Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rafinasyon

Kapsül Haber Ajansı - Rafinasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rafinasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sürdürülebilir Gıda Üretiminde Bitkisel Yağların Önemi Haber

Sürdürülebilir Gıda Üretiminde Bitkisel Yağların Önemi

Palm yağı, doğal bileşimi ve fiziksel fraksiyonlara ayrılabilme özelliği sayesinde formülasyon esnekliği, stabilite, tekstür ve maliyet verimliliği sunuyor. Bilimsel veriler de palm yağının uygun rafinasyon, kalite kontrol ve sürdürülebilir tedarik süreçleriyle güvenle değerlendirilebileceğini gösteriyor. Palm yağı, doğal bileşimi sayesinde tamamen fiziksel yöntemlerle farklı fraksiyonlara ayrılabiliyor ve gıda endüstrisinde geniş kullanım alanına sahip önemli bitkisel yağlardan biri olarak kabul ediliyor. Palm orta fraksiyonları, palm olein ve palm süper olein gibi türevler; formülasyon esnekliği, stabilite, tekstür ve maliyet etkinliği nedeniyle birçok gıda uygulamasında tercih ediliyor. Palm çekirdeği yağı ise hindistan cevizi yağına benzer şekilde fonksiyonel özellikleriyle öne çıkıyor. Gıda üreticilerine yapı, ağızda bıraktığı doku ve his, erime profili ve ürün performansı açısından önemli avantajlar sağlıyor. Bununla birlikte, palm yağına ilişkin kamuoyu algısı zaman zaman “toksik maddeler içerir” ya da “sürdürülebilir değildir” gibi bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen genelleştirilmiş iddialarla şekillenebiliyor. Bilimsel çerçeveden uzaklaşan bu tür algılar, gıda sektörünün önemli bir bileşene temkinli yaklaşmasına neden olabiliyor. Palm yağının fonksiyonel özellikleri, onu birçok gıda kategorisinde yerleşik bir bileşen hâline getirirken; uygun maliyeti ve çok yönlülüğü, dünya nüfusunun önemli bir bölümü için beslenmeye erişimi desteklemede güçlü bir rol oynuyor. Nitekim uygun rafinasyon yöntemleri, kalite kontrol uygulamaları ve sürdürülebilir tedarik süreçleriyle palm yağları, diğer rafine bitkisel tohum yağlarında olduğu gibi bitkisel yağ formülasyonlarında güvenle kullanılabilecek hammaddeler arasında değerlendirilebiliyor. Bilimsel çalışmalar, ürün geliştirme süreçleri ve Ar-Ge uygulamaları; palm yağının uygun kullanım alanları çerçevesinde ele alınmasının hem sektörün inovasyon kapasitesine hem de tüketicilerin kaliteli ve erişilebilir fiyatlı gıda ürünlerine ulaşmasına katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Dr. Fahri Yemişçioğlu: “Gıda Endüstrisinde Palm Yağına Bilimsel ve Objektif Bir Bakış Önemli” Gıda Mühendisi Dr. Fahri Yemişçioğlu, palm yağına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Palm yağı, teknik özellikleri ve fonksiyonel yapısı nedeniyle gıda endüstrisinde önemli bir hammaddedir. Burada kritik nokta, bu yağın bilimsel veriler ışığında, doğru kalite standartları ve sürdürülebilir tedarik yaklaşımıyla değerlendirilmesidir. Sektörümüz açısından palm yağlarının da diğer rafine bitkisel yağlar gibi Ar-Ge ve üretim süreçlerinde objektif biçimde ele alınması büyük önem taşımaktadır. Palm yağı, gıda uygulamalarında tekstür, yapı ve kıvam açısından önemli fonksiyonel faydalar sunarken, tutarlı ürün kalitesinin desteklenmesine de katkı sağlamaktadır.” Palm yağının yanlış bilgiler yerine bilimsel veriler temelinde değerlendirilmesinin önemini vurgulayan Yemişçioğlu, palm yağlarının gıda endüstrisinin ürün performansı, istikrarlı kalite ve ekonomik erişilebilirlik hedefleri doğrultusunda fonksiyonel ve değerli bitkisel yağ seçenekleri arasında yer almaya devam ettiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nadir Elementler Türkiye Sigorta Sektörü için  Bir Fırsat Penceresi Sunuyor Haber

Nadir Elementler Türkiye Sigorta Sektörü için  Bir Fırsat Penceresi Sunuyor

Daha da önemlisi, Türkiye, bu alanda erken uzmanlaşırsa sadece yerel riskleri sigortalayan değil; bölgesel ölçekte bilgi üreten ve reasüransla daha sofistike çalışan bir merkez haline gelebilir.” dedi. Son dönemde enerji dönüşümü, savunma sanayi, elektronik üretimi ve ileri teknolojinin kritik girdisi haline gelen nadir toprak elementleri, içerdiği önem ve kullanım alanları açısından sigorta sektörünün de gündeminde yer alıyor. Nadir toprak elementlerinin gelişimi ile birlikte mühendislik sigortaları, nakliyat, çevresel sorumluluk, işveren sorumluluğu, siber, siyasi risk ve proje sigortaları tarafında büyüme alanları söz konusu. Bu elementlerin yoğun kullanıldığı sektörlerde artan taleple birlikte, riskin artık daha dinamik fiyatlanması gereği ortaya çıkıyor. Jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirine yönelik yeni senaryolar olmalı Nadir toprak elementlerinin sigorta sektörü açısından önemini değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bugün en temel kırılganlık; nadir toprak elementlerinde üretim ve işlemenin birkaç ülke ve birkaç tesis etrafında yoğunlaşması. OECD’ye göre, nadir toprak elementleri ile lityumda küresel üretimin yüzde 90’dan fazlası üç üretici ülkede toplanıyor; Çin tek başına küresel nadir toprak arzının yaklaşık yüzde 70’ini üretiyor. Aynı dönemde, 2021-2023 arasında sanayi tipi hammaddelerin küresel ticaretinin yüzde 14’ü en az bir ihracat kısıtlamasına maruz kaldı; nadir toprak ticaretinde bu oran yüzde 46’ya ulaştı. Bu tablo, sigorta sektöründe tedarik kesintisi riski, politik risk, ticari kredi riski, fiyat oynaklığı riski ve contingent business interruption dediğimiz dolaylı iş durması risklerini daha görünür hale getiriyor. İhracat lisansının gecikmesi, jeopolitik bir kararın tedarik akışını bozması ya da belirli bir mıknatıs bileşenine erişimin yavaşlaması halinde, otomotivden rüzgâr enerjisine kadar çok sayıda sektörün üretim planının sekteye uğraması da söz konusu. IEA’nın son değerlendirmeleri, Çin’in 2025’te nadir topraklar ve ilgili ekipmanlar üzerindeki yeni ihracat kontrollerinin enerji, otomotiv, savunma, yarı iletken ve havacılık tedarik zincirleri üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Bu da sigortacıların klasik mülkiyet hasarı yaklaşımından çıkıp, jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciri bağımlılığı temelli yeni senaryolar kurmasını zorunlu hale getiriyor” dedi. 2050’ye kadar 3 milyar tonun üzerinde mineral ve metal ihtiyacı doğacak Murat Çiftçi, temiz enerji ve ileri teknoloji yatırımları büyüdükçe, nadir topraklara olan talebin de hızlandığına dikkat çekerek, “IEA’ya (Uluslararası Enerji Ajansı) göre net sıfır senaryosunda 2040’a kadar nadir toprak elementlerine yönelik talep yaklaşık iki katına çıkıyor; Dünya Bankası da temiz enerji dönüşümü için 2050’ye kadar birçok kritik mineral üretiminde yüzde 500’e yakın artış gerekeceğini ve 3 milyar tonun üzerinde mineral ve metal ihtiyacı doğacağını ortaya koyuyor. Bu tablo sigorta şirketlerine şunu söylüyor: Artık geçmiş yılların istatistiğiyle fiyat vermek yeterli değil; senaryo bazlı, stres testli ve tedarik zinciri entegre modelleme gerekiyor. Örneğin batarya, rüzgâr türbini, savunma elektroniği ya da ileri üretim yapan bir tesis sigortalanırken yalnızca fiziksel varlık değeri değil; kullanılan kritik mineralin tedarik kaynağı, stok süresi, ikame edilebilirliği, tek ülkeye bağımlılık oranı ve alıcı-satıcı sözleşmelerinin esnekliği de fiyatlamaya girmeli. Çünkü aynı fabrika binası iki şirkette aynı görünse de, birinin üç farklı coğrafyadan tedariki varken diğerinin tek kaynağa bağlı olması, risk profilini ciddi biçimde değiştirir. Önümüzdeki dönemde poliçe fiyatlamasında supply chain mapping, parametrik tetikleyiciler, daha sık güncellenen stok/değer beyanları ve proje bazlı teknik underwriting öne çıkacaktır” dedi. Birikimli risk hesabı daha kritik hale geliyor “Nadir topraklar artık yalnızca emtia değil; aynı zamanda stratejik güvenlik meselesi” diyen Murat Çiftçi, şunları söyledi: “OECD verileri, üretim yoğunlaşmasının ve ihracat kısıtlamalarının arttığını; IEA ise son dönemdeki ihracat kontrollerinin küresel değer zincirlerinde ciddi operasyonel aksamalara yol açabileceğini söylüyor. Böyle bir ortamda reasürörler, sadece tekil bir yangın veya makine kırılması hasarına bakmıyor; aynı zamanda aynı jeopolitik olayın birden fazla ülkedeki birden fazla sigortalıyı aynı anda etkileme ihtimalini de değerlendiriyor. Bu, reasürans açısından accumulation risk yani birikimli risk hesabını daha kritik hale getiriyor. Bunun doğal sonucu olarak, özellikle maden, işleme, kritik mineral lojistiği ve bu minerallere bağımlı ileri sanayi risklerinde reasürans kapasitesi daha seçici hale gelebilir. Teknik bilgi seviyesi düşük, tedarik çeşitliliği zayıf veya ESG uyumu sınırlı riskler için fiyatın yükselmesi; bazı durumlarda muafiyetlerin artması ya da alt limit uygulanması şaşırtıcı olmaz. Buna karşılık, tedarik zincirini çeşitlendirmiş, çevresel yönetimini güçlendirmiş, siber olgunluğu yüksek ve şeffaf veri paylaşımı yapan şirketler reasürans piyasasında daha olumlu ayrışacaktır. Kısacası artık reasürans fiyatı yalnızca hasar geçmişiyle değil, jeopolitik dayanıklılık ve yönetişim kalitesiyle de şekilleniyor.” Sadece poliçe yetmiyor, risk mühendisliği daha değerli hale geliyor Nadir toprak elementlerine yönelik sunulan sigorta çözümlerine değinen Murat Çiftçi, “Standart ürünlerin ötesine geçen özel sigorta çözümleri gündeme geliyor. Örneğin kritik mineral üreticileri için çevresel sorumluluk ve maden kapatma sonrası yükümlülükleri daha iyi kapsayan poliçeler, işleme tesisleri için tedarik zinciri kesintisine duyarlı paketler, enerji ve batarya üreticileri için kritik mineral bağımlılığına göre yapılandırılmış teminatlar geliştirilebilir. Bunun yanında, parametrik ürünler, siyasi risk ve ticari kredi ile entegre yapılar, hatta stratejik stokların korunmasına yönelik daha niş çözümler de gündeme gelebilir. Diğer taraftan danışmanlık konusu da bu noktada önemli. Çünkü müşteriler artık sadece poliçe satın almak istemiyor; risk haritasını görmek, hangi ülkede ne kadar bağımlı olduğunu anlamak da gerekiyor. Bu nedenle broker ve sigortacılar için risk mühendisliği, tedarik zinciri görünürlüğü, siber olgunluk analizi, ESG uyum danışmanlığı ve stres testi hizmetleri çok daha değerli hale geliyor. Bence bu alanda kazanan kurumlar, sadece kapasite sunan değil; müşteriye stratejik karar desteği veren kurumlar olacak” dedi. Türkiye bölgesel ölçekte merkez haline gelebilir Murat Çiftçi, Türkiye’nin nadir toprak elementleri alanındaki potansiyel fırsatlarına yönelik de şunları söyledi: “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Eskişehir Beylikova sahasında yaklaşık 694 milyon tonluk bir kaynak tespit edildi; bu sahada yıllık 570 bin ton cevher işleme, yaklaşık 10 bin ton nadir toprak oksidi üretimi ve 17 elementten 10’unun üretilebilir hale gelmesi hedefi paylaşıldı. Bu tablo, Türkiye’de yalnızca madencilik değil; işleme, rafinasyon, ileri malzeme, mıknatıs, savunma ve temiz enerji sanayii açısından da yeni bir ekosistem oluşturma potansiyeline işaret ediyor. Öte taraftan nadir toprak elementleri mühendislik sigortaları, nakliyat, çevresel sorumluluk, işveren sorumluluğu, siber, siyasi risk ve proje sigortaları tarafında büyüme alanı sunuyor. Daha da önemlisi, Türkiye bu alanda erken uzmanlaşırsa sadece yerel riskleri sigortalayan değil; bölgesel ölçekte bilgi üreten ve reasüransla daha sofistike çalışan bir merkez haline gelebilir. Bu da Türkiye sigorta piyasası için sadece bir büyüme fırsatı değil, aynı zamanda teknik uzmanlık ve stratejik konumlanma fırsatını beraberinde getiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.