Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Avantajı

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Avantajı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Avantajı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor Haber

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor

Avrupa sanayi politikalarının merkezine yerleşen “Made in Europe” yaklaşımı, üretimden enerji kullanımına, tedarik zincirlerinden kamu alımlarına kadar geniş kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin, Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğurması bekleniyor. Bu nedenle süreç, Türkiye sanayisi açısından hem dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanı hem de stratejik fırsatlar barındıran yeni bir dönem olarak değerlendiriliyor. Plastik Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, Avrupa Birliği’nin sanayide yerli üretimi güçlendirmeyi hedefleyen “Made in Europe” yaklaşımının, üretim koşullarından enerji kullanımına ve tedarik zincirlerine kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu belirtti. Karadeniz, Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğuracağını ifade etti. “Doğru strateji Türkiye için yeni fırsatlar yaratabilir” Avrupa pazarına erişimin giderek daha fazla sürdürülebilirlik, yerelleşme ve üretim standartlarına uyumla ilişkilendirildiğini vurgulayan Karadeniz, “Uyum sağlayan firmalar rekabet avantajı elde edecek, uyum sağlayamayanlar ise maliyet artışı ve pazar kaybı riskiyle karşılaşacak” dedi. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve esnek sanayi yapısıyla bu dönüşüme uyum sağlayabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Karadeniz, kamu ve özel sektörün eşgüdüm içinde hareket etmesinin kritik önem taşıdığını kaydetti. Doğru strateji ve zamanında atılacak adımlarla sürecin Türkiye için yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini söyledi. “Türkiye’siz Avrupa sanayisi eksik kalır” Türkiye’nin Avrupa değer zincirleri içindeki rolünün stratejik nitelik taşıdığına dikkat çeken Karadeniz, üretim ağlarının bütünlüğünün korunmasının hem bölgesel rekabet hem de tedarik güvenliği açısından hayati olduğunu ifade etti. Türkiye’nin dışarıda kalmasının yalnızca ticari değil, bölgesel ekonomik istikrar açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti. “Gümrük Birliği güncellenmeli” Çatı kuruluş PLASFED Başkanı bu süreçte en kritik başlıklardan birinin Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi olduğunu söyledi. Mevcut iş birliği mekanizmalarının günümüz sanayi politikalarıyla uyumlu hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Karadeniz, özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin bu açıdan belirleyici olabileceğini ifade etti. Başkan Karadeniz, şu açıklamalarda bulundu: “Ekonomik entegrasyonun derinleştirilmemesi ve Türkiye’nin yeni sanayi politikalarıyla yeterince bütünleşememesi, üretim ağlarında zayıflamalara yol açabilir. Bu durum hem Avrupa’nın rekabet gücünü hem de bölgesel ekonomik uyumu etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye’nin yeni sanayi mekanizmalarına daha fazla dahil edilmesi ve ekonomik iş birliğinin ticaret, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarındaki güncel koşullara uygun şekilde modernize edilmesi önem taşıyor.” Avrupa’daki dönüşümün yalnızca üretim politikalarıyla sınırlı olmadığını; yeşil dönüşüm, dijitalleşme, teknoloji yatırımları ve tedarik güvenliği gibi stratejik alanları da kapsadığını belirten Karadeniz, Türkiye’nin bu sürecin dışında değil, aktif bir parçası olarak konumlanmasının kritik olduğunu vurguladı. Karadeniz, Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca bir uyum süreci olarak değil, sanayi yapısını güçlendirecek stratejik bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye AR-GE 500 Araştırması İçin Başvurular Başladı Haber

Türkiye AR-GE 500 Araştırması İçin Başvurular Başladı

Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin Ar-Ge harcamaları, yenilikçi projeleri, teknolojik gelişim süreçleri ve fikri mülkiyet performanslarını analiz eden araştırma, sektör profesyonelleri için referans niteliğinde bir kaynak olmayı sürdürüyor. 10 Şubat 2026 tarihinde başlayacak olan araştırmaya 8 Haziran 2026 tarihine kadar başvuru yapılabilecek. AR-GE, KÜRESEL REKABETİN ANAHTARI Ülkelerin sürdürülebilir ekonomik büyümesinde belirleyici rol oynayan Ar-Ge yatırımları, aynı zamanda teknolojik bağımsızlığının da temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Küresel rekabetin hızla arttığı günümüzde; yenilikçi fikirlerin ticarileştirilmesi, yerli üretimin güçlendirilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet avantajı sağlanması için Ar-Ge yatırımları kritik önem taşıyor. Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması, bu dönüşüm sürecini destekleyerek şirketlerin Ar-Ge faaliyetlerini çok boyutlu biçimde analiz ediyor ve Türkiye’nin inovasyon performansını veriye dayalı olarak ortaya koyuyor. 13 YILLIK GÜÇLÜ BİR ARAŞTIRMA GELENEĞİ Ekonomi ve İş Dünyası Portalı Turkishtime tarafından 13 yıldır kesintisiz olarak gerçekleştirilen araştırma; * Firmaların Ar-Ge harcamaları, * Ar-Ge personel sayıları, * Ar-Ge merkezlerinde yürütülen proje sayıları, * Patent, marka, tasarım ve faydalı model tescilleri gibi pek çok başlıkta kapsamlı veri toplayarak Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemini detaylı biçimde analiz ediyor. Elde edilen bulgular yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası platformlarda da yakından takip ediliyor. PATENT, MARKA VE FİKRİ MÜLKİYET ODAKLI ÖZEL BÖLÜM Araştırmanın dikkat çeken bölümlerinden biri olan fikri mülkiyet analizi, bu yıl da Patent ve Marka Vekilleri Derneği (PEM) iş birliğiyle hazırlanıyor. Bu bölümde; * Şirketlerin patent, faydalı model, tasarım ve marka tescili stratejileri, * Ar-Ge süreçlerinde fikri mülkiyetin konumu, * Ulusal ve uluslararası patent süreçlerindeki güncel gelişmeler derinlemesine ele alınıyor. TÜRKİYE AR-GE 500’DE TASARIM MERKEZLERİ ANALİZİ DERİNLEŞİYOR Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması, geçtiğimiz yıl araştırma kapsamına dahil edilen tasarım merkezleri odağını bu yıl daha da güçlendirerek sürdürüyor. Böylece yalnızca Ar-Ge merkezlerinin değil, tasarım temelli inovasyon süreçlerinin, ürün geliştirme yetkinliklerinin ve ticarileşme kabiliyetlerinin de daha ayrıntılı biçimde analiz edilmesi hedefleniyor. Araştırma kapsamında; firmaların tasarım merkezlerinde yürüttüğü faaliyetler, tasarım harcamaları, istihdam yapıları ve tasarım odaklı yenilik süreçleri ele alınarak, Ar-Ge ile tasarım arasındaki bütüncül ilişki daha görünür hale getiriliyor. AR-GE’NİN İHRACATA KATKISI İLK KEZ ÖLÇÜLECEK Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması, bu yıl Ar-Ge faaliyetlerinin ticarileşme gücünü ve uluslararası pazarlardaki karşılığını daha net ortaya koymayı hedefliyor. Bu doğrultuda, firmaların Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirdikleri ürünlerin son üç yılda (2023–2025) yurt dışı pazarlardaki performansı araştırma kapsamına alınıyor. Elde edilecek verilerle; * Ar-Ge yatırımlarının ihracat gelirlerine katkısı, * Yenilikçi ürünlerin küresel pazarlarda yarattığı ekonomik değer, * Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim ve teknoloji ihracatındaki konumu verilere dayalı olarak analiz edilecek. Bu yaklaşım sayesinde Türkiye Ar-Ge 500 Araştırması, Ar-Ge harcamalarının büyüklüğünün ötesine geçerek, yeniliğin ekonomik çıktıya ve küresel rekabet gücüne dönüşümünü de ortaya koyan kapsamlı bir referans çalışması niteliğini güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme Haber

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme

Yeni kural ve normlar, kaynaklara erişim ve bölgesel güç dengeleri; şirketlerin faaliyet modellerini ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek. Raporda ele alınan 10 kritik jeopolitik gelişme, belirsizliklerin yanı sıra önemli risk ve fırsatları da barındırıyor. Jeopolitik dinamikleri stratejilerine proaktif şekilde entegre eden şirketler, 2026’da dayanıklılıklarını artırarak rekabet avantajı elde edebilir. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri firması EY (Ernst&Young) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP), Küresel Jeostratejik Görünüm Raporu’nda, 2026'da küresel dönüşümü şekillendirecek 10 jeopolitik gelişmeyi açıkladı. Jeopolitik risklerin sektörler ve coğrafyalar üzerindeki farklı etkilerinin ele alındığı raporda; iş liderlerine belirsizlik ortamında dayanıklılık kazanmak ve rekabet avantajı elde etmek için stratejik bir yol haritası sunuluyor. Rapora göre; 2026 yılında jeopolitik belirsizlikler devam ederken, bu görünümü şekillendiren çok sayıda itici güç öne çıkıyor. Özellikle ABD’nin küresel faaliyet ortamını yeniden tanımlamadaki rolü, yıl boyunca belirleyici olacak. Çin, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, ABD’nin yeni yaklaşımına göre pozisyon alırken, kendi stratejik önceliklerini de eş zamanlı olarak şekillendirmeyi sürdürecek. 2026’yı şekillendirecek üç ana tema Jeopolitik gelişmeler, 2026’da küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye devam ederken, yıl içinde jeopolitik ortamı tanımlayacak üç ana tema ortaya çıkıyor. İlk olarak, iş yapma biçimlerine ilişkin yeni kural ve normların ortaya çıkması ve mevcut kuralların bir kısmının geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. İkinci olarak, kaynak yetersizliği risklerinin daha da belirginleşmesi tahmin ediliyor. Üçüncü başlıkta ise, bölgesel dinamiklerin, 2026 yılında jeostratejik görünümü belirgin şekilde etkileyeceği öngörülüyor. Raporda, 2026 yılında jeopolitik ortamı şekillendirecek 10 kritik gelişme ise bu 3 tema altında ele alınıyor. Yeni kurallar ve normlar 1. Devlet müdahalesi: Hükümetler, ekonomik güvenliği güçlendirmek amacıyla sanayi teşvikleri, ticaret kısıtlamaları, yerel yatırım zorunlulukları ve şirket sahipliklerine yönelik düzenlemeleri sıkılaştıracak. 2. Baskı altındaki ticaret: Gümrük vergileri, tarife belirsizlikleri, ihracat kontrolleri ve yerel regülasyonlar; şirketleri tedarik zincirlerini ve ticaret modellerini yeniden kurgulamaya yöneltecek. 3. Yapay zekâ ve siber çatışmalar: Yapay zekâ giderek ulusal güvenliğin ve kritik altyapının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Ülkeler kendi yapay zekâ altyapılarını geliştirmeye ve ulusal güvenliğini korumaya yönelecek. Kısıtlı kaynaklar nedeniyle oluşan jeopolitik görünüm 4. Su kaynaklarının kısıtlılığı: Dünya genelinde su kıtlığı riski ve buna yönelik baskı artarken, diğer taraftan yarı iletken üretimi ve veri merkezlerinin soğutulması gibi alanlarda su talebi daha da artacak. 5. Kritik minerallere erişimde rekabet: Dijital teknolojiler, yüksek kapasiteli piller ve savunma sistemleri için kritik minerallere erişimde rekabet ise, yeni üretim ve ticaret modellerinin ortaya çıkmasına neden olacak. 6. Borç, sermaye ve para birimleri: Jeopolitik rekabet ve sermaye tahsisinin giderek siyasallaşması, küresel finans sistemin sınırlarını yeniden şekillendirecek. Bölgesel Dinamikler 7. Kuzey Amerika’da politika belirsizliği devam ediyor: Kuzey Amerika'daki faaliyet ortamı, ABD-Meksika-Kanada (USMCA) ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesi ve buna bağlı olarak bölgesel tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanma süreci nedeniyle dalgalı seyrini sürdürecek. 8. Asya-Pasifik’te ekonomik güvenlik öne çıkıyor: Hükümetler, artan çok kutupluluk ortamında bölgesel ekonomik entegrasyon ile ulusal güvenlik arasında denge kurarak ekonomik güvenliğe daha fazla önem verecek. 9. Orta Doğu’da dengeler yeniden şekilleniyor: Orta Doğu’daki bölgesel ve küresel aktörlerin, bölgedeki stratejik konumlarını yeniden dengelemeye yönelik aksiyon alması durumunda ekonomik rekabet artacak. 10. Avrupa dönüm noktasında: Değişen küresel dengeler ve iç siyasi ayrışmalar, Avrupa'nın ulusal güvenliğini ve ekonomik rekabet gücünü baskı altına alacak. Jeopolitik gelişmeler en fazla hangi sektörleri etkileyecek? Tüketici ürünleri ve sağlık sektörleri: Ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve tedarik zinciri süreçlerinin dönüşümü, maliyetler ve tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratabilir. Yapay zekâ ve siber riskler ise veri gizliliği ve fikri mülkiyet alanlarında yeni hassasiyetler oluşturabilir. Finansal hizmetler sektörü: Yerelleşme ve bölgeselleşme hız kazanırken; farklılaşan regülasyonlar ve artan siber riskler uyum ihtiyacını artıracak. Başarı, inovasyon ile dayanıklılığı dengeleyebilme becerisine bağlı olacak. Kamu ve altyapı sektörü: Hükümetlerin önceliği, dayanıklılık ve dijital egemenlik olacak. Altyapı yatırımları ve projeler; enerji, savunma ve siber güvenlik alanlarına odaklanacak. Diğer yandan, su ve kritik mineraller gibi kaynak kısıtları, zaman planlarını ve maliyetleri zorlayarak uluslararası iş birliklerini gündeme getirecek. Sanayi ve enerji sektörü: Kritik minerallere erişim zorlukları ve enerji rotalarındaki belirsizlikler, tedarik zincirleri ve fiyatlama üzerinde belirleyici olacak. Devlet müdahaleleri, yatırım ve inovasyon stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Özel sermaye fonları: Başlıca pazarlarda ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, özel sermaye şirketlerinin sınır ötesi yatırımlarda fiyatlama ve risk değerlendirmesini zorlaştırabilir. Buna karşın jeopolitik dönüşüm, yeni yatırım yaklaşımları için fırsatlar da sunabilir. Teknoloji, medya ve telekomünikasyon: Yapay zekâ ve siber güvenliğe ilişkin jeopolitik gelişmeler, pazar yapılarında düzenleyici ve uyum gerekliliklerindeki karmaşıklığı derinleştirebilir. Enerji ve kritik minerallere erişim kısıtları ise baskıyı artırarak, şirketleri inovasyon ile operasyonel dayanıklılık arasında denge kurmaya zorlayabilir. EY-Parthenon (EYP) Türkiye Bölüm Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar, 2026 yılına yönelik küresel jeostratejik görünüm ile ilgili şunları söyledi: “Jeostratejik Görünüm 2026 raporu kapsamında ele aldığımız 10 kritik jeopolitik gelişme, işletmeler için hem riskleri hem de önemli fırsatları ortaya koyuyor. Diğer yandan, hükümet politikaları artık sadece ekonomik hedeflere değil, ulusal güvenlik konularına daha fazla odaklanıyor. Devlet müdahalelerinin artmasıyla, işletmelerin faaliyet ve etkileşim biçimleri yeniden tanımlanırken; kritik kaynak ve minerallere talep yoğunlaşıyor, bu durum tedarik zincirlerini ve stratejik planlamayı doğrudan etkileyecek. 2026 yılında jeopolitik dinamiklerin; üretim, ticaret, enerji, iklim politikaları ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere küresel faaliyet ortamını yeniden şekillendirdiğini göreceğiz. Ülkelerin değişen rolleri ve öncelikleri, ticari ilişkilerden enerji ve teknoloji yatırımlarına kadar pek çok alanda yeni denge arayışlarını beraberinde getirecek. Jeopolitik manzaradaki bu dönüşümle birlikte jeopolitik içgörüleri iş kararlarına, stratejilerine ve kurumsal yönetişime proaktif biçimde entegre eden şirketler; bu değişimi daha iyi yöneterek dayanıklılıklarını güçlendirebilir, zorlu ve belirsiz bir ortamda faaliyetlerini sürdürülebilir kılabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Almark Logistics, Rusya Ve Belarus’a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı Haber

Almark Logistics, Rusya Ve Belarus’a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı

Rusya, çevre ülkeleri ve Türk Cumhuriyetlerinde etkili lojistik çözümleriyle fark yaratan Almark Logistics, son 1 yılda Rusya ve Belarus’a yönelik deniz yolu taşımalarında 45’lik konteyner kullanımını yüzde 45 artırdı. Almark Logistics Genel Müdürü Onur Güvenler, Rusya ve Belarus’a multimodal taşımacılık hizmetlerinin önemli oranda geliştiğini belirtti. Güvenler, özellikle transit taşımalarda yüklerin kara yoluyla limanlara getirilip 45’lik konteynerlere aktarılmasıyla elde ettikleri verimlilik artışına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Deniz yolunda yeni acente anlaşmaları gerçekleştirirken, verdiğimiz taahhütler ile daha uygun navlunlar vermeye başladık. Transit gümrükleme ve operasyonel süreçlerimiz daha da hızlandı. Özellikle araç ve makine yedek parçası taşımalarımızda belirgin yükselişler oldu. Genel olarak, bu hatlarda 45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, kapıdan kapıya teslimatlarda hem operasyonel verimliliğimizi güçlendirdi hem de müşterilerimize rekabet avantajı sunmamızı sağladı.” Artan taşıma hacmi, transit süreleri de kısalttı Artan hacimle birlikte taşıma rotalarında önemli ölçüde çeşitlenme ve optimizasyon sağladıklarını ifade eden Güvenler, Ambarlı, Gebze, İzmir ve Mersin bölgelerinden Novorossiysk ve St. Petersburg hattında çalıştıkları armatör sayısını artırdıklarını dile getirdi. Güvenler, “Servis sayımız çoğaldı, transit sürelerimiz kısaldı. Rusya ve Belarus’a yönelik taşımalarımızda, artan talebe paralel olarak hem kalkış hem de varış limanlarımızda yeni hatlar ve süre avantajları sunan değişiklikleri uygulamaya aldık.” diye konuştu. Esneklikle birlikte maliyet ve rekabet avantajı sağladı Güvenler, daha sık gemi çıkışları ile yük planlamalarında esnekliklerinin arttığını vurguladı. Rusya içerisinde, kara yolunda yüksek hacimli taşıma kapasitesine sahip özel dorseleri devreye aldıklarını dile getiren Güvenler, depo – liman – son teslimat noktası arasında “shuttle” taşımacılık modeliyle zaman ve maliyet optimizasyonu sağladıklarını kaydetti. Güvenler, “Rusya’daki iç dağıtım ağında da önemli güncellemeler yaptık. Özellikle Moskova, St. Petersburg, Kazan, Rostov, Krasnodar ve Belarus-Minsk gibi ana merkezlere kapıdan kapıya taşımalarımızı güçlendirdik. Bu da müşterilerimize maliyet ve rekabet avantajı sağladı.” dedi. Son yıllarda global pazarda güçlü bir genişleme süreci yürüttüklerini de belirten Güvenler, Avrupa ve Kuzey Amerika’da altyapılarını genişlettiklerine dikkati çekti. Güvenler, özellikle Amerika taşımalarında ciddi bir büyüme hedeflediklerini ve ABD‘de kendi ofislerini açmayı planladıklarını da sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASAŞ, AS 9100 Sertifikasıyla Havacılık, Uzay ve Savunma Sanayiinde Küresel Gücünü Artırdı Haber

ASAŞ, AS 9100 Sertifikasıyla Havacılık, Uzay ve Savunma Sanayiinde Küresel Gücünü Artırdı

ASAŞ Alüminyum Profil İş Merkezi, gerçekleştirilen bağımsız dış denetimi başarıyla tamamlayarak, AS 9100 Havacılık, Uzay ve Savunma Kalite Yönetim Sistemi gerekliliklerini eksiksiz şekilde karşıladığını belgeledi ve sertifika almaya hak kazandı. Havacılık, uzay ve savunma sanayii için uluslararası ölçekte kabul gören AS 9100 standardı; kalite yönetimi, süreç güvenilirliği, risk yönetimi, ürün güvenliği ve izlenebilirlik gibi kritik kriterleri kapsıyor. ASAŞ’ın bu sertifikayı almaya hak kazanması, Alüminyum Profil İş Merkezi’nin yüksek kalite standartlarında, tutarlı ve güvenilir üretim gerçekleştirdiğini bir kez daha ortaya koyuyor. AS 9100 sertifikasıyla birlikte ASAŞ, uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren havacılık, uzay ve savunma sanayii firmaları nezdinde onaylı ve güvenilir tedarikçi konumunu güçlendirdi. Sertifika, küresel projelere erişimi kolaylaştırırken; yeni iş birlikleri ve uzun vadeli stratejik ortaklıklar için de önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. Sertifikasyon süreci boyunca yürütülen çalışmalar kapsamında süreçlerin standardizasyonu, operasyonel verimliliğin artırılması ve müşteri beklentilerinin en üst düzeyde karşılanması hedeflendi. Elde edilen bu başarı, ASAŞ’ın kalite odaklı yaklaşımının ve sürekli iyileştirme anlayışının somut bir göstergesi niteliği taşıyor. ASAŞ, önümüzdeki dönemde de uluslararası kalite standartlarını odağına alan yönetim anlayışıyla; havacılık, uzay ve savunma sanayiine yönelik yüksek katma değerli ürün ve çözümler sunarak küresel pazarlardaki etkinliğini artırmayı sürdürecek. ASAŞ Hakkında 1990 yılında kurulan ASAŞ, bugün Akyazı, Sakarya bölgesinde yer alan son teknoloji ile donatılmış 5 üretim tesisi ve 3.000’den fazla çalışanıyla Türkiye’nin en önemli sanayi kuruluşları arasında yer alıyor. Sektöründe en çok Ar-Ge harcaması yaparak ülke ekonomisine değer katmayı hedefleyen ASAŞ, üretim alanındaki tecrübesini tasarım ve Ür-Ge çalışmalarıyla sürekli geliştirerek sektöre birçok sektör için yenilikçi ürünler sunuyor. ASAŞ, alüminyum profil, kompozit panel, alüminyum yassı mamul, PVC kapı ve pencere sistemleri, alüminyum bayrak ve aydınlatma direkleri, alüminyum kapı, pencere ve giydirme cephe sistemleri, panjur sistemleri, garaj kapıları ve motor kontrol sistemleri alanında zengin bir ürün yelpazesine sahip. Bugün 90’dan fazla ülkeye ihracat yapan ve kuruluşundan bu yana istikrarlı büyümesini sürdüren ASAŞ, Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2024 sıralamasında 64’üncü sırada yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Meysu Halka Arz Sonuçları Açıklandı Haber

Meysu Halka Arz Sonuçları Açıklandı

Meysu Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin paylarının halka arzına ilişkin talep toplama süreci, 5–6–7 Ocak 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Şirketin 1 TL nominal değerli payları 7,50 TL fiyattan halka arz edilirken, 175 milyon TL nominal değerli payların satışı sonucunda halka arz büyüklüğü 1 milyar 312 milyon 500 bin TL olarak gerçekleşti. Halka arz sürecinde Meysu’ya yatırımcıların yoğun ilgisi dikkat çekti. Yurt içi bireysel yatırımcı kategorisinde tahsisatın 2,6 katı, yüksek başvurulu yatırımcı kategorisinde 51,4 katı, yurt içi kurumsal yatırımcı kategorisinde ise 4,9 katı talep geldi. Toplamda halka arz büyüklüğünün 8,5 katına ulaşan talep, Meysu’nun iş modeline ve büyüme vizyonuna duyulan güveni ortaya koydu. 648 Bini Aşkın Yatırımcıya Dağıtım Yapıldı Meysu’nun halka arzında; 646.385’i yurt içi bireysel yatırımcı, 1.407’si yüksek talepli yatırımcı ve 211’i yurt içi kurumsal yatırımcı olmak üzere toplam 648.003 yatırımcıya dağıtım gerçekleştirildi. Dağıtıma esas tahsisat oranları; yurt içi bireysel yatırımcılar için yüzde 45, yüksek talepli yatırımcılar için yüzde 10 ve yurt içi kurumsal yatırımcılar için yüzde 45 olarak gerçekleşti. Bu sonuçla birlikte Meysu, geniş bir yatırımcı tabanıyla sermaye piyasalarına güçlü bir giriş yaptı. Güldüoğlu: “Yatırımcılarımızın Gösterdiği İlgi Bizim İçin Güçlü Bir Referans” Halka arz sonuçlarını değerlendiren Meysu CEO’su Osman Güldüoğlu, talep toplama sürecinde ortaya çıkan güçlü yatırımcı ilgisinin, şirketin uzun vadeli büyüme stratejisine duyulan güvenin somut bir göstergesi olduğunu ifade etti. Güldüoğlu, “Meysu olarak halka arz sürecini, uzun vadeli büyüme stratejimizin planlı ve doğal bir devamı olarak ele aldık. Talep toplama sürecinde gördüğümüz yoğun ilgi, bugüne kadar kararlılıkla sürdürdüğümüz yatırım, üretim ve verimlilik odaklı yaklaşımımızın karşılık bulduğunu gösteriyor. Halka arzla birlikte daha şeffaf, daha güçlü ve daha kurumsal bir yapıyla yolumuza devam edeceğiz.” dedi. Yatırımlar ve Kapasite Artışı Ön Planda Osman Güldüoğlu, halka arzdan elde edilen kaynağın kullanım alanlarının net olduğunu belirterek, devam eden yatırım sürecinin büyük ölçüde tamamlandığını ifade etti. Mevcut üretim kapasitesini 182 milyon litreden 472 milyon litreye çıkaracak yatırımların yaklaşık yüzde 90’ının tamamlandığını kaydeden Güldüoğlu, 2026 yılının ilk yarısı itibarıyla üretim kapasitesinde belirgin bir artış sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Meysu Hakkında 55 yılı aşkın köklü marka mirasıyla Türkiye’nin önde gelen meyve suyu ve alkolsüz içecek üreticilerinden biri olan Meysu Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., güçlü üretim altyapısı, entegre üretim modeli ve geniş ürün portföyüyle faaliyetlerini sürdürmektedir. Meysu; meyve suları, nektarlar, gazlı içecekler ve enerji içecekleri başta olmak üzere farklı kategorilerde hem kendi markaları ile hem de özel markalı (private label) ürün üretmektedir. Yurt içi pazardaki güçlü konumunun yanı sıra ihracat odaklı büyüme stratejisiyle de öne çıkan Şirket, ürünlerini Asya, Avrupa, Amerika ve Afrika kıtalarında çok sayıda ülkeye ihraç etmektedir. Ara mamul ve tüketime hazır ürün üretimini birlikte gerçekleştiren entegre yapısı sayesinde maliyet, kalite ve tedarik sürekliliği açısından rekabet avantajı sağlayan Meysu, üretim faaliyetlerini Kayseri’de bulunan tesislerinde sürdürmektedir. Teknoloji odaklı yatırım vizyonuyla hareket eden Meysu, değişen tüketici beklentileri ve küresel içecek trendleri doğrultusunda ürün geliştirme çalışmalarına önem vermekte; üretim kapasitesini artırmayı ve ihracat pazarlarındaki varlığını güçlendirmeyi hedeflemektedir. Şirket, kalite ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımıyla uzun vadeli ve istikrarlı büyüme hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye, ChatGPT Kullanımında Dünyanın Zirvesinde Haber

Türkiye, ChatGPT Kullanımında Dünyanın Zirvesinde

Dijital pazarlama ajansı Cremicro'nun Kurucusu Haydar Özkömürcü, bu verilerin Türk şirketleri için 2026 yılında hayati bir strateji değişikliğini işaret ettiğini vurguluyor. Dünya genelinde dijital alışkanlıkların hızla değiştiği bir dönemden geçerken, Ekim 2025 verileri Türkiye'deki kullanıcı davranışlarına dair çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Küresel ortalamanın %80,92 olduğu "ChatGPT Kaynaklı Yapay Zeka Web Trafiği" listesinde Türkiye, %94,49'luk rekor bir oranla dünya birincisi oldu. Gelişmiş ülkeleri geride bırakan Türkiye'de, yapay zeka üzerinden bir web sitesine giden trafiğin neredeyse tamamı ChatGPT üzerinden gerçekleşiyor. Bu tabloyu yorumlayan Cremicro Kurucusu Haydar Özkömürcü, klasik SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) devrinin evrildiğini ve yerini AIO'ya (Yapay Zeka Optimizasyonu - Artificial Intelligence Optimization) bıraktığını belirtiyor. "Türkiye'de AIO Yaptırmayan Marka, Müşterisinin Gözünde Yok Hükmündedir" Verilerin, Türk tüketicisinin bilgiye ulaşma yolculuğunda arama motorlarından sohbet botlarına (chatbot) radikal bir geçiş yaptığını kanıtladığını belirten Haydar Özkömürcü, şu değerlendirmede bulundu. "Rapor açıkça gösteriyor ki; Türkiye'de yapay zeka kullanan her 100 kişiden yaklaşık 95'i, bir ürün veya hizmet ararken ChatGPT'nin yönlendirmelerine güveniyor. Bu, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir dominasyon. Artık sadece Google'da ilk sayfada olmak yetmiyor; markanızın ChatGPT tarafından 'önerilen' ve 'referans gösterilen' bir otorite olması gerekiyor. Buna 'Generative Engine Optimization' (GEO) veya AIO diyoruz. Bu veriler ışığında net bir şekilde söyleyebilirim ki; AIO stratejisinin dünyada en fazla işe yaradığı ve en yüksek geri dönüşü sağladığı ülke Türkiye'dir." Zorlu Geçecek 2026 Yılında Rekabet Avantajı: "Yapay Zekanın Dilinden Konuşmak" Ekonomik belirsizliklerin ve artan rekabet koşullarının gölgesinde geçmesi beklenen 2026 yılı, şirketlerin pazarlama bütçelerini en verimli şekilde kullanmalarını zorunlu kılıyor. Geleneksel reklam kanallarının maliyetleri artarken, ChatGPT gibi platformlarda görünür olmanın, satın alma kararı veren kitleye ulaşmanın en kestirme yolu olduğu görülüyor. Firmaların 2026 planlamalarında yapay zeka optimizasyonunu merkeze almaları gerektiğini vurgulayan Özkömürcü, sözlerine şöyle devam etti: "2026 yılı, şirketler için finansal açıdan temkinli olunması gereken, zorlu bir yıl olacak. Böylesine daralan bir ekonomide, pazarlama bütçenizi nereye harcadığınız hayati önem taşıyor. Müşterileriniz artık 'en iyi muhasebe yazılımı hangisi?' veya 'İstanbul'da en güvenilir insan kaynakları firması kim?' sorusunu Google yerine ChatGPT'ye soruyor. Eğer yapay zeka firmanızı tanımıyor ve önermiyorsa, o müşteriyi masada bırakıyorsunuz demektir. Türk şirketleri için krizden çıkışın ve büyümenin formülü, algoritmaların değil, yapay zekanın dilinden konuşan bir optimizasyon sürecinden geçiyor." Cremicro Hakkında: Haydar Özkömürcü tarafından kurulan Cremicro, veri odaklı dijital pazarlama, SEO ve yeni nesil Yapay Zeka Optimizasyonu (AIO) alanlarında hizmet veren, markaların dijital dönüşüm süreçlerine liderlik eden yenilikçi bir dijital pazarlama ajansıdır.

Akbank, KOBİ’lerin Yapay Zekâ Dönüşümünü Agentic AI Hackathon ile Destekliyor Haber

Akbank, KOBİ’lerin Yapay Zekâ Dönüşümünü Agentic AI Hackathon ile Destekliyor

Türkiye’de KOBİ’lere yönelik ilk kapsamlı Agentic AI maratonu olan programda, 50 KOBİ’ye dijital ve yapay zekâ olgunluk değerlendirmesi yapılırken, seçilen 10 KOBİ’nin gerçek operasyonel problemlerine yönelik uygulamalı çözümler geliştirmesi desteklendi. Program, KOBİ’lerin yapay zekâyı stratejik bir dönüşüm ve rekabet avantajı aracı olarak kullanabileceğini somut biçimde ortaya koydu. Akbank, MEXT ve Novus iş birliğiyle hayata geçirilen ‘KOBİ’ler İçin Agentic AI Hackathonu’, birbirlerinden farklı sektörlerdeki KOBİ’lerin gerçek operasyonel ihtiyaçlarına yönelik otonom yapay zekâ çözümleri geliştirmesine imkân sundu. Türkiye’de KOBİ’lere yönelik ilk kapsamlı Agentic AI (karar alabilen ve aksiyon gerçekleştirebilen otonom yapay zekâ sistemleri) maratonu olma özelliğini taşıyan program, MEXT’te gerçekleştirildi. KOBİ’lerin dijital ve yapay zekâ dönüşümünü hızlandırmayı hedefleyen KOBİ’ler İçin Agentic AI Hackathonu, teknoloji ile sanayiyi aynı zeminde buluşturdu. Program, KOBİ’lerin kendi operasyonlarından yola çıkarak, ölçülebilir yapay zekâ etkisi yaratabilecek çözümler geliştirmelerine odaklandı. Program kapsamında 50 KOBİ’ye Dijital ve Yapay Zekâ Olgunluk Değerlendirmesi yapıldı. Değerlendirme sonucunda belirlenen 10 KOBİ, hackathona davet edilerek Agentic AI mimarisi, bulut altyapıları ve Novus platformunu uygulamalı biçimde deneyimleme fırsatı buldu. Katılımcılar, kendi üretim, operasyon ve hizmet süreçlerindeki gerçek problemlere yönelik otonom ve entegre yapay zekâ çözümleri geliştirirken, uzmanlardan bire bir mentörlük aldı. “KOBİ’lerin yapay zekâ teknolojilerine erişimini kolaylaştırmayı hedefliyoruz” Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: “Akbank olarak KOBİ’lerin sürdürülebilir büyümesini, teknoloji ve dijital dönüşümle birlikte ele alıyoruz. KOBİ’ler İçin Agentic AI Hackathonu, KOBİ’lerin yapay zekâyı kendi operasyonlarına uyarlayabilecek yetkinliğe sahip olduğunu somut biçimde ortaya koyan çok kıymetli bir örnek. Bu tür programlarla, yapay zekâ dönüşümünü yalnızca büyük ölçekli şirketlerin değil, KOBİ’lerin erişebileceği ve gerçek değer üretebileceği bir alan hâline getirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda, KOBİ’lerin üretim ve iş süreçlerinde verimlilik artışı sağlamalarını, maliyetlerini optimize etmelerini ve rekabet güçlerini artırmalarını destekleyecek erişilebilir, ölçeklenebilir ve güvenilir yapay zeka çözümleri geliştirmelerine olanak tanıyoruz. İş dünyasının geleceğine yatırım yapmaya, KOBİ’lerimizin rekabet gücünü artıracak ekosistem iş birliklerini desteklemeye devam edeceğiz.” MEXT Teknoloji Merkezi Genel Müdürü Efe Erdem ise “MEXT olarak, üretim sektörünün geleceğini şekillendirecek agentic yapay zekâ teknolojilerinin gerçek operasyonel senaryolarla buluşmasını özellikle önemsiyoruz. Bu doğrultuda KOBİ’ler İçin Agentic AI Hackathonu, yalnızca bir günlük bir etkinlik olarak değil, uçtan uca kurgulanmış bir uygulama süreci olarak ele alıyoruz. Hackathon’a katılan KOBİ’ler, kendi üretim ve operasyon süreçlerindeki ihtiyaçları üzerinden agentic yapay zekâ kullanım senaryolarını geliştirme, bu ihtiyaçlara karşılık veren uygulanabilir ve ölçülebilir fayda üreten çözümler ortaya koyarak, bunları test etme imkânı buldular. Amacımız, yapay zekâyı pilot seviyede kullanılan bir teknoloji olmaktan çıkararak, özellikle üretim ekosisteminde ve KOBİ’ler nezdinde erişilebilir, ölçeklenebilir ve güvenilir bir yetkinlik haline getirmek. Biz de MEXT olarak bu yaklaşımdan yola çıkarak, koordinatörlüğünü üstlendiğimiz konsorsiyum ile Avrupa Birliği tarafından Avrupa Dijital İnovasyon Merkezi (EDIH) olarak seçildik. Bu yapı sayesinde, önümüzdeki dönemde KOBİ’lerin yapay zekâ ve dijital dönüşüm yolculuklarını daha geniş ölçekte, uygulama odaklı ve sürdürülebilir biçimde desteklemeyi hedefliyoruz.” KOBİ’ler için uygulamalı ve stratejik bir dönüşüm modeli KOBİ’ler İçin Agentic AI Hackathonu, üretim sektörüne özel kurgulanan yapısıyla KOBİ’lerin yapay zekâyı operasyonel verimlilik ve rekabet avantajı yaratan stratejik bir araç olarak konumlandırmasına hizmet ediyor. Akbank’ın sponsorları arasında yer aldığı program, KOBİ’ler için benzersiz bir teknoloji geliştirme ortamı sundu. Akbank, KOBİ’lere yönelik teknoloji ve dijital dönüşüm odaklı yaklaşımıyla yapay zekâ, veri ve inovasyon temelli programları desteklemeye, üretim sektörünün dönüşümüne katkı sağlamaya ve Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine değer katmaya devam edecek.

TÜRKÇİMENTO ve Çin Çimento Birliği’nden Stratejik İş Birliği Haber

TÜRKÇİMENTO ve Çin Çimento Birliği’nden Stratejik İş Birliği

Toplantıda Çin Çimento Birliği (CCA) ile TÜRKÇİMENTO yönetimi bir araya gelerek, iki ülkenin çimento sektöründeki durumu, dönüşüm stratejileri ve geleceğe yönelik ortak çalışma alanlarını değerlendirdi. Toplantıya, TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Çimento İşverenleri Sendikası Başkanı (ÇEİS) ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nihat Özdemir, TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, ÇEİS Genel Sekreteri Serdar Şardan ile Çin Çimento Birliği Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreteri Wang Yutao katılım sağladı. Toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, TÜRKÇİMENTO olarak Çin Çimento Birliği yetkililerini Antalya’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Dünya çimento üretiminin yaklaşık yarısına sahip olan Çin ile ilişkilerin geçmişten bugüne sürdürüldüğünün altını çizdi. Konukoğlu ayrıca Türkiye’nin stratejik konumu, güçlü ihracat altyapısı ve modern üretim kapasitesinin; Çin’in teknolojik ve dijital dönüşüm alanındaki birikimiyle birleşmesi halinde önemli bir sinerji oluşacağına dikkati çekti. Çin Çimento Birliği Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreteri Wang Yutao ise TÜRKÇİMENTO yetkilileriyle bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Çin Çimento Birliği olarak sektörde dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ entegrasyonu odağında bir ulusal dönüşüm stratejisi yürüttüklerini vurguladı. Bu kapsamda 2027 yılına kadar şirketlerin %70’inin üretim süreçlerini tamamen otomatikleştirmesi, en az %20’sinin ise ileri seviye dijital dönüşüm olgunluğuna ulaşması hedeflendiğini ifade etti. Ayrıca Çin’de halihazırda 295 fabrikanın “yeşil tesis” statüsü kazandığı da paylaştı. Yapılan toplantıda 2011 yılında iki Birlik arasında imzalanan iyi niyet anlaşmasının güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesi de gündeme geldi. Bu doğrultuda; pilot projeler, ortak eğitim programları, teknoloji ve fuar iş birlikleri ile uzman değişim programları için yeni ve daha kapsayıcı bir çerçeve oluşturulması konusunda görüş birliğine varıldı. Bu iş birliğinin, özellikle ETS (Emisyon Ticaret Sistemi) ve SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) süreçlerinde Türk çimento sektörüne rekabet avantajı sağlaması bekleniyor. Toplantının sonunda Çin Çimento Birliği, TÜRKÇİMENTO yetkililerini 13–15 Mayıs 2026 tarihlerinde Fuzhou kentinde düzenlenecek 27. Çin Uluslararası Çimento Endüstrisi Fuarı (CEMENTTECH) etkinliğine resmi olarak davet etti. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de gerçekleştirilecek teknik seminerler, atölye çalışmaları ve sektör etkinliklerinin de iki kurum iş birliğiyle düzenlenmesi hedefleniyor. Bu stratejik yakınlaşmanın, sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm, yeşil çimento ve beton teknolojileri alanlarında önemli kazanımlar yaratması ve küresel ölçekte örnek bir model oluşturması öngörülüyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.