Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Prof. Dr. Tarhan

Kapsül Haber Ajansı - Prof. Dr. Tarhan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Prof. Dr. Tarhan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okul Şiddeti Önlenebilir mi? Haber

Okul Şiddeti Önlenebilir mi?

Okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa bu bir alarmdır” diyerek erken farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin önlenmesi konusunu değerlendirdi. Okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreç Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, “Okul şiddeti sıfırlanamaz ama büyük ölçüde önlenebilir. Çünkü okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreçtir bu yüzden erken fark edilirse önlenebilir. Çünkü araştırmalar şunu gösteriyor: Saldırganların yüzde 70–80’i önceden sinyal verir. Çoğunda: sosyal geri çekilme, tehdit dili,yoğun öfke ve planlama davranışı vardır şiddet görünmez değil, erken evrede fark edilebilir. Sadece güvenlik önlemleri (metal dedektör vs.), sadece disiplin cezaları veya sadece kamera sistemi sonucu azaltabilir ama nedeni çözmediği için geçici olur.” dedi. ABD’de okullarda psikolojik sağlamlık çalışmaları başladı ABD’deki verileri örnek gösteren Prof. Dr. Tarhan, “2013–2023 arasında bin 468 okul silah olayı (önceki on yıla göre yüzde 324 artış) olur. Bunun üzerine hızlı bir şekilde okullarda Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) ile empati, anlam, amaç paylaşımcılık, minnettarlık, dürtü kontrolu modülleri ile psikolojik sağlamlık çalışmalar başladı. Okullarda SEL (Sosyal ve Duygusal Beceri eğitimleri) verildi. 2024 yılında yaklaşık 336 okul silah olayı raporlanmış iken 2025 okul yılında bu sayı 254’e düştü (yaklaşık yüzde 22 azalma). Buna rağmen, bu düzey, 25 yıl öncesinin 2 katından fazladır.” diye konuştu. Birincil önleme (Her öğrenci için) Okul şiddetini önlemede üç aşamalı bir yaklaşım gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, birincil önlemenin tüm öğrencilere yönelik olduğunu ve okul iklimini dönüştürmeyi hedeflediğini söyledi. Bu kapsamda sosyal-duygusal öğrenme (SEL), empati eğitimi, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin kazandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, Üsküdar Üniversitesi tarafından 5 yıllık çalışmayla hazırlanan “Mutluluk Bilimi ve Değerler” isimli yardımcı ders kitabının da rehberlik programlarında kullanılabileceğini belirtti. İkincil önleme (Riskli öğrenciler için) İkincil önlemenin riskli öğrencileri hedef aldığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, erken müdahalenin kritik olduğunu vurguladı. “Bu çocuk neden sessizleşti, neden görünmez oldu ya da neden alışılmışın dışında davranmaya başladı?” sorularının sorulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, yalnız öğrencilerin tespit edilmesi, depresyon belirtilerinin izlenmesi ve okul psikolojik danışmanlığının etkin kullanılması gerektiğini söyledi. Üçüncül önleme (Yüksek risk durumlarında kriz müdahalesi) Üçüncül önlemenin ise yüksek risk durumlarında kriz müdahalesini kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, tehdit değerlendirme ekiplerinin kurulması, aile-okul-uzman iş birliğinin sağlanması ve gerektiğinde güvenlik önlemlerinin devreye alınmasının önemine dikkat çekti. Psikolojik ihtiyaçların karşılanamamasına dikkat! Araştırmaların en net bulgularından birinin, bir öğrencinin hayatında en az bir güvenilir yetişkinin bulunmasının şiddet riskini dramatik biçimde düşürdüğü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Öğretmen, rehberlik uzmanı, ebeveyn ya da akran mentörü ile güvenli ilişki kuran çocuk hayatı güvenilir bulur ve şiddete başvurmaz.” dedi. “Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa dikkat!” uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, okul şiddetinin çoğunlukla temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmamasıyla ilişkili olduğunu ifade etti. Bu ihtiyaçları aidiyet (bağlanma ve ait olma), değerlilik (önemli hissetme), anlam (hayat yaşamaya değer dedirten amaçlar) ve duyguları ifade edebilme olarak sıralayan Prof. Dr. Tarhan, bu alanlarda eksiklik yaşandığında yalnızlık, öfke ve umutsuzluğun ortaya çıktığını belirtti. Mafya lideri gibi bazı rol modeller şiddeti estetikleştiiyor Aşırı dijitalleşmenin de önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, yoğun ekran maruziyetinin sosyal izolasyona ve yüzeysel ilişkilere yol açtığını, mafya lideri gibi bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğini ifade etti ve “Bu nedenle modern önleme çalışmaları sadece okul içinde değil, dijital yaşamı da kapsamalı.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü!  Haber

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü! 

Prof. Dr. Tarhan, "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, Endonezya’da 4 gün süren bir dizi stratejik temas ve bilimsel buluşma gerçekleştirdi. Paramadina Üniversitesi ile imzalanan iş birliği protokolü ve Cakarta’da açılan resmi temsilcilikle Türkiye-Endonezya arasındaki eğitim diplomasisi yeni bir boyut kazanırken, Prof. Dr. Tarhan’ın "Mesnevi Terapi" ve "Modern İnsanın Anlam Arayışı" üzerine verdiği konferanslar Endonezyalılar tarafından ilgiyle takip edildi. “Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı kullanırdı” Ziyaretin ilk durağı olan Paramadina Üniversitesi’ndeki "Mesnevi Terapi" panelinde konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Batı dünyasının son yıllarda keşfettiği Pozitif Psikoloji disiplininin aslında 700 yıl önce Mevlâna tarafından sistemleştirildiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, şu çarpıcı tespitte bulundu: "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur. O, narratif terapi ve bibliyoterapi yöntemlerini asırlar önce hikâyelerle kullanmıştı; bugün Harvard ve Yale’de okutulan Pozitif Psikoloji, aslında Mevlâna’nın metodolojisidir." Yapay zekâ ve "akıllı tasarım" analizi Teknolojinin ulaştığı son noktayı "Tevhid" inancı ve matematiksel modellerle açıklayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın ilahi bir tasarımın delili olduğunu söyledi ve “Matematik ve mantık bilgisayarları; matematik ve felsefe ise yapay zekâyı doğurdu. 'Fuzzy Logic' (Bulanık Mantık) ve 2024 Nobel Fizik Ödülü alan çalışmalar, kâinatın tesadüfi olmadığını kanıtlıyor. Yapay zekâ, Kur’an-ı Kerim’de belirtilen 'Levh-i Mahfuz' (evrensel veri tabanı) kavramına bilimsel bir delil teşkil ediyor. Bu, 'Akıllı Tasarım'ın ve Süper-determinizmin matematiksel ispatıdır." diye konuştu. Modern insan kanser hücresi gibi tüketiyor Endonezya gezisi kapsamında İstiklal Kültür Merkezi ve Yunus Emre Enstitüsü’ndeki konuşmalarında modern insanın "hazcılık" (hedonizm) ve "narsisizm" kıskacında olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, narsisizmi biyolojik bir felaketle kıyasladı ve "Narsisizm, vücuttaki en özgür ama en tehlikeli hücre olan kanser hücresine benzer. Kanser hücresi sınır tanımaz, yanındakini yutarak büyür ama sonunda hem bünyeyi hem kendini öldürür. Modern insan, 'Kaliforniya Sendromu' ile birlikte sadece tüketmeye ve haz almaya odaklı bir hayata hapsedildi. Bu durum, bireyi kalabalıklar içinde derin bir yalnızlığa sürüklüyor." şeklinde konuştu. Pozitif Psikolojinin Referansı Mevlâna… Batı dünyasının son yıllarda "Mutluluk bilimi" olarak sunduğu Pozitif Psikoloji’nin aslında Mevlâna’nın metodolojisi olduğunu belirten Tarhan, PERMA modelini tasavvufi kavramlarla açıkladı. Pozitif Psikolojinin en son teorisi olan Seligman’ın PERMA Modeli’nde bulunan 5 maddenin tasavvufta bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu maddeleri şöyle açıkladı: “P harfi (positive emotion), E harfi (engagement), R harfi (relationships), M harfi (meaning) ve A harfi (accomplishment). Birinci madde; kişinin hayatında ilk başta pozitif algıyla hareket etmesi. Bu nedir? Tasavvufta insanlar aksini görmedikçe her insan dost olabilir diyor. Bu felsefenin aynısını alıp, pozitif psikolojide işlemişler. İkincisi kişinin mutlu olacağı işe angaje olması yani küçük şeylerden mutlu olma hali. Şükür kelimesinin karşılığı. Küçük şeylere şükredebilmek. Üçüncü madde ilişki kurmak, sosyal bağları güçlü tutmak, bu da tasavvuftaki dost insan kavramına karşılık geliyor. Tasavvufun özü sana yardım edecek dost mu arıyorsun, o çok az ama yardım edilecek dost arıyorsan o kadara çok var ki. İyilik yapmayı yöntem haline getirmek irfan öğretisinin felsefesi. Dördüncüsü anlamlılık, Her işe anlam kat. Tasavvuf kültürünün bir öğretisi de yaptığınız her işin anlamı var tebessüm etmek bile sadaka kabul ediliyor. Tebessümün bile sadaka kabul edildiği kültürü şu anda bilimsel olarak tanımlayabiliyoruz. Beşinci model ise başarının tadını almak. Küçük başarılardan haz almayı başarabilmek. Batı felsefesinin hep dafa fazla olmalı felsefesi burada sorgulanıyor. Perma’da bir madde eksik, gerçek mutluluk sadece bu dünyadaki mutlulukla mümkün olmaz ki, bu sadece bu dünyadaki mutluluğu hedefleyen bir felsefe.” Sufi meditasyonu beyni nasıl etkiliyor? Üsküdar Üniversitesi’nin nörobilim alanındaki çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, maneviyatın biyolojik karşılığını şu sözlerle anlattı: "Yaptığımız MR görüntüleme çalışmalarıyla 'Sufi Meditasyonu'nun beynin duygu regülasyon merkezi olan anterior singulat korteksi canlandırdığını bilimsel olarak kanıtladık. Allah’a inanmak ve O’nunla bütünleşme hissi, beyinde mutluluk hormonları olan dopamin, serotonin ve oksitosin salgılatıyor. Bu, depresyona karşı en güçlü koruyucu kalkandır." Sadaka ekonomisi ve sosyal güven Batı dünyasının "Sadaka ve yardımlaşmayı maliyet artırıcı" gördüğü kapitalist dönemden "Sosyal sorumluluk" aşamasına geçtiğini söyleyen Tarhan, İslamiyet’teki zekât ve sadaka kültürünün toplumsal güveni inşa ettiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, "Güvenin olduğu yerde barış, barışın olduğu yerde ise üretim ve huzur olur" diyerek, tasavvufun toplumsal refah üzerindeki etkisine dikkat çekti. Katılımcılardan gelen soruları da cevaplayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tasavvuf ve psikoloji penceresinden kadın-erkek ilişkilerine ve beyin yapısındaki farklılıklara da dikkat çekici söylemlerde bulundu. Akademik diplomasi ve yeni temsilcilik Ziyaret kapsamında Üsküdar Üniversitesi ile Paramadina Üniversitesi arasında öğrenci ve akademisyen değişimini kapsayan bir MOU (İyi Niyet Protokolü) imzalandı. Ayrıca, Üsküdar Üniversitesi’nin Endonezya Temsilciliği Cakarta’da resmi olarak faaliyetlerine başladı. Temsilciliği İbrahim Albayrak temsil edecek. Paramadina Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Lin Mayasari de iş birliği hakkında, "Üsküdar Üniversitesi ile bu girişim, üniversite olarak iş birliği ağlarımızı ciddi anlamda geliştirecek ve Türkiye ile aramızda ilmi bir köprü kuracaktır." dedi. Endonezya’da "Best-Seller" ilgisi Prof. Dr. Tarhan’ın Endonezya diline (Bahasa Indonesia) çevrilen altı kitabı, bölgede büyük ilgi görerek "en çok satanlar" listelerine girdi. Özellikle narsisizm, aile değerleri ve pozitif psikoloji üzerine kaleme aldığı eserler, Uzak Doğu’nun bu yoğun nüfuslu ülkesinde hem akademik çevrelerin hem de halkın yoğun ilgisini çekti. Tarhan’ın kitapları, Endonezyalı okurlar için modern hayatın getirdiği ruhsal krizlere karşı "akılcı ve manevi" bir rehber niteliği taşıyor. Yeni Kitap Müjdesi: "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" Cakarta programının sürpriz detaylarından biri de Tarhan’ın Aile Yayınları’ndan çıkan son eseri "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" kitabının Endonezya diline çevrilmesi oldu. Bilişsel davranışçı yaklaşımları hikmetli bir perspektifle sunan bu eserin de çevrilmesiyle birlikte, Tarhan’ın Endonezya dilindeki külliyatı daha da zenginleşti. Program kapsamında gerçekleştirilen her oturumun ardından düzenlenen imza törenlerinde, okurların ellerinde Tarhan’ın yeni çevrilen bu kitabıyla uzun kuyruklar oluşturması dikkat çekti. Okurlardan Yoğun İlgi ve Uzun İmza Sırası… Paramadina Üniversitesi’nden İstiklal Kültür Merkezine, Yunus Emre Enstitüsü’nden resmi temaslara kadar her durakta Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilim insanı olduğu kadar bir yazar olarak da yoğun sevgi seliyle karşılandı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, başkent Cakarta’daki Yunus Emre Enstitüsü’nde düzenlenen “Yunus Emre ile Günümüz Problemlerine Manevi Reçeteler” başlıklı söyleşi ile tamamlandı. Mevlâna’dan Yunus’a: Medeniyetin İnşacıları Konuşmasına Mevlâna ve Yunus Emre arasındaki manevi bağa dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her iki ismin de aynı dönemde yaşadığını ve Osmanlı’nın kuruluşunun fikri temellerini attığını belirtti. Tarhan, "Mevlâna ulema arasında hizmet ederken, Yunus Emre halkın içine girerek aynı bilgeliği avama ulaştırmıştır. Osmanlı’nın 600 yıl boyunca dünyaya barış getirmesinin sırrı, bu isimlerin 'İlay-i Kelimetullah' ve 'İlahi Rıza' eksenli felsefesinde saklıdır" dedi. Yapay zekanın Mevlana ve Yunus cevaplarına derin analiz… Tarhan, Yapay Zeka’ya “Hazreti Mevlana ve Yunus bu zamanda yaşasaydı hangi metodu kullanırdı? Yunus Emre'yi bugüne getirdiğimizde bu çağda yaşasaydı nasıl bir yöntem izlerdi?” sorduğu bu sorulara cevaplarını derinlemesine analiz ederek başladı. Günümüz dünyasının en büyük iki küresel düşmanının materyalizm ve ateizm olduğunu ifade eden Tarhan, bu akımların insanı "anlam kaybına" sürüklediğini söyledi. Bediüzzaman Said Nursi’nin bu konudaki tespitlerine değinen Tarhan, "İslam’ın hakikatlerini bu çağın fen ilimleriyle ispat etmek bir zorunluluktur. Bugünün Müslümanı bir elinde bilim ve teknolojiyi, diğer elinde Kur’an’ı tutarak yaşamalıdır" vurgusunu yaptı. Endonezya ziyareti ile gönül coğrafyaları arasında bilim ve irfan köprüsü Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, akademik diplomasiden manevi buluşmalara kadar her aşaması yoğun ilgi ve nitelikli buluşmalarla tamamlandı. Modern psikiyatrinin verilerini Mevlâna ve Yunus Emre’nin öğretileriyle sentezleyen Tarhan, sadece akademik bir paylaşım yapmadı; aynı zamanda Türkiye ve Endonezya arasında kalıcı bir gönül köprüsü inşa etti. Endonezyalı gençlerin ve akademik camianın yoğun ilgisiyle taçlanan bu program, 'Bilim ve Bilgelik' vizyonunun küresel ölçekteki karşılığını gösteren tarihi bir ziyaret olarak kayıtlara geçti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​ Haber

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​

Ramazan’da yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini kaydetti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi. Ramazan, anlamı gözden geçirme fırsatı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın psikiyatrik açıdan taşıdığı anlama dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Ramazan, şahsi görüşümün dışında psikiyatrik açıdan şöyle bir anlamı var: İnsan hayatında ‘dur, düşün, yeniden başla’ demesi gereken zamanlar vardır. Bu, yeniden başlamak için bir fırsattır. Bu hatta inovasyonun, yani yenilikçiliğin, girişimciliğin temel kurallarından birisidir; %15 kuralı. Bir insan 10 saat bir iş yapıyorsa, 1,5 saat yaptığı iş hakkında düşünsün, düşündüğü hakkında düşünsün ve bir özeleştiriden geçsin, bir kendi iç muhasebesinden geçsin ve bunun sonucunda yeniden bir düzenleme yapsın. Bir moratoryum ilan etmek gibidir bir açıdan. Ve bu arada birçok şey masaya yatırılıp yeniden ele alınır. Ramazan da insanın hayat yolculuğunda giderken, 12 aydan bir ayını böyle bir içsel yolculuğa çıkmak gibi ele alması; kendini anlamak ve yaptığı rutin işlere farklı açılardan bakabilmek, yeni bakışlar getirebilmek, yeni anlamlar katabilmek ve hayatıyla ilgili sorgulamalar yapabilmesi için bir fırsattır. Yani ‘anlamı gözden geçirme fırsatı’ Ramazan diyebiliriz.” “Ruhumuza atılan bir resetleme” Ramazan’ı ruhsal bir yenilenme süreci olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, beynin duygu, düşünce ve değer kalıplarının kayıtlı olduğu bir merkez olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “Ruhumuza atılan bir resetleme gibi tanımlamak burada çok önemli. Nasıl oluyor peki? İnsanın ruhunda... Ruhumuzun mana dünyası ile madde dünyası arasındaki aracı organımız beynimiz. Duygu, düşünce, davranış ve değer kalıplarımız, değer yargılarımız beyinde kayıtlıdır, yazılıdır. Çocukluktan beri öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır ve son bir sene içerisinde hayatımıza yeni aktörler katılmıştır, yeni düşünce kalıpları ortaya çıkmıştır, yeni tehditler, fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden analiz etmek gerekiyor.” Ramazan, psikolojik SWOT analizi yapma dönemi Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Beyin fırtınası çalışmalarında önerilen bir yöntem vardır; buna SWOT analizi denir. Kişi bu çalışmayı yaparken kendisine farklı bir açıdan, adeta üçüncü bir gözle bakarak değerlendirme yapar. Güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini tespit eder, amacını netleştirir. Amacını belirledikten sonra da o hedefe ilerlerken karşılaşabileceği tehditleri ve sahip olduğu fırsatları analiz eder. Bu tür değerlendirmeler birçok vizyon toplantısında, kurumsal düzeyde ve resmi uygulamalar çerçevesinde yapılmaktadır. Ramazan ayı da insan için benzer bir imkân sunar. Hayat yolculuğu açısından bakıldığında Ramazan, kişinin kendi yaşamına dair psikolojik bir SWOT analizi yapabileceği özel bir dönem olarak değerlendirilebilir.” “Oruç, niyetle başlar” Ramazan’ın yalnızca bedensel bir açlık süreci olmadığını, asıl anlamının niyetle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan şöyle devam etti: “Mesela kişi, “Yaptığım iş ne kadar doğru? Amaçlarıma ne ölçüde hizmet ediyorum? Doğru bir stratejiyle mi ilerliyorum? Farkında olmadan yaptığım hatalar var mı?” gibi soruları kendisine yöneltip hayatının anlamı ve amacı üzerine yeniden düşünme fırsatı olarak Ramazan’ı değerlendirirse, bu dönem yalnızca bir açlık kürünün ötesine geçer. Anlamı bilinmeden tutulan oruç ise sadece bir açlık pratiği olarak kalır. Elbette bu da bütünüyle karşılıksız değildir; vücut belli bir süre aç kaldığında DNA hasarlarının onarımına katkı sağladığına dair bulgular vardır. Yani bedensel faydaları da söz konusudur. Ancak Ramazan’ın asıl değeri niyetle başlar. Anadolu’da Ramazan için “Niyetli misin?” diye sorulması son derece manidardır. Çünkü Ramazan orucunun temelinde niyet vardır.” Ramazan ve namazda niyetin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ramazan’da niyet var, namazda niyet var. Bunlar da niye niyet var? Çünkü insanın Allah’la bağ kurduğu andır bu dönemler. O dönemler kalbini Rabbine yönelttiği dönemlerdir insanın. Varoluşun amacını değerlendirdiği, varoluşuna uygun geçtiği sınav sürecini yeniden ele aldığı günlerdir bunlar.” dedi. Eski Ramazanlar çocukluğumuzun Ramazan’ı… Ramazan’ın toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol ve madde kullanan bireylerin yaklaşık yüzde 50’si Ramazan ayında bu alışkanlıklarına ara veriyor. Yüzde 50 gibi yüksek bir oran dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Nitekim cezaevlerindeki suç oranlarına bakıldığında, vakaların yaklaşık yüzde 60’ının alkol ve madde kullanımıyla ilişkili olduğu görülüyor. Ramazan döneminde alkol ve madde kullanımının azalması, aile içi ilişkileri de olumlu yönde etkiliyor. Ev ortamında huzurun arttığı, aile bireyleri arasındaki iletişimin ve uyumun güçlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle çocuklar da Ramazan günlerini daha sıcak, daha sakin ve daha huzurlu bir dönem olarak hatırlıyor ve özlüyorlar. Çünkü çocukları sevindirmek hayırdır, sevaptır, güzeldir. İyilik yapmak teşvik ediliyor. Bunun etkisiyle insanoğlu Ramazan’ı hep güzel anılarla beynine kaydetmiş. Bu çocuklardaki Ramazan’ı biz ‘eski Ramazan’ gibi söylüyoruz; aslında kendi çocukluğumuzun Ramazan’ını kastediyoruz buradan farkında olmadan, bilinçaltı bir mekanizmayla.” diye konuştu. “Ramazan, psikolojik sağlamlık antrenmanıdır” Ramazan’ın bir dayanıklılık eğitimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Ramazan, bir bakıma insan için bir antrenman sürecidir. Bu dönem, kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek üzere kendisiyle çalıştığı, bir idman yaptığı özel bir ay gibidir. Dayanıklılık eğitimi verdiği, isteklerini erteleme becerisini geliştirdiği ve sosyal empati duygusunu güçlendirdiği bir süreçtir. Empati, en temel sosyal duygulardan biridir; karşı tarafın duygularını anlayabilme becerisidir. Nitekim Danimarka’da okullarda empati dersi verildiği bilinmektedir. Bu dersin amacı, çocukların bencil bireyler olarak yetişmemesi; yalnızca kendi çıkarlarını düşünen değil, bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurabilen bireyler olmalarını sağlamaktır. Ramazan da bu yönüyle sosyal bir aydır. Kişi, açlık deneyimi üzerinden ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlar; iyilik yapmanın bir ibadet olduğunu idrak eder. ‘Her türlü iyilik sadakadır’ anlayışı, selam vermeyi ve tebessüm etmeyi dahi bir hayır olarak gören bir inanç perspektifini yansıtır. Bu nedenle Ramazan ayı, ruhların olgunlaştığı, geliştiği ve tekâmül ettiği bir dönem niteliği taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi, Ramazan’ın anlamına uygun şekilde yaşanmasına bağlıdır.” Çağın iki temel hastalığı: Bencillik ve dünyacılık… Toplumsal bencillik ve dünyacılık eğilimlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ancak içinde bulunduğumuz çağın iki temel hastalığından söz edilebilir: Biri bencillik, diğeri ise dünyacılık. Bu iki eğilim, insanın manevi kaynaklarını zayıflatmakta, içsel derinliğini daraltmaktadır. Bencil bakış açısına sahip kişi, çoğu zaman herkesi kendisine borçlu gibi görür; önceliği daima kendi çıkarıdır. ‘Önce can, sonra canan’ anlayışıyla hareket eder, gerektiğinde en yakınlarını dahi geri planda bırakabileceğini ifade eder. Bu yaklaşım, fedakârlık duygusunun zayıfladığı bir insan tipinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Geçmişte psikiyatri pratiğinde daha çok aşırı fedakâr, kendini ihmal eden, adeta ‘kendini paspas yapan’ kişilerle karşılaşılırken; günümüzde ise daha çok bencil ve narsistik özellikler gösteren bireylerle çalışıldığını söylemek mümkündür.” diye konuştu. Ramazan’da sessiz iyilik yapılmalı! Ramazan’da öncelikle sessiz iyilik yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar’da hâlen varlığını sürdüren sadaka taşları bu anlayışın bir yansımasıdır; veren de alan da birbirini görmez. Anadolu geleneğinde de benzer uygulamalar vardır. Ramazan ayında bir kişi çıkar, mahalle bakkalının veresiye defterindeki borçları kapatır ve bunu zekâtına sayar.” ifadesinde bulundu. Buna karşılık günümüz küresel sistemine bakıldığında, ‘sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının hâkim olduğu bir düzenin dikkat çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Sermayesini ranta yatırarak emek harcamadan geçinmeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusudur. Bunun yanında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı da yaygındır; ‘başkası açlıktan ölse de ben tok olduktan sonra bana ne’ diyen bir bakış açısı vardır. Ramazan ayı, işte bu sistemi ve bu zihniyeti sorgulamak için önemli bir fırsat sunar.” dedi. Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabiliriz “Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabilir ve bunu Ramazan sonrasında da sürdürebilirsek, bu dönüşümü kalıcı hâle getirebiliriz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerekir. İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür. Ramazan’dan sonra daha olumlu yönde değişmiş bir şekilde hayata devam edebilmek ise ilahi hedefi kavrayabilmekle mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan’ın emredilişi, insanlara yalnızca açlık çektirmek için değildir. İlahi hedefin ne olduğunu düşünmek, kaderin bu süreçte insandan ne istediğini sorgulamak gerekir. İnsan aklını kullandığında bu anlamı bulabilir. Her bireyin kendine özgü bir hayat amacı ve yol haritası vardır; önemli olan o yol haritasını doğru çizebilmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.