Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Psikolojik Destek

Kapsül Haber Ajansı - Psikolojik Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikolojik Destek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YEDAŞ’tan LÖSEV Farkındalığına Turuncu Işık ​​​​​​​ Haber

YEDAŞ’tan LÖSEV Farkındalığına Turuncu Işık ​​​​​​​

İnsana, çevreye ve doğaya değer veren yaklaşımıyla toplumsal konularda fark yaratmayı hedefleyen Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. (YEDAŞ), bu yıl hayata geçirdiği “Farkındalığın Renkleri” projesiyle farklı toplumsal konulara ışık tutuyor. Projenin ilk çalışmasında meme kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla, KETEM iş birliği ile Samsun Atakum Körfez Sahili'ndeki aydınlatmaları pembeye dönüştüren YEDAŞ, şimdi de LÖSEV iş birliğiyle Lösemili Çocuklar Haftası'na özel olarak sahili turuncu ışıklarla buluşturdu. Aydınlatma uygulamasına elektrik direklerine yerleştirilen farkındalık mesajları da eşlik etti. Turuncu Işıklar Umut ve Dayanışmayı Simgeliyor Her yıl 2-8 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen Lösemili Çocuklar Haftası, lösemi konusunda toplumsal bilinci artırmayı, erken tanının önemine dikkat çekmeyi ve tedavi sürecindeki çocuklara yönelik dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Haftanın simge rengi olan turuncu ise lösemiyle mücadele eden çocukların yanında olmayı, umudu ve dayanışmayı temsil ediyor. Lösemiyle mücadele, çocukların yanı sıra aileleri için de zorlu ve çok yönlü bir süreç. Tedavinin yanında eğitim, psikolojik destek ve sosyal yardımlar da bu sürecin önemli parçalarını oluşturuyor. Bu doğrultuda faaliyetlerini sürdüren LÖSEV, lösemi tedavisi gören çocuklara ve ailelerine sağlık, eğitim ve sosyal destek alanlarında çeşitli hizmetler sunuyor. YEDAŞ da gerçekleştirdiği iş birliğiyle bu alandaki çalışmalara dikkat çekerek lösemi konusunda toplumsal duyarlılığın artmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. “Topluma Değer Katan Çalışmaları Önemsiyoruz” YEDAŞ Kurumsal İletişim Müdürü Emin Genç, “Farkındalığın Renkleri” projesi ve gerçekleştirilen çalışmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “YEDAŞ olarak bölgemize enerji ulaştırırken topluma değer katan projeler de üretmek istiyoruz. ‘Farkındalığın Renkleri’ projemizi bu düşünceyle başlattık. Geçtiğimiz ay meme kanseri farkındalığı için pembe yanan ışıklarımızı, bu kez LÖSEV iş birliğiyle lösemiyle mücadele eden çocuklarımız için turuncuya çevirdik. İstiyoruz ki sahilde yürüyen binlerce insan bu ışıkları gördüğünde taşıdığı mesajı da fark etsin. Çocuklarımızın ve ailelerinin yanında olduğumuzu hissettirebilir, daha fazla insanı bu dayanışmaya katabilirsek ne mutlu bize. İş birliği için LÖSEV’e ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşlı Bakımında Bağımsız Yaşam Desteklenmeli! Haber

Yaşlı Bakımında Bağımsız Yaşam Desteklenmeli!

Yaşlı bakımının yalnızca beslenme, ilaç takibi ve kişisel ihtiyaçların karşılanmasından ibaret olmadığını vurgulayan Şentürk, “Temel hedef, kişinin mümkün olduğunca bağımsızlığını koruyabilmesi, kendi yaşam çevresinde kalabilmesi ve toplumdan kopmadan hayatını sürdürebilmesidir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, Türkiye’de yaşlı bakım hizmetlerinin mevcut durumunu, ailelerin karşılaştığı sorunları, demans hastalarına yönelik profesyonel bakım ihtiyacını ve teknolojinin yaşlı bakımındaki geleceğini değerlendirdi. “Mevcut yapının hizmet çeşitliliği ve ulaşılabilirlik bakımından geliştirilmesi gerekiyor” Türkiye’de yaşlı bireylere yönelik huzurevleri, evde bakım hizmetleri, gündüzlü bakım merkezleri ve çeşitli sosyal destek uygulamalarının bulunduğunu belirten Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, yaşlı nüfusun hızla artmasının önümüzdeki yıllarda bu hizmetlere duyulan ihtiyacı daha da artıracağını ifade etti. Yaşlı bakımının yalnızca kurum bakımı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Şentürk, “Temel hedef, kişinin mümkün olduğunca bağımsızlığını koruyabilmesi, kendi yaşam çevresinde kalabilmesi ve toplumdan kopmadan hayatını sürdürebilmesidir. Bunun sağlanabilmesi için sağlık ve sosyal hizmetlerin, yerel yönetimlerin, bakım profesyonellerinin ve ailelerin birbiriyle bağlantılı çalıştığı daha bütüncül bir yapıya ihtiyaç vardır.” diye konuştu. “Her yaşlı birey için aynı bakım modeli uygun değil” Evde bakım, huzurevi, yaşlı yaşam merkezi ve gündüzlü bakım hizmetlerinin birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan yapılar olması gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarının zaman içinde değişebileceğine dikkat çekti. Günlük yaşamını bağımsız sürdürebilen ancak sosyal desteğe ihtiyaç duyan bireyler için yaşlı yaşam merkezleri ve gündüzlü bakım hizmetlerinin uygun olabileceğini anlatan Şentürk, şöyle devam etti: “Günlük yaşam aktivitelerinde daha fazla desteğe ihtiyaç duyulmaya başlandığında evde bakım hizmetleri devreye girebilir. Evde sağlanan desteğin yetersiz kaldığı, sürekli gözetim veya daha yoğun bakım gerektiren durumlarda ise huzurevi ya da yatılı bakım merkezleri değerlendirilebilir. Burada önemli olan, hizmetler arasında güçlü bir yönlendirme ve takip sisteminin kurulmasıdır.” Bakım hizmetlerinin kişinin sağlık durumuna, bağımsızlık düzeyine, bilişsel durumuna ve aile desteğine göre planlanması gerektiğini belirten Şentürk, “En doğru yaklaşım, kişiyi mevcut bir hizmet modeline uydurmak yerine bakım hizmetini kişinin değişen ihtiyaçlarına göre şekillendirmektir.” ifadesini kullandı. “Yaşlı bakımında yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması yeterli değil” İyi bir yaşlı bakımının yalnızca beslenme, kişisel bakım, ilaç takibi ve güvenliğin sağlanmasıyla sınırlı olmadığını kaydeden Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, psikolojik destek ve sosyal etkileşimin de bakımın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Uzun süre yalnız kalmanın, sosyal çevreden uzaklaşmanın ve günlük yaşamda pasifleşmenin yaşlı bireylerin iyilik halini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, “Kişinin kendisini değerli hissetmesi, sosyal ilişkilerini sürdürebilmesi, günlük yaşama katılması ve zihinsel olarak aktif kalması da yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır.” dedi. Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, yaşlı bireylerin aileleri ve arkadaşlarıyla iletişimlerini sürdürmeleri, yürüyüş yapmaları, müzik dinlemeleri, oyun oynamaları ve ilgi duydukları etkinliklere katılmalarının desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Buradaki amaç yalnızca temel ihtiyaçları karşılamak değil; kişinin mümkün olduğunca bağımsız, aktif ve yaşamın içinde kalmasını desteklemektir.” diye konuştu. “Demans hastalarının mevcut becerileri korunmalı” Demans ve Alzheimer gibi hastalıkların yaşlı bakımında özel bilgi ve becerilere duyulan ihtiyacı artırdığını belirten Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, bu hastalıklarda unutkanlığın yanı sıra iletişim güçlükleri, yönelim bozuklukları, davranış değişiklikleri, uyku sorunları, düşme ve kaybolma risklerinin de görülebildiğine dikkat çekti. Bakım personelinin demans belirtilerini tanıması, doğru iletişim kurması, davranış değişikliklerine uygun yaklaşması ve güvenli yaşam alanları oluşturması gerektiğini söyleyen Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, “Bakım sırasında her şeyi onun adına yapmak kısa vadede kolaylaştırıcı gibi görünse de zamanla bağımsızlığın azalmasına yol açabilir. Bu yüzden bakım personelinin, kişinin mevcut becerilerini korumasını ve günlük yaşama mümkün olduğunca katılmasını desteklemesi gerekir.” dedi. “Bakım sorumluluğunun tek kişiye yüklenmesi tükenmişliğe yol açabilir” Yaşlı yakınlarına uzun süre bakım vermenin hem fiziksel hem de duygusal açıdan yorucu olabildiğini ifade eden Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, özellikle bakım sorumluluğunun aile içinde tek bir kişinin üzerinde kalmasının önemli sorunlara neden olabileceğini söyledi. Gündüzlü bakım merkezleri ve geçici bakım hizmetlerinin ailelerin yükünü hafifletebileceğini dile getiren Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, “Bakım veren kişinin dinlenmeye, kendi günlük işlerini yürütmeye ve sosyal yaşamını sürdürebilmeye ihtiyacı vardır. Bakım verenin fiziksel ve ruhsal iyilik halinin korunması, bakım alan kişinin yaşam kalitesine de doğrudan yansır. Aileyi desteklemek bu yönüyle yaşlı bakımının ayrılmaz bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı. “Yapay zekâ ve bakım robotları insan bakımının yerini almamalı” Teknolojinin yaşlı bakımındaki rolünün giderek artacağına dikkat çeken Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, akıllı saatler, hareket sensörleri, düşme algılama sistemleri ve uzaktan sağlık takibinin özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin güvenliğini artırabileceğini söyledi. İlaç saatlerinin hatırlatılması, sağlık verilerinin uzaktan izlenmesi ve günlük rutinlerdeki olağan dışı değişikliklerin yakınlara bildirilmesinin yaşlıların evlerinde daha bağımsız yaşamalarını destekleyebileceğini ifade eden Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, yapay zekâ ve bakım robotlarının da gelecekte çeşitli destek hizmetlerinde kullanılabileceğini belirtti. Ancak teknolojinin insan ilişkilerinin yerini almaması gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Duygu Deniz Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapay zekâ ve bakım robotları da gelecekte hatırlatma, yönlendirme, takip ve bazı günlük desteklerde yardımcı olabilir. Bununla birlikte teknolojinin insan bakımının yerini tamamen alması beklenmemelidir. Yaşlı bakımında insan ilişkisi, güven, iletişim ve duygusal destek vazgeçilmezdir. Gelecekte en sağlıklı yaklaşım, teknolojiyi insan bakımının alternatifi olarak görmek yerine kişinin bağımsızlığını, güvenliğini ve yaşam kalitesini destekleyen bir araç olarak kullanmak olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Çocuklarımızın Ruh Sağlığını Zehirliyor mu? Haber

Yapay Zekâ Çocuklarımızın Ruh Sağlığını Zehirliyor mu?

Araştırmacılar, yapay zekânın psikolog veya yakın arkadaş yerine kullanılmasının tehlikelerine dikkat çekerek aileleri uyardı. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan da daha önce yaptığı açıklamada, “Yapay zekayı terapist gibi görürseniz o zaman risk başlar. Çünkü yapay zekadan terapist olmaz.” sözleriyle bu teknolojilerin profesyonel ruh sağlığı desteğinin yerine kullanılmasının sakıncalarına dikkat çekmişti. ChatGPT ve benzeri yapay zekâ uygulamalarının günlük yaşamda giderek daha fazla kullanılması, özellikle çocukların ve ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişeleri artırıyor. Gençlerin yalnızlıklarını, korkularını, ailevi sorunlarını ve psikolojik sıkıntılarını yapay zekâ sohbet robotlarıyla paylaşması, yeni bir tehlikeyi gündeme getiriyor: Yapay zekâ, bir gencin ciddi psikolojik kriz yaşadığını her zaman anlayamayabiliyor. 1 Ağustos 2026’da npj Digital Medicine Dergisinde yayımlanan bilimsel inceleme ile 7 Ekim 2026’da ABD merkezli Common Sense Media tarafından açıklanan araştırma, yapay zekânın gençler için oluşturabileceği risklere farklı açılardan dikkat çekti. İki ayrı çalışma da özellikle intihar düşüncelerinin fark edilmesi, psikolojik krizlere verilen yanıtlar ve gençlerin gerçek insanlardan yardım alması konusunda önemli güvenlik sorunları bulunduğunu ortaya koydu. Bir saat boyunca intihardan söz edildi, ebeveynlere uyarı gitmedi! Common Sense Media bünyesindeki Gençlik Yapay Zekâ Güvenliği Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmada, ChatGPT’nin 13-17 yaş grubuna yönelik güvenlik özellikleri 4 binden fazla test komutuyla incelendi. Araştırmacılar, çocuk ve ergen psikiyatristlerinin de katkısıyla oluşturdukları senaryolarda, genç kullanıcıları temsil eden hesaplar üzerinden intihar düşünceleri, kendine zarar verme ve yeme bozuklukları gibi ciddi sorunları gündeme getirdi. En dikkat çekici sonuç ise ebeveyn bildirim sisteminde ortaya çıktı. Yeni açılan ve ebeveyn hesaplarına bağlanan test profillerinde bazıları bir saate ulaşan riskli konuşmalara rağmen ebeveynlere herhangi bir güvenlik bildirimi gönderilmedi. Üstelik araştırmaya göre ChatGPT, psikolojik krizlerde profesyonel yardım veya kriz destek kaynaklarına yönlendirme yapılması gereken durumların dörtte birinden fazlasında beklenen yönlendirmeyi sağlayamadı. Araştırmacılar bu sonuçlar üzerine ChatGPT’nin gençlere yönelik güvenlik düzeyini kendi değerlendirmelerinde “Kabul Edilemez Risk” kategorisine yerleştirdi. Nature’daki bilimsel inceleme: İntihar riski gözden kaçabiliyor! Common Sense Media’nın bulgularıyla benzer endişeleri gündeme getiren bir başka bilimsel yayın ise npj Digital Medicine Dergisinde yayımlandı. Crisis Text Line kuruluşundan Kelly L. Zuromski ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı incelemede, yapay zekâ sohbet robotlarının gençlerde intihar riskini belirleme ve bu risklere yanıt verme becerileriyle ilgili mevcut araştırmalar değerlendirildi. Bilim insanlarına göre yapay zekâ sistemleri, açıkça ifade edilen intihar düşüncelerini tanımada daha başarılı olabiliyor. Ancak gençlerin psikolojik sıkıntılarını dolaylı, belirsiz veya zaman içinde giderek belirginleşen mesajlarla anlatması durumunda sistemlerin performansı önemli ölçüde düşebiliyor. Ergenlerin ruhsal sorunlarını her zaman açıkça ifade etmemesi, bu eksiklikleri daha da önemli hale getiriyor. Araştırmacılar, yapay zekânın farklı konuşmalara yayılan umutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik belirtilerini doğru ilişkilendirememesinin profesyonel yardıma ulaşmayı geciktirebileceği konusunda uyardı. Yapay zekâyı psikolog yerine koymak neden tehlikeli? Bilim insanlarının dikkat çektiği en önemli tehlikelerden biri, gençlerin yapay zekâ sohbet robotlarını psikolojik destek veya terapi yerine kullanması. Yapay zekânın anlayışlı, sabırlı ve destekleyici yanıtlar vermesi, özellikle yalnızlık yaşayan veya duygusal sorunlarla mücadele eden gençlerde gerçek bir insanla konuşuyormuş hissi oluşturabiliyor. Ancak yapay zekânın empatik görünmesi, psikolojik sorunları doğru değerlendirebildiği ya da profesyonel destek sağlayabildiği anlamına gelmiyor. Common Sense Media’nın testlerinde de ChatGPT’nin bazı durumlarda kendisine gerçek bir arkadaş gibi yaklaşan gençlere, kişisel duyguları ve tercihleri varmış izlenimi veren yanıtlar üretebildiği görüldü. Bu durum, gençlerin yapay zekâ ile aşırı duygusal bağ kurması ve gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşması ihtimaline ilişkin endişeleri artırıyor. Özellikle psikolojik açıdan hassas bir dönemde bulunan gençlerin yapay zekâyı tek destek kaynağı olarak görmesi, ihtiyaç duydukları yardımı ailelerinden veya ruh sağlığı uzmanlarından almakta gecikmelerine yol açabilecek bir risk olarak değerlendiriliyor. Güvenlik filtreleri her zaman yeterli koruma sağlamıyor! Common Sense Media’nın araştırmasında, yapay zekânın gençlere yönelik bazı koruma mekanizmalarının beklenen şekilde çalışmadığı da belirlendi. Testlerde yaş tahmini sisteminin bazı yetişkin hesaplarını, kullanıcı kendisini 13 yaşında tanıtsa bile gençlere yönelik koruma deneyimine geçirmediği görüldü. Eğitim amacıyla geliştirilen çalışma modu kolaylıkla aşılabiliyor! Bununla birlikte, açık cinsel içerikli rol yapma taleplerinin reddedilmesi gibi bazı koruma özelliklerinin başarılı çalıştığı belirtildi. OpenAI ise araştırmanın yöntemine itiraz ederek ebeveyn kontrolleri tam olarak etkinleşmeden yapılan bazı testlerin gerçeği yansıtmayabileceğini savundu. Şirket, gençlerin güvenliğine yönelik koruma sistemlerini geliştirmeyi sürdürdüğünü açıkladı. Uzmanlardan 18 yaş uyarısı! Common Sense Media, araştırma sonuçları doğrultusunda güvenlik eksiklikleri giderilene ve bağımsız testlerle doğrulanana kadar ChatGPT kullanımının 18 yaş ve üzeri kişilerle sınırlandırılması çağrısında bulundu. npj Digital Medicine Dergisindeki bilimsel inceleme ise gençlerin gerçek yaşamda yapay zekâ ile kurdukları etkileşimlerin intihar riski üzerindeki etkilerinin henüz yeterince bilinmediğini vurguladı. Araştırmacılar, gençlere özgü güvenlik testlerinin geliştirilmesi ve risk altındaki kullanıcıların güvenilir yetişkinlerle, kriz destek hizmetleriyle ve ruh sağlığı uzmanlarıyla bağlantı kurmasının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. İki çalışmanın birlikte gündeme getirdiği en önemli tehlike, yapay zekânın bir gencin ruhsal krizini fark edememesi veya yeterli profesyonel yardıma yönlendirememesi. Uzmanların dikkat çektiği bu riskler, ebeveynlerin çocuklarının yapay zekâ kullanımını takip etmesinin ve psikolojik sorunlarda insan desteğinin öncelikli olmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Yapay zekânın intihara doğrudan neden olduğunu gösteren kesin bir sonuca ulaşılmış değil. Ancak mevcut araştırmalar, gençlerin ruhsal krizlerinin yönetiminde yapay zekâya tek başına güvenmenin ciddi sakıncalar taşıyabileceğine işaret ediyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan uyarmıştı! “Yapay zekâyı terapist gibi görürseniz risk başlar!” Yapay zekânın çocuklar ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki risklerine dikkat çeken araştırmalar, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın daha önce yaptığı önemli uyarıları da yeniden gündeme getirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ağustos 2025’te katıldığı canlı yayında, özellikle yalnızlık yaşayan, duygusal açıdan hassas ve psikolojik sorunlarla mücadele eden bireylerin yapay zekâya aşırı bağlanmasının tehlikelerine dikkat çekmişti. Tarhan, “Ancak yapay zekayı terapist gibi görürseniz o zaman risk başlar. Çünkü yapay zekadan terapist olmaz.” sözleriyle teknolojinin psikolojik destek yerine kullanılmasının sakıncalarını vurgulamıştı. Arkadaş ve sırdaş olarak görmek duygusal bağımlılık riskini artırıyor Yapay zekânın gerçek bir insan gibi empati kuramadığını ve kişinin ruhsal durumunu bir uzman gibi değerlendiremediğini belirten Tarhan, özellikle gençlerin yapay zekâyı arkadaş veya sırdaş olarak görmelerinin ise duygusal bağımlılık riskini artırabileceğine dikkat çekmişti. “Yapay zekâ intihar riskini doğru değerlendiremeyebilir!” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aynı açıklamasında yapay zekânın karşısındaki kişinin gerçek niyetini anlayamamasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini de ifade etmişti. Özellikle yaşamak istemediğini dile getiren bir kullanıcının sözlerinin yapay zekâ tarafından doğru yorumlanamaması halinde sakıncalı yanıtlar üretilebileceği uyarısında bulunan Tarhan, kontrolün tamamen teknolojiye bırakılmaması gerektiğini vurgulamıştı. Tarhan’ın bu değerlendirmeleri, npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan bilimsel incelemenin gençlerin dolaylı intihar riski belirtilerinin gözden kaçabilmesine ilişkin bulgularıyla benzer kaygılara işaret ediyor. “Yapay zekâ terapist olamaz ama terapistin işini kolaylaştırabilir!” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kasım 2025’te Bursa Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği konuşmada da yapay zekânın bilinçli bir varlık olmadığını ve profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin yerini alamayacağını ifade etmişti. Yapay zekânın bir uzman tarafından yardımcı araç olarak kullanılabileceğini, ancak bağımsız bir terapist gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Tarhan, özellikle ergenlik öncesi dönemdeki çocukların aşırı yapay zekâ kullanımına karşı korunması gerektiğini belirtmişti. Anne babalara kritik uyarı: Çocukları yapay zekâ ile yalnız bırakmayın! Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 28 Eylül 2026’da yayımlanan bir başka açıklamasında çocukların ve gençlerin karar verme becerileriyle ilişkili beyin bölgelerinin gelişimini henüz tamamlamadığına dikkat çekerek dijital dünyada ebeveyn rehberliğinin önemini vurguladı. Tarhan’a göre çocukların dijital teknolojileri bilinçli kullanmayı öğrenmesi, ailelerin bu süreçte yol gösterici olması ve özellikle riskli içeriklere maruz kalmanın önlenmesi büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Tarhan’ın bu değerlendirmeleri, npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan bilimsel incelemenin gençlerin dolaylı intihar riski belirtilerinin gözden kaçabilmesine ilişkin bulgularıyla benzer kaygılara işaret ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Meme Kanserinde Erken Tanının Önüne Korku Geçmesin Haber

Meme Kanserinde Erken Tanının Önüne Korku Geçmesin

Bu durumun yalnızca ihmal ya da bilgi eksikliğiyle açıklanamayacağını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Bazen kişi riskin ve erken tanının öneminin son derece farkında olduğu için de yoğun bir kaygı yaşayabiliyor. ‘Ya kötü bir sonuç çıkarsa?’, ‘Ya hayatım bir anda değişirse?’, ‘Bununla nasıl baş ederim?’ gibi düşünceler, kontrolün kendisini psikolojik açıdan tehdit edici hale getirebiliyor” açıklamasında bulundu. Sağlık kontrollerini ertelemenin günlük hayatın yoğunluğu veya sorumluluklar gibi farklı nedenleri olabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, psikolojik faktörlerin de bu süreçte önemli bir rol oynadığını vurguladı. Unutmaz, “Özellikle herhangi bir şikâyeti olmayan kişi, kontrolü acil bir ihtiyaç olarak görmeyebiliyor. Buna olumsuz sonuç alma korkusu da eklendiğinde ‘Biraz daha bekleyeyim’ düşüncesi devreye girebiliyor. Ertelemek, çoğu zaman kişiyi kısa vadede rahatlatıyor. Randevu almadığında, tetkik yaptırmadığında veya sonucu öğrenmediğinde kişinin o anki kaygısı azalabiliyor. Ancak bu rahatlama, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor yalnızca yüzleşme anını ileriye taşıyor” dedi. Kötü bir sonuç alma korkusu kaçınmaya yol açabiliyor Korkunun her zaman kişiyi harekete geçirmediğini, belli bir düzeyi aştığında kaçınma davranışına da neden olabildiğini belirten Unutmaz, “Kişi ‘Ya kanser olduğumu öğrenirsem?’ diye düşündüğünde aslında yalnızca bir tanıdan korkmuyor. Zihninden aynı anda tedavi süreci, ameliyat, ailesi, çocukları, işi, bedeni ve geleceğiyle ilgili pek çok düşünce geçebiliyor. Dolayısıyla bazen kaçınılan şey, kontrolün kendisinden çok, sonucunda ortaya çıkabileceği düşünülen bütün bu senaryolar oluyor” dedi. Kaçınmanın korkuyu azaltmak yerine erteleme davranışını pekiştirebildiğine dikkat çeken Unutmaz, “Zihin, ‘Kontrole gitmedim ve rahatladım’ bağlantısını öğrenebiliyor. Böylece bir sonraki kontrolü ertelemek daha kolay hale geliyor” ifadelerini kullandı. “Bilmeyince sorun yok” düşüncesi yüzleşmeyi geciktirebiliyor “Bilmeyince sorun yok” düşüncesinin altında çoğu zaman “Bilmiyorsam şu anda bununla yüzleşmek zorunda değilim” duygusunun yattığını belirten Unutmaz, “Sonucu öğrenmek, gerektiğinde bir sonraki adımı atmayı, tedaviye başlamayı ve hayatın bazı alanlarında değişiklik yapmayı gerektirebilir. Kişi kendisini bütün bunlara hazır hissetmediğinde, bilgiden uzak durarak kaygısını kontrol etmeye çalışabilir” açıklamasında bulundu. Kaygının kaynağını anlamak süreci kolaylaştırabiliyor Belli bir düzeyde kaygının kişiyi koruyucu davranışlara yöneltebildiğini belirten Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Kaygı, ‘Kontrol zamanım geldi, randevumu almalıyım’ düşüncesiyle harekete geçmemizi sağlayabilir. Ancak çok yükseldiğinde kişi tehditle baş etmek yerine ondan uzaklaşmayı seçebilir. Randevuyu ertelemek, belirtileri önemsememek, sağlıkla ilgili mesajları görmezden gelmek veya sürekli ‘Önümüzdeki ay giderim’ demek bunun örnekleridir” dedi. Bu noktada kişinin kendisine “Ben aslında neden korkuyorum?” sorusunu sormasının önemine dikkat çeken Unutmaz, “Mamografiden mi, ağrıdan mı, kötü bir sonuç almaktan mı, tedaviden mi, yoksa hayatın değişmesi ihtimalinden mi korktuğumuzu anlamaya çalışmalıyız. Çünkü korkuyu somutlaştırdığımızda onunla baş etmek de kolaylaşıyor” ifadelerini kullandı. Harekete geçmek için korkunun tamamen geçmesini beklemeyin Korkunun tamamen geçmesini beklemenin gerçekçi olmayabileceğini belirten Unutmaz, “‘Korkum geçince kontrolümü yaptıracağım’ yerine ‘Korkuyor olabilirim ama sağlığım için bu adımı yine de atabilirim’ yaklaşımını benimsemek önemli. Süreci küçük ve yönetilebilir adımlara bölmek faydalı olabilir. Önce doktor randevusunu almak, hangi kontrollerin gerektiğini öğrenmek ve ardından taramayı planlamak gibi. Kişi çok kaygılıysa güvendiği bir yakınının kendisine eşlik etmesini de isteyebilir” dedi. Güvenilir bilgi belirsizliği azaltmaya yardımcı olabilir Belirsizliğin kaygıyı besleyebildiğini, bu nedenle işlemin nasıl yapılacağını güvenilir kaynaklardan öğrenmenin rahatlatıcı olabileceğini söyleyen Unutmaz, “Buna karşılık internette saatlerce hastalık belirtileri veya kötü senaryolar araştırmak kaygıyı daha da büyütebilir. Kontrole gitmeyi ‘Acaba bende kanser var mı diye öğrenmeye gidiyorum’ şeklinde düşünmek yerine ‘Sağlığımı korumak için üzerime düşen kontrolü yaptırıyorum’ şeklinde değerlendirmek de odağı korkulan sonuçtan kişinin kontrol edebildiği davranışa taşıyabilir” ifadelerini kullandı. Psikolojik destek ihtiyacı ortaya çıkabilir Kaygı yaşayan kişiye “Korkacak bir şey yok” demek yerine duygusunu anlamanın ve kabul etmenin önemine dikkat çeken Unutmaz, “‘Korkmanız anlaşılabilir ama korkunuz sağlığınız için gerekli adımları atmanıza engel olmak zorunda değil’ diyebilmeliyiz. Sağlıkla ilgili kaygılar kişinin kontrollerini sürekli ertelemesine, randevu alamamasına veya aldığı randevuya gidememesine neden oluyorsa psikolojik destek almak da düşünülebilir. Çünkü bazen mesele erken tanının önemini bilmemek değil, bildiği halde korkuyu yönetememektir. Bu nedenle ‘Korkmayın’ demekten çok ‘Korksanız da ertelemeyin’ mesajını önemsiyorum” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Psikologlar Görünmeyen Dengeyi Kuruyor! Haber

Psikologlar Görünmeyen Dengeyi Kuruyor!

Ruh sağlığının bedensel, zihinsel ve sosyal boyutlarıyla bütüncül bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikoloğun temel rolü, bireyin düşünce, duygu ve davranış süreçlerini bilimsel yöntemlerle değerlendirerek ruh sağlığını korumak, geliştirmek ve bozulduğunda yeniden yapılandırmaktır.” dedi. Psikolojik desteğin sadece kriz anlarında değil, kendini tanıma ve yaşamı güçlendirme sürecinde de önemli olduğuna dikkat çeken Taşkın, psikoloğa gitmenin bir ‘son çare’ değil, farkındalık ve kendine yatırım süreci olduğunu vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 10 Mayıs Psikologlar Günü kapsamında psikologların ruh sağlığını koruma, iyileştirme ve güçlendirme sürecindeki rolünden bahsetti. Psikologlar yalnızca sorun çözmüyor! Sağlığın yalnızca bedensel iyilik hali değil zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikologlar tam da bu bütünlüğün görünmeyen ama belirleyici kısmında çalışır.” dedi. Psikoloğun sağlık sistemi içindeki temel rolünü açıklayan Taşkın, “Psikoloğun temel rolü, bireyin düşünce, duygu ve davranış süreçlerini bilimsel yöntemlerle değerlendirerek ruh sağlığını korumak, geliştirmek ve bozulduğunda yeniden yapılandırmaktır. Biz yalnızca ‘sorun çözmeyiz’ aynı zamanda kişinin içsel kaynaklarını fark etmesine ve daha işlevsel bir yaşam kurmasına eşlik ederiz.” diye konuştu. Ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırıyor! Ruh sağlığı alanının doğası gereği multidisipliner bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Özgenur Taşkın, “Psikiyatristler medikal değerlendirme ve gerektiğinde farmakolojik tedavi yürütürken, psikologlar psikoterapi ve psikolojik değerlendirme süreçlerini üstlenir. Gerektiğinde hekimler, sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler gibi diğer profesyonellerle iş birliği yaparak kişiye bütüncül bir bakım sunulur. Bu ekip çalışması, tedavi etkinliğini doğrudan artırır.” dedi. Psikolojik değerlendirme sürecinin işleyişine değinen Taşkın, “Klinik görüşme, gözlem ve bilimsel geçerliliği olan testlerin birlikte kullanıldığı sistematik bir süreçtir. Amaç sadece tanı koymak değil; bireyin güçlü yönlerini, zorlanma alanlarını ve ihtiyaçlarını anlamaktır. Bu süreç kişiye özel bir yol haritası oluşturmanın temelidir.” açıklamasını yaptı. Psikoloğa gitmek ‘son çare’ değil, farkındalık ve kendine yatırım süreci! Bilinenin aksine psikoloğa gitmek için ‘çok ciddi bir sorun’ olması gerekmediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Psikoloğa gitmek bir ‘son çare’ değil, bir farkındalık ve kendine yatırım sürecidir. İnsanlar yalnızca kriz anlarında değil kendilerini daha iyi tanımak, ilişkilerini güçlendirmek veya yaşam kalitelerini artırmak için de psikolojik destek alabilir.” dedi. Psikologlara dair toplumda hala yanlış inanışlar olduğunu kaydeden Taşkın, şunları söyledi: “En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri, psikoloğun ‘akıl okuduğu’ ya da ‘sadece nasihat verdiği’ düşüncesidir. Oysa psikologlar bilimsel yöntemlerle çalışır ve danışanın aktif katılımını esas alır. Bir diğer yanlış inanış da psikoloğa gitmenin ‘zayıflık’ göstergesi olduğudur. Gerçekte bu, kişinin kendine karşı sorumluluk alabilme kapasitesinin bir göstergesidir.” Psikolojik destek tedaviye uyumu arttırıyor ve iyileşme sürecini hızlandırıyor! Günümüzde stres, kaygı, depresyon ve tükenmişlik gibi ruhsal sorunlar giderek yaygınlaştığına işaret eden Taşkın, “Bunun yanı sıra kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin psikolojik yükü de artıyor. Psikologlar bu noktada hem önleyici hem de iyileştirici rol üstlenerek sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor.” dedi. Psikolojik durumun, fiziksel iyileşme sürecini de doğrudan etkilediğini aktaran Taşkın, “Örneğin kaygı ve depresyon, tedaviye uyumu düşürebilir stres ise bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Psikolojik destek alan bireylerde tedaviye uyumun arttığını, yaşam kalitesinin yükseldiğini ve iyileşme sürecinin daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz.” şeklinde konuştu. Destek ihtiyacını fark etmek psikolojik dayanıklılığın ilk adımı! Psikoloğu, ‘bireyin iç dünyasını anlamlandırmasına yardımcı olarak ruhsal dengeyi kuran ve bu denge üzerinden genel sağlığı destekleyen profesyonel’ olarak tanımlayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh sağlığı, ertelenebilecek bir alan değil; yaşam kalitesinin temelidir. Destek almak bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacı fark etmek güçsüzlük değil, psikolojik dayanıklılığın ilk adımıdır.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!  Haber

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor! 

Kıskançlık duygusunun yoğunluğu arttığında ve sürekli hale geldiğinde ilişkileri zedeleyebildiğini ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumlar kıskançlığı artıran önemli faktörlerdir.” dedi. Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Aydın, sosyal medyanın da bu duyguyu tetiklediğine dikkat çekti. Aydın ayrıca, doğru yönetildiğinde kıskançlığın, kişisel gelişim için bir motivasyon kaynağına dönüşebileceğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi. Kıskançlık doğuştan gelen, normal bir duygu! Kıskançlığın psikolojide kişinin değer verdiği bir ilişkiyi, statüyü ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan karmaşık bir duygusal tepki olarak tanımlandığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çoğu zaman korku, öfke, yetersizlik ve kaygı ile birlikte yaşanır. Burada önemli bir ayrım vardır: kıskançlık daha çok bir ilişkiyi kaybetme tehdidiyle ilgiliyken, haset başkasının sahip olduklarına odaklanır.” dedi. Bilimsel çalışmaların, kıskançlık duygusunun evrimsel olarak ilişkileri korumaya ve sosyal bağları sürdürmeye hizmet ettiğini gösterdiğini dile getiren Aydın, “Bu nedenle kıskançlık her insanda görülebilen, doğuştan gelen ve temelde normal bir duygudur; ancak sağlıklı ya da sorunlu hale gelmesi, bu duygunun yoğunluğu ve ifade ediliş biçimiyle ilgilidir.” şeklinde konuştu. Güvensizlik, özsaygı düşüklüğü ve sosyal medya kıskançlığı artırıyor! Kıskançlığın yaşamın farklı dönemlerinde görülse de bazı süreçlerde daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çocuklukta kardeş rekabetiyle, ergenlikte kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmalarla, yetişkinlikte ise romantik ilişkiler ve kariyer alanıyla daha sık ortaya çıkar.” dedi. Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumların kıskançlığı artıran önemli faktörler olduğunu aktaran Aydın, “Günümüzde sosyal medya da bu duyguyu tetikleyen güçlü bir ortam haline geldi; çünkü insanlar başkalarının hayatlarının genellikle en iyi ve filtrelenmiş anlarını görerek kendi gerçek yaşamlarıyla kıyaslama yapma eğilimine girer.” diye konuştu. İnsanlar kendilerinden daha iyi durumda olanlarla kıyaslama yapar ve eksiklere odaklanır! İnsan zihninin kendini değerlendirebilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi: “Bu durum psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılır ve Leon Festinger tarafından açıklanmıştır. İnsanlar özellikle kendilerinden daha iyi durumda olduğunu düşündükleri kişilerle kıyaslama yapmaya daha yatkındır ve bu da çoğu zaman eksiklere odaklanmayı beraberinde getirir. Evrimsel açıdan bu mekanizma gelişim için işlevsel olsa da günümüzde özellikle sosyal medya etkisiyle gerçekçi olmayan standartlara göre yapılan karşılaştırmalar, kişide yetersizlik duygusunu ve kıskançlığı artırabilmektedir.” Çocukluk deneyimleri, bireyin ilerleyen yaşamda kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkiliyor! Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle bağlanma kuramı kapsamında ortaya konan çalışmalar, erken dönem ilişkilerin duygusal tepkiler üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor.” dedi. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ilişkilerde daha az tehdit algılarken, kaygılı ya da güvensiz bağlanma yaşayan bireylerin ilerleyen yaşamda terk edilme korkusu nedeniyle daha yoğun kıskançlık yaşayabileceklerini aktaran Aydın, ayrıca çocuklukta sık sık karşılaştırılan, eleştirilen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerin yetişkinlikte kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya daha yatkın olduğunun görüldüğünü söyledi. Kıskançlık çoğu zaman, dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıkar! Kıskançlık çoğu zaman doğrudan ifade edilmediğini, daha çok dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, “Örneğin başkalarının başarılarını küçümsemek, sürekli eleştirmek, alaycı ya da ima içeren yorumlar yapmak, başarıyı şansa bağlamak, mesafe koymak ya da görmezden gelmek bu davranışlar arasında sayılabilir. Özellikle ilişkilerde aşırı kontrol etme, sorgulama ya da pasif-agresif tepkiler de fark edilmeyen kıskançlık göstergeleridir. Kişi çoğu zaman bu davranışların altında yatan duygunun kıskançlık olduğunu fark etmez ve bunu daha çok ‘haklı eleştiri’ ya da ‘gerçekçi değerlendirme’ olarak yorumlayabilir.” açıklamasını yaptı. Gerçeklikle bağın zayıflamasına yol açan kıskançlık psikolojik destek gerektirir! Kıskançlığın, süreklilik kazandığında, yoğunluğu arttığında ve kişinin düşünce dünyasını sürekli meşgul etmeye başladığında artık işlevsel olmaktan çıktığına değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle ilişkileri zedeleyen, kontrol davranışlarına, öfke patlamalarına ya da temelsiz suçlamalara yol açan, hatta gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda bu duygu psikolojik destek gerektiren bir hal alır.” dedi. Aydın, ortada somut bir kanıt yokken sürekli aldatılma düşüncesiyle hareket etmenin ya da karşı tarafın yaşam alanını kısıtlayacak düzeyde kontrolcü davranmanın, kıskançlığın artık bir duygu olmaktan çıkıp bir sorun haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir! Kıskançlığın, doğru şekilde ele alındığında ilhama dönüşebilecek bir duygu olduğuna vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu dönüşüm için öncelikle duyguyu fark etmek ve adlandırmak, ardından karşılaştırmayı yeniden çerçevelemek gerekir; ‘Neden onda var?’ yerine ‘O bunu nasıl başardı ve ben ne öğrenebilirim?’ sorusunu sormak bu noktada kritik bir adımdır. Kendi değerlerini netleştirmek, ulaşılabilir hedefler belirlemek ve sahip olunanları fark etmeye yönelik şükran pratiği yapmak da bu süreci destekler. Bu yaklaşım sayesinde kıskançlık, kişiyi tüketen bir duygudan çıkıp gelişim ve motivasyon sağlayan bir iç kaynağa dönüşebilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocukluk Çağı Kanserleri Erişkinlerden Farklı Gelişiyor Haber

Çocukluk Çağı Kanserleri Erişkinlerden Farklı Gelişiyor

Çocukluk çağı kanserleri hakkında önemli açıklamalarda bulunan Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Konur, bu hastalıkların erişkinlerde görülen kanserlerden farklı mekanizmalarla ortaya çıktığını belirtti. Konur, “Çocukluk çağı kanserleri; sigara, sağlıksız beslenme ya da stres gibi yaşam tarzı faktörlerine bağlı gelişmez. Bu hastalıklar genellikle genetik değişimler ve gelişimsel süreçler sonucu ortaya çıkar” dedi. “Ebeveynler Kendini Suçlamamalı” Ailelerin en çok zorlandığı konulardan birinin suçluluk duygusu olduğunu vurgulayan Konur, bu düşüncenin doğru olmadığını ifade etti. Konur, “Bu noktada ailelere en önemli mesajımız şu: Kendinizi suçlamayın. Çocukluk çağı kanserleri önlenebilir değil, erken fark edilebilir hastalıklardır” dedi. “Belirtiler Sinsi Başlayabiliyor” Çocukluk çağı kanserlerinin başlangıçta fark edilmesinin zor olabileceğini belirten Konur, vücudun mutlaka bazı sinyaller verdiğini söyledi. Konur, dikkat edilmesi gereken belirtileri şu şekilde sıraladı: Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş Boyun, koltuk altı gibi bölgelerde ağrısız şişlikler Çarpmaya bağlı olmayan morluklar veya burun/diş eti kanamaları Hızlı kilo kaybı ve sürekli halsizlik “Bu belirtiler görüldüğünde ‘büyüme ağrısıdır’ ya da ‘diş çıkarıyordur’ diye düşünerek geçiştirilmemeli. Bir uzmana başvurmak hayat kurtarır” dedi. “İyileşme Oranları %80’in Üzerinde” Tıp dünyasında çocukluk çağı kanserleri konusunda önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirten Konur, günümüzde tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu ifade etti. “Eskiden çok korkulan bu hastalıklar, artık modern kemoterapi yöntemleri, akıllı ilaçlar ve kemik iliği nakli sayesinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. İyileşme oranları %80’lerin üzerine çıkmış durumda” dedi. “Psikolojik Destek de Tedavinin Parçası” Tedavi sürecinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir mücadele olduğunu vurgulayan Konur, çocukların moral desteğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. Konur, “Bu süreç sadece tıbbi bir tedavi değildir. Minik hastalarımızın ilaç kadar morale, oyuna ve ‘yalnız değilim’ hissine ihtiyacı var” dedi. “En Sık Görülen Türler: Lösemi İlk Sırada” Çocukluk çağı kanserlerinde en sık görülen türlere de değinen Konur, “Lösemiler yani kan kanserleri ilk sırada yer alıyor. Ardından beyin tümörleri ve lenfomalar geliyor” ifadelerini kullandı. “Çocukluk Çağı Kanserinin Simgesi: Altın Kurdele” Toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Konur, çocukluk çağı kanserlerinin simgesine de değindi. Konur “Çocukluk çağı kanserlerinin simgesi altın renkli kurdeledir. Çünkü çocuklarımız altın kadar değerlidir” dedi. “İnternete Değil, Doktorunuza Güvenin” Son olarak da ailelere önemli bir uyarıda bulunan Konur, bilgi kirliliğine dikkat çekerek, “İnternetteki bilgi kirliliğinden uzak durun. Doğru bilgi için mutlaka doktorunuza güvenin” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” Haber

Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy”

Nilüfer Belediyesi, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’ndeki programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Okan Şahin ile Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir katılarak destek verirken, vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. KADER DEĞİL, ÖNLENEBİLİR Moderatörlüğünü Güzin Abraş’ın yaptığı söyleşide konuşan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, kanserin kalp hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlattı. Kanserin yüzde 80 oranında çevresel faktörlere bağlı ve önlenebilir olduğunu belirten Evrensel, özellikle meme, rahim ağzı ve kolon kanserinde tarama testlerinin hayat kurtardığını ifade etti. “BIÇAK DEĞERSE YAYILIR” ÖNYARGISI KIRILMALI Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kazım Şenol, toplumdaki yanlış inanışların tedaviyi aksattığını belirterek, “Kansere bıçak değmez” algısının yanlışlığına dikkat çekti. Şenol, Türkiye’de tarama testlerine katılımın hala yüzde 30 seviyelerinde kalmasından üzüntü duyduklarını söyledi. PSİKOLOJİK DESTEK ÖNEMLİ Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen ise akciğer kanserinde sigaranın etkisinin yüksek olduğuna değinerek, mücadelede psikolojik desteğin önemine dikkat çekti. UMUT VEREN HİKAYELER Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) Başkanı Füsun Önen’in “Önce ben” demenin önemini aktardığı programda, kanseri yenen isimler de konuştu. Seher Özgen, Zühal Okan, Seher Çarkın Elmalı ve Fatma Asan; hem erken teşhisin önemini, hem de bilim dışı yöntemlerden uzak durulması gerektiğini kendi hikayeleriyle anlattılar. RENKLİ ETKİNLİK Yüzüncüyıl Mahallesi Ritim Grubu ve Halk Oyunları ekibinin gösterileriyle renklenen etkinliğin sonunda emeği geçenlere teşekkür edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Samsunspor’un “Mor Forma” Projesine   Avrupa’dan Büyük Ödül Haber

Samsunspor’un “Mor Forma” Projesine Avrupa’dan Büyük Ödül

Avrupa Kulüpler Birliği (EFC) ve EA SPORTS FC™, futbolun toplumsal değişim gücünü kullanarak fark yaratan projeleri ödüllendirdikleri “Değişimin Sembolü” (Symbol of Change) hibelerinin 2026 yılı kazananlarını açıkladı. Türkiye’den Samsunspor, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi hedefleyen “Mor Forma” (Purple Jersey) projesiyle Avrupa’nın en prestijli toplumsal sorumluluk ödüllerinden birine layık görülerek 100 bin Euro hibe almaya hak kazandı. Lizbon’da düzenlenen EFC Club Connect etkinliğinde duyurulan ödüller; toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve gençlerin dijital eğitimi gibi kritik alanlarda dönüştürücü projeler üreten kulüplere verildi. Samsunspor, Belçika’dan Club Brugge Foundation ve Ukrayna’dan Shakhtar Donetsk ile birlikte Avrupa genelinde seçilen üç kulüpten biri olmayı başardı. Samsun’dan Yükselen Mor Dalga: 3 Bin Kişiye Dokunacak Süper Lig’in köklü ekiplerinden Samsunspor, ödül kazanan “Mor Forma” projesiyle futbolun birleştirici gücünü kadına yönelik şiddeti durdurmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek için kullanıyor. Adını toplumsal cinsiyet eşitliğinin uluslararası renginden alan proje, sadece bir sembol olmanın ötesine geçerek geniş kapsamlı bir destek programı sunuyor. Proje kapsamında ev içi şiddet mağdurlarına psikolojik destek verilirken, kulüp akademisindeki genç erkek oyunculara eşitlik eğitimi ve kadınlara yönelik kendini savunma eğitimleri düzenleniyor. Yılda 3 binden fazla doğrudan faydalanıcıya ulaşması beklenen proje; 1.600 kadına psikolojik destek sağlanmasını, 600 kadının kendini savunma eğitimlerine katılımını ve 160’tan fazla akademi oyuncusunun toplumsal farkındalık eğitimi almasını hedefliyor. Ödülle ilgili açıklama bulunan Samsunspor Pazarlama Direktörü Zeycan Rochelle Yıldırım “Bu ödülün alınması, Samsunspor’da bu projeye yüreğini koyan herkes için çok büyük anlam taşıyor. Beş yıl içinde 2.400’den fazla kadına destek olduk ve daha önce futbola erişimi olmayan 215 kadın ve kız çocuğunu futbolla buluşturduk. Bu yıl, sahaya ilk kez adım atan kız çocuklarından, eşitliğin en baştan inşa edilen bir değer olduğunu öğrenen akademi erkek oyuncularına kadar doğrudan 3.000 kişiye ulaşacağız. Bu ödül, bu yapıyı kurmaya ve geliştirmeye devam etmemizi sağlayacak.” Dedi Arda Turan’ın Çalıştırdığı Shakhtar Donetsk de Ödül Aldı Samsunspor’un yanı sıra, teknik direktörlüğünü Arda Turan’ın üstlendiği Ukrayna’nın başarılı temsilcisi Shakhtar Donetsk de “LingoBall” projesiyle hibe kazananlar arasında yer aldı. Shakhtar Social Vakfı aracılığıyla yürütülen proje, 7-12 yaş arası 1200 çocuk için futbol antrenmanlarını oyunlaştırılmış İngilizce dil eğitimiyle birleştiriyor. Hareket takip teknolojilerinin kullanıldığı projeyle, çocukların hem fiziksel aktivite düzeylerinin hem de dil öğrenme kapasitelerinin artırılması amaçlanıyor. Belçika temsilcisi Club Brugge ise yerel kulüplere sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri için rehberlik eden “Football Community Builders” programıyla ödülün sahibi oldu. Futbolun Kalbi Toplum İçin Atıyor Bu üç proje, bireysel olarak günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve gençlik eğitimi gibi en önemli sosyal konulara odaklanıyor. Birlikte ele alındığında ise bu girişimler, futbolun erişim gücünü, yarattığı etkiyle eşleştirmek ve Avrupa genelindeki kulüpleri toplumlarında anlamlı ve kalıcı değişimler yaratmaları için güçlendirmek gibi.EFC ve EA SPORTS FC iş birliğinin temel hedefini yansıtıyor. EFC CEO’su Charlie Marshall, ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Değişimin Sembolu Ödülleri (Symbol of Change Grants), futbolun sunduğu platformu kullanarak insanların hayatlarında gerçek bir fark yaratan kulüpleri kutlamayı amaçlıyor. EFC 800'den fazla üye kulübe ulaştıkça, tüm üye kulüpler ve taraftarları için değişimin birleşik sesi olma temel misyonumuzu sürdürmemiz büyük önem taşıyor. EA SPORTS FC ile olan ortaklığımız aracılığıyla kulüpleri, topluluklarına nasıl hizmet edebilecekleri ve kalıcı bir etki yaratabilecekleri konusunda yaratıcı düşünmeye teşvik ediyoruz. Samsunspor, Club Brugge Vakfı ve Shakhtar Donetsk; kadınları ve gençleri desteklemekten oyunun kuruluş köklerini güçlendirmeye kadar futbolun nasıl bir ilerleme gücü olabileceğini kanıtlayan üç güçlü örneği temsil ediyor.” dedi. EA SPORTS FC Ortaklık Pazarlama Kıdemli Direktörü James Salmon ise “Değişimin Sembolü Ödülleri, futbol kulüplerinin kendi topluluklarında anlamlı bir değişim sağlama potansiyelini açığa çıkarmayı amaçlıyor. EA SPORTS FC olarak, oyunu ilham vermek, eğitmek ve insanları bir araya getirmek için kullanan girişimleri desteklemeye kararlıyız. EFC ile ortaklık kurmak, kulüplerin harika fikirlerini Avrupa genelindeki topluluklara ulaşabilecek ve fayda sağlayacak etkili programlara dönüştürmelerine yardımcı olmamıza olanak tanıyor.” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.