Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Avantajı

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Avantajı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Avantajı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerjisa Üretim ve WHU CCT Dünya Liderlerini İstanbul’da Buluşturdu Haber

Enerjisa Üretim ve WHU CCT Dünya Liderlerini İstanbul’da Buluşturdu

“Çok Kutuplu Dünyada Başarıyı Sürdürmek” temasıyla İstanbul’da gerçekleştirilen WHU CCT 2026’da; Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk ve Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy’un da aralarında bulunduğu iş dünyasının önde gelen isimleri, değişen küresel dengelerden liderliğe, kurumsal dönüşümden organizasyonların geleceğine uzanan başlıkları ele aldı. İş dünyası ile akademiyi aynı platformda buluşturan WHU – Campus for Corporate Transformation’ın (CCT) 9’uncu buluşması, Enerjisa Üretim ev sahipliğinde Sakıp Sabancı Müzesi – The Seed’de gerçekleştirildi. Kuruculuğunu ve moderatörlüğünü Prof. Dr. Serden Özcan’ın üstlendiği konferansta, çok kutuplu dünyanın beraberinde getirdiği yeni ekonomik dengeler, jeopolitik gelişmeler ve teknolojik dönüşümün şirketlerin stratejileri üzerindeki etkileri değerlendirildi. Liderlik, kurumsal dayanıklılık ve organizasyonların geleceği, farklı sektörlerden ve coğrafyalardan deneyimlerle ele alındı. Küresel dönüşüm gündemi İstanbul’da çok yönlü ele alındı WHU CCT 2026, Türkiye’den ve dünyadan dikkat çekici bir konuşmacı kadrosunu İstanbul’da bir araya getirdi. Avusturya Eski Federal Şansölyesi Dr. Wolfgang Schüssel, Merck Grubu Denetleme Kurulu Üyesi ve Aile Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Simon Thelen, Pakistan’ın Amerika Birleşik Devletleri eski Büyükelçisi Ali J. Siddiqui ve EBRD Türkiye ve Kafkaslar Genel Müdürü Elisabetta Falcetti gibi uluslararası isimler, değişen küresel dengeleri farklı perspektiflerden değerlendirdi. Türkiye iş dünyasından ise Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, Erciyas Holding Genel Müdürü Emre Erciyas ve Unilever Türkiye Başkanı Ali Fuat Orhonoğlu, gün boyunca gerçekleştirilen keynote konuşmaları ve panel oturumlarında iş dünyasının dönüşüm gündemine ilişkin görüşlerini paylaştılar. Yapay zekâ kurumsal dönüşüm gündeminde öne çıktı Konferansta yapay zekânın verimlilik artışının ötesinde yeni iş modelleri, inovasyon ve rekabet avantajı yaratma potansiyeli ele alınırken, bu dönüşümün liderlik, kurum kültürü ve organizasyonel yetkinliklerle desteklenmesinin önemi vurgulandı. Finanstan enerjiye, teknolojiden sanayiye uzanan farklı sektörlerden liderleri aynı platformda buluşturan konferans, çok kutuplu dünyanın şekillendirdiği yeni dinamikleri ve şirketlerin geleceğe hazırlanırken geliştirebilecekleri stratejik yaklaşımları gündeme taşıdı. “Elektrik çağında geleceği esneklik, teknoloji ve güçlü ortaklıklarla inşa edeceğiz” Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar ve Operasyonlar Başkanı ve Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, WHU CCT’nin Türkiye’deki ilk buluşmasına ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti belirterek şunları söyledi: “WHU CCT’nin Türkiye’deki ilk buluşmasına ev sahipliği yapmak, küresel dönüşümün yönünü farklı sektörlerden ve coğrafyalardan liderlerle birlikte değerlendirmek açısından bizim için çok kıymetli. Bugün teknoloji, jeopolitik gelişmeler, değişen ekonomik dengeler ve yeni rekabet dinamikleri iş dünyasını eş zamanlı olarak dönüştürüyor. Bu dönemde kurumların başarısını; değişimi öngörme, yeni fırsatları değerlendirme, güçlü ortaklıklar geliştirme ve dönüşüme yön verebilme yetkinlikleri belirleyecek. Çok kutuplu dünyanın sunduğu fırsatları sürdürülebilir büyümeye dönüştürmenin yolu, uzun vadeli bir vizyonu çevik karar alma mekanizmaları ve güçlü bir kurum kültürüyle buluşturmaktan geçiyor. Yapay zekâdan enerji dönüşümüne, dijitalleşmeden yeni iş modellerine kadar uzanan bu değişim, sektörler arasındaki sınırları yeniden tanımlıyor. Enerji de bu dönüşümün en stratejik alanlarından biri. Dünya elektrik çağına giriyor. Yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli araçlar ve değişen yaşam biçimleri, elektrik ihtiyacını çok daha ileri taşıyacak. Enerji, ülkelerin bağımsızlığı ve ekonomik dayanıklılığı açısından giderek daha stratejik bir önem kazanıyor. Bu nedenle geleceğin enerji sistemini üretim kapasitesi, esneklik, teknoloji ve dijitalleşmeyi bir araya getiren bütünsel bir yaklaşımla ele alıyoruz. Enerjisa Üretim olarak farklı kaynaklardan elektrik üretebilme gücümüzü artırdık. Şimdi bu gücü batarya teknolojileri ve dijitalleşmeyle destekleyerek enerji sistemimize daha fazla esneklik kazandırmaya odaklanıyoruz. Yeni kapasite yatırımlarımızı sürdürürken elektrifikasyonun sanayiden ulaşıma, günlük yaşamdan yeni teknolojilere kadar yarattığı fırsatları değerlendiriyoruz. 2050’nin dünyasını bugünün kararları, yatırımları ve kurduğumuz ortaklıklarla inşa ediyoruz. Bu yolculukta uluslararası iş birliklerinin, bilgi paylaşımının ve ortak aklın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. WHU CCT gibi platformlar, farklı sektörlerden liderlerin deneyimlerini bir araya getirerek yeni fikirlerin ve güçlü ortaklıkların gelişmesine katkı sağlıyor. Bu anlayışla COP31’in somut uygulamaları, yenilikçi çözümleri ve uluslararası ortaklıkları hızlandıran önemli bir platform olacağına inanıyoruz. Türkiye’nin enerji dönüşümündeki güçlü potansiyelini dünyaya taşıyarak sürdürülebilir geleceğin inşasında öncü rol üstlenmesini önemsiyoruz.” “Geleceğin başarılı şirketleri, stratejiyi kültüre ve teknolojiyi yeni değere dönüştürebilenler olacak” WHU – Otto Beisheim İşletme Okulu İnovasyon ve Kurumsal Dönüşüm Kürsüsü Başkanı ve WHU CCT Kurucusu Prof. Dr. Serden Özcan ise şöyle konuştu: “Kurumsal dönüşüm, bugün liderliğin en temel sorumluluklarından biri. Başarının anahtarı; güçlü bir strateji oluşturmak, iş modellerini değişen koşullara uyarlamak ve bu stratejiyi hayata geçirecek kültürü kurumun DNA’sına yerleştirmekten geçiyor. Gerçek dönüşüm, strateji ile organizasyonun aynı hedef doğrultusunda ilerlemesiyle mümkün oluyor. Geleceğe yön veren kurumlar; çevikliği, stratejik disiplini ve sürekli öğrenme kültürünü bir araya getirebilenler olacak. Yapay zekâ da bu dönüşümün en güçlü katalizörlerinden biri. Bugün şirketler yapay zekânın sunduğu olanaklarla süreçlerini hızlandırıyor, verimliliklerini artırıyor ve yeni yetkinlikler geliştiriyor. Önümüzdeki beş ila altı yılda ise yapay zekânın yeni ürünlerin, iş modellerinin ve inovasyonun gelişiminde çok daha belirleyici bir rol üstleneceğini öngörüyoruz. Bu süreçte rekabet avantajını, teknolojiyi stratejik bir değere dönüştürebilen ve organizasyonlarını bu doğrultuda geliştirebilen şirketler elde edecek. WHU CCT’nin en önemli gücü de dönüşümü ortak bir öğrenme yolculuğuna dönüştürmesi. Farklı sektörlerden üst düzey yöneticilerin deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları, aldıkları kritik kararları ve bu süreçlerden çıkardıkları dersleri açıkça paylaşabildikleri bir ortam oluşturuyoruz. WHU CCT ile liderlerin birlikte düşündüğü, birbirinden öğrendiği ve geleceğin iş dünyasına yön verecek fikirleri geliştirdiği güçlü bir diyalog platformu oluşturmayı amaçlıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğuş Teknoloji 22 Bin Başvuruyu Yapay Zeka ile Değerlendirerek Süreçleri %30 Kısalttı Haber

Doğuş Teknoloji 22 Bin Başvuruyu Yapay Zeka ile Değerlendirerek Süreçleri %30 Kısalttı

Yapay zeka destekli araçlar ve ajanlarla yüksek hacimli veriyi daha etkin değerlendiren şirket, bir yandan gelecekte ihtiyaç duyacağı yetkinlikleri öngörmeye, diğer yandan çalışanlarına daha kişiselleştirilmiş gelişim ve kariyer yolları sunmaya odaklanıyor. Bu yaklaşımın merkezinde ise teknolojinin hız ve analiz gücü ile insanın deneyimini ve karar verme yetkinliğini bir araya getirmek var. Yapay zeka, iş dünyasında yalnızca teknolojik süreçleri değil; rolleri, ihtiyaç duyulan yetkinlikleri ve çalışma biçimlerini de değiştiriyor. Bu dönüşümle birlikte insan kaynaklarının rolü de bugünün yetenek ihtiyacını karşılamanın ötesine geçiyor. Artık organizasyonların birkaç yıl sonra hangi yetkinliklere ihtiyaç duyacağını öngörmek ve çalışanları bu geleceğe hazırlamak da gündemin önemli bir parçası. Doğuş Teknoloji de yetenek stratejisini bu bakış açısıyla şekillendiriyor. Yapay zekayı yalnızca operasyonel süreçleri hızlandırmak için değil, bugünün ve geleceğin yetkinlik ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve çalışanların gelişimini desteklemek için kullanıyor. 22 Binin Üzerinde Başvuru Yapay Zeka Desteğiyle Değerlendirildi Bu yaklaşımın işe alım tarafındaki somut örneklerinden biri, şirketin genç yetenek programı Geleceğe Giriş 2026 oldu. Program kapsamında 22 binin üzerinde başvurunun yönetilmesinde yapay zeka tabanlı video mülakat araçları ve aday arama ajanlarından yararlanıldı. Yüksek hacimli aday havuzu daha hızlı ve sistematik biçimde değerlendirilirken, görüşme süreçleri planlanan süreden yüzde 30 daha kısa sürede tamamlandı. Yapay zekanın yüksek hacimli veriyi analiz etmesi ve önceliklendirmesi, işe alım ekiplerinin operasyonel yükünü azaltırken insan değerlendirmesi gerektiren alanlara ve stratejik kararlara daha fazla zaman ayırmasını sağlıyor. Teknoloji süreci destekliyor, nihai karar ise insanda kalıyor. İşe Alımdan Kariyer Gelişimine Uzanan AI Destekli Yaklaşım Doğuş Teknoloji, işe alımda kullandığı yapay zeka yaklaşımını yetenek gelişimi ve kariyer yönetimine de taşıyor. Şirket, çalışanların yalnızca bugünkü rollerine değil; sahip oldukları yetkinliklere, gelişim alanlarına ve gelecekte üstlenebilecekleri rollere de bakıyor. Amaç, çalışanların gelişim ve kariyer planlarını şirketin önümüzdeki iki-üç yıllık yetkinlik ihtiyaçlarıyla daha güçlü şekilde buluşturmak. Yapay zeka destekli ajanlar da mevcut ve gelecekte ihtiyaç duyulacak yetkinliklerin belirlenmesinden kişiselleştirilmiş gelişim alanlarının oluşturulmasına kadar sürecin farklı noktalarında devreye giriyor. “Kariyer Planlamasını Bugünkü Rollerden Değil, Gelecekte İhtiyaç Duyacağımız Yetkinliklerden Başlatıyoruz” Doğuş Teknoloji Yetenek ve Kültürden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nağme Babalık, şirketin yaklaşımını şöyle değerlendiriyor: “Geleceğin organizasyonlarını bugünün tanımlarıyla yönetemeyiz. Önümüzdeki dönemde pozisyonlardan çok yetkinlikleri ve potansiyeli, deneyimden çok öğrenme çevikliğini konuşacağız. Bu nedenle yalnızca bugünün yetenek ihtiyacına değil; yapay zeka ile hangi rollerin dönüşeceğine, hangi yetkinliklerin önem kazanacağına ve çalışma arkadaşlarımızı bu değişime nasıl hazırlayacağımıza da bakıyoruz. Yapay zeka destekli ajanlarla bugün sahip olduğumuz ve gelecekte ihtiyaç duyacağımız yetkinlikleri tanımlarken, çalışanlarımız için daha kişiselleştirilmiş gelişim ve kariyer planları oluşturuyoruz. Burada yalnızca kişinin bugünkü rolünden hareket etmiyoruz; önümüzdeki iki-üç yıl içerisinde organizasyonun hangi yetkinliklere ihtiyaç duyacağını da dikkate alıyoruz. Yapay zeka okuryazarlığı, şirketimizin ana yetkinliklerinden biri. Sadece teknik ekiplerimiz değil; insan kaynaklarından finansa, pazarlamadan satışa her fonksiyon yapay zeka ile dönüşüyor. Odağımızda, iş süreçlerimizi dönüştürürken doğru soruyu sorarak bağlam kurmak ve ortaya çıkan sonucu doğru değerlendirmek var. Bu nedenle, tüm çalışma arkadaşlarımızın yalnızca yeni teknoloji araçlarını kullanmalarını değil; problemi doğru tespit edip, yapay zeka desteği ile ürettiği çıktıyı iş sonuçlarına dönüştürmesini bekliyoruz. AI native dönemde teknik uzmanlık hala çok önemli ancak tek başına yeterli olmayacak. Teknik uzmanlığı işin bağlamıyla birleştiren profesyoneller geleceğin yetenekleri olacak. Rekabet avantajı, teknolojiyle güçlendirilmiş hibrit yetkinlik setlerini organizasyonel ölçekte geliştirebilen kurumlarda olacak. Biz de bu bakış açısıyla, teknoloji ile insanın birlikte daha fazla değer ürettiği bir çalışma modeli inşa ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güneş Enerjisi Yatırımlarıyla İşletmeler Geleceğe Güvenle İlerliyor Haber

Güneş Enerjisi Yatırımlarıyla İşletmeler Geleceğe Güvenle İlerliyor

Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biri olan CW Enerji, işletmelere enerji maliyetlerini azaltma, uzun vadeli tasarruf sağlama ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma imkanı sunan güneş enerjisi santrali yatırımlarına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. CW Enerji CEO’su Volkan Yılmaz, güneş enerjisinin sürdürülebilir bir gelecek için kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Artan enerji maliyetleri karşısında GES yatırımlarının işletmeler için stratejik bir çözüm haline geldiğini belirten Yılmaz, öz tüketim odaklı enerji üretiminin hem maliyetleri düşürdüğünü hem de sürdürülebilir büyümeye katkı sunduğunu kaydetti. Enerji maliyetlerinin her geçen gün daha fazla önem kazandığı günümüzde işletmelerin üretim süreçlerini daha verimli ve sürdürülebilir hale getirecek çözümlere yöneldiğini ifade eden Yılmaz, “Bu noktada güneş enerjisi santrali yatırımları, yalnızca elektrik üretmekle kalmıyor; uzun vadeli maliyet avantajı, enerji bağımsızlığı ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da işletmelere önemli katkılar sağlıyor. Güneş enerjisi artık yalnızca çevreci bir yatırım değil, aynı zamanda işletmeler için güçlü bir rekabet avantajı sağlayan stratejik bir yatırım aracı haline geldi” dedi. Yılmaz: Enerji maliyetlerini kontrol altına almak mümkün Enerji giderlerinin birçok sektör için en önemli maliyet kalemlerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, güneş enerjisi yatırımlarının işletmelere uzun yıllar boyunca önemli tasarruf sağladığını söyledi. Yılmaz, "GES yatırımı gerçekleştiren işletmeler, elektrik ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü kendi tesislerinde üreterek enerji maliyetlerini kontrol altına alabiliyor. Özellikle öz tüketim odaklı kurulan sistemler sayesinde işletmeler, elektrik fiyatlarındaki dalgalanmalardan daha az etkilenirken uzun vadede ciddi maliyet avantajı elde ediyor. Bu durum hem finansal planlamayı kolaylaştırıyor hem de işletmelerin karlılığını destekliyor" diye konuştu. Karbon ayak izini azaltıyor, sürdürülebilirlik hedeflerini destekliyor Güneş enerjisi sistemlerinin uzun kullanım ömrü sayesinde yatırımın yıllar boyunca değer üretmeye devam ettiğini dile getiren Yılmaz, düşük bakım ihtiyacı ve yüksek performansıyla GES projelerinin işletmeler için güvenilir bir yatırım modeli sunduğunu kaydetti. Yılmaz, "Doğru projelendirilmiş ve kaliteli ekipmanlarla kurulan güneş enerji santralleri, uzun yıllar boyunca yüksek verimlilikle çalışabiliyor. Böylece işletmeler yalnızca bugünün değil, geleceğin enerji ihtiyaçlarını da güvence altına almış oluyor. Diğer yandan günümüzde küresel ölçekte sürdürülebilirlik hedefleri giderek daha fazla önem kazandı. Bu çerçevede yenilenebilir enerji yatırımları da işletmelerin çevresel sorumluluklarını yerine getirmesinde önemli rol oynuyor. Artık karbon emisyonlarının azaltılması hem çevresel hem de ticari açıdan önemli hale geldi. Güneş enerjisi kullanımı sayesinde işletmeler karbon ayak izlerini önemli ölçüde azaltabiliyor. Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamalarında ve uluslararası iş birliklerinde işletmelere önemli avantajlar sağlıyor. Çevresel duyarlılığı yüksek markalar, küresel pazarda daha güçlü bir konuma ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. CW Enerji işletmelerin enerji dönüşümüne destek oluyor Enerji arz güvenliğinin günümüzde işletmeler açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çeken Yılmaz, kendi elektriğini üretebilen işletmelerin üretim süreçlerini daha güvenli ve öngörülebilir şekilde yönetebildiğini söyledi. Yılmaz, "Enerji maliyetlerini düşüren, sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen ve enerji bağımsızlığını güçlendiren GES yatırımları, işletmelerin rekabet gücünü artıran önemli unsurlar arasında yer alıyor. Günümüzde yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlar yalnızca maliyet avantajı sağlamıyor; aynı zamanda markaların geleceğe daha güçlü hazırlanmasına da katkı sunuyor. CW Enerji olarak, güneş paneli üretiminden anahtar teslim GES projelerine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunuyoruz ve işletmelerin ihtiyaçlarına özel çözümler geliştiriyoruz. Yerli ve milli üretim gücümüz, mühendislik tecrübemiz ve yenilikçi teknolojilerimizle işletmelerin enerji dönüşüm yolculuğunda çözüm ortağı olmaya devam ediyoruz. Amacımız, daha fazla işletmenin yenilenebilir enerjiye geçişini destekleyerek hem ülke ekonomisine hem de sürdürülebilir geleceğe katkı sağlamaktır" diye konuştu. CW Enerji Hakkında CW Enerji, Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biridir. Yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerinde geliştirdiği TOPCon High Efficiency yüksek verimli güneş hücreleriyle enerji sektörüne yön veren firma, GES proje geliştirme, sistem tasarımı, mühendislik, anahtar teslim kurulum, işletme, bakım/onarım ve teknik danışmanlık hizmetleriyle güneş enerjisinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlar. Akıllı ev ve enerji depolama sistemleriyle yenilenebilir enerji çözümlerini geleceğin yaşam alanlarına entegre eden CW Enerji; konut ve endüstriyel tip lityum enerji depolama çözümleri, On Grid, Off Grid ve hibrit sistemleri, elektrikli araç şarj istasyonları, golf arabaları, forkliftler, transpaletler, scooter ve elektrikli bisikletler için lityum batarya çözümleri, esnek güneş panelleri, ev tipi ve havuz tipi ısı pompaları gibi yenilikçi ürünlerle hem evsel hem endüstriyel enerji ihtiyaçlarına sürdürülebilir çözümler sunar. Kendi alüminyum üretim ve solar hücre tesisleriyle entegre üretim gücünü artıran şirket, global pazarlarda rekabet üstünlüğünü pekiştirerek Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nakit Dönüşüm Süresi Uzadı, Şirketlerin Odağı İşletme Sermayesi Yönetimine Kaydı Haber

Nakit Dönüşüm Süresi Uzadı, Şirketlerin Odağı İşletme Sermayesi Yönetimine Kaydı

Finansman maliyetleri, talep koşulları ve ticari vadelerdeki uzama şirketler için nakit akışı yönetimini daha kritik hale getirirken, Octet Türkiye Chief Revenue Officer (CRO) Fırat Uysal, finansal görünürlüğün şirketlerin karar alma süreçlerinde stratejik bir güç haline geldiğini vurguluyor. Sıkı finansal koşullar, şirketlerin büyüme ve operasyon yönetimi kararlarında nakit akışını daha kritik bir başlık haline getiriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Mayıs 2026 tarihli Finansal İstikrar Raporu’nda, BİST’e kote firmalarda nakit dönüşüm süresinin 2026’nın ilk çeyreğinde 105 güne yükseldiği belirtiliyor. Raporda, nakit dönüşüm sürelerindeki uzamada 2022 yılından bu yana artan finansman maliyetleri, talep kompozisyonundaki değişim ve ticari vadelerdeki uzamanın etkili olduğuna dikkat çekiliyor. Bu tablo, şirketler açısından tahsilat ve ödeme döngüsünün doğru yönetilmesinin rekabet gücü üzerinde daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Özellikle geniş bayi ve tedarikçi ağıyla çalışan yapılarda tahsilat süreleri, ödeme vadeleri ve farklı finansal kanalların aynı anda yönetilmesi, operasyonel sürdürülebilirlik açısından daha fazla önem kazanıyor. Şirketler bu nedenle dağınık finansal süreçleri tek merkezden izleyebilecekleri, nakit akışlarını daha öngörülebilir hale getirebilecekleri ve işletme sermayelerini daha verimli kullanabilecekleri yapılara yöneliyor. “Rekabet avantajı, nakit akışını ne kadar iyi yönettiğinizle belirleniyor” Mevcut ekonomik ortamda şirketler için finansal yönetimin odağının değiştiğine dikkat çeken Octet Türkiye Chief Revenue Officer (CRO) Fırat Uysal, şunları söyledi: “Finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği, ticari vadelerin uzadığı ve nakit dönüşüm süresinin şirketler için daha kritik hale geldiği bir dönemde temel mesele, mevcut kaynakların hangi hızda ve ne kadar öngörülebilir şekilde yönetilebildiği. Bugün rekabet avantajı; tahsilat süresini kısaltabilmekten, ödeme planlarını nakit akışına göre yapılandırabilmekten ve finansal akışı anlık olarak takip edebilmekten geçiyor. Nakit akışının görünür ve planlanabilir olması, şirketlerin likidite yönetimini güçlendirirken vade, finansman ve döviz pozisyonuna ilişkin kararlarını da daha sağlıklı almalarına yardımcı oluyor.” Şirketlerin geçmişte büyümeyi daha çok yeni kaynak arayışı üzerinden değerlendirdiğini belirten Uysal, bugün işletme sermayesinin etkin kullanımının çok daha stratejik hale geldiğini ifade etti. Uysal, “Şirketler artık büyümenin yanında bu büyümeyi sürdürülebilir kılacak finansal zemini güçlendirmeye de odaklanıyor. Bu noktada tahsilat, ödeme ve nakit akışı süreçlerinin birbirinden kopuk yapılarla değil, bütüncül bir sistem üzerinden yönetilmesi büyük önem taşıyor” dedi. Ödeme ve tahsilat süreçleri tek platformda buluşuyor TCMB tarafından lisanslanan ve denetlenen Octet Türkiye, B2B ödeme ve tahsilat süreçlerini tek platformda buluşturan altyapısıyla şirketlerin finansal operasyonlarını daha görünür, planlanabilir ve verimli şekilde yönetmelerine destek oluyor. Octet Türkiye’nin geliştirdiği altyapı; alıcıları, satıcıları ve finansal kurumları aynı platformda buluşturarak B2B ticaretin finansal süreçlerini sadeleştiriyor. Platform sayesinde şirketler, alacaklarını daha hızlı tahsil edebilirken ödeme planlarını kendi nakit akışlarına göre şekillendirebiliyor ve farklı banka ve ödeme araçlarını tek noktadan yönetebiliyor. Octet Platformu’nun Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS), Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS), Sanal POS ve farklı banka entegrasyonlarını tek çatı altında sunduğunu belirten Uysal, “Özellikle geniş bayi ve tedarikçi ağıyla çalışan şirketlerin finansal süreçlerini daha izlenebilir hale getiriyoruz. Bu yapı, operasyonel verimliliği artırırken şirketlerin vade, tahsilat ve ödeme kararlarını daha sağlıklı verilerle planlamasına da katkı sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu. Finansal görünürlük, karar alma süreçlerini güçlendiriyor TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu’nda likit aktif oranının 2023 yılından bu yana gerileyerek 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla yüzde 18,7 seviyesinde gerçekleştiği belirtiliyor. Raporda, bu gerilemede sıkı finansal koşulların etkisiyle firmaların dış finansman yerine içsel kaynaklara yönelmesinin etkili olduğu değerlendiriliyor. Bu görünüm, şirketlerin mevcut kaynaklarını daha etkin kullanabilmesini ve finansal hareketlerini daha bütüncül takip edebilmesini daha önemli hale getiriyor. Octet Türkiye’nin sunduğu çözümlerin şirketlerin mevcut kaynaklarını daha etkin kullanmasına destek olduğunu belirten Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Octet Türkiye olarak şirketlerin ödeme, tahsilat ve nakit akışı süreçlerini tek platform üzerinden yönetebilmelerini sağlıyoruz. Amacımız, işletmelerin mevcut işletme sermayelerini daha etkin kullanmalarına, finansal karar alma süreçlerini güçlendirmelerine ve sürdürülebilir büyüme hedeflerini daha sağlam bir finansal yapı üzerinde ilerletmelerine katkı sunmak. Şirketlerin tüm paydaşlarıyla aynı finansal zeminde buluşabilmesi, ticari döngüyü daha dengeli ve sürdürülebilir hale getiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SAS: Agentic AI Yatırımlarından Gerçek Değer Elde Etmenin Anahtarı İnsan Uzmanlığı Haber

SAS: Agentic AI Yatırımlarından Gerçek Değer Elde Etmenin Anahtarı İnsan Uzmanlığı

Şirketler yapay zekâda deneysel aşamadan, iş akışlarında bağımsız eylemler alabilen agentic AI sistemlerine geçerken; SAS liderlerine göre YZ yatırım getirisindeki yeni sınav, kuruluşların insan karar verme yetkinliğini devre dışı bırakmadan otomasyonu ölçeklendirip ölçeklendiremeyeceği olacak. Otomasyon kısa vadede maliyet tasarrufu sağlayabilir. Ancak SAS yöneticileri, kalıcı yapay zekâ değerinin; insanın bağlam bilgisi, hesap verebilirliği ve sektörel uzmanlığını güçlendirecek şekilde tasarlanan sistemlerden geliyor. Bu değer aynı zamanda hedefleri belirleme, sınırları tanımlama ve yüksek riskli kararları alma sorumluluğunu insanlarda tutan yönetişim çerçevelerine dayanıyor. Bu insan odaklı yaklaşım aynı zamanda ticari bir gereklilik. 2025 yılında SAS tarafından desteklenen IDC araştırması, güvenilir yapay zekâya öncelik veren kurumların AI projelerinden elde ettikleri yatırım getirisini (ROI) ikiye katlama olasılığının %60 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, SAS'ın 50 yıllık yaklaşımının temelini oluşturuyor: Teknoloji, insanların anlayışını, karar verme yetisini ve başarabileceklerini genişletmelidir. 2026 yılında 50. yılını kutlayan SAS, bu ilkeyi yapay zekâ çağına da taşıyarak kurumların sorumlu bir şekilde yenilik yapmasına, AI yönetişimini ölçeklendirmesine ve veriyi güvenilir kararlara dönüştürmesine yardımcı oluyor. Herkes yapay zekâya erişebiliyorsa rekabet avantajı ne olacak? “Herkes aynı yanıtlara tek bir komutla ulaşabildiğinde, insan uzmanlığı ve muhakemesi fark yaratan unsur haline geliyor. Yapay zekâ yanıtlar üretebilir ancak bir işletmeyi, müşterilerini ve geleceğini şekillendiren kararları anlayan insanların yerini alamaz. Yapay zekâdan en fazla faydayı sağlayacak kuruluşlar, insan uzmanlığının yerine geçmek yerine onu güçlendirmek için yapay zekâdan yararlananlar olacak.” Bryan Harris, SAS, Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CTO) Yapay zekâ çalışanların yerini mi alacak, yoksa iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri mi değiştirecek? “Yapay zekâ bazı görevleri otomatikleştirecek ve bazı rollerin yapısını değiştirecek ancak daha büyük etki, insanların başarılı olmak için ihtiyaç duyacağı yetkinlikler üzerinde görülecek. Buradaki en büyük fırsat, herkesi veri bilimciye dönüştürmek değil, daha fazla insanın daha iyi kararlar almasını sağlamak. Her çalışandan uzman olmasını beklemek yerine yapay zekâ, ihtiyaç duydukları anda uzmanlığa erişmelerini sağlayabilir. Öne geçecek şirketler, en fazla işi otomatikleştirenler değil, en doğru kararları alanlar olacak.” Udo Sglavo, SAS, Uygulamalı Yapay Zekâ ve Modelleme Başkan Yardımcısı Güvenilir yapay zekâ yönetişiminde “insan liderliği” ne anlama geliyor? “İnsan gözetimi, otomatikleştirilmiş bir sürecin sonunda gerçekleştirilen sembolik bir kontrol noktası olmamalı. Yapay zekânın insani değerleri yansıtmasını istiyorsak insanların sistemlerin nasıl tasarlandığı, yönetildiği ve kullanıldığı süreçlere dâhil olması gerekiyor. Amaç yalnızca ‘döngüde insan’ yaklaşımı değil; özellikle kararların belirsizlik, risk veya gerçek dünyada önemli sonuçlar içerdiği durumlarda ‘liderlik eden insan’ yaklaşımını benimsemek.” Reggie Townsend, SAS, Veri Etiğinden Sorumlu Başkan Yardımcısı En yüksek yatırım getirisini hangi tür yapay zekâ projeleri sağlıyor? “Yaygın inanışın aksine, yapay zekânın en yüksek getirisi çalışan sayısını azaltmaktan gelmiyor. Nitekim SAS tarafından geçen yıl yaptırılan IDC araştırmasına göre, müşteri deneyimine odaklanan yapay zekâ girişimleri, maliyet azaltmayı hedefleyen girişimlere kıyasla neredeyse yüzde 20 daha yüksek getiri sağlıyor. Otomasyon ve verimlilik elbette önemli. Ancak daha yüksek getiriler, yapay zekânın insanların inovasyonu desteklemesine ve yalnızca daha hızlı değil, daha iyi bir deneyim sunmasına yardımcı olduğu durumlarda ortaya çıkıyor.” Stu Bradley, SAS, Risk, Suistimal ve Uyum Çözümlerinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Liderler yapay zekâ okuryazarlığını geliştirmek ve kontrolsüz yapay zekâ kullanımının önüne geçmek için ne yapmalı? “Yapay zekâ okuryazarlığı artık liderlerin sorumluluğunda. Yöneticilerin, yapay zekânın nerede fayda sağladığını, nerede risk yarattığını ve çalışanların yapay zekâyı nasıl sorumlu bir şekilde kullanması gerektiğini açıklayarak kuruluşları için birer ‘yapay zekâ tercümanı’ olmaları gerekiyor. Liderler net beklentiler ortaya koymaz ve bu davranışlara kendileri de örnek olmazsa, kontrolsüz yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmasına şaşırmamalılar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çok Dilli Haber Yayını Avantajları Neler? Haber

Çok Dilli Haber Yayını Avantajları Neler?

Bir haberin etkisi artık sadece ilk yayımlandığı dil kadar geniş değil. Özellikle ekonomi, savunma, enerji, teknoloji ve lojistik gibi karar odaklı alanlarda çok dilli haber yayını avantajları, yalnızca daha fazla kişiye ulaşmakla sınırlı kalmıyor; kurumların itibarını, görünürlüğünü ve pazardaki konumunu da doğrudan etkiliyor. Dijital yayıncılıkta rekabetin hızlandığı bir dönemde, tek dilde kalmak çoğu zaman erişim kaybı anlamına geliyor. Çok dilli haber yayını avantajları neden stratejik hale geldi? Ulusal ölçekte güçlü bir yayın politikası yürütmek, artık tek başına yeterli olmayabiliyor. Şirketler, yatırımcılar, tedarik zinciri paydaşları, yabancı medya izleyicileri ve farklı ülkelerdeki sektör profesyonelleri aynı gelişmeyi kendi dillerinde görmek istiyor. Bu beklenti özellikle B2B odaklı yayıncılıkta daha belirgin. Çünkü hedef kitle sadece haberi okumuyor, aynı zamanda o habere göre karar veriyor, iletişim kuruyor ya da yatırım pozisyonu alıyor. Çok dilli yayın burada bir vitrin çalışmasından ibaret değil. Doğru kurgulandığında kurumsal güveni artıran, içerik ömrünü uzatan ve haberin ikinci, hatta üçüncü dolaşımını mümkün kılan bir dağıtım modeli haline geliyor. Bir şirketin üretim yatırımı, bir savunma sanayi iş birliği, bir enerji projesi ya da bir teknoloji girişimi haberi, farklı dillerde yayımlandığında aynı içerik farklı pazarlarda farklı ticari sonuçlar üretebiliyor. Erişim artışı var, ama asıl mesele hedefli erişim Yayıncılar için en sık dile getirilen fayda daha geniş kitleye ulaşmak. Bu doğru, ancak eksik. Asıl değer, doğru kitleye ana dilinde ulaşmakta ortaya çıkıyor. İngilizce yayımlanan bir şirket haberi uluslararası yatırımcıların radarına girebilirken, Arapça versiyon bölgesel ticaret ağlarına, Almanca versiyon ise sanayi iş birlikleriyle ilgilenen paydaşlara temas edebilir. Bu ayrım önemli. Çünkü tüm trafik aynı değeri üretmez. Kurumsal yayıncılıkta nitelikli görünürlük, ham erişimden daha kıymetlidir. Çok dilli içerik, haberin sektör bazlı ve coğrafi bazlı karşılığını güçlendirir. Özellikle ihracatçı şirketler, uluslararası fuarlara katılan markalar, yabancı ortaklık arayan girişimler ve küresel tedarik zincirine dahil kurumlar için bu fark doğrudan ticari değere dönüşebilir. Aynı durum dijital gazeteler ve haber platformları için de geçerli. Farklı dillerde sunulan içerik, platformun sadece yerel bir mecra değil, bölgesel veya uluslararası referans noktası olarak algılanmasına yardımcı olur. Güven inşasında dil, çoğu zaman tasarımdan daha etkilidir Kurumlar çoğu zaman görünürlüğe yatırım yaparken tasarım, reklam ve kampanya tarafına odaklanır. Oysa haber söz konusu olduğunda güveni belirleyen unsurlardan biri, bilginin hedef kitleye doğal diliyle ulaşmasıdır. İnsanlar kritik gelişmeleri kendi dillerinde okuduklarında içeriği daha hızlı değerlendirir, daha düşük şüpheyle yaklaşır ve kurumu daha profesyonel algılar. Bu durum özellikle resmi açıklamalar, yatırım duyuruları, yönetici görüşleri, sürdürülebilirlik raporları ve sektör iş birlikleri gibi yüksek hassasiyetli konularda belirginleşir. Haber farklı dilde sadece çevrilmiş görünmemeli; bağlama uygun aktarılmış olmalıdır. Aksi halde çok dilli yayın, avantaj olmaktan çıkıp güven sorunu yaratabilir. Burada kalite meselesi devreye girer. Kelime kelime çeviri ile editoryal yerelleştirme aynı şey değildir. Başlık ritmi, sektör terminolojisi, ülke bazlı kullanım farkları ve hukuki hassasiyetler dikkate alınmadığında içerik profesyonel görünse bile etkisini kaybedebilir. Yani çok dilli yayın değerli bir yatırım, fakat ancak editoryal kalite korunursa. Arama görünürlüğü ve içerik ömrü üzerinde güçlü etkisi var Dijital yayıncılıkta bir haberin ömrü bazen birkaç saat, bazen birkaç gün. Ancak içerik farklı dillerde yayımlandığında arama motorlarındaki görünürlüğü ve yeniden keşfedilme ihtimali artar. Özellikle sektör haberciliğinde bu ciddi bir avantajdır. Çünkü insanlar aynı konuyu farklı anahtar kelimelerle, farklı dillerde ve farklı bağlamlarla aratır. Örneğin bir savunma teknolojisi yatırımı haberi Türkçe aramalarda farklı, İngilizce aramalarda farklı niyetlerle bulunur. Türkçe okuyucu yerel etkisini merak ederken, İngilizce okuyucu ortaklık boyutunu veya teknolojik kapasiteyi araştırıyor olabilir. Aynı gelişmeyi bu niyetlere uygun biçimde sunmak, organik görünürlüğü artırır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her dil için aynı metni mekanik biçimde çoğaltmamaktır. Arama davranışları değiştiği için başlıkların, spotların ve vurgu alanlarının da farklılaşması gerekir. Yani çok dilli haber yayını avantajları arasında SEO katkısı vardır, ancak bu katkı ancak dil bazlı editoryal planlamayla gerçek sonuç üretir. Kurumsal itibar ve yatırım iletişimi için çarpan etkisi yaratır Yatırımcı ilişkileri, kamuoyu iletişimi ve marka itibarı artık tek pazarda yönetilmiyor. Bir üretim tesisi açılışı, yeni nesil bir teknoloji ortaklığı veya sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm haberi; aynı anda birden fazla paydaş grubunu ilgilendirebilir. Yerel kamuoyu, küresel yatırımcı, tedarikçi ağı, sektör basını ve potansiyel iş ortakları aynı haberden farklı beklentilerle beslenir. Bu yüzden çok dilli yayın, kurumsal iletişim ekipleri için operasyonel bir kolaylık değil, stratejik bir kaldıraçtır. Haber tek merkezden üretilip çoklu dil akışıyla dağıtıldığında mesaj kontrolü korunur. Bu da kurumun farklı pazarlarda çelişkili anlatılarla temsil edilmesi riskini azaltır. Özellikle halka açık şirketler, uluslararası proje yürüten sanayi kuruluşları ve yabancı sermayeyle temas eden markalar için bu yaklaşım daha kritik. Çünkü görünür olmak yetmez; tutarlı görünmek gerekir. Sektörel habercilikte rekabet avantajı daha belirgin Genel haberlerde çok dilli yayın önemli bir artı olabilir. Fakat sektör haberciliğinde çoğu zaman oyunun kurallarını değiştirir. Savunma, enerji, tarım teknolojileri, yapay zeka, lojistik ve üretim sanayi gibi alanlarda haberin alıcısı daha uzman, daha seçici ve daha sonuç odaklıdır. Bu kitle yüzeysel metni hemen ayıklar. Dolayısıyla çok dilli içerik, sadece daha fazla yayın üretmek anlamına gelmez. Daha yüksek uzmanlıkla daha geniş etki alanı kurmak anlamına gelir. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel yoğunluğu yüksek platformlar için bunun değeri daha da artar. Çünkü hedef kitle haber tüketmiyor sadece; aynı içerikten iş bağlantısı, piyasa sinyali ve kurumsal pozisyon okuması çıkarıyor. Burada bir başka avantaj da yeniden kullanım tarafında ortaya çıkar. Telifsiz ve ücretsiz haber içeriği modeliyle çalışan yapılarda çok dilli dağıtım, içerik ortakları için ciddi verim sağlar. Dijital gazeteler ve yayıncılar, ek çeviri operasyonu kurmadan daha geniş bir içerik havuzuna erişebilir. Bu da hem hız kazandırır hem yayın sürekliliğini destekler. Çok dilli yayın her kurum için aynı sonucu vermez Bu noktada bir denge notu düşmek gerekir. Çok dilli yayın her zaman otomatik başarı üretmez. Hedef kitlesi büyük ölçüde yerel olan, uluslararası temas noktası sınırlı bulunan veya içerik kalitesi yetersiz olan kurumlarda beklenen etki oluşmayabilir. Üstelik zayıf çeviri, düşük editoryal kontrol ve plansız dağıtım markaya zarar da verebilir. Ayrıca her haberi her dile çevirmek de doğru yaklaşım değildir. Bazı içerikler yerel kalmalıdır, bazıları ise yalnızca belirli pazarlara açılmalıdır. En verimli model, haber akışını değerine göre katmanlandırmaktır. Hangi içerik yatırımcıya hitap ediyor, hangisi bölgesel ticarete dokunuyor, hangisi kurumsal itibar için kritik, önce bunun netleşmesi gerekir. Bir diğer konu da hız ile doğruluk arasındaki denge. Haber merkezleri çok dilli akış kurarken hızlı olmak ister. Ancak hızlı çeviri ile editoryal doğruluk arasındaki mesafe bazen açılır. Özellikle teknik sektörlerde terminoloji hataları küçük görünse de büyük algı sorunları doğurabilir. Bu yüzden çok dilli yayın modeli, teknoloji desteği kadar editör disiplinine de ihtiyaç duyar. Doğru model: Çeviri değil editoryal çoğaltma Başarılı kurumlar çok dilli yayın stratejisini çeviri hizmeti gibi yönetmiyor. Onu, editoryal çoğaltma modeli olarak ele alıyor. Yani aynı bilgi çekirdeği, her dilde o pazarın okuma alışkanlığına, sektör diline ve haber önceliğine göre yeniden işleniyor. Bu yaklaşım hem daha doğal görünür hem daha yüksek etkileşim üretir. Özellikle yönetici röportajları, kurum açıklamaları, yatırım haberleri ve sektörel analizlerde bu fark büyür. Çünkü bu tür içerikler yalnızca bilgi taşımaz; aynı zamanda kurumun tonunu, yetkinliğini ve pozisyonunu da yansıtır. Eğer dil değişirken bu ton kaybolursa, yayın çok dilli görünür ama kurumsal etki zayıflar. Önümüzdeki dönemde medya kurumları için asıl yarış daha çok haber üretmek değil, aynı haberi daha akıllı dolaşıma sokmak olacak. Çok dilli yayın tam da bu nedenle büyüme alanı olmaya devam edecek. Doğru dil, doğru hedef kitle ve doğru editoryal standart bir araya geldiğinde, haber sadece okunmaz; referans alınır, paylaşılır ve iş değeri üretir. Kurumlar için sorulması gereken soru artık şu: Haberiniz yayımlandı mı değil, hangi dillerde gerçek karşılık buldu?

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır? Haber

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır?

Bir şirketin dönüşüm ilan etmesi kolaydır; piyasada karşılık bulan bir dönüşüm hikayesi yazması ise zordur. Çünkü kurumsal dönüşüm hikayeleri, yalnızca yeni bir yazılım yatırımı ya da organizasyon şeması değişikliğiyle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, kurumun neden değiştiği, bu değişimi nasıl yönettiği ve sonuçlarını hangi göstergelerle ortaya koyabildiğidir. İş dünyasında dönüşüm artık dönemsel bir proje başlığı değil, yönetim pratiğinin kalıcı bir parçası. Enerjiden lojistiğe, savunmadan tarım teknolojilerine kadar birçok sektörde şirketler aynı anda birkaç baskıyla karşı karşıya kalıyor: maliyet disiplini, dijitalleşme ihtiyacı, regülasyon yükü, yetenek savaşı ve sürdürülebilirlik beklentisi. Bu nedenle iyi kurgulanmış dönüşüm hikayeleri, sadece kurumsal iletişim malzemesi değil; yatırımcı ilişkileri, işveren markası, tedarik zinciri güveni ve pazar konumlandırması açısından da stratejik değer taşıyor. Kurumsal dönüşüm hikayeleri neden bu kadar kritik? Kurumsal anlatılar uzun süre başarıyı ciro, kapasite ve büyüme grafikleri üzerinden kurdu. Oysa bugünün karar vericileri daha farklı sorular soruyor. Şirket değişen koşullara ne kadar hızlı uyum sağlıyor? Teknolojiyi süreçlerine nasıl entegre ediyor? Yönetim ekibi sadece hedef açıklıyor mu, yoksa organizasyonu yeni döneme hazırlayabiliyor mu? Tam bu noktada dönüşüm hikayeleri bir güven testi haline geliyor. Çünkü paydaşlar artık sonuç kadar süreci de görmek istiyor. Bir fabrikanın enerji verimliliği yatırımı, bir bankanın yapay zeka destekli müşteri deneyimi hamlesi ya da bir lojistik şirketinin uçtan uca veri görünürlüğü sağlaması tek başına haber değeri taşır. Ancak bu hamlelerin kuruma nasıl bir operasyonel esneklik, yeni gelir alanı veya rekabet avantajı sağladığı anlatılmadığında etki sınırlı kalır. İyi bir dönüşüm hikayesi, kurumun bugünden yarına geçtiğini söylemez. O geçişin hangi kırılmalarla, hangi dirençlerle ve hangi karar kalitesiyle gerçekleştiğini gösterir. Bu da hikayeyi daha inandırıcı hale getirir. Başarılı bir kurumsal dönüşüm hikayesinin omurgası Dönüşüm anlatılarında en sık görülen sorun, değişimin fazla steril sunulmasıdır. Sanki tüm adımlar önceden planlanmış, tüm ekipler ilk günden uyum göstermiş ve yatırımın geri dönüşü hızla alınmış gibi bir dil kurulur. Oysa profesyonel okur bu dili hemen ayırt eder. Gerçek dönüşümde gecikmeler, revizyonlar, öncelik değişimleri ve kültürel sürtünmeler vardır. Bu nedenle güçlü bir kurumsal hikaye üç düzlemde kurulmalıdır. İlk düzlem, iş gerekçesidir. Şirket neden dönüşmek zorunda kaldı? Maliyet baskısı mı arttı, müşteri beklentisi mi değişti, regülasyon mu sertleşti, yoksa yeni rakipler mi dengeyi bozdu? İkinci düzlem, uygulamadır. Hangi süreçler yeniden tasarlandı, hangi teknoloji devreye alındı, liderlik hangi noktada rol üstlendi? Üçüncü düzlem ise sonuçtur. Verimlilik, hız, hata oranı, çalışan bağlılığı, ihracat kabiliyeti ya da karbon yoğunluğu gibi göstergelerde ne değişti? Burada kritik olan nokta, hikayeyi yalnızca teknolojiye yaslamamaktır. Dönüşüm çoğu zaman teknoloji yatırımıyla görünür hale gelir, ancak asıl kalıcılığı kurum kültürü belirler. ERP kurmak, veri platformu kurmak veya yapay zeka destekli analiz sistemleri kullanmak önemli adımlardır. Fakat karar alma alışkanlıkları değişmiyorsa, ekipler yeni modele güvenmiyorsa ve orta kademe yönetim sahiplenmiyorsa, hikaye kısa sürede bir sunum dosyasına dönüşür. Teknoloji var ama dönüşüm yok olabilir Son yıllarda birçok kurum dijitalleşme başlığı altında önemli bütçeler ayırdı. Buna rağmen her yatırım dönüşüm üretmedi. Nedeni basit: teknoloji, stratejinin yerine geçtiğinde etkisi zayıflıyor. Şirketin temel sorunu müşteri kaybıysa sadece iç sistemleri yenilemek yeterli olmayabilir. Üretim verimsizliği öne çıkıyorsa pazarlama otomasyonu tek başına çözüm sunmaz. Bu yüzden dönüşüm hikayeleri, teknoloji satın alımını değil, iş modelindeki değişimi anlatmalıdır. Örneğin sanayide sensörleşme, sadece makineleri izlemek için değil; plansız duruşları azaltmak, bakım maliyetini düşürmek ve tedarik taahhütlerini güçlendirmek için anlamlıdır. Finans tarafında veri analitiği, sadece raporlama hızı için değil; risk görünürlüğünü artırmak ve daha isabetli tahminleme yapmak için değer üretir. Liderlik anlatının merkezindedir Kurumsal dönüşümde liderlik çoğu zaman iki uç arasında anlatılır: ya tek bir vizyoner isme aşırı yük bindirilir ya da yönetim rolü tamamen görünmez kılınır. Oysa profesyonel okur için asıl mesele, liderliğin karar kalitesi ve yönetişim becerisidir. Başarılı örneklerde üst yönetim dönüşümü sahiplenir, fakat uygulamayı yalnızca tepeden yönetmez. Hedefleri netleştirir, ara kilometre taşları belirler ve ölçülebilir sonuç üretmeyen alanlarda rota düzeltir. Daha da önemlisi, dönüşümün kurum içinde neden gerekli olduğunu açık bir dille anlatır. Bu netlik olmadığında çalışan tarafında sessiz direnç büyür. Kurumsal iletişim ekipleri için de burada kritik bir görev vardır. Dönüşüm hikayesini yalnızca CEO söylemlerine dayandırmak yerine, operasyon, insan kaynakları, teknoloji ve saha tarafındaki değişimi birlikte göstermek gerekir. Çünkü paydaş güveni, tek sesli anlatıdan değil, tutarlı kurumsal kanıttan beslenir. Sektörlere göre kurumsal dönüşüm hikayeleri nasıl farklılaşır? Her sektör aynı hızda ve aynı önceliklerle dönüşmez. Bu nedenle kurumsal dönüşüm hikayeleri standart kalıplarla yazıldığında yüzeysel kalır. Sanayide dönüşüm çoğunlukla üretim verimliliği, enerji maliyeti, kalite standardizasyonu ve ihracat rekabeti etrafında şekillenir. Burada hikayenin ağırlık merkezi, yatırımın operasyonel etkisidir. Örneğin otomasyon ya da kestirimci bakım uygulamaları, doğrudan üretim sürekliliğine bağlandığında daha güçlü bir anlatı ortaya çıkar. Lojistikte dönüşüm daha çok görünürlük, hız, rota optimizasyonu ve müşteri taahhüdü üzerinden değerlendirilir. Depo süreçlerinin dijitalleşmesi ya da filo verisinin merkezi olarak izlenmesi, sadece teknoloji haberi değildir; teslimat doğruluğu ve maliyet kontrolü açısından stratejik bir gelişmedir. Enerji sektöründe ise dönüşümün çerçevesi farklıdır. Yenilenebilir kaynaklara geçiş, şebeke esnekliği, depolama çözümleri ve karbon yönetimi gibi başlıklar birlikte ele alınır. Burada anlatının ikna gücü, finansal rasyonelle sürdürülebilirlik hedefini aynı zeminde buluşturabilmesine bağlıdır. Savunma ve ileri teknoloji alanlarında dönüşüm daha hassas bir dil gerektirir. Yerli üretim kapasitesi, tedarik bağımsızlığı, Ar-Ge derinliği ve yetkin insan kaynağı gibi unsurlar öne çıkar. Bu alanlarda dönüşüm yalnızca şirket performansı değil, ekosistem gücü ve stratejik kapasite açısından da değerlendirilir. İyi hikaye ile kurumsal propaganda arasındaki fark İş dünyasında herkes başarı anlatmak ister. Ancak profesyonel kitleler, fazla parlatılmış metinlere karşı giderek daha temkinli. Bu nedenle inandırıcı dönüşüm hikayeleri, sadece olumlu sonuçları değil, yönetilen zorlukları da içerir. Örneğin bir şirketin dijital dönüşüm sürecinde ilk aşamada beklenen verimi alamaması, çalışan eğitimine yeniden yatırım yapması veya süreç tasarımını ikinci kez ele alması zayıflık göstergesi değildir. Aksine, dönüşümün gerçek yönetim pratiği içinde ele alındığını gösterir. Kurumsal anlatının güvenilirliği tam da burada oluşur. Veri kullanımı da belirleyicidir. “Daha hızlı olduk”, “müşteri memnuniyeti arttı” ya da “çevik yapıya geçtik” gibi ifadeler tek başına yeterli değildir. Eğer mümkünse teslimat süresi, hata oranı, enerji tüketimi, çalışan devir oranı ya da üretim kapasitesi gibi ölçütlerle desteklenen bir çerçeve kurulmalıdır. Sayı verilemeyen durumlarda bile somut sonuç dili kullanılabilir. Bu yaklaşım, haber değeri açısından da daha güçlüdür. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayın çizgisine sahip platformlarda öne çıkan kurumsal gelişmeler, tam da bu nedenle sonuç, etki ve sektör bağlamı üzerinden anlam kazanır. Kurumlar bu hikayeleri nasıl daha etkili kurabilir? Öncelikle dönüşüm iletişimi ile dönüşüm yönetimi birbirinden kopuk ilerlememeli. İletişim ekipleri çoğu zaman süreç tamamlandıktan sonra devreye alınıyor. Oysa en güçlü anlatılar, dönüşüm sürerken oluşur. Hangi eşiklerin aşıldığı, hangi ekiplerin rol aldığı, hangi hedeflerin revize edildiği zamanında kayda geçirilirse ortaya daha sahici bir kurumsal hafıza çıkar. İkinci olarak, şirketler dönüşümü tek bir büyük proje gibi sunmaktan kaçınmalı. Pek çok başarılı örnekte değişim, birbirini besleyen küçük ama kritik hamlelerle ilerler. Tedarik zinciri görünürlüğünü artıran bir veri altyapısı, bunu destekleyen yetenek programı ve karar süreçlerini hızlandıran yönetişim modeli birlikte ele alındığında daha anlamlı bir tablo oluşur. Üçüncü nokta, paydaş perspektifidir. Yatırımcı, çalışan, müşteri, bayi, tedarikçi ve kamu otoritesi aynı dönüşüme farklı yerlerden bakar. Bu nedenle tek katmanlı bir mesaj çoğu zaman yetersiz kalır. Kurumun anlatısı ortak bir omurga taşımalı, ancak etkisini hedef kitleye göre derinleştirmelidir. Son olarak, dönüşüm hikayesi geçmiş başarıları yüceltmek için değil, gelecekteki kapasiteyi göstermek için kurulmalıdır. Piyasa artık “ne yaptınız” sorusunun yanında “yarının rekabetinde neredesiniz” sorusunu da soruyor. Kurumsal dünyada dikkat çeken hikayeler, değişimi ilan edenler değil; değişimi ölçen, yöneten ve açıklıkla anlatanlar tarafından yazılıyor. Bu yüzden iyi bir dönüşüm hikayesi, şirketin vitrini değil, stratejik ciddiyetinin en görünür kanıtıdır.

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor Haber

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor

Günümüzde şirket yöneticilerinin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatlara ilişkin farkındalığı artsa da bu fırsatlar; finansal modellere, yatırım değerlendirmelerine ve stratejik planlama süreçlerine henüz tutarlı ve güvenilir biçimde yansıtılamıyor. Bu durum, sürdürülebilirliğin iş kararları üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasına neden oluyor. KPMG'nin hazırladığı “Sürdürülebilirlikte Değerleme Açığını Kapatmak” raporu sürdürülebilirlik ile değerleme arasındaki açığı ortaya koyarken bu açığın nasıl kapatılabileceğine ilişkin KPMG uzmanlarının değerlendirmelerine ve şirketler için öne çıkan uygulama alanlarına yer veriyor. Küresel çapta 2 binden fazla üst düzey yönetici ve karar alıcının katılımıyla yapılan anketin sonuçlarına dayanan rapora göre yöneticilerin yüzde 72'si sürdürülebilirlik stratejisi, göstergeleri ve performansları hakkında kapsamlı bilgiye sahip veya temel unsurlara aşina. Yüzde 60'ı finansal planlama süreçlerinde sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları dikkate aldığını, yüzde 50'si ise sürdürülebilirliğin kurumsal stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade ediyor. Buna karşın, katılımcıların yalnızca yüzde 19'u sürdürülebilirliğin finansal performans, operasyonel kazanımlar ve inovasyon üzerindeki etkisini ölçülebilir hale getirmek için gelişmiş analitik yaklaşımlar kullandığını belirtiyor. Bu sonuç, birçok şirketin sürdürülebilirlikle bağlantılı risklerden kaynaklanabilecek potansiyel kayıpları ölçülebilir hale getirmek için hâlâ yeterince gelişmiş analitik yaklaşımlara sahip olmadığını ortaya koyuyor. Düzenlemelerin rolü ve bölgesel farklılıklar KPMG'nin anketine göre sürdürülebilirlikle ilgili düzenlemeler, yöneticilerin bu konudaki farkındalığını artırmada kilit bir rol oynuyor. Özellikle Avrupa'daki düzenlemelerin etkisi açıkça görülüyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat stratejisi kapsamındaki düzenlemeler, sürdürülebilirliği şirketlerin stratejik gündeminin merkezine taşıyor. TCFD, ISSB ve CSRD gibi çerçeveler ise şirketlerin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları stratejik ve finansal planlama süreçleri ile yatırım kararlarına entegre etmelerini teşvik ediyor. Aynı zamanda bu çerçeveler, şirketlere ve yatırımcılara sürdürülebilirlik faktörlerinin finansal performans ve şirket değeri üzerindeki etkilerini daha sistematik şekilde değerlendirebilecekleri bir yapı sunuyor. Bölgesel olarak bakıldığında İtalya'da, yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) sürdürülebilirliğin şirket stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yönetim kurulu toplantıları ile yıllık raporlarda yer aldığını belirtiyor. İspanya'da ve Fransa'da da yöneticiler büyük oranda (yüzde 61) aynı görüşü paylaşıyor. Yol haritası: Sürdürülebilir kaynaklı değer yaratımının ölçülmesi Raporda kurumların sürdürülebilirlik ile şirket değeri arasındaki bağı kurabilmesi için sistematik bir yaklaşım benimseyerek şu adımları atması tavsiyesinde bulunuluyor: Değer yaratım alanlarının belirlenmesi: Sektör dinamikleri, düzenleyici eğilimler, benzer şirket uygulamaları ve şirketin mevcut performansı analiz edilerek sürdürülebilirlikle bağlantılı değer yaratma potansiyeli taşıyan alanlar belirlenir.Sürdürülebilirlik unsurlarının finansal performans ve değer yaratımıyla ilişkilendirilmesi: Belirlenen sürdürülebilirlik unsurları; büyüme, rekabet avantajı, operasyonel verimlilik, pazar konumu ve risk profili gibi şirket değerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen unsurlarla ilişkilendirilir.Finansal etkilerin modellenmesi: Sürdürülebilirlikle bağlantılı girişimlerin kârlılık, gelir yaratma kapasitesi ve şirket değeri üzerindeki potansiyel etkileri aşağıdaki başlıklar altında analiz edilir. “Sistemik riskler söz konusu olduğunda, asıl risk eylemsizlik” Raporun sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Şirket Ortağı Sertuğ Özkan, “Günümüzde sürdürülebilirlik, yönetim kurullarının gündeminde giderek daha merkezi bir yer edinirken, bu gündemin finansal planlama ve yatırım kararlarıyla aynı hızda entegre edilemediğini görüyoruz. Sürdürülebilirliğin ‘finansal dile' çevrilememesi stratejik bir kırılma noktasını da oluşturuyor. Hedef belirleme mekanizmalarının büyük ölçüde yerleşmiş olduğu mevcut ortamda asıl ihtiyaç; sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların yatırım kararları ve stratejik planlama süreçleriyle doğrudan ilişkilendirilebildiği bir finansal çerçevenin oluşturulmasıdır. Sistemik riskler söz konusu olduğunda, belirsizliği gerekçe göstererek aksiyon almamak giderek daha yüksek bir maliyet doğuruyor. Raporumuzun da vurguladığı gibi, asıl risk eylemsizliktir. KPMG olarak geliştirdiğimiz metodolojiler ve iş birlikleriyle kurumların sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarının finansal etkilerini ölçülebilir hale getirmelerine ve bu etkileri finansal planlama ile yatırım kararlarına yansıtmalarına destek oluyoruz.” ifadelerini kullandı. “Sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış durumda” KPMG Türkiye Değerleme ve Modelleme, Şirket Ortağı Burak Şahin ise değerlendirmesinde şunları söyledi: “Değerleme perspektifinden bakıldığında, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların FAVÖK, nakit akışları, iskonto oranları, devam eden değer ve değerleme çarpanları üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilememesi, şirket değerinin doğru şekilde belirlenmesini zorlaştırıyor. Bu durum, yatırım kararları, kaynak kullanım öncelikleri ve stratejik karar alma süreçlerinde ek belirsizlikler yaratırken, kaynakların etkin kullanımını ve uzun vadeli değer yaratımını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış; finansal planlama, değerleme, yatırım değerlendirmesi ve kaynakların önceliklendirilmesine ilişkin kararların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. KPMG olarak, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların şirket değeri üzerindeki etkilerinin ölçülmesini, şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirebilmeleri açısından oldukça önemli görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Meslekleri Artık 3D Üretim Etrafında Şekilleniyor Haber

Geleceğin Meslekleri Artık 3D Üretim Etrafında Şekilleniyor

Eklemeli imalat teknolojilerinin yalnızca üretim anlayışını değil, kariyer planlamasını da değiştirdiğini belirten Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, "Dünyada üretim anlayışı yapay zekâ, otomasyon ve dijital üretim teknolojileriyle yeniden şekillenirken, gelecekte yalnızca mühendislere değil; 3D tasarım, dijital üretim, ileri malzeme teknolojileri, tersine mühendislik, kalite yönetimi, medikal üretim ve sürdürülebilir üretim gibi alanlarda uzmanlaşmış nitelikli insan kaynağına olan ihtiyaç da hızla artacak. Üniversite tercihinde bulunacak gençlerin yalnızca bugünün popüler mesleklerine değil, önümüzdeki 10-20 yılın üretim teknolojilerine odaklanmaları gerekiyor. Eklemeli imalat; mühendislikten tasarıma, sağlık teknolojilerinden savunma sanayiine kadar çok geniş bir alanda yeni kariyer fırsatları sunuyor. Dijital üretim çağında rekabet avantajı elde etmek isteyen hem bireylerin hem de kurumların bu dönüşüme bugünden hazırlanması büyük önem taşıyor” dedi. 3D TEKNOLOJİLERİYLE YAPILABİLECEK 10 YENİ İŞ ALANI Yıldırım Ünverdi, geleceğin öne çıkacak 3D mesleklerini; dijital tasarım süreçlerini yöneten 3D Tasarım Uzmanı, üretim süreçlerini yöneten 3D Yazıcı Operatörü, katmanlı üretim teknolojileri geliştiren Eklemeli İmalat Mühendisi, kişiye özel protez ve implant üretimi yapan Medikal 3D Baskı Uzmanı, üç boyutlu proje ve maketler hazırlayan Mimari Görselleştirme ve Maket Tasarımcısı, kişiselleştirilmiş moda ve takı ürünleri geliştiren 3D Moda ve Takı Tasarımcısı, 3D tabanlı eğitim materyalleri geliştiren Eğitim Teknolojileri Uzmanı, şirketlerin dijital üretim dönüşümüne rehberlik eden 3D Baskı Danışmanı, çevre dostu malzeme ve üretim süreçleri geliştiren Geri Dönüşüm ve Sürdürülebilir Üretim Uzmanı ile 3D teknolojilerine yönelik eğitim ve dijital içerikler hazırlayan 3D İçerik Üreticisi ve Eğitmeni olarak sıraladı. Türkiye’nin eklemeli imalat, tasarım ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ve tek ihtisas fuarı EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Fuarda 100’ün üzerinde katılımcı firma, 120’den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin buluşması hedefleniyor. Yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmine katkı sağlaması amaçlanan organizasyon, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı ile akademik bilgi birikimini sanayinin üretim gücüyle bir araya getirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.