Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Psikolojik Destek

Kapsül Haber Ajansı - Psikolojik Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikolojik Destek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anne Olmaya Güvenle Hazırlık: Gebe Okulları Haber

Anne Olmaya Güvenle Hazırlık: Gebe Okulları

Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarının anne adaylarını bilinçlendirerek gebelik sürecinde yaşanabilecek komplikasyonların önüne geçilmesinde önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Gebelik sürecine hazırlığın yalnızca doğuma değil, gebeliğin tamamına yönelik olması gerektiğini vurgulayan Çift, bu sürecin doğru bilgiyle çok daha sağlıklı yönetilebileceğini ifade etti. “Fizyolojik Süreçler ile Riskli Durumlar Ayırt Ediliyor” Gebe okullarında anne adaylarına gebeliğin fizyolojik süreçleri ile problemli durumların ayrımının öğretildiğini belirten Doç. Dr. Çift, “Anne adaylarının vücutlarında meydana gelen değişimleri tanıması, hangisinin normal hangisinin riskli olduğunu bilmesi büyük önem taşıyor. Olası bir problemde vakit kaybetmeden hastaneye ya da en yakın aile hekimliğine başvurulması sağlanıyor” dedi. “Fiziksel Değişimler Hastalık Olarak Algılanmamalı” Gebelikte pek çok fizyolojik değişimin yaşandığını hatırlatan Çift, bu değişimlerin çoğu zaman anne adayları tarafından hastalık olarak algılanabildiğine dikkat çekti. “Bu sürecin gebeliğin doğal bir parçası olduğunun bilinmesi, gebenin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor. Bilgi, kaygıyı azaltan en önemli unsurlardan biri” diye konuştu. “Aile Desteği Gebelik Sürecini Güçlendiriyor” Gebe okullarında yalnızca anne adaylarının değil, aile bireylerinin de sürece dahil edildiğini belirten Doç. Dr. Çift, eşlerin ve aile büyüklerinin olumlu geri bildirimlerinin gebelik sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. “Olumsuz tutumlar yerine destekleyici bir yaklaşım, gebenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sağlıklı bir süreç geçirmesine katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. “Lohusalık Döneminde Destek Hayati Öneme Sahip” Doğum sonrası dönemin, yani lohusalık sürecinin kadınlar için oldukça zorlayıcı olabildiğini dile getiren Çift, bu dönemde annelerin kendilerini zaman zaman yalnız, dışlanmış ya da soyutlanmış hissedebildiğini belirtti. Yeni doğan bebeğin bakımının annenin zamanının büyük bölümünü aldığını vurgulayan Çift, bu süreçte verilen desteğin anne ruh sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. “Psikolojik Destek Sürecin Ayrılmaz Bir Parçası” Gebelik ve doğum sonrası dönemde psikolojik desteğin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarında bu alanda da rehberlik sağlandığını ifade etti. Anne adaylarının duygusal dalgalanmalarının normal olduğunun anlatıldığını belirten Çift, bu desteğin annenin kendini yalnız hissetmesini engellediğini söyledi. “Gebeler Arası İletişim Süreci Kolaylaştırıyor” Gebe okullarının en önemli avantajlarından birinin de anne adaylarının birbirleriyle iletişim kurabilmesi olduğunu belirten Çift, “Benzer süreçlerden geçen gebelerin bir araya gelmesi, gebeliği daha kolay, daha keyifli ve daha eğlenceli bir hale getiriyor” dedi. “Amaç: Gebeliği Kaygı Değil Güvenle Yaşamak” Gebe okullarının temel amacının gebeliğin bir anksiyete ya da stres kaynağı olarak değil, doğru destekle sağlıklı ve güzel bir süreç olarak yaşanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfur Çift, bilinçli ve desteklenen gebeliklerin hem anne hem bebek sağlığına olumlu katkı sunduğunu sözlerine ekledi.

Büyükşehir Şifa Dağıtıyor Haber

Büyükşehir Şifa Dağıtıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Evde Bakım ve Ambulans Hizmetleri Şube Müdürlüğü, sağlıklı ve gülümseyen Bursa hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. EVDE SAĞLIK SEFERBERLİĞİ Aktif hasta sayısı her geçen yıl artarken, 2025 yılında sisteme kayıtlı 12.873 hastaya 155.000 kez evde bakım hizmeti verildi. Büyükşehir Belediyesi’nin evde bakım hizmetinden yüzde 25 ile en çok 76-85 yaş grubu yararlandı. Hizmet alanların yüzde 19’unu 66-75 yaş grubu, yüzde 16’sını 86-95 yaş grubu, yüzde 12’sini 56-65 yaş grubu, yüzde 8’ini 46-55 yaş grubu, yüzde 7’sini 96 yaş üstü, yüzde 7’sini 1-34 yaş grubu, yüzde 6’sını ise 35-45 yaş grubu oluşturdu. Toplam 7621 kişiye ise 40.898 kez ambulans ve hasta nakil desteği verildi. SAĞLIK OTOBÜSÜ DE ŞİFA DAĞITTI Evde Bakım ve Ambulans Hizmetleri ile 2025 yılında 6.900 doktor muayenesi, 1.228 FTR uzman ziyareti, 5.500 bakım destek hizmeti, 3.200 ev temizliği hizmeti, 12.750 fizyoterapist hizmeti, 71.000 hemşirelik hizmeti, 2.850 psikolojik destek, 450 ebelik hizmeti, 1.800 diyetisyen hizmeti verildi. Büyükşehir Belediyesi tarafından kente kazandırılan ‘Sağlık Otobüsü’nde 4.567 vatandaş ağırlanırken, 23.259 kez sağlık hizmeti verildi. “HER YIL BİNLERCE VATANDAŞIMIZA DESTEK SAĞLIYORUZ” Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, sosyal belediyecilik anlayışını merkeze alarak Bursalıların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Sağlık hizmeti almanın herkesin en temel hakkı olduğunu vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, “Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak hiçbir vatandaşımızı yalnız bırakmıyoruz. Sağlık hizmetini mahallere ve evlere kadar ulaştırıyoruz. Amacımız, ihtiyaç duyan tüm vatandaşlarımızın yanında olmak. Hayattaki en değerli servetin sağlık olduğunu biliyoruz. Evde sağlık hizmetlerini 7 gün 24 saat kesintisiz sürdürüyoruz. Her yıl binlerce vatandaşımıza destek sağlıyoruz. Türkiye’ye örnek olacak olan halk sağlığı projelerimizi bir bir yaşama geçirmeye devam edeceğiz. Tüm hastalarımıza şifa, özveriyle çalışan sağlık ekibimize de çalışmalarında kolaylıklar diliyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir Sağlıkta Yerel Yönetim Modeliyle Türkiye’ye Örnek Oldu Haber

İzmir Sağlıkta Yerel Yönetim Modeliyle Türkiye’ye Örnek Oldu

İzmir’de sağlık politikaları; koruyucu halk sağlığı çalışmaları, evde bakım, ruh sağlığı desteği, eğitim ve farkındalık çalışmaları, test ve danışmanlık merkezleri, aktif yaş alma ve yaşam boyu öğrenme uygulamaları gibi farklı alanlardaki hizmetlerle gelişiyor. “Şehir Sağlık Profili” çıkararak “Şehir Sağlığını Geliştirme Planı” oluşturan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılında Sağlık Bakanlığı’nın Sağlığı Geliştiren Belediyeler Projesi kapsamında verilen Sağlığı Geliştiren Belediye (SAGEB) unvanını alan Türkiye’deki ikinci büyükşehir belediyesi oldu. Büyükşehir; sağlık hizmetlerinden belediye tarafından verilen eğitimlere, yeşil alanlar ve atık yönetiminden ulaşım, bisiklet ve yaya yollarına kadar pek çok madde üzerinden incelenerek bu unvanı elde etti. Eşrefpaşa Hastanesi ek hizmet binası tamamlanacak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2024 yılının eylül ayında yapımına başlanan, 549 milyon liraya mal olacak Eşrefpaşa Hastanesi ek hizmet binasında çalışmalar hızlandı. Modern sağlık tesisinin yüzde 42’si tamamlandı. Projenin 2026’da bitirilmesi hedefleniyor. Bu yıl evde bakım hizmeti öne çıktı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Eşrefpaşa Hastanesi Evde Bakım Şube Müdürlüğü ekipleri, İzmir’in dört bir yanına hizmet ulaştırıyor. Bu kapsamda 2025 yılında kişisel bakım, kuaför, ev temizliği ve mini onarım hizmeti başta olmak üzere toplam 24 bin 220 kişiye ulaşıldı. Hasta muayenesinden fizyoterapiye, diş hekimi muayenesinden psikolojik danışmanlığa kadar sağlık hizmetlerinden ise 7 bin 506 kişi faydalandı. “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesi Yaralanma ya da ölümlere sebep olabilen ev kazalarını önlemeye karşı da adım atılarak “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesi hayata geçirildi. Proje kapsamında iş güvenliği uzmanları tarafından “evde bakım” hizmeti alan yurttaşların evleri değerlendirilerek ev kazalarına sebebiyet verebilecek riskler saptandı, ardından evler tek tek ziyaret edilerek önleyici tedbirler alınmaya başlandı. Poliklinik hizmetlerine yeni soluk Eşrefpaşa Hastanesi’nin poliklinikleri, 2025 yılında 352 bin 911 hastaya hizmet verirken, bir yılda bin 686 hastaya operasyon yapıldı. Eşrefpaşa Hastanesi, anne adaylarına, lohusalara ve baba adaylarına yönelik Gebe Okulu, Sigarayı Bırakma Polikliniği ve Ambulans Servisi de kurdu. Sağlıklı Yaş Alma ve Alzheimer ve Demans Merkezi İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Sağlıklı Yaş Alma Merkezi, bu yıl 65 yaş üstü bin üyesine birçok alanda ücretsiz kurs ve atölye imkânı sundu. Merkeze gelen yurttaşlar; yoga, pilates, jimnastik, müzik, drama, satranç, çini boyama, takı tasarımı, el sanatları, tango ve spor gibi geniş bir yelpazede düzenlenen aktivitelerden yararlandı. Bunun yanında Alzheimer ve Demans Merkezi, birinci evre Alzheimer ya da hafif demans tanısı olan bireylere yönelik gündüz bakım ve bilişsel-psikososyal aktivite desteği sunmaya devam etti. Psikolojik destek hizmetleri Yıl ortasında hizmete başlayan ücretsiz psikolojik destek birimlerinde yaklaşık 700 yurttaşa ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmeti verildi. Şehrin yedi farklı noktasına dağılan destek birimleri, İzmir’de erişilebilir ve çok merkezli bir ruh sağlığı hizmeti yapısını güçlendiriyor. Kimliksiz ve ücretsiz test hizmeti Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü’nün ağustos ayında hizmete açtığı Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi (GDTM), ücretsiz ve tamamen anonim HIV, Hepatit B, Hepatit C ve sifiliz testi sunmaya başladı. Kimlik bilgisi alınmadan yürütülen danışmanlık ve test hizmeti İzmir’de koruyucu halk sağlığı yaklaşımının güçlenmesine katkı sağlarken, merkezin hızlı ve gizlilik esaslı yapısı vatandaşlar tarafından yoğun ilgi görmeye devam ediyor. İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi Haziran ayından bu yana hizmet veren Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü’ne bağlı İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi (İZSEM), koruyucu sağlık yaklaşımını temel alan çok yönlü yapısıyla yoğun ilgi gördü. Merkezde psikolojik danışmanlık, beslenme ve diyet, kadın ve üreme sağlığı, fizyoterapi ve hareketli yaşam programları ücretsiz olarak sunuluyor. Diyabet Farkındalık Merkezi ve İzmir Yaşlılık Atlası Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü, mevcut hizmetlerin yanı sıra önümüzdeki dönemde İzmir’in sağlıklı yaşam ekosistemini daha da güçlendirecek iki önemli çalışmayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Diyabet Farkındalık Merkezi, çok yakında kapılarını açarak vatandaşlara diyabetle ilgili bilgilendirme, risk taraması, danışmanlık ve yaşam tarzı destek programları sunacak. Bunun yanında, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) iş birliğiyle yürütülecek İzmir Yaşlılık Atlası çalışması da kentin yaşlanma dinamiklerini bütüncül biçimde ortaya koyarak İzmir’in yaş dostu politikalarının bilimsel temelde şekillenmesine katkı sağlayacak. Bu iki çalışma, İzmir’in sağlıklı ve yaşanabilir bir kent olma vizyonunu geleceğe taşıyan önemli adımlar arasında yer alıyor. Uluslararası ağlarda etkin rol ve WHO iş birlikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Yaşlı Dostu Kentler ve Topluluklar Ağı’na kabul edilerek yaşlı dostu kent standartlarını uluslararası düzeyde uygulayan şehirler arasına girdi. Ayrıca UNESCO Öğrenen Şehirler çalışmalarının yürütülmesi görevini üstlenerek İzmir’in yaşam boyu öğrenme vizyonunun koordinasyonunu sağladı. WHO yetkililerinin onayı ve iş birliğiyle, İZPA ile birlikte “Yerel Yönetimler İçin Sağlık Alanında Dünyadan İyi Uygulama Örnekleri” ve “Geleceğin Yaşlı Dostu Kentlerine Dünyadan İyi Uygulama Örnekleri” başlıklı iki önemli yayın hazırlandı. Bu çalışmalar, İzmir’in hem halk sağlığı politikalarında hem de yaşlı dostu kent modellerinin geliştirilmesinde Türkiye’ye örnek gösterilen bir konuma yükselmesine katkı sağladı. İzmir’de Üçüncü Yaş Üniversitesi dönemi İleri Yaş Eylem Planı kapsamında Ege Geriatri Derneği iş birliği ile 60 yaş ve üstü yurttaşlara yönelik hayata geçirilen Üçüncü Yaş Üniversitesi, Meslek Fabrikası ve Mustafa Necati Kültür Merkezi olmak üzere iki ayrı merkezde faaliyetlerine devam ediyor. Dört dönem sürecek eğitimlerin sonunda her öğrenci sosyal projelere de fiziki olarak katılarak mezuniyet hakkı elde edecek ve kep atma sevinci yaşayacak. Meslek Fabrikası’nda verilen eğitimlerde 87, Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde verilen eğitimlerde ise 157 yurttaş eğitim görmeye devam ediyor. Yuvamız İzmir’de sağlık eğitimleri İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZELMAN Yuvamız İzmir Çocuk Etkinlik Merkezlerinde eğitim alan çocukların temel sağlık ve güvenlik konularında farkındalık kazanmasını sağlamak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemek ve olası kazalara karşı koruyucu davranışlar geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla yıl ortasında eğitim programı başlattı. 2026 yılının mayıs ayına kadar sürecek program “hijyen” ve “çocukların yaşadığı ev kazalarından korunma ve ilk yardım” gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitimleri kapsıyor. Koruyucu, önleyici ve tedavi edici sağlık Sağlık eğitimleri ve farkındalık çalışmaları da sürüyor. 2025 yılında 1928 eğitim oturumu yapılırken, eğitimlere 62 bin 331 kişi katıldı. Diş hekimleri tarafından da “Gezici Ağız ve Diş Sağlığı Aracı” ile İzmir'in her yerinde sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla ağız ve diş sağlığı eğitimi veriliyor. Eğitimlerde ağız bakısı yapılan ve ilgili kurumlara yönlendirilen kişi sayısı ise 3 bin 772’ye ulaştı. “Bizim Mahalle Sohbetleri” ve afet eğitimleri İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2025’te Şato binasında “Bizim Mahalle Sohbetleri” serisi başlatıldı. Ev kazalarından akıllı ilaç kullanımına kadar birçok başlıkta düzenlenen eğitimlere mahalle muhtarları ile vatandaşlar katılım gösteriyor. Eğitimler, her perşembe saat 16.00’da düzenlenmeye devam edecek. İzmir’in 30 ilçesinde afet ve acil durumlarda toplum sağlığı eğitimleri de yapılıyor. Sağlıklı Köyler ve Sağlıklı Parklar Sağlıklı Köyler Projesi kapsamında, İzmir’in kırsal bölgelerinde yaşayan vatandaşların sağlık okuryazarlığı düzeylerini artırmak ve sağlıklarını korumak amacıyla bir pilot çalışma yürütüldü. Çalışma; Bergama, Ödemiş ve Torbalı ilçelerinden seçilen üç pilot bölgede tamamlandı. Pilot uygulamada eğitimlere katılan kişilerin sağlık algıları ve pratikleri hakkında veriler elde edildi. Ayrıca vatandaşlara ağız ve diş bakısı yapılarak bölgeye özgü sağlık ihtiyaçları belirlendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet alanına giren parklarda ise sağlıklı beslenme, ilk yardım, aktif yaşam, ev kazaları ve korunma yolları, zoonoz hastalıklar hakkında sağlık eğitimleri gerçekleştiriliyor. Proje, kent merkezinde yer alan 11 ilçenin tamamında yer alan parklarda sürdürülüyor.

 Deprem Bölgesindeki Gençlere  Fırsat Eşitliği İçin Teknoloji Desteği Haber

 Deprem Bölgesindeki Gençlere  Fırsat Eşitliği İçin Teknoloji Desteği

“İyilik bulaşıcıdır” motivasyonuyla TÜBİSAD tarafından başlatılan TEK/TES projesi, bölgede dijital kapsayıcılığı güçlendirmeyi hedefliyor. Bu kapsamda kurulan 27’nci Teknolojik Eğitim Sınıfı, Softtech’in desteğiyle öğrencilerle buluştu. İş Bankası’nın yapımını üstlendiği İş Bankası Defne Anadolu Lisesi bünyesinde hayata geçirilen sınıf, öğrencilere bilişim, kodlama ve yaratıcı teknoloji uygulamalarını deneyimleme fırsatı sunuyor. Türkiye’nin öncü teknoloji şirketi Softtech ise sınıfın teknoloji altyapısının kurulumu, bilgisayar ve uygulama ekipmanlarının temini ile eğitsel materyallerinin kazandırılmasını üstlendi. Okulda 380’i kız, 235’i erkek olmak üzere toplam 615 öğrenci eğitim görüyor. Yeni açılan Teknolojik Eğitim Sınıfı, bilişim teknolojileri ve yazılım derslerinde aktif olarak kullanılacak. Bilişim donanımlarının yanı sıra, bilişim, kodlama ve iletişim kitaplarının yer aldığı bir kütüphane oluşturularak öğrencilerin teknoloji odaklı öğrenme süreçleri desteklendi. Hatay Valisi Sayın Mustafa Masatlı’nın katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve Softtech Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Gökmenler, İş Bankası Genel Müdür Yardımcıları Suat E. Sözen ve Mehmet Celayir, Softtech Genel Müdürü M. Bülent Özçengel ile TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Murat Boyla, Işıl Kılınç Gürtuna ve Emre Hantaloğlu, 19 Kasım Çarşamba günü Teknolojik Eğitim Sınıfı’nı ziyaret ederek okul yönetimi ve öğrencilerle bir araya geldi. Softtech Genel Müdürü M. Bülent Özçengel deprem bölgesindeki gençlerin eğitim yolculuğunda yanlarında olmanın geleceğin Türkiye’si için en anlamlı desteklerden biri olduğunu vurguladı. Özçengel, “TÜBİSAD iş birliğiyle hayata geçen bu sınıf ile gençlerin yetkinliklerine katkı sunmak, onları dijital dünyanın aktif bireyleri haline getirmek istiyoruz. Geçtiğimiz yıl Softtech Gönüllüleri’nin sahnelediği tiyatro projemizle bölgedeki ortaokul öğrencilerinin eğitimlerine destek olduğumuzda da amacımız aynıydı: Fırsat eşitsizliğini azaltan, sürdürülebilir ve dönüştürücü bir öğrenme deneyimine katkıda bulunmak” diye konuştu. TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Boyla, “TEK/TES projesiyle gençlerin teknolojiye erişimini artırmak, dijital becerilerini geliştirmek ve fırsat eşitliğini güçlendirmek için kararlı bir şekilde çalışıyoruz. 27’nci Teknolojik Eğitim Sınıfı’nı açarak bu hedef doğrultusunda önemli bir adım daha attık. Bu projenin hayata geçmesine katkı sunan Softtech’e iş birlikleri için teşekkür ediyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında teknolojiye erişimde dezavantajlı bölgeler ve bireyler için kalıcı, sürdürülebilir çözümler üretmeye; eğitim altyapı projelerimizle ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi. Türkiye'nin geleceğini teknolojiyle güçlendiren ortaklık TÜBİSAD’ın deprem bölgesinde yürüttüğü Teknolojik Eğitim Sınıfları projesi, gençlerin teknolojiye erişim, dijital beceri kazanımı ve üretim kültürüyle buluşması için kalıcı öğrenme alanları oluşturuyor. Bu sınıflar, öğrencileri yalnızca teknolojiyi kullanan tüketiciler değil, tasarlayan, üreten ve keşfeden bireyler olmaya teşvik ediyor. Öğretmenlerin, yerel paydaşların ve gönüllü uzmanların katkılarıyla yürütülen atölyeler, kodlama eğitimleri ve proje geliştirme çalışmaları sayesinde Teknolojik Eğitim Sınıfları, bir öğrenme mekânından çok, bir üretim ve gelişim merkezine dönüşüyor. Teknolojiyle donatılmış mobil veya sabit konumlandırılan sınıflar olan ve her biri 20 öğrenci kapasitesine sahip TEK ve TES'ler, öğrencilerin teknoloji eğitimlerinin yanı sıra farklı yaş gruplarının çeşitli bilişim, sosyal ve kültürel aktiviteleri, meslek edindirme kursları ve psikolojik destek sunarak ‘Dönüşümlü Eğitim Merkezi’ olarak da kullanılıyor. Proje, Birleşmiş Milletler’in Nitelikli Eğitim, Eşitsizliklerin Azaltılması, İnovasyon ve Amaçlar İçin Ortaklık ilkeleri ve Türkiye’nin toplumsal kalkınma hedefleriyle de uyumlu ilerliyor.

Her Yıl 2 Bin Çocuk TİP 1 Diyabetle Tanışıyor Haber

Her Yıl 2 Bin Çocuk TİP 1 Diyabetle Tanışıyor

Toplantıda, çalışma hayatında önyargılarla mücadele etmek zorunda kalan diyabetli bireyler için de alınabilecek pratik önlemlere değinildi. Diyabetin en hızlı arttığı ülkeler arasında olan Türkiye’de, hem çocukluk çağı hem de erişkin diyabetine ilişkin en güncel gelişmeler, Koç Üniversitesi Hastanesi’nde “14 Kasım Dünya Diyabet Günü”nde düzenlenen toplantıda, alanında uzman isimler tarafından ele alındı. Çocukluk çağı ve erişkin diyabetine ilişkin önemli bilgilerin paylaşıldığı toplantının açılışını Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzm. Prof. Dr. Gül Yeşiltepe Mutlu yaptı. Toplantıda, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Şükrü Hatun “Diyabetli Çocukların Durumu 2025 Raporu”nu ilk kez açıkladı. Koç Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hast. Uzm. Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, “Erişkin Diyabetlilerin Hakları ve İşyerinde Diyabetle Yaşam” konusunda önemli bilgiler paylaştı. Diyabetli çocukların aileleri de “Anne ve Babaların Dilinden Diyabetli Çocukların Dünyası ve İhtiyaçları” konusunda kendi deneyimlerini aktardı. Türkiye’de 30 bin diyabetli çocuğumuzun acil destek ihtiyacı var Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Şükrü Hatun, Diyabetli Çocuklar Vakfı (DİYAÇEV) tarafından hazırlanan “Diyabetli Çocukların Durumu 2025 Raporu”na dikkat çekti. Prof. Dr. Hatun: “Türkiye’de 30 bin diyabetli çocuğumuz var ve her yıl yaklaşık 2 bin çocuğumuz Tip 1 diyabet tanısı alıyor. Tip 1 diyabet, çocukluk çağında ani başlayan, sebebi bilinmeyen ve yaşam boyu insülin tedavisi gerektiren bir durumdur. Zamanında tanı ve doğru bakım sağlandığında diyabetli çocuklar sağlıklı bir yaşam sürebilirler, ancak tanı gecikmeleri, eğitim eksiklikleri ve tedaviye erişimdeki eşitsizlikler ciddi sıkıntılara neden olabiliyor. Ayrıca, sosyal hayatta etiketlenmemek de büyük önem taşıyor. Bu nedenle ‘şeker hastası’ yerine ‘Tip-1 diyabetli’ ifadesi tercih edilmeli,” dedi. Prof. Dr. Şükrü Hatun, raporda dikkat çeken detaylarla ilgili şu bilgileri verdi: “Çocuk diyabet bakımında son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilse de, HbA1c düzeyleri hala hedeflerin üzerinde. Avustralya ve İsveç gibi ülkelerdeki merkezler ülke çapında hayata geçirdikleri programlarla 10 yıl içinde HbA1c seviyelerinde ortalama yüzde 6,7-6,8 aralığında kayda değer bir düşüş sağlamayı başardılar. Türkiye için de bu mümkün, diyabetli çocuklara yaşam boyu süren bütüncül bir yaklaşım sunabilirsek bunu başarabiliriz.” Diyabetin sadece glukoz kontrolü olmadığının ve diyabetli çocuklar için yaşam boyu süren bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunun altını çizen Prof. Dr. Şükrü Hatun, bu konudaki önerilerini de şöyle sıraladı: “Bu rapordaki veriler dikkate alınarak 5 yıllık bir ‘Çocukluk Çağı Diyabet Bakımının Geliştirilmesi Programı’nın yapılması çok önemli. Bu programda Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi dezavantajlı bölgelere ağırlık verilmesi kritik önem taşıyor. Özellikle çocukluk çağı diyabetlerinde diyetisyen son derece önemli oluyor. Her 500 Tip 1 diyabetliye bir diyetisyen sağlanmasını öneriyoruz. Yine, psikolojik destek de çok önemli. Çocuk diyabet ekiplerinin tümüne psikolog sağlanması kritik önem taşıyor. Diyabet teknolojilerinin tümünün ihtiyacı olan çocuklara ücretsiz olarak verilmesi çok önemli. Son yıllarda bütün dünyada ve ülkemizde kullanımı artan sensörler her 5 dakikada bir (günde 288 kez) ve acısız bir şekilde ölçüm yapabiliyor. Sensörler sayesinde glukoz seyrini video çeker gibi izlemek, yükseklik ve düşüklükleri önceden tahmin etmek, alarmlar sayesinde uyarılmak ve akıllı telefonlar üzerinden ailelerin çocuklarının glukozunu uzaktan izlemesi mümkün. Bu nedenle, başta sensörler olmak üzere, otomatik insülin pompaları ve sarf malzemelerinin de tüm çocukların adil erişiminin olması son derece kritik önem taşıyor. Ülke çapında kısa süreli, etkin eğitim programı olan diyabet kamplarının yaygınlaştırılması da yine önem taşıyor.” Türkiye erişkin diyabetinde Avrupa’da ilk sırada Türkiye’de diyabetin diğer ülkelere kıyasla hızla arttığına dikkat çeken Koç Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hast. Uzm. Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli de, “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre Türkiye’de 9,6 milyon erişkin diyabetle yaşıyor, bu rakam Türkiye’yi Avrupa’da diyabetli erişkin sayısının en yüksek olduğu ülke konumuna getiriyor. Diyabetli nüfusumuzun artışıyla birlikte, özelikle iş bulma ve işyerinde güvenli çalışma aşamalarında diyabetli bireyler aleyhine önyargıların olduğunu duyuyoruz. Bu yıl IDF de Dünya Diyabet Günü temasını ‘Diyabet ve İşyeri’ olarak belirledi. Bu önyargıları kırmak ve negatif anlamda ayırımcılığı önlemek çok önemli,” dedi. Diyabetin doğru yönetildiğinde çalışma hayatını engelleyen bir sağlık durumu olmadığının altını çizen Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, işverenlerin ve çalışma arkadaşlarının da diyabet konusunda farkındalık sahibi olmasının diyabetlilerin iş yaşamını kolaylaştıracağının önemini dile getirdi. Prof. Dr. Deyneli, diyabet dostu şirketlerin aslında sağlık dostu olduklarının da altını çizdi. Toplumsal farkındalığın artması çok önemli Toplantıda diyabetli çocukların aileleri ve diyabetli çocuklar da söz alarak deneyimlerini paylaştı. Aileler, diyabetin doğru bilgi, düzenli takip ve bilinçli bir yaşam tarzıyla etkili bir şekilde yönetilebileceğini vurguladı. Aileler, benzer deneyimleri paylaşmanın hem çocuklara hem de ebeveynlere moral verdiğini, bu süreçte dayanışma ve karşılıklı desteğin büyük önem taşıdığını dile getirdi. Ayrıca, toplumsal farkındalığın artmasının hem tedavi sürecini kolaylaştıracağını hem de çocukların yaşam kalitesine olumlu katkı sağlayacağını ifade ettiler.

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor! Haber

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor!

Prof. Dr. Ülküer, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 10-14 Kasım Dünya Akran Zorbalığıyla Mücadele Haftası kapsamında çocuğa karşı şiddet ve akran zorbalığı ilişkisini değerlendirerek, bu yılın teması olan “İyiliğin Gücü” ne dikkat çekti. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi devam ediyor Prof. Dr. Ülküer, geçtiğimiz yıl Kolombiya’nın başkenti Bogota’da düzenlenen Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Küresel Bakanlar Toplantısı’nın birinci yıl değerlendirmesine değinerek, ülkelerin bu alanda attıkları adımları şöyle değerlendirdi: “Bir yıl önce ülkeler, çocuğa karşı şiddeti tamamen ortadan kaldırmak için taahhütlerde bulunmuştu. Dünya Sağlık Örgütü ev sahipliğinde yapılan çevrim içi toplantıda, bu sözlerin ne kadar yerine getirildiği konuşuldu. Birçok ülke, özellikle ‘fiziksel ceza’ konusunda ciddi yasal yaptırımlar getirdi. Şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve farkındalık oluşturulması konusunda güçlü adımlar atıldı. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi —ihmal, istismar, örseleme— insanlığın acilen çözmesi gereken bir sorun olmaya devam ediyor.” Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti, akran zorbalığı Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti yani akran zorbalığının yalnızca fiziksel bir şiddet türü olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Zorbalık, bir bireyin kasıtlı olarak ve tekrar eden biçimde bir başka kişiye zarar vermesi ya da onu rahatsız etmesiyle ortaya çıkar. Bu yalnızca fiziksel temasla değil, sözel saldırılar, dışlama veya dijital zorbalık gibi eylemlerle de gerçekleşebilir. Genellikle üç temel unsurla tanımlanır; niyet, süreklilik ve güç dengesizliği.” dedi. Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor UNICEF’in 2024 raporuna göre, zorbalık davranışlarının çocukların yaşam kalitesini derinden etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Ülküer, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. TÜİK’in 2024 araştırmalarına göre; 6-17 yaş arası her 7 çocuktan biri, birden fazla kez akran zorbalığına uğruyor. Özel gereksinimli çocuklar, akran zorbalığına maruz kalma açısından daha yüksek risk altında. Zorbalığa uğrayan çocukların okul devamsızlık oranları artıyor, akademik başarıları düşüyor ve yaşam boyu sürecek travmalar ortaya çıkabiliyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Ülküer, bu tabloya dikkat çekerek, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler. Bu nedenle, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, akran zorbalığının da önlenmesi açısından kritik önemdedir.” ifadesinde bulundu. Güçlü ebeveynler zorbalığın önlenmesinde kilit rol oynuyor İngiltere merkezli Akran Zorbalığına Karşı Birliği (Anti Bullying Alliance-ABA) gibi kurumların çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ülküer, zorbalığın önlenmesinde en etkili stratejilerin başında ebeveynlerin güçlendirilmesinin geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığının önlenmesinde en önemli faktörlerden birinin “güçlü ebeveyn-çocuk iletişimi” olduğunu ifade ederek, çocukların ilk öğretmenleri olan ebeveynlerin, bilinçli iletişim kurma becerilerini geliştirmelerinin, zorbalığın erken fark edilmesinde ve önlenmesinde hayati önem taşıdığını söyledi. Ebeveynlere akran zorbalığıyla mücadelede öneriler Ebeveynlere bu konuda bazı pratik öneriler sunan Prof. Dr. Ülküer, şöyle devam etti: “Çocuğunuzla sakin ve yargılamadan konuşabileceğiniz bir zaman ayırın. Açık uçlu sorular sorun; “Bana neler olduğunu anlatabilir misin?” gibi sorularla kendini ifade etmesini sağlayın. Duygusal değişimleri fark edin; okula gitmek istememesi, eşyalarının kaybolması gibi işaretlere dikkat edin. Zorbalığa uğrayan çocuğunuza bunun kendi suçu olmadığını, birlikte çözebileceğinizi hatırlatın. Zorbalığa tanık olan çocuğunuza iyiliğin önemini anlatın; yetişkine haber vermesini ve zorbalık görene destek olmasını teşvik edin. Zorbalığa karışan çocuğunuzla sakin konuşun; davranışının etkilerini anlamasına ve doğru davranışı öğrenmesine yardımcı olun. Okulla iş birliği yapın ve süreci birlikte takip edin. Empati ve saygı konusunda örnek olun; öfkelendiğinizde bile nazik ve anlayışlı davranarak model oluşturun.” Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığını önlemede okul sistemlerinin ve eğitim politikalarının önemini dile getirerek, “Öğretmenlerin meslek öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde akran zorbalığıyla mücadeleye yer verilmesi gerekiyor. Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı. Zorbalık olayları kayıt altına alınmalı ve ilgili kurumlara hızla bildirilmelidir. Ayrıca okullar, ebeveynlerle güçlü bir iletişim içinde olmalıdır.” dedi. Zorbalık yapan çocukların çoğu da geçmişin mağdurları Zorbalık döngüsünün kırılabilmesi için mağdurların yanı sıra zorbalık yapan çocuklara da psikolojik destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Şiddet şiddeti doğurur. Zorbalık yapan çocukların çoğu, geçmişte başka türden şiddetlerin mağdurları olmuştur. Bu nedenle, davranışlarının ardındaki nedenlerin araştırılması ve gerekli psikososyal desteğin sağlanması çok önemlidir.” ifadesinde bulundu. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı Prof. Dr. Ülküer, çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı: “Politika odaklı araştırmalar yapılmalı; yalnızca “kim” ve “ne” değil, “neden” ve “nasıl” sorularına da yanıt aranmalı. İzleme ve değerlendirme çalışmaları, mevcut önleme programlarını bilimsel olarak gözden geçirmeli. Ulusal strateji planı ve bütçe, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda hazırlanmalı. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı; farkındalık çalışmalarının sürdürülebilirliği için kaynak oluşturulmalı.” İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim Tüm bu gerekçelerden yola çıkarak, TBMM içinde başlatılan Çocuk Hareketi’nin Türkiye Büyük Millet Meclis’i bünyesinde Akran Zorbalığını Önleme Komisyonu kurduğunu ifade eden Prof. Dr. Ülküer, “Komisyon, katılımcı bir bakış açısıyla çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Bu önerilerin hayata geçirilmesinde önemli bir lokomotif olacaktır. Desteklenmesi gereken önemli bir adım. İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart! Haber

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart!

Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreçlerde çoğu hasta yıkıcı olumsuz düşüncelere kapılır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır.” dedi. Bu dönemde verilen psikolojik desteğin, duygusal yükü hafiflettiğini, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırdığını vurgulayan Erol, ruhsal destek olmadan yürütülen bir tedavinin eksik kaldığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı. Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim! Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi. Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu. Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor! Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi. Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.” Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar! Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi. Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi. Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir. Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”

Hyundai Motor Türkiye’den Kadın Sürücüleri Cesaretlendiren Proje Haber

Hyundai Motor Türkiye’den Kadın Sürücüleri Cesaretlendiren Proje

Toplumsal cinsiyet eşitliği, hayatın her alanında olduğu gibi trafikte de önem taşıyor. Hyundai Motor Türkiye, iki yıl önce bu farkındalıkla yola çıkarak kadınların trafikte daha aktif rol almalarını teşvik eden örnek bir sosyal sorumluluk projesine imza atmıştı: “Trafikte Daha Çok Kadın”. Kadın sürücüleri trafikte daha fazla özgüvenli olmaya teşvik etmek amacıyla başlatılan “Trafikte Daha Çok Kadın” projesi, Hyundai Motor Türkiye’nin toplumsal sorumluluk yaklaşımının önemli bir parçası olarak büyümeye devam ediyor. Proje kapsamında, ehliyeti olmasına rağmen trafiğe çıkmaya çekinen kadınlara yönelik teorik ve pratik sürüş eğitimleri düzenleniyor. Bu proje, sadece bireysel gelişimi değil, aynı zamanda kadınların trafikte daha fazla temsil edilmesini ve toplumda güvenli sürüş kültürünün yaygınlaşmasını hedefliyor. Kadınların trafikte daha fazla yer alması hem trafik güvenliğini artırıyor hem de toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlıyor. Hyundai, Kıbrıs’ta düzenlediği özel eğitimde de bu kez projeyi kadın gazeteciler ile buluşturdu. Alanında uzman 30 kadın basın mensubunun katıldığı etkinlikte, güvenli sürüşe yönelik teorik bilgilendirmelerin ardından katılımcılar pist üzerinde oluşturulan özel istasyonlarda pratik eğitimler aldı. Basın buluşmasına özel hazırlanan kısa eğitimde; panik frenleme, slalom ve viraj kontrol gibi konular deneyimlendi. Proje kapsamında verilen eğitimler, sadece teknik sürüş becerilerini değil, aynı zamanda psikolojik destek ve özgüven kazanımını da içeriyor. Eğitime katılanlar güvenli sürüş teknikleri öğreniyor, trafikte karşılaşabilecekleri durumlara karşı hazırlıklı hale geliyor ve eğitim sonunda sertifika alarak ilk adımı atmış oluyor. Women Drivers Network ile iş birliği Proje, Hyundai Motor Türkiye’nin Women Drivers Network ile yaptığı iş birliği sayesinde hayata geçirildi. Bu ağ, kadınların sürüş deneyimlerini paylaşmalarını, birbirlerinden öğrenmelerini ve destek almalarını sağlayan bir platform sunuyor. Women Drivers Network iş birliğiyle hayata geçirilen proje, bugüne kadar 100’ü aşkın kadın sürücüye güvenli sürüş eğitimi verilmesini sağladı. Hyundai, bu sayıyı önümüzdeki dönemde artırarak 2 yılda 1.000’den fazla kadın sürücüye veya sürücü adayına ulaşmayı hedefliyor. Murat Berkel: “Kadınları trafikte cesaretlendirmek istiyoruz”. Kıbrıs’ta düzenlenen eğitime Hyundai Motor Türkiye’nin üst yönetimi de katılım gösterdi. Markanın Yurtiçi Satış, Pazarlama ve Satış Sonrası Genel Müdürü Murat Berkel, proje hakkında şunları söyledi: “Türkiye’de milyonlarca kadının ehliyeti olmasına rağmen, birçoğu çeşitli nedenlerle aktif olarak araç kullanmıyor. Kimi zaman özgüven eksikliği, kimi zaman toplumsal baskılar veya trafik korkusu, kadınların direksiyon başına geçmesini engelliyor. Hyundai olarak bu projemizle kadınları cesaretlendirmeyi, desteklemeyi ve trafikte daha görünür hale getirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca, kadınların trafikte daha özgüvenli olmaları, hem toplumsal gelişim hem de güvenli sürüş kültürü açısından büyük önem taşıyor. Hyundai Motor Türkiye olarak kadın sürücülerin yanında olmaktan ve bu alanda farkındalık yaratmaktan gurur duyuyoruz”. Toplumsal Etki ve Farkındalık “Trafikte Daha Çok Kadın” projesi, sadece bireysel gelişimi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümü hedefliyor. Kadınların trafikte daha fazla yer alması trafik güvenliğini artırıyor, toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlıyor ve kadınların özgüvenini ve bağımsızlık duygusunu pekiştiriyor. Direksiyon başında daha çok kadın görmek, sadece bir hedef değil; daha eşit, daha güvenli ve daha kapsayıcı bir toplumun da göstergesi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.