Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Psikolojik Destek

Kapsül Haber Ajansı - Psikolojik Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikolojik Destek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!  Haber

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor! 

Kıskançlık duygusunun yoğunluğu arttığında ve sürekli hale geldiğinde ilişkileri zedeleyebildiğini ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumlar kıskançlığı artıran önemli faktörlerdir.” dedi. Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Aydın, sosyal medyanın da bu duyguyu tetiklediğine dikkat çekti. Aydın ayrıca, doğru yönetildiğinde kıskançlığın, kişisel gelişim için bir motivasyon kaynağına dönüşebileceğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi. Kıskançlık doğuştan gelen, normal bir duygu! Kıskançlığın psikolojide kişinin değer verdiği bir ilişkiyi, statüyü ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan karmaşık bir duygusal tepki olarak tanımlandığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çoğu zaman korku, öfke, yetersizlik ve kaygı ile birlikte yaşanır. Burada önemli bir ayrım vardır: kıskançlık daha çok bir ilişkiyi kaybetme tehdidiyle ilgiliyken, haset başkasının sahip olduklarına odaklanır.” dedi. Bilimsel çalışmaların, kıskançlık duygusunun evrimsel olarak ilişkileri korumaya ve sosyal bağları sürdürmeye hizmet ettiğini gösterdiğini dile getiren Aydın, “Bu nedenle kıskançlık her insanda görülebilen, doğuştan gelen ve temelde normal bir duygudur; ancak sağlıklı ya da sorunlu hale gelmesi, bu duygunun yoğunluğu ve ifade ediliş biçimiyle ilgilidir.” şeklinde konuştu. Güvensizlik, özsaygı düşüklüğü ve sosyal medya kıskançlığı artırıyor! Kıskançlığın yaşamın farklı dönemlerinde görülse de bazı süreçlerde daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çocuklukta kardeş rekabetiyle, ergenlikte kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmalarla, yetişkinlikte ise romantik ilişkiler ve kariyer alanıyla daha sık ortaya çıkar.” dedi. Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumların kıskançlığı artıran önemli faktörler olduğunu aktaran Aydın, “Günümüzde sosyal medya da bu duyguyu tetikleyen güçlü bir ortam haline geldi; çünkü insanlar başkalarının hayatlarının genellikle en iyi ve filtrelenmiş anlarını görerek kendi gerçek yaşamlarıyla kıyaslama yapma eğilimine girer.” diye konuştu. İnsanlar kendilerinden daha iyi durumda olanlarla kıyaslama yapar ve eksiklere odaklanır! İnsan zihninin kendini değerlendirebilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi: “Bu durum psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılır ve Leon Festinger tarafından açıklanmıştır. İnsanlar özellikle kendilerinden daha iyi durumda olduğunu düşündükleri kişilerle kıyaslama yapmaya daha yatkındır ve bu da çoğu zaman eksiklere odaklanmayı beraberinde getirir. Evrimsel açıdan bu mekanizma gelişim için işlevsel olsa da günümüzde özellikle sosyal medya etkisiyle gerçekçi olmayan standartlara göre yapılan karşılaştırmalar, kişide yetersizlik duygusunu ve kıskançlığı artırabilmektedir.” Çocukluk deneyimleri, bireyin ilerleyen yaşamda kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkiliyor! Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle bağlanma kuramı kapsamında ortaya konan çalışmalar, erken dönem ilişkilerin duygusal tepkiler üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor.” dedi. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ilişkilerde daha az tehdit algılarken, kaygılı ya da güvensiz bağlanma yaşayan bireylerin ilerleyen yaşamda terk edilme korkusu nedeniyle daha yoğun kıskançlık yaşayabileceklerini aktaran Aydın, ayrıca çocuklukta sık sık karşılaştırılan, eleştirilen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerin yetişkinlikte kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya daha yatkın olduğunun görüldüğünü söyledi. Kıskançlık çoğu zaman, dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıkar! Kıskançlık çoğu zaman doğrudan ifade edilmediğini, daha çok dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, “Örneğin başkalarının başarılarını küçümsemek, sürekli eleştirmek, alaycı ya da ima içeren yorumlar yapmak, başarıyı şansa bağlamak, mesafe koymak ya da görmezden gelmek bu davranışlar arasında sayılabilir. Özellikle ilişkilerde aşırı kontrol etme, sorgulama ya da pasif-agresif tepkiler de fark edilmeyen kıskançlık göstergeleridir. Kişi çoğu zaman bu davranışların altında yatan duygunun kıskançlık olduğunu fark etmez ve bunu daha çok ‘haklı eleştiri’ ya da ‘gerçekçi değerlendirme’ olarak yorumlayabilir.” açıklamasını yaptı. Gerçeklikle bağın zayıflamasına yol açan kıskançlık psikolojik destek gerektirir! Kıskançlığın, süreklilik kazandığında, yoğunluğu arttığında ve kişinin düşünce dünyasını sürekli meşgul etmeye başladığında artık işlevsel olmaktan çıktığına değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle ilişkileri zedeleyen, kontrol davranışlarına, öfke patlamalarına ya da temelsiz suçlamalara yol açan, hatta gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda bu duygu psikolojik destek gerektiren bir hal alır.” dedi. Aydın, ortada somut bir kanıt yokken sürekli aldatılma düşüncesiyle hareket etmenin ya da karşı tarafın yaşam alanını kısıtlayacak düzeyde kontrolcü davranmanın, kıskançlığın artık bir duygu olmaktan çıkıp bir sorun haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir! Kıskançlığın, doğru şekilde ele alındığında ilhama dönüşebilecek bir duygu olduğuna vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu dönüşüm için öncelikle duyguyu fark etmek ve adlandırmak, ardından karşılaştırmayı yeniden çerçevelemek gerekir; ‘Neden onda var?’ yerine ‘O bunu nasıl başardı ve ben ne öğrenebilirim?’ sorusunu sormak bu noktada kritik bir adımdır. Kendi değerlerini netleştirmek, ulaşılabilir hedefler belirlemek ve sahip olunanları fark etmeye yönelik şükran pratiği yapmak da bu süreci destekler. Bu yaklaşım sayesinde kıskançlık, kişiyi tüketen bir duygudan çıkıp gelişim ve motivasyon sağlayan bir iç kaynağa dönüşebilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocukluk Çağı Kanserleri Erişkinlerden Farklı Gelişiyor Haber

Çocukluk Çağı Kanserleri Erişkinlerden Farklı Gelişiyor

Çocukluk çağı kanserleri hakkında önemli açıklamalarda bulunan Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Konur, bu hastalıkların erişkinlerde görülen kanserlerden farklı mekanizmalarla ortaya çıktığını belirtti. Konur, “Çocukluk çağı kanserleri; sigara, sağlıksız beslenme ya da stres gibi yaşam tarzı faktörlerine bağlı gelişmez. Bu hastalıklar genellikle genetik değişimler ve gelişimsel süreçler sonucu ortaya çıkar” dedi. “Ebeveynler Kendini Suçlamamalı” Ailelerin en çok zorlandığı konulardan birinin suçluluk duygusu olduğunu vurgulayan Konur, bu düşüncenin doğru olmadığını ifade etti. Konur, “Bu noktada ailelere en önemli mesajımız şu: Kendinizi suçlamayın. Çocukluk çağı kanserleri önlenebilir değil, erken fark edilebilir hastalıklardır” dedi. “Belirtiler Sinsi Başlayabiliyor” Çocukluk çağı kanserlerinin başlangıçta fark edilmesinin zor olabileceğini belirten Konur, vücudun mutlaka bazı sinyaller verdiğini söyledi. Konur, dikkat edilmesi gereken belirtileri şu şekilde sıraladı: Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş Boyun, koltuk altı gibi bölgelerde ağrısız şişlikler Çarpmaya bağlı olmayan morluklar veya burun/diş eti kanamaları Hızlı kilo kaybı ve sürekli halsizlik “Bu belirtiler görüldüğünde ‘büyüme ağrısıdır’ ya da ‘diş çıkarıyordur’ diye düşünerek geçiştirilmemeli. Bir uzmana başvurmak hayat kurtarır” dedi. “İyileşme Oranları %80’in Üzerinde” Tıp dünyasında çocukluk çağı kanserleri konusunda önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirten Konur, günümüzde tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu ifade etti. “Eskiden çok korkulan bu hastalıklar, artık modern kemoterapi yöntemleri, akıllı ilaçlar ve kemik iliği nakli sayesinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. İyileşme oranları %80’lerin üzerine çıkmış durumda” dedi. “Psikolojik Destek de Tedavinin Parçası” Tedavi sürecinin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir mücadele olduğunu vurgulayan Konur, çocukların moral desteğe ihtiyaç duyduğunu söyledi. Konur, “Bu süreç sadece tıbbi bir tedavi değildir. Minik hastalarımızın ilaç kadar morale, oyuna ve ‘yalnız değilim’ hissine ihtiyacı var” dedi. “En Sık Görülen Türler: Lösemi İlk Sırada” Çocukluk çağı kanserlerinde en sık görülen türlere de değinen Konur, “Lösemiler yani kan kanserleri ilk sırada yer alıyor. Ardından beyin tümörleri ve lenfomalar geliyor” ifadelerini kullandı. “Çocukluk Çağı Kanserinin Simgesi: Altın Kurdele” Toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Konur, çocukluk çağı kanserlerinin simgesine de değindi. Konur “Çocukluk çağı kanserlerinin simgesi altın renkli kurdeledir. Çünkü çocuklarımız altın kadar değerlidir” dedi. “İnternete Değil, Doktorunuza Güvenin” Son olarak da ailelere önemli bir uyarıda bulunan Konur, bilgi kirliliğine dikkat çekerek, “İnternetteki bilgi kirliliğinden uzak durun. Doğru bilgi için mutlaka doktorunuza güvenin” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” Haber

Kansere Farkındalık Çağrısı: “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy”

Nilüfer Belediyesi, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) iş birliğinde 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında “Bedenin Sana Fısıldar Onu Duy” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’ndeki programa Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Okan Şahin ile Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir katılarak destek verirken, vatandaşlar da yoğun ilgi gösterdi. KADER DEĞİL, ÖNLENEBİLİR Moderatörlüğünü Güzin Abraş’ın yaptığı söyleşide konuşan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, kanserin kalp hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlattı. Kanserin yüzde 80 oranında çevresel faktörlere bağlı ve önlenebilir olduğunu belirten Evrensel, özellikle meme, rahim ağzı ve kolon kanserinde tarama testlerinin hayat kurtardığını ifade etti. “BIÇAK DEĞERSE YAYILIR” ÖNYARGISI KIRILMALI Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kazım Şenol, toplumdaki yanlış inanışların tedaviyi aksattığını belirterek, “Kansere bıçak değmez” algısının yanlışlığına dikkat çekti. Şenol, Türkiye’de tarama testlerine katılımın hala yüzde 30 seviyelerinde kalmasından üzüntü duyduklarını söyledi. PSİKOLOJİK DESTEK ÖNEMLİ Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen ise akciğer kanserinde sigaranın etkisinin yüksek olduğuna değinerek, mücadelede psikolojik desteğin önemine dikkat çekti. UMUT VEREN HİKAYELER Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) Başkanı Füsun Önen’in “Önce ben” demenin önemini aktardığı programda, kanseri yenen isimler de konuştu. Seher Özgen, Zühal Okan, Seher Çarkın Elmalı ve Fatma Asan; hem erken teşhisin önemini, hem de bilim dışı yöntemlerden uzak durulması gerektiğini kendi hikayeleriyle anlattılar. RENKLİ ETKİNLİK Yüzüncüyıl Mahallesi Ritim Grubu ve Halk Oyunları ekibinin gösterileriyle renklenen etkinliğin sonunda emeği geçenlere teşekkür edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Samsunspor’un “Mor Forma” Projesine   Avrupa’dan Büyük Ödül Haber

Samsunspor’un “Mor Forma” Projesine Avrupa’dan Büyük Ödül

Avrupa Kulüpler Birliği (EFC) ve EA SPORTS FC™, futbolun toplumsal değişim gücünü kullanarak fark yaratan projeleri ödüllendirdikleri “Değişimin Sembolü” (Symbol of Change) hibelerinin 2026 yılı kazananlarını açıkladı. Türkiye’den Samsunspor, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi hedefleyen “Mor Forma” (Purple Jersey) projesiyle Avrupa’nın en prestijli toplumsal sorumluluk ödüllerinden birine layık görülerek 100 bin Euro hibe almaya hak kazandı. Lizbon’da düzenlenen EFC Club Connect etkinliğinde duyurulan ödüller; toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve gençlerin dijital eğitimi gibi kritik alanlarda dönüştürücü projeler üreten kulüplere verildi. Samsunspor, Belçika’dan Club Brugge Foundation ve Ukrayna’dan Shakhtar Donetsk ile birlikte Avrupa genelinde seçilen üç kulüpten biri olmayı başardı. Samsun’dan Yükselen Mor Dalga: 3 Bin Kişiye Dokunacak Süper Lig’in köklü ekiplerinden Samsunspor, ödül kazanan “Mor Forma” projesiyle futbolun birleştirici gücünü kadına yönelik şiddeti durdurmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek için kullanıyor. Adını toplumsal cinsiyet eşitliğinin uluslararası renginden alan proje, sadece bir sembol olmanın ötesine geçerek geniş kapsamlı bir destek programı sunuyor. Proje kapsamında ev içi şiddet mağdurlarına psikolojik destek verilirken, kulüp akademisindeki genç erkek oyunculara eşitlik eğitimi ve kadınlara yönelik kendini savunma eğitimleri düzenleniyor. Yılda 3 binden fazla doğrudan faydalanıcıya ulaşması beklenen proje; 1.600 kadına psikolojik destek sağlanmasını, 600 kadının kendini savunma eğitimlerine katılımını ve 160’tan fazla akademi oyuncusunun toplumsal farkındalık eğitimi almasını hedefliyor. Ödülle ilgili açıklama bulunan Samsunspor Pazarlama Direktörü Zeycan Rochelle Yıldırım “Bu ödülün alınması, Samsunspor’da bu projeye yüreğini koyan herkes için çok büyük anlam taşıyor. Beş yıl içinde 2.400’den fazla kadına destek olduk ve daha önce futbola erişimi olmayan 215 kadın ve kız çocuğunu futbolla buluşturduk. Bu yıl, sahaya ilk kez adım atan kız çocuklarından, eşitliğin en baştan inşa edilen bir değer olduğunu öğrenen akademi erkek oyuncularına kadar doğrudan 3.000 kişiye ulaşacağız. Bu ödül, bu yapıyı kurmaya ve geliştirmeye devam etmemizi sağlayacak.” Dedi Arda Turan’ın Çalıştırdığı Shakhtar Donetsk de Ödül Aldı Samsunspor’un yanı sıra, teknik direktörlüğünü Arda Turan’ın üstlendiği Ukrayna’nın başarılı temsilcisi Shakhtar Donetsk de “LingoBall” projesiyle hibe kazananlar arasında yer aldı. Shakhtar Social Vakfı aracılığıyla yürütülen proje, 7-12 yaş arası 1200 çocuk için futbol antrenmanlarını oyunlaştırılmış İngilizce dil eğitimiyle birleştiriyor. Hareket takip teknolojilerinin kullanıldığı projeyle, çocukların hem fiziksel aktivite düzeylerinin hem de dil öğrenme kapasitelerinin artırılması amaçlanıyor. Belçika temsilcisi Club Brugge ise yerel kulüplere sosyal sorumluluk projeleri geliştirmeleri için rehberlik eden “Football Community Builders” programıyla ödülün sahibi oldu. Futbolun Kalbi Toplum İçin Atıyor Bu üç proje, bireysel olarak günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu toplumsal cinsiyet eşitliği, yerel kalkınma ve gençlik eğitimi gibi en önemli sosyal konulara odaklanıyor. Birlikte ele alındığında ise bu girişimler, futbolun erişim gücünü, yarattığı etkiyle eşleştirmek ve Avrupa genelindeki kulüpleri toplumlarında anlamlı ve kalıcı değişimler yaratmaları için güçlendirmek gibi.EFC ve EA SPORTS FC iş birliğinin temel hedefini yansıtıyor. EFC CEO’su Charlie Marshall, ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Değişimin Sembolu Ödülleri (Symbol of Change Grants), futbolun sunduğu platformu kullanarak insanların hayatlarında gerçek bir fark yaratan kulüpleri kutlamayı amaçlıyor. EFC 800'den fazla üye kulübe ulaştıkça, tüm üye kulüpler ve taraftarları için değişimin birleşik sesi olma temel misyonumuzu sürdürmemiz büyük önem taşıyor. EA SPORTS FC ile olan ortaklığımız aracılığıyla kulüpleri, topluluklarına nasıl hizmet edebilecekleri ve kalıcı bir etki yaratabilecekleri konusunda yaratıcı düşünmeye teşvik ediyoruz. Samsunspor, Club Brugge Vakfı ve Shakhtar Donetsk; kadınları ve gençleri desteklemekten oyunun kuruluş köklerini güçlendirmeye kadar futbolun nasıl bir ilerleme gücü olabileceğini kanıtlayan üç güçlü örneği temsil ediyor.” dedi. EA SPORTS FC Ortaklık Pazarlama Kıdemli Direktörü James Salmon ise “Değişimin Sembolü Ödülleri, futbol kulüplerinin kendi topluluklarında anlamlı bir değişim sağlama potansiyelini açığa çıkarmayı amaçlıyor. EA SPORTS FC olarak, oyunu ilham vermek, eğitmek ve insanları bir araya getirmek için kullanan girişimleri desteklemeye kararlıyız. EFC ile ortaklık kurmak, kulüplerin harika fikirlerini Avrupa genelindeki topluluklara ulaşabilecek ve fayda sağlayacak etkili programlara dönüştürmelerine yardımcı olmamıza olanak tanıyor.” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fark Edilmeyen Bir İç Kopuş: Sessiz Çatlama!  Haber

Fark Edilmeyen Bir İç Kopuş: Sessiz Çatlama! 

Çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmediğini aktaran Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görülür. İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi. Bu süreçte kişinin klasik tükenmişlikten farklı olarak ne işi bırakmayı ne de geri çekilmeyi düşündüğünü kaydeden Erol, sessiz çatlamanın, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslendiğini ve etkilerini azaltmak için duyguları fark etmek, iş ve özel yaşam sınırlarını netleştirmek ve gerekirse psikolojik destek almak gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi. Dışarıdan her şey normal görünse de, kişi işine duygusal olarak bağlanamaz! Günümüzde gittikçe yaygın kullanılmaya başlanan ‘sessiz çatlama’ teriminin, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen iş hayatında; anlam, aidiyet ve duygusal bağlarını yitirmesiyle gelişen bir süreç olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum ani bir kırılma ya da açık bir tükenme haliyle değil, daha çok fark edilmeden ilerleyen bir iç kopuş şeklinde yaşanır.” dedi. Kişinin işine devam ettiğini ve sorumluluklarını yerine getirdiğini aktaran Erol, “Hatta çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmez. Ancak iç dünyada, yapılan işle kurulan duygusal bağ zayıflamış, anlam duygusu aşınmış ve kişinin kendisini işe ait hissetme hali belirgin biçimde azalmıştır.” şeklinde konuştu. Kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür! Bu yönüyle sessiz çatlamanın, klasik tükenmişlikten ayrıldığına işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi: “Tükenmişlikte duygusal bitkinlik, enerji kaybı ve işlevsellikte gözle görülür bir düşüş daha erken dönemde ortaya çıkar. Sessiz istifada ise kişi bilinçli olarak geri çekilir ve minimum çabayla çalışmayı tercih eder. Sessiz çatlamada durum daha belirsizdir; kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür. Sorun davranıştan çok, kişinin yaptığı işle ve bulunduğu ortamla kurduğu içsel bağın giderek kopmasıdır.” Sessiz çatlamanın temelinde uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlar var! Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görüldüğünü dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi. Zihinsel olarak sürekli ‘idare etme’ modunda olmak, otomatikleşmiş bir şekilde çalışmak ve yapılan işten eskisi kadar tatmin olmamak durumlarının yaygın olduğunu kaydeden Erol, “Kişi çoğu zaman neyin yanlış gittiğini tam olarak adlandıramaz; çünkü yaşanan durum tek bir olaydan değil, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslenir. Sessiz çatlamanın dışarıdan fark edilmesinin zor olmasının temel nedeni budur. Bu kişiler genellikle sorumluluklarını aksatmaz, şikâyet etmez ve beklentileri karşılamaya devam eder. Duygularını ifade etmekte zorlanan ya da yük olmamayı öğrenmiş bireylerde süreç daha da görünmez hâle gelir. Bu nedenle çevre tarafından ‘her şey yolunda’ algısı oluşurken, iç dünyada ciddi bir kopuş yaşanıyor olabilir.” açıklamasını yaptı. Önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon ve performans düşer! Performans açısından bakıldığında, sessiz çatlamanın her zaman doğrudan bir düşüşle ilerlemediğine dikkat çeken Erol, “Çoğu zaman önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon azalır ve ancak daha ileri aşamalarda performans etkilenmeye başlar.” dedi. Bu süreçte asıl kaybın, kişinin işe kattığı duygusal yatırım, yaratıcılık ve aidiyet hissi olduğuna değinen Erol, “Bu kayıp sayısal verilerle ölçülmediği için uzun süre gözden kaçabilir. Sessiz çatlamayı tetikleyen etkenler hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ele alınabilir. Bireysel düzeyde sınır koyamama, sürekli sorumluluk alma, onaylanma ihtiyacının yüksek olması ve duyguları bastırma eğilimi öne çıkar. Örgütsel düzeyde ise işverenler tarafından görülmeme hissi, takdir eksikliği, belirsiz beklentiler, psikolojik güvenliğin zayıf olması ve yapılan işin anlam boyutunun göz ardı edilmesi bu süreci besleyebilir.” ifadelerini kullandı. Sessiz çatlamayı kişisel yetersizlik değil, bir uyarı sinyali olarak görmek gerekir! Sessiz çatlamayla başa çıkabilmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk adım, yaşanan durumu kişisel bir yetersizlik olarak değil, bir uyarı sinyali olarak ele almaktır. Bu noktada; kişi kendi duygusal durumunu fark etmeye ve adlandırmaya çalışmalı, yaptığı işle kendi değerleri arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeli, iş ve özel yaşam sınırlarını daha net hâle getirmeli, duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmalı ve gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmamalı. Sessiz çatlama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen, hatta kişinin kendisinin bile tam olarak fark edemediği bir süreçtir. Ancak görmezden gelindikçe derinleşir. Bu nedenle erken fark edilmesi, hem bireyin ruhsal sağlığı hem de uzun vadeli işlevselliği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi Haber

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi

Çocukluk döneminde görülen kanserler arasında en sık karşılaşılan türün lösemi olduğunu ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemiye en sık ilk 5 yaşta rastlıyoruz. Bu nedenle özellikle küçük yaş grubunda ortaya çıkan uzun süren halsizlik, sık enfeksiyon ya da nedeni açıklanamayan morluklar dikkatle takip edilmeli” açıklamasında bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinin kesin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini ancak vakaların küçük bir bölümünde kalıtsal faktörlerin etkili olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Çocuklarda kansızlık, karında şişlik ya da dolgunluk hissi, lenf bezlerinde belirgin şişlik, ciltte kolay oluşan morluklar, iki taraflı burun kanaması, uzun süren ateş ve sık enfeksiyonlar löseminin belirtileri arasında sayılabilir. Bu bulgulara ek olarak kan tahlillerinde beyaz kan hücrelerinde görülen anormal değişiklikler de tanı sürecinde yol gösterici olabilir. Bu şikâyetler farklı hastalıklarda da ortaya çıkabilir ancak uzun sürmesi ya da bir arada görülmesi durumunda ailelerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması kıymetli” dedi. Geçmeyen halsizlik sıradan bir yorgunluk olmayabilir Çocuklarda görülen kanser belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılabildiğini ifade eden Kansoy, “Özellikle uzun süren halsizlik çoğu zaman basit bir enfeksiyon ya da kansızlıkla, nedeni açıklanamayan morluklar çarpma veya düşmelerle, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bağışıklığın geçici olarak zayıflamasıyla, geçmeyen ateş ise üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilişkilendirilebiliyor. Lenf bezlerindeki şişlikler de genellikle enfeksiyonlara bağlanabiliyor. Her belirti lösemi anlamına gelmez ancak bu şikâyetler uzun sürüyor ya da bir arada görülüyorsa ailelerin durumu göz ardı etmeden bir uzmana başvurması erken tanı açısından büyük önem taşır” dedi. Lösemi tedavisi uzun ve sabır isteyen bir süreç Löseminin farklı türleri bulunduğunu açıklayan Kansoy, “Löseminin en sık görülen tipleri akut lenfoblastik, akut miyeloblastik ve kronik miyelositer lösemidir. Tanı, kan tahlilleri ve kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle konur. Hastalığın özelliklerine ve risk durumuna göre tedavi planı belirlenir. Çoğu hastada kemoterapi uygulanır, bazı durumlarda ise kök hücre nakli gündeme gelebilir ve tüm bu tedavi süreci 1-2 yılı kapsayabilir. Bu uzun ve yorucu dönemde hem çocukların hem de ailelerin psikolojik destek alması süreci daha sağlıklı atlatmaları açısından büyük önem taşır” dedi.

Günleriniz Otomatik Pilotta Gibi Geçiyorsa Dikkat! İşlevsel Donma Yaşıyor Olabilirsiniz! Haber

Günleriniz Otomatik Pilotta Gibi Geçiyorsa Dikkat! İşlevsel Donma Yaşıyor Olabilirsiniz!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi. Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor! İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi. Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi. Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi: “Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır. Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.” Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir! Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi. Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı. Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir! İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi. İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı. Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması! İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi. İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı: “Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler. Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hatay Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi Eğitime Başladı Haber

Hatay Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi Eğitime Başladı

Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi adıyla eğitime başlayan okulun açılış töreninde konuşan Hüsnü M. Özyeğin Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Hüsnü Özyeğin; kentin iyileşme sürecine katkıda bulunmayı ve öğrencilerin nitelikli bir ortamda eğitimlerine devam etmelerini amaçladıklarını dile getirdi. 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde ağır hasar görmesi nedeniyle kontrollü olarak yıkılan Hatay Osman Ötken Anadolu Lisesi, öğrencilerine kavuştu. Hüsnü M. Özyeğin Vakfı tarafından Fiba Grubu şirketlerinden Gelecek Varlık Yönetimi’nin destekleriyle yeniden inşa edilen okul, eğitime Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi adıyla devam edecek. 24 derslikli olarak inşa edilen Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi, Hüsnü M. Özyeğin Vakfı tarafından yapımı tamamlanan 30’uncu okul oldu. Öğrencilerin çeşitli alanlarda gelişimlerini destekleme hedefiyle planlanan lise bünyesinde fizik–kimya–biyoloji ortak laboratuvarı, görsel sanatlar atölyesi, müzik atölyesi, kütüphane, çok amaçlı salon, açık basketbol sahası ve açık voleybol sahası bulunuyor. “Öğrencilerin nitelikli ve güvenli bir ortamda öğrenimlerini sürdürmelerini amaçladık” Okulun resmi açılış töreni Hatay Valiliği, il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri ve Belediye Başkanlıklarının yanı sıra Hüsnü M. Özyeğin Vakfı ve Gelecek Varlık Yönetimi’nden üst düzey yöneticilerin de katılımıyla gerçekleşti. Törende konuşan Hüsnü M. Özyeğin Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Hüsnü Özyeğin, “Hatay’da birçok başarılı öğrenci yetiştirmiş olan bu okulun deprem sonrasında yeniden inşasını üstlenirken amacımız, şehrin iyileşme sürecine katkıda bulunmak ve öğrencilerin nitelikli ve güvenli bir ortamda öğrenimlerini sürdürmeleriydi” ifadelerini kullandı. Özyeğin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her zaman önce insan faktörüne inandım ve en değerli yatırımın ülke insanının geleceğine yapılan yatırım olduğunu savundum. Çünkü bir ülkenin gelişimi, yetiştirdiği gençlerle doğrudan ilişkilidir. Fiziksel yapılar zamana yenilebilir ve zamanla da yenilenebilir. Asıl önemli olan, o yapıların içinde yetişen nesillerdir. Sevgili gençler, burada alacağınız eğitimin, gelecekte vereceğiniz kararlarda önemli bir rolü olacak. Çalışmaktan vazgeçmeyin ve karşılaştığınız zorluklar karşısında geri durmayın. İş hayatında 50 yılı geride bırakmış, Vakfımızın çatısı altında ülkemize pek çok okul ve yurt kazandırmış biri olarak, hala bir sürü yapmak istediğim şeyin ve hayallerimin olduğunu vurgulamak isterim. Her bir gencimizin de bu ülkeye ve kendilerine dair büyük hayaller kurması, o hayaller için durmadan çalışması en büyük dileklerimden biri.” “Bizim için yalnızca okul desteği değil, geleceğe inancımızın güçlü bir göstergesi” Gelecek Varlık Yönetimi Genel Müdürü Sezin Ünlüdoğan ise şu değerlendirmede bulundu; “Gelecek Varlık olarak bireylerin ve kurumların finansal özgürlüğe kavuşma yolculuğunda, ekonomik sisteme değer kazandırırken toplumsal faydayı da sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bu yönde Hatay’da Hüsnü M. Özyeğin Vakfı ile birlikte yeniden inşasını sağladığımız, yeni adıyla Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi’nin açılışı, bizim için yalnızca bir okul desteğinden ibaret değil; geleceğe, eğitime ve gençlerimizin potansiyeline duyduğumuz inancın güçlü bir göstergesidir. Bu anlayışla, ülkemiz için kalıcı değerler üretmeye devam edeceğiz.” Hüsnü M. Özyeğin Vakfı’nın deprem bölgesi destekleri Fiba Grubu ve Hüsnü M. Özyeğin Vakfı, 6 Şubat depremlerinin ardından afet bölgesinde eğitim, sağlık, barınma ve gıda odak alanlarında çalışmalar yürüttü. Afetten etkilenen bölgelerde umudun yeniden yeşertilmesi için Adıyaman, Nurdağı-Gaziantep ve Defne-Hatay’da kurulan konteyner kentlerle 5 bin kişinin barınma ihtiyacı karşılandı. Nurdağı’nda 8, Defne’de 11 derslikli okullar eğitime kazandırıldı; çocukların fiziksel gelişimi için çok amaçlı spor sahaları inşa edildi. Adıyaman, Gaziantep ve Hatay’da açılan AÇEV Çocuk ve Aile Merkezleri’nde konteyner kentlerde kalan çocukların eğitimleri desteklendi, ailelere psiko-sosyal destek sunuldu. Çukurova Üniversitesi, ulusal ve uluslararası önemli tıp dernekleriyle birlikte depremde uzuv kaybı yaşayan çocukların ortez, protez ve rehabilitasyon ihtiyaçlarını karşılamak için Çocuk İyilik Merkezi hayata geçirildi. Bugüne kadar protez ve ortez desteği, psikolojik destek, eğitim bursu ve mesleki eğitimler ile toplam 155 çocuğa ulaştı. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ve TOKTUT, afet koşullarına bağlı olarak çocukların karşılaştığı beslenme eksikliklerinin giderilmesine destek olmak için Hatay Valiliği’nin koordinasyonunda ve Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle “Sağlıklı Beslen Sevgiyle Büyü” Okul Beslenme Desteği Projesi'ni hayata geçirdi. Proje kapsamında, Antakya’daki konteyner kentlerde yer alan 25 anaokulundaki bin 350 çocuğa, 2024-25 eğitim öğretim yılı boyunca 200 bin adet beslenme paketi dağıtıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Psikolojik Sağlamlık Bağışıklık Sistemini de Güçlendiriyor Haber

Psikolojik Sağlamlık Bağışıklık Sistemini de Güçlendiriyor

4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kronik strese maruz kalmak bağışıklığı baskılar. Güçlü bir psikolojik duruş ise stres hormonlarının dengelenmesine hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.” dedi. Psikolojik desteğin belirsizlik, kaygı ve fiziksel zorlanmalarla baş etmeyi kolaylaştırdığını vurgulayan Erol, bilişsel davranışçı terapi, mindfulness ve şükran çalışmalarının, hastaların umut ve hayata bağlılıklarını korumalarına yardımcı olduğunu aktardı. Erol ayrıca psikolojik sağlamlığın kişiye özel destek planlarıyla artırılmasının tedavi sürecine olumlu katkı sağladığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla kanser hastalarının psikolojik sağlamlığının tedavi ve iyileşme süreçleri üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi. Psikolojik sağlamlık bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabilir! Psikolojik sağlamlık olarak bilinen ‘resilience’ kavramının kişinin, kişilerarası ilişkilerde zorlanmalar, travmatik süreçler ve stresli yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme, toparlanabilme ve hatta bu süreçlerden güçlenerek çıkabilme kapasitesi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kanser tedavisi gibi hem fiziksel hem psikolojik olarak zorlayıcı olan bir süreçte psikolojik desteğin önemi büyüktür.” dedi. Psikolojik sağlamlığın kanser süreci açısından ele alındığında, tanı konduğu andan itibaren başlayan belirsizliğe, tedavi sürecindeki fiziksel ve ruhsal zorlanmalara, geleceğe dair kaygılar ve yaşam kalitesinde olası değişimlere rağmen ruhsal dengenin korunmasına yardımcı olduğunun bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Kronik olarak strese maruz kalmak ve depresif hissetmek, bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı direncini azaltabilir. Buna karşılık, güçlü bir psikolojik duruş, stres hormonlarının dengelenmesine, inflamasyon seviyelerinin azalmasına ve hatta bazı durumlarda hastalığın ilerleme hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu. Önceki zorluklarla nasıl başa çıkıldığı hatırlanmalı! Psikolojik sağlamlığın kanser hastalarının tedavi sürecindeki olumlu etkilerinden birinin kişinin hayata bağlılığını arttırarak geleceğe dair umutlarını sürdürmesine katkıda bulunmak olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Hayata anlam katan aktivitelerle ilgilenmek ve sosyal bağları güçlendirmek kişinin tedavi uyumunu arttırır. Bu durum tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek yan etkilerle daha iyi baş edebilmesini sağlar.” dedi. Psikolojik sağlamlığı arttırmak amacıyla uygulanabilecek pek çok farklı yöntem olduğuna değinen Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Psikoterapilerde en çok kullanılan yaklaşım bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntem süreçte kişide görülen negatif inançları gerçekçi bir bakış açısıyla ele almayı hedefler. Örneğin tanıyı alan kişi ‘tanı aldım, hayatımın geri kalanı tamamen mahvoldu’ düşüncesine kapılabilir. Bu düşüncesine gerçekçi bir perspektif kazandırmaya çalışmalı, ‘evet, zor bir süreçten geçiyorum, ama hayatımda hala devam eden güzel şeyler var’ diye düşünebilmeli. Kişi önceki zorluklarla nasıl başa çıktığını hatırlamalı, ‘daha önce de zor zamanlar yaşadım ve üstesinden geldim’ gibi yeniden çerçevelemeler bilişsel müdahalelerin temelini oluşturur.” Şükran duygusu depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor! Mindfulness teknikleri, derin nefes egzersizleri, progresif kas gevşetme ve rehberli imgeleme gibi tekniklerin, hastaların kaygıyı azaltmasına, duygusal dalgalanmaları daha iyi yönetmesine ve zihinsel dayanıklılığı arttırmasına yardımcı olabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Günlük şükran listeleri oluşturmak, küçük mutluluklara odaklanmak ve olumlu anları fark etmek, psikolojik sağlamlığı artırır. Araştırmalar, şükran duygusunun depresyon ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.” dedi. Psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, fiziksel iyileşmeyi de destekliyor! Aile, arkadaşlar ve destek grupları ile sosyal destek sistemi kurmanın, hastaların yalnız hissetmesini engelleyeceğini ve duygusal dayanıklılığı artıracağını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri veya kanser hastalarına özel topluluklarla iletişim kurmak, hastaların deneyimlerini paylaşmalarına ve güçlenmelerine yardımcı olabilir.” dedi. Sanat ve müzik terapisinden de psikolojik sağlamlığı arttırmak için yararlanıldığını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Estetik kaygısı gütmeden boyama, yazı yazma, enstrüman çalma gibi aktiviteler, hastaların duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan yaratır. Kanser hastalarında psikolojik sağlamlığı artırmak, sadece zihinsel iyi oluşu değil, aynı zamanda fiziksel iyileşmeyi de destekleyen önemli bir faktör. Psikolojik iyi oluş için kullanılabilecek teknik ve yaklaşımlar, hastaların bu zorlu süreçte daha dirençli olmalarına yardımcı olabilir. Her bireyin ihtiyaçları farklı olduğu için, psikolojik destek planları kişiye özel olarak hazırlanmalı ve hastanın kendisini en iyi hissettiği yöntemlerle uyumlu olmalı.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.