Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Portekiz

Kapsül Haber Ajansı - Portekiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Portekiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bosch Türkiye’de Üst Düzey Atama Haber

Bosch Türkiye’de Üst Düzey Atama

Bosch’taki kariyerine 19 yıl önce adım atan Pınar Kurt, 1 Şubat 2026 itibarıyla Bosch Home Comfort Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Güney Doğu Avrupa’dan sorumlu Ticari Genel Müdür görevine atandı. Kurt son olarak, 2025 yılında Bosch Home Comfort Grubu’nun Almanya’daki merkezinde, şirket tarihinin en büyük satın alması olarak tanımlanan Johnson Controls'ten konut ve hafif ticari ısıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) işinin ve Johnson Controls-Hitachi Air Conditioning ortak girişiminin satın alma projesinin finans, bütçe, raporlama ve satın alma süreçlerine liderlik etti. Yeni sorumluluk alanında Türkiye’den Güneydoğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada finansal stratejilerin oluşturulması, kârlılık hedeflerinin yayılımı ve ticari süreçlerin yönetimine liderlik eden Kurt, Bosch’un uluslararası yapısında edindiği tecrübeyi bölgedeki büyüme stratejilerine aktarmayı hedefliyor. Pınar Kurt kimdir? Bosch kariyerine 2007 yılında Manisa’da Muhasebe Departmanı'nda başlayan Kurt, 2010-2013 yılları arasında İstanbul’da Satış Bütçe ve Raporlama Sorumlusu olarak görev aldı. Bu dönemde SAP uygulamaları ve kontrol fonksiyonlarının kurulması süreçlerini yönetti. 2013 yılında Almanya Wernau’da Yalın Yönetim alanında Avrupa’daki farklı ülkelerde proje liderliği üstlenen Kurt, ardından kariyerine Portekiz’de devam etti. 2016-2022 yılları arasında Portekiz Aveiro’da bulunan tüzel kişiliğin ve ürün grubunun Bütçe ve Raporlama Direktörlüğü ve ardından Ticari Birimlerden Sorumlu Direktör pozisyonlarını üstlenen Kurt, finansal yönetim ve yeniden yapılandırma projelerini yürüttü. 2022 yılından itibaren Almanya Wetzlar’da Grup Bütçe ve Raporlama Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Kurt, son olarak Bosch Home Comfort’un Almanya’daki merkezi Wernau’daki entegrasyon projesinde Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. Ege Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Pınar Kurt, yüksek lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi’nde Yönetim Bilişim Sistemleri (MBA) alanında tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’nin Milli Teknolojileri Latin Amerika Sahnesine Çıkıyor Haber

STM’nin Milli Teknolojileri Latin Amerika Sahnesine Çıkıyor

Türkiye’nin “tam bağımsız savunma sanayii” hedefleri doğrultusunda, küresel pazarda ihracat odaklı büyümesini sürdüren STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş, milli teknolojilerini yurt dışına taşımaya devam ediyor. STM, Latin Amerika’nın en prestijli savunma buluşmalarından biri olan, 33 farklı ülkeden 300’den fazla katılımcıyı ağırlayacak Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı, FIDAE 2026’ya katılarak, bölgedeki stratejik varlığını pekiştirmeyi ve yeni iş birliği kapılarını aralamayı hedefliyor. 7-12 Nisan tarihleri arasında Şili’nin başkenti Santiago’da düzenlenecek fuarda STM; askeri denizcilik alanında; ana yüklenicisi olduğu ve Türk Donanması’na teslimini gerçekleştirdiği, MİLGEM İstif Sınıfı projesinin ilk gemisi, Türkiye’nin ilk milli fırkateyni TCG İSTANBUL (F-515), Pakistan Donanması için inşa edilen ve 2018’de teslim edilen Pakistan Denizde İkmal Tankeri (PNFT), STM-MPAC Hücumbot ve İnsansız Otonom Sualtı Aracı STM NETA’nın maketlerini fuarda katılımcıların beğensine sunacak. Taktik insansız hava araçlarında ise; dört farklı kıtada 15 ülkeye ihraç edilen Türkiye’nin ilk milli vurucu İHA’sı KARGU, Türkiye’nin envanterinde bulunan ve ihraç edilen; Gözcü İHA TOGAN ve Mühimmat Bırakan İHA BOYGA da Şili’de olacak. Güleryüz: 44 Askeri Gemi Projesindeki Tecrübemizi Latin Amerika’ya Taşıyoruz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Türkiye’nin savunma sanayiindeki yetkinliğini ekonomik bir katma değere dönüştüren ihracat başarılarına dikkat çekerek şunları kaydetti: “STM olarak, ciromuzun önemli bir kısmını ihracat başarılarımızla şekillendirirken, Türk mühendisliğinin gücünü dünyanın dört bir yanına taşımaya devam ediyoruz. Latin Amerika, büyüme hedeflerimiz arasında yer alan ve teknolojik çözümlerimize ilginin her geçen gün arttığı stratejik bir bölge. Şili’de düzenlenen FIDAE 2026’yı, sadece ürünlerimizi sergilediğimiz bir platform olarak değil; aynı zamanda bölge ülkeleriyle teknoloji transferi ve yerel üretim odaklı, uzun vadeli ortaklıklar kuracağımız bir organizasyon olarak görüyoruz. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında; 11 farklı tersanede 44 askeri gemi platformunun inşasını ve yönetimini gerçekleştiren STM, küresel arenadaki rüştünü Portekiz, Ukrayna, Malezya ve Pakistan gibi stratejik pazarlarda kanıtlamıştır. Bu derin tecrübeyi ve NATO standartlarındaki mühendislik kabiliyetimizi, Latin Amerika’nın savunma ihtiyaçlarına yönelik yeni iş birliği kapılarını aralamak için Şili’ye taşımayı amaçlıyoruz.” STM – FIDAE - 2026 Stand Bilgileri: Stant No: D-116 Tarih: 7-12 Nisan 2026 Yer: Santiago, Şili Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Fırsatlara Erişimin Anahtarı Oturum ve Vatandaşlık Hakları Haber

Küresel Fırsatlara Erişimin Anahtarı Oturum ve Vatandaşlık Hakları

Endeks, önde gelen küresel ekonomilere erişim sağlayan oturum ve vatandaşlık haklarının, üst düzey eğitimin uzun vadeli değerini nasıl katladığını ortaya koyuyor. Henley Education Report 2026 kapsamında yayımlanan ve her yıl güncellenen endeks; kazanç potansiyeli, kariyer gelişimi, üst düzey istihdam olanakları, kaliteli eğitim, ekonomik hareketlilik ve yaşam kalitesi olmak üzere altı temel kriter üzerinden ülkeleri analiz ediyor. Bu kapsamlı yaklaşım, akademik başarının sürdürülebilir kariyer ve ekonomik avantajlara dönüştüğü en güçlü ekosistemleri ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, dünya standartlarında bir diploma tek başına güçlü bir avantaj sunarken, bu diplomanın gerçek getirisi büyük ölçüde mezunların hangi ülkelerde yaşama ve çalışma hakkına sahip olduğuna bağlı olarak şekilleniyor. Henley Opportunity Index, yatırım ve liyakat temelli en etkili oturum ve vatandaşlık yollarını değerlendirerek, bireylere sadece kaliteli eğitim değil; aynı zamanda güçlü ekonomi, kariyer fırsatları ve küresel mobilite sunan ülkeleri sıralıyor. 2026’nın En Güçlü Fırsat Ekosistemleri 2026 sıralamasına göre, yatırım veya liyakat yoluyla oturum ya da vatandaşlık hakkının en verimli şekilde elde edilebildiği ve bu hakların yaşam fırsatlarını en güçlü biçimde artırdığı ilk 15 ülke açıklandı. İsviçre, 86 puanla listenin zirvesinde yer alırken; 81 puanla Singapur ikinci, 80 puanla Avustralya ise üçüncü sırada yer alıyor. Birleşik Krallık ve ABD 79 puanla dördüncü sırayı paylaşırken, Kanada ise beşinci sırada yer alıyor. Avusturya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yeni Zelanda, Hong Kong, İtalya, Letonya, Malta, Portekiz ve Yunanistan ise listede yer alan diğer ülkeler arasında bulunuyor. Henley & Partners Özel Müşteriler Grup Başkanı Dominic Volek, endeksin küresel ölçekte hareketli aileler için kritik bir gerçeğe işaret ettiğini belirtiyor: “Eğitim ve vatandaşlık artık birbirinden bağımsız değil; birlikte değer üreten, nesiller boyunca büyüyen stratejik varlıklar haline geldi. Aynı diploma, bulunduğu ekosisteme bağlı olarak tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle önemli olan yalnızca eğitim değil, o eğitimin hangi fırsat ortamında değerlendirileceğidir.” Eğitimde Getiri, Ekosistemle Belirleniyor Endekste ilk sırada yer alan İsviçre; güçlü ekonomik yapısı, dünya çapındaki eğitim kurumları ve Zürih ile Cenevre gibi finans ve araştırma merkezleri sayesinde öne çıkıyor. Singapur, Asya ile küresel ekonomi arasında köprü görevi gören stratejik konumuyla yüksek kazanç potansiyeli sunarken; Avustralya ise güçlü üniversiteleri ve yaşam kalitesi ile dikkat çekiyor. Birleşik Krallık ve ABD, dünyanın en prestijli üniversiteleri ve inovasyon merkezleri ile öne çıkarken, Kanada ise uluslararası iş gücü piyasası ve eğitim sistemiyle güçlü bir alternatif oluşturuyor. Çoklu Ülke Erişimi: Yeni Nesil Stratejik Avantaj Henley & Partners Türkiye Yönetici Ortağı Burak Demirel’e göre, günümüzde vatandaşlık yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda stratejik bir ekonomik araç niteliği taşıyor: “Birden fazla ülkeye erişim sağlayabilen bireyler, eğitim, kariyer ve yatırım fırsatlarını farklı coğrafyalarda değerlendirme esnekliğine sahip oluyor. Bu da uzun vadeli başarı ihtimalini önemli ölçüde artırıyor.” Ailelerin genellikle çocuklarını en iyi üniversitelere yerleştirmeye odaklandığını paylaşan Burak Demirel “Oysa asıl fark yaratan, mezuniyet sonrası o ülkede kalıp kariyer inşa edebilme imkânıdır. Eğitim, doğru vatandaşlık veya oturum stratejisiyle birleştiğinde gerçek değerini ortaya koyar.” diyerek konunun stratejik boyutuna da dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı Haber

Bayburt Üniversitesi Hong Kong'daki Uluslararası Fuarda Yeni İş Birliklerine İmza Attı

70 ülkeden yaklaşık 3000 üniversitenin ve Türkiye'den 82 üniversitenin yer aldığı organizasyon, yükseköğretim alanında küresel iş birliklerinin geliştirilmesine imkân sağlayan önemli bir platform oldu. Avrupa ve Asya'dan 5 önemli üniversiteyle ikili iş birliği anlaşması imzalanırken, 5 üniversiteyle de iş birliği anlaşması için ön mutabakata varıldı. Bayburt Üniversitesi, fuara Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen "Study in Türkiye" tanıtım faaliyetleri kapsamında katılım sağladı. Bayburt Üniversitesini temsilen Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ümit Yıldırım ile Erasmus Biriminde görev yapan Öğr. Gör. Onur Güven'in katıldığı fuarda Bayburt Üniversitesinin tanıtımı gerçekleştirildi ve uluslararası iş birliği süreçlerine katkı sunuldu. Program süresince Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı İlker Astarcı da etkinlikte yer alarak Türk üniversiteleri ile uluslararası kurumlar arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesine yönelik temaslarda bulundu. Doç. Dr. Yıldırım ve Öğr. Gör. Güven'in konferans kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda; Bangladeş Daffodil Uluslararası Üniversitesi, İspanya Cadiz Üniversitesi, Malezya Yönetim ve Bilim Üniversitesi, Portekiz Portalegre Politeknik Üniversitesi ve Singapur Sosyal Bilimler Üniversitesi ile ikili iş birliği anlaşmaları imzalandı. Ayrıca İspanya Granada Üniversitesi, Malezya Putra Üniversitesi ve Malezya Utara Üniversitesi ile anlaşma yapmak üzere mutabakata varılırken; Tayland Mahidol Üniversitesi ve Macaristan Szeged Üniversitesi ile de iş birliği olanaklarına yönelik verimli görüşmeler gerçekleştirildi. Fuarda gerçekleştirilen temaslar kapsamında, Bayburt Üniversitesi, Bayburt Valiliği ve Bayburt Belediyesi iş birliğinde bu yaz düzenlenecek olan 30. Uluslararası Dede Korkut Kültür, Sanat ve Spor Festivali'ne dünyanın farklı bölgelerinden üniversiteler de davet edilerek kültürel ve akademik iş birliklerinin geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mutlu Türkmen, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, uluslararasılaşmanın Bayburt Üniversitesinin stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "APAIE gibi küresel ölçekte prestijli organizasyonlarda yer almak, Bayburt Üniversitesinin uluslararası görünürlüğünü artırmak ve güçlü akademik iş birlikleri kurmak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte Bayburt Üniversitesini başarıyla temsil eden Uluslararası İlişkiler Ofisi Genel Koordinatörümüz Doç. Dr. Ümit Yıldırım'a ve Erasmus Birimi personelimiz Öğr. Gör. Onur Güven'e teşekkür ediyorum. Ayrıca Türkiye Ulusal Ajansı çatısı altında yürütülen Study in Türkiye faaliyetleri kapsamında sağlanan destekler ve iş birliklerine sundukları katkılar dolayısıyla Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı Sayın İlker Astarcı'ya şükranlarımı sunuyorum." Rektör Türkmen ayrıca, gerçekleştirilen anlaşmaların öğrenci ve akademisyen hareketliliğini artırarak uluslararası akademik iş birliklerini güçlendireceğini ve Bayburt'un kültürel mirasını dünya üniversiteleriyle buluşturma noktasında önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'de Avukat Başına Kaç Kişi Düşüyor? Haber

Türkiye'de Avukat Başına Kaç Kişi Düşüyor?

Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye'de hukuk eğitimine, avukat sayısındaki artışa ve hukuk fakültelerinin akademik yeterliliğine dair çarpıcı veriler barındıran "Hukuk Fakülteleri Raporu"nu yayımladı. Enstitü Yönetim Kurulu üyesi Vasıf İnanç Duygulu imzasını taşıyan raporda, Türkiye'de hukuk fakülteleri sayısının son 25 yılda hızlı artış gösterdiğine dikkat çekilirken, hukuk eğitiminde nicelik artışının kalite ve istihdam sorunlarını da beraberinde getirdiği vurgulandı. EZİCİ ÇOĞUNLUĞU SON 25 YILDA KURULDU Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün paylaştığı rapora göre, Türkiye'de bugün aktif ve pasif durumdakilerle birlikte hukuk fakültesi sayısı yüze yaklaştı. Türkiye'de bulunan 89 hukuk fakültesinin 67'sinin son 25 yılda kurulmuş olduğu hatırlatılan raporda, fakültelerin 50'sinin devlet, 39'unun ise vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösterdiğine dikkat çekildi. ÖĞRENCİ SAYISI SON 10 YILDA YÜZDE 35 ARTTI Toplum Çalışmaları Enstitüsü raporunda hukuk fakültelerindeki hızlı artışın, öğrenci sayılarına ve avukat sayılarındaki artışa da doğrudan yansıdığı vurgulandı. Buna göre 2013–2014 döneminde yaklaşık 55 bin olan hukuk fakültesi öğrenci sayısı, 2018–2019'da 82 bini aşarken, son yıllarda kontenjan daraltma politikalarıyla birlikte 75 bin seviyelerine geriledi. Buna rağmen, son on yıllık dönemde toplam artış oranı yüzde 35'e denk düşüyor. 2023–2025 döneminde hukuk fakülteleri kontenjanları yüzde 34'ün üzerinde azaltılmıştı. Devlet üniversitelerinde kontenjanlar neredeyse yarı yarıya düşerken, vakıf üniversitelerindeki azalmanın daha sınırlı kalması "hukuk eğitiminin ücretlileşmesi" tartışmalarını gündeme getirmişti. AVUKAT SAYISI ARTIŞI, NÜFUS ARTIŞINI SOLLADI Raporda en çarpıcı bulgulardan biri avukat sayısındaki artış oldu. Türkiye'de 1998 yılında 36 bin olan avukat sayısı, 2024 itibarıyla 199 bini aştı. Böylece avukat sayısı 26 yılda beş katına çıktı. Avukat başına düşen nüfus ise son 15 yılda bin 95 kişiden 430 kişiye kadar gerileyerek Avrupa ortalamasının altına indi. TÜRKİYE, AVRUPA'NIN EN TEPESİNE OYNUYOR Avrupa ülkeleriyle yapılan karşılaştırmada Türkiye, avukat başına düşen nüfus açısından Portekiz ve İspanya'nın ardından üçüncü sırada yer aldı. İncelenen 12 ülkede ortalama avukat başına düşen nüfus 679 iken, Türkiye'de bu rakam 2024 günceliyle 430. ÖĞRETİM ÜYESİ DAĞILIMI DENGESİZ Raporda, öğretim üyesi sayısındaki artışa rağmen fakülteler arasında ciddi dengesizlikler bulunduğu da vurgulandı. Enstitü'nün çalışmasında, bazı hukuk fakültelerinde profesör sayısının sıfır ya da bir ile sınırlı olduğu, profesörlerin belirli üniversitelerde yoğunlaştığı tespit edildi. ENSTİTÜ: 'KALİTE' ODAKLI YENİ BİR POLİTİKA ŞART Raporda yer alan değerlendirmede, hukuk eğitiminde nicelik yerine kaliteyi esas alan, kontenjan-planlama ve öğretim üyesi dağılımını gözeten yeni politikalara ihtiyaç olduğu vurgulandı. Vasıf İnanç Duygulu imzalı 'Hukuk Fakülteleri Raporu'nun "Sonuç ve Öneriler" bölümünde Toplum Çalışmaları Enstitüsü önerileri şu ana başlıklar altında sıraladı: Hukuk Fakültesi için belirlenen tercih barajının kademeli olarak 50 bine kadar çekilmesi düşünülmelidir.Kontenjan azaltma politikasına vakıf üniversitelerinin de devlet üniversitelerine eş bir şekilde dâhil edilmesi gerekmektedir.Devlet üniversitelerinin kontenjanları %49 oranında azaltılırken, vakıf üniversitelerindeki düşüş yalnızca %10,1 olmuştur. Bu durum geniş toplum kesimlerinde toplumda hukuk eğitiminin giderek "ücretli" hale geleceğine ve hukuk eğitimindeki toplam kalitenin azalacağına ilişkin kaygılar uyandırma potansiyeline sahiptir.Türkiye genelindeki 86 hukuk fakültesinde toplam 586 profesör görev yapmaktadır. Ancak bu profesörlerin dağılımı son derece adaletsizdir: Profesörlerin %41'i sadece 10 köklü fakültede toplanmıştır.5 hukuk fakültesinde hiç profesör bulunmazken, 9 fakültede yalnızca bir profesör görev yapmaktadır. Bu sorunun giderilmesi için hukuk fakültelerinin akademik kadrolarına dair standartlar getirilmesi faydalı sonuçlar doğurabilecektir.Eylül 2024'te yapılan ilk Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) sonuçları, eğitim kalitesindeki farkı net bir şekilde ortaya koymuştur. Devlet üniversitelerinden mezun olanların başarı oranı %47,28 iken, vakıf üniversitesi mezunlarında bu oran %30,07'de kalmıştır. İçeriği ve sorularının kalitesi ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber, HMGS'nin yalnız mevcudiyetinin dahi hukuk meslekleri açısından olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. HMGS uygulamasına, ölçme-değerlendirme ilkelerine daha uygun ve daha kaliteli sorularla devam edilmesi, orta ve uzun vadede önerilmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı! Haber

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı!

Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar büyüklüğe sahip olan yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, küresel ölçekte hızla genişlemeye devam ediyor. Uzmanlara göre pazarın büyüklüğünün 2026 itibarıyla 100 milyar doları aşması bekleniyor. Artan jeopolitik riskler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferi, yatırımcıların ülkeler arası alternatiflere yönelmesini hızlandırıyor. Bu küresel eğilim içinde Türkiye kaynaklı talep, artış hızıyla dikkat çekiyor. “Türkiye’den gelen talep dört yılda 10 kat arttı” Küresel pazardaki büyümeyi değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen yatırımcı ilgisindeki hızlı artışa dikkat çekti. “Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün gelinen noktada 2025 itibarıyla 100 milyar dolara yaklaşan bir hacimden söz ediyoruz. Mevcut ivme korunursa 2026’da bu eşiğin aşılması kaçınılmaz görünüyor,” dedi. Türkiye kaynaklı yatırımcı ilgisinin büyüklüğüne ilişkin rakamları paylaşan Alamarioğlu, “Türkiye’den yurt dışındaki Golden Visa ve yatırım yoluyla vatandaşlık programlarına yönelen talebin parasal büyüklüğü 2020 yılında yaklaşık 213 milyon dolar seviyesindeyken, son bir yıl içinde 2,4 milyar doları aştı. Yıllık bazda 3 milyar dolara yaklaşan bu tablo, dört yıl içinde 10 katın üzerinde bir büyümeye işaret ediyor,” ifadelerini kullandı. “Golden Visa artık bir güvenlik mekanizması” Yatırımcı motivasyonlarının da değiştiğine dikkat çeken Alamarioğlu, Golden Visa ve benzeri programların artık yalnızca seyahat kolaylığı sunan araçlar olmadığını vurguladı. “Bu programlar geçmişte daha çok vizesiz dolaşım ve ikinci adres arayışıyla değerlendirilirdi. Bugün ise siyasi ve ekonomik risklere karşı uzun vadeli bir güvence mekanizmasına dönüşmüş durumda. Yatırımcılar artık pasaport veya oturum kartından ziyade, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik arıyor,” dedi. Jeopolitik riskler ve vergisel planlama etkili Küresel ölçekte hızlanan talebin arkasında birden fazla faktör bulunduğunu belirten Alamarioğlu, “Artan jeopolitik belirsizlikler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferine yönelik planlamalar, yatırımcıları daha temkinli ve seçici hareket etmeye yöneltiyor,” değerlendirmesinde bulundu. Alamarioğlu’na göre Türkiye’den gelen yatırımcı talebinin arkasında da benzer motivasyonlar yer alıyor. “Rezerv para birimleriyle yatırım yapabilme imkânı, ailelerin çocukları için yurt dışında eğitim planlaması ve uzun vadeli vergisel yapılandırma ihtiyacı, Türkiye kaynaklı ilgiyi belirgin şekilde artırıyor,” dedi. Yunanistan, Portekiz ve Dubai öne çıkıyor Türk yatırımcıların ülke tercihlerine de değinen Alamarioğlu, Avrupa ve Orta Doğu ekseninde belirgin bir yoğunlaşma olduğunu söyledi. “Türkiye’den çıkan yatırımcıların Avrupa’da en çok Portekiz ve Yunanistan’a, Avrupa dışında ise Dubai’ye ilgi gösterdiğini görüyoruz. Ancak burada kritik olan yalnızca yatırım tutarı ya da başvuru şartları değil,” dedi. “Hukuki çerçeve ve sürdürülebilirlik belirleyici” Yatırımcılara uyarılarda bulunan Alamarioğlu, program seçiminin çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Ülke tercihinde programın hukuki çerçevesi, uygulamadaki istikrarı, uzun vadeli sürdürülebilirliği ve olası düzenleme değişikliklerine karşı sunduğu öngörülebilirlik mutlaka dikkate alınmalı. Ayrıca yatırımın hangi varlık üzerinden yapıldığı, bu varlığın kullanımına ilişkin kısıtlar ve ilerleyen dönemde karşılaşılabilecek yükümlülükler de karar sürecinin önemli parçaları,” diye konuştu. Alamarioğlu, “Bu pazarda doğru ülke ve doğru yapı seçimi, kısa vadeli maliyet avantajlarından çok hukuki güvenlik ve şeffaf süreçler üzerinden belirleyici hale gelmiş durumda,” diyerek sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.