Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Regülasyon

Kapsül Haber Ajansı - Regülasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Regülasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ankara’dan Avrupa’ya  ‘Dijital İpekyolu’ Haber

Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’

Yapay zeka ve ulusal güvenlik stratejilerinin şekillendirdiği bu yeni dönemde; NATO uyumlu altyapısı ve tamamladığı yeni yatırım turuyla güçlenen DT Cloud, 2026 yılında Ankara’dan Avrupa’ya uzanacak ‘Dijital İpekyolu’ vizyonunu hayata geçirmeye hazırlanıyor. Gartner verilerine göre küresel ekonomideki ağırlığı 800 milyar dolara yaklaşan ve Goldman Sachs’ın 2030’a kadar 2 trilyon dolar hacme ulaşmasını öngördüğü bulut dünyası, teknik bir altyapı olmanın ilerisinde bir konuma yerleşerek dijital egemenliğin ve ulusal güvenliğin yeni kalesine dönüştü. Bu devasa ekosistemde; verinin nerede saklandığına odaklanan kısıtlı yaklaşımlar, yerini operasyonel ve teknolojik kontrolün tam egemenliğine bıraktı. Stratejik Yatırımlar ve NATO Standartlarında Büyüme Siber güvenliğin doğrudan bir ulusal egemenlik meselesi olarak tescillendiği 2025 yılı, tüm dünyada stratejik bir dönüşümü tetikledi. NATO’nun Lahey’deki Liderler Zirvesi’nde alınan siber savunma kararları ve Türkiye’deki 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu; regülasyon uyumlu, yüksek güvenlikli ve tam egemen bulut mimarilerini stratejik bir zorunluluk haline getirdi. Avrupa Birliği’nin egemen bulutu verinin yerelliğinin ötesinde uçtan uca teknolojik kontrol düzlemiyle tanımlaması ise dönüşümün çerçevesini netleştirdi. 2025 yılını regülasyon ve savunma sanayisi odaklı bir ‘scale-up’ yılı olarak tamamlayan DT Cloud, stratejik sermaye yapısını güçlendirdi. SSTEK liderliğinde; Türkiye Kalkınma Fonu Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım GSYF ile Polat Ventures GSYF’nin katıldığı tur ile aldığı toplam yatırımı iki katına çıkaran şirket, üretim kapasitesini tamamen NATO standartlarına taşıdı. Kasım 2025’te Brüksel’deki NATO 3. Bulut Kongresi’ne referans mimari katkısı sunan DT Cloud, mühendis kadrosunu bir yılda 40’tan 80’in üzerine çıkarırken, toplam ekip büyüklüğünü de 100 kişinin üzerine yükseltti. Savunma Sanayisinden Enerji ve Finans Sistemlerine Operasyonel Yetkinlik DT Cloud, beş yılı aşkın tecrübesiyle yapay zeka ve sınır (edge) bilişim odaklı yeniliklerle olgunlaştırdığı güvenli bulut platformunu; savunma sanayisinden enerji dağıtımına, üretimden finansal sistemlere kadar en kritik alanlarda aktif operasyonlarına dahil etti. 2025 yılında tekrar eden gelirlerini iki kat artıran şirket, bulut teknolojileri AR-GE proje gelirlerinde de iki katın üzerinde büyüme yakaladı. Bu süreçte gelir modelini tamamen bulut servisleri odağına taşıyan DT Cloud; büyük veri, güvenli yapay zeka ajan orkestrasyonu ve çoklu ajan mimarileri üzerine yürüttüğü AR-GE çalışmalarıyla fikri hak birikimini güçlendirdi. Goldman Sachs’ın 2030 yılında bulut yatırımlarının %15'ini oluşturacağını öngördüğü yapay zeka odaklı büyüme trendine paralel olarak; DT Cloud yapay zeka ve sınır bilişim odaklı bulut platformlarını enerji ve savunma sektörlerinde ölçeklenebilir hale getirdi. Ankara’dan Avrupa’ya ‘Dijital İpekyolu’ 2026 yılında bulut sektörü; merkezi yapılardan uzaklaşarak dağıtık, enerji verimli ve egemen mimarilere evriliyor. DT Cloud, Ankara’dan başlayıp Avrupa’ya uzanan ‘Dijital İpekyolu’ vizyonu kapsamında; kervansaray modeliyle konumlanan AI-native bulut kümelerini çeşitli ülkelerde devreye almaya hazırlanıyor. 2026 yılı içerisinde Orta ve Doğu Avrupa (CEE) bölgesinde üç farklı noktada altyapısını hayata geçirmeye hazırlanan DT Cloud, Avrupa Birliği pazarına yönelik dual-use bulut servisleriyle küresel ölçekte bir teknoloji şirketi olma yolunda ilerliyor. DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer, 2026 yılına dair öngörülerini şu sözlerle paylaştı: “Bulut ve yapay zeka altyapıları, ülkeler için artık stratejik birer savunma ve güvenlik varlığına dönüşüyor. Enerjinin, bilgi işlemin ve kontrol düzlemlerinin yakınsandığı bir döneme geçiyoruz. Kontrol düzlemi, orkestrasyon ve operasyonel egemenlik rekabetin ana eksenini oluşturuyor. DT Cloud olarak bu dönüşümde AI-native ve NATO uyumlu platformlarımızı ölçeklendirerek uluslararası alanda bağımsız dijital altyapılar sunmaya devam ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama Haber

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama

Türkiye’nin En Sevilen* ve En Teknolojik** Online Yemek Sipariş Markası Yemeksepeti, organizasyon yapısını sektörün deneyimli isimleriyle güçlendirmeye devam ediyor. Pazarlama dünyasındaki global tecrübesiyle Mert Tanyeri ve ticaret diplomasisi ile hukuk alanındaki köklü geçmişiyle Dilan Can, Yemeksepeti’nin gelecek vizyonuna katkı sunmak üzere yeni görevlerine başladılar. Mert Tanyeri, bölgesel pazarlama deneyimini Yemeksepeti’ne taşıyor Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve İşletme çift anadal programlarından dereceyle mezun olan Mert Tanyeri, kariyerine 2012 yılında PepsiCo’da başladı. Ardından Eti, Ferrero, L’Oréal ve Hepsiburada gibi yerel ve global devlerde marka yönetimi ve büyüme alanlarında kritik sorumluluklar üstlendi. Yemeksepeti ailesine Şubat 2024’te Kıdemli Pazarlama Lideri olarak katılan Tanyeri, sergilediği başarılı performansın ardından Ekim 2024’te Delivery Hero bünyesinde “Bölgesel Pazarlama Lideri” (Regional Head, Marketing Campaigns) rolüne getirildi. Bu süreçte Delivery Hero pazarlarında halen kullanılmakta olan kampanya stratejilerinin oluşturulmasına aktif katkı sağlayan Tanyeri, Ocak 2026 itibarıyla Yemeksepeti Pazarlama Lideri olarak atandı. Tanyeri, yeni görevinde markanın tüm pazarlama operasyonlarına ve büyüme stratejilerine liderlik edecek. Kamu Politikaları ve Kamu İlişkilerine Dilan Can Liderlik edecek Yemeksepeti’nin Kamu Politikaları ve Kamu İlişkileri Direktörü görevine getirilen Dilan Can, şirketin kamu kurumlarıyla olan ilişkilerini, regülasyon süreçlerini ve iş dünyası paydaşlarıyla olan temaslarını yönetecek. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ve kariyerine avukat olarak başlayan Can, uzun yıllar T.C. Ticaret Bakanlığı bünyesinde Dış Ticaret Uzmanı olarak görev yaptı. Özellikle Dünya Ticaret Örgütü, ABD ve AB ülkeleriyle ikili ticari ilişkilerimiz ile uluslararası anlaşmalar ve hizmet ticareti konularında uzmanlaşan Can, ABD ile ikili ticari ilişkilerimizle ilgili olarak yürüttüğü çalışmalardan ötürü ABD Dışişleri Bakanlığınca düzenlenen IVLP programına iki kez davet edildi. Son olarak, Dilan Can, Çin’in üretim ve teknoloji merkezi olarak konumlanan Guangdong eyaletinin başkenti Guangzhou’da Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı Ticaret Ataşesi olarak ülkemizi temsil etti. Bu görevinde ticari ilişkilerimizin zenginleştirilmesi, sınır ötesi e-ticaret, dijital hizmetler, yatırımlar ve teknoloji ekosistemi üzerine yoğunlaşan Dilan Can, kamu nezdindeki paydaş yönetimi ve regülasyon konusundaki derin tecrübesini artık Yemeksepeti’nin kurumsal hedefleri doğrultusunda kullanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik Haber

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik

Küresel endüstriyel üretim sektörü, son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler, enerji ve hammadde maliyetlerindeki oynaklık ile birlikte tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar; üretim modellerini, yatırım kararlarını ve liderlik önceliklerini köklü biçimde yeniden şekillendiriyor. KPMG de bu dönüşüm ortamında endüstriyel üretim sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal değişimleri, liderlerin gündemlerini ve stratejik önceliklerini ortaya koymak amacıyla “2025 Endüstriyel Üretim ve Otomotiv CEO Bakışı" raporunu hazırlandı. Sektör genelinde iyimserliğin hâkim olduğunu ortaya koyan rapora göre, endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i sektörün büyüme potansiyeline güven duyuyor. Bu güvene paralel olarak liderlerin yüzde 77'si de kendi şirketlerinin büyüme potansiyeli konusunda pozitif bir tablo çiziyor ki bu oran, 2024 yılındaki yüzde 73'lük güven seviyesine göre dikkate değer bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, önümüzdeki üç yıl için yüzde 2,5'in üzerinde kazanç artışı öngören liderlerin oranı, 2024'te yüzde 52 iken 2025'te yüzde 61'e çıkarak dikkat çekici bir artış gösterdi. “Üretim ekosistemi ve süreçler yeni teknolojilerle entegre olacak şekilde yapılandırılıyor” Rapor hakkında değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Endüstriyel Üretim Sektör Lideri Hande Şenova, “Endüstriyel üretim artık yalnızca verimlilik ve ölçek kavramlarıyla tanımlanmıyor. Günümüzde üretim ortamları; ürünler, makineler ve hatta hizmetler; gelişmiş robotik sistemler, dijital ikizler ve yapay zekâ destekli öngörücü sistemlerle entegre olacak şekilde yeniden yapılandırılıyor. Bu değişimler daha fazla esneklik ve dayanıklılık sağlarken, aynı zamanda yeni yetkinlikler ve iş ortaklıklarını da gerektiriyor. Geleneksel sektörlerin ötesinde imalat sanayi; savunma, havacılık ve uzay teknolojileri gibi stratejik alanlara doğru genişliyor. Bu alanlar, ileri düzey inovasyonun yanı sıra güçlü düzenleyici uyum ve sağlam mevzuat altyapısını zorunlu kılıyor. CEO'ların, sektörler arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu dünyada rekabetçiliği koruyabilmek için teknolojik mükemmeliyeti çeviklikle birleştiren ekosistemler geliştirmesi gerekiyor. Bu raporumuzda da bu konularda CEO'lara yol gösterecek çok önemli içgörüler sunuyoruz.” dedi. Operasyonel öncelikler ve yatırımlar Araştırmada görüşleri alınan CEO'ların yüzde 63'ü için tedarik zinciri dayanıklılığı en önemli operasyonel öncelik konumunda bulunuyor. Hatta CEO'larının yüzde 51'i tedarik zinciri dayanıklılığı ve operasyonel sürekliliğe yönelik yatırımlarını da artırıyor. CEO'ların yüzde 49'u da önümüzdeki 3 yıl içinde M&A (şirket alım satım) işlemlerinin sektöre etkisinin daha yüksek olacağını bekliyor; bu oran 2024 yılında yüzde 45 seviyesindeydi. Şirketler özellikle savunma ve enerji gibi hızlı büyüme potansiyeline sahip alanlara yönelerek faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve yeni dijital yetkinlikler edinmeyi amaçlıyor. Maliyetler açısından sektördeki en büyük zorluklar arasında ise yüzde 83 ile enflasyon baskısı yer alıyor. Ayrıca teknoloji altyapısına ilişkin maliyetlerin (yüzde 79) ve yapay zekâ için iş gücü hazırlığının (yüzde 74) sektöre önemli etkileri olacağı öngörülüyor. Teknoloji ve yapay zekâ Rapora göre endüstriyel üretim sektöründeki CEO'larının yüzde 68'i yapay zekâyı en önemli yatırım önceliği olarak görüyor; bu oran geçen yıl yüzde 57'ydi. Liderlerin yüzde 70'i de önümüzdeki bir yıl içinde bütçelerinin yüzde 10 ila yüzde 20'sini yapay zekâya ayırmayı planlıyor. Sektör liderlerinin yüzde 63'ü ise yapay zekâ yatırımlarının karşılığını 1 ila 3 yıl içinde almayı bekliyor. Katılımcıların yüzde 22'si, yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesinden elde edilecek en önemli faydanın verimlilik ve üretkenlik artışı olacağını düşünüyor. Sektördeki liderlerin yüzde 33'ü yapay zekâ yeteneklerini çekme ve elde tutmadaki en büyük zorluğun, mevcut beceriler ile ihtiyaç duyulan yetkinlikler arasındaki farkın kapatılması olduğunu belirtiyor. Liderlik ve gelecek vizyonu Günümüz iş dünyasının artan karmaşıklığı ve belirsizliği, yönetim fonksiyonlarının özellikle de CEO rolünün köklü bir dönüşüm geçirmesini kaçınılmaz kılıyor. CEO'luk artık sadece operasyonel ve finansal süreçleri yönetmekle sınırlı bir görev olmaktan çıkıyor; stratejik çeviklik, kurumsal dayanıklılık ve büyük ölçekli dönüşümlere liderlik etme yetkinliği gerektiren bir rol haline geliyor. Nitekim endüstriyel üretim sektöründeki CEO'ların yüzde 48'i de rollerinin son 5 yılda artan karmaşıklıkla birlikte önemli ölçüde değiştiğini ifade ediyor. Günümüzün öngörülemez ortamında en temel liderlik yetkinlikleri ise riskleri belirleme ve yönetme (yüzde 29), çeviklik ve hızlı karar verme (yüzde 24) ile stratejik öngörü (yüzde 23) olarak belirtiliyor. Endüstriyel üretimde sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi stratejik öncelik haline geliyor Araştırmaya göre endüstriyel üretim sektöründe sürdürülebilirlik artık yalnızca bir regülasyon gerekliliği değil, uzun vadeli değer yaratımının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 74'ü sürdürülebilirliğin iş stratejilerinin merkezine yerleştiğini ifade ederken, yüzde 36'sı sürdürülebilirlik maliyetlerini ve yatırım geri dönüşünü tüm büyük sermaye kararlarına entegre ettiklerini belirtiyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımı; atık ve emisyonların azaltılması, ürün ve malzemelerin kullanım süresinin uzatılması ve kritik tedarik bağımlılıklarının azaltılması açısından sektör için önemli fırsatlar sunuyor. CEO'lar, enerji dönüşümü ve sürdürülebilir üretim modellerine geçiş sürecinde inovasyon ve iş birliklerini hızlandırırken, yapay zekânın da bu dönüşümde önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor. Nitekim endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i yapay zekânın emisyonların azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlayacağını düşünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İtalya ve Türkiye Ambalaj Sektörü Temsilcileri Geleceğin Çözümleri İçin Bir Araya Geldi Haber

İtalya ve Türkiye Ambalaj Sektörü Temsilcileri Geleceğin Çözümleri İçin Bir Araya Geldi

İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği (CCIIST), Türkiye ve İtalya ambalaj sektörünün temsilcilerini güncel ekonomik gelişmeler ve sektörel dönüşüm başlıklarını değerlendirmek üzere İstanbul’da düzenlenen kapsamlı bir istişare toplantısında bir araya getirdi. Swissotel’de gerçekleştirilen etkinlikte, sektörün mevcut durumu ve önümüzdeki döneme ilişkin öngörüler ele alınırken; özellikle artan maliyet baskıları ve uluslararası pazarlardaki rekabet koşulları toplantının ana gündemini oluşturdu. Toplantıda küresel ölçekte yükselen enflasyon oranlarının üretim maliyetleri ve fiyatlama stratejileri üzerindeki etkisi detaylı biçimde değerlendirildi. Enflasyonist ortamın, firmaların hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücünü zorlaştırdığı; öngörülebilirlik ve finansal planlama açısından yeni riskler doğurduğu vurgulandı. Bununla birlikte hammadde temininde yaşanan dönemsel tedarik sorunları, artan lojistik giderleri ve işçilik maliyetlerindeki yükselişin sektör üzerinde yarattığı baskılar sektör temsilcileri tarafından karşılıklı olarak paylaşıldı. Özellikle enerji ve iş gücü maliyetlerindeki artışın, ambalaj üretiminde maliyet optimizasyonunu daha kritik hale getirdiği ifade edildi. Toplantıda ayrıca Avrupa Birliği düzenlemeleri (EU regulations) ve özellikle sürdürülebilirlik odaklı yeni mevzuatın sektöre etkileri gündeme geldi. AB pazarına ihracat yapan ya da bu pazarda büyümeyi hedefleyen firmalar açısından çevresel standartlara uyum, geri dönüştürülebilirlik kriterleri ve döngüsel ekonomi uygulamalarının artık stratejik bir zorunluluk olduğu vurgulandı. Bu çerçevede şirketlerin regülasyonlara uyum süreçlerinde karşılaştıkları operasyonel ve mali zorluklar da ele alındı. Etkinlikte sürdürülebilir ambalaj uygulamaları ve üretim süreçlerinde verimlilik artışı sağlayacak dijital çözümler de gündeme gelirken, sektör temsilcileri arasında açık ve yapıcı bir diyalog ortamı oluşturuldu. Toplantı, firmaların ortak sorun alanlarını daha net tanımlamalarına ve çözüm odaklı iş birliği imkanlarını değerlendirmelerine katkı sağladı. CCIIST Onursal Başkanı ve Bell Holding Yönetim Kurulu Başkanı Livio Manzini, etkinliğin önemine değinerek şunları söyledi: “Ambalaj sektörü, hem üretim zincirinin merkezinde yer alması hem de ihracat potansiyeli açısından stratejik bir konuma sahip. Ancak bugün sektörümüz; enflasyon, maliyet baskıları ve regülasyon kaynaklı dönüşüm gereklilikleri gibi çok katmanlı bir süreçten geçiyor. Bu tür istişare platformları, karşılıklı deneyim paylaşımı ve ortak çözüm arayışı açısından büyük değer taşıyor.” CCIIST Yönetim Kurulu Üyesi Andrea Leo ise konuşmasında ekonomik gerçekliklere dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Küresel ölçekte artan maliyetler ve Avrupa Birliği mevzuatındaki dönüşüm, firmaları daha verimli, daha sürdürülebilir ve daha rekabetçi üretim modellerine yönlendiriyor. Bugün gerçekleştirdiğimiz toplantı, sektör temsilcilerinin mevcut zorlukları açıkça ortaya koyduğu ve ortak akıl çerçevesinde değerlendirdiği önemli bir buluşma oldu. Önümüzdeki dönemde bu diyalog zeminini güçlendirerek somut iş birliği alanları oluşturmayı hedefliyoruz.” CCIIST, önümüzdeki dönemde de farklı sektörlerde düzenleyeceği tematik toplantılarla üyeleri arasında bilgi paylaşımını ve stratejik iş birliklerini desteklemeye devam edecektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Octet Türkiye’nin 2026 Odağı Sürdürülebilir Büyüme Haber

Octet Türkiye’nin 2026 Odağı Sürdürülebilir Büyüme

B2B ödeme ve tahsilat çözümleri alanında faaliyet gösteren ve şirketlerin işletme sermayesinin güçlenmesine destek olan Octet Türkiye, 2025 yılında büyüme stratejisini ürün bazlı performans üzerinden şekillendirdi. Şirket, 2025 yılı boyunca ürün portföyü içinde Sanal POS, Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) ve Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS) çözümlerinin kullanım alanını genişletti. Geçtiğimiz yıl Octet Türkiye, DBS gelirlerinde %194, TFS gelirlerinde ise %450 oranında artış kaydetti. Elde edilen bu performans, şirketin çoklu banka altyapısı ve B2B odaklı platform yaklaşımının işletmelerin nakit akışı yönetiminde yarattığı etkiyi ortaya koydu. Octet Türkiye’nin Sanal POS çözümleri de 2025 yılı boyunca istikrarlı büyümesini sürdürdü. Sanal POS gelirleri, yıl genelinde %56 oranında artış gösterdi. Bu oran, enflasyonun yaklaşık iki katı seviyesinde bir büyümeye işaret ederken şirketin tahsilat çözümlerinde ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir yapı sunduğunu gösterdi. 2026 hedeflerinde güven ve istikrar öne çıkıyor Octet Türkiye, 2026 yılına yönelik stratejik önceliklerini ölçeklenebilir büyüme, regülasyon uyumu ve teknolojik dönüşüm ekseninde şekillendiriyor. Şirket, belirsizliklerin arttığı ekonomik ortamda işletmelerin nakit akışını daha öngörülebilir hale getiren çözümler sunmayı hedefliyor. Octet Türkiye CEO’su Derya Ekemen Fidan, 2026 perspektifine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “2026’yı fintek ekosisteminde hızlı büyümeden çok, dayanıklı ve sürdürülebilir yapıların öne çıktığı bir dönem olarak görüyoruz. Octet Türkiye olarak büyümeyi, ürünlerimizin işletmelerin nakit akışına sağladığı somut katkı üzerinden kurguluyoruz. Regülasyonlara uyum ve şeffaflık ise bu yaklaşımın doğal bir parçası.” Ekemen Fidan, 2025’in sektör açısından seçici yatırımların ve güçlü denetim mekanizmalarının öne çıktığı bir dönem olduğuna dikkat çekerek, Octet Türkiye’nin bu süreçte kurumsal şirketler, bayi ağına sahip firmalar ve KOBİ’ler dahil olmak üzere toplam 8 bin 500 müşteriye hizmet sunduğunu hatırlattı. 2026’ya ilişkin beklentilerini de paylaşan Ekemen Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzdeki dönemde işletmeler için nakit akışının öngörülebilirliği her zamankinden daha kritik hale geliyor. Biz de 2026’yı, işletmelerin finansal esnekliğini merkeze aldığımız bir yıl olarak görüyor; bölgesel yapılanma ve KOBİ segmentine açılımı öncelikli stratejik adımlarımızdan biri olarak konumlandırıyoruz. Özellikle KOBİ segmentinde finansal esnekliğin güçlü bir nakit akışıyla mümkün olduğuna dair farkındalığın artırılmasına odaklanacağız. Bu doğrultuda veri analitiği ve yapay zeka destekli altyapılara yaptığımız yatırımlarla hem mevcut ürünlerimizi güçlendirmeyi hem de ölçeklenebilir büyümeyi desteklemeyi hedefliyoruz. Ekonomik koşulların zorlu olduğunun farkındayız; ancak rotamızı koruyarak B2B odağında ilerlemeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"2026 Kripto Piyasalarında Hız Değil Dayanıklılık Yılı Olacak" Haber

"2026 Kripto Piyasalarında Hız Değil Dayanıklılık Yılı Olacak"

SAFEbit CEO’su Emrah Aktaş, 2026’da piyasada spekülasyondan çok sürdürülebilir, regülasyon uyumlu ve gerçek kullanım alanı sunan projelerin öne çıkacağının altını çizdi. ABD Merkez Bankası’nın (FED) yılın ilk faiz kararının ardından küresel piyasalarda dengeler yeniden şekillenirken, gözler yüksek likiditeye duyarlılığıyla bilinen kripto varlıklara çevrildi. SAFEbit CEO’su Emrah Aktaş, mevcut para politikası ortamının kripto ekosistemi için bir yavaşlama değil, aksine bir olgunlaşma ve ayrışma süreci anlamına geldiğini ifade ediyor. “FED’in 2026 yılındaki ilk faiz kararı, yalnızca ABD para politikasına değil, küresel ölçekte tüm finansal varlıklara yönelik önemli sinyaller verdi. Üç faiz indiriminin ardından faizlerin sabit bırakılması, piyasalara dengeli ama net bir mesaj niteliği taşıyor. Likidite tamamen kapanmış değil, ancak artık kolay ve sınırsız para döneminde de değiliz. Bu tablo, risk iştahının tamamen ortadan kalkmadığı fakat daha kontrollü ve seçici bir yapıya evrildiği bir döneme işaret ediyor. Piyasa artık hikâyeleri değil, sağlamlığı sınar Bu tarz makro dönemlerde piyasa davranışları da değişir. Hisse senetlerinden emtialara, kripto varlıklardan diğer alternatif yatırım araçlarına kadar geniş bir yelpazede ‘Ne bulursam alayım’ yaklaşımı zayıflar. Bunun yerine finansal dayanıklılık, sürdürülebilir gelir, güçlü bilançolar ve etkin risk yönetimi gibi unsurlar daha belirleyici hâle gelir. Başka bir ifadeyle, piyasa artık hikâyeleri değil, sağlamlığı sınar. Kripto varlıklar da bu küresel iklimin dışında kalmıyor. Hatta likiditeye en hassas varlık gruplarından biri olduğu için FED’in yönlendirmelerini çok daha hızlı ve doğrudan fiyatlıyor. Faizlerin sabit kaldığı ve belirsizliklerin tam olarak dağılmadığı bir ortamda kripto piyasasında genel yükselişten ziyade projeler arası ayrışma öne çıkar. Bu süreçlerde Bitcoin’in görece güçlü duruş sergilemesi tesadüf değil. Çünkü belirsizlik dönemlerinde Bitcoin, kripto ekosisteminin doğal çekim merkezi gibi çalışır. Altcoin tarafında ise tablo daha seçici; temeli zayıf, sürdürülebilirliği olmayan projeler zaman içinde ilgi kaybeder. Bu nedenle 2026’yı kripto piyasaları açısından bir ivmelenme yılı olarak değil, daha çok bir eleme ve güçlenme dönemi olarak görmek gerekiyor. Ayakta kalacak projelerin bazı ortak özellikleri olacak. Sadece anlatı üreten değil, gerçek bir probleme çözüm sunan, ürün geliştiren ve kullanıcı bağlılığı yaratabilen yapılar öne çıkacak. Gelir modeli net olmayan ve varlığını yalnızca token fiyat performansına dayandıran projeler için ise şartlar daha zorlayıcı olacak. Burada belirleyici unsur süreklilik. Kısa süreli popülerlik değil, uzun vadeli varlık gösterebilme kapasitesi değer yaratacak. Önümüzdeki dönemde regülasyonlar da kripto piyasalarının yönünü belirleyen temel faktörlerden biri olmaya devam edecek. Regülasyon çoğu zaman kriptonun önünde bir engel gibi algılansa da gerçekte kurumsal sermayenin sisteme girişini mümkün kılan ana unsurlardan biri. Kuralların netleşmesi bazı oyuncular için kısa vadede zorlayıcı olabilir, ancak orta ve uzun vadede piyasa güvenilirliğini güçlendirir. Güven ortamı büyüdükçe kalıcı ve kurumsal sermaye de piyasaya daha rahat dahil olur. Bu nedenle 2026’da regülasyonla uyumlu hareket eden projeler ve platformlar belirgin bir avantaj sağlayacak. 2026’da regülasyona uyumlu projeler ve platformlar avantaj sağlayacak Ayrıca kripto ekosisteminde gündemin giderek daha fazla gerçek finansal ihtiyaçlara çözüm üreten alanlara kaydığını görüyoruz. Gerçek dünya varlıklarının tokenizasyonu, güçlü finansal altyapılar, güvenli saklama çözümleri ve mevzuata uyumlu ürünler daha fazla konuşulacak başlıklar arasında yer alacak. Piyasa olgunlaştıkça, spekülasyondan çok somut fayda üreten bu tür çözümler daha görünür ve değerli hâle gelecek. Özetle 2026 kripto piyasaları için bir son değil, ancak kolay kazanç dönemi de olmayacak. Bu yıl hızdan çok doğru konumlanmanın, agresif risk almaktan çok risk yönetiminin ve kısa vadeli fırsatlardan çok uzun vadeli dayanıklılığın ödüllendirildiği bir dönem olacak. Kripto ekosistemi büyümeyi sürdürecek fakat bu büyüme daha sessiz, daha seçici ve daha disiplinli bir karakter taşıyacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YASED Akademi 5’inci Yılında  55 İlde 1300 Öğrenciye Ulaştı Haber

YASED Akademi 5’inci Yılında 55 İlde 1300 Öğrenciye Ulaştı

Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED), 2026 Yılı YASED Akademi eğitim programının açılışı, YASED Başkan Vekili Sayın Ali Fuat Orhonoğlu ve Genel Sekreter Serkan Valandova’nın katıldığı açılış oturumu ile gerçekleşti. YASED Başkan Vekili Sayın Ali Fuat Orhonoğlu konuşmasında, YASED Akademi’yi, hızla değişen küresel dengeler karşısında Türkiye’nin rekabet gücünü destekleyen uzun vadeli bir yatırım olarak gördüklerini belirtti. Orhonoğlu, dünya ekonomisinin; üretim, yatırım, istihdam ve ticaret bileşenleri itibariyle çok geniş kapsamlı dönüşüm ve değişimlerin içinden geçtiğini vurgulayarak, bu gündemde başarının; dijital ve yeşil dönüşümün hızlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi ve tedarik zincirlerinin doğru konumlandırılması ile yakalanabileceğini ifade etti. YASED’in ülkemizin bu alanlardaki rekabet gücünü geliştirmek için çalıştığını belirten Orhonoğlu, tüm bu kritik unsurları yönetebilmek için en önemli kaynağın nitelikli insan gücü olduğunu belirterek, “En büyük yatırımı ülkemizin ve şirketlerimizin insan kaynaklarına yapıyoruz” ifadesiyle YASED’in insan kaynaklarının gelişimine verdiği önemi vurguladı. Orhonoğlu, programa dair ayrıca şu bilgileri paylaştı: “Beş yıl önce sınırlı bir ölçekle başlayan program, bugün 55 ilde, 133 üniversiteden ve yaklaşık 1300 üniversite öğrencisinin katılım sağladığı ulusal ölçekte bir yetkinlik geliştirme programına dönüştü. Uluslararası şirketlerin üst düzey yöneticileri ve alanında uzman profesyonellerinin gönüllü katkılarıyla yürütülen program, gençlere küresel iş dünyasının gerçek beklentilerini ve dönüşüm dinamiklerini doğrudan aktarmayı hedefliyor.” Programın gençlerimizin geleceğin iş dünyasına daha donanımlı bir şekilde adım atmasını saplayacak bir “düşünme alanı” olduğunu ifade eden Orhonoğlu, önümüzdeki dönemin kazananlarının; değişimi doğru okuyan, belirsizlik içinde yön bulabilen ve sorumluluk alan bireyler olacağını belirtti. PROGRAM ÇOK GENİŞ BİR SEKTÖREL VE TEMATİK KAPSAMA SAHİP Orhonoğlu’ndan sonra söz alan YASED Genel Sekreteri Sayın Serkan Valandova, YASED Akademi’nin ekonominin tüm sektörlerini temsil eden şirketlerin katılımı ile gençlere geniş bir sektörel perspektif verme kabiliyetinde olduğunu ifade ederken, gençlerin YASED Akademi kapsamında, her biri sektörlerinin küresel düzeyde liderleri arasında yer alan şirketlerin CEO’ları ve üst düzey uzmanları tarafınca aktarılacak olan dünyadaki en iyi uygulama örneklerini deneyimleme şansı bulacaklarını ifade etti. Programın, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, küresel ticaret, finans, hukuk ve regülasyon okuryazarlığı ile profesyonel çalışma hayatı ve iletişim becerilerinden oluşan dört tematik modülü kapsamında ele alınacak konulara da değinen Valandova, YASED Akademi’nin gençlerimizin ihtiyaçları çerçevesinde sürekli gelişen bir program olduğunu belirterek, bu sene fiziki etkileşim imkanını artıracak yeni organizasyonlar da gerçekleştireceklerini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel M&A’de 4,8 Trilyon Dolarlık Sıçrama Haber

Küresel M&A’de 4,8 Trilyon Dolarlık Sıçrama

Yapay zeka odaklı teknoloji anlaşmaları ve ileri imalat sektörü, yıl boyunca işlem değerlerindeki sert artışa öncülük etti. Bain & Company’nin “2025’te Birleşme ve Satın Almalar: Büyük Toparlanmanın Ardındaki Gerçekler” raporunda açıkladığı verilere göre küresel birleşme ve satın almaların (M&A) 2025’te güçlü bir ivme yakalayarak, 4,8 trilyon dolara ulaşan toplam işlem değeri ile tarihin en yüksek ikinci seviyesine çıkması bekleniyor. Bu rakam, 2024’e kıyasla %36’lık bir artışa işaret ediyor. Bu yıl gerçekleşen 5 milyar dolar ve üzerindeki mega işlemler, M&A piyasasındaki bu yeniden yükselişin temel itici gücü oldu. M&A’ye genellikle seyrek şekilde katılan “nadir alıcılar”, uzun süre bekledikten sonra büyük ölçekli hamlelerle sürece yeniden dahil oldu. Buna karşılık, toplam işlem sayısının 2025 boyunca yalnızca %5 artması dikkat çekiyor. 5 milyar dolar üzerindeki işlemler, stratejik işlem değerindeki artışın %75’ini oluşturdu. Bu büyük ölçekli anlaşmaların yaklaşık %60’ı nadir işlem yapan alıcılar tarafından gerçekleşirken, yaklaşık %40’ı alıcı şirketin piyasa değerinin %50’sinden fazlasına denk gelen dönüştürücü nitelikteki işlemlerdi. Bain'in analizine göre, bu tip büyük ölçekli birleşmeler yüksek risk barındırmakla birlikte doğru yönetildiğinde yüksek ödül potansiyeli de sunuyor; bu nedenle şirket liderlerinin stratejik uyum, entegrasyon ve organizasyonel yönetim süreçlerine eskisinden daha fazla odaklanması gerekiyor. Yapay zeka odaklı anlaşmalarla ivme kazanan teknoloji alanındaki birleşme ve satın alımlar, yılın işlem aktivitesindeki artışa öncülük etti. Bununla birlikte Bain'in raporu, M&A piyasasındaki toparlanmanın sektörler, coğrafyalar ve alıcı türleri genelinde dengeli ve yaygın olduğunu; tüm bölgelerde ve tüm sektörlerde işlem değerlerinin çift haneli oranlarda arttığını gösteriyor. Onur Candar "Bu yeniden canlanan ivme, Türkiye’deki şirketler açısından kayda değer stratejik etkiler yaratıyor. Geçtiğimiz yıl, geçmişte sınırlı işlem tecrübesi olan kurumların dahi kendilerini farklılaştırmak ve konumlarını güçlendirmek adına daha cesur adımlar attığını gözlemledik. Sağlam bir stratejik tezle desteklenen büyük ölçekli işlemler, şirketlerin iş yapış biçimlerini yeniden şekillendiriyor ve yeni büyüme alanları açıyor. Buna karşılık, bu temelden yoksun işlemler ise değer kaybı riskini beraberinde getiriyor. Özellikle, işlemin temel değer sürücülerini yatırım tezinin temellerini net olarak tanımlamadan yüzeysel sinerjilere odaklanmak önemli hatalara yol açabiliyor. Bu nedenle, ortak vizyon, hedef işletim modeli, karar alma mekanizmaları, icra disiplini ve kültür gibi kritik unsurlarda erken ve güçlü bir uyum oluşturmak, Türk şirketleri için sürdürülebilir değer yaratımını güvence altına almak açısından stratejik önem taşıyor." Teknoloji ve ileri imalat toparlanmanın lokomotifi oldu Teknoloji alanındaki birleşme ve satın alımlar 2025’te güçlü bir şekilde geri döndü; yılbaşından bu yana teknoloji alanındaki işlem değeri %76 artarak 478 milyar dolara ulaştı. 500 milyon dolar üzerindeki stratejik teknoloji işlemlerinin neredeyse yarısının yapay zeka odaklı şirketleri veya yapay zeka getirisi sağlayacak anlaşmaları kapsaması dikkat çekti. İmalat sektörü de M&A aktivitesinin öne çıkan sürükleyici alanlarından biri oldu; imalat sektöründeki yılbaşından bu yana toplam işlem değeri %38 artarak 717 milyar dolara yükseldi. Toparlanma küresel ölçekte etkili oldu. ABD hedefli işlemler, toplam stratejik işlem değerinin neredeyse yarısını oluşturarak 2025’teki M&A büyümesinin ana kaynağı oldu. İkinci büyük pazar olan Çin’de işlem adedi rekor seviyeye ulaştı ve bunun %80’den fazlası Çin iç pazarında gerçekleşti. Japonya’da toplam M&A işlem değeri iki katına çıkarak ülkeyi bu yıl dünyanın üçüncü büyük M&A pazarı yaptı; işlem adedinde de çift haneli artış görüldü. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde mega işlemler değer artışını desteklese de toplam işlem adedi %7 geriledi. 2025 yılında toplam işlem değerindeki %36 artışla paralel şekilde bütün alıcı kategorilerinde aktivite belirgin biçimde yükseldi: stratejik işlemlerde değer %38 arttı; finansal yatırımcılar tarafında %31; girişim sermayesi işlemlerinde ise %28 büyüme yaşandı. Bain & Company Türkiye Ortaklarından Armando Guastella, M&A sektöründeki gelişmeler hakkındaki değerlendirmesinde şunları söyledi:"Türkiye pazarında, sektör fark etmeksizin şirketler stratejilerini yeniden tasarlama ihtiyacını giderek daha net görüyor. Bu durumun başlıca nedenleri, teknolojinin rekabet dinamiklerini kökten dönüştürmesi ve artan iş gücü maliyetleri dahil olmak üzere makroekonomik baskıların Türkiye’nin geçmişte sahip olduğu maliyet avantajını zayıflatması. Bu avantajın zayıflamasıyla birlikte, birçok Türk şirketi ve holding grubu portföylerini yeniden konumlandırmak ve bölgedeki rollerini tanımlamak için aktif olarak yeniden konumlanma arayışında. Alıcılar ve satıcılar açısından değerlemelere yönelik güvenin güçlenmesi, stratejik yatırımcıları M&A’yi yeniden büyüme gündemlerinin merkezine almaya yöneltiyor. Bu yaklaşım, M&A'yi sadece bir büyüme aracı olmaktan çıkararak portföy dönüşümünü yönetmek için kritik bir kurumsal yetkinliğe dönüştürüyor. 300’den fazla M&A yöneticisiyle yaptığımız araştırma da bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor: Teknoloji kaynaklı dönüşümler ve M&A’nin merkezi rolü, birlikte Türkiye genelinde stratejik yeniden konumlandırmayı hızlandırıyor." Regülasyon gevşemesi ve düşen maliyetler toparlanmayı hızlandırdı Bain’in analizine göre şirketler, değişen karlılık havuzlarına uyum sağlamak ve büyümek için satın almalara yönelirken birçok destekleyici unsur bu yıl devreye girdi. Pandemi sonrasında M&A’yi zorlayan faktörler büyük ölçüde hafifledi; düzenlemelerde ve sermaye maliyetlerinde gevşeme görüldü. Alıcı-satıcı değerleme makası da daraldı; çarpanlar 11,6x EV/EBITDA seviyesine yükselse de birçok sektörde hala 2021 zirvesinin altında bulunuyor. Ayrıca, mevcut stratejik ortamda beklemenin artık daha az mantıklı olduğu yönündeki farkındalık arttı. Yapay zekanın sektörler üzerindeki dönüştürücü etkisi, harekete geçme baskısını daha da artırıyor. Bain’in araştırmasına göre 300’den fazla M&A yöneticisinin %85’ten fazlası, teknoloji ve stratejideki değişimlere paralel şekilde M&A fırsat havuzlarını güncellediklerini ifade ediyor. Ticaret gerilimleri ve tarifelerdeki belirsizlikler M&A ivmesini durdurmadı Tarifeler ve küresel ticaretteki dalgalanmalar, nisan ayında görülen kısa süreli geri çekilme dışında işlem aktivitesini önemli ölçüde etkilemedi. 2025’te sınır ötesi işlem oranlarında anlamlı bir değişiklik yaşanmadı. Bain’in araştırmasına göre M&A yöneticilerinin yarısından azı ticaret kısıtlamalarının genel işlem planlarını etkileyeceğini belirtirken, %70’i ticaret politikalarının varlık satışları üzerinde etkisi olmayacağını düşünüyor. Bununla birlikte, post-küreselleşme eğilimlerinin zaman içinde daha belirgin etkiler yaratması bekleniyor. ABD dışındaki şirketlerin ABD’deki varlıklara olan iştahının azalması ve ABD’li şirketlerin tarifeler nedeniyle daha fazla yerel alıma yönelmesi bunun ilk işaretleri arasında. Küresel ticaretin bölgesel eksenlerde yeniden şekillenmesiyle birlikte M&A, şirketlere yeni pazarlara erişim ve esneklik sağlayan önemli bir araç haline geliyor. Şirketlerin M&A’ye ayırdığı sermaye 10 yılın en düşük seviyesine indi Post-küreselleşme dinamikleri ve korumacı politikalar, şirketlerin sermaye tahsislerini de etkiliyor. Tedarik zincirlerini güçlendirme, yapay zeka yatırımları, otomasyon ve teknoloji altyapısı gibi alanlara olan ihtiyaç arttıkça, M&A yöneticilerinin sermaye kullanımında daha sıkı incelemeyle karşılaşması muhtemel. Bu durum, işlemler için yatırım geri dönüşü beklentilerinin de yükselmesine neden olabilir. Her ne kadar 2025’te M&A aktivitesi güçlense de şirketlerin M&A’ye ayırdığı sermayenin toplam içindeki payı 10 yılın en düşük seviyesine indi. S&P Dünya Endeksi’ndeki yaklaşık 700 şirketin nakit harcamalarının yalnızca %7’si M&A’ye ayrıldı; oysa bu oran son dokuz yılda %9–17 aralığında seyretmişti. Bain’e göre teknoloji altyapısı, robotlar, yapay zeka çözümleri, fabrika yatırımları ve enerji projeleri gibi yeni öncelikler M&A’nin payını daraltıyor. Yapay zeka, M&A süreçlerinin merkezine yerleşiyor Yapay zekanın hızlı gelişimi, M&A süreçlerinde de kendini güçlü şekilde hissettirdi. Stratejik alıcıların %75’i hedef şirketlerin yapay zeka etkisini değerlendirdi ve en az %20’si bu inceleme sonucunda işlemden vazgeçti. M&A profesyonelleri arasında yapay zeka kullanımı ise iki katından fazla artarak %45 seviyesine yükseldi. Yapay zeka hala en çok işlem bulma ve tarama aşamalarında kullanılsa da entegrasyonun planlanması ve uygulanması gibi alanlarda da hızla yaygınlaşıyor. Bain’in analizine göre 2025’te 1 milyar dolar üzerindeki işlemlerin %60’ı kapsam genişletme (scope) niteliğindeydi ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesi oldu. Şirketler mevcut işlerini büyütmekten ziyade, yeni pazar ve müşteri segmentlerine erişmek için M&A’yi tercih etti. Geleneksel olarak ölçek odaklı olan finansal hizmetler ve ileri imalat sektörlerinde dahi kapsam genişletme eğilimi belirgin şekilde yükseldi. 2026’ya bakış Bain & Company, önümüzdeki günlerde ayında yayınlayacağı 2026 Küresel M&A Raporu’yla önümüzdeki yılın M&A trendlerine dair kapsamlı bir analiz sunacak. Raporda, başlıca sektörlerde detaylı değerlendirmeler, M&A beklentileri ve ABD, Avustralya, Brezilya, Kanada, Fransa, Almanya, İspanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Singapur ve Birleşik Krallık’tan 300’den fazla M&A uzmanının görüşlerinin yer aldığı M&A Uygulayıcıları 2026 Görünüm Araştırması’nın sonuçları bulunacak.

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak Haber

 2026’nın Üç Kritik Dönüşümü Yapay Zekâ Tabanlı Sigortacılık,  Siber Risk Ekosistemi ve Sürdürülebilirlik Olacak

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, sigorta sektörünün 2025 yılına ilişkin değerlendirmesinde, “2025 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada sigorta sektörü açısından yüksek belirsizlik ile yüksek fark yaratma fırsatının aynı anda hissedildiği bir dönem oldu. Küresel ölçekte büyüme hızlarının yavaşladığı, jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının ve yüksek faiz–enflasyon sarmalının yatırım kararlarını zorlaştırdığı bir yılı geride bıraktık. Bu doğrultuda sigorta sektörünün küresel büyümesinin yaklaşık %2 - %2,5 seviyelerine, yani pandemi sonrası dönemin en düşük seviyelerine gerilemesi bekleniyor. Böyle bir tabloda sigorta sektörü, finansal sistemin istikrarı açısından kritik bir rol üstleniyor” dedi. Türkiye özelinde ise yüksek enflasyona rağmen sektörün reel büyüme performansına dikkat çeken Çiftçi, “Son yıllarda prim üretiminde enflasyonun üzerinde güçlü bir reel büyüme görüyoruz. 2024’te toplam prim üretimi yaklaşık 838,7 milyar TL’ye ulaştı; bireysel emeklilik fon büyüklüğü ise 1,2 trilyon TL seviyelerine geldi. 2025’te bu taban üzerine inşa edilen, daha seçici ve teknik odaklı bir büyüme dinamiği görüyoruz. Yıl sonunda toplam prim üretiminin 1,15–1,20 trilyon TL bandını zorlamasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Reasürans kapasitesi daha seçici hale geliyor 2025 yılında risk yoğunluğunda belirgin bir artış gözlendiğini vurgulayan Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Siber riskler, jeopolitik gerilimler ve kritik altyapılara yönelik tehditler kurumların risk haritalarını yeniden şekillendiriyor. İklim kaynaklı afetlerin sıklığı ve şiddeti arttıkça hem reasürans maliyetleri hem de hasar frekansı üzerinde baskı oluşuyor. Özellikle siber, yangın/mühendislik ve doğal afet teminatlarında reasürans kapasitesinin daha seçici hale geldiği, fiyat ve şartların sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, brokerlerin sadece fiyat odaklı değil, yapısal çözüm ve risk iyileştirme önerileriyle masaya oturmasını zorunlu kılıyor.” Murat Çiftçi, yapay zekâ, gelişmiş analitik ve otomasyonun underwriting, hasar yönetimi ve müşteri deneyimi süreçlerini hem globalde hem Türkiye’de kökten dönüştürdüğünü belirterek, “IBS açısından 2025 yılı, daha sofistike risk yönetimi çözümlerinin öne çıktığı bir ‘kalite yılı’ oldu” dedi. ‘Türkiye bölgesel cazibe merkezi olabilir’ Türkiye sigorta sektörünün ölçek ve penetrasyon açısından gelişme alanı olsa da, regülasyon kalitesi, teknik bilgi birikimi ve teknolojiyi benimseme hızı bakımından küresel trendlerle uyumlu ilerlediğini belirten Murat Çiftçi şöyle devam etti: “SEDDK ve ilgili kurumların yayımladığı düzenlemelerde; sermaye yeterliliği, tüketicinin korunması, şeffaflık ve sürdürülebilirlik başlıklarının giderek daha fazla önceliklendirildiğini görüyoruz. Dijital kanalların ve uzaktan satışın yaygınlaşması, ürün ve süreçlerin ‘dijital ilkeli’ tasarlanmasını beraberinde getiriyor. Globalde konuşulan iklim riski, siber risk ve altyapı yatırımlarının sigortalanması gibi alanlar Türkiye’de de kurumsal müşterilerin gündeminde üst sıralarda yer alıyor. Henüz penetrasyon ve kişi başı prim üretimi olarak OECD ortalamalarının altında olsak da, dönüşüm hızı ve regülasyon uyumu Türkiye sigorta sektörünü önümüzdeki dönemde bölgesel bir cazibe merkezi haline getirme potansiyeli taşıyor.” Enflasyon ve faiz, hem prim üretimi hem de yatırımı etkiliyor Türkiye’de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve faiz ortamının sektörü iki yönlü etkilediğini belirten Çiftçi: “Enflasyon, prim üretimini nominal olarak büyütürken hasar maliyetlerini de yukarı çekiyor. Özellikle oto sigortaları, yangın ve mühendislik branşlarında yedek parça, işçilik ve inşaat maliyetlerindeki artışlar teknik kârlılık üzerinde baskı oluşturuyor. Yatırım tarafında ise yüksek faiz dönemlerinde yatırım gelirleri sigorta şirketleri için önemli bir kâr kalemi haline geliyor; ancak bu durum uzun vadeli tasarruf ürünlerine olan talebi de şekillendiriyor. 2025 ve 2026 için baz senaryolarda enflasyon ve faizlerde kademeli bir normalleşme beklentisi öne çıkıyor. Bu da sektör için yatırım gelirlerinden çok teknik kârlılığın ve müşteri bağlılığının ön plana çıkacağı bir döneme geçiş anlamına geliyor” dedi. 2026’de üç kritik dönüşüm alanı olacak 2026 yılında Türkiye’de siber ve operasyonel dayanıklılık kapsamında yeni regülasyonların beklendiğini ifade eden Çiftçi, yapay zekâ ve model riskine ilişkin çerçevelerin de büyük önem taşıdığını belirtti: “AI kullanımını teşvik ederken model şeffaflığı, veri etiği ve sorumluluk paylaşımını netleştiren düzenlemelerin 2026 yılında hayatımıza girmesini bekliyoruz. Ayrıca sigorta şirketleri ile büyük aracılık kuruluşlarının iklim risklerini, yatırım portföylerini ve ESG performanslarını daha şeffaf raporlamasını gerektiren standartların da hayata geçmesi gerekiyor.” ‘Yüksek uzmanlık alanlarında daha da derinleşeceğiz’ IBS’in 2026 stratejik yol haritasında enerji, altyapı, havacılık, sağlık, siber ve finansal kurumlar gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda bilgi birikimini daha da derinleştirmek olduğunu belirten Murat Çiftçi, “Risk analizleri, senaryo çalışmaları ve portföy optimizasyonu için gelişmiş veri analitiği ve dijital platformlara yatırım yapmaya devam edeceğiz. Hem kendi operasyonlarımızda hem de müşteriye sunduğumuz çözümlere yenilikçi ürünleri adapte etmek, ESG kriterlerini somut hedeflerle birleştirmek, genç yetenekleri sektöre kazandırmak, mevcut kadromuzu yeni nesil teknolojilerle desteklemek, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum konusunda sürekli geliştireceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.