Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rapor

Kapsül Haber Ajansı - Rapor haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rapor haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel Yapay Zeka Deneyimi Yerel Dönüşümü Hızlandırabilir mi? Haber

Küresel Yapay Zeka Deneyimi Yerel Dönüşümü Hızlandırabilir mi?

Küresel yapay zeka uçurumunun derinleşmesini önleme konusu, özellikle Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu başta olmak üzere son haftalarda uluslararası gündemde geniş yer tutuyor. SAS Güvenilir Yapay Zeka Baş Uzmanı Dr. Josefin Rosén ile Global Center on AI Governance’dan Dr. Rachel Adams ve Selamawit Engida Abdella tarafından kaleme alınan “Kısıtlamadan Kapasiteye: Küresel Güney’de Yapay Zeka Anlatısını Dönüştürmek” başlıklı rapor, doğru yatırım yapıldığında; veri eksikliği, altyapı yetersizliği veya eğitim noksanlığı gibi engellerin nasıl birer avantaja dönüştürülebileceğini ortaya koyuyor. SAS Güvenilir Yapay Zeka Baş Uzmanı Dr. Josefin Rosén, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Küresel yapay zeka uçurumu, yeni bir eşitsizlik biçimi yaratma riski taşıyor. Ancak yatırımları; yapay zeka yetkinlikleri, temsil gücü yüksek veriye erişim ve kapsayıcı yönetişim modelleri gibi doğru alanlara yönlendirirsek, Küresel Güney, yapay zekanın geleceğini şekillendirmede aktif ve anlamlı bir rol üstlenebilir. Buradaki asıl mesele, bakış açısını kısıtlamalardan fırsatlara kaydırmaktır." Raporda özellikle iki temel faktöre dikkat çekiliyor: Büyüyen, dijital yerli bir nüfus: Dünya genç nüfusunun çoğunluğu Küresel Güney'de bulunuyor ve bu nesil dijital teknolojilerle iç içe büyüyor.Yapay zeka yönetişimini temelden inşa etme fırsatı: Miadını doldurmuş teknik sistemlere (legacy systems) sahip olmayan ülkeler, etik ve sürdürülebilir modelleri en baştan geliştirme şansına sahip. Global Center on AI Governance CEO'su Dr. Rachel Adams ise şunları ekledi: "Bu bir yardım meselesi değil, potansiyeli değerlendirme ve küresel istikrara katkıda bulunma meselesidir. Dünyanın büyük bir kısmını dışlayan bir yapay zeka gelişimi, hem ekonomik hem de jeopolitik güvenliği sarsma riski barındırır. Bu rapor, daha kapsayıcı bir yapay zeka ekosisteminin sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu gösteriyor." Rapor, günümüzdeki yapay zeka geliştirme süreçlerinin genellikle Batı merkezli modellere ve kapsayıcı olmayan verilere dayandığı, bunun da bağımlılık riskini artırarak Küresel Güney'in kendi kaderini tayin etme gücünü zayıflattığı konusunda uyarıda bulunuyor. Öte yandan; kırsal bölgelerde yapay zeka eğitimi, yerel dil modellerine yapılan yatırımlar ve kamu, akademi ile iş dünyası arasındaki yenilikçi iş birlikleri gibi somut çözüm örnekleri de sunuluyor. Raporu değerlendiren SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri şu ifadeleri kullandı: “Yapay zekadaki küresel deneyim önemli bir referans çerçevesi sunuyor. Ancak sürdürülebilir ve ölçülebilir değer yaratmak için bu birikimin yerel mevzuata, veri yapılarına ve sektör dinamiklerine uyarlanması şart. Gerçek dönüşüm, veriden değer üretilerek topluma katkı sağlandığı noktada anlam kazanır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve güçlü veri yönetişimi ilkeleriyle yaklaşıldığında, güvenilir yapay zeka hem kurumlar hem de ülkeler için uzun vadeli rekabet avantajı sağlar ve bu değeri gelecek nesiller için korur. Türkiye'de yapay zeka adaptasyonunun hızlandığı bu dönemde, küresel en iyi uygulamalar ile yerel öncelikler arasında doğru dengeyi kurmak kritik önem taşıyor.” Yapay zeka, yalnızca teknolojik bir değişim değil, aynı zamanda ekonomik ve idari bir dönüşümü temsil ediyor. Bugün atılan stratejik adımlar, ülkelerin yapay zeka çağında sadece birer "teknoloji tüketicisi" mi kalacağını yoksa aktif birer "değer üreticisi ve oyun kurucu" mu olacağını belirleyecek. Rapor ayrıca; eğitim seferberliği, dijital altyapı yatırımları, veri egemenliği yönetimi ve yapay zeka modellerinin eğitimine daha fazla insanı dahil etmek için sentetik veri kullanımı gibi konularda somut strateji önerileri içeriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında Liderliği İnsan Muhakemesi ve Eleştirel Düşünme Belirleyecek Haber

Yapay Zeka Çağında Liderliği İnsan Muhakemesi ve Eleştirel Düşünme Belirleyecek

Yapay zekanın iş dünyasında hızla yaygınlaştığı bir dönemde yayımlanan “Artırılmış Liderlik: Yeni Nesil Zeka Çağında Liderlik” başlıklı rapor, üretken yapay zeka araçlarının verimlilik ve yaratıcılığı artırma potansiyeline sahip olduğunu kabul ederken, bu araçlara aşırı bağımlılığın işverenlerin en çok değer verdiği yetkinlikleri zayıflatabileceğine dikkat çekiyor. Rapora göre yapay zeka, bir “otopilot” değil; teknolojinin insan içgörüsünü güçlendiren bir “yardımcı pilot” olarak konumlandırılması gerektiği aktarılıyor. Rapor, Uluslararası İşletme Okulları Birliği CEMS’in kurumsal ve akademik partnerleri konumundaki çok uluslu şirketler ile önde gelen uluslararası üniversitelerin üst düzey temsilcilerinin katkılarıyla hazırlandı. Çalışma, yapay zekanın hakim olduğu bir dünyada liderlik anlayışının nasıl dönüşmesi gerektiğine ışık tutuyor. Uzmanlar, artık “Yapay zeka işimi elimden alacak mı?” sorusu yerine, “Yapay zeka işimi daha iyi yapmama nasıl katkı sağlar?” sorusunun sorulması gerektiğini vurguluyor. Geleceğin liderleri için en büyük risk: Aşırı bağımlılık uyarısı Raporda, yapay zekanın bir ekip arkadaşı ya da meslektaş olmadığı ve insan muhakemesinin yerini alamayacağı vurgulanıyor. Geleceğin liderleri için asıl riskin, teknolojik rehavet ve yapay zekaya aşırı bağımlılık olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, düşünme ve karar alma süreçlerini tamamen yapay zekaya devretmek, uzun vadede bireysel yetkinliklerin aşınmasına yol açabilir. Liderler, eğitimciler ve genç profesyoneller için yol haritası: “Önce düşün, sonra prompt (yönerge) yaz” CEMS raporu, iş dünyası ve eğitim ekosistemi için net bir yol haritası sunuyor. Buna göre liderlerin, yapay zeka araçlarını yalnızca kullanmakla kalmayıp bu teknolojilerin nasıl çalıştığını ve hangi sınırlara sahip olduğunu da anlaması gerekiyor. Karar alma süreçlerinde insan muhakemesini merkeze almak, yapay zekadan alınan çıktıları eleştirel bir süzgeçten geçirmek ve düşünceyi önce yapılandırmak, etkili liderliğin temel unsurları arasında yer alıyor. Eğitimciler açısından rapor, öğrencilerin önce kendi fikirlerini geliştirmelerini; üretken yapay zekayı ise bu fikirleri sorgulamak ve derinleştirmek için kullanmalarını öneriyor. Kariyerinin başındaki profesyoneller için ise yapay zekanın sunduğu yanıtları sorgulamak, farklı bakış açılarını karşılaştırmak ve soruları yeniden çerçevelemek önem taşıyor. CEMS’in bu çerçevede öne çıkardığı yaklaşım net: Yapay zeka çağında fark yaratmanın anahtarı, önce düşünmek, sonra prompt yazmak. “İşletme eğitiminin rolü yeniden tanımlanıyor” Koç Üniversitesi İşletme Enstitüsü CEMS Uluslararası Yönetim Yüksek Lisans Programı Akademik Direktörü Dr. Öğretim Üyesi Eda Aksoy, araştırmanın bulgularını yorumladı: “Yapay zeka iş dünyasını hızla dönüştürürken, liderlik becerilerini de yeniden tanımlıyor. Bu dönemde en kritik ihtiyaç, teknolojiyi sorgulayan, yönlendiren ve etik bir çerçevede kullanan bir bakış açısı geliştirmek. CEMS raporu, yapay zekanın insan muhakemesinin yerini alamayacağını; doğru kullanıldığında eleştirel düşünme ve karar alma becerilerini güçlendirebileceğini ortaya koyuyor. Koç Üniversitesi olarak amacımız, öğrencilerimizi yalnızca teknolojiyi kullanan değil, onu eleştirel ve sorumlu biçimde değerlendirebilen liderler olarak yetiştirmek” dedi. CEMS İcra Direktörü Nicole de Fontaines, rapora ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: Yapay zeka sorumlu biçimde kullanıldığında insan potansiyelini ve yaratıcılığı güçlendirebilir. Ancak aşırı bağımlılık, kopukluk ve amaç duygusunun zayıflaması gibi riskler barındırıyor. Bu nedenle CEMS olarak mezun profilimizi, dijital yetkinliğin yanı sıra etik muhakeme ve öz liderliği merkeze alacak şekilde yeniden tanımladık. Amacımız, mezunlarımızın teknolojiyi eleştirel bir bakışla kullanarak insan odaklı ve sorumlu liderler olarak öne çıkmasını sağlamak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı Haber

Küresel Tahsilat Zorluğu 100 Üzerinden 47,2 İle “Yüksek” Seviyeye Ulaştı

Allianz Trade, Tahsilat Zorluğu Skoru ve Derecelendirmesi (Collection Complexity Score and Rating) Raporunun 4’üncü baskısını yayınladı. Rapor, küresel GSYİH ve ticaretin yüzde 90'ını temsil eden 52 ülke ekonomisinde şirketlerin alacaklarını tahsil etmesinin ne kadar kolay veya zor olduğuna dair net bir değerlendirme sunuyor. Ticari alacak sigortası alanında dünya lideri olan Allianz Trade'e göre, küresel tahsilat zorluğu 100 üzerinden 47,2 ile “yüksek” seviyeye ulaştı. Türkiye’de uluslararası tahsilat zorluklarında son dört yılda iyileşme kaydedildi Allianz Trade’in raporuna göre; 2022 yılında borç tahsilatının en zor yapıldığı ülkeler arasında 13’üncü sırada yer alan Türkiye, 2026 değerlendirmesinde 52 ülke arasında 27’nci sıraya düştü. 2022 yılında uluslararası tahsilat zorluğunun “çok yüksek” olduğu Türkiye’de son dört yılda mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemelerinde kaydedilen iyileşmelerle tahsilat zorlukları “yüksek” dereceye geriledi. Uluslararası tahsilat zorlukları bakımından uzun alacak vadeleri gibi ödemelere ilişkin sıkıntılar Türkiye’de en önemli sorun olarak öne çıkıyor. Öte yandan raporda, Türk şirketlerin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında alacaklarını en zor tahsil ettikleri ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin olarak öne çıkıyor. Küresel tahsilat zorluğu biraz azalıyor, ancak borç tahsilatı şirketler için başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor Raporun tahsilat zorluğu skoru dört dereceden oluşuyor: 40’ın altında “Belirgin”, 40 ile 50 arasında “Yüksek”, 50 ile 60 arasında “Çok Yüksek” ve 60'ın üzerinde “Ciddi”. Küresel ortalamanın 47,2 olduğu ve 100 üzerinden 49 olan 2022 raporuna göre biraz daha düşük olduğu da raporda verilen bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre risk dağılımı da daha dar bir alana yayıldı. Tahsilat zorluğunun 2022'deki yüzde 16'ya karşı yüzde 15 olarak “ciddi” ve 2022'deki yüzde 29'a karşı yüzde 21 ile “çok yüksek” derecede olduğu ülke sayısının toplam içindeki oranı azalırken, 2022'deki yüzde 24'e karşı yüzde 29 ile “yüksek” ve 2022'deki yüzde 31'e karşı yüzde 35 ile “belirgin” derecede olduğu ülke oranında artış kaydedildi. Ancak, dünya çapında ticari iflasların yüksek seviyelerde seyretmesi ve değişen ticaret akışları, korumacı devlet politikaları, jeopolitik gerilimler ve artan dijital riskler nedeniyle küresel parçalanmanın derinleşmesiyle birlikte alacak tahsilatının şirketler, özellikle de ihracatçılar için giderek daha da zorlaştığına da raporda dikkat çekildi. Allianz Trade Yönetim Kurulu, Kredi İstihbaratı, Reasürans ve Kefaletten Sorumlu Üyesi Fabrice Desnos şu değerlendirmede bulundu: “Uluslararası ticari alacaklarının yüzde 48'inin, tahsilat zorluğu “Çok Yüksek” (%22’si) veya “Ciddi” (%26’sı) düzeyde olan ülkelerde bulunduğunu tahmin ediyoruz. 2022 ile karşılaştırıldığında, +1 puan sınırlı bir artış anlamına geliyor olsa da küresel ticaretin genişlemesi nedeniyle mutlak değer olarak bakıldığında 1,1 trilyon ABD dolarına ulaşan önemli bir rakama tekabül ediyor. İflaslar, hâlâ tüm bölgelerde tahsilat zorluğunun başlıca nedenlerinden biri. Orta Doğu'da tahsilat zorluğunun ana nedeni olarak yerel ödeme uygulamaları öne çıkarken, Batı Avrupa'da mahkeme süreçleriyle ilgili karmaşıklıklar Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'ya göre daha az yaşanıyor. Bu yapısal faktörler nedeniyle, uluslararası alacak tahsilatı dünya çapında zor bir süreç olmaya devam ediyor.” Suudi Arabistan, Meksika ve Birleşik Arap Emirlikleri, borç tahsilatı açısından en zor pazarlar Raporda; yerel ödeme uygulamaları, mahkeme süreçleri ve iflas düzenlemeleri dikkate alındığında, Almanya, Hollanda ve Portekiz'in uluslararası borçların en kolay tahsil edildiği üç ülke olduğu, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE'nin ise en zorlu ülkeler olmaya devam ettiği belirtiliyor. Allianz Trade Grup Alacak ve Tahsilat Müdürü Pascal Personne bu durumu şöyle açıklıyor: “Uluslararası borç tahsilatı, Suudi Arabistan’da Almanya'ya göre neredeyse üç kat daha zor… Ancak, uluslararası tahsilat açısından Almanya’da da hiç zorluk olmadığı söylenemez. Bu bağlamda, gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında hâlâ fark olsa da özellikle de Asya'da bu fark zamanla giderek azalıyor. Çoğu gelişmiş ekonomide “belirgin” bir düzeyde tahsilat zorluğu var. Tahsilatın ortalama olarak en zor olduğu iki bölge ise Orta Doğu ve Afrika.” Yeni Nesil Ticaret Merkezlerinde iş yapmak seçicilik gerektiriyor Raporda yer verilen bilgilere göre; küresel ticaret sistemindeki yapısal değişimlerle birlikte yeni ticaret merkezleri yeni ticaret rotalarının bağlantı noktaları haline geliyor ve ayrıca yeni üretim merkezleri de ortaya çıkıyor. Ancak, bu pazarlar cazip olmalarına rağmen, söz konusu pazarlara ihracat yapanlar için mevcut ülke risklerine ek olarak alacak tahsilatı zorluklarının da devam ettiği raporda belirtiliyor. Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle jeopolitik gelişmeler, korumacılık politikaları ve iklim değişikliğinin etkileriyle bölünmüş bir dünyada, küresel ticaretin kendine yeni yollar oluşturduğunu söylüyor. “BAE, Vietnam ve Malezya gibi yükselen “Yeni Nesil Ticaret Merkezleri”, ortalama 62 puanlık “Ciddi” düzeyde tahsilat zorluğuna sahip. Bu pazarlar mevcut bağlamda giderek daha kritik hale gelirken söz konusu pazarlarda iş yapmayı ve ticaretini artırmayı düşünenlerin seçici davranması ve sıkı alacak takibinin yapıldığı, iyi bir kredi yönetimi anlayışına sahip olması gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Derimod İlk Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı Haber

Derimod İlk Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı

Türkiye’nin lider ayakkabı ve deri giyim markası Derimod, 50. yılını geride bırakan yolculuğunda önemli bir adım daha atarak ilk sürdürülebilirlik raporunu paylaştı. Raporda markanın sorumlu büyüme yaklaşımı, sürdürülebilirlik hedefleri, çevresel sosyal ve yönetişim çalışmaları yer alıyor. Derimod bir yeniliğe imza atarak rapora “sektörünün ilk Sorumlu İletişim Taahhüdü”yle başlıyor. Ayrıca rapor, moda sektörünün karbon ayak izi dengelenmiş “ilk sürdürülebilirlik raporu” olma özelliği de taşıyor. Modanın her aşamasında etkilerini olumlu hale getirerek; insanlar, gezegen ve sürdürülebilir kalkınma için daima “iyi olma” halini iş modelinin merkezine aldığını vurgulayan Derimod; rapor aracılığıyla “Sürdürülebilir Yaşam Taahhüdü” ile kapsayıcı süreçler geliştirdiğini duyurdu. Yayınlanan rapora göre Yönetim Kurulu’nda % 43, merkez ofis yönetici dağılımında ise % 45 kadın oranına sahip olan Derimod, 2028 yılına kadar mağazalardaki kadın çalışan sayısını iki katına yükseltmeyi hedefliyor. Şirket, raporda insan hakları, çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık, ekosistem, iklim, döngüsellik başta olmak üzere pek çok konuda yürüttüğü çalışmalara ve hedeflerine de yer veriyor. Raporda yeni projelerine de yer veren Derimod, “Sürdürülebilir Moda Girişimcilik Merkezi” ve “Biyoçeşitlilik Fonu” gibi dünyada örneğine az rastlanır girişimlere de öncülük ederek modayı dönüştürme ve toplumsal faydayı yaygınlaştırma konusundaki kararlılığını gösteriyor. “Sürdürülebilirlik Bizim İçin Yeni Bir Kavram Değil, DNA’mızın Bir Parçası” Derimod İcra Kurulu Başkanı Murat Zaim, raporla ilgili yaptığı açıklamada “moda sektörü durmaksızın değişiyor ve dönüşüyor. Biz bu değişime sadece uyum sağlamakla kalmıyor, onu yönlendirmeyi de hedefliyoruz ve bu noktada sorumlu büyüme anlayışımız devreye giriyor. Derimod’un 50 yıllık geçmişi boyunca kısa vadeli kazançların ötesinde; tedarikçilerimizden çalışanlarımıza, mağazalarımızdan müşterilerimize kadar tüm ekosistemimizle birlikte varlıklarımızı koruyarak ve değer yaratarak sorumlu büyümeye odaklandık. Sürdürülebilirlik bizim için yeni bir kavram değil DNA’mızın bir parçası” dedi. “Gerçekçi ve Ulaşılabilir Sürdürülebilirlik Hedeflerine İnanıyoruz” Derimod Yönetim Kurulu Üyesi Ali Zaim, “Sürdürülebilirlik yolculuğumuzu şirket olarak tek başına değil tedarikçiler, çalışanlar, müşterilerimiz ve yaşadığımız toplumla kapsayıcı şekilde ele alıyoruz. Derimod Eğitim ve Kültür Vakfı ile kurumsal sorumluluk projelerini, toplumsal cinsiyet eşitliği hedeflerini ve kalıcı kalkınma hedeflerimizi daha güçlü şekilde hayata geçirmek istiyoruz” diyerek görüşlerini ifade etti. Aynı zamanda markanın Sürdürülebilirlik Lideri olan Zaim, “sürdürülebilirliğin kendileri için bir iletişim konusu değil iş yapış biçimi olduğunu” belirterek; “gerçekçi ve ulaşılabilir hedeflerle kadının istihdamda ve üretimde güçlenmesi, döngüsel moda, iklim dostu uygulamalar ve toplumsal etki projeleriyle sektördeki dönüşüme öncülük etmek istiyoruz” dedi. Derimod Kategori Direktörü ve Sürdürülebilirlik Sözcüsü Canberk Akkaya ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Sürdürülebilirlik kavramının aşırı kullanımından kaçınıyoruz. Bu yaklaşımımızı paydaşlarımıza da gösterebilmek için sektörümüzde ‘Sorumlu İletişim Taahhüdü’ yayınlayan ilk marka olduk. Sürdürülebilirlik yönetimi bizim için işimizin odağında, katılımcı ve sürekli gelişen bir süreç. Raporumuzun ve hedeflerimizin iletişimini de Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu’ndaki gönüllü arkadaşlarımız yürütüyor.”

Ülker Sürdürülebilirlikte 10 Yıllık Hedeflerini Aştı Haber

Ülker Sürdürülebilirlikte 10 Yıllık Hedeflerini Aştı

Ülker Bisküvi, ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performansına ilişkin 10. Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Ülker’in Türkiye ve yurt dışı operasyonlarını kapsayan 1 Ocak-31 Aralık 2024 dönemine ilişkin rapor, şirketin 2014’te belirlediği uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerini aşan kazanımlara imza attığını ortaya koydu. Kölükfakı: Küresel gıda sisteminin dönüşümüne sürdürülebilirlikle katkı sağlıyoruz Zorlu küresel koşullara rağmen yıl boyunca sürdürülebilirlik stratejilerini kararlılıkla uyguladıklarını belirten Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı, 10 yıl önce koydukları hedefleri aşmış olmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi. Sürdürülebilirlik yolculuğunun devam ettiğini vurgulayan Kölükfakı sözlerine şöyle devam etti: ‘‘Aşırı hava olaylarıyla ekosistem kayıpları, gıda üretim zincirini doğrudan etkileyerek tarımsal verimliliği düşürüyor, ham madde tedarikinde aksamalara yol açıyor ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, temel tarımsal ham maddelerin üretimini olumsuz etkiliyor. Biz de bu şartları dikkate alarak sadece kendi şirketimiz için değil sektör genelinde ve toplumsal düzeyde de olumlu örnekler oluşturacak uygulamaları hayata geçirmeye devam ediyoruz. 2014’te ivme kazanan sürdürülebilirlik çalışmalarımızla, gıda sektöründe lider konumumuzu koruyor; Dünya, Değer Zinciri, Çalışanlar ve Toplum ana başlıkları altında şekillenen yaklaşımımızla 2050 hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz. 2014 yılından bu yana sürdürülebilirlik çalışmalarımızla küresel gıda sisteminin dönüşümüne katkı sağlarken, yönetişim yapımızı sürekli geliştiriyor ve risklere karşı dayanıklılığımızı artırıyoruz.” Kölükfakı, 2014'te belirlenen birim üretim başına su azaltma hedefini 2024’te yüzde 12,2 oranında aştıklarını ve yüzde 42,2’lik su tasarrufu sağladıklarını kaydederken, birim üretim başına karbon salımını %40 azaltma hedefini geride bırakarak 2014 yılına göre %51,4 azaltım başardıklarının da altını çizdi. Özgür Kölükfakı “Ülker’in uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerine yönelik projelerle 2024’te 8 bin 70 MWh enerji ve 46 bin 595 m3 su tasarruf sağlandığını, Türkiye’deki fabrikalarında I-REC sertifikalı %100 yenilenebilir elektrik enerjisi kullandıklarını, bu fabrikalardaki Kapsam 2 emisyon salımlarını sıfırlayarak, 101 bin 35 ton karbon emisyonunun önüne geçtiklerini kaydetti.” ‘‘İnovasyonlarımızla hem çevresel etkiyi azaltıyor hem de toplumsal fayda sağlıyoruz’’ Kölükfakı, Ülker’in inovasyon faaliyetleriyle 2024’te sadece tüketici beklentilerine yanıt vermekle kalmadığını, çevresel etkisini azaltmayı ve toplumsal faydasını artırmayı da hedeflediğini belirterek şöyle devam etti: “Buğdayda Onarıcı Tarım Projesi’ni Kırıkkale’de belirlenen 180 hektarlık alanda başlattık. İnovasyon eksenindeki çalışmaların bir diğer ayağında Sabancı Üniversitesi ortaklığıyla yürüttüğümüz ‘Biyofortifikasyon Projesi’ ilk sonuçlarını verdi. Bu kapsamda yapraktan çinko ve selenyum uygulanan buğdayla üretilen sınırlı sayıda ‘Saklıköy Tarlada Zenginleştirilmiş Tahıllı Bisküvi’miz 2025 Temmuz ayında raflarda yerini aldı... Doğu Karadeniz’de sürdürdüğümüz “Fındıktan Fazlası”, İç Anadolu’da buğday çiftçileriyle birlikte yürüttüğümüz “Onarıcı Tarım” ve Afrika’da kakao çiftçilerine ulaştığımız “Kakaodan Fazlası” projelerimizle; eğitim programları, ekipman, yeni fidan desteği ve mikrobiyal gübre uygulamalarıyla değer zincirimizin tüm paydaşlarını kapsayan projelere devam ediyoruz. Sürdürülebilirlik başarıları uluslararası listelerde liderliği getirdi Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı, 2015’ten bu yana Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer aldıklarını hatırlatarak 2024’te S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’ne (The Sustainability Yearbook) üst üste 5. kez girme başarısı gösterdiklerini belirtti. Kölükfakı, “Listedeki 9 Türk şirketinden biri ve gıda ürünleri kategorisindeki 26 global şirket arasında tek Türk şirketi ünvanını koruyoruz. LSEG (London Stock Exchange Group) sürdürülebilirlik endeksinde yer alan 450’den fazla küresel şirket arasında Ocak 2023’te olduğu gibi Ocak 2024’te de kategori lideri olduk. Borsa İstanbul genelindeyse tüm sektörlerde birinci sırada yer aldık. Sürdürülebilirlik bağlantılı ilk tahvil ihracımız büyük ilgi gördü. 2023 yılında 410 milyon ABD doları tutarında bir sürdürülebilirlik bağlantılı kredi sağlarken, 2024’te 550 milyon ABD doları tutarında sürdürülebilirlik bağlantılı tahvil ihracını gerçekleştirdik. Uzun vadeli hedeflerle kurumsal yapımızın kalıcı parçası haline getirdiğimiz sürdürülebilirlik vizyonumuzla istikrarlı büyümemizi devam ettirmekte kararlıyız.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yangın Facialarına Karşı 250 Sayfalık Taslak Rapor Hazırlandı! Haber

Yangın Facialarına Karşı 250 Sayfalık Taslak Rapor Hazırlandı!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce liderliğindeki 30 kişilik akademisyen ve uzmanlardan oluşan ekibin, kaynak ve benzeri "sıcak çalışma" işlemleri için hayati önem taşıyan kuralların yasal zorunluluk haline getirilmesi amacıyla kapsamlı bir taslak rapor hazırladığını duyurdu. Bilim insanları, kalıcı çözüm için harekete geçti Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na teslim edilmek üzere bir çalışma yaptıklarını dile getirerek, şöyle devam etti: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye müdürlüğünde eğitmen olarak çalışmış olan, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi Abdurrahman İnce başkanlığında 30 kişilik akademisyen, sanayide bu işi yapan uzmanlar ve Bakanlıktan birkaç arkadaşın da desteğiyle böyle bir çalışma yaptık. Buradaki amacımız şu: Özellikle birçok yangından sonra bizi çağırıyorlar. Biz basında bunlarla ilgili fikirlerimizi söylüyoruz. Fakat bunun olmaması lazım. Bizim daha önceden bir bilim adamı olarak, bir çalışma ekibi olarak neler yapılacağını söylememiz lazım ve bunlara göre de aksiyon alınması lazım ki bu olaylarla karşılaşmayalım. İşte 29 kişinin öldüğü bar yangını. Orada barın en yoğun olduğu anda barda bin kişi olduğunda yangın başlasaydı, çok fazla kişi ölecekti. O kadar büyük problemli olan bir yangındı. Haydarpaşa Garı'nın çatısı yangını, Galatasaray Üniversitesi yangını bu şekilde Sıcak Çalışma İzni Yönetmeliğimiz olsaydı ve doğru uygulansaydı önlenirdi.” Taslağın temelini, ABD'de 60 yıldır uygulanan yönetmelikler oluşturuyor Hazırladığımız çalışmanın temelini, ABD'de 60 yıldır uygulanan ve 8 kez güncellenen Ulusal Yangından Korunma Ajansı (NFPA) yönetmeliklerinin oluşturduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Türkiye'de bu konuda büyük bir yasal boşluk olduğunu vurguladı. Mevcut durumun inisiyatife dayalı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şöyle devam etti: “Sıcak çalışma yapılacağı zaman, kaynak veya başka sıcak çalışma yapılacağı zaman, 60 yıl önce Amerika bir yönetmelik getirmiş ve bunu uygulamadan kesinlikle sıcak çalışma izni vermiyorlar. Biz diyoruz ki bunu Türkiye'de uyarlayalım. Şu anda (Türkiye'de) zorunlu olarak bir sıcak izin yapılacaksa, kaynak yapılacaksa veya başka bir sıcak çalışma yapılacaksa böyle bir izin prosedürümüz olmadığı için işte bar yangınında alev tutuştuğu an yangın bir anda büyümektedir. Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, Türkiye'de bu konuda büyük bir yasal boşluk olduğunu ifade ederek, “Amerika'da 60 yıldır uygulanan Ulusal Yangından Korunma Ajansı (NFPA) yönetmeliklerini tercüme ettik. Aynı zamanda yurt dışında, diğer ülkelerde, Japonya’da, Avrupa’nın diğer ülkelerinde nasıl uygulamalar yapıyor, onları da tercüme ederek derli toplu bir taslak haline getirdik. Bunu Bakanlığa sunduk. Bizim buradaki amacımız Bakanlığın bunu zorunlu olarak herkesin uygulayacağı mevzuata yerleştirilmesi.” diye konuştu. 11 metre kuralı hayat kurtarıyor! Önerdikleri yönetmeliğin temelinde yatan basit ama hayat kurtaran kurallara da dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Sıcak çalışmayı yapacağın yerin 11 metre etrafında hiçbir yanıcı maddenin olmaması lazım. Eğer yanıcı maddeyi kaldıramıyorsan onu yanmayacak bir perdeyle kapatman lazım. Beşiktaş’taki bar yangınında 11 metre etrafında öyle bir koruma önlemi yapılsaydı, yangın başlamayacaktı. Bir sıcak çalışma yapılacaksa orada yangın söndürmeyi bilen bir kişiyi dolu bir yangın tüpüyle beklemeli. Böylece o kişi yangın çıktığı an yangını durduracaktır. Yangının olmaması için gerekli hazırlıkların önceden yapılması lazım.” ifadesinde bulundu. Yapılması zorunlu yönetmelik haline gelmeli Hazırladıkları 250 sayfalık çalışmanın bir "rehber" veya "kılavuz" olarak kalmasının yeterli olmayacağını, "yapılması zorunlu" bir yönetmelik haline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, sözlerini şöyle noktaladı: “Bizim istediğimiz zorunlu olarak uygulanacak bir yönetmelik yani. ‘Bunu yapmadan bu çalışmaya başlayamazsın’ denmelidir. Eğer başlarsan buradan olacak çok büyük ölümlü kazada doğrudan doğruya bu izni olmadan başlatan kişiler ve yönetim sorumlu olacaktır. Biz yaşanan üzücü olayların akabinde televizyonlara çıkmak istemiyoruz artık. İstediğimiz böyle bir zorunlu iş izin sisteminin Türkiye'de de yerleştirilmesidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kendilerine ilettiğimiz bu taslak çalışmayı da göz önüne alarak ‘Sıcak Çalışma İzin Yönetmelik ‘çalışması yaparak yürürlüğe koyması gerekmektedir.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.