Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Avantajı

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Avantajı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Avantajı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Teknoloji Yatırımlarının Merkezinde Test Edilebilirlik Ve İnsan Faktörü Yer Almalı Haber

Teknoloji Yatırımlarının Merkezinde Test Edilebilirlik Ve İnsan Faktörü Yer Almalı

Rekabet avantajı artık sadece iyi bir ürün ya da hizmet sunmaktan geçmiyor. Müşterinin bugünkü ihtiyacını anlamak kadar, yarın karşılaşacağı problemi bugünden öngörebilmek de artık çok kritik. Doğru dijitalleşen şirketler bu noktada rakiplerinden bir adım öne geçiyor. Bu şirketler daha hızlı kararlar alıyor, daha şeffaf çalışıyor ve müşterileriyle güvene dayalı bir ilişki kurabiliyorlar. TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Dijitalleşme, bizim için işleri hızlandıran ve maliyetleri düşüren bir araç değil. Yaptığımız her projenin odağında insan faktörü var. Dijitalleşmenin ve teknolojinin odağına insan faktörünü koyan kurumların sürdürülebilir değerler yaratabileceğine inanıyoruz.” diyor. Dijital dönüşüm son dönemde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Dijital dönüşümü doğru bir şekilde ele alan şirketler, sorun ortaya çıktıktan sonra çözüm arayan yapılardan çıkıp, sorunu daha oluşmadan fark ediyor ve önlem alan yapılara dönüşüyor. Bu noktada ise veriyi doğru yorumlamak, süreçleri doğru tasarlamak, kaliteyi işin sonuna değil başına koymak gerekiyor. Doğru bir dijitalleşme stratejisi oluşturan kurumlar; yalnızca ürün ya da hizmet sunmanın ötesinde; o ürün veya hizmetin tüm yaşam döngüsü boyunca müşteriye güven veren bir deneyim tasarlıyor. Teknoloji sihirli bir çözüm değil Dijital dönüşümün bir teknoloji satın alma projesi olmadığının belirten TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Dijital dönüşüm konusundaki yaklaşımların yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Dönüşüm teknolojiyle başlayan bir olgu değil. Dijitalleşmeye öncelikle ihtiyaçların analiz edilmesiyle başlanmalı. Doğru bir kültürel altyapıyla bu alandaki sorunlar analitik bir şekilde çözülebilir. Her zaman karşımızdakini dinlemenin önemine inanıyoruz. Sorunların gerçek çözümü, tüm ekibi işin içine dahil ederek ortak bir akıl benimsenmesinden geçiyor. Tecrübelerimiz bizlere tüm yaklaşımın kapsayıcı bir nitelikte oluşturulmadığında teknoloji yatırımlarının uzun vadede fayda değil, genellikle verimsizlik ürettiğini gösteriyor. Her zaman altını çizdiğimiz gibi teknoloji yatırımının merkezinde; kalite, test edilebilirlik, sürdürülebilirlik ve insan faktörü olmalı.” diyor. Otomasyonla daha yüksek değerler üretmek mümkün Otomasyonun sağladığı zaman ve maliyet tasarrufuna odaklanılmaması gerektiğini vurgulayan Sarıalioğlu, “Otomasyon bizler için oldukça değerli bir konu. Fakat bizler alışılmış yaklaşımın dışına çıkarak otomasyona zaman ve maliyet tasarrufu sağlayan bir olgu olarak bakmıyoruz. Bizler için otomasyonun asıl işlevi; insanların enerjisini tekrar eden işlerden alıp onları daha nitelikli alanlara yönlendirmesi. Ekiplerin yaratıcılığını ve stratejik düşünme kabiliyetini artırabilmesi için rutin işleri yapacak bir otomasyon felsefesi benimsenmeli. Bu yaklaşımla birlikte odağımızdaki insan aklını daha verimli kullanarak, daha yüksek değerler yaratmak mümkün. Bizler de tüm iş süreçlerimizde bu strateji paralelinde hareket ediyor, kalıcı değerler yaratmaya odaklanıyoruz.” dedi. Türk şirketleri yeni yaklaşımları deneme konusunda oldukça cesur Türkiye’deki şirketlerin dijital dönüşüm konusunda güçlü bir adaptasyon kabiliyeti olduğuna dikkat çeken Barış Sarıalioğlu, “Ülkemiz genç ve öğrenmeye istekli bir yetenek havuzuna sahip. Bu konuda oldukça şanslıyız. Yeni teknolojileri benimsemeye hazır nitelikli gençlere sahibiniz. Türk şirketlerinin de yeni araçları ve yaklaşımları deneme konusunda oldukça cesur olduğunu gözlemliyoruz. Bu sinerjiyi uzun vadeli bir stratejiye dönüştüren şirketler kalıcı bir inovasyon kültürüne ve sürdürülebilir kalite anlayışına sahip olabilir. Önemli olan yeni teknolojilerin denenmesi değil, bu teknolojileri kurum kültürüne entegre ederek bir dönüşüm yaklaşımına ulaşılması. Türk şirketlerinin sahip olduğu nitelikli yetenek havuzunu değerlendirerek küresel şirketlerle rekabet edecek bir hacme ulaşabileceğini düşünüyoruz. Yapay zeka, otomasyon, veri analitiği gibi konuları önümüzdeki dönemde daha çok duymaya devam edeceğiz fakat en önemli nokta bu teknolojileri hangi amaçla kullandığımız olacak. Doğru teknolojilere yatırım yapan kurumların kendilerini geleceğe taşıyacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu. Kalite bakış açısı insanla, kültürle ve doğru mühendislik disipliniyle başlar Dijital dönüşüm süreçlerinde yazılım testinin geleceği hakkında da açıklamalarda bulunan Sarıalioğlu, “Dünya, yazılım testi konusunda farklı bir yöne evrilmeyi sürdürüyor. Bugüne dek yazılım testi projenin sonunda yapılan bir kontrol işi olarak görülüyordu. Artık test ve kalite mühendisliği işin merkezinde yer alıyor. Bu gelişme bizleri en çok heyecanlandıran konuların başında yer alıyor. Teknolojinin evrildiği bu süreç kuşkusuz yaptığımız işin önemini bir kez daha ortaya koymuş durumda. Gelecekte yapay zeka ve makine öğrenimiyle birlikte hataları daha kod yazılırken tahmin eden, test senaryolarını otomatik üreten, hatta bazı durumlarda kendini iyileştirebilen sistemleri daha fazla göreceğiz. Bu teknik gelişmeler, insan merkezli stratejilere entegre edilmeli. Bizler teknolojiye; insan, kültür ve doğru mühendislik çerçevesinde yaklaşıyoruz. Bu felsefemizle heyecanımızı bir an olsun kaybetmeden dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması için çalışmayı sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Küresel Belirsizliklere Rağmen Sürdürülebilirlik Dönüşümünden Geri Adım Atmıyor Haber

İş Dünyası Küresel Belirsizliklere Rağmen Sürdürülebilirlik Dönüşümünden Geri Adım Atmıyor

İklim değişikliğinin etkisiyle küresel ticaret kurallarının yeniden şekillendiği bu dönemde, Türkiye iş dünyası yeşil dönüşümde vites yükseltiyor. İklim değişikliğinin etkisiyle küresel ticaret kuralları yeniden şekillenirken, Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirlik yatırımlarına yönelik artan yatırım iştahı ve dönüşüm kapasitesine duyduğu güvenle dikkat çekiyor. Dünyanın en güçlü sürdürülebilirlik ağlarından biri olan World Business Council for Sustainable Development (WBCSD) tarafından her yıl yayımlanan ve iş dünyasının net sıfır rotasını çizen “Business Breakthrough Barometer” raporunda, bu yıl ilk kez Türkiye’ye özel derinlemesine analiz gerçekleştirildi. SKD Türkiye’nin elektrik, inşaat, gıda, perakende, finans, içecek, kimya, endüstriyel ekipman ve havayolu gibi sektörlerden üye şirketlerin katılımıyla hazırlanan çalışmada, Türkiye küresel ölçekte mercek altına alınan dört özel ülkeden biri oldu. Küresel sonuçları 22 Haziran’da İngiltere’deki London Climate Action Week kapsamında dünyaya duyurulan raporun Türkiye’ye özel sonuçları ise 8 Temmuz’da düzenlenen Türkiye lansmanında açıklandı. İş dünyasının net sıfır stratejilerine ve iklim risklerine yaklaşımına ışık tutan rapor, Türkiye’deki şirketlerin yatırım iştahı, rekabetçilik, dayanıklılık ve uluslararası iş birliklerine yaklaşımını, küresel eğilimlerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Sayın Samed Ağırbaş’ın ana konuşmacı olarak katıldığı Türkiye lansmanında açıklanan sonuçlar, COP31 öncesinde Türkiye iş dünyasının dönüşüm gündemine ilişkin önemli mesajlar ortaya koydu. Araştırmada Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik dönüşümüne yönelik dört önemli gösterge ortaya çıktı. Buna göre Türkiye'de; 1. Şirketlerin yüzde 79'u sürdürülebilirlik yatırımlarını artırdığını ifade ediyor. Küresel ortalamaya baktığımızda bu oran yüzde 54. Aradaki fark oldukça dikkat çekici. 2. Şirketlerin tamamı sürdürülebilirliği uzun vadeli rekabet avantajı olarak görüyor. Küresel ölçekte bu oran yüzde 92 seviyesinde. 3. Şirketlerin yüzde 72'si öngörülebilir iklim politikalarının yatırım kararları açısından kritik olduğunu düşünüyor. Küresel ortalama ise yüzde 46. 4. Şirketlerin yüzde 97'si dönüşümün uluslararası iş birlikleriyle hızlanacağını belirtiyor. Türkiye, dönüşüm yatırımlarında küresel ortalamanın üzerinde Araştırmaya Türkiye’den katılan şirketlerin yüzde 79'u sürdürülebilirlik yatırımlarını artırdığını ifade ediyor. Küresel ortalamada ise bu oran yüzde 54 seviyesinde kalıyor. Aradaki bu dikkat çekici fark, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirliği artık bir maliyet unsuru olarak değil, rekabet gücünü korumanın ve yeni fırsatlar yaratmanın bir aracı olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Yatırım konusunda dikkat çeken bir diğer önemli veri de şirketlerin öngörülebilirlik beklentisi. Türkiye’deki şirketlerin yüzde 72'si öngörülebilir iklim politikalarının yatırım kararları açısından kritik olduğunu düşünüyor. Küresel ortalamada ise bu oran yüzde 46. Bu veri, destekleyici tedbirlerin yatırım kararlarında etkili olduğuna dikkat çekiyor. Öte yandan şirketlerin yüzde 97'si dönüşümün uluslararası iş birlikleriyle hızlanacağını belirtiyor. Tüm bu bulgular, Türkiye iş dünyasının dönüşümün gerekli olup olmadığını tartışmadığını, dönüşümün daha hızlı, daha rekabetçi ve daha etkin nasıl gerçekleştirileceğini vurguluyor. Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği riskleri yöneten bir gündem olarak görüyor Türkiye’de şirketlerin sürdürülebilirlik çalışmalarının hangi motivasyonla yürüttüklerine bakıldığında, ilk sırada rekabet avantajı geliyor. Şirketlerin yüzde 100'ü sürdürülebilirliği uzun vadeli bir rekabet avantajı olarak görüyor. Küresel ortalamada bu oran yüzde 92’de kalıyor. İkinci sırada dayanıklılık ve risk yönetimi geliyor. Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirliği, küresel ortalamaya kıyasla çok daha güçlü biçimde risk yönetiminin ve iş sürekliliğinin bir parçası olarak görüyor. Türkiye’deki şirketlerin yüzde 74’ü, küresel ortalamada ise yüzde 50’si dayanıklılık ve risk yönetimine öncelik veriyor. Üçüncü sırada ise regülasyonlara uyum geliyor. Türkiye'de bu oran yüzde 67’iken, küresel ortalamada yüzde 51 seviyesinde. Bu da özellikle Avrupa Birliği ile entegre çalışan şirketlerin, değişen düzenlemeleri yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak değil, pazara erişimini ve rekabet gücünü korumanın önemli bir unsuru olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Buna karşılık müşteri talebi (yüzde 26) ve itibar/sosyal lisans (yüzde 19) gibi motivasyonlar daha geride kalıyor. Bu da Türkiye'de sürdürülebilirlik çalışmalarının şirketlerin uzun vadeli dayanıklılığını ve operasyonel sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla yürütüldüğüne işaret ediyor. Türkiye iklim risklerine maliyet olarak bakıyor Araştırmaya göre Türkiye iş dünyası, iklim risklerini ekonomik etkileri üzerinden değerlendiriyor. Şirketler açısından emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, artan maliyet baskısı ve pazara erişim ile rekabetçiliğin korunması gibi başlıklar öne çıkıyor. Bu nedenle iklim risklerinin etkin yönetimi yalnızca çevresel etkileri azaltmak açısından değil, şirketlerin uzun vadeli dayanıklılığını ve rekabet gücünü koruyabilmesi açısından kritik önem taşıyor. Dönüşümün maliyeti ve finansmanı öncelikli unsur Türkiye’de şirketlerin yüzde 89’u dönüşüm sürecini yönetebileceklerine inanıyor. Küresel ortalamada ise şirketlerin yüzde 74’ü hemfikir. Bununla birlikte, Türkiye’de şirketlerin yüzde 42’si dönüşüm sürecinin daha belirsiz ilerleyeceğini düşünüyor. Küresel ortalamada bu oran yaklaşık yüzde 70’e çıkıyor. Bu da küresel iş dünyasında geçiş sürecinin belirsiz ilerleyeceği kaygısının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki şirketler ise dönüşüm sürecinin zorluklarını görüyor ancak kendi planlama kapasitelerine güveniyorlar. Bu aşamada geçiş maliyetinin nasıl yönetileceği, finansmanın nasıl sağlanacağı ve rekabetçiliğin nasıl korunacağı önem kazanıyor. Bu nedenle Türkiye’de geçiş riskinin daha çok ekonomik çerçeveyle ele alınması gerekiyor. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, araştırma sonuçlarını değerlendirerek şunları söyledi: “Türkiye’nin bu yıl ilk kez Business Breakthrough Barometer kapsamında özel deep-dive ülke analiziyle yer almasına katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu araştırmayı değerli kılan en önemli özellik, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir gündem olarak ele almaması. Bize şirketlerin iklim dönüşümünü yatırım kararları, rekabetçilik, dayanıklılık ve risk yönetimi açısından nasıl değerlendirdiğini gösteriyor. Bu yıl Türkiye'nin sonuçlarını ilk kez küresel bulgularla karşılaştırma imkanına sahibiz. Bu sayede hem nerede olduğumuzu hem de hangi alanlarda küresel ortalamanın üzerinde performans gösterdiğimizi görebiliyoruz. Türkiye'de sürdürülebilirlik artık yalnızca bir niyet beyanı değil. Şirketlerin yatırım kararlarını, büyüme stratejilerini ve rekabetçilik anlayışını şekillendiren temel başlıklardan biri haline gelmiş durumda. Bu da aslında Türkiye iş dünyasının dönüşüme bakışında önemli bir olgunlaşmaya işaret ediyor. COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan ülkemiz açısından araştırmanın sonuçları güçlü bir referans niteliği taşıyor.” Ediz Günsel, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin dört alanı aynı anda yönetmesi gerektiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Türkiye’nin bulguları güçlü bir yatırım iştahı olduğunu, bununla birlikte dönüşümü dört alanı aynı anda yöneterek hayata geçirmek zorunda olduğunu gösteriyor. Bir yanda yatırım ihtiyacı var. Şirketler dönüşüme kaynak ayırıyor ve bunu uzun vadeli büyüme kararlarının bir parçası olarak görüyor. Diğer yanda dayanıklılık var. İklim etkileri şirketler açısından maliyet, kaynak güvenliği ve operasyonel süreklilik meselesi haline gelmiş durumda. Bununla birlikte rekabetçilik de kritik bir konu. AB değer zincirleri, standartlar, pazar erişimi ve finansmana erişim; dönüşümün şirketlerin rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Ve son olarak iş birliği. Bu geçişin yalnızca şirketlerin kendi başına taşıyabileceği bir süreç olmadığı açık. Kamu politikaları, finansman mekanizmaları ve uluslararası uyum aynı yönde ilerlemeli. Dolayısıyla Türkiye’nin hikayesi, bu dört alanı aynı anda yöneterek dönüşümü uygulamaya, dönüştürmeye çalışan bir ekonomi hikayesi.” Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, basın toplantısında yaptığı konuşmada şunları vurguladı: “Bizim bir amacımız var: Daha yaşanabilir, daha adil, daha müreffeh bir dünya istiyoruz. Ev sahipliği yapacağımız COP31'i Türkiye'nin ve bölgenin ciddi bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Bu bağlamda kamu kurumlarımızda çok ciddi hazırlıklar yürütüyoruz. İklim ve çevre bağlamındaki regülasyonların güçlenerek, kamu sistematiğinde sahiplenilmesiyle alakalı önemli bir adım atıyoruz. Sıfır Atık Vakfı’nın ana paydaşlarından biri olduğu Londra İklim Eylem Haftası’nda ortak görüşümüz, iş dünyasının iklim ve çevre süreçlerine güçlü bir şekilde dahil edilmemesi halinde, gerçek sonuçlar elde etmemizin mümkün olmadığıydı. Bunun için ortak çalışma kültürümüzü güçlendirmeliyiz. Dünyada iki farklı kutup var. Bir yandan elektrifikasyonu ve yeşil enerjiyle kalkınmayı konuşurken, diğer yandan elektriğe erişimi olmayan 800 milyon insanı desteklemenin yollarını da konuşmalıyız. İşte COP31'de biz bu iki kutbu da aynı masaya oturtmak istiyoruz.” İş dünyasının COP31 sürecine etkin bir şekilde dahil olmasını istediklerini kaydeden Samed Ağırbaş, “193 ülkeden devlet temsilcilerinin Antalya'da buluşacağı COP31'de iş dünyasını, sivil toplumu ve akademiyi de sürece güçlü bir şekilde entegre etmeyi amaçlıyoruz. SKD Türkiye de önemli çalışmalar yürütüyor. Türkiye’nin bu yıl Business Breakthrough Barometer araştırmasına dahil edilmesi de önemli bir başlık. Başarılı bir COP toplantısı inşa etmek istiyorsak, başarılı bir dönüşüm, değişim inşa etmek istiyorsak, bu salondaki bütün bireyler ve bütün dinleyicilerimizle omuz omuza çalışmak zorundayız. Daha yaşanılabilir dünya için beraber çalışmalıyız” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında Rekabeti Veri ve Siber Dayanıklılık Belirliyor Haber

Yapay Zeka Çağında Rekabeti Veri ve Siber Dayanıklılık Belirliyor

Risk ve insan kaynakları çözümleri alanında 120’den fazla ülkede faaliyet gösteren Aon’un Türkiye Kurumsal Risk Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tevfik Erdengi, yapay zekâ çağında şirket değerini belirleyen dinamiklerin yeniden tanımlandığını belirterek şunları söylüyor: “Şirketlerin değerinin giderek daha büyük bir bölümü verileri, fikri mülkiyetleri, algoritmaları ve dijital varlıklarıyla ölçülüyor. Dijital varlıklar büyüdükçe, bu varlıkları hedef alan siber riskler de aynı hızla artıyor. Bu nedenle siber güvenlik, yalnızca bir BT yatırımı değil; şirket değerini ve rekabet gücünü koruyan stratejik bir yönetim konusu haline geldi.” “Siber güvenlik artık CEO’ların ve yönetim kurullarının ana gündemi” Erdengi, siber güvenliğin kurum içinde üst yönetim düzeyinde ele alınması gerektiğinin altını çizerek şöyle devam ediyor: “Bugün tek bir siber saldırı, şirketlerin bilançosunu, marka itibarını ve yatırımcı güvenini aynı anda sarsabiliyor. Bu yüzden siber güvenlik, sadece teknoloji ekiplerinin yönettiği operasyonel bir dosya olmaktan çıktı; CEO’ların ve yönetim kurullarının doğrudan sahiplenmesi gereken stratejik bir konuya dönüştü. Yapay zekâ destekli tehditlerin arttığı bu dönemde farkı yaratacak olan, kurumların dijital varlıklarını ne kadar etkin koruyabildikleri olacak.” Yapay zeka hem saldırganların silahı hem kurumların savunma aracı Yapay zeka, şirketlere verimlilik ve büyüme imkânı sunarken, siber suçluların da daha sofistike ve ölçeklenebilir saldırılar gerçekleştirmesine imkân tanıyor. Deepfake destekli dolandırıcılıklar, yapay zekâ ile hazırlanmış kimlik avı saldırıları ve otomatikleştirilmiş siber saldırılar, kurumların maruz kaldığı tehditleri daha karmaşık ve öngörülmesi zor hale getiriyor. Erdengi, kurumların yalnızca yapay zekâyı iş süreçlerine entegre etmesinin yeterli olmadığını vurguluyor: “Yapay zeka artık hem saldırganların en güçlü silahı hem de kurumların en önemli savunma aracı. Şirketler yapay zekâyı sadece verimlilik için değil, yapay zeka destekli tehditlere karşı savunma stratejilerinin merkezinde konumlandırmak zorunda. Deepfake gibi yöntemler klasik güvenlik yaklaşımlarını geçersiz kılıyor. Rekabet avantajı, yapay zekâyı en hızlı kullananlarda değil, onu en güvenli şekilde yöneten şirketlerde olacak. Saldırılar akıllandıkça savunmanın da akıllanması gerekiyor.” En büyük riskler: Tedarik zinciri, yapay zeka kaynaklı saldırılar ve fidye yazılımları Dijital ekosistemlerin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı günümüzde şirketlerin siber risk gündemi, sadece kendi sistemleriyle sınırlı değil. Bulut servis sağlayıcıları, yazılım firmaları ve dış kaynak hizmet ortakları üzerinden yaşanan ihlaller, tek bir tedarikçi zafiyetinin yüzlerce kurumu etkileyebildiği bir risk ortamı yaratıyor. Buna yapay zekâ destekli saldırılar ve fidye yazılımlarının yol açtığı uzun süreli operasyonel kesintiler ile yüksek tutarlı finansal kayıplar eklendiğinde, siber dayanıklılık iş sürekliliğinin temel unsurlarından biri haline geliyor. Jeopolitik gerilimler ve devlet destekli siber faaliyetler de bu tabloyu daha karmaşık bir hale getiriyor. Erdengi’ye göre siber risklerin sınır tanımayan yapısı, kurumları yalnızca kendi sistemlerini değil, tüm iş ortakları ve tedarik zinciri boyunca oluşabilecek kırılganlıkları yönetmeye zorluyor. “Ölçemediğiniz riski yönetemezsiniz” Yapay zeka çağında hızla değişen siber riskler, sezgiye dayalı karar verme anlayışının yerini veriye dayalı risk yönetimine bırakıyor. Gerçek zamanlı veri ve gelişmiş analitik çözümler sayesinde kurumlar, maruz kaldıkları riskleri daha doğru ölçerken, sigorta ve risk transfer stratejilerini de daha isabetli biçimde kurgulayabiliyor. Erdengi, siber dayanıklılığın sadece teknolojik çözümlerle değil, bütüncül bir yönetim yaklaşımıyla mümkün olduğuna dikkat çekiyor: “Artık başarı, sadece saldırıyı engellemekle değil, saldırı sonrasında operasyonları ne kadar hızlı ayağa kaldırabildiğinizle ölçülüyor. Ölçemediğiniz riski yönetemezsiniz. Bu nedenle veriye dayalı risk analizi, güçlü güvenlik kontrolleri ve düzenli kriz tatbikatları, şirketlerin siber dayanıklılığını belirleyen temel unsurlar. Risklerini sürekli izleyen, farklı senaryoları önceden test eden ve kararlarını veriyle destekleyen kurumlar, belirsizlikleri daha etkin yönetirken önemli bir rekabet avantajı elde ediyor.” Erdengi sözlerini şöyle tamamlıyor: “Dijital ekonomide şirketlerin geleceğini yalnızca teknoloji yatırımlarının büyüklüğü değil, bu teknolojilerin ne kadar etkin ve güvenli yönetildiği belirleyecek. Yapay zekâ çağında rekabet avantajı, risklerini gerçek zamanlı izleyebilen, veriyi doğru analiz eden ve olası krizlere hazırlıklı olan kurumların olacak. Geleceğin güçlü şirketleri, dijital dönüşümü siber dayanıklılıkla birlikte yöneten, kriz hazırlıklarını ve siber sigorta çözümlerini birlikte değerlendiren şirketler olacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Softtech ve Microsoft’tan Stratejik İş Birliği Haber

Softtech ve Microsoft’tan Stratejik İş Birliği

Türkiye’nin öncü teknoloji şirketlerinden Softtech, kurumların dijital dönüşüm yolculuklarına daha güçlü katkı sunmak amacıyla Microsoft ile stratejik bir iş birliği gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile Softtech’in bankacılık, finans ve farklı sektörlerdeki derin deneyimi ile Microsoft’un global ölçekte lider teknoloji çözümleri bir araya gelerek kurumların teknoloji dönüşüm süreçlerinde güvenilir bir iş ortaklığı modeli uygulanacak. Bu kapsamda kurumların Microsoft ekosistemi üzerinde hayata geçirmek istedikleri projelerde uçtan uca danışmanlık, mimari tasarım, entegrasyon, uygulama geliştirme ve sürdürülebilir destek hizmetleri sağlanacak. Özellikle yapay zekâ, veri ve otomasyon alanlarında kurumların rekabet avantajı kazanmasına katkı sunulması hedefleniyor. İş birliği çerçevesinde Microsoft’un üretken yapay zekâ çözümleri, Copilot ekosistemi, Azure AI servisleri, müşteri ilişkileri ve iş süreçleri yönetiminde Dynamics 365 CRM & ERP çözümleri, veri platformlarında Microsoft Fabric ve low-code geliştirme ile agentic otomasyon alanında Power Platform çözümleri kullanılarak kurumların dijital dönüşüm projeleri hayata geçirilecek. “Stratejik iş ortağı olmayı hedefliyoruz” Softtech Genel Müdürü M. Bülent Özçengel konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "Softtech olarak 20 yılı aşkın süredir başta bankacılık ve finans olmak üzere enerji, ulaşım, perakende gibi farklı sektörlerde edindiğimiz birikimimizi, Microsoft'un global teknoloji liderliğiyle bir araya getiriyoruz. Bu iş birliğinin amacı, kurumların Microsoft ekosisteminde hayata geçirmek istedikleri dönüşüm yolculuğunda güvenilir ve stratejik bir iş ortağı olarak eşlik etmek. Teknoloji buna hazır, şimdi sıra bu gücü doğru yapıyla ölçeklendirmekte.” Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin ise şunları söyledi: “Yapay zekâ çağında kurumların başarısı yalnızca doğru teknolojiye değil, güçlü iş ortaklıkları ve sektörel uzmanlığa da bağlı. Softtech ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, kurumların üretken ve agentic yapay zekâdan daha hızlı değer üretmelerini ve rekabet avantajı elde etmelerini sağlarken, Türkiye'de güvenli ve ölçeklenebilir yapay zekâ dönüşümünü hızlandırma hedefimizin de önemli bir parçasını oluşturuyor.” Softtech Finans ve Profesyonel Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer Özmen ise “Softtech olarak deneyimli danışman kadromuzla kurumların en kritik dönüşüm projelerini uçtan uca başarıyla hayata geçirecek uzmanlığa sahibiz. Bu projeleri, Microsoft'un sunduğu dört temel katman üzerinden ele alıyoruz: CRM ve iş süreçleri, veri platformu, yapay zekâ servisleri ve Agentic AI. Bundan sonraki aşama, bu teknolojileri doğru senaryolarla iş süreçlerine entegre ederek yüksek katma değer ve sürdürülebilir iş sonuçları üretmek.” “Yapay zekâyı kurumlar için somut değere dönüştürmeyi hedefliyoruz” Microsoft Türkiye Ticari Çözüm Satış Lideri ve Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Batmaz ise iş birliği hakkında şunları söyledi: “Softtech'in güçlü IT kaynağını, 20 yıllık teknoloji üretim deneyimini ve başta bankacılık olmak üzere finanstan birçok farklı sektöre uzanan derin birikimini; Microsoft'un global yapay zekâ ve bulut teknolojileriyle bir araya getiren bu iş birliği, kurumların dijital dönüşümünü Copilot, Azure AI, Dynamics 365, Microsoft Fabric ve Power Platform üzerinde uçtan uca hayata geçirmelerini sağlayacak. Hedefimiz; bu güçlü teknoloji altyapısını ve sektörel uzmanlığı, kurumların üretken ve agentic yapay zekâyı somut iş değerine dönüştürmesi için güvenilir bir iş ortağı olarak buluşturmak." Softtech ve Microsoft iş birliğiyle hayata geçirilecek projelerin, kurumların operasyonel verimliliklerini artırması, karar alma süreçlerini hızlandırması ve yeni nesil iş modellerine geçişlerini kolaylaştırması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İşletmeler Dijital Ödeme Çözümlerine Hazır, Dönüşümün Anahtarı Güven Haber

İşletmeler Dijital Ödeme Çözümlerine Hazır, Dönüşümün Anahtarı Güven

Garanti BBVA'nın ödeme ve elektronik para kuruluşu Tami'nin, Ipsos Türkiye iş birliğiyle gerçekleştirdiği araştırma, Türkiye'deki işletmelerin ödeme teknolojilerinde önemli bir dönüşüm potansiyeli taşıdığına işaret ediyor. Türkiye genelinde 1.207 işletmeyle gerçekleştirilen araştırmaya göre işletmelerin yüzde 80'i hâlâ yalnızca banka POS'larıyla çalışırken, yüzde 83'ü ödeme kuruluşlarıyla entegre herhangi bir ek çözüm kullanmıyor. Buna rağmen yeni nesil ödeme çözümlerini henüz kullanmayan işletmelerin yüzde 68'i bu çözümleri değerlendirmeye açık olduğunu ifade ediyor. Bulgular, işletmelerin teknolojiye kapalı olmadığını; ancak güven veren, kolay yönetilebilen ve işletmelerine somut fayda sağlayan çözümleri tercih ettiğini ortaya koyuyor. Ödeme sistemlerinde dönüşümün ön koşulu güven Araştırma, ödeme sistemlerinin artık yalnızca tahsilat süreçlerini yöneten araçlar olmaktan çıkarak müşteri deneyiminden operasyonel verimliliğe, nakit akışından büyüme performansına kadar işletmeler için stratejik bir rol üstlendiğini gösteriyor. İşletmeler ödeme yöntemi seçiminde müşteri beklentilerini ön planda tutarken, güvenilirlik de en önemli karar kriterlerinden biri olarak öne çıkıyor. İdeal bir ödeme platformundan beklentiler arasında hızlı ve kesintisiz ödeme deneyimi ile güçlü güvenlik altyapısı ilk sıralarda yer alıyor. Araştırmaya göre işletmeler yalnızca ödeme altyapısını değil, hizmeti sunan kurumun güvenilirliğini de değerlendiriyor. Güven; finansal sağlamlık, teknik süreklilik, güçlü güvenlik altyapısı ve ihtiyaç duyulduğunda kolayca ulaşılabilecek bir muhatap anlamına geliyor. Bulgular, ödeme teknolojilerinde ürün özelliklerinin yanı sıra, ürünün arkasındaki kurumun güvenilirliğinin de tercihleri doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Araştırma aynı zamanda ödeme ve e-para kuruluşları kategorisinde farkındalığın hâlâ gelişime açık olduğuna da işaret ediyor. İşletmelerin yüzde 35'i ödeme ve e-para kuruluşları kategorisinde herhangi bir marka adı söyleyemezken, bu durum sektör açısından güven kadar farkındalık ve doğru bilgilendirmenin de önemini ortaya koyuyor. Sorunsuz ödeme deneyimi artık büyümenin de parçası Araştırmaya göre ödeme deneyimi, işletmeler açısından yalnızca operasyonel bir süreç değil; büyümeyi destekleyen stratejik bir unsur olarak görülüyor. İşletmelerin yüzde 72'si sorunsuz ödeme deneyiminin müşteri memnuniyetini artırdığını belirtirken, yüzde 59'u satış gelirlerine olumlu katkı sağladığını, yüzde 55'i ise müşteri sadakatini güçlendirdiğini ifade ediyor. Bulgular, ödeme süreçlerinin işletmeler için rekabet avantajı yaratan önemli bir alan haline geldiğini gösteriyor. Araştırmayı değerlendiren Tami Genel Müdürü Melda Çetin, şunları söyledi: "Araştırmamız bize işletmelerin teknolojiye değil, belirsizliğe mesafeli olduğunu gösteriyor. İşletmeler yeni nesil ödeme çözümlerine açık; ancak bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için öncelikle güven duymaları, kesintisiz hizmet alacaklarını bilmeleri, kullanım kolaylığını deneyimlemeleri ve işletmelerine sağlayacağı somut faydayı görmeleri gerekiyor. Önümüzdeki dönemde sektörün en önemli sorumluluğu, gelişmiş teknolojileri işletmeler için daha anlaşılır, erişilebilir ve güven veren çözümlere dönüştürmek olacak." Çetin sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz de Tami olarak işletmelerin ihtiyaçlarından hareketle ödeme süreçlerini daha görünür, daha yönetilebilir ve daha verimli hale getiren çözümler geliştiriyoruz. Çoklu banka POS, CepPOS, linkle ödeme ve cüzdan gibi çözümlerimizle işletmelerin ödeme süreçlerini kolaylaştırırken, dijital dönüşüm yolculuklarında güvenilir bir iş ortağı olmayı hedefliyoruz. İşletmelerin ödeme teknolojilerindeki dönüşümünü hızlandıracak ürünler geliştirmeye, bunları işletmelere anlatmak ve öğretmek üzere aksiyonlar almaya, sektöre veri ve içgörü sunmaya ve işletmelerin daha güçlü büyümesine katkı sağlamaya devam edeceğiz." Araştırma ayrıca güçlü ve güvenilir bir finansal kurum tarafından desteklenen ödeme çözümlerinin işletmeler nezdinde güven algısını anlamlı ölçüde artırdığını ortaya koyuyor. Bulgular, ödeme sistemleri alanında yalnızca ürün ve hizmetlerin değil, bunları sunan kurumların deneyimi ve finansal gücünün de tercihleri etkileyen önemli faktörler arasında yer aldığını gösteriyor. Bu doğrultuda Garanti BBVA'nın finansal deneyimi ve güven altyapısı, Tami'nin işletmelere sunduğu ödeme çözümlerini destekleyen önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. ### Araştırma künyesi: Ipsos tarafından 18 Mart-16 Nisan 2026 tarihinde hedef kitle NUTS-1 12 bölge nüfus dağılımı dikkate alınarak 1207 işletme ile bilgisayar destekli CAPI yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler kotalı örnekleme yöntem; %90’ı 1-9 çalışanı olan, %80’i çoklu POS entegrasyonunu kullanmayan ve %20’si ise çoklu POS entegrasyonunu kullanan ve market-gıda, hizmet, yemek, giyim ve aksesuar, elektronik eşya, bilgisayar vb. sektörlerde olup, %98’i B2C müşteriler için faaliyet gösteren işletmelerle görüşülmüş ve NUTS-1 12 bölge dağılımına göre kota takip edilmiştir. Sonuçlar, araştırmanın hedef kitlesini temsil etmek üzere tasarlanmış örneklem üzerinden elde edilmiştir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsan ve Veri Odaklı Dönüşümde Türkiye’den Güçlü Performans Haber

İnsan ve Veri Odaklı Dönüşümde Türkiye’den Güçlü Performans

Risk ve insan sermayesi alanlarında global deneyimi ve yerel uzmanlığıyla 120’den fazla ülkede faaliyet gösteren Aon’un 2026 İnsan Kaynakları Trendleri Araştırması yayımlandı. Kasım 2025 – Ocak 2026 döneminde gerçekleştirilen 62 farklı coğrafyadan 2.361 adet üst düzey yönetici ve insan kaynakları profesyonelinin, Türkiye’den de 62 katılımcının dahil olduğu araştırmanın Türkiye sonuçları, küresel kıyaslamada dikkat çekici veriler sunuyor. Araştırma, yapay zeka çağında Türkiye’nin “Çalışan değer önerisi” ve “İK veri olgunluğu” gibi kritik göstergelerde yüksek performans sergilediğini ve dünya ortalamasını geride bırakarak güçlü bir rekabet avantajı elde ettiğini ortaya koyuyor. Türkiye, Yapay Zeka Dönüşümünde Güçlü Potansiyel Sergiliyor Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 50’si kurumlarının “İK veri olgunluğunu” ileri seviyede bulurken “çalışan değer önerisini” güçlü bulanların oranı yüzde 33’e ulaşıyor. Araştırma sonuçları, alışan değer önerisinde yüzde 33 ile yüzde 19’luk küresel oranın üstüne çıkan Türkiye’nin yapay zeka dönüşümünde önemli bir avantaja sahip olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma, yapay zeka çağında başarının algoritmaların gücünden çok, bu teknolojiyi yöneten insan kaynağının niteliğine bağlı olacağını gösteriyor. Veriler, Türk şirketlerinin teknoloji yatırımlarının yanında insan ve veri odaklı dönüşüme yatırım yaparak yapay zeka çağında sürdürülebilir büyüme sağlayabileceğine işaret ediyor. Araştırmaya göre Türkiye’de şirketlerin yüzde 33'ü yapay zeka yetkinliklerine sahip çalışanları işe alma ve elde tutma konusunda başarılı. Katılımcıların yüzde 93’ü yapay zekanın yeni fırsatlar yaratacağını ve yeni beceriler gerektirdiğini düşünürken, yüzde 86’sı otomasyonun bazı görevleri dönüştüreceğini ancak mevcut rollerin büyük ölçüde varlığını koruyacağını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 34’ü ise yapay zekanın kendi alanlarında önemli ölçüde iş kaybına neden olabileceğini ifade ediyor. Yapay zeka dönüşümünün hız kazandığı Türkiye'de, çalışanların yeni becerilerle donatılması ve eğitim yatırımlarının artırılması, geleceğin rekabet avantajını şekillendirecek temel unsurlar arasında yer alıyor. Geleceğin Kazananları Teknolojiyi İnsanla Buluşturanlar Olacak Aon Türkiye Sağlık ve Yan Haklar Genel Müdür Yardımcısı Sinem Yalçın, araştırma sonuçlarını şöyle değerlendirdi: "Türkiye’de şirketler yapay zeka yatırımlarını hızlandırıyor ancak sürdürülebilir başarı için teknolojiyi insanla buluşturmak gerekiyor. Araştırma sonuçları bize gösteriyor ki geleceğin kazanan şirketleri yalnızca yapay zekaya yatırım yapanlar değil; çalışanlarını yeni becerilerle donatan, sürekli öğrenme kültürünü güçlendiren ve veri odaklı insan yönetimini benimseyen kurumlar olacak. Yapay zeka yetkinliği, yetenek dönüşümü ve çalışan deneyimi önümüzdeki dönemde rekabet avantajının temel belirleyicileri arasında yer alacak. Türkiye'nin insan kaynağı ve veri yönetimi alanındaki güçlü performansı, bu konuda önemli bir avantaj sunuyor. Ancak bu potansiyelin sürdürülebilir rekabet gücüne dönüşebilmesi için çalışanların yeni becerilerle desteklenmesi ve sürekli öğrenme kültürünün güçlendirilmesi gerekiyor.” Türkiye Hibrit Çalışmada Dünya Ortalamasının 7 Puan Üzerinde Araştırma, hibrit çalışma modelinde yüzde 60 olan küresel ortalamayı 7 puan aşarak yüzde 67 ile belirgin bir şekilde öne çıkan Türkiye’nin esnek çalışma kültürüne daha hızlı uyum sağladığını da ortaya koyuyor. Buna karşılık, uzaktan ve esnek çalışma modelleri Türkiye’de yüzde 4 seviyesinde kalırken, küresel ortalamada bu oran yüzde 6 olarak görülüyor. Ofisten çalışma oranları ise Türkiye’de yüzde 26, küresel ölçekte yüzde 27 ile neredeyse birebir örtüşüyor; bu da çalışanların ofise dönüş eğiliminde Türkiye’nin dünya ortalamasıyla aynı çizgide ilerlediğini gösteriyor. Türkiye’de Çalışanların Önceliği Kişiselleştirilmiş Yan Haklar ve Aile Destekleri Türkiye’de çalışanların yüzde 72’si kişiselleştirilebilir yan hakları çok önemli bulduğunu belirtirken, bu imkanı sunan işverenlerin oranı yalnızca yüzde 26’da kalıyor. Benzer şekilde, çalışanların yüzde 85’i kurumlarının wellbeing (çalışan esenliği) stratejilerinin ihtiyaçlarını karşıladığını düşünse de liderlik ekibinin çalışan esenliğini görünür ve güçlü biçimde sahiplendiğine inananların oranı yüzde 20’de kalıyor. Araştırma, çalışanların beklentileri ile kurumların sunduğu destekler arasında bazı alanlarda önemli bir fark bulunduğunu da gösteriyor. Türkiye’de katılımcıların yüzde 39’u iklim değişikliği ve hava koşullarının çalışan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik herhangi bir yatırım yapılmadığını belirtirken, çalışanların en fazla destek beklediği konular arasında çocuk bakımı, kadın sağlığı, aile kurma ve doğurganlık süreçleri ile finansal eğitim ve danışmanlık hizmetleri yer alıyor. İş Dünyasında Yeni Dönemin Anahtarı: Adaptasyon ve Dijital Yetkinlikler Araştırmaya göre, önümüzdeki üç yıl içinde organizasyonel başarı açısından en kritik yetkinlikler “adaptasyon ve değişim yönetimi”, “liderlik ve insan yönetimi” ile “dijital yetkinlik ve teknoloji adaptasyonu” olarak öne çıkıyor. Araştırma, yapay zeka çağında rekabet avantajının yalnızca teknolojinin gücüyle değil, bu teknolojiyi etkin şekilde yöneten ve değer yaratan insan kaynağıyla şekilleneceğini ortaya koyuyor. İş dünyası teknoloji yatırımlarını hızlandırmış olsa da araştırmadan çıkan veriler, sürdürülebilir başarının çalışanların yapay zeka becerileriyle donatılması, liderlik kapasitesinin güçlendirilmesi ve veri odaklı insan yönetiminin geliştirilmesiyle mümkün olacağını gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CK Enerji İle 3,8 Milyar kWh’lik Elektrik Tüketimi Yeşil Enerjiye Döndü Haber

CK Enerji İle 3,8 Milyar kWh’lik Elektrik Tüketimi Yeşil Enerjiye Döndü

Enerji sektöründe yeşil dönüşümün öncülerinden biri olmayı hedefleyen CK Enerji, sanayi ve ticarethane müşterilerinin yenilenebilir enerji kullanımını uluslararası geçerliliğe sahip Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) ile belgelendirerek sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlıyor. Bu kapsamda 2021 yılından Haziran 2026 tarihine kadar toplam 11 bin 488 şirketin I-REC almasına aracılık eden CK Enerji, 3 milyar 785 milyon kWh elektrik tüketiminin yeşilin enerji kaynaklarından karşılandığını belgelendirdi. Böylece 1.600 ton CO₂ eşdeğeri Kapsam 2 emisyonunun yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilişkilendirilmesine ve yönetilmesine katkı sağlandı. JEOTERMAL VE HİDROELEKTRİK EN BÜYÜK PAYA SAHİP CK Enerji'nin sertifikalandırdığı yaklaşık 3,8 milyar kWh’lik elektrik tüketiminin kaynak bazlı dağılımında jeotermal ve hidroelektrik öne çıkıyor. CK Enerji verilerine göre bugüne kadar sertifikalandırılan yenilenebilir enerji tüketiminin; 1 milyar 347 milyon kWh'ı jeotermal, 1 milyar 339 milyon kWh'ı hidroelektrik, 491,3 milyon kWh'ı rüzgâr, 452,3 milyon kWh'ı güneş, 154,6 milyon kWh'ı ise biyokütle kaynaklarından sağlandı. 2026 ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI CK Enerji’den yapılan açıklamada 2026 yılının Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) açısından önemli bir dönüm noktası olduğuna işaret edilerek, “SKDM'nin geçiş dönemi 31 Aralık 2025 itibarıyla sona erdi ve 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülüklerin uygulanacağı döneme geçildi. Bu kapsamda Avrupa Birliği'ne ihracat yapan şirketlerin ürünlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını daha yakından takip etmeleri ve raporlamaları büyük önem taşımakta. Yenilenebilir enerji sertifikaları ise şirketlerin elektrik tüketimlerinden kaynaklanan emisyonlarını uluslararası standartlara uygun şekilde yönetmelerine ve raporlamalarına katkı sağlayan önemli araçlardan biri. Artık emisyonlarını etkin şekilde yönetebilen ve azaltım çalışmalarını belgeleyebilen şirketler rekabet avantajı elde ediyor. Bu nedenle çevresel performansın belgelenmesi tedarik zincirinde önemli bir kriter haline gelmiş durumda. Aynı zamanda bankalar ve finans kuruluşları ESG kriterlerini kredi değerlendirme süreçlerine giderek daha fazla entegre ediyor. Karbon yönetimi ve sürdürülebilirlik uygulamalarını güçlendiren şirketler finansman süreçlerinde avantaj sağlayabiliyor” denildi. İHRACATÇI SANAYİ KURULUŞLARI ÖNE ÇIKIYOR I-REC sertifikalarına yönelik talebin, sürdürülebilirlik hedefleri, karbon ayak izi yönetimi ve uluslararası ticaret gereklilikleri doğrultusunda birçok sektörde hızla arttığı belirtilen açıklamada öne çıkan sektörler şöyle sıralandı: İhracatçı sanayi kuruluşları (Demir-çelik, çimento, alüminyum, kimya ve plastik),Tekstil ve hazır giyim,Otomotiv ve yan sanayi,Teknoloji şirketleri ve veri merkezleri,Bankacılık ve finans sektörü,Perakende, gıda ve hızlı tüketim sektörü. I-REC NEDİR? I-REC (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası), tüketilen elektriğin güneş, rüzgâr veya hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildiğini uluslararası standartlarda belgeleyen bir sertifika sistemi olarak tanımlanıyor. Elektrik şebekesinde farklı kaynaklardan üretilen enerjiler fiziksel olarak birbirinden ayrılamadığı için, yenilenebilir kaynaklardan üretilen her 1 MWh elektrik için uluslararası sistemde benzersiz bir sertifika oluşturulur. Bu sertifikalar sayesinde şirketler, elektrik tüketimlerinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla eşleştirildiğini şeffaf ve doğrulanabilir şekilde belgeleyebiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.