Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Radyoterapi

Kapsül Haber Ajansı - Radyoterapi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Radyoterapi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukluk Çağı Kanserlerinde Tedavi Oranı Yüzde 87’ye Ulaştı! Haber

Çocukluk Çağı Kanserlerinde Tedavi Oranı Yüzde 87’ye Ulaştı!

Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” Erken tanı ve tedavi çok önemli! Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak” Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.” Proton tedavisiyle daha az yan etki! Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti Haber

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti

Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer - Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor. NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor. Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor. Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz” diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart! Haber

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart!

Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreçlerde çoğu hasta yıkıcı olumsuz düşüncelere kapılır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır.” dedi. Bu dönemde verilen psikolojik desteğin, duygusal yükü hafiflettiğini, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırdığını vurgulayan Erol, ruhsal destek olmadan yürütülen bir tedavinin eksik kaldığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı. Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim! Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi. Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu. Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor! Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi. Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.” Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar! Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi. Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi. Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir. Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”

Ünlü Şarkıcı Hande Yener Meme Kanserini Nasıl Yendiğini Anlattı Haber

Ünlü Şarkıcı Hande Yener Meme Kanserini Nasıl Yendiğini Anlattı

Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği’nin desteğiyle gerçekleştirilen “Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız” etkinliğine katılan Acıbadem Üniversitesi Senoloji Enstitüsü Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Esen İçten ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe de tanı ve tedavide en yeni gelişmeleri paylaştılar, katılımcılardan gelen soruları yanıtladılar… Dünya genelinde her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Erken evrede tanı alan her 10 kadından 9’u ise meme kanserinden tamamen kurtuluyor. Kadınların ayda bir kendi kendine yapacakları meme muayenesi erken tanıda kritik rol oynuyor. Bunun en önemli örneklerinden biri ünlü sanatçı Hande Yener oldu. 5 yıl önce kendi kendini elle muayene ederken memesinde kitle hissedip hemen doktora giden ve meme kanseri olduğunu öğrenen Hande Yener, o dönem ailesini ve sevenlerini üzmemek için kanser tedavisi gördüğünü kimseye anlatmamıştı. Prof. Dr. Cihan Uras’ın başarıyla gerçekleştirdiği ameliyat ile kanseri yenen Hande Yener, Acıbadem Maslak Hastanesi’nde Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği ve Acıbadem Üniversitesi Senoloji Enstitüsü desteğiyle gerçekleştirilen “Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız” etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Kadınlara elle muayenenin ve erken teşhisin önemini anlatmak zorundayım” diyerek yaşadığı sancılı süreci tüm detaylarıyla, içtenlikle anlattı. Hande Yener: “Çok büyük şey yaşayıp, erken tanı sayesinde grip gibi atlattım” Meme kanserini, kendi kendine elle yaptığı muayene sırasında fark ettiğini, erken tanı ve doğru ellerde doğru tedavi sayesinde hızlıca atlattığını dile getiren Hande Yener konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Erken tanı için kendi kendini elle muayene çok önemli. Açıkçası bu kadar büyük şey yaşayıp, grip atlatmışım gibi çıktım hastalıktan. Değerli hocalarımın sayesinde, çok ağır bir şey yaşayıp çok hafif atlattım. Duyduğumda çok büyük travma yaşadım. Ben kendimi çok seven bir kişiyim, bu nedenle kendi kontrolümü elimle kendime yapıp, kendim buldum. O süreçte pandemi süreciydi, herkes hastanelere gitmekten korkarken ben hastaneye koşa koşa geldim. Henüz Cihan hocamızla tanışmamıştım, klasik jinekolojik kontrolümden birinde doktoruma ‘ben mememde bir şey hissediyorum, bakabilir misiniz?’ dedim. ‘Paniklik bir şey yok, takip ederiz’ deyip eve yolladı. Ama ben bir şey hissediyordum, çünkü bir şey vardı ve 3 ayı zor geçirdim, koşa koşa tekrar doktora gittim. ‘Bir şey var’ dedim. Bana ‘mamografi çektirelim mi?’ dedi, ‘tabi ki’ dedim. Akşam 7’de gittim, çektirdim, laboratuvarın önünde bekliyorum, kimseler yok. Hocalardan birinin odasına girdim. Keşke girmeseydim! O sırada laboratuvardaki doktorun ‘felaket’ diye konuştuğunu duydum. Yığıldım, büyük bir kriz geçirdim, ağlıyorum. Arkadaşımı aradım, ‘Cihan hoca’yı bul’ dedi bana. Hocamız akşam 7’de rapor okumaya hastaneye gidiyormuş. Cihan hoca beni kabul etti, odasına girdiğim an aydınlandım ben. Huzurlu bakışı ve profesyonelliğiyle beni çok rahatlattı. ‘Yarın sabah parça alacağım ama o kadar kötü durumun yok’ dedi. Annemden, ablamdan, oğlumdan, ailemden bir sene sakladım. ‘Hatam neydi, neden böyle oldum’ diye düşündüm. Ertesi gün ameliyat oldum. Bütün ekip odaya girdiler ve hocam elimi tuttu, dedi ki ‘lenfler güzel, hiçbir problem yok, iki üç güne taburcu olabilirsin.’ Direnlerim 15 gün kaldı, evdekiler fark etmesin diye ceplerime sakladım. Sonra ‘bu senin ikinci şansın, işine gücüne git’ dedim kendi kendime. Altın Kelebek’te ödül almaya direnlerimle gittim, direnlerimi vatkalarımın içine soktum belli olmasın diye… Bu süreçte uzaya fırlatılıp geri geldim adeta. 6 ayda bir kontrol oluyorum. Şu an 4. yılımdayım. Emin ellerde, güvende olmak, harika bir doktorla bu süreci atlatmak benim için çok büyük bir şans.” Sağlığına çok özen gösterdiğini vurgulayan Yener “Hem yokmuş gibi, hem de işin ciddiyetinin farkında olarak adım adım ilerleyip, sağlığım için neler yapabilirim bunu sürekli takip ettiğim için, hala da öyleyim, spor yapıyorum, iyi besleniyorum, uykuma dikkat ediyorum, sebzeyle besleniyorum, bol su içiyorum ve sık sık hocamızı ziyaret ediyorum” diye konuştu. Prof. Dr. Cihan Uras: “Erken tanı ile meme kanserini tamamen yenmek mümkün” Acıbadem Üniversitesi Senoloji Enstitüsü Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras konuşmasında; meme kanserinde erken tanı sayesinde hastalıktan büyük oranda hatta tamamen kurtulmanın mümkün hale geldiğini belirterek “Tekrar vurgulamak isterim ki; erken tanı çok önemli. Erken tanı hayat kurtarır. Erken tanının sağlanması da tarama yöntemleri ve kadınlarımızın kendi kendilerini muayene ederek memelerini tanımalarından geçiyor” dedi. Günümüzde meme kanseri tedavisinde çok ciddi ilerlemeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Uras sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sayede çok ileri evredeki meme kanserli hastalarımızı iyi bir tedaviyle başlangıç noktasına döndürüp yeniden sağlıklı bir yaşama devam etmelerini sağlayabiliyoruz. Meme kanserlerinin biyolojik yapısını öğrendiğimizden beri her tümöre farklı yaklaşımlarımız var. Bunlar arasında standart kemoterapiler, antihormon tedavileri, immünoterapiler ve ‘akıllı ilaç’ olarak bilinen hedefe yönelik tedaviler var. Bu sayede kadınlarımızı çok daha etkili bir şekilde tedavi ederek sağlıklarına kavuşturabiliyoruz.” Prof. Dr. Özlem Sönmez: “Birkaç dakikalık bir kontrol, bir ömürlük fark yaratabilir” Erken tanının meme kanseriyle mücadelede yaşam süresini ve tedavi başarısını belirleyen en kritik faktör olduğunu söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, “Basit bir tarama, bir hayatın yönünü değiştirebilir. Modern tıpta artık geç kalmak istemeyen değil, erken davranan kadınlar kazanıyor. Çünkü birkaç dakikalık bir kontrol, bir ömürlük fark yaratabilir” dedi. Günümüzde ‘her hastaya aynı tedavi’ döneminin geride kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Sönmez sözlerini şöyle sürdürdü: “Her hastaya, kendi biyolojisine uygun en etkili tedavi uygulanabiliyor. Bu yaklaşım tedavideki başarıyı artırırken, yaşam kalitesini koruyor. Bilim artık yalnızca hastalığı değil, hastayı merkeze alıyor. Çünkü her kadının kanseri farklı ve tedavisi de öyle olmalı. Meme kanseriyle mücadelede bilim artık bir devrim çağında. Yeni nesil hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve klinik araştırmalar sayesinde her geçen gün daha fazla kadına umut doğuyor. Her yeni keşif, bir sonraki raundun daha güçlü geçmesini sağlıyor.” Prof. Dr. Gül Esen İçten: “Mamografi zararlı değil!” Mamografik taramanın erken tanıda etkinliği kanıtlanmış bir yöntem olduğuna dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Esen İçten, “Mamografi ülkemizdeki tüm hastanelerde ve KETEM tarama merkezlerinde sunulan bir hizmet. Günümüzde sıklığı giderek artan meme kanserinin tanısında gecikmemek için 40 yaşın üzerindeki tüm kadınlar bu hizmetten yararlanmalı. Yanlış bilgilendirmeler nedeniyle kadınlarımız mamografi tetkikinden çekiniyor ve zararlı olduğunu düşünüyor. Mamografi çekimlerinde dikkat edilmesi gereken faktörler, cihaz kalitesi ve incelemeyi değerlendirecek olan radyoloğun tecrübesi” dedi. Buna karşın mamografinin tek başına tüm meme kanserlerini saptayamayacağını vurgulayan Prof. Dr. İçten sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle meme dokusu yoğun olan kişilerde erken tanı, tümörün yayılımını değerlendirme ve tedavi sonrası için ek görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç var. Erken tanıda risk bazlı yaklaşımlar gelecekte daha çok kullanılacak. Risk durumlarına göre kişiye özel planlanacak incelemeler daha fazla kadının en erken evrede tanı almasını sağlayacak.” Prof. Dr. Nuran Beşe: “Gereksiz Protez Ameliyatlarından Kaçınılmalı” Acıbadem Maslak Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe, günümüzde tedavi sürelerinin kısaldığını belirterek “Radyoterapiyi çok özel bir durum olmadıkça 15-16 seansta tamamlıyoruz. Tedavilerde hastanın yaşam kalitesini koruyarak mümkün olduğunca en etkili, en minimal uygulamalara yöneliyoruz. Uygun hastalarda tüm meme yerine tümörün bulunduğu bölgeyi yani parsiyel meme ışınlaması uygulayarak kalp ve akciğerin aldığı dozları neredeyse sıfıra indiriyoruz ve radyoterapiyi 5 günde tamamlıyoruz” dedi. Hastaların gereksiz protez ameliyatlarından kaçınmaları gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Beşe şöyle konuştu: “Gerçekten bir risk varsa -örneğin BRCA 1/2 pozitifliği gibi genetik bir faktör söz konusuysa ya da cerrah tarafından memenin takibi çok zorsa, memede farklı kadranlarda tümör varsa, özetle hekim bu işlemi mutlaka gerekli görüyorsa hastalığın olduğu memenin ya da her ikisinin boşaltılması gündeme gelebilir. Ancak işlem hastanın isteğiyle, ‘her iki meme boşaltılsın ve bu hastalıktan kurtulayım’ yanılsaması ile yapıldığında kozmetik sonuç ne kadar iyi olursa olsun kişi yapay iki meme taşıyor olur ve hiçbir zaman kendi memesi kadar konforlu olamaz. Eğer hastaya implant takıldıktan sonra radyoterapi uygulanması gerekirse bu durumda çok daha dikkatli olunmalı. İmplantı etkileme ve kozmetik sonucu bozma riski ile karşı karşıya oluruz. Bu nedenle hastalar bu kararı tamamen doktorlarına bıraksınlar ve mutlak gerekli ise yaptırsınlar. Sonuçta meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi altın standart olarak kabul edilmektedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.