Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Raporlama

Kapsül Haber Ajansı - Raporlama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Raporlama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

VakıfBank ve MEXT’ten sanayici ve ihracatçıların yeşil dönüşümüne liderlik edecek iş birliği  Haber

VakıfBank ve MEXT’ten sanayici ve ihracatçıların yeşil dönüşümüne liderlik edecek iş birliği 

Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı anlayışıyla Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayan VakıfBank, MEXT Teknoloji Merkezi ile sanayici ve ihracatçıların dekarbonizasyon yolculuğunu destekleyecek stratejik bir iş birliğine imza attı. İş birliğinin temel amacı; sanayici ve ihracatçı firmaların SKDM uyum kapasitesini artırmak, dekarbonizasyon potansiyellerini görünür hale getirmek ve ortaya çıkan uygun yatırım ihtiyalarını finansman imkanlarıyla buluşturabilecek sürdürülebilir bir model oluşturmak olarak belirlendi. “Dönüşüme Değer” adıyla hayata geçirilen model kapsamında MEXT’in sanayi, teknoloji ve yeşil dönüşüm alanındaki yetkinliği ile VakıfBank’ın finansman gücü aynı müşteri yolculuğunda bir araya gelecek. İşletmelerin dekarbonizasyon ihtiyaçları belirlenerek enerji ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, proses dönüşümü, temiz üretim teknolojileri ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda şirkete özel yol haritaları hazırlanacak. Belirlenen yatırımlar VakıfBank’ın sürdürülebilir finansman çözümleri ve uygun uluslararası kaynaklarıyla desteklenirken yatırım sonrasında sağlanan emisyon azaltımı, enerji tasarrufu ve diğer dönüşüm çıktıları takip edilecek. MEXT, firmaların SKDM raporlama altyapısının geliştirilmesine, karbon ayak izi ve ilgili düzenlemeler konusunda eğitim ve kapasite geliştirmeye destek olurken; VakıfBank hedef müşteri kitlesinin belirlenmesi, uygun firmaların bilgilendirilmesi ve programa yönlendirilmesinde aktif rol üstlenecek. “Dönüşümün gerçekleşmesini sağlayacak ekosistemi birlikte kuruyoruz” VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; üretim gücünün, ihracat kapasitesinin ve uzun vadeli rekabetçiliğin ayrılmaz bir parçası. Sanayicimizin ve ihracatçımızın önündeki dönüşüm ihtiyacını, bir risk alanı olmanın ötesinde, yeni bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak görüyoruz. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı anlayışımızla yalnızca dönüşümü finanse eden değil, dönüşümün gerçekleşmesine katkı sağlayan banka olmayı hedefliyoruz. MEXT’in teknik yetkinliği ile VakıfBank’ın finansman gücünü buluşturduğumuz bu modelle müşterilerimizin ihtiyaçlarının belirlenmesinden yatırımın finansmanına, ortaya çıkan etkinin ölçülmesine kadar tüm süreçte yanlarında olacağız.” “Yeşil dönüşüm yolculuğunu uçtan uca destekleyen güçlü bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz” İş birliğie ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol “MEXT olarak; sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm ve yapay zekayı, Türk sanayisinin geleceğini şekillendirecek ve küresel rekabet gücünü artıracak stratejik öncelikler olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlik odağında ise hedefimiz bu dönüşümü işletmelerimiz için yalnızca bir uyum unsuru olmaktan çıkararak, uygulanabilir fırsat alanına dönüştürmek. Bu dönüşümün kalıcı bir değer sağlayabilmesi için işletmelerin mevcut durumlarının doğru analiz edilmesi, dönüşüm ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçların uygulanabilir yatırım planlarına dönüşmesi büyük önem taşıyor. MEXT’in sanayideki deneyimini ve dönüşüm yetkinliğini, VakıfBank’ın Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı ile bir araya getirerek, işletmelerin yeşil dönüşüm yolculuğunu uçtan uca destekleyen güçlü bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu stratejik iş birliğinin yalnızca işletmelerin dönüşümünü hızlandırmakla kalmayacağına; ülkemizin düşük karbonlu üretim kapasitesini geliştirerek daha verimli, dirençli ve uluslararası rekabette daha güçlü bir yapıya kavuşmasına da önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. İş birliği, “dönüşüm-finansman” modeli olarak kurgulandı VakıfBank ve MEXT arasında imzalanan stratejik iş birliği, tek seferlik bir finansman programından öte; sanayicinin dönüşüm ihtiyacının belirlenmesinden yatırımın gerçekleştirilmesine ve etkisinin ölçülmesine kadar uzanan sürekli bir “dönüşüm-finansman modeli” olarak kurgulandı. Modelin ilerleyen dönemde farklı sektör ve müşteri gruplarına genişletilerek Türkiye’nin düşük karbonlu üretim kapasitesine ve sürdürülebilir ihracat gücüne katkı sağlaması amaçlanıyor. Dönüşüme Değer Programı; “Ölç, Yol Haritasını Çıkar, Finanse Et, Etkiyi Ölç” olmak üzere dört aşamadan oluşuyor. Böylece işletmelerin yalnızca finansmana erişmesi değil, mevcut üretim süreçlerini analiz ederek ihtiyaçlarına uygun ve ölçülebilir bir dönüşüm yolculuğuna çıkması öngörülüyor. İş birliğinin somut göstergelerle de takip edilerek programa katılan ve süreci tamamlayan firma sayısından sektörel dağılıma, eğitim ve kapasite geliştirme sonuçlarından SKDM raporlama altyapısı kurulan firmalara, tespit edilen dekarbonizasyon yatırım temalarından finansman değerlendirmesine yönlendirilen yatırım alanlarına kadar etkisinin düzenli olarak ölçülmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor Haber

Günde 1 Milyondan Fazla Dijital Bahsetme Analiz Ediliyor

Markalar sosyal medya konuşmalarını, haberleri, forumları, kullanıcı yorumlarını, şikayetleri, rakip hareketlerini ve içerik performansını farklı ekranlardan izliyor. Parçalı veri yapısı, iletişim ekiplerinin gündemi bütün olarak görmesini ve kritik gelişmelere hızla yanıt vermesini zorlaştırıyor. BraindPower, bu kaynaklardan gelen verileri tek merkezde toplayıp yapay zekayla analiz ederek kurumlara güncel bir dijital görünüm ve karar desteği sunuyor. Platform; takip, analiz, içgörü, içerik planlama, yayın ve raporlama süreçlerini birbirine bağlı tek bir akışta yürütüyor. Duygu ve tutum değişimleri, yükselen konular, riskler ve fırsatlar anlaşılır çıktılara dönüştürülüyor. Karar vericiler ayrı raporlar arasında bağlantı kurmaya çalışmadan öncelikli gelişmeleri aynı görünüm üzerinden değerlendirebiliyor. Ölçek ve platform kapsamı BraindPower, günde 1 milyonun üzerinde dijital bahsetmeyi işliyor, 10'dan fazla platform ve kaynağı izliyor ve 7 gün 24 saat esasıyla gerçek zamanlı takip sağlarken platforma 100'den fazla marka ve ajans güveniyor. Platformun yapay zeka motoru; niyet, duygu, bağlam ve dil nüansını 50'den fazla dilde analiz ediyor. Platform için yüzde 99,9 çalışma süresi garantisi de veriliyor. BraindPower Genel Müdürü Refik Söylemez, dijital analizin üç temel soruya cevap vermesi gerektiğini düşündüğünü belirterek bu soruları şu şekilde ifade ediyor: "Markam hakkında ne konuşuluyor, insanlar bu konuda ne hissediyor ve bu konuşmalar nereye doğru gidiyor?" Dijital veriler bağlamıyla birlikte okunuyor Konuşulma hacmindeki artış tek başına olumlu ya da olumsuz bir sonuç göstermiyor. Artışın bir kampanyaya gösterilen ilgiden mi, tekrarlayan müşteri şikayetlerinden mi yoksa büyüyen bir krizden mi kaynaklandığı; duygu değişimi, kelime frekansı, gündem başlıkları ve kullanıcı davranışları birlikte incelendiğinde anlaşılıyor. BraindPower; sosyal dinleme, duygu ve tutum analizi, haber ve medya takibi, X analizi, YouTube analizi, şikayet analizi gibi işlevleri aynı yapıda sunuyor. Kurumlar konuşulma hacmini, duygu dağılımını, öne çıkan kavramları, etkili kullanıcıları ve algının zaman içindeki değişimini tek ekrandan takip edebiliyor. Kriz sinyalleri erken aşamada görünür oluyor Söylemez, iletişim krizlerinin çoğu zaman küçük işaretlerle başladığını ifade ediyor. Negatif yorumların artması, benzer şikayetlerin tekrarlanması, belirli kelimelerin öne çıkması ve yüksek etkileşimli kullanıcıların tartışmaya katılması riski büyütebiliyor. BraindPower'ın kriz alarm sistemi ani negatif yorum artışlarını, tekrar eden şikayetleri, hassas konu kümelerini ve gündem yoğunlaşmalarını erken aşamada görünür kılıyor. Sistem her olumsuz içeriği kriz olarak değerlendirmiyor. Tekil yorumlarla büyüyen örüntüleri ayırarak ekiplerin riski bağlamıyla incelemesine yardım ediyor. İletişim ekipleri konu yayılmadan değerlendirme yapabiliyor, yaklaşımını belirleyebiliyor ve müdahale zamanını güncel verilerle planlayabiliyor. İçgörüler planlama ve yayına aktarılıyor Platform, rakiplerin paylaşımlarını ve etkileşim performansını kullanıcı tepkileri, duygu dağılımı ve gündem bağlamıyla birlikte analiz ediyor. Kitle analizi ilgi alanlarını, konu yakınlıklarını, davranış eğilimlerini ve içerik tercihlerini ortaya koyuyor. Etkili kullanıcı ve coğrafi dağılım analizleri, konuşmayı yönlendiren hesapları ve etkileşimin yoğunlaştığı bölgeleri gösteriyor. Elde edilen içgörüler içerik planlama ve yayın yönetimine aktarılıyor. İçerik takvimi, gönderi zamanlama, çoklu platform yönetimi, yayın takibi ve performans ölçümü aynı akış içinde ilerliyor. Ekipler yayımlanan içeriğin sonucunu izleyerek sonraki planı güncel verilerle oluşturabiliyor. Veri toplama, ekran görüntüsü alma, dosya düzenleme ve rapor hazırlama gibi işler aynı sistemde toplandığında iletişim ekipleri değerlendirmeye daha fazla zaman ayırabiliyor. Sosyal medya yönetimi, sosyal dinleme, haber takibi, rakip analizi ve raporlama süreçlerinin birbirine bağlanması, yöneticiler ile iletişim ekiplerinin aynı güncel görünüm üzerinden çalışmasını sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurumları Yapay Zekaya Taşıyacak Millî Platform Göreve Hazır Haber

Kurumları Yapay Zekaya Taşıyacak Millî Platform Göreve Hazır

Türk savunma sanayisinde yazılım tabanlı çözümler geliştiren HAVELSAN, yapay zeka odaklı ürünlerine bir yenisini ekledi. ORION, kurumların dağınık verilerini tek bir platformda bir araya getiren, veriyi güvenli biçimde yöneten, analiz ve raporlama süreçlerini hızlandıran ve yapay zeka çalışmalarına hazır hale getiren yerli ve ölçeklenebilir bir büyük veri yönetim platformu olarak tasarlandı. Platform, kurumların farklı sistemlerde bulunan büyük miktardaki verilerini tek bir platform üzerinden toplamasını, saklamasını, işlemesini ve analiz etmesini sağlıyor. Kurumların sahip olduğu hem yapılandırılmış hem de yapılandırılmamış veriyi daha erişilebilir, yönetilebilir, kullanılabilir ve üzerinde analiz yapılmasına hazır hale getirerek veriye dayalı karar alma süreçlerini etkin şekilde artırmayı hedefliyor. Açık kaynak bileşenler üzerine kurulan ORION, kurumların bütün büyük veri süreçlerini tek bir platformdan yönetmeyi amaçlıyor. Dağınık veriler ortaklaşıyor, süreçler hızlanıyor Kurumların veri kaynaklarında veri tabanları, kurumsal uygulamalar, belgeler, sensörler, güvenlik ekipmanları, üretim makinaları ve benzeri onlarca farklı dijital sistem üzerinden farklı format ve yapılarda sürekli olarak veri üretiliyor. Ancak bu veriler çoğu zaman birbirinden bağımsız ortamlarda tutulduğu için bütüncül biçimde kullanılamıyor, analiz ve raporlama süreçleri uzun sürebiliyor. ORION, farklı kaynaklarda bulunan bu verileri ortak bir yapı altında bir araya getirerek kurumların veriden daha hızlı ve etkili biçimde yararlanmasını sağlıyor. Platform, verinin yalnızca saklanmasına değil, kullanım için hazırlanmasına da odaklanıyor. Farklı kaynaklardan alınan veriler ORION üzerinde düzenlenebilir, işlenebilir, aranabilir ve analiz edilebilir hale getiriliyor. Böylece kullanıcılar ihtiyaç duydukları bilgiye daha kısa sürede ulaşabiliyor, raporlama, araştırma, analiz ve karar destek süreçlerini daha verimli biçimde yürütebiliyor. ORION, yüksek miktarda veri üreten veya farklı sistemlerdeki verilerini ortak bir yapıda yönetmek isteyen kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları tarafından kullanılabilecek. Kamu, savunma, finans, enerji, telekomünikasyon, ulaşım, sağlık, sanayi ve araştırma gibi farklı alanlarda katkı sağlayacak platform, kurumların ihtiyaçlarına, veri hacmine ve kullanıcı sayısına göre ölçeklenebilecek şekilde yapılandırılabiliyor. Bu sayede yatayda ve dikeyde genişleme imkanı bulunuyor. Yurt dışı bağımlılığa karşı veri egemenliği ORION’un öne çıkan özelliklerinden birini kurumların mevcut sistemleriyle birlikte çalışabilmesi oluşturuyor. Platform, kurumların halihazırda kullandığı veri kaynakları ve uygulamalarla entegre edilerek mevcut yatırımların korunmasına yardımcı oluyor. Bu da platforma geçişi kolaylaştıran önemli bir etken olarak dikkati çekiyor. Platform, kurumların kendi veri merkezlerinde ve kapalı ağlarında çalıştırılabiliyor. Bu sayede verilerin kurum sınırları içinde tutulması, erişim yetkilerinin kontrol edilmesi ve kritik veriler üzerindeki kurumsal sahipliğin korunması destekleniyor. Büyük veri alanında benzer hizmetler sunan platformların (yaygın olanların neredeyse tamamı yabancı firmalardan oluşmaktadır) genel yaklaşımı, verileri kurumun kendi sunucu altyapısında değil, üçüncü parti bulut ortamlarında tutulmak şeklinde kendisini gösteriyor. Bu durum da veri egemenliğini riske atan bir sonuç olarak değerlendiriliyor. ORION "on-premises first/ önce kurum içi" yaklaşımıyla bu noktada farklılık sağlıyor. Yapay zeka çalışmalarına altyapı ORION, yapay zeka ve ileri analitik çalışmalarına temel oluşturuyor. Yapay zeka uygulamalarının sağlıklı sonuçlar üretebilmesi için verilerin düzenli, erişilebilir ve işlenebilir olması gerekiyor. Bu noktada verinin yapay zeka katmanına düzenlenmiş, doğru ve güncel akmasını sağlamak üzere ORION devreye giriyor. Açık kaynak teknolojilerden yararlanan ORION, bu teknolojileri kurumların ayrı ayrı yönetmek zorunda kalmayacağı bütünleşik bir platform altında ve kullanımı kolay bir şekilde sunuyor. Bu yaklaşım sayesinde kurumların belirli bir üreticiye bağımlılığının azaltılması, lisans maliyetlerinin düşürülmesi, ihtiyaçlara göre uyarlanabilen, sürdürülebilir ve esnek bir veri altyapısının oluşturulması hedefleniyor. Bu mimari, Kamuda Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı Genelgesi'ni de destekliyor. İlk görevi Türkçe için olacak ORION, Türkçenin geçmişten bugüne tüm yazılı, sözlü ve görsel birikimini dijital ortama taşımak ve yapay zeka ile analiz etmek amacıyla Türk Dil Kurumu ile HAVELSAN arasında yürütülecek dijitalleşme projesinde de kullanılacak. Bu sayede Türk dilinin doğuşundan bu yana ortaya konan tüm metinler ve sözlü kaynaklar veri tabanına aktarılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor Haber

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor

Günümüzde şirket yöneticilerinin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatlara ilişkin farkındalığı artsa da bu fırsatlar; finansal modellere, yatırım değerlendirmelerine ve stratejik planlama süreçlerine henüz tutarlı ve güvenilir biçimde yansıtılamıyor. Bu durum, sürdürülebilirliğin iş kararları üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasına neden oluyor. KPMG'nin hazırladığı “Sürdürülebilirlikte Değerleme Açığını Kapatmak” raporu sürdürülebilirlik ile değerleme arasındaki açığı ortaya koyarken bu açığın nasıl kapatılabileceğine ilişkin KPMG uzmanlarının değerlendirmelerine ve şirketler için öne çıkan uygulama alanlarına yer veriyor. Küresel çapta 2 binden fazla üst düzey yönetici ve karar alıcının katılımıyla yapılan anketin sonuçlarına dayanan rapora göre yöneticilerin yüzde 72'si sürdürülebilirlik stratejisi, göstergeleri ve performansları hakkında kapsamlı bilgiye sahip veya temel unsurlara aşina. Yüzde 60'ı finansal planlama süreçlerinde sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları dikkate aldığını, yüzde 50'si ise sürdürülebilirliğin kurumsal stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade ediyor. Buna karşın, katılımcıların yalnızca yüzde 19'u sürdürülebilirliğin finansal performans, operasyonel kazanımlar ve inovasyon üzerindeki etkisini ölçülebilir hale getirmek için gelişmiş analitik yaklaşımlar kullandığını belirtiyor. Bu sonuç, birçok şirketin sürdürülebilirlikle bağlantılı risklerden kaynaklanabilecek potansiyel kayıpları ölçülebilir hale getirmek için hâlâ yeterince gelişmiş analitik yaklaşımlara sahip olmadığını ortaya koyuyor. Düzenlemelerin rolü ve bölgesel farklılıklar KPMG'nin anketine göre sürdürülebilirlikle ilgili düzenlemeler, yöneticilerin bu konudaki farkındalığını artırmada kilit bir rol oynuyor. Özellikle Avrupa'daki düzenlemelerin etkisi açıkça görülüyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat stratejisi kapsamındaki düzenlemeler, sürdürülebilirliği şirketlerin stratejik gündeminin merkezine taşıyor. TCFD, ISSB ve CSRD gibi çerçeveler ise şirketlerin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları stratejik ve finansal planlama süreçleri ile yatırım kararlarına entegre etmelerini teşvik ediyor. Aynı zamanda bu çerçeveler, şirketlere ve yatırımcılara sürdürülebilirlik faktörlerinin finansal performans ve şirket değeri üzerindeki etkilerini daha sistematik şekilde değerlendirebilecekleri bir yapı sunuyor. Bölgesel olarak bakıldığında İtalya'da, yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) sürdürülebilirliğin şirket stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yönetim kurulu toplantıları ile yıllık raporlarda yer aldığını belirtiyor. İspanya'da ve Fransa'da da yöneticiler büyük oranda (yüzde 61) aynı görüşü paylaşıyor. Yol haritası: Sürdürülebilir kaynaklı değer yaratımının ölçülmesi Raporda kurumların sürdürülebilirlik ile şirket değeri arasındaki bağı kurabilmesi için sistematik bir yaklaşım benimseyerek şu adımları atması tavsiyesinde bulunuluyor: Değer yaratım alanlarının belirlenmesi: Sektör dinamikleri, düzenleyici eğilimler, benzer şirket uygulamaları ve şirketin mevcut performansı analiz edilerek sürdürülebilirlikle bağlantılı değer yaratma potansiyeli taşıyan alanlar belirlenir.Sürdürülebilirlik unsurlarının finansal performans ve değer yaratımıyla ilişkilendirilmesi: Belirlenen sürdürülebilirlik unsurları; büyüme, rekabet avantajı, operasyonel verimlilik, pazar konumu ve risk profili gibi şirket değerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen unsurlarla ilişkilendirilir.Finansal etkilerin modellenmesi: Sürdürülebilirlikle bağlantılı girişimlerin kârlılık, gelir yaratma kapasitesi ve şirket değeri üzerindeki potansiyel etkileri aşağıdaki başlıklar altında analiz edilir. “Sistemik riskler söz konusu olduğunda, asıl risk eylemsizlik” Raporun sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Şirket Ortağı Sertuğ Özkan, “Günümüzde sürdürülebilirlik, yönetim kurullarının gündeminde giderek daha merkezi bir yer edinirken, bu gündemin finansal planlama ve yatırım kararlarıyla aynı hızda entegre edilemediğini görüyoruz. Sürdürülebilirliğin ‘finansal dile' çevrilememesi stratejik bir kırılma noktasını da oluşturuyor. Hedef belirleme mekanizmalarının büyük ölçüde yerleşmiş olduğu mevcut ortamda asıl ihtiyaç; sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların yatırım kararları ve stratejik planlama süreçleriyle doğrudan ilişkilendirilebildiği bir finansal çerçevenin oluşturulmasıdır. Sistemik riskler söz konusu olduğunda, belirsizliği gerekçe göstererek aksiyon almamak giderek daha yüksek bir maliyet doğuruyor. Raporumuzun da vurguladığı gibi, asıl risk eylemsizliktir. KPMG olarak geliştirdiğimiz metodolojiler ve iş birlikleriyle kurumların sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarının finansal etkilerini ölçülebilir hale getirmelerine ve bu etkileri finansal planlama ile yatırım kararlarına yansıtmalarına destek oluyoruz.” ifadelerini kullandı. “Sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış durumda” KPMG Türkiye Değerleme ve Modelleme, Şirket Ortağı Burak Şahin ise değerlendirmesinde şunları söyledi: “Değerleme perspektifinden bakıldığında, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların FAVÖK, nakit akışları, iskonto oranları, devam eden değer ve değerleme çarpanları üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilememesi, şirket değerinin doğru şekilde belirlenmesini zorlaştırıyor. Bu durum, yatırım kararları, kaynak kullanım öncelikleri ve stratejik karar alma süreçlerinde ek belirsizlikler yaratırken, kaynakların etkin kullanımını ve uzun vadeli değer yaratımını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış; finansal planlama, değerleme, yatırım değerlendirmesi ve kaynakların önceliklendirilmesine ilişkin kararların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. KPMG olarak, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların şirket değeri üzerindeki etkilerinin ölçülmesini, şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirebilmeleri açısından oldukça önemli görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

QNB Türkiye'den Su ve Mavi Ekonomi Finansmanında Mavi Repo İle Yeni Adım Haber

QNB Türkiye'den Su ve Mavi Ekonomi Finansmanında Mavi Repo İle Yeni Adım

İşlem kapsamında sağlanan kaynaklar, su kaynaklarının korunması ve mavi ekonomi faaliyetlerini destekleyen yatırımların finansmanında kullanılacak. İklim değişikliği, kuraklık ve artan su stresi, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir öncelik haline getiriyor. Tarımdan sanayiye, enerjiden şehir yaşamına kadar ekonomik faaliyetlerin devamlılığı açısından kritik öneme sahip olan su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı, önümüzdeki dönemin en önemli yatırım alanları arasında yer alıyor. Bu doğrultuda gerçekleştirilen Mavi Repo işlemi, uluslararası sermayenin Türkiye'de su kaynaklarının korunmasını ve mavi ekonomi faaliyetlerini destekleyen yatırımlara yönlendirilmesine katkı sağlıyor. İşlem aynı zamanda sürdürülebilir finansmanın yalnızca tahvil ihraçlarıyla değil, sermaye piyasaları ve hazine ürünleri aracılığıyla da desteklenebileceğini ortaya koyuyor. QNB Sürdürülebilir Finans ve Ürün Çerçevesi ile IFC Blue Finance Guidelines (Mavi Finansman Rehberi) doğrultusunda yapılandırılan işlem kapsamında fonların kullanımına ilişkin süreçler düzenli raporlama ve bağımsız doğrulama mekanizmalarıyla takip edilecek. QNB Türkiye, son yıllarda gerçekleştirdiği Mavi Tahvil, Yeşil Tahvil, İklim Geçiş Tahvili ve Üçlü Etki Tahvili işlemleriyle sürdürülebilir finansman alanlında ki ürün yelpazesini genişletti. Mavi Repo işlemi ise bu yaklaşımın sermaye piyasaları ve hazine işlemleri tarafındaki yeni örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı ve Uluslararası Bankacılık ve Hazine Yönetici Direktörü Yeliz Ataay Arıkök, gerçekleştirilen işleme ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Günümüzde bankalar, uluslararası sermaye ile reel ekonomi arasında köprü kurarak kaynakların ülkenin geleceğini şekillendirecek alanlara yönlendirilmesinde önemli bir rol üstleniyor. QNB Türkiye olarak sürdürülebilir finansmana bu perspektiften yaklaşıyoruz. Su kaynaklarının korunması ve verimli yönetimi de bu alanların başında geliyor. Su, ekonomik faaliyetlerin devamlılığı, gıda güvenliği, sanayi üretimi ve enerji dönüşümü açısından stratejik bir kaynak niteliğinde. Barclays ile gerçekleştirdiğimiz Mavi Repo işlemi, uluslararası yatırımcıların bu alandaki finansman ihtiyacına verdiği desteğin somut bir göstergesi. İşlem sayesinde uluslararası kaynakları Türkiye'de su ve mavi ekonomi alanındaki yatırımlara yönlendirirken, sürdürülebilir finansmanın yeni ürün ve yapılarla gelişmesine de katkı sağlıyoruz. Mavi Repo işlemini, sürdürülebilir finansman araçlarının çeşitlenmesine katkı sağlayan ve su temelli yatırımlara uluslararası kaynak akışını destekleyen önemli bir adım olarak görüyoruz.” Barclays Gelişmekte Olan Piyasalar Sürdürülebilir Finansman Başkanı Oliver Phillips ise şunları söyledi: “QNB Türkiye'nin ilk Mavi Repo işlemini desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. Bu işlem, COP31 öncesinde Türkiye finans piyasalarında sürdürülebilir finansman için yeni kaynakların harekete geçirilmesini sağlayan yenilikçi uygulamaların devam ettiğini ortaya koyuyor. Barclays olarak mavi finansmanı; denizler ve okyanuslarla bağlantılı projeler için sermaye sağlayan, aynı zamanda çevresel, ekonomik ve iklim açısından olumlu etkiler yaratan önemli ve hızla büyüyen bir finansman alanı olarak görüyoruz." Bu işlem, Türkiye'de sürdürülebilir finansman piyasalarının derinleşmesine katkı sağlarken, su ve mavi ekonomi alanındaki yatırımlara daha fazla uluslararası sermaye yönlendirilmesine olanak tanıyor. QNB Türkiye, geliştirdiği yenilikçi finansman çözümleriyle iklim, su ve doğa temelli dönüşüm alanlarında sermayenin doğru alanlara yönlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EİB’de Üst Düzey Atama  Haber

EİB’de Üst Düzey Atama 

Yusuf Gabay, EİB bünyesinde Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık’tan sonra Sürdürülebilirlik ve Organik Ürünler Koordinatörlüğü görevini yürütecek ikinci isim olacak. Gabay, sürdürülebilirlik çalışmalarını daha ileri taşımak için çalışacaklarını söyledi. EİB sürdürülebilirlikte öncü kurumlar arasında yer alıyor Sürdürülebilirliğin küresel ticaretin geleceğini belirleyen temel unsurlardan biri haline geldiğini ifade eden Yusuf Gabay, Ege İhracatçı Birlikleri'nin bu alanda uzun yıllardır öncü çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Gabay, "Dünya ticaretinin kuralları değişiyor. Artık rekabet karbon ayak izi, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, izlenebilirlik ve sosyal sorumluluk kriterleriyle de şekilleniyor. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve sürdürülebilirlik raporlama yükümlülükleri ihracatçılarımız için yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu dönüşüm sürecinde üyelerimizin yanında yer alıyor, sürdürülebilirliği ihracatımızın geleceğini şekillendiren stratejik bir alan olarak görüyoruz." dedi. Global Compact'a üye olan ilk ihracatçı birliği EİB'nin sürdürülebilirlik alanında Türkiye'de birçok ilke imza attığını belirten Başkan Gabay, "Ege İhracatçı Birlikleri, dünyanın en büyük sürdürülebilirlik inisiyatifi olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne (UN Global Compact) üye olan ilk ihracatçı birliği olmuştur. 2021 yılında sorumluluk bildirim raporumuzu sunarak bu küresel inisiyatifin bir parçası olduk. Düzenli olarak yayımladığımız İlerleme ve Sorumluluk Bildirim Raporlarımızla sürdürülebilirlik alanındaki performansımızı şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyoruz." diye konuştu. 8 bin ihracatçı firmanın yeşil dönüşüm yolculuğuna rehberlik ediyor EİB bünyesinde faaliyet gösteren Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu'nun 12 ihracatçı birliğinin temsilcilerinden oluştuğunu ifade eden Gabay, sürdürülebilir ihracat, dijital dönüşüm, temiz teknolojiler, iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. "Bugün 8 bini aşkın ihracatçı firmamızın yeşil dönüşüm yolculuğuna rehberlik ediyoruz." diyen Yusuf Gabay, şöyle devam etti: "Firmalarımıza karbon ayak izi hesaplama ve yönetimi, sürdürülebilir ihracat stratejileri, döngüsel ekonomi uygulamaları, AB Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi konularda eğitimler ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Aynı zamanda yeşil finansman kaynaklarına erişim, sürdürülebilirlik raporlaması ve uluslararası mevzuatlara uyum süreçlerinde de üyelerimize destek oluyoruz. Amacımız ihracatçılarımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü korurken yeni ticaret düzenine en hızlı şekilde uyum sağlamalarını desteklemek." 2025 yılında 66 eğitimle 2 bin 500 katılımcıya ulaşıldı Sürdürülebilirliğin bilgi ve farkındalıkla güçleneceğini belirten Gabay, EİB'nin son yıllarda eğitim faaliyetlerine önemli kaynak ayırdığını söyleyerek, "2025 yılı boyunca sürdürülebilirlik temalı 66 eğitim, webinar, panel ve çalıştay düzenledik. Yaklaşık 2 bin 500 katılımcıya ulaştık. Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi), tekstilde sürdürülebilir çözümler, karbonsuzlaşma uygulamaları, AB mevzuatları, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir üretim konularında sektörlerimize yönelik çok sayıda program gerçekleştirdik. Bunun yanında kadınlar, gençler, üreticiler ve ihracatçılarımıza yönelik farkındalık projeleriyle sürdürülebilir kalkınmanın sosyal boyutunu da destekledik." diye konuştu. Devlet desteklerinde en kapsamlı hizmeti EİB sunuyor Başkan Gabay, “Devlet destekleri konusunda EİB olarak ihracatçı firmalarımıza en kapsamlı rehberlik hizmeti sunan kurumların başında geliyoruz. Yurt dışı fuarlar, Turquality, UR-GE, marka, tasarım, e-ihracat, pazara giriş belgeleri ve Responsible destekleri başta olmak üzere birçok alanda firmalara danışmanlık sağlıyoruz. Bu çalışmalar sayesinde firmalarımızın küresel pazarlarda daha güçlü markalar haline gelmesini destekliyoruz." dedi. Sürdürülebilirlik ödülleri Sektörlerin sürdürülebilir dönüşümünü destekleyen projelere büyük önem verdiklerini dile getiren Gabay, sürdürülebilirlik kriterlerinin EİB'nin UR-GE projelerinde temel öncelikler arasında yer aldığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: "Tarım sektörlerinde sürdürülebilir üretim ve izlenebilirlik uygulamaları, sanayi sektörlerinde enerji verimliliği ve düşük karbonlu üretim teknolojileri, madencilik sektöründe çevre dostu üretim ve kaynak verimliliği gibi alanlarda çalışmalar yürütüyoruz. Geçen sene ABD, İspanya, Avusturya ve Çin’in de aralarında bulunduğu sekiz ülkenin aday olduğu yarışmada, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz, İspanya’da düzenlenen 42. Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi’nden (INC) anlamlı bir ödülle döndü. Birliğimizin gıda güvenliği çalışmaları çerçevesinde geliştirdiği “Aflatoksinli Kuru İncirlerin Sürdürülebilir Yönetimi Projesi”, Palma de Mallorca’daki kongrede, “Sürdürülebilirlik Ödülü”ne değer görüldü. Türkiye’nin projeyle ortaya koyduğu bütüncül yaklaşım, INC tarafından “küresel ölçekte model” olarak değerlendirildi. Aynı zamanda geçtiğimiz günlerde tekstil sektöründe gerçekleştirilen Yaşam Döngüsü Analizi Danışmanlığı faaliyetimizin Ticaret Bakanlığımız tarafından 'İyi Uygulama Örneği' ödülüne layık görülmesi sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızın başarısını ortaya koymuştur." EİB'nin yalnızca üyelerine değil, kendi kurumsal yapısında da sürdürülebilirlik uygulamalarını hayata geçirdiğini belirten Yusuf Gabay, "ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve Sıfır Atık Belgesi kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dijitalleşme ve kağıtsız ofis uygulamalarıyla kaynak kullanımını azaltıyor, sera gazı emisyonlarımızı uluslararası standartlara uygun şekilde ölçüyor ve çevresel performansımızı düzenli olarak raporluyoruz. Kurum olarak örnek olmayı önemsiyoruz.” dedi. Yeni dönemde odak noktası: Karbon yönetimi ve yapay zeka Yeni dönemde ihracatçıların yeşil dönüşüm sürecine daha güçlü destek vermeyi hedeflediklerini söyleyen Gabay, "Önümüzdeki dönemde firmalarımızın karbon yönetimi ve iklim riskleri konusunda kapasitelerini artırmaya, SKDM ve sürdürülebilirlik raporlaması süreçlerine uyumlarını hızlandırmaya, döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştırmaya ve enerji verimliliği projelerini desteklemeye odaklanacağız. Bunun yanında uluslararası fonlardan daha fazla yararlanılması, Avrupa Birliği projelerinde etkinliğin artırılması ve yapay zeka ile dijital teknolojilerin sürdürülebilirlik çalışmalarına entegrasyonu da önceliklerimiz arasında yer alacak. Hedefimiz, sektörlerimizin sürdürülebilirlik yol haritalarını güçlendirerek Türk ihracatının küresel rekabetçiliğine katkı sunmak." diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı! Haber

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı!

Tekstil sektöründe faaliyet gösteren firmaların su tüketimini azaltarak su verimliliğini artırması ve döngüsel su kullanımı başta olmak üzere su yönetimi alanında bütüncül bir yaklaşım benimsemesi amacıyla hayata geçirilen “Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı”nın ilk webinarı gerçekleştirildi. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) stratejik ortaklığında, Beymen Group ve SANKO Holding sponsorluğunda düzenlenen program ile; eğitim, çalıştaylar, iyi uygulama paylaşımları ve teknik gezi ile sektörün su yönetimi alanındaki dönüşümüne katkı sağlanması hedefleniyor. “Tekstil Sektöründe Su Yönetiminde Küresel Trendler ve Markaların Üreticilerden Beklentileri” başlıklı ilk webinarda; tekstil sektöründe su yönetimine ilişkin küresel eğilimler, tedarik zincirindeki dönüşüm gereklilikleri, markaların üreticilerden beklentileri ve sürdürülebilir üretim perspektifleri çok paydaşlı bir bakış açısıyla ele alındı. Webinarın açılış konuşmaları; SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, Beymen Group CEO’su Elif Çapçı ve SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay tarafından gerçekleştirildi. Konuk konuşmacı Prof. Dr. Mehmet Kitiş ise tekstil sektöründe su yönetimine yönelik küresel trendler, risk alanları ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşüm başlıklarına dair kapsamlı bir çerçeve sundu. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel yaptığı açılış konuşmasında; “Tekstil sektörü uzun yıllardır üretim gücü, ihracat kapasitesi ve yarattığı istihdamla ülkemizin en önemli sektörlerinden biri oldu. Ancak artık sektörlerin başarısı yalnızca ne kadar ürettikleriyle değil, kaynakları nasıl yönettikleriyle de ölçülüyor. Türkiye topraklarının yaklaşık yüzde 88’i çölleşme riski altında ve tekstil suyun en çok kullanıldığı sektörler arasında yer alıyor. Tekstilde su yönetimi yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, Türkiye’nin üretim gücünü, ihracat rekabetini ve küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek stratejik bir dönüşüm alanı. Bu nedenle Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nı su verimliliğinden atıksu yönetimine, döngüsel su kullanımından iyi uygulama örneklerine kadar geniş bir çerçevede kurguladık” ifadelerini kullandı. İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, konuşmasında tekstil sektörünün Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemine dikkat çekti. Üretimden ihracata, istihdamdan yarattığı katma değere kadar sektörün güçlü bir ekosistem oluşturduğunu belirten Tepe, sürdürülebilirlik ekseninde yaşanan dönüşümün merkezinde artık su yönetiminin yer aldığını ifade etti. Su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığını vurgulayan Tepe, “Su artık yalnızca bir üretim girdisi değil, sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir kaynak haline geldi. İklim krizi, artan regülasyonlar ve küresel markaların beklentileri doğrultusunda sürdürülebilir su yönetimi; rekabet gücü, tedarik zinciri dayanıklılığı ve marka itibarı açısından kritik önem taşıyor” dedi. “Geleceğin tekstili, suyu verimli kullanan tekstil olacaktır” değerlendirmesinde bulunan Tepe, Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nın yalnızca bir eğitim serisi değil; sektörün ortak akılla hareket ettiği, iyi uygulamaların yaygınlaştırıldığı ve sürdürülebilir üretim kültürünün güçlendirildiği önemli bir dönüşüm platformu olduğunu söyledi. “SU YÖNETİMİ ARTIK TEKSTİL SEKTÖRÜ İÇİN STRATEJİK BİR ALAN” Programın açılış konuşmasını Beymen Group CEO’su Elif Çapçı yaparken, Beymen Group olarak sürdürülebilirlik çalışmalarını “Beymen Promise” çatısı altında yürüttüklerini belirterek, “Dünyaya Sözümüz Var” yaklaşımıyla doğaya, topluma ve insana karşı sorumluluklarını işin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. Çapçı, tekstil sektöründe su yönetiminin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığını; üretimin sürekliliğini, tedarik zincirinin dayanıklılığını ve sektörün rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline geldiğini vurguladı. Su yönetimini konuşmanın aynı zamanda kaynak verimliliğini, maliyet yapısını ve sektörün gelecekteki varlık koşullarını konuşmak anlamına geldiğini belirten Çapçı, Beymen Group’un tedarikçiyi, üreticiyi ve müşteriyi dönüştürme gücüyle ekosistemin merkezinde kritik bir role sahip olduğuna dikkat çekti. Beymen Group olarak sürdürülebilirliği bir hedef değil, yarım asrı aşan mirasın getirdiği bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade eden Çapçı, Türkiye’nin lüks moda ve yaşam stili destinasyonu olmanın gücü ve bilinciyle dönüşümü sahiplendiklerini; dokundukları tüm paydaşları bu dönüşümün bir parçası haline getirmek için kararlı ve somut adımlar attıklarını belirtti. İklim krizinin etkilerini artık çok daha somut ve ölçülebilir şekilde hissettiğimiz bir dönem yaşadığımızı vurgulayan SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay sözlerini şöyle sürdürdü; “Aşırı hava olaylarının artması, su stresi ve kaynak baskısının derinleşmesi hem ülkemizde hem de küresel ölçekte ekonomik ve operasyonel riskleri artırıyor. Bilimsel veriler, bu risklerin yönetilmemesi halinde büyüme ve refah üzerinde ciddi kayıplar yaşanabileceğine işaret ediyor. Bu tablo, sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; iş dünyası için rekabetçiliği, tedarik zinciri dayanıklılığını ve finansmana erişimi belirleyen stratejik bir dönüşüm alanı haline getiriyor. Bu nedenle SANKO Holding olarak, atılacak her adımın, sadece bugünü değil geleceği de güvence altına alacak şekilde bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğine inanıyoruz.” Program 2026 boyunca eğitim, çalıştay, teknik gezi ve webinarlarla devam edecek Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı, 2026 yılı boyunca farklı içeriklerle devam edecek. Program kapsamında; 4 Haziran’da su verimliliği ve atık su geri kazanımı üzerine bir eğitim programı, 5 Haziran’da üretim süreçlerinde su tüketimini azaltma teknikleri ve global iyi uygulamalara odaklanan ilk çalıştay, 30 Haziran’da finansman kaynakları ve yeşil krediler konulu ikinci webinar, 17 Eylül’de mevzuat ve atık su geri kazanımı odağında ikinci çalıştay, 18 Eylül’de ileri atık arıtma ve geri kazanım uygulamalarına yönelik OSB teknik gezisi ve 5 Ekim’de dijital izleme, raporlama ve uluslararası iyi uygulamalar konulu üçüncü webinar gerçekleştirilecek. Program çıktıları arasında; eğitim ve etkinliklerden elde edilecek sektörel içgörüler, firmaların uygulamaya aldığı iyi örnekler, politika yapıcılara yönelik öneriler ve sektörel su yönetimi yaklaşımına katkı sağlayacak veri ve içerikler yer alıyor. Artan su stresi, dönüşen regülasyonlar ve sürdürülebilir üretim beklentileri doğrultusunda, tekstil sektöründe su yönetimi alanında ortak aklın güçlendirilmesi ve sektör paydaşları arasında daha etkili iş birlikleri geliştirilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch Türkiye’de Üst Düzey Atama Haber

Bosch Türkiye’de Üst Düzey Atama

Bosch’taki kariyerine 19 yıl önce adım atan Pınar Kurt, 1 Şubat 2026 itibarıyla Bosch Home Comfort Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Güney Doğu Avrupa’dan sorumlu Ticari Genel Müdür görevine atandı. Kurt son olarak, 2025 yılında Bosch Home Comfort Grubu’nun Almanya’daki merkezinde, şirket tarihinin en büyük satın alması olarak tanımlanan Johnson Controls'ten konut ve hafif ticari ısıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) işinin ve Johnson Controls-Hitachi Air Conditioning ortak girişiminin satın alma projesinin finans, bütçe, raporlama ve satın alma süreçlerine liderlik etti. Yeni sorumluluk alanında Türkiye’den Güneydoğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada finansal stratejilerin oluşturulması, kârlılık hedeflerinin yayılımı ve ticari süreçlerin yönetimine liderlik eden Kurt, Bosch’un uluslararası yapısında edindiği tecrübeyi bölgedeki büyüme stratejilerine aktarmayı hedefliyor. Pınar Kurt kimdir? Bosch kariyerine 2007 yılında Manisa’da Muhasebe Departmanı'nda başlayan Kurt, 2010-2013 yılları arasında İstanbul’da Satış Bütçe ve Raporlama Sorumlusu olarak görev aldı. Bu dönemde SAP uygulamaları ve kontrol fonksiyonlarının kurulması süreçlerini yönetti. 2013 yılında Almanya Wernau’da Yalın Yönetim alanında Avrupa’daki farklı ülkelerde proje liderliği üstlenen Kurt, ardından kariyerine Portekiz’de devam etti. 2016-2022 yılları arasında Portekiz Aveiro’da bulunan tüzel kişiliğin ve ürün grubunun Bütçe ve Raporlama Direktörlüğü ve ardından Ticari Birimlerden Sorumlu Direktör pozisyonlarını üstlenen Kurt, finansal yönetim ve yeniden yapılandırma projelerini yürüttü. 2022 yılından itibaren Almanya Wetzlar’da Grup Bütçe ve Raporlama Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Kurt, son olarak Bosch Home Comfort’un Almanya’daki merkezi Wernau’daki entegrasyon projesinde Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. Ege Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Pınar Kurt, yüksek lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi’nde Yönetim Bilişim Sistemleri (MBA) alanında tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Otosan, 2025 Sürdürülebilirlik Raporunu Yayımladı Haber

Ford Otosan, 2025 Sürdürülebilirlik Raporunu Yayımladı

Şirket, üretim ve finansal performansının yanı sıra, çevresel sorumluluk, teknolojik dönüşüm ve toplumsal etki alanlarında attığı somut adımlarla da küresel ölçekte dikkat çeken bir model sunuyor. Sürdürülebilir dönüşümünü yalnızca kendi operasyonlarıyla sınırlı tutmayan Ford Otosan, tedarikçileri, bayi ağı ve iş ortaklarının dahil olduğu tüm paydaş ekosistemini kapsayan değer zinciri genelinde sürdürülebilir etki yaratmayı önceliklendiriyor. Ford Otosan, Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) performansını şirket stratejisine entegre ederek, iklim krizi, küresel eğilimler ve sektörel gereklilikler doğrultusunda ekosistem genelinde dönüşüme liderlik ediyor. Türkiye’nin lider otomotiv şirketi Ford Otosan, sürdürülebilirlik alanındaki faaliyetlerini, yatırımlarını ve uzun dönemli hedefleri doğrultusunda kaydettiği ilerlemeleri kapsayan Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Raporda Ford Otosan’ın günümüz dünyasında yalnızca ekonomik başarılar elde etmenin değil aynı zamanda topluma, çevreye ve çalışanlara değer katmanın da bir şirketin başarısını tanımlayan temel ölçütler arasında yer aldığına olan inancının altı çiziliyor. Ford Otosan’ın sürdürülebilirlik odağındaki kapsamlı ve stratejik yol haritasını detaylandıran raporun ana temasını ise sorumluluk anlayışını şirket stratejilerinin merkezine yerleştiren Ford Otosan’ın sektörüne liderlik etme ve ekosistemindeki dönüşümün itici gücü olma vizyonu oluşturuyor. Mega AI ve %100 yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik enerjisiyle dönüşüme öncülük ediyor İklim kriziyle mücadeleyi bir operasyonel zorunluluk olarak gören Ford Otosan, 2050 net sıfır hedefine emin adımlarla ilerliyor. Şirketin emisyon azaltım hedefleri, Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından 2025 yılında onaylanarak uluslararası standartlarca tescillendi. Yenilenebilir enerji dönüşümü, sahada kurulan güneş enerjisi yatırımlarıyla destekleniyor. Önceki yıl devreye alınan 10 MW’lık kapasiteyle enerji dönüşüm yolculuğunda güçlü bir başlangıç yapıldı. 2025 yılında Hasandede ve Çiçektepe’de hayata geçirilen 6,1 MW’lık yeni kapasiteyle birlikte; toplam 16,1 MW’lık kurulu güce ulaşıldı. 2025 yılında Sancaktepe Ar-Ge Merkezi’nde hayata geçirilen çatı GES projesi ile enerji üretimi Ar-Ge altyapısına da taşındı, böylece özkaynak elektrik tüketiminin belirli bir kısmı buradan karşılanacak. Yeniköy fabrikasında devreye alınan 2.897 kWe kapasiteli çatı GES ve fotovoltaik cam duvar uygulaması ile enerji üretimi doğrudan üretim süreçlerine entegre edildi. Ayrıca, Craiova fabrikasında kurulan çatı tipi güneş enerjisi sistemi ile 12.000 metrekarelik alanda 2.753 panel üzerinden elektrik üretimi sağlandı. Enerji yönetiminde ise Ford Otosan, yapay zekâ tabanlı MEGA AI projelerinden “Enerji Yönetiminde Yapay Zekâ – AI Powered Energy Management (APEM)” sistemi ile üretim verisini enerji yönetimiyle entegre eden bir yapı kurdu. Yapay Zeka Destekli Enerji Yönetimi projesi, WEF Global Lighthouse Network (Dünya Ekonomik Forumu) kapsamında öne çıkan dijital dönüşüm projeleri arasında yer aldı. Bu sistem, üretim hatlarından gelen verileri analiz ederek enerji tüketimini anlık olarak optimize ediyor, verimsizlik alanlarını belirleyerek operasyonel karar süreçlerine veri temelli girdi sağlıyor. Böylece enerji yönetimi, izleme temelli bir yapıdan çıkarak öğrenen ve kendini geliştiren bir sisteme dönüşüyor. Ürün ve üretimde sürdürülebilirlik: yaşam döngüsü yaklaşımı Ürün tarafında ise sürdürülebilirlik yaklaşımı tasarım süreçlerine entegre edilmiş durumda. Ford Otosan, ürünlerinin %97’sinde yaşam döngüsü analizi uygulayarak ürünlerin üretimden kullanım ve kullanım sonrası süreçlere kadar çevresel etkilerini değerlendiren bir sistem kurdu. Bu analizler, özellikle Ford Transit, Ford Custom ve Ford Courier ürün ailesi ile yeni nesil elektrikli modellerin geliştirme süreçlerinde doğrudan belirleyici rol oynuyor. Su yönetiminde döngüsel yaklaşım: sanayi ve şehir arasında iş birliği Ford Otosan, su yönetiminde geliştirdiği yenilikçi projelerle sanayide döngüsel ekonomi uygulamalarına öncülük ediyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen Gri Su Temini Projesi, kentsel atık suların ileri arıtma süreçlerinden geçirilerek üretimde yeniden kullanılmasını mümkün kılıyor. Bu proje kapsamında, arıtılmış evsel atık sular üretimde proses suyu olarak değerlendirilecek. İlk aşamada yıllık 400.000 ton, tam kapasiteye ulaşıldığında ise 750.000 ton temiz su tasarrufu sağlanması hedefleniyor. Söz konusu uygulama, yalnızca su verimliliğini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda sanayi ve şehir altyapısı arasında sürdürülebilir iş birliklerinin güçlü bir örneğini oluşturuyor. Eğitim yatırımları, mesleki gelişim ve kapsayıcı iş gücü modeli Toplumsal katkı yaklaşımını uzun vadeli ve kalıcı projeler üzerine inşa eden Ford Otosan, 2025 yılında bağış ve sosyal projelere toplam 559,9 milyon TL yatırım yaptı. Bu kapsamda Yaylacık Başiskele Atatürk Ortaokulu’nun renovasyonu ile ek bina yapımı tamamlanırken, Kocaeli’de yapımı süren Vehbi Koç Vakfı Semahat Arsel İlkokulu da 35 derslikli yapısıyla bölgenin eğitim kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu yatırımla birlikte Ford Otosan’ın bölgede eğitime kazandırdığı okul sayısı beşe ulaşıyor. Ford Otosan, eğitim yatırımlarını yalnızca fiziki altyapı ile sınırlı tutmayarak, mesleki eğitimi sürdürülebilir dönüşümün kritik bir bileşeni olarak ele alıyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen sektöre entegre okul modeli, öğrencilerin doğrudan üretim ortamıyla temas ettiği ve teorik bilgi ile pratik deneyimi bir araya getiren yenilikçi bir eğitim yaklaşımı sunuyor. Yeniköy fabrikası içinde konumlanan bu model sayesinde gençlerin mesleki teknik yetkinlikleri erken aşamada geliştirilirken, nitelikli iş gücünün sürdürülebilir şekilde yetiştirilmesi hedefleniyor. Toplumsal etki alanında fırsat eşitliğini güçlendiren projeler ‘Gelecek Şimdi’ vizyonuyla belirlediği uzun dönem sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda, toplumsal fayda yaratmayı tüm operasyonlarının merkezine alan, Birleşmiş Milletler (BM) Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin (UN Global Compact) imzacısı ve UNGC üyesi olan, Ford Otosan, toplumda fırsat eşitliğini güçlendirmek amacıyla yürüttüğü projelerle 2025 yılında önemli bir eşiği geride bıraktı. Ford Otosan, bu alanlarda kadınların güçlenmesine destek olmak üzere Vehbi Koç Vakfı’nın katkılarıyla başlattığı ‘Gelecek Hayalim’ projesi ile 2026 yılı için belirlenen 100 bin kadına ulaşma hedefini şimdiden aşarak toplam 115.079 kadın ve kız çocuğuna erişim sağladı. Bu kapsamda, şirketin tüm yerleşkelerinde STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) alanındaki kadın çalışan oranı ise %29,49 seviyesine yükseldi. Kapsayıcı çalışma ortamını tüm paydaşları için ortak bir standart haline getirmeyi amaçlayan Ford Otosan, İŞKUR ve Tohum Otizm Vakfı iş birliğiyle yürütülen model kapsamında, İstanbul, Kocaeli ve Eskişehir lokasyonlarında 17 nöroçeşitli birey istihdam sürecine dahil edildi. Şirket genelinde ise 22 farklı engel grubundan toplam 498 engelli çalışan istihdam edilirken, yalnızca 2025 yılı içinde 110 engelli istihdamı daha gerçekleştirildi. Çalışan gelişimi ise Ford Otosan’ın dönüşüm modelinin temel unsurlarından biri olarak ele alınıyor. 2025 yılında 2,1 milyon saatin üzerinde eğitim gerçekleştirilen Ford Otosan’da teknik eğitimler, dijital yetkinlik programları ve kapsayıcı liderlik uygulamaları ile çalışanların dönüşüme aktif katılımı destekleniyor. Güçlü performans, şeffaf raporlama Uluslararası standartlarla uyumlu şekilde hazırlanan ve bağımsız denetimden geçen 2025 Sürdürülebilirlik Raporu, Ford Otosan’ın şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor. TSRS ve GRI uyumlu olarak hazırlanan rapor, şirketin çevresel, sosyal ve yönetişim performansını küresel ölçekte karşılaştırılabilir bir çerçevede sunarken, paydaşlara güven veren güçlü bir iletişim aracı niteliği taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.