Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Protein

Kapsül Haber Ajansı - Protein haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Protein haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir Haber

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir

İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, son yıllarda çocuklarda giderek daha sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen “gizli obezite” konusunda aileleri uyardı. Çocuğun kilosunun normal hatta zayıf görünmesinin her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Diyetisyen Mum, vücut yağ oranının yüksek, kas kütlesinin ise düşük olmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. Gizli obezitenin, bireyin dış görünüşte normal kilolu olmasına rağmen metabolik açıdan obeziteye benzer riskler taşıdığı bir durum olduğunu ifade eden Dyt. Mum, “Çocuklarda yalnızca kilo ve boy takibi yapmak yeterli değildir. Vücut kompozisyonunun da değerlendirilmesi gerekir. Tartıda normal görünen bir çocukta yağ oranı yüksek, kas oranı düşük olabilir. Bu durum ilerleyen yıllarda birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir” diye konuştu. “TABLET BAŞINDA GEÇEN SÜRE ENERJİ HARCAMASINI AZALTIYOR” Teknolojinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle çocukların hareket düzeyinin belirgin şekilde azaldığını vurgulayan Dyt. Mum, “Tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirilen süre arttıkça çocukların günlük enerji harcaması düşüyor. Hareketsiz yaşam kas gelişimini azaltırken yağ depolanmasını artırıyor. Bunun sonucunda metabolizma yavaşlayabiliyor, insülin direnci gelişebiliyor ve kemik sağlığı olumsuz etkilenebiliyor” şeklinde konuştu. Gizli obezitenin dış görünüşle kolay fark edilmediğini belirten Dyt. Mum, bazı belirtilerin aileler için önemli ipuçları oluşturabileceğini söyledi. Dyt. Mum, “Çabuk yorulma, fiziksel aktivitelerde isteksizlik, kas gücünde azalma, duruş bozuklukları, karın çevresinde yağlanma, sık acıkma, sürekli atıştırma isteği, uyku düzensizlikleri ve konsantrasyon problemleri gizli obezitenin işaretleri arasında yer alabiliyor” ifadelerini kullandı. “PAKETLİ GIDALAR YAĞLANMAYI ARTIRABİLİYOR” İşlenmiş ve paketli gıdaların gizli obezite riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Dyt. Mum, “Cips, gazlı içecekler, hazır tatlılar, paketli atıştırmalıklar ve fast food ürünleri yüksek kalori içerirken yeterli protein, vitamin ve lif sağlamıyor. Bu durum çocuklarda yağ oranının artmasına, kas gelişiminin yetersiz kalmasına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine neden olabiliyor” dedi. Özellikle paketli ürünlerin ödül olarak verilmesinin çocukların damak tadını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dyt. Mum, ailelerin bu konuda daha bilinçli davranması gerektiğini vurguladı. “SADECE KİLO TAKİBİ YETERLİ DEĞİL” Çocukların sağlık değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki rakamlara odaklanılmaması gerektiğini ifade eden Dyt. Mum, “Uzman kontrolünde yağ oranı, kas kütlesi, bel çevresi, büyüme eğrileri ve fiziksel performans düzeyi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle spor yapmayan, düzensiz beslenen veya hızlı büyüme dönemindeki çocuklarda kas kaybı fark edilmeden ilerleyebilir” diye konuştu. “AİLELERİN ROLÜ BÜYÜK” Sağlıklı büyümenin temelinde dengeli beslenme alışkanlıklarının yer aldığını belirten Mum, ailelere önemli önerilerde bulundu. Dyt. Mum, “Amaç çocuğu zayıflatmak değil, sağlıklı büyümesini desteklemektir. Kahvaltı mutlaka yapılmalı, her öğünde kaliteli protein kaynaklarına yer verilmeli, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, paketli atıştırmalıklar sınırlandırılmalı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk yemek konusunda baskılanmamalı, aileler de doğru beslenme konusunda rol model olmalıdır” dedi. Çocukların söylenenden çok gördüğünü uyguladığına dikkat çeken Dyt. Mum, aile içindeki beslenme alışkanlıklarının çocukların gelecekteki sağlık durumunu doğrudan etkilediğini belirtti. “GÜNDE EN AZ 60 DAKİKA HAREKET EDİLMELİ” Fiziksel aktivitenin gizli obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğuna değinen Dyt. Mum, “Çocukların her gün en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapması önerilmektedir. Bu mutlaka profesyonel spor olmak zorunda değildir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, dans etme, ip atlama veya açık havada oyun oynamak da oldukça faydalıdır. Önemli olan düzenli hareket etmeleri ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasıdır” diye konuştu. “İLERİDE CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR” Gizli obezitenin erken dönemde fark edilmediğinde ilerleyen yaşlarda önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini kaydeden Dyt. Mum, “İnsülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve kas-iskelet sistemi problemleri gizli obeziteyle ilişkili olarak gelişebilmektedir. Çocukluk döneminde kazanılan yanlış yaşam alışkanlıkları erişkinlikte de devam etme eğilimindedir” dedi. “ZAYIF GÖRÜNMEK HER ZAMAN SAĞLIKLI OLMAK ANLAMINA GELMEZ” Ailelere çocukların kilosundan çok yaşam alışkanlıklarına odaklanmaları gerektiğini hatırlatan Dyt. Mum, “Sağlıklı büyüme yalnızca kilo kontrolü değildir. Güçlü kas yapısı, yeterli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve doğru yaşam alışkanlıklarının birlikte desteklenmesi gerekir. Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yoğun İş Temposunda Sağlıklı Beslenme Düzeni İçin 10 Öneri Haber

Yoğun İş Temposunda Sağlıklı Beslenme Düzeni İçin 10 Öneri

Toplantılar, uzun çalışma saatleri ve yolda geçen zaman nedeniyle öğünlerin sıklıkla aksayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yoğunluk sonucunda öğün atlama, günü yalnızca kahveyle geçirme, akşam saatlerinde fazla yeme ve işlenmiş gıdalara yönelme gibi alışkanlıklar ortaya çıkabiliyor. Oysa gün içinde yeterli protein, lif ve su tüketmek; enerji seviyesini, odaklanmayı ve kilo kontrolünü destekliyor. Uzun süre aç kalmak ise tatlı isteğini artırırken porsiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor” dedi. Hızlı iş temposuna sahip kişiler için her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği tüketmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle katı kurallar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirmek daha önemli diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Buradaki temel hedef, gün boyunca vücudu uzun süre aç bırakmadan gerekli besin öğelerini karşılayabilmek. Çantada ya da ofis çekmecesinde bulundurulabilecek yoğurt, kefir, taze meyve, çiğ kuruyemiş veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler pratik çözümler arasında. Protein ve lif açısından zengin bu ara öğünler, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olurken enerji düşüşlerini azaltıyor ve akşam saatlerinde ortaya çıkabilen aşırı yeme eğiliminin önüne geçebiliyor” bilgilerini verdi. Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmeyi sürdürebilmek için 10 tavsiye: Enerji düşüşü yaşandığında şekerli atıştırmalıklar yerine protein ve lif içeren ara öğünler tercih edin.Kahve tüketiminde miktar kontrolünü koruyun. Kahvenin yanında şekerli bisküvi, çikolata veya hamur işleri yerine daha dengeli seçeneklere yönelin.Her fincan kahvenin yanında bir bardak su içerek günlük sıvı alımını destekleyin.İş yemekleri ve sosyal buluşmalarda “ya hep ya hiç” yaklaşımı yerine porsiyon kontrolüne odaklanın.Menü seçerken kızartmalar yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanan yemekleri tercih edin.Tabağın yarısını sebzelerle tamamlayın, sosları ayrı isteyin ve karbonhidrat porsiyonlarını sınırlandırın.Tatlı isteği geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı değerlendirin. Su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya nefes molası vermek bu istekle baş etme noktasında yardımcı olabilir.Alışveriş yaparken “fit”, “light” veya “şekersiz” ifadelerine güvenmeyin. Ürünün içerik listesini ve eklenmiş şeker miktarını kontrol edin. Protein ve lif açısından zengin ürünleri tercih edin.Alışverişe aç çıkmamaya özen gösterin. Açlık hissi plansız ve yüksek kalorili seçimleri artırabilir. Hafta sonu kısa bir hazırlık yaparak sebzeleri doğrayın, baklagilleri porsiyonlayın ve sağlıklı alternatifleri hazır bulundurun. Böylece yoğun günlerde plansız ve sağlıksız seçimlerin önüne geçebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor Haber

Teksüt 70 Yıllık Deneyimiyle Sağlıklı Nesillere Katkı Sunuyor

Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Arda Aksaray, sütün yaşamın her döneminde düzenli olarak tüketilmesi gereken en değerli besin kaynaklarından biri olduğunu belirterek 1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutladı. Sağlıklı bir toplumun temelinde dengeli ve yeterli beslenmenin yer aldığını ifade eden Aksaray, “Süt; protein, kalsiyum, vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı. Çocukların büyüme ve gelişiminden yetişkinlerin sağlıklı yaşamına kadar her yaşta önemli bir role sahip. Fiziksel ve zihinsel gelişimin desteklenmesi için düzenli süt tüketimi büyük önem taşıyor” dedi. Bu yıl 70’inci kuruluş yılını kutlayan Teksüt’ün, nesillerdir sofralarda yer aldığını vurgulayan Aksaray, “70 yıldır süt ve süt ürünleri alanındaki deneyimimizle tüketicilerimize güvenilir ve kaliteli ürünler sunuyoruz. Sütün bereketini ve doğallığını sofralara taşırken, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Süt kültürü nesilden nesile aktarılıyor Sütün yoğurt, ayran, peynir, kaymak ve tereyağı gibi birçok ürüne dönüşen büyük bir yolculuğa sahip olduğunu belirten Aksaray, “Anadolu mutfağında süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahip. Kahvaltıdan ana öğünlere, tatlılardan geleneksel lezzetlere kadar hayatımızın her alanında süt ürünlerini görüyoruz. Bu güçlü kültür, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılıyor” ifadelerini kullandı. Günde 2 bardak süt öneriliyor Karbonhidrat, protein ve yağ içeriğiyle enerji sağlayan süt, özellikle içerdiği kalsiyum sayesinde kemik sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için gerekli olan protein, kalsiyum, fosfor ile B2, B6, B1 ve A vitaminleri de süt aracılığıyla alınabiliyor. Uzmanlar, çocukluk döneminden itibaren düzenli süt tüketiminin sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olduğuna dikkat çekerken, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye Beslenme Rehberi’nde, çocukların ve gençlerin her gün düzenli olarak 2 ila 4 porsiyon süt ve süt ürünü tüketmesinin sağlıklı büyüme ve gelişim açısından önemli olduğu vurgulanıyor. Teksüt’ün sade ve meyve aromalı süt çeşitleri ise çocukların süt tüketimini desteklerken, içerdiği yüksek protein ve kalsiyum oranlarıyla öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı Haber

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı

Kırmızı et; protein, demir, çinko, selenyum ile B1, B6, B12 ve D vitamini açısından zengin, vücut için değerli bir besin kaynağı. Ancak tüm bu faydalarına rağmen tüketimde ölçünün önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Kolesterol ve doymuş yağ içeriği göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir sağlık problemi olmayan bireylerin günlük kırmızı et tüketimi 150-200 gramı geçmemeli” dedi. Bu noktada etin hazırlanma ve tüketim biçiminin de en az miktarı kadar belirleyici olduğuna dikkat çeken Örnek, “Yeni kesilen etlerin dinlendirilmeden tüketilmesi, özellikle kahvaltıda tüketilmesi sindirim açısından uygun değil. Ayrıca etin sebzelerle birlikte tüketilmesi demir, çinko ve magnezyum emilimini destekler. Dengeli bir öğün için tabağın yarısı sebze veya salata, diğer yarısı et ve tahıl grubundan oluşturulabilir” ifadelerini kullandı. Dinlendirilmeyen et hazımsızlığa sebep olabilir Etin, kesimin hemen ardından pişirilip tüketilmesinin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurgulayan Örnek, “Bu şekilde tüketilen et; hazımsızlık, şişkinlik, ishal ya da kabızlık gibi sorunlara yol açabilir. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirimi kolay hale gelmesi için güneş ışığı almayan serin bir ortamda (7-15°C) 3-4 saat dinlendirilmesi gerekir. Ardından 4°C’de buzdolabında yaklaşık 24 saat muhafaza edilerek ideal kıvama ulaşması sağlanır. Ek olarak pişirme aşamasında kuyruk yağı gibi ilave yağlar kullanmaktan kaçınılmalı” uyarısında bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, Kurban Bayramı için sağlıklı iki tarif paylaştı: Kavurma tarifi: Kuşbaşı doğradığınız etleri tencereye aldığınızda başlangıçta tuz ve baharat eklememenizi öneririm. Önce ilave yağ eklemeden, kendi yağında birkaç dakika kavurup ardından kısık ateşte kendi suyuyla yavaş yavaş pişmeye bırakın. Pişmeye yakın az miktarda tuz ekleyip servis öncesinde kekik ilave edebilirsiniz. Tatlı tarifi: Sağlıklı bir tatlı alternatifi olarak, önceden dilimleyip dondurduğunuz olgun muzları rondodan geçirebilirsiniz. Kremsi bir kıvam aldığında doğal bir dondurma elde etmiş olursunuz. Dilerseniz kakao veya fıstık ezmesi ekleyerek lezzetini artırabilirsiniz. Servis ederken üzerine meyve ve ceviz parçaları ilave edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı Haber

Dünya Ton Balığı Günü’nde Dardanel’den Beslenme Mesajı

Dünyanın en çok sevilen ve tüketilen balığı olan ton balığının biyolojik ve ekonomik önemi ile sürdürülebilir denizciliğe dikkat çekmek amacıyla her yıl 2 Mayıs, Dünya Ton Balığı Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizde 42 yıldır Dardanel kalitesi ve güvencesiyle sofralara ulaşan ton balığı; sadece lezzetiyle değil, yüksek besin değeri ve sağlığa sunduğu faydalarıyla öne çıkıyor. Pratik tüketim avantajı, lezzeti ve besleyici yapısıyla ton balığı, günümüz yaşam temposunda sağlıklı öğün alternatifleri arasında önemli bir yer tutuyor. Doğal avcılıkla elde edilen ton balıklarını ileri üretim teknolojileri ve yüksek kalite standartlarıyla tüketiciyle buluşturan Dardanel, ton balığını yalnızca pratik bir seçenek değil; bilinçli tercihlerle sofralarda güvenle yer bulan değerli bir besin olarak konumlandırıyor. İçerdiği Protein ve Omega-3 ile Sağlıklı ve Güçlü Bir Besin Kaynağı Ton balığı, içerdiği yüksek protein ve omega-3 yağ asitleriyle dengeli beslenmeyi destekleyen sağlıklı ve güçlü bir besin kaynağı olarak öne çıkıyor. Bir kutu Dardanel Zeytinyağlı Ton Balığı 21,3 gram protein ve 101 mg Omega-3 içeriyor. Protein içeriği günlük beslenmede önemli bir yer tutarken, Omega-3 yağ asitleri de beyin ve kalp fonksiyonlarını destekleyen değerli bileşenler arasında yer alıyor. Doğal selenyum içeriği ise antioksidan özellikleriyle dikkat çekiyor. Türkiye’de kişi başı ton balığı tüketiminin son yıllarda artış göstermesi, bu değerli besine yönelik farkındalığın da yükseldiğini ortaya koyuyor. Dardanel, önümüzdeki dönemde bu bilincin daha da güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor. Kalite, Güven ve İzlenebilirlik Önceliğimiz Dardanel, ton balığında kalite ve güvenilirliği üretimin her aşamasında önceliklendiriyor. Friend of the Sea ve Dolphin Safe gibi çevre dostu sertifikalara sahip olan Dardanel, sürdürülebilir balıkçılığı destekleyen yaklaşımıyla da öne çıkıyor. 2017 yılından bu yana sürdürülen “Balığını Sorgula” sistemi ile tüketiciler, ürünün hangi bölgede avlandığı, balık türü ve taşıma bilgilerine kolaylıkla ulaşabiliyor. Şeffaflık ve izlenebilirlik odağındaki bu yaklaşım, bilinçli tüketimi destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Sofralarda Sağlık ve Lezzetin Kutlaması Dünya Ton Balığı Günü, ton balığının yalnızca besleyici değerini değil, sofralarda yarattığı pratik ve lezzetli çözümleri de kutlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Salatalardan sandviçlere, makarnalardan yaratıcı tariflere kadar pek çok kullanım alanı sunan ton balığı, günün her anında besleyici bir alternatif olarak öne çıkıyor. Dardanel, yarım asra yaklaşan uzmanlığıyla sağlıklı beslenme farkındalığının artmasına katkı sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir Haber

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir

Günlük alışkanlıkların ani şekilde değişmesi, özellikle hassas bünyelerde baş ağrısı ataklarının artmasına neden olabiliyor. Doğru planlama ve dengeli beslenme ile bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün. Migren, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ramazan döneminde öğün saatlerinin değişmesi, kafein tüketimindeki ani azalma ve yetersiz su alımı atakları tetikleyebiliyor. Bu nedenle migren hastalarının oruç sürecini bilinçli yönetmesi önem taşıyor. Uyku ve Beslenme Düzeni Belirleyici Oluyor Ramazan ayında uyku saatlerinin kayması ve bölünmesi migren eşiğini düşürebiliyor. Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, “Ramazan’da uyku düzenimiz değişiyor, yeme düzenimiz değişiyor, su tüketimimiz azalıyor. Bu değişiklikler baş ağrısı ve migren ataklarında artışa yol açabiliyor” dedi. Uzun süreli açlık kan şekeri dalgalanmalarına neden olurken, bu durum da migreni tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle sahur öğününde yapılan hatalar gün içinde daha şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlayabiliyor. Sahurda Yapılan Hatalar Atakları Tetikleyebilir Migren hastaları için sahur öğünü büyük önem taşıyor. “Sahurda özellikle basit karbonhidratlardan uzak durulmalı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme insülini hızla yükseltir ve daha çabuk acıkmaya neden olur” diyen Uzm. Dr. Andaç, dengeli bir tabak modeli öneriyor. Uzm. Dr. Mihriban Andaç, sahurda protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağların birlikte yer aldığı bir öğünün kan şekerini daha dengeli tuttuğunu belirtiyor. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi besinlerin uzun süreli tokluk sağlayarak migren atak riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ramazan’da Migren İçin 5 Koruyucu Öneri Uzm. Dr. Andaç, Ramazan’da migren ataklarını azaltmak için şu başlıklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Sahurda protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren dengeli öğün tercih edilmeliBasit şeker ve beyaz unlu gıdalardan uzak durulmalıİftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeliİftar sonrası ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılmalıGünlük uyku süresi mümkün olduğunca korunmalı Uyku süresinin korunmasının migren kontrolünde kritik rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Andaç, “İftar ile sahur arasında ortalama altı saatlik kesintisiz uyku oldukça kıymetli. Ayrıca sahurdan sonra 30 ila 60 dakikalık kısa bir uyku da atak riskini azaltabiliyor” ifadelerini kullandı. Sıvı Kaybı ve Kafein Değişimi Atakları Artırabiliyor Ramazan’da su tüketiminin azalması vücutta sıvı kaybına neden oluyor. Dehidrasyon ise migreni tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında suyun dengeli şekilde tüketilmesi öneriliyor. Öte yandan düzenli kahve tüketen kişilerde ani kafein kesilmesi de baş ağrısını artırabiliyor. Bu nedenle Ramazan öncesinde kafein tüketiminin kademeli azaltılması daha sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Migren Ataklarına Teslim Olmayın Migrenin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Andaç, düzenli takip ve kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor. “Her migren hastasının tetikleyicileri farklıdır. Ramazan sürecinde kişinin kendi tetikleyicilerini bilmesi ve buna göre önlem alması gerekir” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, Ramazan ayında artan baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek migren hastalarının oruç sürecini hekim kontrolünde planlamasının önem taşıdığını vurguluyor. “Doğru beslenme, yeterli uyku ve bilinçli sıvı tüketimiyle Ramazan daha konforlu geçirilebilir” mesajını paylaşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ev Yapımı Çorba Sindirimi Rahatlatıyor!  Haber

Ev Yapımı Çorba Sindirimi Rahatlatıyor! 

Sebze, baklagil, tahıl ve yoğurt bazlı çorbaların vitamin, mineral ve lif açısından önemli katkı sağladığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sıvı ve ılık yapısı sayesinde çorbalar sindirimi destekler, mideyi yormadan bağırsak hareketlerine katkı sağlar.” dedi. Kış aylarında bağışıklık sistemine destek sunan çorbaların, sıvı ihtiyacının karşılanmasında da etkili rol oynadığını vurgulayan İspiroğlu, ev yapımı çorbaların içerik kontrolü ve katkı maddesi içermemesi nedeniyle daha sağlıklı bir alternatif oluşturduğunu aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, özellikle iftar sofralarının vazgeçilmezi olan çorbanın faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. Çorba, sindirimi desteklerken tokluk hissini artırıyor! Çorbanın, günlük beslenme düzeninde önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, baklagil, tahıl, yoğurt ve et grubu besinlerin bir arada kullanılabilmesi sayesinde; karbonhidrat, protein, lif, vitamin ve mineral alımına katkı sağlar.” dedi. Özellikle sebze tüketiminin yetersiz olduğu bireylerde çorbanı, bu açığı kapatmanın pratik ve sürdürülebilir bir yolu olduğunu aktaran İspiroğlu, “Sıvı ve ılık yapısı sayesinde çorbalar sindirimi destekler, mideyi yormadan bağırsak hareketlerine katkı sağlar. Aynı zamanda çorba tüketimi yemek yeme süresini uzatır. Yemek süresinin uzaması, toklukla ilişkili hormonların salgılanmasını destekleyerek daha erken doyma ve daha uzun süre tok kalma hissine yardımcı olur.” şeklinde konuştu. Sebze ve yoğurt bazlı çorbalar, vitamin ve mineral desteğiyle bağışıklığa katkı sağlıyor! Kış aylarında çorba tüketiminin bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığına dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, et suyu veya yoğurt bazlı çorbalar; vitamin, mineral ve sıvı alımını destekleyerek vücudun savunma mekanizmalarına katkı sağlar.” dedi. Soğuk havalarda sıvı tüketiminin azaldığı dönemlerde çorbanın, bu ihtiyacın karşılanmasında da etkili bir rol üstlendiğini ifade eden İspiroğlu, “Kilo kontrolü açısından bakıldığında ise, çorbanın içeriği belirleyicidir. Sebze, baklagil ve yoğurt bazlı çorbalar; lif ve protein içeriği sayesinde enerji alımının dengelenmesine yardımcı olur. Fazla yağ ve unla hazırlanan çorbalar yerine, un miktarı sınırlı tutulan ve doğal içeriği öne çıkan çorbalar daha sağlıklı bir seçenek oluşturur.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı çorbalar sağlıklı beslenmenin güvenilir bir parçası! Ev yapımı çorbaların, hazır çorbalara kıyasla içerik kontrolü açısından önemli bir avantaja sahip olduğuna vurgu yapan çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tuz miktarı ayarlanabilir, katkı maddeleri içermez ve besin çeşitliliği artırılabilir.” dedi. Bu avantajın çorbayı yalnızca doyurucu değil, aynı zamanda besleyici bir öğün haline getirdiğinin altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri ise, geleneksel mutfağımızda uzun yıllardır özel bir yere sahip olan yayla çorbasıdır. Yoğurt çorbası olarak da bilinen yayla çorbası, Türkiye’de ‘hasta çorbası’ olarak anılan ve özellikle kış aylarında tercih edilen hafif ama besleyici bir seçenektir. Yoğurttan gelen protein ve kalsiyum, pirinç ya da arpa ile sağlanan enerji ve nane gibi baharatların sindirimi destekleyici etkisi, bu çorbayı dengeli bir öğün haline getirir. Günlük yaşamda şifa niyetiyle tüketilen yayla çorbasının dünyanın en iyi çorbaları arasında yer alması, geleneksel beslenme kültürümüzde iyi gelen olarak tanımlanan birçok uygulamanın evrensel düzeyde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Ev yapımı çorbalar; sade içeriği, sindirimi destekleyen yapısı ve besleyici değeriyle, sağlıklı beslenmenin zamansız ve güvenilir bir parçasıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü? Haber

Kış Aylarında Bağışıklığı Güçlendirmek ve Kilo Vermek Mümkün mü?

Bağışıklık ve Kilo Arasında Gerçekten Bir İlişki Var mı? Diyetisyen Çağla Koç, fazla yağ dokusunun vücutta kronik bir inflamasyon oluşturduğunu belirterek, bu durumun bağışıklık sistemini meşgul ettiğini ve virüslerle çalışma kapasitesini düşürdüğünü ifade etti. Bilimsel çalışmaların, bu sebeple obez bireylerin grip ve solunum yolu enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiğini gösterdiğini söyledi. Kışın Kilo Vermek Bağışıklığı Zayıflatır mı? Kilo verme sürecinde uygulanan diyetin belirleyici olduğuna dikkat çeken Koç, yanlış yapılan diyetlerin bağışıklığı zayıflattığını ancak doğru planlanan beslenme programlarının bağışıklığı güçlendirdiğini vurguladı. Koç, aşırı düşük kalorili ve proteinden fakir diyetlerin bağışıklık hücrelerinin üretimini baskıladığını, yeterli protein, vitamin ve mineral içeren diyetlerle gerçekleşen dengeli kilo kaybının ise tam aksine bağışıklığı desteklediğini söyledi. Kışın Tatlı ve Hamur İşine Olan Eğilim Neden Artıyor? Kış aylarında serotonin ve D vitamini seviyelerinin düştüğünü belirten Diyetisyen Çağla Koç, vücudun hızlı mutluluk sağlayan karbonhidratlara yöneldiğini ifade etti. Ayrıca vücudun ısı dengesini koruyabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ancak rafine şekerin bağışıklığı baskıladığını, insülin dalgalanmasına neden olduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını belirten Koç, şeker alımının beyaz kan hücrelerinin bakterilerle savaşma kapasitesini azalttığını söyledi. Geç Saatlerde Yenilen Yemek Bağışıklığı Etkiler mi? Geç saatlerde yemek yemenin melatonin salgısını bozduğunu, bağırsak ritmini etkilediğini ve inflamasyonu artırdığını ifade eden Koç, bu durumun bağışıklık sistemi ve kilo kontrolünü zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca geç saatte yemek yiyip uyumanın reflüye yatkınlık ve uyku kalitesinde düşüşe neden olduğunu belirtti. Koç, gece yemek yemektense yatmadan 2,5–3 saat önce hafif bir ara öğün eklenebileceğini ifade etti. Detoks İçecekleri Bağışıklığı Güçlendirir mi? Vücudun detoks organlarının karaciğer ve böbrekler olduğunu hatırlatan Diyetisyen Çağla Koç, detoks içeceklerinin bağışıklığı güçlendirdiğine dair bilimsel bir veri bulunmadığını söyledi. Kontrolsüz şekilde içerisine eklenen malzemelerle hazırlanan detoks içeceklerinin aşırı sıvı ve şeker yükü nedeniyle metabolik stresi artırabileceğini belirtti. Bağırsaklar ve Bağışıklık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Var? Bağırsakların bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayan Koç, bağışıklık sisteminin büyük çoğunluğunun bağırsaklarda yer aldığını ifade etti. Bazı bağırsak bakterilerinin, bağışıklık sistemi tarafından üretilen IgA antikorlarının seviyelerini düzenlediğini ve enfeksiyonlara karşı savunma sağladığını söyledi. Probiyotik ve liften fakir beslenmenin bağışıklık yanıtını zayıflattığını belirten Koç; kefir, fermente ürünler, boza, tarhana, ekşi mayalı ekmekler, kombucha, şalgam ve sebzelerin kış aylarında bu açıdan çok değerli olduğunu ifade etti. Market turşularının çoğunun probiyotik olmadığını da ekledi. Çorba Tüketimi Bağışıklığı Nasıl Etkiliyor? Kültürümüzde çorbanın önemli bir yere sahip olduğunu belirten Diyetisyen Çağla Koç, kışın akşam yemeklerine genellikle çorbayla başlandığını söyledi. Sebze, ilikli kemik suyu ve baklagil çorbalarının bağışıklık üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade eden Koç, unlu, kremalı ve yağlı çorbalar için aynı etkiyi söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi. Bağışıklık İçin En Kritik Vitamin ve Mineraller Hangileri? Diyetisyen Çağla Koç, D vitamininin bağışıklık hücrelerini aktive ettiğini, C vitamininin enfeksiyon süresini kısalttığını, A vitamininin IgA üretiminde rol aldığını, E vitamininin T hücre aktivasyonu ve antioksidan savunmada önemli olduğunu söyledi. Çinkonun virüslerin çoğalmasını baskıladığını, proteinin ise antikor üretiminin temeli olduğunu belirtti. Koç, bu besin öğelerinin öncelikle tabakla alınması gerektiğini vurguladı. Bağışıklığı Güçlendiren ve Kilo Aldırmayan Beslenmenin Temel Kuralları Her öğünde protein, lif ve sağlıklı yağın birlikte tüketilmesi gerektiğini ifade eden Diyetisyen Çağla Koç, proteinden yoksun bir beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflattığını söyledi. Antikorların, savunma hücrelerinin ve enzimlerin proteinlerden yapıldığını hatırlattı. Hem kilo vermek hem de bağışıklığı korumak için renkli ve dengeli tabakların önemine dikkat çeken Koç, gün içinde alınan kalorinin yanı sıra kalorinin hangi saatlerde alındığının da hormon yanıtı üzerinde etkili olduğunu belirtti. Bu durumun hem kilo verme sürecini hem de bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor! Haber

Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp 'nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Hijyene dikkat edin Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir. Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır. Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır. Beslenmenize dikkat edin Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır. Uyku düzeninize özen gösterin Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. Ortamı sık sık havalandırın Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir. Aşı olun Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. Doktora başvurmadan ilaç almayın Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.