Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Refah

Kapsül Haber Ajansı - Refah haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Refah haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Koç Topluluğu 100 Yaşında Haber

Koç Topluluğu 100 Yaşında

Bu özel yıl için hazırlanan “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filminin lansmanının yapıldığı Vehbi Koç Ödül Töreni’nde konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Topluluğun Cumhuriyet ile şekillenen köklü birikimini, kalkınma ve müşterek refah anlayışını ve ikinci yüzyıla taşınan değerlerini vurguladı. Törende Halit Ergenç ve Alança Oskay, orkestra eşliğinde filmi sahnede canlı seslendirdi. 25. Vehbi Koç Ödülü’nün bu seneki kazananı ise Kültür alanında Canan Tolon oldu. Tolon göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden günümüzün toplumsal gerçekliklerine işaret ediyor. 1926 yılında merhum Vehbi Koç tarafından temelleri atılan Koç Topluluğu, 100. yaşını kutluyor. Topluluk, 100. yılına, 25. Vehbi Koç Ödül Töreni kapsamında düzenlenen gecede, bu özel yıl için hazırlanan filmle adım attı. Halit Ergenç ve Alança Oskay’ın sahnede orkestra eşliğinde canlı seslendirdiği “Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100’ümüz” filmi izleyicilerden büyük alkış aldı. Divan Kuruçeşme’de gerçekleştirilen törende, Topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikâyesi ve ikinci yüzyıla dair perspektifi aktarıldı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, sözlerine “Bu yıl 25’incisini düzenlediğimiz Vehbi Koç Ödül Töreni bizim için her zamankinden daha anlamlı ve özel. Zîrâ bu sene kurucumuz merhûm Vehbi Bey’in temellerini attığı Koç Topluluğu’nun 100’üncü yaşını idrâk ediyoruz” diye başladı. “100. yıl filmimizde de vurguladığımız gibi; asırlık tarihimizi sâdece unutulmaz hikâyeler değil, bu hikâyeleri mümkün kılan yüzler de oluşturuyor. İşte bu sebeple bizim yüz yılımız unutulmaz yüzlerle dolu” diye devam eden Koç, sahada, fabrikalarda, ofislerde sorumluluk alan çalışma arkadaşları, bayileri, iş ortaklarının emekleri neticesinde 100. yaşlarını büyük bir gurur ve sevinçle kutladıklarını dile getirdi. Ömer Koç: “Topluluğumuz 100 yıllık hikâyesinde yatırımı ve istihdâmı kalkınmanın ve müşterek refahın en önemli unsurları olarak görmüştür” Topluluğun, Millî Mücâdele’den yeni çıkmış bir memlekette, Cumhuriyet’in ilânı ile şekillenen parlak bir istikbâl tasavvurunun içinde doğduğunu hatırlatan Ömer Koç, “Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, küllerinden doğan bir ulusa istikâmet çizerek bir medeniyet ve aydınlanma projesi inşâ etmiştir. Bu şartlar içerisinde kurulmuş olan Topluluğumuz; Cumhuriyet’in fikir ve ilkelerini samîmiyetle benimsemiş, değerlerini kendisine rehber edinmiştir” dedi. Topluluğun bir asırlık yolculuğunda sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden olduğuna dikkat çeken Koç, bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdiklerini belirtti. Kuşaklar boyunca inşâ edilen birikim neticesinde bugün 60’ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren uluslararası bir teşkilât hâline geldiklerini anlatan Koç, Topluluğun büyüme anlayışına dair ise şunları söyledi: “Topluluğumuz eğitime, bilime, kültüre ve sanâta katkıyı sorumluluğunun ayrılmaz bir parçası addetmiştir. Bu anlayışın bir yansıması olarak, 57 yıl önce Vehbi Koç Vakfı kurulmuştur. Vehbi Bey’in ‘insânî ve millî bir vazîfe’ olarak târif ettiği hayır işleri, kurumlara ilâve olarak hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerle yürütülmeye devam etmektedir.” Ömer Koç: “Kültür ve sanâta katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize borç ve vazgeçilmez bir mesûliyet olarak değerlendiriyoruz” Ömer Koç her sene dönüşümlü olarak eğitim, kültür ve sağlık alanlarında Türkiye’nin ve Türk insanının gelişimine katkı sunan kıymetli isimlere verilen Vehbi Koç Ödülü’nün de bu çerçevede önemli bir rol üstlendiğine değindi. Bu seneki ödülün “kültür” sahasında verildiğine dikkat çeken Koç, “Bu yılki ödüle layık görülen sanatçı da; alışılmış kalıpların ötesine geçen, düşünmeye dâvet eden bir yaklaşımı temsîl ediyor. Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bundan dolayı kültür ve sanâta katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize borç ve vazgeçilmez bir mesûliyet olarak değerlendiriyoruz” diye konuştu. Ömer Koç: “Gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon, aynı vatan sevgisiyle, yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz” Ömer Koç, konuşmasına şöyle devam etti: “İkinci yüzyılına adım atmış bir Topluluk olarak; tecrübemizden aldığımız güçle ve değerlerimizin işâret ettiği istikâmete doğru yolumuza devâm edeceğiz. Değişen dünyâyı isâbetle okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen, değerlerinden taviz vermeyen bir anlayışla hareket edeceğiz. İlk yüzyılımızda olduğu gibi, gelecekte de yalnız yürümeyeceğimizi biliyoruz. Çalışma arkadaşlarımız, bayilerimiz, iş ortaklarımız; en büyük güvencemiz olmaya devâm edecek. Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz.” Bu yılki Vehbi Koç Ödülü’ne Canan Tolon layık görüldü 25.Vehbi Koç Ödülü’nün sahibi Canan Tolon ise sözlerine “Vehbi Koç Vakfı’nın bugün verdiği bu ödül benim için geleceğe dönük bir destek ve aynı zamanda bir cesaret kaynağı. Beni bu değerli ödüle layık gören Vehbi Koç Vakfı’na ve Seçici Kurul üyelerine çok teşekkür ediyorum” diye başladı. “Çocukken, ‘İstediğin her şey olabilirsin’ mottosu benim için hiç geçerli değildi. Hatta biraz ürkütücü de geliyordu. Bunları erken yaşta bilmek garip bir şekilde benim için bir özgürlük oldu. Ve hayal kurmak için bir engel değildi” diyen Tolon, sanat üretimini ‘yalnız ama zihinsel olarak kalabalık bir süreç’ olarak tanımladı ve şöyle ekledi: “Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir; ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız, ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız… Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür.” Tolon göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden günümüzün toplumsal gerçekliklerine işaret ediyor Tolon, insan deneyimi, değişim ve hafıza etrafında şekillenen çalışmalarıyla didaktik bir dil kurmak yerine sorular soran, izleyiciyi düşünmeye davet eden bir yaklaşım benimsiyor. Göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden günümüzün toplumsal gerçekliklerine işaret ederken, mekânı parçalayarak ve katmanlayarak kurduğu çok boyutlu anlatımıyla dikkat çekiyor. Tolon bu ödüle, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu’nun yanı sıra Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa’dan oluşan Seçici Kurul’un önerdiği üç aday arasından seçilerek layık görüldü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

18 Mart’ın Tarihi Mirası Deniz Turizmine Yön Veriyor Haber

18 Mart’ın Tarihi Mirası Deniz Turizmine Yön Veriyor

18 Mart Çanakkale Zaferi, yalnızca askeri bir başarı değil; Türkiye’nin denizlerdeki varlığını, bağımsızlık iradesini ve deniz gücünün stratejik önemini tüm dünyaya gösteren tarihi bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çanakkale’de kazanılan zafer, Türk milletinin denizlerdeki kararlılığını ortaya koyarken, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün denizciliğe verdiği önemin de temelini oluşturdu. Atatürk’ün “Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız” sözleri bugün Türkiye’nin denizcilik politikalarına ve deniz turizmine yön veren güçlü bir vizyon olarak kabul ediliyor. Türkiye’nin sahip olduğu uzun kıyı şeridi, stratejik limanları ve zengin kültürel mirası sayesinde deniz turizmi son yıllarda ülke ekonomisinin en önemli büyüme alanlarından biri haline geliyor. Özellikle kruvaziyer turizminde yaşanan hızlı artış, Türkiye’nin Akdeniz ve Karadeniz çanağında yeniden güçlü bir destinasyon haline geldiğini gösteriyor. Kruvaziyer turizminde son 12 yılın en güçlü dönemi Son yıllarda Türkiye’nin deniz turizminde güçlü bir ivme yakaladığını vurgulayan Çavuşoğlu, özellikle kruvaziyer turizminde dikkat çekici bir büyüme yaşandığını ifade etti. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre Türkiye, 2025 yılında 2,1 milyonu aşan kruvaziyer yolcusu ile son 12 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Aynı yıl Türkiye limanlarına 1.375 kruvaziyer gemisi uğrak yaptı ve yolcu sayısı bir önceki yıla göre yaklaşık %13 artış gösterdi. Türkiye’nin en yoğun kruvaziyer limanı Kuşadası olurken, onu İstanbul ve Bodrum takip etti. Kuşadası tek başına yaklaşık 995 bin yolcu ağırlayarak ülke toplamının önemli bölümünü karşıladı. Sektördeki büyümenin 2026 yılında da devam etmesi bekleniyor. Turizm sektöründeki projeksiyonlara göre Türkiye’nin kruvaziyer turizminde 3 milyon yolcu hedefi bulunuyor. “Deniz turizmi artık stratejik bir sektör” Kruvaziyer turizminin yalnızca bir turizm faaliyeti değil aynı zamanda ekonomik bir kaldıraç olduğunu belirterek Camelot Maritime Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, “Deniz turizmi artık sadece yaz sezonuna bağlı bir faaliyet değil. Kruvaziyer turizmi liman şehirlerinin ekonomisini canlandıran, yerel esnafı destekleyen ve turizmi yılın geneline yayabilen stratejik bir sektördür. Türkiye’nin tarihi, kültürel mirası ve eşsiz kıyıları bu alanda çok güçlü bir potansiyel sunuyor.” dedi. Çavuşoğlu, Türkiye’nin kruvaziyer turizminde son yıllarda uluslararası rotalarda yeniden güçlü bir konuma geldiğini ve özellikle Akdeniz çanağında önemli bir destinasyon haline geldiğini vurguladı. Atatürk’ün vizyonu bugün deniz turizminde yaşatılıyor Denizciliğin Türkiye Cumhuriyeti için stratejik bir alan olduğunu yıllar önce vurgulayan Mustafa Kemal Atatürk, “Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız” sözleriyle bu alandaki vizyonu ortaya koymuştu. Bugün Türkiye’nin kruvaziyer turizminde yakaladığı büyüme bu vizyonun önemli bir yansıması olduğunu belirten Çavuşoğlu, “Çanakkale’de denizlerde verilen mücadele yalnızca bir askeri başarı değil, aynı zamanda Türkiye’nin denizlere bakışını değiştiren bir dönüm noktasıdır. Bugün turizmden ticarete kadar birçok alanda denizlerin sunduğu fırsatları değerlendirmek, Atatürk’ün ortaya koyduğu vizyonun devamıdır.” ifadelerini kullandı. Türkiye deniz turizminde küresel bir oyuncu olabilir Türkiye’nin 8 bini kilometreyi aşan kıyı şeridi, güçlü liman altyapısı ve tarihi destinasyonlarıyla kruvaziyer turizmi için büyük avantajlara sahip olduğunu değerlendiren Çavuşoğlu, “Doğru yatırımlar, güçlü liman altyapısı ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye kruvaziyer turizminde çok daha güçlü bir konuma ulaşabilir. 2026 yılı sektör için yalnızca büyüme değil aynı zamanda dönüşüm yılı olacak.” Dedi. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde denizlerin Türkiye için taşıdığı stratejik önemi bir kez daha hatırlatan Çavuşoğlu, “Çanakkale’de kazanılan zafer bize denizlerin sadece savunma değil, aynı zamanda kalkınma ve refah için de ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Bugün Türkiye’nin deniz turizmindeki yükselişi, bu tarihsel mirasın güçlü bir devamıdır.” Açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nden Meclis’e Çağrı Haber

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nden Meclis’e Çağrı

Dernek tarafından yapılan açıklamada, en düşük emekli aylığında öngörülen artışa rağmen mevcut düzeyin hâlen açlık sınırının altında kaldığına dikkat çekilerek, bu durumun “yoksullaşmadan, yoksunlaşmadan ve yalnızlaşmadan onurlu yaşlanma hakkı”nın fiilen kullanılmasını zorlaştırdığı vurgulandı. 65+ Yaşlı Hakları Derneği, ilk aşamada Kanun Teklifi’ni görüşecek olan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine yönelik çağrısında, onurlu yaşlanma hakkının yalnızca sosyal bir talep değil; Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir hak olduğunu hatırlattı. Hukuki Dayanaklar Hatırlatıldı Dernek açıklamasında aşağıdaki hukuki düzenlemelere dikkat çekildi: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç bölümünde, her vatandaşın onurlu bir hayat sürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hakkına doğuştan sahip olduğu belirtilmektedir.Anayasa’nın 60. maddesi, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu; 61. maddesi ise yaşlıların devletçe korunacağını hükme bağlamaktadır.Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22. ve 25. maddeleri, sosyal güvenlik hakkını ve yaşlılık döneminde refah ve güvenlik içinde yaşama hakkını temel bir insan hakkı olarak tanımlamaktadır.Türkiye’nin 2007 yılında kabul ettiği Avrupa Sosyal Şartı’nın 23. maddesi, taraf devletlerin yaşlı bireylerin iyi bir yaşam sürmelerini ve toplumsal hayata etkin biçimde katılmalarını sağlayacak yeterli kaynakları temin etmeyi taahhüt ettiğini belirtmektedir.Birleşmiş Milletler Yaşlı Bireylere İlişkin İlkeler (1991), yaşlı bireylerin toplumsal kaynaklara erişimini ve itibar ile güven içinde yaşamalarını temel ilke olarak kabul etmektedir.Türkiye’nin 1985 yılında taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW), özellikle yaşlı kadınların yoksulluk, izolasyon ve her türlü ayrımcılıktan korunması için devletlerin özel önlemler almasını öngörmektedir. “Ekonomik Büyümenin İmkânları Toplumsal Dayanışmayla Değerlendirilmeli” 65+ Yaşlı Hakları Derneği açıklamasında, Plan ve Bütçe Komisyonu’nun önünde emekli aylıklarının onurlu yaşlanma hakkını gözeten bir düzeye yükseltilmesi için kritik bir fırsat bulunduğu vurgulandı. Dernek, ülke ekonomisinin 21 çeyrektir kesintisiz büyüdüğünün resmi olarak açıklandığını hatırlatarak, bu imkânların partilerüstü bir anlayış ve toplumsal dayanışma bilinciyle değerlendirilmesi çağrısında bulundu. “Emeklilik, yoksullukla özdeşleştirilen bir yaşam evresi değil; yıllarca çalışmış bireylerin güven, saygınlık ve insan onuruna yakışır koşullarda yaşamalarının teminatı olmalıdır.”

Sustainable Brands Türkiye 2025, Sürdürülebilirliğin Geleceği İçin Markalara İlham Verdi Haber

Sustainable Brands Türkiye 2025, Sürdürülebilirliğin Geleceği İçin Markalara İlham Verdi

Markaların “iyi büyüme” yolculuğuna rehberlik eden etkinlik, sürdürülebilir iş modelleri, inovasyon, dijital dönüşüm ve ESG stratejilerinin rekabet avantajına nasıl dönüştürülebileceğini ortaya koydu. Markaların sürdürülebilirlik gündemini bu yıl “Uyum Sağla ve Hızlan” temasıyla şekillendiren Sustainable Brands Türkiye Konferansı, yenilikçi stratejileri ve ilham verici dönüşüm hikayelerini buluşturdu. Dünyanın en etkili sürdürülebilirlik platformlarından biri olan Sustainable Brands’in Türkiye ayağı, ‘İyi Büyüme’ vizyonu çerçevesinde 8-9 Ekim 2025 tarihlerinde Swissotel The Bosphorus’ta gerçekleştirildi. Konferans, beş farklı sahnede düzenlenen 50’den fazla oturumda, 130’un üzerinde konuşmacıyı ağırladı. İki gün boyunca “iyi büyüme, yeni metrikler”, “inovasyon ve rejeneratif tasarım”, “sürdürülebilirliği markalamak”, “teknoloji ve yapay zekâ etkisi”, “ürün, malzeme ve tedarik zinciri”, “tüketici iç görüleri ve ölçekli davranış değişimi”, “dayanıklılığı inşa etme”, “sürdürülebilir yaşam: refah ve sağlık” kulvarlarında paneller düzenlenerek, güncel içgörüler paylaşıldı. Konferansta İlham Veren Anlar ve Kolektif Dönüşüm Sustainable Brands Türkiye 2025, markalara global sürdürülebilirlik trendlerini aktarmanın yanı sıra kolektif dönüşümü hızlandıran konuşmalara ve yeni iş birliklerine zemin hazırladı. Katılımcılar, paneller, keynote konuşmalar ve interaktif workshoplarda sürdürülebilir iş modelleri, etik marka stratejileri, dijital dönüşüm ve toplumsal fayda yaratma konularında ilham verici bakış açıları kazandı. Goodvertising’in kurucusu Thomas Kolster, Thinkers50 listesinde yer alan danışman ve Frugal Economy yazarı Navi Radjou, VeraWorks’un kurucusu Bea Boccalandro, BBMG’nin kurucu ortağı Raphael Bemporad, sürdürülebilirlik odaklı markalar için GRAMMA stratejisinin yaratıcısı Adomas Püras, People Flow CEO’su Abigail Wilmore, Tony’s Chocolonely eski sözcüsü ve etki odaklı girişimci Ynzo van Zanten, Parallel Labs sürdürülebilir iş stratejistleri Dr. Joel Hartter ve John Burgess gibi uluslararası isimler de zirveye katkıda bulundu. “Obsolete” kitabının yazarı, Serious Tissues ve Change Brands kurucusu, Change Please ortak kurucusu Chris Baker, sosyal etkiyi iş modellerinin merkezine koyan bir girişimci olarak, konferanstaki konuşmasında şirketlere daha cesur, daha sorumlu ve daha dönüştürücü olmaya çağrısı yaptı. 50’den fazla gönüllülük konseriyle, milyonlarca insanın kaderini değiştirebileceğini dünyaya gösteren Stephen Greene, konferansın merakla takip edilen konukları arasında yer aldı. “Geleceğimiz İçin Hep Birlikte Çalışmalıyız” Sustainable Brands Türkiye Ülke Direktörü Semra Sevinç, “Her yıl etki alanı büyüyen, iş ve marka dünyasının, akademinin ve farklı sektörlerin liderlerini bir araya getiren Sustainable Brands Türkiye 2025’i yoğun bir ilgi ve katılımla tamamladık. Bu platform, marka, pazarlama, sürdürülebilirlik ve inovasyon liderlerinin; iş değerini ve ‘iyi büyümeyi’ hedefleyen, geleceğe hazır markalar oluşturmak için ihtiyaç duydukları içgörüleri, stratejileri ve bağlantıları edindikleri güçlü bir buluşma noktası. Bugünün dünyasında rekabet avantajı, artık yalnızca ürün kalitesi ya da fiyatla değil; sürdürülebilirliği temel iş ve marka stratejilerine ne kadar entegre edebildiğimizle ölçülüyor. Yenileyici iş modelleri, döngüsel sistemler ve yeni nesil yönetişim yaklaşımlarıyla şirketler, hem kârlılıklarını hem de dayanıklılıklarını artırabilecekleri yeni fırsatların kilidini açıyor. Artık hepimiz biliyoruz ki sürdürülebilirlik sadece konuşulacak bir kavram değil; somut aksiyonlarla büyüme stratejilerimizin merkezinde olmalı. Geleceğimiz için birlikte çalışmalı, cesur adımlar atmaya gönüllü olmalıyız. Ve ne mutlu bize, bu adımları atmaktan çekinmeyen, dönüşüm için yola çıkan çok sayıda marka var. Bu vizyona ev sahipliği yapan ve her yıl farklı sektörleri bir araya getiren bu platformun parçası olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum” dedi. İş Dünyası Temsilcileri de Konferansa Katkıda Bulundu Sustainable Brands Türkiye, 16 ülkede faaliyet gösteren küresel topluluğunun bir parçası olarak, iş dünyasının dönüşümünü hızlandıran bir bilgi ve iş birliği platformu sunmaya devam ediyor. Etkinlik, her yıl olduğu gibi bu yıl da birbirinden değerli sektör temsilcilerini, akademisyenleri ve sürdürülebilirlik öncülerini ağırladı. Ana sponsor olan Borusan Otomotiv- BMW’nun da katıldığı “Dayanıklılık Çağında Kültürel Dönüşüme Liderlik Etmek” başlıklı panelde, kültürel dönüşümü geleceğe taşıma stratejileri masaya yatırıldı. Akbank, Ferrero Fındık ve Nestle gibi değerli markalar da konferansta gerçekleştirdikleri oturumlarla sürdürülebilirlik yolculuklarını ve vizyonlarını paylaştı. Bu oturumlarda kurumlar, iyi büyüme vizyonu ve toplumsal etki odaklı stratejilerle sürdürülebilirliği iş modellerinin merkezine almanın yollarını anlattı. İki Gün Süren ve Geleceği Şekillendiren Hareket Sustainable Brands Türkiye 2025, markaların sürdürülebilirlik vizyonunu bir adım öteye taşıyacak içgörüleri, stratejileri ve iş birliklerini bir araya getirdi. Etkinlik boyunca elde edilen bilgiler ve paylaşılan deneyimler, Türkiye’de sürdürülebilirliğe dair kolektif farkındalığı güçlendirdi ve markalara iyi büyüme yolunda yön verecek somut aksiyonların kapısını araladı. Sustainable Brands Türkiye, önümüzdeki yıl da geleceğe yön verecek vizyonerleri buluşturmaya devam edecek. 2025’in Öncü Sponsorları Sustainable Brands Türkiye 2025’e destek veren markalar arasında Borusan Otomotiv- BMW, Akbank, Ferrero Fındık, Nestle, Allianz, L’oreal Türkiye, Yapı Kredi Step, Akademi Çevre, Arçelik, Ariel, Bosch, Cargill, Cotton Connect, Erikli, Derimod, Zorlu Teks, Akcoat, Superfresh, TAB Gıda, TO-KA ve Turkish Airlines yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.