Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rehabilitasyon

Kapsül Haber Ajansı - Rehabilitasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rehabilitasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’de Sahipsiz Hayvanlar İçin Yeni Yuva Haber

Nilüfer’de Sahipsiz Hayvanlar İçin Yeni Yuva

Nilüfer Belediyesi, kentteki sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini daha nitelikli hale getirmek amacıyla yeni bir yatırımı hayata geçirdi. Karacaoba Mahallesi’nde 49 bin 500 metrekarelik geniş bir arazi üzerine kurulan Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi, kapılarını can dostlara açıyor. Tesis, 3 bin sahipsiz hayvana ev sahipliği yapabilecek kapasitesiyle öne çıkıyor. Merkezde, hayvanların dar alanlara sıkışmadan özgürce gezebilecekleri alanlar oluşturuldu. Tesisin fiziki yapısında hayvan refahı en üst düzeyde gözetilerek zemin yapısı, gölgelikler, özel gözlem noktaları ile kaçış ve saklanma alanları titizlikle planlandı. Ayrıca merkezde, mevzuat ve yönetmeliklerin belirlediği standartların üzerinde bir alan hayvanların kullanımına ayrıldı. AKADEMİK İŞ BİRLİĞİ Merkezin işletilmesi ve veterinerlik hizmetlerinin yürütülmesinde Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Veteriner Fakültesi ile de protokole imza atıldı. Bu iş birliği sayesinde tesisteki teşhis, tedavi, kısırlaştırma, aşılama ve rehabilitasyon süreçlerine bilimsel bir altyapı kazandırıldı. Merkezde görev yapacak uzman veteriner hekimler ve eğitimli personel, canlıların sağlık ve bakım süreçlerini akademi desteğiyle yürütecek. HER SAHİPLENME İÇİN BİR “UMUT KURDELESİ” Merkeze verilen “Umut Ağacı” ismi ise anlamlı bir simgeye dayanıyor. Merkezden bir can dostunu sahiplenen her vatandaş, alan içerisinde yer alan ağaca bir hatıra kurdelesi bağlayacak. Bu kurdeleler, sokaktan kurtarılan sıcak bir yuvaya kavuşan her canlı için simgesel bir umut ışığı ve hatıra olarak yaşatılacak. BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR’DEN SAHİPLENME ÇAĞRISI Nilüfer Belediyesi’nin can dostlara yönelik vizyonunu aktaran Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yeni merkezin taşıdığı önem hakkında şöyle konuştu: “Nilüfer’de yaşamı sadece hemşehrilerimiz için değil, bu kenti birlikte paylaştığımız sahipsiz can dostlarımız için de güvenli kılmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Umut Ağacı Sahipsiz Hayvanlar Doğal Yaşam ve Sahiplendirme Merkezi, hayvanların dar alanlara hapsedilmediği, doğayla iç içe özgürce yaşayıp sağlıklarına kavuşabileceği modern bir tesis olarak tasarlandı. Amacımız sadece geçici bir bakım sunmak değil, bu canları sevgi dolu ve kalıcı yuvalarla buluşturmaktır. Tüm vatandaşlarımızı merkezimizi ziyaret etmeye ve bir can dostumuzu sahiplenerek ona sıcak bir yuva açmaya davet ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Kızılay Gazze’de Protez Destek Projesi Başlattı Haber

Türk Kızılay Gazze’de Protez Destek Projesi Başlattı

Gazze’de 7 Ekim 2023 sonrası iki yıl süren saldırılarda binlerce kişi, uzuv kaybıyla sonuçlanan ciddi yaralanmalar yaşadı. Bu nedenle Gazze, dünya genelinde çatışma kaynaklı ampütasyonun en yüksek olduğu bölgelerden birini oluşturuyor. Uluslararası kuruluşlar, Gazze’nin tarihin en büyük ampüte çocuk grubunu barındırdığına dikkat çekiyor. Bölgede devam eden insani krizin etkilerini azaltmak için çalışmalarını aralıksız sürdüren Türk Kızılay, bu kapsamda Protez-Ortez Destek projesi başlattı. Gazze’deki hastane ve rehabilitasyon merkezleri ile koordinasyon halinde yürütülen projenin ilk yararlanıcısı, 2024 yılında gerçekleşen bir bombardımanda sağ bacağını kaybeden Udey Abu Verde oldu. Gerekli ölçüm ve değerlendirmelerin ardından üretimi tamamlanan diz altı protezi, 24 yaşındaki Abu Verde’ye başarıyla uygulandı. Bir yıldır bağımsız hareket etmekte ve ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını anlatan Abu Verde, şöyle konuştu: “Protez takılmadan önce hayatım çok zordu. Yürüyemiyordum ve hiçbir konuda kendi kendime yetemiyordum, ama artık yürüyebileceğim ve tüm ihtiyaçlarımı karşılayabileceğim. Kimseye muhtaç olmayacağım. Türk Kızılay’ın desteği sayesinde yaralanmadan önceki gibi hayatıma devam edeceğim, çok teşekkür ediyorum.” Aşevi ve temiz su hizmeti devam ediyor Gazze’de çok yönlü yardım çalışmalarını sürdüren Kızılay, artan sıcaklıklar ve temiz suya erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle günlük 100 ton temiz su dağıtımına başladı. Kızılay ilk günden beri kesintisiz sürdürdüğü aşevi hizmetiyle de günde 30 bin kişilik sıcak yemek ihtiyacını karşılamaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil! Haber

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, hacamatın hangi durumlarda tercih edildiği, kimlere uygulanmaması gerektiği, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler ile uygulama bölgelerinin nasıl belirlendiği hakkında açıklamalarda bulundu. Hacamat en çok kas-iskelet sorunları, travma ve kas yorgunluklarında tercih ediliyor! Hacamatın bazı yararları olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kas spazmını azaltır, mikrodolaşımı artırır, fasya üzerinden mikro travmalar oluşturarak o bölgenin yenilenmesini artırır. Literatürdeki bazı bilgilere göre de vücutta inflamasyon durumunda salgılanan medyatörlerin savunma etkisini destekler.” dedi. Hangi durumlarda tercih edildiği konusuna değinen Dr. Kakı, “Literatürde en çok kas-iskelet sistemi hastalıklarında, travmalarda ve kas yorgunluklarında kullanıldığına ilişkin veriler mevcut.” diye konuştu. Hacamat tedavisinden önce hastanın sağlık durumu hekim tarafından değerlendirilmeli! Hacamat tedavisinin herkse uygun olmadığına dikkat çeken Dr. Kakı, “Kişide kanama bozukluğu varsa, yapılacak bölgede enfeksiyon ya da açık yara bulunuyorsa, hemodinamisi bozuk olan hastalarda, ciddi anemisi olan hastalarda, sepsis ya da mevcut klinik tablosu hacamat için uygun olmayan hastalarda ve vazovagal refleks nedeniyle ciddi hipotansiyonu olan hastalarda hacamat tedavisi uygulanmamalı.” uyarısında bulundu. Dr. Kakı, şunları söyledi: “Öncelikle hastanın mevcut durumunun uygun olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilmeli ve uygun endikasyon verildikten sonra hacamat tedavisi uygulanmalı. Tedavi öncesinde hastanın ne çok aç ne de çok tok olmamasına dikkat edilmeli. Hastanın işlem öncesi yeteri kadar sıvı aldığından emin olunmalı. Ayrıca uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon olup olmadığı, hastanın viral bir enfeksiyon geçirip geçirmediği, kanama bozukluğu bulunup bulunmadığı ve genel tıbbi durumu gözden geçirilmeli. Hasta kan sulandırıcı kullanıyorsa, mevcut durumu ilgili hekimle konsülte edildikten sonra, mevcut hastalığıyla ilgili hekim tarafından uygun görülmesi halinde kan sulandırıcı kesilerek işlem yapılmalı. Bu kararı hekim tek başına vermemeli, hastanın mevcut hastalığını takip eden hekimle birlikte konsülte ederek karar vermeli.” Hacamat sonrası ilk 24 saatte sauna, hamam ve banyodan uzak durulmalı! Hacamat sonrası da dikkat edilmesi gerekenler olduğuna işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “İlk 24 saat içerisinde hacamat bölgesinde kızarıklık ve ağrı olması normaldir.” dedi. Eğer akıntılı bir yara, ateş gibi şikâyetler varsa, kişinin ilgili hekime başvurması gerektiğine vurgu yapan Dr. Kakı, “İlk 24 saat içerisinde sauna, hamam ya da banyo gibi işlemlerden uzak durulmalı. Ayrıca yeteri kadar sıvı alınmalı ve metabolik olarak ağır işler yapılmaması önerilir.” açıklamasını yaptı. Hacamatın uygulanacağı bölge muayeneyle belirleniyor! Hacamatın sık yapıldığı bölgelerle ilgili belli bir standart olmadığını dile getiren Dr. Kakı, “Ancak genellikle baş, boyun, sırt, omuz, bel ve diz çevresi bölgelerine uygulanır.” dedi. Dr. Kakı sözlerini şöyle tamamladı: “Hastanın hangi bölgesine tedavi uygulayacağımıza karar verirken fizik muayenede spazm olan yerler, ağrılı bölgeler ya da hastanın şikâyetinin bulunduğu ve hastalığına uygun bölgeler dikkate alınarak hacamat uygulama bölgesi belirlenir. Kaç seansta yapılacağı ve seans aralıkları ise kişinin yara iyileşmesine, hastalığına ve mevcut durumuna göre hekim tarafından kişiye özel olarak belirlenir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin ilk MS Yaşam Merkezi Bütüncül Bakım Modeliyle Hizmete Başladı Haber

Türkiye'nin ilk MS Yaşam Merkezi Bütüncül Bakım Modeliyle Hizmete Başladı

Multipl skleroz (MS), yalnızca sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olmanın ötesinde; bireylerin hareket kabiliyetinden psikolojik iyi oluşuna, sosyal yaşamından günlük aktivitelerine kadar yaşamın birçok alanını etkileyebiliyor. Bu ihtiyaçtan hareketle Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde hayata geçirilen Türkiye'nin ilk MS Yaşam Merkezi, hastaların farklı ihtiyaçlarını tek merkezde karşılayan bütüncül bakım modeliyle hizmet vermeye başladı. Merkezde hastalar, nöroloji ve fizik tedavi değerlendirmelerinin ardından ihtiyaçlarına göre psikolojik danışmanlık, diyetisyen desteği, pelvik taban rehabilitasyonu, nörofeedback uygulamaları ve fizyoterapi programlarına yönlendiriliyor. Böylece yalnızca hastalığın klinik yönetimine değil; hareket kabiliyetinin korunmasına, bilişsel ve ruhsal iyilik halinin desteklenmesine, günlük yaşam becerilerinin geliştirilmesine ve yaşam kalitesinin artırılmasına odaklanan multidisipliner bir yaklaşım sunuluyor. Merkezde ayrıca robot destekli rehabilitasyon sistemleri ile sanal gerçeklik (VR) teknolojileri de tedavi sürecinin bir parçası olarak kullanılıyor. Denge, koordinasyon ve hareket becerilerinin geliştirilmesine yönelik uygulamaların yanı sıra, günlük yaşam aktivitelerini destekleyen ergoterapi çalışmalarıyla hastaların bağımsız yaşamlarını sürdürmeleri hedefleniyor. MS Yaşam Merkezi'nin fikir babası, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Gümüş, merkezin yalnızca tedavi sunan bir yapı olmadığını, MS ile yaşayan bireylerin yaşamın her alanında desteklenmesini amaçlayan yeni bir bakım modeli olduğunu belirterek şunları söyledi: “MS yalnızca nörolojik bulgularla sınırlı bir hastalık değil; bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal yaşamını birlikte etkileyen kronik bir süreçtir. Bu nedenle hastalarımızı yalnızca tedavi eden değil, yaşamın her alanında destekleyen bir model oluşturmayı hedefledik. Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan MS Yaşam Merkezi'nde nöroloji, fizik tedavi, psikoloji, diyet, pelvik taban rehabilitasyonu ve teknoloji destekli uygulamaları aynı çatı altında buluşturarak kişiye özel, bütüncül bir bakım yaklaşımı sunuyoruz.” Prof. Dr. Gümüş, merkeze "Yaşam Merkezi" adını özellikle verdiklerini belirterek sözlerini, “Amacımız yalnızca rehabilitasyon hizmeti sunmak değil; MS ile yaşayan bireylerin yaşam enerjisini, bağımsızlığını ve toplumsal yaşama katılımını desteklemek. Robot destekli rehabilitasyon, sanal gerçeklik uygulamaları ve nörofeedback gibi yenilikçi yöntemleri multidisipliner yaklaşımla bir araya getirerek hastalarımızın yaşam kalitesini güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Hastalarımızın yalnız olmadıklarını hissetmeleri ve ihtiyaç duydukları desteğe tek merkezden ulaşabilmeleri de bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor.” şeklinde tamamladı. Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan MS Yaşam Merkezi'nin, bütüncül bakım anlayışı ve teknoloji destekli uygulamalarıyla hem hastaların yaşam kalitesine katkı sunması hem de MS yönetiminde multidisipliner yaklaşımların yaygınlaşmasına örnek oluşturması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Deniz Kaplumbağaları ve Akdeniz Fokları İçin Bilim Temelli Koruma Çalışmaları Haber

Deniz Kaplumbağaları ve Akdeniz Fokları İçin Bilim Temelli Koruma Çalışmaları

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’nın 17. Sezonunda Fark Yaratan seçilen Seher Akyol, deniz kaplumbağalarını korumak amacıyla başlattığı bireysel çabayı, gönüllülerin ve bilim insanlarının katkılarıyla kıyı ekosistemini koruyan kapsamlı bir harekete dönüştürdü. Oğluyla çıktığı bir sahil yürüyüşünde yumurtalarının yanında yaşamını yitirmiş bir deniz kaplumbağasıyla karşılaşan Akyol, nesli tehlike altındaki bu türü korumak için neler yapabileceğini araştırmaya başladı. İlk olarak sahilde kurduğu çadırda nöbet tutarak koruma çalışmalarına başlayan Akyol, yerel yönetimler iş birliğiyle bölgede ışıklandırma, yapılaşma ve araç girişine yönelik önlemler alınmasını sağladı. Çalışmalarını kum zambakları ve Akdeniz foklarını da kapsayacak şekilde genişleten Akyol, 2020 yılında Deniz Kaplumbağaları, Akdeniz Fokları, Kum Zambakları Kıyı Koruma Derneği’ni (DEKAFOK) kurdu. DEKAFOK Derneği, zamanla bir koruma girişimi olmanın ötesine geçerek bilimsel ve toplumsal bir farkındalık platformuna dönüştü. Akademisyenlerle yürütülen iş birlikleri sayesinde kıyı ekosistemine ilişkin veriler, ilgili kurumlarla paylaşıldı. Bu çalışmalar sonucunda bölgede trol teknelerinin faaliyetlerinin kontrol altına alınması gibi önemli kazanımlar elde edildi. Sahil boyunca yürütülen devriye çalışmaları, yuvalama alanlarının korunması ve ışık kirliliğinin azaltılmasına yönelik uygulamalarla deniz kaplumbağalarının yaşam alanları daha güvenli hale getirildi. DEKAFOK Derneği bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye’nin ilk resmi Bilgi ve Gözlem Merkezi’nde öğrencilere ve ziyaretçilere yönelik eğitim programları düzenlenirken “Duymayan Kalmasın” Projesiyle çocuklara nesli tehlike altındaki türlerin korunmasına yönelik farkındalık kazandırılıyor. Sahil temizliği, kompost üretimi, geri dönüşüm ve yenilenebilir enerji uygulamaları gibi çalışmalarla doğa koruma bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor. Manavgat Mendirek Yarımadası’nda yer alan merkezde; Deniz Ekosistemi Kütüphanesi, Eğitim Araştırma Laboratuvarı ile Deniz Kaplumbağası İlk Yardım ve Bakım Ünitesi aracılığıyla araştırma, eğitim ve rehabilitasyon çalışmaları yürütülüyor. Bugüne kadar 45 binin üzerinde öğrenciye ulaşan DEKAFOK, her yıl yurt içinden ve yurt dışından onlarca gönüllüyü ağırlıyor. Gönüllüler, yumurtlama döneminde aralıksız devriyeler düzenleyerek yuvaları kontrol ediyor ve araştırma çalışmalarına katkı sağlıyor. Dernek, ayrıca gönüllülerine staj imkanı da sunuyor. Türkiye'nin ilk Deniz Kaplumbağası İhbar Hattı’nı hayata geçiren DEKAFOK Derneği, bireylerin de koruma sürecine dahil olmasını sağlıyor. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “Bireysel bir çabanın kolektif bir harekete dönüşmesinin en güçlü örneklerinden birini ortaya koyan Seher Akyol, DEKAFOK Derneği çatısı altında yürüttüğü çalışmalarla Antalya kıyılarındaki nesli tehlike altındaki türlerin ve kıyı ekosisteminin korunmasına öncülük ediyor. Bilim insanlarından gönüllülere, kamu kurumlarından üniversitelere kadar birçok paydaşı ortak bir amaç etrafında buluşturan Akyol, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Sabancı Vakfı olarak, kıyı ekosistemlerinin korunmasına katkı sunan ve toplumsal farkındalığı güçlendiren çalışmalarıyla ilham veren Seher Akyol’un çalışmalarını desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Denizli Büyükşehir’den Can Dostlarına Şefkat Eli Haber

Denizli Büyükşehir’den Can Dostlarına Şefkat Eli

2026 yılının ilk yarısında kısırlaştırma, sahiplendirme ve rehabilitasyon sayılarında rekor artışlar kaydedilirken, merkez sadece sokak hayvanlarına değil yaralı yaban hayatına da şefkat elini uzattı. Denizli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek teşkil eden Sokak Hayvanları Barınma ve Rehabilitasyon Merkezi ile sahipsiz can dostlarımıza üst düzey standartlarda hizmet vermeyi sürdürüyor. Toplam 3.000 sokak hayvanı kapasitesine sahip olan dev tesiste; Poliklinik, Kedi Tedavi, Köpek Tedavi, Kedi Ameliyathanesi, Köpek Ameliyathanesi, Sahiplendirme ve Açık Alan birimleri yer alıyor. Uzman veteriner hekimler ve nitelikli personeller eşliğinde yürütülen rehabilitasyon süreçleriyle, sokaktaki canların tedavi ve bakımları titizlikle gerçekleştiriliyor. 8 ekip ve özel araç filosu ile 7/24 kesintisiz müdahale Sokak hayvanlarının güvenli ve anatomilerine uygun koşullarda nakledilmesi amacıyla tasarlanan özel araç filosu, şehir genelinde kesintisiz saha çalışması yürütüyor. Başıboş ve saldırgan köpek toplama ekibi, vatandaş ihbar değerlendirme ekibi, Canbulans (Acil Müdahale), kedi teslim ekibi, kapan teslim ekibi ve nöbetçi ekip olmak üzere sahada toplam 8 ekip görev yapıyor. Vatandaşlarımızdan 112 Acil Çağrı Merkezi, ALO 153 ve belediye santraline gelen ihbarlara anında müdahale ediliyor. Saha süreçlerinde şeffaflık ve hız sağlamak amacıyla tüm kayıtlar tablet üzerinden tutuluyor, fotoğraflarla destekleniyor ve merkeze getirilen hayvanların durum bilgisi SMS sistemi üzerinden ihbarda bulunan vatandaşlarımıza düzenli olarak iletiliyor. Rehabilitasyon ve sahiplendirmede rekor ivme Bakımevinde sunulan kısırlaştırma ve sahiplendirme hizmetlerinin tamamı vatandaşlara ücretsiz olarak sunulmaktadır. Planlı ve kararlı yürütülen çalışmalar sonucunda 2026 yılının ilk yarısında tüm rehabilitasyon parametrelerinde önemli bir artış kaydedildi. 2025 yılında 1.663 olan kısırlaştırılan kedi sayısı %34 artışla 2.224’e; 1.652 olan kısırlaştırılan köpek sayısı ise %21 artışla 2.004’e yükseldi. Böylece toplam kısırlaştırma sayısı %28’lik artışla 4.228 olarak gerçekleşti. Yürütülen çalışmalar sonucunda; kedi sahiplendirme %9 artarak 305'e, köpek sahiplendirme ise %49'luk büyük bir ivmeyle 488’e ulaştı. Toplam sahiplendirme sayısı %30 artışla 793 oldu. Tedavi ve bakımı tamamlanan sokak kedisi sayısı %62 gibi rekor bir artışla 10.538'e ulaşırken; rehabilite edilen sokak köpeği sayısı 5.524 olarak kayıtlara geçti. Tesis bünyesinde toplam rehabilitasyon sayısı %30 artış göstererek 16.062 can dostumuza şifa sağlandı. Yaralı leylek ve baykuş sağlığına kavuştu Sokak Hayvanları Barınma ve Rehabilitasyon Merkezi, yalnızca kedi ve köpeklerin değil, kent ekosistemindeki tüm canlıların yanında olmayı sürdürüyor. “Doğadaki her can bize emanet” anlayışıyla hareket eden merkezde, yaralı ve bakıma muhtaç yaban hayvanlarının da tedavileri gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda son olarak, ekipler tarafından muayene altına alınan yaralı bir leylek ile yuvadan düşen minik bir baykuşun tedavileri yapıldı. Uzman veteriner hekimlerin yürüttüğü rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından, canlılar sağlıklı bir şekilde yeniden doğal yaşam alanlarına salındı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ceza İnfaz Kurumlarına Akıllı Teknoloji Entegrasyonu Haber

Ceza İnfaz Kurumlarına Akıllı Teknoloji Entegrasyonu

Türkiye’nin dijital dönüşümünün öncüsü Türk Telekom, güçlü altyapısı, ileri teknoloji birikimi ve yerli iştiraklerinin katkısıyla kamu kurumlarının dijitalleşme sürecine yön vermeye devam ediyor. Türk Telekom ile T.C. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü arasında gerçekleştirilen iş birlikleri kapsamında kamu hizmetlerindeki idari işlerin entegre dijital süreçlerle yönetilerek verimliliğin artırılması ve dijital devlet anlayışının önemli örneklerinden biri olması hedefleniyor. Bu kapsamda Türk Telekom Grup şirketi İnnova Bilişim’in mühendislik yetkinlikleriyle geliştirilen ACEP, teknik altyapısından finansman modeline kadar tamamen yerli kaynaklarla hayata geçirilmiş olup ceza infaz kurumlarında yaygınlaştırılmaya ve yeni teknolojilerle geliştirilmeye devam ediyor. Kamu kurumlarının dijitalleşme vizyonu doğrultusunda Türk Telekom ile T.C. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü arasında yeni bir iş birliği protokolü imzalandı. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Çelebi Yılmaz, “Ceza infaz sistemimiz, hükümlüleri yalnızca özgürlüklerinden yoksun bırakmayı değil, onları yeniden topluma kazandırmayı amaçlayan çağdaş bir infaz anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Rehabilitasyon, eğitim ve iyileştirme faaliyetleri, infaz hizmetlerimizin merkezinde yer almakta; toplumu suçtan korumanın en etkili yolunun, bireyin yeniden suç işlemesini önleyecek kalıcı çözümler üretmek olduğuna inanıyoruz. Bu anlayış doğrultusunda Türk ceza infaz sistemi, yirmi yılı aşkın süredir fiziki altyapı, insan kaynağı ve dijital dönüşüm ekseninde kapsamlı bir reform sürecinden geçmektedir. Modern infaz anlayışımızın yeni halkasını oluşturan dijital dönüşüm kapsamında, Türk Telekom ile yürüttüğümüz güçlü iş birliği sayesinde hayata geçirilen ACEP Projesi ile hükümlü ve tutukluların aileleriyle görüntülü görüşmeleri, e-Doktor hizmetlerinden yararlanmaları, Bakanlığımızla doğrudan iletişim kurmaları ile dijital kantin ve ödeme hizmetlerine erişmeleri mümkün hâle gelmiştir. Bugün 200 ceza infaz kurumunda kullanılan ACEP, ceza infaz hizmetlerinin daha etkin, şeffaf ve insan odaklı sunulmasına önemli katkılar sağlamaktadır. İmzaladığımız yeni iş birliği protokolüyle büyük veri ve yeni nesil dijital teknolojilerden yararlanarak ceza infaz kurumlarımızın güvenliğini, rehabilitasyon hizmetlerini ve dijital kapasitesini daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Türk Telekom tarafından, ceza infaz personelimize yönelik oluşturulan avantajlı tarife paketlerinin de yakında açıklanması planlanmaktadır. Türk Telekom ile yürüttüğümüz bu stratejik iş birliğinin, kamuda dijital dönüşüm vizyonuna katkı sağlayacağına, yerli ve millî teknolojilerin kamu hizmetlerinde daha etkin kullanılmasına öncülük edeceğine inanıyorum” dedi. “Kamunun dijital dönüşümünde öncü rol üstleniyoruz” Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin, “Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden bir kuruluş olarak, kamu hizmetlerinin modern, hızlı ve kesintisiz şekilde sunulmasını temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. Ülkemizin ‘Dijital Türkiye’ hedefine katkı sunmaya, kamu kurumlarımızın altyapısını güncel teknolojilerle güçlendirerek iş süreçlerinde verimliliği artırmaya devam ediyoruz. Adalet Bakanlığımızla birlikte yürüttüğümüz ACEP, teknolojinin kamu yönetiminde ne denli dönüştürücü bir etki yaratabileceğini gösteren önemli bir örnek. İnnova’nın yerli mühendislik gücüyle geliştirdiği bu sistem sayesinde kamu yönetiminde verimliliği artırarak dijital altyapı kurduk. T.C. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile gerçekleştirdiğimiz yapay zekâ ve dijital dönüşüme yönelik yeni iş birliği protokolü, bütüncül bir yaklaşımın somut örneklerini teşkil etmektedir. Türk Telekom olarak, fiber altyapımız ve yerli teknoloji çözümlerimizle kamunun dijitalleşme sürecine katkı sağlamaya, ülkemize ve toplumumuza değer üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor Haber

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor

Araştırmaya göre Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2'si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi. Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü. ALKOLE BAŞLAMA YAŞI ORTALAMA 19,4 Rapora göre alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi. Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi. ALKOL DÜNYADA HER YIL 2,5 MİLYONDAN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUYOR Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200'den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor. KORUYUCU POLİTİKALARA TOPLUM DESTEĞİ YÜKSEK DÜZEYDE Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi. “DÜNYADA HER YIL YAKLAŞIK 2 MİLYON 600 BİN İNSAN ALKOL NEDENİYLE HAYATINI KAYBEDİYOR” Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, sözlerine bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu belirterek başladı. Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor.” “81 İLDE BULUNAN YEŞİLAY DANIŞMANLIK MERKEZLERİMİZLE İNSANIMIZIN YANINDAYIZ” Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çeken Dinç, “Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz. Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye'nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM'larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle 1.500'ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. “ALKOL KULLANIMINA NE KADAR ERKEN YAŞTA BAŞLANIRSA BAĞIMLILIK RİSKİ O KADAR ARTIYOR” Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye'nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bilici, “Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.” dedi. Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerinin gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ettiğine dikkat çeken Bilici, yaş sınırlamalarının önemli bir koruyucu işlev gördüğünü vurguladı. “ALKOL BİLİNÇLİ BİR ÇILGINLIKTIR” “Alkol bilinçli bir çılgınlıktır” diyen Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, “Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu. “ALKOL KANSERİN BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ” Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. Eren, alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dikilililer Dünya Çevre Günü’nde sahil temizliğinde buluştu Haber

Dikilililer Dünya Çevre Günü’nde sahil temizliğinde buluştu

Özellikle çocukların ve gençlerin yoğun katılım gösterdiği etkinlikte, öğrenciler ve vatandaşlar sahil boyunca atıkları toplayarak temiz bir çevre için örnek bir duyarlılık sergiledi. Etkinlik sonunda toplanan tüm atıklar, geri dönüşüm süreçlerine kazandırılmak üzere titizlikle ayrıştırıldı. ÇEVRE YATIRIMLARI DEVAM EDİYOR Dikili Belediyesi, yalnızca çevre farkındalığı oluşturan etkinliklerle değil, kalıcı projelerle de doğa dostu belediyecilik anlayışını sürdürüyor. Bu kapsamda, uzun yıllar boyunca evsel atıkların etkisi altında kalan Sülüklü Deresi, yürütülen kapsamlı rehabilitasyon çalışmalarıyla yeniden doğal yapısına kavuşturuldu. İlçenin önemli çevre sorunlarından biri olan derenin temizlenmesiyle bölgedeki ekolojik yaşamın korunmasına büyük bir katkı sağlandı. Bununla birlikte, Dünya Bankası finansmanıyla Demirtaş Mahallesi’nde kurulan 1,4 megawatt kapasiteli Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile belediyenin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün yenilenebilir kaynaklardan karşılanması hedefleniyor. Çevre dostu enerji üretimi sayesinde kentin karbon salımının azaltılması noktasında da tarihi bir adım atılıyor. “ÇOCUKLARIMIZA YAŞANABİLİR BİR DİKİLİ BIRAKACAĞIZ” Dünya Çevre Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz, çevrenin korunmasının ve bu doğrultuda sürdürülen uzun soluklu mücadelenin gelecek kuşaklara karşı en önemli görevlerden biri olduğunu belirterek şunları söyledi: Bugün tüm dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit, kapımızdaki küresel iklim krizidir. Mevsimlerin dengesinin bozulduğu, su kaynaklarımızın ve biyoçeşitliliğin ciddi bir risk altında bulunduğu gerçeğini yadsıyamayız. Yerel yönetimler olarak üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak bu krizle sadece kurumların yatırımlarıyla tek başına baş edemeyiz. Bu, sadece bugünden yarına çözülecek bir mesele de değil; kesintisiz, uzun soluklu bir farkındalık ve mücadele sürecidir. İşte bu yüzden tüm toplum olarak, her bir bireyimizle bu mücadelenin içinde yer almak, bu kararlılığı büyütmek zorundayız. Geleceğimizi korumak, topyekun bir kararlılık ve ortak bir bilinç gerektiriyor. İşte bugün burada yalnızca sahilimizi temizlemiyoruz; küresel iklim krizine karşı yerelden, omuz omuza güçlü bir duruş sergiliyor, farkındalığımızı eyleme dökerek çocuklarımıza, gençlerimize ve geleceğimize karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Doğamızı korumak, denizlerimize sahip çıkmak ve çevre bilincini büyütmek hepimizin ortak görevidir. Dikili’mizin doğal güzelliklerini korumak için çevre yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Sülüklü Deresi’nin temizlenmesinden yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar attığımız her adımda daha yeşil, daha sağlıklı ve iklim krizine karşı daha dirençli bir kent hedefiyle çalışıyoruz. Çocuklarımıza temiz denizleri, temiz havası ve korunmuş doğal alanlarıyla örnek bir Dikili bırakmak istiyoruz. Bu anlayışla çevreye duyarlı projeler üretmeye ve doğamıza sahip çıkmaya devamececeğiz. Etkinliğe katılarak bu hayati mücadeleye ortak olan, çevre meşalesini büyüten tüm öğrencilerimize ve hemşehrilerime yürekten teşekkür ediyor, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.