Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Radyofrekans

Kapsül Haber Ajansı - Radyofrekans haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Radyofrekans haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir! Haber

Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir!

Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kulaklıklar; müzik veya podcast dinlemek, telefonla konuşmak için günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak yanlış kullanım, özellikle yüksek ses seviyeleri ve uzun süreli maruziyet, kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan işitme kaybı riski altında ve erken önlem alınmazsa kalıcı hasarların artacağı öngörülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, “3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” nedeniyle, kulaklıkların işitme sağlığına olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi. Yanlış kulaklık kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor Kulak sağlığı sadece işitmeyi değil; dengeyi, iletişim becerilerini ve genel yaşam kalitesini de etkiler. Yüksek seslere maruz kalmak, enfeksiyonlar ve yanlış temizlik yöntemleri gibi faktörler, geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Kulaklıklar da en büyük risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Kulaklık kullanımı moderasyonla faydalı olabilir ancak ihmal edildiğinde işitme kaybı, ağrı veya enfeksiyon gibi sorunlar görülebilir. Bu belirtiler fark edilirse, bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak önemlidir. Kalıcı işitme kaybına yol açabilir Kulaklıkların aşırı kullanımı, yüksek ses seviyeleri nedeniyle iç kulaktaki tüylü hücreleri tahrip ederek kalıcı işitme kaybına ve kulak çınlamasına neden olabilir; bu, özellikle gençlerde yaygın bir risk faktörüdür. Kulak içi modeller, kulak kanalında nem ve bakteri birikimine yol açarak enfeksiyonlara davetiye çıkarırken, kulak üstü çeşitler uzun süreli baskıdan kaynaklı baş ağrısı ve cilt irritasyonuna sebep olur. Kablosuz kulaklıklar ise radyofrekans sinyalleriyle beyne yakın konumda elektromanyetik maruziyet yaratabilir ancak bu etkinin kesin zararları henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamıştır. Kulaklıklar yanlış kullanımda şu riskleri içeriyor; İşitme kaybı riski: Kulaklıkların en yaygın zararı, yüksek ses seviyelerinde uzun süre kullanım sonucu oluşan işitme kaybıdır. İç kulaktaki hassas tüylü hücreler (koklear hücreler), yüksek desibelli seslere maruz kaldığında hasar görür ve bu hücreler yenilenmez. Örneğin, 85 desibelin üzerindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalmak, kalıcı işitme kaybına yol açabilir. Kulak içi kulaklıklar, sesi doğrudan kulak zarına ilettiği için bu riski artırır; kulak üstü modellerde ise ses biraz daha dağılır, ancak uzun kullanımda benzer sorunlar yaşanabilir. Araştırmalar, kulaklıkla müzik dinleyenlerin %10'unda işitme kaybı ve ilgili problemler görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca, tinnitus (kulak çınlaması) gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.Enfeksiyon ve bakteri artışı: Kulak içi kulaklıklar, kulak kanalındaki nem ve sıcaklığı artırarak bakteri üremesini teşvik eder. Bu, dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak kiri birikimlerine neden olabilir. Paylaşılan veya temizlenmeyen kulaklıklar, bakteri sayısını 10-12 kat artırabilir ve enfeksiyon riskini yükseltir. Kulak üstü modellerde ise baskıdan kaynaklı tahriş ve baş ağrıları daha sık görülür.Baş ağrısı ve rahatsızlık: Uzun süreli kullanım, kulak çevresinde baskı yaratır ve migren benzeri ağrılara yol açabilir.Denge ve genel sağlık etkileri: Yüksek ses, iç kulaktaki denge mekanizmasını etkileyebilir, nadir de olsa vertigo gibi sorunlara neden olur.Sistemik riskler: Bazı ilaçlar veya mevcut hastalıklar (örneğin diyabet), kulak hassasiyetini artırarak zararı büyütür. Kulak sağlığını korumak için bu kurallara uyun 60/60 Kuralı: Ses seviyesini cihazın maksimumunun %60'ıyla sınırlayın ve günde 60 dakikadan fazla kullanmayın. Temizlik: Kulaklıkları düzenli dezenfekte edin, başkalarının kullanmasına izin vermeyin. Model seçimi: Mümkünse kulak üstü modelleri tercih edin; kulak içi olanlarda silikon uçları doğru boyutta seçin. Düzenli kontrol: Özellikle gençlerde ve yüksek sesli ortamda çalışanlarda yıllık işitme testi yaptırın. Alternatifler: Hoparlör kullanmayı veya sessiz ortamları tercih edin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​ Haber

Horlama 20’li Yaşlarda Artıyor! ​​​​​​​

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor. Eskiden daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. Modern yaşamla birlikte giderek artıyor Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor. Horlamanın önemli nedenleri Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: Obezite: İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış. Burun tıkanıklığı: Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Büyük geniz eti ve bademcikler: Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir. Alkol ve sigara kullanımı: Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. Sırtüstü uyuma: Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor. Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor! Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor! Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, "Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi! Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Varise Karşı 8 Etkili Önlem! Haber

Varise Karşı 8 Etkili Önlem!

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bu dönemin, varis hastalığının da tedavisinde en uygun zaman dilimi olduğunu belirterek “Çünkü sıcak havaların etkisinin azalması, hem tedavi sürecinin konforunu hem de iyileşme hızını olumlu yönde etkiliyor” diyor. Ülkemizde ve dünya genelinde kadınlarda 4 kat daha fazla varis hastalığı görüldüğünü ve son yıllarda sorunun hızla yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Özgen, varise karşı etkili önlemleri anlattı, tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Bacak toplardamarlarındaki kapakçıkların görevini yerine getirememesi sonucu damar yapısının bozulup genişlemesiyle oluşan varis hastalığı, hem ağrıya yol açması hem de estetik açıdan rahatsız edici görünümü nedeniyle tıbbi ve kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen “Varis toplardamarlarda oluşan ciddi bir fonksiyon bozukluğudur. Bacaklarda damarlarda belirginleşme, ağrı, şişlik, yanma, kaşıntı ve gece krampları gibi belirtilerle kendini gösterir. Tedavisi geciktirildiğinde damar yapısındaki bozulma ilerleyerek bacaklarda geri dönüşü olmayan ödem, ciltte renk değişikliği ve venöz ülser olarak bilinen lezyonlar meydana gelebilir. Bu nedenle erken dönemde teşhis ve tedavi çok önemlidir” diyor. Sonbahar ve kış ayları tedavide avantaj sağlıyor Özellikle sonbahar ve kış dönemlerinin varis tedavisi açısından son derece ideal olduğunu vurgulayan Dr. Özgen, şöyle konuşuyor: “Sonbahar ve kış ayları hem hastaların yaşam konforunu bozmadan tedavi yapmamıza olanak tanıyor, hem de daha hızlı sonuç almamızı sağlıyor. Bu fırsatı değerlendirmek, sağlıklı ve estetik bacaklara giden ilk adımdır. Lazer, köpük (skleroterapi) ve radyofrekans gibi modern varis tedavi yöntemleri sonrası bir süre varis çorabı kullanılması gerekir. Ayrıca varis işlemleri sonrası hastanın cilt yapısına da bağlı olarak ciltte iyileşme süresini de unutmamak gerekir. Soğuk havalarda bu süreç, hem daha konforlu geçer hem de damarlar sıcağa göre daha hızlı toparlanır. Ayrıca güneş ışığının azaldığı bu mevsimlerde ciltte leke riski de minimuma iner.” Bu belirtiler varsa… KVC Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bacaklarında görünür damarlar, dolgunluk hissi veya ağrı gibi belirtileri olan kişilerin zaman kaybetmeden bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurmaları gerektiğini belirterek, varisin sadece görsel bir sorun olarak görülmesinin büyük bir hata olduğunu, tedavi edilmediğinde ciltte renk değişiklikleri, yaralar ve hatta pıhtı oluşumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebildiğini vurguluyor. Varise karşı 8 etkili önlem! Varisin genetik yatkınlıktan kaynaklansa da günlük yaşam alışkanlıklarımızın da bu sorunu belirgin şekilde tetikleyebildiğini vurgulayan Dr. Özgen, kaçınılması gereken hataları ve alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor; Uzun süre ayakta kalmayın Özellikle uzun süre sabit pozisyonda ayakta çalışmak bacak damarlarını sürekli basınç altında bırakır. Bu da varis riskini artırır. O nedenle uzun süre ayakta kalmamaya özen gösterin. Fırsat buldukça bacaklarınızı kalp seviyesinin üstüne kaldırarak dinlendirin. Hareketsizlikten kaçının Masa başında uzun süre, kesintisiz oturulduğunda bacak kasları yeterince çalışmaz, kan dolaşımı yavaşlar. Bu nedenle ara sıra mutlaka dolaşarak bacaklarınızı birkaç dakika hareket ettirin. Günlük yaşam alışkanlıklarınız arasına mutlaka düzenli yürüyüşü ekleyin. Bacak bacak üstüne atmayın Bu alışkanlık damarların sıkışmasına yol açar ve kan akışını zorlaştırır. Uzun süreli oturuşlarda bacak bacak üstüne atmaktan kaçının. İdeal kilonuza ulaşın Fazla kilo, bacak damarlarına ek yük bindirir ve kanın yukarı taşınmasını zorlaştırır. Bu nedenle fazla kilolarınızdan spor ve diyetle sağlıklı bir şekilde kurtularak, ideal kilonuza ulaşın. Su tüketimine dikkat edin Su tüketimi damar sağlığını doğrudan etkileyen unsurlardan biridir. Günde ortalama 1,5-2 litre su tüketmek varis hastalığından korunmada önemli bir rol oynar. Bu nedenle su tüketimine dikkat edin. Yüksek topuklu ayakkabıyı sık giymeyin Yüksek topuklu ayakkabılar sık kullanıldığında baldır kaslarının pompa etkisini azaltır, bu da kanın bacaklarda birikmesine neden olur. Hamam ve saunadan uzak durun Aşırı sıcak, damarların genişlemesine neden olarak varislerin belirginleşmesine yol açar. Bu nedenle aşırı sıcaklardan, hamam ve saunadan varis hastalarının kaçınması gerekir. Sigaradan kaçının Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen “Sağlığımız açısından sayısız riski olduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanan sigara, başta atar damar hastalıklarına neden olduğu gibi varise de zemin hazırlar. Sigara kullanımı damar duvarlarını zayıflatarak dolaşımı olumsuz etkiler ve bu da varis riskini artırır” diyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.