Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Psikolog

Kapsül Haber Ajansı - Psikolog haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikolog haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kadın, Aile ve Çocuklar İçin Yeni Bir Yaşam Alanı Haber

Kadın, Aile ve Çocuklar İçin Yeni Bir Yaşam Alanı

Kadınların, ailelerin ve çocukların sosyal, kültürel ve ekonomik refahını artırmayı hedefleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İzmit’te hayata geçirmeye hazırlandığı Anne Şehir Merkezi Lotus ile örnek bir yaşam kompleksini daha kente kazandıracak. Bu kapsamda Ömer Türkçakal Bulvarı üzerinde inşa edilen Anne Şehir Merkezi Lotus’un çalışmaları tamamlandı. Hizmete girmeye gün sayan tesis, İzmit’te önemli bir ihtiyaca cevap verecek. TEK ÇATI ALTINDA KAPSAMLI HİZMET MODELİ Anne Şehir Merkezi Lotus, diğer merkezlerden farklı olarak kapsamlı bir yaşam alanı modeli sunacak. Fiziksel aktivite alanlarından danışmanlık hizmetlerine, sosyal destek programlarından üretim atölyelerine kadar pek çok hizmet aynı çatı altında toplanacak. Anne Şehir Merkezi Lotus sayesinde kadınlar hem kişisel hem de mesleki gelişimlerini destekleyecek imkânlara erişirken, aileler güvenli ve destekleyici sosyal ortamda bir araya gelme fırsatı bulacak. PSİKOLOG, DİYETİSYEN VE FİZYOTERAPİST DESTEĞİ Anne Şehir Merkezi Lotus bünyesinde yer alan spor salonundan kadınlar aktif olarak yararlanırken, çocuğu olan annelerin çocukları da merkez içerisindeki anne yanı sınıfında güvenli ve keyifli bir ortamda vakit geçirebilecek. Tesis aynı zamanda psikolog, diyetisyen ve fizyoterapist hizmetleriyle de kadınların hem fiziksel hem de ruhsal sağlıklarını destekleyen bütüncül bir hizmet anlayışı sağlayacak. DİĞER SOSYAL DONATILARDA ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR İzmit’e yeni bir sosyal yaşam alanı kazandıracak proje, yalnızca bir hizmet binası değil; kadınları, aileleri ve çocukları merkeze alan çok yönlü bir yaşam kompleksi olarak tasarlandı. Merkez bünyesinde yer alan “Gönül Bahçem”, “Ana Kafe” ve “Lokomotif Çocuk Köyü” bölümlerinde ise çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Canon’dan Eşitlik ve İlham Vurgusu Haber

Canon’dan Eşitlik ve İlham Vurgusu

Farklı bakış açıları ve deneyimlerin bir araya gelmesiyle güçlenen kurum kültürünün, sürdürülebilir başarının anahtarı olduğuna inanan Canon; kadınların potansiyellerini özgürce ortaya koyabildiği ve kariyer yolculuklarını güvenle sürdürebildiği bir çalışma ortamı yaratmayı önceliklendiriyor. Bu bağlamda Canon Eurasia’nın üst düzey liderlerinin yüzde 50’sini kadın çalışanlar oluştururken, çalışanlarının ise yüzde 45’i kadın çalışanlardan oluşuyor. Ortak fayda için birlikte yaşamak ve çalışmak anlayışını temel alan Kyosei felsefesiyle hareket eden Canon; esnek ve hibrit çalışma düzeni, ücretlendirmede adil yaklaşım, annelere yasal izne ek 8 haftalık ücretli doğum izni ve ofis içi emzirme odası gibi uygulamalarıyla kadın çalışanlarının sağlıklı iş-yaşam dengelerini gözetiyor. Bebek 1 yaşına gelene kadar şehir dışı şirket toplantılarına refakatçi ile katılım imkânı sunulurken ebeveyn çalışanlara okulun ilk günü, karne ve mezuniyet günlerinde izin hakkı tanınıyor. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile paralel bir yaklaşım benimseyen Canon, kadınların kariyer gelişimini yalnızca çalışma koşullarıyla değil; sunduğu kariyer fırsatlarıyla da destekliyor. İşe alım süreçlerinde eşit yetkinlik ve deneyime sahip adaylar arasında kadın istihdamına öncelik vererek fırsat eşitliğini somut bir uygulamaya dönüştürüyor; tüm meslek gruplarında ve her kademede kadın temsilini güçlendirmeyi hedefliyor. Canon Eurasia İnsan Kaynakları Direktörü Tuğba Umur: “Canon’da çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılığı bir politika olmanın ötesinde, kültürümüzün temel yapı taşlarından biri olarak görüyoruz. Kadınların iş hayatında daha görünür, daha güçlü ve daha dengede olmalarını desteklemeyi uzun vadeli bir sorumluluk olarak benimsiyoruz. Fırsat eşitliğini güçlendirmeye ve kadınların potansiyellerini en iyi şekilde ortaya koyabilecekleri bir çalışma ortamı yaratmaya kararlılıkla devam ediyoruz. İlham veren, değer katan ve geleceği şekillendiren tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.” diyerek düşüncelerini paylaştı. Canon’da “Birlikte ve Dengede” Buluşması Canon, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında 5 Mart tarihinde Canon Eurasia ofisinde Uzman Psikolog eşliğinde “Birlikte ve Dengede” başlıklı bir seminer gerçekleştirdi. Günlük hayatta çoğu zaman fark edilmeden üstlenilen roller, iş ve özel yaşam dengesi ile bireyin kendine karşı daha şefkatli ve dengeli bir yaklaşım geliştirmesinin yollarının ele alındığı etkinlik, şirketin kadın çalışanlarının yoğun katılımıyla gerçekleşti. Etkinlik kapsamında ayrıca kadın girişimci bir firmanın kurucusu konuşmacı olarak ağırlanarak girişimcilik yolculuğunu ve ilham veren deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Kadınların üretim gücüne ve girişimcilik potansiyeline dikkat çeken bu buluşma, katılımcılara farklı perspektifler kazandırdı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor! Haber

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor!

Kişiler bazen bilinçli bazen bilinçsiz olarak korku, stres ve kaygıdan korunmak için kaçınma davranışları sergilediğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir.” dedi. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, korkuların daha belirgin hale gelebildiğine dikkat çeken Beyaz, ruh sağlığı için dengeyi bulmanın, hem gerektiğinde uzaklaşmayı hem de bilinçli olarak bilgi edinmeyi kapsadığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile ortaya çıkabilen kaçınma davranışlarının nedenleri, türleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile kaçınma gerçekleşebilir! Kaçınma davranışının; bir kişinin bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olarak, sıkıntı verici veya rahatsız edici bir olay yahut bir durum sonrası, hızlı ve geçici bir şekilde rahatlama ihtiyacı doğrultusunda reddetmeye-inkâr etmeye yönelik bir kaçış tepkisi olarak tanımlanabileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kaçınma bilişsel (belirli konular üzerine düşünmekten kaçınmak), duygusal (belirli duygu veya hisleri yaşamaktan kaçınmak) veya bağlamsal (olaylardan durumlardan kaçınmak) olarak sınıflandırılabilir.” dedi. Travmatik olaylardan kaçınma davranışlarının, empati, korku, geçmiş deneyimler ve kontrol ihtiyacı gibi bir dizi psikolojik faktörün bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini kaydeden Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir. Savaşlar, depremler ve doğal afetler gibi travmatik olaylar, insanlığın tarihi boyunca deneyimlediği acı verici olaylar arasında yer alır. Ancak bazı kişiler, bu tür olaylara doğrudan maruz kalmamış olsalar bile, kaçınma davranışları sergileyebilirler.” şeklinde konuştu. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir! Bu durumun nedenleri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları dile getirdi: “Birçok kişi, haberlerde veya medyada bu tür travmatik olayları gördüğünde, empati ve duyarlılık gösterme eğilimindedir. Duygusal olarak etkilenen bu kişiler, olaylardan kaçınma eğilimine girebilirler. Empati, başkalarının acılarına karşı duyarlı olma yetisini yansıtır ve bu nedenle kişiler bu tür haberleri izlememek veya konuşmaktan kaçınmak isteyebilirler. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, bu korkular daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle, kişiler bu tür haberlerden ve olaylardan uzak durmayı tercih edebilirler. Geçmişte benzer bir travmatik olaya doğrudan maruz kalan veya böyle bir olayı yaşayan kişiler, bu tür olaylardan kaçınma davranışlarını daha belirgin bir şekilde sergileyebilirler.” Kaçınma, kişinin kontrol ve güven arayışının bir yansıması olabilir! Bu durumun, geçmiş deneyimlerin travmatik olayların hatırlanması ve tekrar yaşanması korkusundan kaynaklanabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin kendilerini daha güvensiz hissetmelerine neden olabilir.” dedi. Bu tür durumlarda, kaçınma davranışlarının, kişinin olaylar üzerinde bir miktar kontrol sahibi olma çabasının bir yansıması olabileceğine değinen Beyaz, bilgi edinmeden uzaklaşarak, kişinin kendisini güvende hissetmeye çalışabileceğine işaret etti. Kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar! Kaçınma davranışlarının nedenine atıfta bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi: “Kaçınma davranışları, kişinin kendini koruma mekanizmalarının bir yansıması olarak başlar. Özellikle travmatik olaylardan kaçınmak, kişinin duygusal dengeyi koruma amacını taşır. Bu tür olaylardan kaçınma, kişinin anksiyete ve stres seviyelerini kontrol etmeye ve duygusal zararlardan kaçınmaya çalıştığını gösterir. Kısacası, kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar.” Kaçınma başlangıçta korur, ama uzun vadede sorunları derinleştirebilir! Ancak, bu kaçınma davranışlarının uzun vadede sorunları daha da derinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, “Özellikle kişi olayları sürekli olarak görmezden gelirse bu, olayların etkilerini ele almak ve duygusal olarak iyileşmek için gerekli olan adımları atmamak anlamına gelebilir.” dedi. Bu durumun, travmatik olayların kişinin zihinsel sağlığına daha fazla zarar vermesine yol açabileceğini vurgulayan Beyaz, “Kaçınma davranışları, kişinin olayların etkileriyle yüzleşmek ve gerektiğinde destek aramak yerine sorunları ertelemesine neden olabilir. Özetle, kaçınma davranışları, başlangıçta kişinin kendini korumasını temsil edebilir, ancak uzun vadede bu davranışlar sorunları daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, travmatik olaylarla başa çıkmak için sağlıklı bir yol, olayların etkileriyle yüzleşmek, duygusal destek aramak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktır. Bu, kişinin duygusal iyileşme sürecini başlatmasına yardımcı olabilir.” uyarısında bulundu. Denge önemli! Kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermelerinin doğal bir tepki olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruh sağlığı açısından bazı durumlarda gereklidir. Ancak bu, kişinin savaş veya diğer travmatik olaylarla hiç maruz kalmaması gerektiği anlamına gelmez. Ruh sağlığı açısından denge sağlamak önemlidir ve bu denge kişiden kişiye değişebilir.” şeklinde konuştu. Ruh sağlığında denge, kişinin duygusal sınırlarını tanımasıyla ilgili! Travmatik olaylardan tamamen kaçınmanın olumsuz etkilerinin de olabileceğinin altını çizen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Kişilerin belli bir oranda bu tür olaylarla karşılaşmaları ve bu olaylara dair bilgi sahibi olmaları, dünya olayları hakkında bilinçli ve bilgili olmalarına yardımcı olabilir. Bu, empati geliştirme, bilinçlenme ve hatta yardım sağlama isteğini destekleyebilir. Ruh sağlığı açısından denge, kişinin duygusal ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımakla ilgilidir. Bazen bu, travmatik olaylardan bir süre uzak durmayı içerebilirken, diğer zamanlarda bilinçli bir şekilde olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirebilir. Her kişinin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle denge kişisel bir tercihe dayalıdır. Sonuç olarak, kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermeleri doğru bir tepki olabilir, ancak bu kaçınma, ruh sağlığı açısından dengeli bir yaklaşımla bir arada kullanılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kayseri Büyükşehir’den Yaşlılara Destek: YADES ile 3 Bin 135 Kişinin Hayatı Kolaylaştı Haber

Kayseri Büyükşehir’den Yaşlılara Destek: YADES ile 3 Bin 135 Kişinin Hayatı Kolaylaştı

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda hayata geçirdiği Yaşlı Evde Destek Hizmetleri (YADES) ile 2025 yılı boyunca ihtiyaç sahibi yaşlı vatandaşların yanında olmaya devam etti. Belediye, bu kapsamda 3 bin 135 yaşlı bireyin günlük yaşam yükünü hafifleterek hayatlarına doğrudan dokundu. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın öncülüğünde yürütülen çalışmalar, Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesindeki Yaşlı Destek ve Koordinasyon Merkezi aracılığıyla gerçekleştirildi. Hizmetler, özellikle yalnız yaşayan, gelir seviyesi düşük ve aile desteğinden yoksun yaşlılara yönelik olarak planlandı. 65 Yaş Üstü Vatandaşlara Evde Destek 2018 yılından bu yana sürdürülen YADES programı kapsamında; 65 yaş ve üzeri, ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı yaşlılar destekleniyor. Program çerçevesinde yaşlı vatandaşlara, belirlenen periyotlarla ev temizliği, kişisel bakım, kuaför ve berber hizmetleri sunuluyor. Ev temizliği hizmetleri 15 günlük ya da aylık periyotlarla yapılırken, kişisel bakım hizmetleri haftalık veya 15 günde bir gerçekleştiriliyor. Bu uygulamalar sayesinde yaşlıların hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sağlıklı bir yaşam sürmeleri hedefleniyor. 2025’te 3 Bin 135 Yaşlıya Ulaşıldı 2025 yılı verilerine göre YADES kapsamında: 756 yaşlı vatandaşa kişisel bakım hizmeti, 1.929 yaşlı vatandaşa yaşam alanı temizliği, 450 yaşlı vatandaşa kuaför ve berber hizmeti sunuldu. Bu hizmetlerle toplamda 3 bin 135 yaşlı bireyin yaşamına destek sağlandı. Mobil Ekiplerle Yerinde Hizmet YADES hizmetleri; 1 koordinatör, 1 psikolog, 1 hemşire, 1 fizyoterapist, 1 çağrı merkezi danışmanı ve 8 hasta-yaşlı bakım personelinden oluşan ekip tarafından yürütüldü. Hizmetler, 4 mobil araç aracılığıyla yaşlıların evlerine ulaştırıldı. Başkan Büyükkılıç, yaşlı vatandaşları “şehrin dua kaynakları ve rahmet unsurları” olarak nitelendirerek, YADES’in yıl boyunca bu anlayışla hizmet verdiğini vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku! Haber

Beynin Detoksu Kaliteli Uyku!

Beynin kendi temizlik ve düzenleme sistemlerinin özellikle derin uyku sırasında aktif hale geldiğini vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.” dedi. Detoks kürleri, takviyeler ya da ani beslenme değişikliklerinin beyni kısa sürede ‘arınmış’ hale getirdiğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olmadığına dikkat çeken Alp, aksine, kontrolsüz kullanılan bu uygulamaların bazı nörolojik ve psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor! ‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi. Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu. Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili! Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti: “Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.” Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir! Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi. Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu. ‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil! Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi. Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı. Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli! Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi. Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı. Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur! Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı: “Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.

'Bed Rotting' Sanıldığı Kadar Masum Değil! Haber

'Bed Rotting' Sanıldığı Kadar Masum Değil!

Bu davranışın, kişinin dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi görülebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir.” dedi. Dinlenme kişiyi yenilerken, bed rottingin daha yorgun, suçlu ve hayattan kopuk hissettirebildiğini aktaran Beyaz, özellikle depresyonda bu durumun, hem hastalığın sonucu hem de onu besleyen bir kısır döngüye dönüşebildiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi. Bed rotting bir tanı değil, uzadığında zararlı olabilen bir geri çekilme davranışı! ‘Bed rotting’ kavramının, özellikle son zamanlarda sosyal medyada akım şeklinde popülerleşip karşımıza çıkan, bireylerin yorganın altına saklanmış, yanında atıştırmalıkları, elinde telefonuyla saatlerce yataktan çıkmayan hali olarak tarif edilebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum bir nevi psikolojide geri çekilme savunma mekanizmasının modern ve biraz da dijitalleşmiş bir hali.” dedi. Klinik literatürde böyle resmi bir tanı söz konusu olmadığını, bunun daha çok bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Beyaz, “Bu durum bir tanı olmasa da, bu davranışın bir semptom olma ihtimali olabilir. Yani kişinin dış dünyanın hızı, gürültüsü ve talepleri karşısında, bunaldığı ve yetişemediğini düşündüğü durumlarda bir çeşit rahatlama kaçınması; dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi. Buradaki önemli husus, kişinin rahatlayabilmek için bu eyleme yöneldikten sonra bunun uzaması onun lehine işlemeyebilir.” şeklinde konuştu. Yatakta kalmak kişiyi daha yorgun hissettiriyorsa bu dinlenme değil, psikolojik bir alarmdır! Yatakta uzun süre kalmanın ne zaman dinlenme ne zaman psikolojik bir sorun sinyali olarak değerlendirilmesi gerektiğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu ikisi arasında önemli bir fark var ve bunu fark etmek mümkün.” dedi. Bu farklara açıklık getiren Beyaz, şunları söyledi: “Dinlenme, şarj olmak, yenilenmek gibidir. Bittiğinde yataktan daha enerjik, tazelenmiş vaziyette gündelik hayata dönmeye istekli kalkılır. Dinlenme bir onarım sürecidir. Ama bed rotting dediğimiz şeyde durum daha farklı. Eğer yataktan çıkıldığında ya da yatmaya devam edilirken daha yorgun, daha uyuşmuş, suçlu ve zihinsel olarak bulanık hissediliyorsa, bu artık bir dinlenme değil de bir tür kaçıştır. Yatakta geçirilen zaman keyif vermekten ziyade, zamanı öldürmeye ve düşüncelerini susturmaya yarıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor denilebilir. Vücut burada ‘baş edemiyorum’ demektedir. Yatakta keyif yapmakla, birkaç gün boyunca duş almadan yatmak arasındaki fark, niyet ve sonuçtaki duygudur aslında.” Depresyonu besleyen bir kısır döngüye neden oluyor! Yatakta çürüme davranışının depresyon, tükenmişlik sendromu ve anksiyete ile etkileşimi bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Tükenmişlik sendromunda, bu davranış bedenin iflas bayrağını çekmesidir. Öz enerji o kadar bitmiştir ki, kişi biyolojik olarak hareket edemez hale gelir.” dedi. Anksiyetede ise yatağın bir tür sığınak gibi görüldüğünü dile getiren Beyaz, “Dış dünya tehditlerle doludur ve yorganın altı, o tehditlerin ulaşamayacağı güvenli bir liman olarak algılanabilir. Ancak en güçlü bağ depresyonla kurulur. Depresyonda olan çökkünlük hali nedeniyle kişiye kolunu kaldırmak bile büyük yük kaldırmak gibi gelir. ‘Bed rotting’, depresyonun hem bir sonucu hem de onu besleyen bir etkeni gibi. Kişi depresif olduğu için yatar, yattıkça hayatı kaçırır, hayatı kaçırdıkça daha çok depresif hisseder. Bu kısır döngü, kişiyi yavaş yavaş daha da olumsuz bir hale getirir.” açıklamasını yaptı. Bed rotting, kişinin hayata katılım isteğinin azaldığını gösterir! Bed rottingin, kişinin duygusal olarak ne yaşadığının bir göstergesi olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti: “Bed rotting kavramı tanımıyla uyumlu olacak şekilde bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir. Yani bunu kişinin hayattan kopmaya başladığının, daha doğrusu hayata katılım gösterme isteğinde bir azalma olduğunun işareti olarak görebiliriz. Bu izole hal ile kişi yatakta kaldıkça, dış dünyadaki rolünü donduruyor gibi olur ve bu hal uzadıkça da, o rollere geri dönmek daha endişe edilesi bir hale gelir.” Bed rotting, bir semptom olarak başlar; kontrolsüz bırakıldığında bir probleme dönüşür! Bed rottingin bir semptom mu, yoksa başlı başına ele alınması gereken bir problem mi olduğu konusunu değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Aslında her ikisinin de bir karşılığı bulunmakta. ‘Bed rotting’, günlük hayatın stresi veya tükenme gibi altta yatan bir sorunun semptomudur; bir sonuçtur. Ancak kontrolsüz bırakıldığında da, kendi başına bir problem haline dönüşebildiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun süre yatakta vakit geçirmek uyku hijyenini bozar, beslenme düzenine zarar verir, sosyal bağlar zayıflayabilir ve fiziksel sağlığı da bir miktar tehdit eder. Yani yangının dumanı olarak başlar ama müdahale edilmediğinde de yangının kendisi haline gelebilir. Bu yüzden terapide bunu sadece bir depresyon belirtisi olarak geçiştirmeyiz; aynı zamanda davranışsal aktivasyon teknikleriyle kırılması gereken, başlı başına zararlı bir alışkanlık döngüsü olarak ele alırız.” ifadelerini kullandı. Sorunlardan kaçınmak onların olduğundan daha şiddetli algılanmasına neden olur! Bed rotting eğilimi olan bireylerin öncelikle gerçekçi, basit ancak ısrarlı adımlarla başlaması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazı kurallar belirlemeli ve buna uymaya gayret gösterilmeliler.” dedi. Yatağın sığınılacak bir liman olmadığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Yatak sadece uyku için kullanılmalı. Film izlemek, yemek yemek ya da telefona bakmak için yatak yerine muhakkak koltuğa geçilmeli. Bed rotting hali oluyorsa da kısa süreliğine de olsa yataktan çıkaracak diş fırçalama, markete gidip gelme gibi bazı hedefler koyulabilir. Sonrasında yataktan çıkmak daha kolaylaşacaktır. Odanın karanlık veya loş olmaması sağlanmalı bu vesileyle de özellikle sabahları uyanınca güneş ışığını alabilmek, beynindeki ‘uyan’ sinyallerini tetikler ve ruh halini düzenleyen serotonin üretimini artırır. Bu öneriler işe yaramadığında, ruhsal bir çökkünlük ve beraberinde de isteksizlik baş gösterdiğinde, günlük sorumluluklar hatta kişisel hijyen ihmal edilmeye başlandığında yardım için sinyaller çalıyor demektir. Unutulmamalı ki sorunlardan kaçınmak onları olduğundan daha şiddetli bir şekilde algılamamızla sonuçlanır.”

Provokasyonla Obsesyon ve Bağımlılık Kontrol Altına Alınabiliyor! Haber

Provokasyonla Obsesyon ve Bağımlılık Kontrol Altına Alınabiliyor!

Derin TMU tedavisinin hastanın semptomlarının sistematik ve kontrollü bir şekilde geçici olarak tetiklenmesi olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Böylece semptomlarla ilişkili beyin devreleri aktive edilerek Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili biçimde uyarması ve beyin aktivitesini düzenlemesi desteklenir.” dedi. Provokasyonun, obsesyon ve aşerme gibi tepkilerin ortaya çıkmasını sağlarken, kompulsif davranışların gerçekleştirilmemesiyle beynin yeniden düzenlenmesini teşvik ettiğini vurgulayan Aytop, zamanla tetikleyicilere duyarsızlaşma geliştiğini ve kaygı ile otomatik davranış bağlarının zayıfladığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, provokasyon eşliğinde Derin TMU (derin transkraniyal manyetik uyarım) tedavisinin obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık gibi rahatsızlıklarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi. Provokasyon uygulaması, çeşitli bozuklukların tedavisinde kullanılabilir! Derin TMU, Deep TMS, dTMS gibi isimlerle anılan ‘derin transkraniyal manyetik uyarım tedavisi’nin hastanın semptomlarının sistematik ve kontrollü bir şekilde geçici olarak tetiklenmesi olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu işlem, uzman bir klinik psikolog tarafından provokasyon uygulamasıyla gerçekleştirilir. Böylece semptomlarla ilişkili beyin devreleri aktive edilerek Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili biçimde uyarması ve beyin aktivitesini düzenlemesi desteklenir.” dedi. Etkisinin tek başına izole edilememiş olsa da araştırmaların, provokasyon eşliğinde yapılan uyarımın, provokasyonsuz uygulamalara kıyasla daha etkili olabileceğine işaret ettiğini dile getiren Aytop, “Provokasyon uygulaması, obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık başta olmak üzere, hekimin uygun gördüğü çeşitli bozuklukların tedavisinde Derin TMU’ya eşlik eden destekleyici bir yöntem olarak uygulanabilir.” açıklamasını yaptı. Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar kompulsiyon gerçekleştirilmeden yönetilir! Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisinde provokasyonlu derin TMU kullanımından bahseden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Obsesyon, bireyin kontrol edemediği, rahatsız edici ve genellikle kişinin değerleri ya da inançlarıyla çelişen düşüncelerdir. Yoğun kaygıya neden olan bu düşünceler, tekrarlayan, istenmeyen imgeler veya dürtüler şeklinde ortaya çıkar. Kompulsiyon ise obsesyonlardan kaynaklanan kaygıyı azaltmak için yapılan, zihinsel ya da fiziksel olabilen tekrarlayıcı davranışlardır. Bu davranışlar kısa vadede kaygıyı hafifletse de uzun vadede rahatsızlığın sürmesine neden olur.” dedi. OKB’nin tedavisinde provokasyon uygulamasının, Derin TMU sırasında hastanın obsesyonlarını tetikleyen uyaranlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılmasını içerdiğini kaydeden Aytop, şunları söyledi: “Bu takıntılı düşünceleri tetiklemede faydalı olabilecek çeşitli görsel materyallerden ve imajinasyon yönteminden yararlanılabilir. Örneğin, kir ve mikrop ile ilişkili obsesyonları olan bir hastaya kir ve mikrop temalı görseller gösterilerek obsesyonlarının aktive olması sağlanır. Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar, hastada kompulsif davranış isteği uyandırır; ancak bu davranış gerçekleştirilmez. Bu süreç, işlevsel bozukluk gösteren beyin devrelerini aktive ederek Derin TMU’nun OKB ile ilişkili bölgeleri etkili bir şekilde modüle etmesini destekleyebilir.” Tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakılmak, zamanla duyarsızlaşma gelişmesini sağlayabilir! Bu etkiye ek olarak, provokasyon uygulamasının bilişsel, duygusal ve davranışsal açıdan da tedavi sürecine katkı sağlayabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Provokasyon sırasında hasta obsesyonlarıyla ilişkili tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakıldığında, zamanla duyarsızlaşma (habituation) gelişebilir.” dedi. Bu durumun takıntılı düşüncelerin daha sıradan hale gelmesine ve tetikleyici etkilerinin azalmasına katkıda bulunabildiğine açıklık getiren Aytop, “Böyle bir süreç, kaygı düzeyinde azalmaya, obsesyon–kompulsiyon bağı üzerinde zayıflamaya ve hastanın kompulsiyonlara başvurmadan kaygıyı tolere edebileceğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu. Bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olması beynin daha etkili uyarılmasını sağlıyor! Bağımlılık tedavisinde de provokasyon uygulamasının kullanıldığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Derin TMU sırasında kişinin bağımlılığıyla ilişkili uyaranlara sistematik bir şekilde maruz bırakılması yoluyla aşermesi tetiklenir. Bu uyaranlar görseller, videolar veya zihinsel imajinasyon yoluyla sunulabilir.” dedi. Provokasyonla ortaya çıkan aşermenin, bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olmasını sağladığına dikkat çeken Aytop, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu aktivasyon, Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili bir şekilde uyarmasını kolaylaştırarak dopamin ve diğer nörotransmitterlerin salınımını düzenleyen kapsamlı bir nöromodülasyonu destekler. Ayrıca, provokasyon sırasında kişinin bağımlılıkla ilişkili tetikleyici uyaranlara sistematik biçimde maruz bırakılması, zamanla koşullanmış tepkilerinin zayıflamasına ve bu çeldirici uyaranlara karşı duyarsızlaşmasına katkı sağlayabilir. Böylece birey, aşermeyi tetikleyen faktörler ile bağımlılık davranışı arasındaki otomatik bağlantının zayıfladığını deneyimleyebilir. Bu süreç, aynı zamanda duygusal regülasyonu destekleyerek kişinin aşermeyi tolere etme ve yönetme kapasitesini güçlendirebilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İBB, Kumar Bağımlılığıyla Mücadelede Farkındalığı Artırıyor Haber

İBB, Kumar Bağımlılığıyla Mücadelede Farkındalığı Artırıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), panel ile hem kumar bağımlılığı konusunda toplumsal farkındalığı yükseltmeyi hem de sahada vatandaşla doğrudan temas eden meslek elemanlarının (psikolog, sosyal hizmet uzmanı vb.) doğru bilgilendirme ve yönlendirme yapabilmeleri için gerekli bilgi ve donanıma sahip olmalarını amaçladı. Etkinliğe İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, bilim insanları ve İBB Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlıklarından uzman personel katıldı. TOPLUM SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN KRİTİK ADIMLAR Panelin açılış konuşmasını yapan Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, İBB'nin kumar ve madde bağımlılığı sorunlarına karşı yerel yönetimler bazında aktif çözümler geliştirmeye devam ettiğini belirtti. Eryiğit, konuşmasında şu kritik noktaları vurguladı: “İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun vizyonu doğrultusunda, mevcut 9 SUDEM merkezimizi 2029 yılına kadar 15’e çıkararak daha geniş bir kitleye ulaşmayı planlıyoruz. Kumar bağımlılığı, kişinin kumar oynama davranışı üzerinde kontrolünü kaybetmesiyle ortaya çıkan ciddi bir halk sağlığı sorunudur ve diğer bağımlılıkların da başlangıç noktasını oluşturabilmektedir. Bu nedenle, kumar bağımlılığına neden olabilecek biyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel risk faktörlerini anlamak önem taşımaktadır. Kumar bağımlılığı; ruhsal çöküntü, sosyal ilişkilerde bozulma, finansal kayıp, boşanma, intihar gibi çok ağır sonuçlar doğurmasının yanı sıra alkol ve sigara bağımlılığını tetikleyerek ağır fizyolojik hasarlara neden olabilmektedir.” ALANINDA UZMAN İSİMLER ÖNEMLİ KONULARI ELE ALDI Çorbada Tuzun Olsun Derneği (ÇOTUN) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Evren Tüfekçi'nin moderatörlüğünü üstlendiği panelde; Prof. Dr. Kültegin Ögel, Prof. Dr. Cemal Onur Noyan, Uzman Psikolog Kinyas Tekin, Dr. Öğretim Üyesi Belma Yön, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Zengin Yazıcı ve Araştırma Görevlisi Betül Buzluk birer sunum gerçekleştirdi. Oturumlarda, "Kumar Bağımlığı: Bilmemiz Gerekenler," "Kumar Bağımlılığı Tedavisi," "Kumar Bağımlılığında Aile ile Çalışma," "Bağımlılığın Dijital Yüzü: Sanal Bahis," "Kumar Bağımlılığında Ergoterapi" ve "Dijital Evren ve Kumar Bağımlılığı" gibi güncel ve önemli başlıklar detaylıca ele alındı. KAPSAMLI BAĞIMLILIKLA MÜCADELE HİZMETLERİ Sosyal Uyum Destek Merkezleri (SUDEM), tütün, alkol, madde kullanım bozukluğu, kumar ve ekran (teknoloji, sosyal medya, online oyun vb.) bağımlılığı alanlarında hizmet veriyor. Merkezlerde, bağımlılığa yönelik farkındalığın artırılması amacıyla, bağımlılık tanısı almış bireylere ve yakınlarına yönelik danışmanlık ve bilgilendirme hizmetleri sunuluyor. Kişinin ihtiyacına göre arındırma, tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine yönlendirme çalışmaları yapılıyor. SOSYAL VE MESLEKİ DESTEK Ayrıca bireysel psikoterapi, aile/grup çalışmaları ve psikoeğitimler ile bağımlılık tanısı almış bireylerin toplumsal hayata katılımının arttırılması, bireysel ve çevresel sorunlarla başa çıkma becerilerinin kazandırılması amaçlanıyor. Bunların yanı sıra; kültür, sanat ve sosyal etkinlikler ile rehabilitasyon süreçleri desteklenirken, iş/uğraş terapisi hizmetleriyle de bireylere çeşitli mesleki bilgi ve becerilerin kazandırılması, bağımlılık tanısı almış birey ve yakınlarının iş yaşamına ve sosyal hayata uyumunun artırılması hedefleniyor. HİZMET VERİLEN SUDEM BİRİMLERİ Toplamda 9 merkezle hizmet veren SUDEM birimleri şunlar: SUDEM Bağcılar SUDEM Sultanbeyli SUDEM Esenyurt SUDEM Sultangazi SUDEM Ataşehir SUDEM Arnavutköy SUDEM Beyoğlu SUDEM Sancaktepe SUDEM Tuzla 153 Çözüm Merkezi üzerinden SUDEM birimleri ve hizmetleri ile ilgili detaylı bilgi alınabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.