara’ya Yeni Bir Sahne Festival kapsamında bu yıl ayrıca Ankara’nın sahne sanatları altyapısına önemli bir katkı sunan kalıcı bir adım atıldı. 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi içinde yer alan eski nikâh salonu dönüştürülerek çağdaş bir Black Box sahneye çevrildi ve kente alternatif bir oyun mekânı kazandırıldı. Türkiye tiyatro tarihinde derin izler bırakmış usta sahne ve kostüm tasarımcısı Ali Cem Köroğlu’nun adı verilen bu yeni sahne, bir belgesel gösterimiyle açıldı ve festival boyunca pek çok gösteriye ev sahipliği yaptı. Dünyadaki benzerleri gibi esnek kurulum ve deneysel sahne düzenlerine olanak tanıyan bu 150 kişilik black box, 200 m²’lik seyyar mimarisiyle sahne ve izleyici alanı arasındaki sınırları ortadan kaldırarak yeni anlatım biçimlerine alan açıyor. Erdal Beşikcioğlu’nun öncülüğünde hayata geçen bu girişimle KentFest, bir festival olmanın ötesine geçerek Ankara’nın kültür sanat altyapısını dönüştürebilecek güçlü bir oyuncu olma hedefini somutlaştırdı. Dünyanın Dört Bir Yanından Hikayeler Festivalin açılış gecesinde, Aristophanes’in Kuşlar oyunundan Erdal Ozan Metin tarafından uyarlanan, şarkı sözleri ve müzikleri Onur Ali Yüce tarafından yapılan Kuşkondu Müzikali (1 Ekim, 20.30), Erdal Beşikcioğlu’nun rejisiyle sahnelendi. Ardından Ali Cem Köroğlu Sahnesi’nin açılışında Yolcu Tiyatro’dan bellek, inanç ve direniş üzerine bir hikâye olan Zâkir seyirciyle buluştu. 14 gün boyunca, Tiyatro Hemhâl, En Sevdiğinden Başla, Omar Rajeh & Maqamat’ın rejisiyle Beytna, tibia x fibula tasarımı olan Kaçak Çay Saati, başlangıcın büyüleyici yanını arayan RINSE, Othello! Seyircili İntikam Provası, festivalin tek konseri olan Cem Erdost İleri ile PortakalAltı Kentfest Etimesgut Buluşması, kişisel bir hikayenin performatif bir anlatımı olan Aramızdaki Mesafe, Arjantinli sanatçı Tiziano Cruz’un Wayqeycuna, Semaver Kumpanya’dan Güzel Son, Emin Alper'in Dostoyevski’nin aynı adlı eserinden sahneye uyarladığı ve yönettiği ilk tiyatro oyunu Öteki, Hira Tekindor’un yönetiminde çocukların dünyasından yeniden anlatılan Medea, Neyzen Tevfik’in “hiçlikten hep”e yolculuğunu sahneye taşıyan Neyzen, Mek’an Sahne’den 9/8’lik Kıyamet, Dada Salon Kabarett’nin Kanlı Kabare gösterisi, dansı, varoluş biçimine dönüştürmüş bir oryantalin hikayesini anlatan Dansöz, Dolkun Production’dan Linçler ve Dudaklar, yaşlanma ve menopozun kaçınılmazlığını, tüm belirtilerinin görkemi içinde ele alan ve Portekiz Büyükelçiliği’nin katkılarıyla sahnelenen Sweat, Sweat, Sweat, Tiyatro D22 imzalı Uykusuz Bir Rüya, Salim, seyircilere duyulmamanın ve duymamanın derinliklerine açılan bir deneyim yaşatan Hallo! , üç semavi dine ait, 13 dilde söylenen şarkıların metnini oluşturduğu, zorunlu göç, kimlik, aidiyet, dil, dilsizlik gibi kavramları sorgulayan 21 yıllık bir yolculuk olan ASHURA, Balat’ın sokaklarından beslenen, dostluk, geçmiş ve hesaplaşma temaları üzerinden bireysel hikâyeleri toplumsal hafızayla buluşturan Tebdil, Kent Tiyatrosu himayesindeki Emekli Tiyatrosu tarafından yeniden yorumlanan ve Fransız dansçı ve koreograf Thierry Thiéu Niang'ın yönettiği, Fransız Kültür desteği ile ortaya çıkan Bahar Uyanışı, Barış Atay ve Bülent Emrah Parlak’ın iki kişilik yaratımı Sabotaj ve Ermira Goro imzalı Thirst seyircilerle buluştu. 3. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali’nin hazırlıkları şimdiden başladı KentFest, 2026 programı için yeni uluslararası ortaklıklar ve tematik iş birlikleri üzerine çalıştığını duyurdu. Festival ile ilgili detaylar ilerleyen dönemde paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.