Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Gücü

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Gücü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı Haber

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı

Akbank, işletmelerin sürdürülebilir finansmana erişimini kolaylaştırmak ve yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırmak amacıyla başlattığı Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları programının ilk etkinliğini Bursa’da gerçekleştirdi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ve Akbank Dönüşüm Akademisi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte, işletmelerin yeşil dönüşüm yatırımlarını hayata geçirirken ihtiyaç duydukları sürdürülebilir finansman kaynaklarına nasıl erişebilecekleri tüm yönleriyle değerlendirildi. Program kapsamında Akbank’ın sürdürülebilir finansman ürünleri, uluslararası fon kaynakları, EBRD GEFF II Yeşil Ekonominin Finansmanı Programı, uygun yatırım alanları, başvuru süreçleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından sunulan teşvik ve destek mekanizmaları katılımcılarla paylaşıldı. Program sonunda yapılan görüşmede ise katılımcı firmalar, Akbank sürdürülebilir finansman uzmanları ve Akbank Sürdürülebilir Finansman Ekosistemi’nde yer alan çözüm ortaklarıyla bire bir görüşme fırsatı buldu. Böylece işletmeler, yatırım ihtiyaçlarına uygun finansman kaynakları, bankacılık ürünleri, teknik danışmanlık ve teknoloji çözümleri hakkında kapsamlı bilgi edinerek yeşil dönüşüm yolculuklarını hızlandıracak somut adımları değerlendirdi. “Yeşil dönüşüm, işletmeler için stratejik bir büyüme gündemi” Etkinlikte konuşan Akbank Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Özlem Atik, “Yeşil dönüşüm artık işletmeler için yalnızca bir uyum başlığı değil; verimlilik, rekabet gücü, ihracat kapasitesi ve uzun vadeli dayanıklılık açısından stratejik bir büyüme gündemi. Bu dönüşümü doğru zamanda ve doğru finansman modeliyle yöneten şirketlerin geleceğin değer zincirlerinde daha güçlü konumlanacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda Akbank’ta sürdürülebilirliği uzun vadeli stratejimizin merkezine koyuyoruz. 2030 yılına kadar 800 milyar TL sürdürülebilir finansman sağlama hedefimiz doğrultusunda bugün 758 milyar TL’yi aşan bir hacme ulaştık. Bu rakam, söz konusu kritik alanda müşterilerimizin çözüm ortağı olma hedefimizin önemli bir yansıması. Finansman gücümüzle birlikte işletmelerin doğru yatırım alanlarını belirlemesine, uygun finansman kaynaklarına erişmesine, teşvik ve destek mekanizmalarından yararlanmasına ve teknik çözüm sağlayıcılarla buluşmasına katkı sunmayı da önceliklendiriyoruz. Bu çalışmalarımıza Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile yeni bir halka ekledik. Yeşil dönüşümde şirketlerin güvenilir finansman ve çözüm ortağı olarak hareket etmeye devam edeceğiz” dedi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz “Yeşil dönüşüm vizyonunun yatırıma dönüşmesi güçlü bir finansal mimariyi de gerektirir. Uluslararası raporlar, iklim ve sürdürülebilir kalkınma yatırımları için her yıl trilyonlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Ülkemizde 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda önümüzdeki dönemde enerji, sanayi, ulaştırma ve binalar başta olmak üzere geniş bir alanda çok büyük ölçekli yatırımlara ihtiyaç duyulacağı açıktır. Dolayısıyla yeşil dönüşüm, iyi niyetle değil doğru finansmanla; temenniyle değil ölçülebilir projelerle; günü kurtaran adımlarla değil uzun vadeli stratejiyle başarıya ulaşacaktır. Bu nedenle bu etkinlikte ele aldığımız finansman modelleri, sanayicimiz için büyük önem taşıyor. Bu kapsamda Akbank’ın Yeşil Finansman Ekosistemi, EBRD’nin GEFF Türkiye II programı ve Bakanlığımızın enerji verimliliği destekleri, firmalarımızın dönüşüm yolculuğunda güçlü birer kaldıraç niteliğinde görüyorum. Bu kaynakların doğru projelerle buluşması, Bursa’nın dünya ticaretindeki payını artıracak, ihracatçımızın rekabet gücünü geliştirecek ve sanayimizin geleceğe daha güvenli adımlarla yürümesini sağlayacaktır.” Şeklinde konuştu. Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları farklı illerde devam edecek Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile işletmelerin yeşil dönüşüm yolculuklarında ihtiyaç duydukları bilgiye, finansmana, teknik desteğe ve çözüm ortaklarına daha kolay erişebilmesi hedefleniyor. Program kapsamında, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, kaynak verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması, su ve atık yönetimi gibi alanlarda yatırım planlayan firmalara sürdürülebilir finansman modelleri konusunda yol gösterilmesi amaçlanıyor. Akbank, bu etkinlik serisini Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdürmeyi ve sürdürülebilir finansman ekosistemini daha fazla şehirde, daha fazla işletme ve daha fazla paydaşla buluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKÇİMENTO’dan Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Mesajı Haber

TÜRKÇİMENTO’dan Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Mesajı

TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay: “Çimento sektörü olarak yeşil dönüşümü, çevresel sorumluluğun ötesinde, sürdürülebilir büyüme ve rekabet gücümüzün temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve insan odaklı gelişimi birlikte ele alarak geleceği inşa ediyoruz. Alternatif yakıt ve ham madde kullanımının yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarıyla çevresel etkilerimizi azaltırken aynı zamanda üretim gücümüzü daha verimli ve rekabetçi hale getiriyoruz. Türk çimento sektörü, döngüsel ekonomi uygulamalarıyla üretim süreçlerinde doğal kaynak kullanımını azaltırken farklı sektörlerden çıkan atıkları ekonomiye kazandırıyor. 2025 yılı verilerine göre alternatif yakıt kullanımı 2,3 milyon tona ulaşırken, sektör ısıl enerji ihtiyacının yaklaşık %13,2’sini alternatif yakıtlardan karşılıyor. Aynı dönemde kullanılan 7,7 milyon ton alternatif ham madde sayesinde doğal kaynakların korunmasına katkı sağlanırken, üretim süreçlerinde kaynak verimliliği artırılıyor. Çimento sektörü, enerji yoğun üretim yapısına rağmen yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırarak karbon ayak izini azaltmaya devam ediyor. Güneş enerjisi santralleri, rüzgar enerjisi yatırımları ve atık ısı geri kazanım tesisleri sayesinde sektörün elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 10’u yenilenebilir ve geri kazanılmış enerji kaynaklarından sağlanıyor. Yalnızca atık ısı geri kazanım teknolojisi kapsamında, 17 fabrikada faaliyet gösteren 27 hatta kurulu 164,5 MW gücümüz sayesinde, 658 bin hanenin ve yaklaşık 2,6 milyon kişinin günlük elektrik enerjisi tüketimine eşdeğer enerji üretiyoruz. Elde edilen bu enerjiyle, ilgili fabrikalarımızın elektrik ihtiyacının yaklaşık %30’unu karşılıyoruz. Enerji verimliliği uygulamaları ve alternatif enerji kaynakları, sektörün hem çevresel performansını hem de uluslararası rekabet gücünü destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Yeşil Dönüşüm ve Rekabet Gücü Birlikte İlerliyor Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülük aşamasına geçmesiyle birlikte, düşük karbonlu üretim çevresel bir tercih olmanın ötesine geçerek küresel ticaretin vazgeçilmez gerekliliklerinden biri haline geliyor. Türk çimento sektörü, düşük karbonlu üretim teknolojileri, alternatif yakıt kullanımı, enerji verimliliği projeleri ve dijital izleme sistemleriyle bu dönüşüme hazırlıklarını sürdürüyor. 2053 Net Sıfır Hedefi İçin Kararlı Adımlar Türk çimento sektörü, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Türkiye Çimento Sektörü Düşük Karbonlu Yol Haritası doğrultusunda 2053 net sıfır emisyon hedefine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yol haritası kapsamında, sektörün karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşabilmesi için karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri (CCUS), alternatif enerji kaynakları, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilikçi üretim teknolojileri alanlarında 2053 yılına kadar yaklaşık 30 milyar ABD doları tutarında yatırım yapılması öngörülüyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Bugün sürdürülebilirlik ile rekabet gücü birbirinden ayrılmaz hale geldi. Avrupa Yeşil Mutabakatı, SKDM ve yeni karbon düzenlemeleri, sanayide dönüşümü hızlandırıyor. Türk çimento sektörü olarak bu süreci bir risk değil, ülkemizin üretim gücünü ve ihracat kapasitesini daha ileri taşıyacak stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda sektörümüz, düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapmaya devam ediyor. Karbon yakalama teknolojilerinden yenilenebilir enerji yatırımlarına, enerji verimliliğinden dijital dönüşüme kadar geniş bir alanda yürüttüğümüz çalışmalarla hem çevresel sorumluluklarımızı yerine getiriyor hem de Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunuyoruz.” TÜRKÇİMENTO, çevre dostu üretim, dijital dönüşüm, kaynak verimliliği ve insan odaklı gelişim alanlarındaki çalışmalarını sürdürerek Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği Haber

TÜROFED ve İş Bankası’ndan kOnaklama Sektörünü Güçlendiren İş Birliği

Ülkemiz; iklim çeşitliliği, doğal güzellikleri, zengin tarihi ve kültürel mirası ile turizm sektöründe yüksek bir potansiyele sahip. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) ve Türkiye İş Bankası da önemli gelir ve istihdam kaynakları arasında yer alan turizmin finansal yapısını güçlendirmek, ekosistemin uzun vadeli gelişimini desteklemek hedefiyle bir iş birliğine gitti. Özel kredi paketleri, esnek vadeler ve geri ödeme planları… Marmaris’te Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ve TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı’nın katıldığı imza töreniyle hayata geçirilen iş birliği çerçevesinde İş Bankası, turizm yatırımcılarının finansmana erişimini kolaylaştıran özel kredi paketleri, esnek vadeler, sezon nakit akışı döngüsüne duyarlı geri ödeme planları ve nakit akışına uyumlu yapılandırmalar sağlayacak. Kendi içinde turizme özel oluşturduğu yapılanmaya ve uzman ekiplere sahip Banka; sektörde otel yatırımcılarından işletmecilere uzanan geniş bir kitleye yönelik ürün ve hizmetler geliştirmeye devam edecek. Bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli Sektörel ihtiyaçlara göre şekillenen bütüncül bir finansal iş ortaklığı modeli örneği olan iş birliği ile geliştirilen finansman çözümleri, özellikle otel yatırımlarının uzun geri dönüş süreleri ve operasyonel dalgalanmalar dikkate alınarak tasarlandı. Bu sayede risk yönetimi maksimum seviyeye çıkarılırken işletmelerin finansal planlamaları daha öngörülebilir hale gelecek. Sezgin Yılmaz: “Sektörün rekabet gücü artacak” İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, ülkemizin gelişimi için kritik alanlardan ve ekonomik lokomotiflerden olan turizme stratejik önem verdiklerini belirterek, sektöre finansal çözümlerin yanı sıra ihtisaslaşmaya yönelik faaliyetleri; tarihi mirasımızı ve doğamızı korumak için gerçekleştirdikleri projelerle de destek verdiklerini söyledi. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrı bir uzmanlık alanı olarak konumlandırdığımız turizme yatırım danışmanlığı, fizibilite desteği ve veri analitiği gibi alanlarda da hizmet sunarak katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımımız ile turizm profesyonelleri, standart bankacılık ürünlerinin ötesinde, doğrudan kendi ihtiyaçlarına hitap eden çözümlerle buluşuyor. TÜROFED ile kurduğumuz bu güçlü iş birliği ise sektörün kurumsallaşması, küresel rekabet gücünün artması ve uluslararası ölçekte daha sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmesine katkı sağlayacak. ” Erkan Yağcı: “Geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek” TÜROFED Başkanı Erkan Yağcı ise İş Bankası ile hayata geçirilen iş birliğinin Türkiye’nin dört bir yanındaki otel yatırımcıları ve işletmecilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağını belirtti. Yerel ekonomiler için daha fazla değer yaratan bu modelin istihdamın güçlenmesine ve turizm gelirlerinin niteliğinin artırılmasına da katkı sunacağını belirten Yağcı, şöyle dedi: “Sektörün sürdürülebilir büyümesi için atılan bu adım, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmıyor; geleceğin turizm anlayışını şekillendirecek finansal altyapının da temelini oluşturuyor. Bu yeni dönem, Türkiye turizminin değer odaklı büyüme hedeflerine ulaşmasında ve küresel rekabet gücünü artırmasında önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AKO Grup’tan Yıllık 45,7 Milyon kWh’lik Yenilenebilir Enerji Üretimi Haber

AKO Grup’tan Yıllık 45,7 Milyon kWh’lik Yenilenebilir Enerji Üretimi

Türkiye’de sanayi üretimi, artan enerji maliyetleri ve küresel fiyat dalgalanmalarıyla daha kritik bir sürece girerken; enerji yönetimi şirketler için temel bir rekabet unsuru haline geldi. Bu dönemde kendi enerjisini üreten ve tüketimini optimize eden üretim modelleri hem maliyet kontrolü hem de sürdürülebilirlik açısından en etkili çözüm olarak öne çıkıyor. AKO Grup da bu dönüşümün bir parçası olarak enerji yönetimini güçlendiren yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Grup, Petlas, AKO Grup Aküleri, AKO Jant ve Ömrünü Tamamlamış Lastik (ÖTL) Geri Dönüşüm Tesisi’nde hayata geçirilen GES yatırımları 'kendi enerjisini üreten üretim modeli'ni gerçeğe dönüştürüyor. Enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılayan bu yaklaşım; yalnızca maliyet avantajı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda karbon azaltım hedefleri ve uzun vadeli rekabet gücü açısından da stratejik bir dönüşümü ifade ediyor. “Enerjimizin yüzde 40’ını güneşten karşılıyoruz” AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, enerji yatırımlarına ilişkin açıklamasında “Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları, üretim süreçlerimizin sürdürülebilirliği açısından önemli bir rol oynuyor. Hayata geçirdiğimiz GES projeleriyle hem karbon ayak izimizi azaltmayı hem de enerji kaynaklarını daha verimli kullanmayı hedefliyoruz. ÖTL Geri Dönüşüm Tesisi’nde enerji ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 40’ını güneş enerjisinden karşılıyor olmamız, bu yaklaşımımızın somut örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemde de sürdürülebilir üretim anlayışımız doğrultusunda enerji verimliliği odaklı yatırımlarımıza devam etmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı. Enerji ve çözüm modeli: Kendi enerjisini üreten sanayi yapısı AKO Grup’un enerji stratejisi; üretim süreçlerinde enerji verimliliğini artıran, kendi elektriğini üreten ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalara karşı dayanıklı, sürdürülebilir bir yapı üzerine şekilleniyor. Grup genelinde devreye alınan GES yatırımlarıyla yıllık yaklaşık 45,7 milyon kWh elektrik üretimi gerçekleştirilirken, bu sayede yılda yaklaşık 2 bin 161 ton CO₂e emisyon azaltımı sağlanıyor. Tüm fabrikalarda tamamlanan GES projeleriyle birlikte, toplam 310 bin metrekare kurulu alan üzerinde yılda 40.000 MWh elektrik üretim kapasitesine ulaşıldı. Bu üretim, tesislerin toplam enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini yenilenebilir kaynaklardan karşılama imkanı sunuyor. Özellikle Ankara’daki ÖTL Geri Dönüşüm Tesisi’nde kurulan 1.476 kW AC gücündeki sistem ile yılda 2 milyon kWh elektrik üretimi hedefleniyor ve fabrikanın enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ı karşılanıyor. AKO Jant tarafında ise devreye alınan GES yatırımı ile yılda 2,4 milyon kWh temiz enerji üretimi sağlanıyor. Kriz dönemlerinde stratejik avantaj: Enerji bağımsızlığı AKO Grup’un kendi enerjisini üretme modeli sayesinde üretim maliyetleri daha öngörülebilir hale gelirken, enerji arzındaki belirsizliklere karşı operasyonel dayanıklılık da güçleniyor. Özellikle ihracat odaklı üretim modelinde, enerji maliyetlerinin kontrol altına alınması rekabetçiliği doğrudan destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. AKO Grup’un yaklaşımı, sanayide “enerji bağımsızlığı”nın artık bir tercih değil, stratejik bir gereklilik haline geldiğini ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında 2030 yılına kadar yüzde 58 emisyon azaltımı hedefleyen grup; bu doğrultuda sadece yenilenebilir enerjiye değil; su geri kazanımı, atık yönetimi ve düşük karbonlu ürün geliştirme süreçlerini de eş zamanlı olarak yürütüyor. Ömrünü Tamamlamış Lastik Geri Dönüşüm Tesisi’nin yıllık 75 bin ton lastik işleme kapasitesiyle Türkiye’deki lastik atığının önemli bir kısmını geri kazanması, döngüsel ekonomi yaklaşımının en güçlü örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Verimliliği Artık Güvenlik Meselesi Haber

Enerji Verimliliği Artık Güvenlik Meselesi

Savaşlar, enerji krizleri ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalar, sürdürülebilirlik kavramının çerçevesini değiştiriyor. Altensis Yönetici Ortağı Dr. Emre Ilıcalı, artık enerji verimliliğinin yalnızca çevresel bir tercih değil; ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği ve rekabet gücü açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğine vurgu yapıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan enerji krizinin bu dönüşümü hızlandırdığını aktaran Ilıcalı, enerji güvenliği ile sürdürülebilirliğin artık birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti. Ilıcalı, “Doğal gaz fiyatlarının kısa sürede birkaç katına çıkması, ülkelerin enerji bağımlılığının ne kadar büyük bir ekonomik risk oluşturduğunu ortaya koydu. Avrupa Birliği’nin REPowerEU programını hızlandırmasının temel nedeni de buydu. Çünkü enerji verimliliği artık sadece çevresel bir tercih değil, ekonomik ve jeopolitik bir güvenlik meselesi haline geldi” dedi. “Sürdürülebilir olmayan yapılar hızla değer kaybedecek” Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre binaların küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturduğunu hatırlatan Ilıcalı, yapı sektöründeki dönüşümün ertelenemez hale geldiğini söyledi. Sürdürülebilir olmayan yapıların artık yalnızca çevresel değil finansal riskler taşıdığını vurgulayan Ilıcalı, “Yeşil olmayan bir bina daha yüksek işletme maliyeti, daha yüksek dışa bağımlılık ve daha yüksek finansal risk anlamına geliyor. Özellikle enerji fiyatlarının bu kadar volatil olduğu bir dönemde verimsiz yapılar çok hızlı bir şekilde ekonomik değer kaybetmeye başlıyor” ifadelerini kullandı. Avrupa’daki birçok yatırım fonunun düşük enerji performansına sahip binaları artık “portföy riski” olarak değerlendirdiğini belirten Ilıcalı, benzer dönüşümün Türkiye’de de hızlanacağını söyledi. “Karbon maliyetini yönetemeyen rekabet gücünü kaybedecek” Türkiye’nin Avrupa ile yüksek ticaret hacmi nedeniyle dönüşümden doğrudan etkilenmeye başladığını belirten Ilıcalı, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) özellikle sanayi şirketleri açısından kritik sonuçlar doğuracağını ifade etti. Emre Ilıcalı, “Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı Avrupa Birliği ülkelerine yapılıyor. Bu nedenle karbon artık yalnızca teknik değil, doğrudan ticari bir konu haline geldi. Karbon maliyetini yönetemeyen üreticiler rekabet gücü kaybedecek” dedi. Özellikle çimento, demir-çelik ve alüminyum gibi karbon yoğun sektörlerde enerji verimliliği yatırımlarının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirten Ilıcalı, yatırımcıların da projeleri yalnızca bugünkü getirilerine göre değerlendirmediğini söyledi. Bu konuda Emre Ilıcalı, “Bugün yatırımcılar artık şu sorulara bakıyor: Bu yapı 15 yıl sonra regülasyonlara uyumlu olacak mı? Enerji maliyetlerini yönetebilecek mi? Aşırı hava olaylarına karşı dayanıklı mı? Finansman dünyasında kriterler hızla değişiyor” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı! Haber

Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı İlk Webinarı ile Başladı!

Tekstil sektöründe faaliyet gösteren firmaların su tüketimini azaltarak su verimliliğini artırması ve döngüsel su kullanımı başta olmak üzere su yönetimi alanında bütüncül bir yaklaşım benimsemesi amacıyla hayata geçirilen “Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı”nın ilk webinarı gerçekleştirildi. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) stratejik ortaklığında, Beymen Group ve SANKO Holding sponsorluğunda düzenlenen program ile; eğitim, çalıştaylar, iyi uygulama paylaşımları ve teknik gezi ile sektörün su yönetimi alanındaki dönüşümüne katkı sağlanması hedefleniyor. “Tekstil Sektöründe Su Yönetiminde Küresel Trendler ve Markaların Üreticilerden Beklentileri” başlıklı ilk webinarda; tekstil sektöründe su yönetimine ilişkin küresel eğilimler, tedarik zincirindeki dönüşüm gereklilikleri, markaların üreticilerden beklentileri ve sürdürülebilir üretim perspektifleri çok paydaşlı bir bakış açısıyla ele alındı. Webinarın açılış konuşmaları; SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, Beymen Group CEO’su Elif Çapçı ve SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay tarafından gerçekleştirildi. Konuk konuşmacı Prof. Dr. Mehmet Kitiş ise tekstil sektöründe su yönetimine yönelik küresel trendler, risk alanları ve sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşüm başlıklarına dair kapsamlı bir çerçeve sundu. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel yaptığı açılış konuşmasında; “Tekstil sektörü uzun yıllardır üretim gücü, ihracat kapasitesi ve yarattığı istihdamla ülkemizin en önemli sektörlerinden biri oldu. Ancak artık sektörlerin başarısı yalnızca ne kadar ürettikleriyle değil, kaynakları nasıl yönettikleriyle de ölçülüyor. Türkiye topraklarının yaklaşık yüzde 88’i çölleşme riski altında ve tekstil suyun en çok kullanıldığı sektörler arasında yer alıyor. Tekstilde su yönetimi yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, Türkiye’nin üretim gücünü, ihracat rekabetini ve küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek stratejik bir dönüşüm alanı. Bu nedenle Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nı su verimliliğinden atıksu yönetimine, döngüsel su kullanımından iyi uygulama örneklerine kadar geniş bir çerçevede kurguladık” ifadelerini kullandı. İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekstil Sektörü Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Sultan Tepe, konuşmasında tekstil sektörünün Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemine dikkat çekti. Üretimden ihracata, istihdamdan yarattığı katma değere kadar sektörün güçlü bir ekosistem oluşturduğunu belirten Tepe, sürdürülebilirlik ekseninde yaşanan dönüşümün merkezinde artık su yönetiminin yer aldığını ifade etti. Su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığını vurgulayan Tepe, “Su artık yalnızca bir üretim girdisi değil, sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir kaynak haline geldi. İklim krizi, artan regülasyonlar ve küresel markaların beklentileri doğrultusunda sürdürülebilir su yönetimi; rekabet gücü, tedarik zinciri dayanıklılığı ve marka itibarı açısından kritik önem taşıyor” dedi. “Geleceğin tekstili, suyu verimli kullanan tekstil olacaktır” değerlendirmesinde bulunan Tepe, Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı’nın yalnızca bir eğitim serisi değil; sektörün ortak akılla hareket ettiği, iyi uygulamaların yaygınlaştırıldığı ve sürdürülebilir üretim kültürünün güçlendirildiği önemli bir dönüşüm platformu olduğunu söyledi. “SU YÖNETİMİ ARTIK TEKSTİL SEKTÖRÜ İÇİN STRATEJİK BİR ALAN” Programın açılış konuşmasını Beymen Group CEO’su Elif Çapçı yaparken, Beymen Group olarak sürdürülebilirlik çalışmalarını “Beymen Promise” çatısı altında yürüttüklerini belirterek, “Dünyaya Sözümüz Var” yaklaşımıyla doğaya, topluma ve insana karşı sorumluluklarını işin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. Çapçı, tekstil sektöründe su yönetiminin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığını; üretimin sürekliliğini, tedarik zincirinin dayanıklılığını ve sektörün rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir konu haline geldiğini vurguladı. Su yönetimini konuşmanın aynı zamanda kaynak verimliliğini, maliyet yapısını ve sektörün gelecekteki varlık koşullarını konuşmak anlamına geldiğini belirten Çapçı, Beymen Group’un tedarikçiyi, üreticiyi ve müşteriyi dönüştürme gücüyle ekosistemin merkezinde kritik bir role sahip olduğuna dikkat çekti. Beymen Group olarak sürdürülebilirliği bir hedef değil, yarım asrı aşan mirasın getirdiği bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade eden Çapçı, Türkiye’nin lüks moda ve yaşam stili destinasyonu olmanın gücü ve bilinciyle dönüşümü sahiplendiklerini; dokundukları tüm paydaşları bu dönüşümün bir parçası haline getirmek için kararlı ve somut adımlar attıklarını belirtti. İklim krizinin etkilerini artık çok daha somut ve ölçülebilir şekilde hissettiğimiz bir dönem yaşadığımızı vurgulayan SANKO Holding CSO’su Enise Ademoğlu Matbay sözlerini şöyle sürdürdü; “Aşırı hava olaylarının artması, su stresi ve kaynak baskısının derinleşmesi hem ülkemizde hem de küresel ölçekte ekonomik ve operasyonel riskleri artırıyor. Bilimsel veriler, bu risklerin yönetilmemesi halinde büyüme ve refah üzerinde ciddi kayıplar yaşanabileceğine işaret ediyor. Bu tablo, sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; iş dünyası için rekabetçiliği, tedarik zinciri dayanıklılığını ve finansmana erişimi belirleyen stratejik bir dönüşüm alanı haline getiriyor. Bu nedenle SANKO Holding olarak, atılacak her adımın, sadece bugünü değil geleceği de güvence altına alacak şekilde bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğine inanıyoruz.” Program 2026 boyunca eğitim, çalıştay, teknik gezi ve webinarlarla devam edecek Tekstil Sektöründe Su Yönetimi Programı, 2026 yılı boyunca farklı içeriklerle devam edecek. Program kapsamında; 4 Haziran’da su verimliliği ve atık su geri kazanımı üzerine bir eğitim programı, 5 Haziran’da üretim süreçlerinde su tüketimini azaltma teknikleri ve global iyi uygulamalara odaklanan ilk çalıştay, 30 Haziran’da finansman kaynakları ve yeşil krediler konulu ikinci webinar, 17 Eylül’de mevzuat ve atık su geri kazanımı odağında ikinci çalıştay, 18 Eylül’de ileri atık arıtma ve geri kazanım uygulamalarına yönelik OSB teknik gezisi ve 5 Ekim’de dijital izleme, raporlama ve uluslararası iyi uygulamalar konulu üçüncü webinar gerçekleştirilecek. Program çıktıları arasında; eğitim ve etkinliklerden elde edilecek sektörel içgörüler, firmaların uygulamaya aldığı iyi örnekler, politika yapıcılara yönelik öneriler ve sektörel su yönetimi yaklaşımına katkı sağlayacak veri ve içerikler yer alıyor. Artan su stresi, dönüşen regülasyonlar ve sürdürülebilir üretim beklentileri doğrultusunda, tekstil sektöründe su yönetimi alanında ortak aklın güçlendirilmesi ve sektör paydaşları arasında daha etkili iş birlikleri geliştirilmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tatilde Yeni Trend: Tek Fiyata Çoklu Deneyim Sunan Kruvaziyerler Haber

Tatilde Yeni Trend: Tek Fiyata Çoklu Deneyim Sunan Kruvaziyerler

Klasik tatil anlayışı yerini giderek daha fazla deneyim odaklı seyahat modellerine bırakırken, kruvaziyer turizmi bu dönüşümün dikkat çeken alanlarından biri haline geliyor. Aynı bütçeyle daha fazla deneyim sunan bu model, turizm ekonomisinde değer odaklı yeni bir tatil anlayışını temsil ediyor. Ulaşım, konaklama, yeme-içme ve eğlenceyi tek pakette birleştiren yapısıyla kruvaziyer seyahatleri, yalnızca bir tatil modeli değil, “deneyim ekonomisi”nin güçlü oyuncularından biri olarak yeniden konumlanıyor. Kruvaziyer turizmine yönelik yanlış algının değişmeye başladığını belirten Camelot Maritime Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, “Aynı bütçeyle yalnızca bir otelde konaklamak yerine, kruvaziyerde her gün farklı bir limanda uyanabiliyorsunuz. Konaklama, ulaşım, gastronomi ve eğlenceyi birlikte düşündüğünüzde kruvaziyer tatili maliyet açısından sanıldığından çok daha rekabetçi. Burada mesele yalnızca fiyat değil, aynı bütçeyle alınan deneyimin büyüklüğü.” dedi. Artan Tatil Maliyetleri Kruvaziyeri Gündeme Taşıdı Yükselen konaklama ve ulaşım maliyetleriyle birlikte tatil bütçeleri yeniden şekillenirken, “paket deneyim” sunan modeller daha fazla konuşulmaya başladı. Bu tabloda kruvaziyer turizmi; sabit maliyetle çoklu destinasyon, planlı harcama ve yüksek deneyim çeşitliliği avantajıyla öne çıkıyor. Uzmanlara göre bu dönüşüm, klasik deniz-kum-güneş anlayışının ötesine geçen, keşif odaklı seyahat talebiyle de örtüşüyor. Her gün farklı liman, farklı kültür ve farklı gastronomiyle buluşma imkânı, kruvaziyeri yalnızca tatil değil “hareketli yaşam deneyimi” haline getiriyor. Kruvaziyer Turistinin Gündeminde Fiyat Algısı Da Var Öte yandan Türkiye’nin kruvaziyer turizmindeki büyüme potansiyeli konuşulurken, fiyat algısı da sektörün önemli başlıklarından biri olarak dikkat çekiyor. Türkiye’ye gelen kruvaziyer yolcularının sık dile getirdiği konulardan birinin liman kentlerindeki fiyatlar olduğunu vurgulayan Emrah Yılmaz Çavuşoğlu, rekabet gücü açısından fiyat-performans dengesinin önemine işaret etti. Çavuşoğlu, “Türkiye güçlü destinasyonlarıyla kruvaziyerde çok önemli avantajlara sahip. Ancak gelen yolcunun memnuniyeti sadece limana yanaşmakla değil, karada yaşadığı deneyimle de şekilleniyor. Fiyat algısının doğru yönetilmesi rekabette belirleyici.” İfadelerini kullandı. Deneyim Ekonomisinde Yeni Güç Kruvaziyer Küresel turizm trendlerinde “deneyim sahipliği”, geleneksel tatil anlayışının önüne geçerken kruvaziyer turizmi de bu dönüşümden pay alıyor. Sektör temsilcileri, kruvaziyerin önümüzdeki dönemde yalnızca niş bir segment değil, daha geniş kitlelerin tercih ettiği ana akım tatil modellerinden biri haline gelebileceğini değerlendiriyor. Türkiye’nin güvenli liman algısı, gelişen kruvaziyer altyapısı ve dört mevsime yayılan destinasyon potansiyeliyle bu büyümeden daha fazla pay alabileceğine dikkat çekilirken, sektör oyuncuları kruvaziyer turizminin doğru anlatıldıkça “pahalı tatil” algısından uzaklaşıp erişilebilir deneyim turizmi başlığında daha güçlü konumlanacağını vurguluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.