Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Probiyotik

Kapsül Haber Ajansı - Probiyotik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Probiyotik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bağırsak Tembelliğine Çözüm Sofrada! Haber

Bağırsak Tembelliğine Çözüm Sofrada!

Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, “Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi. Kabızlık sanıldığından daha yaygın bir sorun Kabızlığın yalnızca tuvalete çıkamamak anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, haftada üçten az dışkılama, sert dışkı, zorlanma hissi ve bağırsakların tam boşalmadığı düşüncesinin de kabızlık belirtileri arasında yer aldığını ifade etti. Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Levent, uzun süren kabızlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü ve bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini söyleyerek, "Bağırsaklarımız yalnızca sindirim sistemi için değil, genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Düzenli çalışan bağırsaklar metabolizmayı desteklerken, yaşam kalitesini de artırır. Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir." dedi. Bağırsakları çalıştırmanın ilk şartı lif tüketmek Bağırsak hareketlerini artıran en önemli besin öğesinin diyet lifi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, liflerin sindirilemeden kalın bağırsağa ulaştığını ve burada dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırdığını söyleyerek, lif açısından zengin beslenmenin; kabızlığı önlediğini, bağırsak florasını desteklediğini, kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını, tokluk hissini artırdığını, kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade etti. Kuru erik doğal bir bağırsak dostu Kabızlık denildiğinde akla ilk gelen besinlerden birinin kuru erik olduğunu belirten Levent, bunun bilimsel nedenleri bulunduğunu dile getirdi ve "Kuru erik hem yüksek lif içerir hem de doğal sorbitol sayesinde bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur." şeklinde konuştu. Levent, sabah kahvaltısında birkaç adet kuru erik tüketmenin veya akşamdan suda bekletilmiş kuru eriğin suyuyla birlikte yenmesinin bağırsak hareketlerini destekleyebileceğini ifade etti. İncir ve kayısı da etkili seçenekler arasında Kuru incir ve kuru kayısının da lif bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, bu meyvelerin düzenli ancak kontrollü miktarlarda tüketilmesini önererek, "Özellikle kuru meyveler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda vitamin ve mineral açısından da önemli kaynaklardır." dedi. Yeşil yapraklı sebzeleri sofradan eksik etmeyin Ispanak, semizotu, pazı, marul, roka ve brokoli gibi yeşil sebzelerin bağırsak sağlığını desteklediğini söyleyen Levent, günlük öğünlerde mutlaka sebzeye yer verilmesi gerektiğini belirterek, sebzelerin içerdiği çözünür ve çözünmez liflerin bağırsak hareketlerini doğal şekilde desteklediğini ifade etti. Tam tahıllar bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar Beyaz ekmek ve rafine un ürünleri yerine tam buğday ekmeği, yulaf, çavdar ve bulgur gibi tam tahılların tercih edilmesini öneren Levent, rafine karbonhidratların lif açısından yetersiz kaldığını, tam tahılların hem bağırsak hareketlerini artırdığını hem de uzun süre tokluk sağladığını belirtti. Kurubaklagiller bağırsak bakterilerini de besliyor Nohut, mercimek, kuru fasulye ve barbunyanın yalnızca lif kaynağı olmadığını söyleyen Levent, bu besinlerin bağırsak mikrobiyotasını besleyen prebiyotik özelliklere de sahip olduğunu dile getirerek, "Düzenli baklagil tüketimi hem bağırsak hareketlerini artırır hem de yararlı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına katkıda bulunur." ifadelerini kullandı. Meyveleri kabuğuyla tüketmek önemli Elma, armut, kivi ve erik gibi meyvelerin özellikle kabuklarının lif açısından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, mümkün olduğunca iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketilmelerini önererek, kivinin bağırsak hareketlerini destekleyen en etkili meyvelerden biri olduğuna dikkat çekti. Yoğurt ve kefir bağırsak florasını destekliyor Bağırsakların yalnızca lif değil, sağlıklı bakterilere de ihtiyaç duyduğunu ifade eden Levent, probiyotik içeren yoğurt ve kefirin bağırsak mikrobiyotasını güçlendirdiğini, bağırsak florasının dengeli olmasının sindirim sistemi kadar bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığını kaydetti. Hareketsizlik bağırsakları yavaşlatıyor Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivitenin de bağırsak hareketleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Levent, düzenli yürüyüş yapan kişilerde kabızlığın daha az görüldüğünü ifade ederek, günde 30 dakikalık tempolu yürüyüşün bile bağırsak hareketlerini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi. Bu belirtiler varsa mutlaka doktora başvurun Kabızlığın bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini hatırlatan Dr. Ayhan Levent, şu uyarılarda bulundu: “Dışkıda kan görülmesi, ani başlayan kabızlık, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı, demir eksikliği anemisi, ileri yaşta yeni başlayan kabızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor.” Bağırsak dostu beslenme uzun vadeli sağlık yatırımıdır Bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve genel sağlık üzerinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı: "Kabızlığı yalnızca bir sindirim problemi olarak görmek doğru değildir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bağırsakların doğal ritmini korumanın en etkili yoludur. Küçük görünen günlük alışkanlıklar, uzun vadede hem bağırsak sağlığını hem de genel yaşam kalitesini belirler." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orzax 2026'nın İlk Yarısında Büyümesini Sürdürdü Haber

Orzax 2026'nın İlk Yarısında Büyümesini Sürdürdü

22 yılı aşkın deneyimiyle gıda takviyesi sektöründe faaliyet gösteren Orzax, 2026 yılının ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirdi. Halka arzın ardından ilk kez finansal sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan şirketin hasılatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artışla 4.525.914.424 milyar TL’ye yükseldi. Şirketin brüt kârı 2.963.470.934 milyar TL, FAVÖK’ü 1.368.699.000 milyar TL olarak gerçekleşirken, FAVÖK marjı yüzde 30 seviyesinde kaydedildi. Orzax, 2026 yılının ilk yarısını 306 milyon TL net kârla tamamladı. Güçlü pazar konumunu yatırımlarla destekliyor Türkiye genelinde yaklaşık 30 bin eczaneye ulaşan dağıtım ağı ve eczaneye ulaşan Orzax, mevcut pazar gücünü yeni kapasite ve uluslararası büyüme yatırımlarıyla destekliyor. Üretim kapasitesini 36 milyon kutu artırmaya yönelik yatırımlarını sürdüren şirket, ihracatın toplam gelirler içerisindeki payını 5 yıl içerisinde yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyor. Orzax’ın uluslararası büyüme hedeflerini, küresel gıda takviyesi pazarındaki büyüme potansiyeli de destekliyor. Grand View Research verilerine göre, 2025 yılında 209,5 milyar dolar büyüklüğe ulaşan küresel besin takviyeleri pazarının, 2026-2033 döneminde yıllık bileşik yüzde 9,5 büyüme kaydetmesi bekleniyor. Bu büyüme potansiyeli doğrultusunda Orzax, küresel pazarlardaki varlığını güçlendirecek yatırımlarını da hızlandırıyor. Şirket, bugüne kadarki en büyük yurt dışı yatırımı olan 35 milyon Avroluk Kazakistan fabrikasının temelini Temmuz ayında attı. Yatırımın 25 milyon Avroluk bölümü EBRD finansmanıyla gerçekleştiriliyor. Şirket ayrıca Hindistan’ın Delhi eyaletinde kurduğu ORZAX LIFE SCIENCES PRIVATE LIMITED unvanlı bağlı ortaklığın kuruluş sürecini tamamlayarak Hindistan pazarında doğrudan faaliyet göstermek üzere önemli bir adım attı. Aynı zamanda Özbekistan’da da bağlı ortaklık kuruluşunu tamamladı. Yunus Emre Alimoğlu: “Küresel büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz” Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, şirketin 2026 yılının ilk yarısına ilişkin performansını şöyle değerlendirdi: “2026 yılının ilk yarısında elde ettiğimiz 306 milyon TL net kar ve bir önceki yılın aynı dönemine göre yakaladığımız yüzde 52'lik net kar artışı, sürdürülebilir büyüme stratejimizin ve güçlü operasyonel yapımızın bir göstergesi oldu. Yıllık bazda hasılatımızı yüzde 36, esas faaliyet karımızı ise yüzde 24 artırarak temel iş kollarımızda güçlü ve kararlı adımlarla ilerlemeyi sürdürdük.” Alimoğlu: “Sürdürülebilir büyüme stratejimiz doğrultusunda, 2023–2027 döneminde yıllık bileşik yüzde 25 büyüme ve 2029 yılına kadar satışlarımızı 3 katına çıkararak 22 milyar TL ciroya ulaşma hedefimizle emin adımlarla ilerliyoruz. ABD, İngiltere, Almanya, Polonya ve Kazakistan gibi stratejik pazarlardaki varlığımızı güçlendirirken, Ar-Ge ve inovasyona verdiğimiz önemle yeni büyüme motorlarımızı da devreye alıyoruz. Türkiye'de izole edilen bakterilerden yerli probiyotik ham madde ve bitmiş ürün üretimi gerçekleştirerek hem ithalat bağımlılığını azaltmayı hem de global ölçekteki 70+ milyar dolarlık dev pazardan pay almayı amaçlıyoruz. Yatırımcılarımızın ve paydaşlarımızın desteğiyle, hem yurt içinde hem de küresel arenada değer yaratmaya kararlılıkla devam edeceğiz” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek Haber

Yazın Serinleten 10 Sağlıklı İçecek

Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Yazın her serinletici içecek sağlıklı bir seçenek olmayabiliyor. Özellikle sıkça tercih edilen gazlı içecekler, enerji içecekleri, aşırı şekerli hazır meyve suları ve yüksek kafein içeren içecekler sağlık açısından bazı riskler taşıyabiliyor. Bu ürünler kilo artışına, kan şekeri dalgalanmalarına ve susuzluk hissinin artmasına yol açabilirken, enerji içecekleri de kalp ritmi bozuklukları, çarpıntı ve tansiyon problemlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle mutlaka sağlıklı içecekler tercih edilmeli ancak tüketimlerinde aşırıya kaçılmamalıdır. Kronik hastalığı olan bireyler ise içecek seçiminde daha dikkatli davranmalıdır” diyor. En sağlıklı içeceklerin başında suyun geldiğini vurgulayan Azal, suyu sade tüketemeyenlerin, içerisine çeşitli aromatik besinler ekleyerek içimini kolaylaştırabileceklerini belirtiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Azal, yaz aylarında hem serinleten hem de sağlıklı yaşamı destekleyen 10 içeceği sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Aromalı Su Yaz aylarında kaybedilen sıvının yerine konulmasında en sağlıklı yöntem günde 2 buçuk litre su içmektir. Ancak sade su içmekte zorlanan kişiler, sularına taze nane yaprakları, limon dilimleri, salatalık dilimleri, yeşil elma dilimleri ya da tarçın kabuğu gibi besinler katarak hem daha ferahlatıcı hem de daha keyifli bir içecek hazırlayabilirler. Bu yöntem, ilave şeker kullanmadan su tüketimini artırmaya yardımcı olur. Ayran Ayran, yaz aylarında sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken içerdiği protein, kalsiyum ve elektrolitlerle de öne çıkıyor. Özellikle terlemeyle kaybedilen sodyumun yerine konmasına katkı sağlayan ayran, öğünlerle birlikte tüketildiğinde tokluk hissini destekliyor. Ferahlatıcı bir lezzet için içerisine taze nane veya fesleğen ekleyebilirsiniz. Kefir Probiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen kefir, yaz aylarında besleyici bir içecek alternatifi sunuyor. Protein ve kalsiyum açısından da zengin olan kefir, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak marketlerde satılan bazı meyveli kefirlerin ilave şeker içeriği yüksek olabildiğinden sade çeşitler tercih edilmelidir. Kefirin tüketimini kolaylaştırmak için içerisine tarçın eklenebilir veya taze meyvelerle birlikte hazırlanabilir. Soğuk Yeşil Çay Antioksidan açısından oldukça zengin olan yeşil çay, metabolizmayı destekleyen doğal içeceklerden biridir. Özellikle kateşin adı verilen bileşikler hücrelerin oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur. Şekersiz olarak hazırlandığında kalori içermez ve sıcak havalarda ferahlatıcı bir alternatif sunar. Kafein içerdiği için hamileler, tansiyon hastaları ve kafeine duyarlı kişiler tüketim miktarına dikkat etmelidir. Günde en fazla iki fncan tüketilmelidir. Yeşil Smoothie Salatalık, yeşil elma, kivi ve maydanoz gibi yeşil sebze ve meyvelerle hazırlayabileceğiniz yeşil smoothie, yaz aylarında hem ferahlatıcı hem de besleyici bir alternatiftir. İçeriğindeki sebze ve meyveler; C vitamini, K vitamini, folik asit, potasyum ve çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Yüksek su içeriği günlük sıvı alımını desteklerken, ara öğünlerde tüketildiğinde zengin lif yapısıyla tokluk hissi sağlar. Ancak kronik böbrek hastalığı veya potasyum kısıtlaması gereken bireyler tüketim miktarı konusunda bir hekime veya diyetisyene danışmalıdır. Taze Naneli Limonata Limonun içerdiği C vitamini ve nanenin ferahlatıcı etkisi sayesinde yazın en çok tercih edilen içeceklerden biridir. Bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olurken aynı zamanda serinlik hissi sağlar. İçeriğinde potasyum ve antioksidan bileşikler bulunur. Ancak fazla şeker eklenmesinin içeceğin sağlık değerini azaltacağı unutulmamalıdır. Mide hassasiyeti veya reflü sorunu yaşayan kişiler aşırı tüketimden kaçınmalıdır. Ice Latte Ice latte, özellikle kahve severler için yaz aylarında serinletici bir seçenek olabilir. Espresso ve süt ile hazırlanan bu içecek, ilave şeker içermediğinden gereksiz kalori alımını önlerken protein ve kalsiyum gibi besin öğelerinin alınmasına da katkı sağlar. İçeriğindeki kafein sayesinde gün içerisinde enerji hissini artırabilir. Ancak aşırı kafein tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabileceğinden günlük tüketim miktarına dikkat edilmelidir. Laktoz intoleransı olan bireyler laktozsuz süt veya bitkisel süt alternatiflerini tercih edebilir. Hindistan Cevizi Suyu Doğal elektrolit kaynağı olarak bilinen Hindistan cevizi suyu, sıcak havalarda kaybedilen potasyum ve minerallerin yerine konmasına yardımcı olur. Düşük kalorili olması nedeniyle spor yapan kişiler tarafından da tercih edilir. Özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı dengesinin korunmasına katkı sağlar. Böbrek hastalığı olan bireylerin yüksek potasyum içeriği nedeniyle dikkatli tüketmesi gerekir. Karpuz Smoothie Yüzde 90'dan fazlası sudan oluşan karpuz, yazın en sevilen meyvelerinden biridir. Karpuzla hazırlanan smoothie; A vitamini, C vitamini, potasyum ve likopen gibi değerli besin öğeleri içerir. Özellikle sıcak günlerde sıvı desteği sağlarken tatlı isteğini de doğal yoldan karşılayabilir. Günde 1 küçük bardak tüketim yeterlidir. Diyabet hastaları ve kan şekeri kontrolü gereken bireyler porsiyon miktarına dikkat etmelidir. Aynı zamanda içerisine süt veya yoğurt gibi bir protein kaynağı eklenerek kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi önlenebilir. Maden Suyu Maden suyu, içerdiği kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat gibi mineraller sayesinde özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen bazı minerallerin yerine konmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmaması, günde bir-iki şişenin üzerine çıkılmaması gerekir. Aşırı tüketim bazı kişilerde mide şişkinliği, gaz ve gereğinden fazla mineral alımına bağlı sorunlara yol açabilir. Aromalı ve katkı maddesi içeren ürünler yerine sade maden suları tercih edilmelidir. Yüksek tansiyonu, böbrek hastalığı veya sodyum kısıtlaması gerektiren sağlık sorunları bulunan bireylerin tüketim miktarını hekimlerine danışmaları gerekir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eker Süt Ürünleri, Culinary Forum 2026’da Gastronomi Profesyonelleriyle Buluştu Haber

Eker Süt Ürünleri, Culinary Forum 2026’da Gastronomi Profesyonelleriyle Buluştu

Gastronomi dünyası, 17-18 Şubat 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilen Culinary Forum’da bir araya geldi. Culinary Forum, Nirvana Cosmopolitan Hotel ev sahipliğinde iki gün boyunca sektörün önde gelen markalarını, şeflerini ve gastronomi meraklılarını aynı çatı altında topladı. Trendlerin, lezzetlerin ve çok sayıda ürünün paylaşıldığı bu önemli buluşmada, Eker Süt Ürünleri de zengin ürün portföyüyle yerini aldı. Gelenekten ilham alan üretim anlayışını yenilikçi bakış açısıyla buluşturan marka, Culinary Forum 2026’da hem klasikleşmiş hem de yeni nesil ürünlerini sektör profesyonelleriyle paylaştı. Eker’in standında; probiyotik yoğurt alternatifleri, kefirler, detoks kefir serisi, ayran çeşitleri, mutfaklara ve damaklara yeni bir soluk getiren çırpılmış yoğurt seçeneği ile sevilen sütlü tatlı grubu ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Gastronomi alanında yapılan saygın etkinliklerinden biri olan forum; uzman konuşmacılar, yaratıcı atölye çalışmaları ve uygulamalı gösterimlerle katılımcılara ilham verici bir deneyim sundu. Sektördeki güncel gelişmeleri yakından takip etme ve bilgi alışverişinde bulunma imkânı sağlayan etkinlik, yenilikçi yaklaşımların keşfedildiği bir platform haline geldi. Etkinlik boyunca standında misafirlerini ağırlayan Eker, geniş ürün gamını yakından tanıtmanın yanı sıra gastronomi profesyonelleriyle bire bir temas kurarak sektörel iş birliklerini güçlendirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü? Haber

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü?

Bağışıklık ve Kilo Arasında Gerçekten Bir İlişki Var mı? Diyetisyen Çağla Koç, fazla yağ dokusunun vücutta kronik bir inflamasyon oluşturduğunu belirterek, bu durumun bağışıklık sistemini meşgul ettiğini ve virüslerle çalışma kapasitesini düşürdüğünü ifade etti. Bilimsel çalışmaların, bu sebeple obez bireylerin grip ve solunum yolu enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Kışın Kilo Vermek Bağışıklığı Zayıflatır mı? Kilo verme sürecinde uygulanan diyetin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koç, yanlış yapılan diyetlerin bağışıklığı zayıflattığını ancak doğru planlanan beslenme programlarının bağışıklığı güçlendirdiğini vurguladı. Koç, aşırı düşük kalorili ve proteinden fakir diyetlerin bağışıklık hücrelerinin üretimini baskıladığını, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren diyetlerle gerçekleşen dengeli kilo kaybının ise tam aksine bağışıklığı desteklediğini söyledi. Kışın Tatlı ve Hamur İşine Olan Eğilim Neden Artıyor? Kış aylarında serotonin ve D vitamini seviyelerinin düştüğünü belirten Diyetisyen Çağla Koç, vücudun hızlı mutluluk sağlayan karbonhidratlara yöneldiğini ifade etti. Ayrıca vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ancak rafine şekerin bağışıklığı baskıladığını, insülin dalgalanmasına neden olduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını belirten Koç, şeker alımının beyaz kan hücrelerinin bakterilerle savaşma kapasitesini azalttığını söyledi. Geç Saatlerde Yenilen Yemek Bağışıklığı Etkiler mi? Geç saatlerde yemek yemenin melatonin salgısını bozduğunu, bağırsak ritmini etkilediğini ve inflamasyonu artırdığını ifade eden Koç, bu durumun bağışıklık sistemi ve kilo kontrolünü zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca geç saatte yemek yiyip uyumanın reflüye yatkınlık ve uyku kalitesinde düşüşe neden olduğunu belirtti. Koç, gece yemek yemektense yatmadan 2,5–3 saat önce hafif bir ara öğün eklenebileceğini ifade etti. Detoks İçecekleri Bağışıklığı Güçlendirir mi? Vücudun detoks organlarının karaciğer ve böbrekler olduğunu hatırlatan Diyetisyen Çağla Koç, detoks içeceklerinin bağışıklığı güçlendirdiğine dair bilimsel bir veri bulunmadığını söyledi. Kontrolsüz şekilde içerisine eklenen malzemelerle hazırlanan detoks içeceklerinin aşırı sıvı ve şeker yükü nedeniyle metabolik stresi artırabileceğini belirtti. Bağırsaklar ve Bağışıklık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Var? Bağırsakların bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayan Koç, bağışıklık sisteminin büyük çoğunluğunun bağırsaklarda yer aldığını ifade etti. Bazı bağırsak bakterilerinin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgA antikorlarının seviyelerini düzenlediğini ve enfeksiyonlara karşı savunma sağladığını söyledi. Probiyotik ve liften fakir beslenmenin bağışıklık yanıtını zayıflattığını belirten Koç; kefir, fermente ürünler, boza, tarhana, ekşi mayalı ekmekler, kombucha, şalgam ve sebzelerin kış aylarında bu açıdan çok değerli olduğunu ifade etti. Market turşularının çoğunun probiyotik olmadığını da ekledi. Çorba Tüketimi Bağışıklığı Nasıl Etkiliyor? Kültürümüzde çorbanın önemli bir yere sahip olduğunu belirten Diyetisyen Çağla Koç, kışın akşam yemeklerine genellikle çorbayla başlandığını söyledi. Sebze, ilikli kemik suyu ve baklagil çorbalarının bağışıklık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Koç, unlu, kremalı ve yağlı çorbalar için aynı etkiyi söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi. Bağışıklık İçin En Kritik Vitamin ve Mineraller Hangileri? Diyetisyen Çağla Koç, D vitamininin bağışıklık hücrelerini aktive ettiğini, C vitamininin enfeksiyon süresini kısalttığını, A vitamininin IgA üretiminde rol aldığını, E vitamininin T hücre aktivasyonu ve antioksidan savunmada önemli olduğunu söyledi. Çinkonun virüslerin çoğalmasını baskıladığını, proteinin ise antikor üretiminin temeli olduğunu belirtti. Koç, bu besin öğelerinin öncelikle tabakla alınması gerektiğini vurguladı. Bağışıklığı Güçlendiren ve Kilo Aldırmayan Beslenmenin Temel Kuralları Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağın birlikte tüketilmesi gerektiğini ifade eden Diyetisyen Çağla Koç, proteinden yoksun bir beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. Antikorların, savunma hücrelerinin ve enzimlerin proteinlerden yapıldığını hatırlattı. Hem kilo vermek hem de bağışıklığı korumak için renkli ve dengeli tabakların önemine dikkat çeken Koç, gün içinde alınan kalorinin yanı sıra kalorinin hangi saatlerde alındığının da hormon yanıtı üzerinde etkili olduğunu belirtti. Bu durumun hem kilo verme sürecini hem de bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Lahana Turşusu Tok Tutuyor! Haber

Lahana Turşusu Tok Tutuyor!

Kübra Şahin, “Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Turşu geleneksel bir fermantasyon yöntemi Turşunun Türk mutfağındaki yerinin son derece köklü olduğunu belirten Kübra Şahin, “Hem tarihsel hem de sosyo-kültürel açıdan değerlendirildiğinde oldukça önemli ve köklü bir yere sahiptir. Turşu yapımı ve tüketimi Türk toplumunun beslenme alışkanlıklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Türk mutfak kültüründe hem besinsel hem de kültürel açıdan zengin bir mirasın temsilcisidir. Geleneksel koruma yöntemi sayesinde soğuk kış aylarında taze sebzeye erişimin sınırlı olduğu dönemlerde, turşular önemli bir besin kaynağı olmuştur. Uzun süre saklanabilmesi amacıyla kullanılan geleneksel bir fermantasyon yöntemidir. Fermente bir ürün olduğu için probiyotik özellikler taşıdığı da bilinmektedir. Türk sofralarında hemen her yemekle birlikte turşu sunmak yaygın bir gelenektir.” dedi. Lahana turşusu geniş coğrafyada benimsenmiş Lahana turşusunun Türk mutfağında özel bir yere sahip olduğunu belirten Kübra Şahin, bu popülerliğin hem tarımsal hem de ekonomik nedenlere dayandığını söyledi. Şahin, “Lahana, fermantasyona son derece uygun bir yapıya sahiptir ve turşu olarak uzun süre bozulmadan saklanabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında Türkiye’nin birçok bölgesinde bol miktarda yetişmesi, Karadeniz’den İç Anadolu’ya, Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada lahana turşusunun yaygınlaşmasını sağlamıştır. Maliyetinin düşük olması, halk arasında kolayca temin edilip işlenmesine olanak sağlamıştır. Lahana turşusu, özellikle etli yemekler, kuru fasulye, nohut, pilav gibi ana yemeklerle uyumlu bir lezzete sahiptir.” diye konuştu. Probiyotik değeriyle öne çıkıyor Lahana turşusunun probiyotik açıdan son derece değerli bir besin olduğunu vurgulayan Kübra Şahin, fermantasyon sürecinin bu noktadaki belirleyici rolünü şöyle açıkladı: “Lahana turşusu, laktik asit fermantasyonu ile oluşur. Bu süreçte faydalı bakteriler devreye girer ve lahana üzerindeki doğal şekerleri fermente ederek laktik asit üretir. Bu durum hem turşunun korunmasını sağlar hem de yararlı bakteri içeriğini artırır.” Lahananın yüksek posa içeriğinin bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Şahin, “Lahana, yüksek posa içeriği sayesinde bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturur. Posa, probiyotik bakterilerin beslenmesi için gerekli olan prebiyotik etkiyi sağlar. Bu da sindirim sisteminde iyi bakterilerin çoğalmasını destekler.” ifadesinde de bulundu. Diğer turşulara göre daha dayanıklı Lahana turşusunun fermantasyon sürecinin diğer sebze turşularından farklı olduğuna işaret eden Şahin, “Lahana turşusu, salatalık veya havuç turşusuna kıyasla daha uzun süre fermantasyona dayanabilmektedir. Salatalık ve havuç turşuları daha kısa sürede olgunlaşırken, dokuları da daha çabuk yumuşamaktadır.” şeklinde konuştu. Kilo kontrolü ve metabolizma için destekleyici Lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle kilo kontrolü ve bağırsak sağlığı açısından önemli faydalar sunduğunu belirtti. Şahin, “Lahana turşusu düşük kalorili ve posa açısından zengindir. Bu özellikleri sayesinde tokluk hissi sağlar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur. Posa içeriği sindirimi yavaşlatarak kan glikozu dalgalanmalarını dengeler ve ağırlık kontrolüne katkı sağlar.” dedi. Probiyotiklerin metabolizma üzerindeki rolüne dikkat çeken Kübra Şahin, sözlerini şöyle tamamladı: “Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Ayrıca fermente besinlerin, mikrobiyom üzerinden enerji harcamasını ve yağ metabolizmasını olumlu yönde etkileyebildiğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.”

Sağlıklı Yaşamın Yeni Trendi, Fermente Besinler! Haber

Sağlıklı Yaşamın Yeni Trendi, Fermente Besinler!

Fermente besinlerin probiyotik ve biyoaktif içerikleri sayesinde bağışıklığı güçlendirdiğini, tansiyonu düzenlediğini ve psikolojik sağlığa katkı sağladığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kefir gibi fermente süt ürünlerinin, laktoz sindirimini arttırıcı etkisi ile laktoz intoleransı olan bireylerde olumlu etkileri var.” dedi. Ancak bazı fermente yiyeceklerin tuz oranı yüksek olabildiği için tüketim miktarına dikkat etmek gerektiğine dikkat çeken Yiğit, evde yapılacak fermente besinlerde hijyen ve saklama koşullarının önem taşıdığını kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, fermente besinlerin sağlık üzerindeki faydaları ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Fermente besinler artık sağlık için tercih ediliyor… Son yıllarda kronik ve salgın hastalıkların artması ile birlikte bir besinin doyurucu olmasının yanı sıra sağlığa faydalı etkisinin olmasının da önem kazandığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu noktada geleneksel besinlere, fermente yiyeceklere yönelim devreye girdi.” dedi. Tarihsel süreçte fermente besinlerin kullanım amacının besinleri daha uzun süre saklayabilmek olduğunu hatırlatan Yiğit, “Günümüzde ise çoğunlukla sağlık üzerindeki olumlu etkileri sebebiyle tercih ediliyor. Fermente yiyecekler; yararlı mikroorganizmalar sayesinde, besinlerin fermantasyonu sonucunda, çeşitli enzimatik değişimlerin ve sağlığa yararlı son ürünlerin meydana geldiği fonksiyonel besinlerdir. Yoğurt, kefir, kambucha, tarhana, boza, sofralık zeytin, şalgam suyu ve adlarını daha az duyduğumuz Kore turşusu olarak bilinen kimchi, sofu (fermente soya peyniri) fermente besinler arasındadır.” şeklinde konuştu. Fermente ürünler, anti-diyabetik ve antihipertansif etki gösterebilir! Yapılan bazı araştırmalara değinen Hülya Yiğit, “Araştırmalarda, fermente besinlerde bulunan bazı probiyotik mikroorganizmaların yeterli miktarda tüketildiklerinde, ürettikleri çeşitli metabolitler sayesinde psikolojik rahatsızlıklar üzerinde olumlu etkiler gösterdiği tespit edildi.” dedi. Fermente ürünlerin içerdiği biyoaktif moleküller sayesinde vücutta anti-diyabetik, antihipertansif (yüksek tansiyonu düşürücü veya kontrol altında tutucu) etkileri de olduğunu aktaran Yiğit, kefir gibi fermente süt ürünlerinin, laktoz sindirimini arttırıcı etkisi ile laktoz intoleransı olan bireylerde olumlu etkilerinin olduğunu dile getirdi. Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda fermente besinlere ihtiyacımız var! Fermente bazı yiyeceklerin tuz içerikleri yüksek olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle tüketim miktarı ve sıklığına dikkat etmek oldukça önemli.” dedi. Özellikle hazır turşular alınırken tuz içeriklerinin mutlaka incelenmesini öneren Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı: “Turşu, çok yararlı fermente bir besin olsa da her gün yüksek porsiyonlarda tüketmek tansiyon dengesizliklerine, mide sorunlarına sebep olabilir. Fermente besinler eğer evde yapılacaksa ortam sıcaklığına, saklama süresine ve saklama kaplarına dikkat edilmeli. Özellikle plastik içermeyen kaplar, mümkünse cam olanlar tercih edilmeli. Eğer satın alınacaksa etiketler mutlaka okunmalı. Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda; psikolojik sağlamlık, güçlü bir bağışıklık sistemi ve kronik hastalıklardan korunmak için fermente besinlere ihtiyacımız her zamankinden daha fazla olacak gibi görünüyor.”a

Sonbahar Hamilelerine Özel 8 Öneri Haber

Sonbahar Hamilelerine Özel 8 Öneri

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Gebelikte bağışıklık sistemi anne adaylarını virüslere karşı daha savunmasız hale getirir. Influenza (grip) gebelerde bazen beklenenden daha ağır seyredebilir, solunum güçlüğü ve yüksek ateş gibi belirtilerle anne sağlığını tehdit edebilir. Düşük, erken doğum, su kesesinin erken açılması ve yenidoğanın enfeksiyonu gibi durumların riskini artırabilir” diyor. Bu nedenle sonbahar döneminde anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle, hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığını korumalarının mümkün olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sonbahar hamilelerine özel 8 önerisini sıraladı, önemli açıklamalar yaptı. Grip aşınızı ihmal etmeyin Hamilelikte ve emzirme döneminde en etkili korunma yöntemlerinden biri olan grip aşısı, canlı virüs içermediğinden gebelikte güvenle uygulanabilir ve hem anne adayını hem de doğumdan sonraki ilk aylarda bebeği korur. Ancak hamileliğin ilk 3 ayı bebeğin organ gelişim dönemi olduğu için gerekmedikçe beklenmelidir. İkinci veya üçüncü trimesterde olan ve sonbahar-kış dönemine giren anne adaylarının aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları önemlidir. Ellerinizi sık yıkayın Ellerin sık sık sabunla yıkanması enfeksiyona karşı korur. Su ve sabun olmadığında alkol içeren el antiseptikleri tercih edilebilir. El yıkamak, influenza dahil pek çok virüsten korunmanın en etkili yollarından biridir. Gripli bir hastayla veya salgılarıyla temas edilmesi halinde de ellerin yüze, göze veya buruna temasından kaçınılmalı ve eller mutlaka sabunla yıkanmalı veya alkol içeren bir mendille silinmelidir. Kalabalık ortamlardan uzak durun Sonbaharda kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Hamilelerin alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları veya kalabalık toplantılarda mümkünse kısa süre bulunması, bulaş riskini azaltır. Hasta kişilerden mümkünse uzak durulması, gereken durumlarda maske kullanılması, kapalı ortamlarda en azından 1 metre mesafe uzaklıkta bulunulması önemlidir. Dinlenmeye zaman ayırın ve stresi azaltın Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Stres, bağışıklık sistemini baskılayan önemli bir faktördür. Gebelikte stres düzeyini azaltmak, hem annenin hem bebeğin sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır. Güne hafif yürüyüşlerle başlamak, nefes egzersizleri yapmak ya da sevdiğiniz aktivitelerle zaman geçirmek bedeni ve zihni rahatlatır” diyor. Ev ve iş ortamınızı temiz tutun ve havalandırın Soğuk günlerde evde daha çok vakit geçirilir, fakat kapalı ortamlar mikroorganizmalar için ideal üreme alanıdır. Günde birkaç kez kısa süreli pencere açarak ortamı havalandırın. Düzenli olarak evde ve/veya işte yüzeyleri dezenfektan ile temizleyin. Nem oranının çok düşmesi solunum yollarının kurumasına yol açabilir; bu durumda nemlendirici cihazlardan faydalanabilirsiniz. Beslenmenizi bağışıklık dostu hale getirin Bağışıklık sisteminin güçlü olması için doğru beslenme son derece önemlidir. C vitamininden zengin meyve ve sebzeler (portakal, kivi, brokoli), çinko içeren kuruyemişler ve omega-3 yönünden zengin balıklar bağışıklık direncini artırır. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik kaynakları bağırsak sağlığını destekleyerek enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Ayrıca yeterli su tüketimi ve taze gıdalarla beslenmek de vücudun doğal savunma mekanizmasını güçlendirir. Yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin Gebelik döneminde hormonal değişiklikler uyku düzenini zorlayabilir; ancak dinlendirici bir uyku hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir. Günde 7–8 saat kaliteli uyku, bağışıklığın güçlü kalmasına yardımcı olur. Uyumadan önce ekran maruziyetini azaltmak, ılık bir duş almak veya gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Şüpheli belirtilerde doktora başvurun Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Ateş, öksürük, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtiler fark edildiğinde ihmal edilmemelidir. Hamilelikte enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında zaman kaybetmeden hekiminize başvurun. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın; uygun tedaviyle hem siz hem de bebeğiniz güvende kalırsınız” diyor.

Probiyotik Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli? Haber

Probiyotik Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Çünkü her probiyotik her soruna iyi gelmiyor ve farklı etkileri olabiliyor. Probiyotiklerden doğru şekilde yararlanmak için, içeriğindeki özel mikroorganizmalara yani “suşlara” dikkat edilmesi ve uzmana danışılarak kullanılması önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Başak Çakır Güney, probiyotik kullanımında dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Probiyotik seçiminde suş içeriği önemli Bağırsaklarımızda trilyonlarca mikroorganizma yaşar ve bu dev ekosistem, mikrobiyota olarak adlandırılır. Yalnızca sindirim değil bağışıklık, ruh hali, hatta metabolizma üzerinde bile etkilidir. Sadece 46 kromozomu olan biz insanlar için vücudumuzda saklı inanılmaz bir genetik cevherdir. Son yıllarda sağlık gündeminin en popüler konularından biri probiyotiklerdir. Birçok kişi bağışıklığı güçlendirdiği ve sindirim sistemini rahatlattığı için bu takviyelere yöneldi. Ancak bu konu aslında bu kadar basit değildir. Probiyotikler suşlardan oluşur. Suşlar kısaca probiyotik mikroorganizmaların genetik olarak özelleşmiş alt türlerini ifade eder. Probiyotik kullanırken suş içeriğine bakmak ve probleme yönelik bir probiyotik kullanmak mantıklı olacaktır. Aksi takdirde içeriğinde suşlar yoksa ya da size uygun değilse kullandığınız ürün boşa gidiyor demektir. Bunun için probiyotik ürün seçerken içeriğini, reçetesini okumak gerekir. Hastalığınıza göre probiyotik seçin Probiyotikler, yeterli miktarda alındığında sağlığa fayda sağlayan canlı mikroorganizmalardır. En sık bilinen türleri Lactobacillus ve Bifidobacterium cinslerine aittir. Prebiyotikler ise bu dost bakterilerin besini olan, genellikle lif içeren bileşiklerdir. Birlikte çalıştıklarında bağırsak sağlığını destekleyici etkileri artar. Romatolojik hastalıklardan, kansere kadar pek çok hastalığa karşı mucizevi koruma sağlar. Bilimsel çalışmalar, bazı suşların belirli durumlarda etkili olduğunu göstermiştir. Peki, hangi hastalıkta hangi suş daha etkili? Örneğin antibiyotik kaynaklı ishal durumlarında ya da irritabl bağırsak sendromunda “lactobacillus”, crohn hastalığında ve ülseratif kolitte “VSL#3”, tip 2 diyabette ve obezitede “akkermansia muciniphila”, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarında rhamnosus GR-1 türlerine ait suşları içeren probiyotikler kullanılmalıdır. Yine üst solunum yolu enfeksiyonlarında probiyotik kullanılacaksa lactobacillus ve bifidobacterium cinslerine ait suşlar mutlaka olmalıdır. Doğal probiyotik kaynakları ne kadar etkili? Yoğurt, kefir, ev turşusu gibi fermente gıdalar doğal probiyotik kaynaklarıdır. Ancak bu gıdalardaki bakteri türleri ve miktarı değişkendir. Mevcut floramızı desteklemek için bu gıdaları mutlaka günlük rutinimize eklemeliyiz. Öte yandan kapsül formundaki probiyotiklerde belirli suşlar, belirli dozlarda yer alır. Bu, özellikle bir sağlık problemi için hedefli kullanımda önemlidir. Probiyotikler, doğru kişi ve doğru zamanda kullanıldığında sağlık üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Ancak bu mikroorganizmalar mucize değildir; her birey için aynı sonucu vermez. Rastgele kullanım yerine, şikayete özel, suş temelli bir seçim ve gerekiyorsa uzman görüşü alınması en doğrusudur. Aynı zamanda beslenme düzeni, stres yönetimi ve uyku gibi diğer yaşam tarzı faktörlerinin de mikrobiyotayı etkilediği unutulmamalıdır. Bağışıklık sistemini dengeleyen yeni nesil probiyotikler Klasik probiyotiklerin ötesine geçen mikrobiyal dostlarımız arasında son yıllarda en çok dikkat çekenlerden biri “Akkermansia muciniphila”dır. Bu bakteri bağırsak mukus tabakasında yaşar ve bu bariyeri güçlendirerek “geçirgen bağırsak” gibi durumların önüne geçebilir. Çalışmalar, “A. muciniphila”nın obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yağlı karaciğer gibi metabolik hastalıklarla ters ilişkili olduğunu göstermektedir. Yeni nesil probiyotikler arasında “Faecalibacterium prausnitzii” bağırsak iltihabını azaltıcı etkileri vardır. “Christensenella minuta” İnce yapılı bireylerde daha çok bulunur, bu nedenle obeziteyle ters ilişkili olduğu düşünülür. “Bacteroides fragilis (PSA+)” ise bağışıklık sisteminin dengelenmesinde rol oynayan önemli yeni nesil probiyotiklerdendir. Probiyotik seçerken nelere dikkat edilmeli? Suş bilgisi açıkça belirtilen ürünleri tercih edin.İçerik kısmındaki suş bilgilerini okuyun.Sağlık probleminize yönelik suşları içeren ürünler alın.Bilimsel çalışmalarda kullanılmış mı kontrol edin.Saklama koşulları ve son kullanma tarihi dikkate alın.CFU (colony-forming unit) değeri yüksek mi kontrol edin. (Genel destek ve sağlıklı bireylerde 1-10 milyar CFU/gün, ishal durumunda ise 5-20 milyar CFU/gün olmalı)Bir uzmana danışın Sürekli aynı suş içeren probiyotiği kullanmak yerinde birkaç ay arayla suşları çeşitlendirmek önemlidir. Gıda çeşitliliğine dikkat edilmeli ve fermente gıda tüketme alışkanlığı da mutlaka edinilmelidir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.