Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Gücü

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Gücü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir! Haber

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir!

Sanayinin iklim nötr bir yapıya geçişi için stratejiler geliştiren düşünce kuruluşu Agora Industry’nin İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) desteği ile hazırladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü: 2053 Net Sıfır Emisyon Yol Haritası’ raporu, İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantı, Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler ve SEFiA Direktörü Bengisu Özenç’in açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından, Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey ve Agora Industry Tekno-Ekonomik Analisti Emir Çolak, raporu tanıttı. ULUSAL ETS ve SKDM KARBONSUZLAŞMANIN ÖNÜNÜ AÇABİLİR Raporda, Türkiye’nin çelik sektörünü düşük emisyonlu üretime dönüştürmesi için önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl yaklaşık 1,5 milyar euro yatırım yapması gerektiği öngörülüyor. Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi (Ulusal ETS) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (Ulusal SKDM) uygulamasıyla yıllık 0,5-1,5 milyar euroluk gelir elde edilebilir ve sektörün karbonsuzlaşmasında, yeşil çeliğe geçişte kullanılabilir. Söz konusu rakam, 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırımın önemli bir bölümünü karşılayabilir. Türkiye, karbon gelirlerini sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yatırarak ve yerli hurda kullanımını artırarak hem yeni işler yaratabilir hem de küresel çelik pazarındaki yerini güçlendirebilir. Karbon fiyatının düşük kalması durumunda ise halihazırda dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi olan Türkiye’nin ithalata bağımlılığı artabilir. Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yayımlanan çalışma; Türkiye’nin, sıfıra yakın emisyonlu demir talebini yurt içi üretim ve ithalat arasında dengeli biçimde karşılaması gerektiğine dikkat çekiyor. Cevherden düşük emisyonlu çelik üretim kapasitesinin artırılması, katma değerin Türkiye’de kalmasına ve tedarik risklerinin azalmasına yardımcı olabilir. Böylece Türkiye, bugün ithal ettiği yüksek kaliteli yassı çeliğin daha fazlasını da üretebilir. Belirli alanlarda yapılacak düşük emisyonlu çelik ithalatı ise üretilebilecek çelik ürünlerinin çeşitliliğini artırabilir. Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey, şunları söyledi: “Türkiye, temiz çelik üretiminde öncü olmak için; zengin yenilenebilir enerji kaynakları, elektrikle çelik üretiminde kapsamlı deneyim, Avrupa, Orta Doğu, Asya ile güçlü ticari ilişkiler gibi en önemli gerekliliklere sahip. Erken yatırım yapanlar, istihdam ve rekabet gücü açısından avantaj elde edecek. Antalya’da düzenlenecek COP31, gerekli mesajları vermek ve bu alanda sonraki adımları atmak için ideal bir fırsat sunuyor.” KARBON FİYATI, DÖNÜŞÜMÜN İTİCİ GÜCÜ Çalışmada, 2050 yılına uzanan üç senaryo incelendi. Mevcut politikaların devam ettiği ilk senaryoda, kömüre dayalı üretim ağırlığını koruyor. Kademeli ve hızlandırılmış dönüşüm senaryoları ise sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yönelik yatırımların ve politika desteğinin artmasını öngörüyor. Rapora göre karbondioksitin ton fiyatı yaklaşık 100 euroya ulaştığında, Türkiye’de doğal gaz kullanılarak cevherden üretilen demirden elde edilen çeliğin maliyeti kömür bazlı çelikle eşitleniyor. Yeşil hidrojen bazlı çelik için bu eşik ton başına yaklaşık 140 euro. Türkiye’deki karbon fiyatı, sanayi ve elektrik üretimini kapsayan Avrupa Birliği’nin (AB) ETS’sini takip ederse bu seviyeye 2030’lu yılların sonunda ulaşılabilir. Bu fiyat düzeyi, şirketleri Türkiye’de sıfıra yakın emisyonlu demir üretimine yatırım yapmaya teşvik edebilir. Erken yatırım yapan şirketler, düşük emisyonlu çeliğe yönelik büyüyen talepten pay alabilir ve uzun vadeli tedarik sözleşmeleri yapabilir. Ayrıca ihracatlarını AB’nin sınırda karbon düzenlemesinin etkilerinden koruyabilir. Yeşil çelik kullanımından kaynaklanan ilave maliyetin nihai kullanıcıya etkisinin de sınırlı olacağı öngörülüyor. Yeşil çelik kullanılan bir elektrikli otomobilin fiyatının yaklaşık 270 euro (yüzde 0,9), çamaşır makinesinin fiyatının 8 euro (yüzde 1,3), ev tipi bir klimanın fiyatının ise 9 euro (yüzde 0,8) artabileceği hesaplandı. Nihai ürün fiyatlarındaki bu sınırlı etki, zorunlu yeşil kamu alımları, asgari kullanım kotaları ve uzun vadeli alım anlaşmaları yoluyla düşük emisyonlu çelik talebini teşvik edebilir. HURDA ÇELİK İTHALATI ZORLAŞIYOR Karbon fiyatının düşük kalması, Türkiye’de yaratılabilecek ekonomik değerin önemli bir bölümünün yurt dışına kaymasına yol açabilir. Kademeli senaryoda karbon fiyatı, 2030’lu yılların başına kadar karbondioksit ton başına 50 euroyu aşmıyor. Bu noktadan sonra Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan ithal edilen doğal gaz bazlı demir, Türkiye’de kömür kullanılarak üretilen demirden daha ucuz hale geliyor. Yerli doğal gaz ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimi ise ancak 100 ve 140 euro düzeyinde başa baş noktasına ulaşıyor. Hedefli politika desteği olmadan Türkiye’nin ithal demire bağımlılık riski artıyor. Bu senaryoda kömürden yine kademeli olarak çıkılıyor, ancak üretimde ortaya çıkan açık büyük ölçüde ithalatla karşılanıyor. Kısa vadede daha ucuz olan bu yol, Türkiye’nin ithalata bağımlılığını artırıyor. Ayrıca hızlandırılmış dönüşümün sağlayabileceği katma değer ve istihdamın önemli bir bölümü yurt dışında kalıyor. Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı Türkiye için hurda giderek kıtlaşıyor ve pahalılaşıyor. AB başta olmak üzere, 50’ye yakın ülke hurda ihracatını kısıtlıyor. Bu durumda ham madde güvenliği için yurt içi hurda toplamanın 2050'ye kadar 10 milyon tondan 26 milyon tona çıkarılması ve ithal düşük emisyonlu demirle desteklenmesi gerekebilir. Rapor, güneş ve rüzgar enerjisi, elektrolizör üretimi ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimini kapsayan değer zincirlerinde yaklaşık 29 bin kişiye yeni iş imkanı doğacağı belirtiliyor. HIZLI DÖNÜŞÜM SENARYOSU, EMİSYONLARDA EN FAZLA DÜŞÜŞÜ SAĞLIYOR Çelik sektörü, Türkiye’nin sanayi kaynaklı emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ından sorumlu. Bu nedenle sektörün dönüşümü, Türkiye’nin 2053 iklim nötr hedefi açısından büyük önem taşıyor. Erken yatırım ve güçlü politika desteğine dayanan hızlandırılmış karbonsuzlaşma senaryosunda, sektörün emisyonları 2050’ye kadar 2025 düzeyine göre yüzde 92 azalabiliyor. Bu, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşan tek senaryo. Rapora göre kalan emisyonların azaltılması için de kullanılabilecek yöntemler var. Bunlar arasında elektrik ark ocaklarında biyokömür kullanımı ve şebekeden veya elektrik satın alma anlaşmaları yoluyla tamamen yenilenebilir elektrik temin edilmesi bulunuyor. Geriye kalan emisyonlar için ise karbon yakalama ve depolamayla birlikte kullanılan biyoenerji veya doğrudan havadan karbon yakalama gibi yüksek kaliteli karbon giderme yöntemlerinden yararlanılabilir. 1,5 MİLYAR EURO TÜRKİYE’DE KALABİLİR Türkiye’de uygulanacak etkin bir ETS ve ithal ürünler için devreye alınacak SKDM benzeri bir karbon fiyatlama mekanizmasının etkili bir dönüşüm politikasının temelini oluşturabileceğine dikkat çekilen raporda, böylece karbon gelirlerinin Türkiye’de kalabileceğine dikkat çekiliyor. Çalışmaya göre Türkiye’deki karbon fiyatının AB’deki ETS fiyatıyla eşit olması durumunda, çelik ihracatına ilişkin yılda yaklaşık 1,5 milyar euroluk karbon geliri AB yerine Türkiye’de değerlendirilebilir. Kaynak, çelik sektörünün dönüşümünü desteklemek üzere kurulacak bir yeşil çelik fonuna aktarılarak sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önlemlerin finansmanında kullanılabilir. Hızlandırılmış senaryoya göre 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırıma katkı sağlayabilir. Karbon fark sözleşmeleri ve uygun koşullu finansman da yatırım risklerini ve sermaye maliyetlerini düşürerek karbon fiyatlandırmasını destekleyebilir. Yeşil kamu alımları, kotalar ve uzun vadeli satın alma anlaşmaları ise sıfıra yakın emisyonlu çelik için düzenli talep oluşturabilir. “TÜRKİYE TEMİZ ÇELİKTE ÖNCÜ OLABİLİR” Toplantıda sektör uzmanlarının katılımıyla bir panel düzenlendi. Kıdemli sanayi uzmanı Muammer Bilgiç’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde Türkiye Çelik Dönüşümü Ağı Koordinatörü Dursun Baş, SEFiA Direktörü Bengisu Özenç, Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Teknik İşler Direktörü Hasan Akbulut ve Borçelik Yönetim Sistemleri Direktörü Serkan Ürkmez, sektördeki gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye Çelik Dönüşüm Ağı (ÇEDA) Koordinatörü Dursun Baş, şunları söyledi: “Güçlü bir karbon fiyatı, düşük emisyonlu çelik üretiminin ekonomik olarak karşılık bulacağına dair net bir mesaj verir ve daha temiz üretim yapan üreticileri da ödüllendirir. Türkiye’nin şu anda pilot aşamada olan emisyon ticaret sisteminin de bu yönde tasarımının iyileştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin çelik ihracatındaki en büyük pazarı olan AB ile ticaret kuralları da aynı derecede belirleyici olacak. Bu kapsamda, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile Türkiye arasındaki serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi önem taşıyor. Elektrik ark ocaklarıyla çelik üretimindeki güçlü birikimi sayesinde Türkiye, dönüşüm fırsatını değerlendirmek için iyi bir konumda. Böylece temiz çelikte öncü ülkelerden biri olabilir ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlı kalmaktan kaçınabilir.” SEFiA Direktörü Bengisu Özenç ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Karbon fiyatlandırması, Türkiye’nin önemli ihracat pazarlarının birçoğunda zaten uygulanıyor. Önümüzdeki dönemde daha fazla pazarın bu uygulamaya geçmesi bekleniyor. Bu pazarlardaki fiyatlarla uyumlu, etkin bir ulusal karbon fiyatı, yatırım planlaması açısından önemli bir sinyaldir. Temiz demir-çelik üretiminin ekonomik karşılık bulacağını gösterir ve erken harekete geçenleri ödüllendirir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yatırımların, Türkiye’nin çelik üretimini on yıllar boyunca şekillendireceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bugün harekete geçmek, ülkenin düşük emisyonlu çelik için büyüyen pazardan pay almasını ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlığını kırmasını sağlayabilir.” Etkinliğin kapanış konuşmasını ise İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Programı Koordinatörü Ümit Şahin yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Markalar Kasım Rekabetinde Yeni Oyuncuya Hazır mı? Haber

Markalar Kasım Rekabetinde Yeni Oyuncuya Hazır mı?

Dijital reklamcılıkta yeni bir mecra daha devreye girdi. Arama motorları ve sosyal medya platformlarının ardından, tüketicilerin ürün araştırmak, alternatifleri karşılaştırmak ve satın alma kararlarını şekillendirmek için giderek daha fazla kullandığı yapay zeka platformları da reklam pazarının parçası olmaya başladı. ChatGPT reklamlarının Türkiye’de reklamverenlere açılmasıyla birlikte, e-ticaret şirketleri açısından da yeni bir trafik ve satış kanalı ortaya çıktı. Kasım indirimleri başlarken markalar yine en etkileyici kampanyayı hazırlamaya, tüketicinin ekranına düşmeye ve sepete girmeye çalışıyor. Ancak alışveriş yolculuğunda artık yeni bir oyuncu var: Kullanıcının ihtiyacını yorumlayan, ürünleri karşılaştıran ve seçenekleri daraltan yapay zekâ asistanları. Tüketici, bir markanın internet sitesine uğramadan önce hangi ürünleri değerlendireceğine karar verebiliyor. Böylece müşteri kazanma mücadelesi, ilk tıklamadan önce başlıyor. Bu dönüşümde markaların iki muhatabı bulunduğunu belirten Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “Ürünü kullanacak insan ve seçenekleri onun adına değerlendiren yapay zekâ. Tüketici artık yalnızca iyi bir bilgisayar aramıyor; bütçesini, kullanım alışkanlıklarını ve vazgeçemeyeceği özellikleri anlatıyor. Markanın rekabet gücü de bu ihtiyaca ne kadar uygun olduğunu açık ve doğrulanabilir bilgilerle gösterebilmesine bağlı hale geliyor” diyor. SLOGANDAN SOMUT BİLGİYE Markaların insan ve arama motorlarının yanına üçüncü bir okuyucuyu eklemesi gerektiğini de vurgulayan Çiğdemli, “Bu yeni okuyucu, kullanıcı adına araştırma yapan yapay zekâ. Bu nedenle üstün kalite, benzersiz deneyim gibi ifadelerin somut bilgilerle desteklenmesi gerekiyor. Ürünün özellikleri, kimler için uygun olduğu, fiyatı, stok durumu, teslimat süresi ve iade koşulları açık, güncel ve farklı kanallarda tutarlı olmalı” diye konuşuyor. Markaların artık iki soruya birlikte yanıt vermesi gerektiğine değinen Çiğdemli şunları aktarıyor: “Bu sorular, ‘Tüketici beni neden tercih etsin?’ ve ‘Yapay zekâ beni hangi ihtiyaca karşılık önersin?’ sorularıdır. Çünkü asistanlara danışan kullanıcılar çoğu zaman marka adıyla değil, çözmek istedikleri sorunla yola çıkıyor. Küçük bir ev için sessiz süpürge arayan tüketiciye ulaşmak isteyen markanın, ürününü bu ihtiyaçla ilişkilendirebilmesi gerekiyor. Arama motorlarında üst sıralarda bulunmak, yapay zekânın önerileri arasına girmeyi garanti etmiyor. SEO önemini korurken, üretken yapay zekâ yanıtlarında görünürlüğe odaklanan GEO çalışmaları da gündeme geliyor. Burada markanın adının geçmesi, kaynak gösterilmesi ve doğrudan tavsiye edilmesi farklı göstergeler olarak değerlendiriliyor. Ölçümün de buna göre değişmesi gerekiyor. Markalar, gerçek müşteri sorularını farklı asistanlarda düzenli olarak deneyerek hangi ihtiyaçlarla ilişkilendirildiklerini, hangi rakiplerle birlikte önerildiklerini ve bilgilerinin doğruluğunu izlemeli.” KÜÇÜK SATICIYA FIRSAT, MARKALARA GÜVEN SINAVI Yapay zekâ destekli keşif döneminin, belirli bir ihtiyaca güçlü yanıt veren küçük işletmelere yepyeni fırsatlar sunabileceğinin altını çizen Çiğdemli, “Ancak bunun için eksiksiz ürün bilgisi, erişilebilir içerik ve güvenilir müşteri deneyimi gerekiyor. Büyük reklam bütçesi kadar, gerçek kullanıcı yorumları ve markanın internette biriken itibarı da önem kazanıyor. Doğru öneri yanlış verilerden üretilemez. Ürün açıklamalarıyla gerçek deneyim çelişiyorsa yapay zekâ bu sorunu çözmek yerine daha görünür hale getirebilir. Bu nedenle hazırlık yalnızca pazarlamanın değil; ürün, satış, teknoloji ve müşteri hizmetleri ekiplerinin ortak sorumluluğundadır” açıklamasında bulunuyor. TİCİMAX’TAN YENİ HAMLE OpenAI’nin güncel Ads Manager ülke listesinde Türkiye, self-servis reklamveren erişiminin açık olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Buna göre Türkiye’de bulunan ve reklam harcamaları Türkiye’de faturalandırılan tüzel kişiler, OpenAI Ads Manager üzerinden doğrudan hesap oluşturarak ChatGPT reklamlarına erişebiliyor. Bu gelişme üzerine Ticimax, altyapısını kullanan e-ticaret markalarının ürünlerini OpenAI Ads’e taşımasına ve ChatGPT üzerinden gelen reklam trafiği ile dönüşümleri ölçmesine olanak sağlayan yeni entegrasyonunu devreye aldı. Entegrasyon, Ticimax altyapısını kullanan işletmelerin mağazalarındaki ürünleri OpenAI Ads platformuna taşımalarını ve reklam kampanyalarının performansını ölçmelerini kolaylaştırıyor. Ticimax OpenAI Ads entegrasyonu ile işletmeler, e-ticaret mağazalarındaki ürün bilgilerini OpenAI Ads platformuna aktarabiliyor. Ürün adı, fiyat, stok durumu, ürün görseli ve ürün sayfası gibi temel bilgiler Ticimax tarafından otomatik olarak hazırlanarak OpenAI Ads’in ihtiyaç duyduğu formatta sunuluyor. Böylece işletmelerin ürünlerini yeni reklam kanalına aktarabilmek için ayrı bir teknik geliştirme sürecine ihtiyaç duymaması hedefleniyor. Ürün bilgilerindeki güncellemeler de otomatik senkronizasyonla platforma aktarılıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beyaz Eşya Sektöründe İhracat ve Üretimde Daralma Sürüyor Haber

Beyaz Eşya Sektöründe İhracat ve Üretimde Daralma Sürüyor

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2026 yılı Ocak-Eylül göstergelerine dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Midea Grup Türkiye, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel‘den oluşan, üye yapısıyla Türkiye’de üretim veya ithalat faaliyetinde bulunan yerli ve uluslararası firmaları temsil eden TÜRKBESD’in verilerine göre, 2026 yılının ilk dokuz ayında 6 ana ürün grubunda iç satışlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %2 geriledi. Dış pazarlarda son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken, ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %17 azalarak 12.637.299 adet olarak gerçekleşti. Bu düşüş üretim adetlerine de yansırken, üretim miktarı %11 gerileyerek 19.773.167 adet oldu. Toplam satışlar ise %12 azalışla 20.016.756 adet olarak kaydedildi. Eylül ayı özelinde ise geçen yılın aynı ayına göre iç satışlar %16 artarak 973.363 adede ulaşırken ihracat %13 azalarak 1.593.029 adet oldu. Üretim %1 artışla 2.614.418 adet olarak gerçekleşirken toplam satışlar %4 gerileyerek 2.566.392 adet seviyesinde kaydedildi. Küresel beyaz eşya üretiminin yaklaşık %7'sini gerçekleştiren Türkiye, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibarıyla yıllık 29 milyon adetlik üretim hacmine sahip olan beyaz eşya sektörü, 60 bin kişiye doğrudan, 600 bin kişiye ise dolaylı istihdam sağlıyor. 2025 yılında 20,2 milyon adet ihracat gerçekleştiren sektör, küresel piyasalardaki rekabetçiliğini artırmak amacıyla Ar-Ge, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarını sürdürüyor. İç pazar, sanayi için hayati bir "kaldıraç" görevi görüyor Sonuçları değerlendiren TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, “2026 yılının üçüncü çeyreğinde iç pazar satışlarında hafif bir toparlanma eğilimi gözlemledik. Bu durum pazarda kısa vadede pozitif bir etki yaratsa da piyasanın uzun süredir devam eden durgunluğunu ve ihracat pazarlarındaki derin kayıpları telafi etmeye maalesef yetmemektedir” dedi. Küresel pazarlardaki daralma döneminde iç pazarın, sanayinin ayakta kalabilmesi ve üretim gücünü koruyabilmesi için hayati bir "kaldıraç" görevi gördüğünü belirten Şengül, “İç pazardaki toparlanmanın sürdürülebilir kılınması ve sektöre can suyu olması için, kredi kartı taksit imkânlarının genişletilmesi ve aynı zamanda yüksek faiz ve komisyon oranlarının makul seviyelere çekilmesi önem taşıyor” diye konuştu. Destekleyici tedbirlerin hızla devreye alınmasına ihtiyaç var Şengül, sektörün öncelikli gündeminin ana ihracat pazarlarında kaybedilen rekabet gücünün yeniden kazanılması olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Türkiye beyaz eşya sektörü, yapısal olarak üretiminin yaklaşık %70'ini ihraç eden küresel bir oyuncudur; dolayısıyla dış pazarlarda yaşanan kayıplar doğrudan toplam üretimi baskılamaktadır.” Üretim hacmindeki daralmanın sektörün ölçek ekonomisinden kaynaklanan avantajını zayıflattığını ve uluslararası rekabet gücü açısından risk oluşturduğunu ifade eden Şengül, şunları söyledi: “Özellikle Çin’in düşük maliyet avantajıyla Avrupa pazarında hâkimiyetini artırması, sürekli yükselen girdi maliyetleri ve finansman zorluklarıyla mücadele eden üreticilerimizin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü baskılıyor. Bu koşullarda, çelik gibi temel girdilerde ilave maliyet yaratabilecek ticaret önlemlerinden kaçınılması, sektörümüzün rekabetçiliği açısından büyük önem taşıyor. Türk beyaz eşyasının dünyadaki öncü konumunu ve istihdam gücünü koruyabilmesi adına, maliyet yüklerini hafifletecek destekleyici tedbirlerin hızla devreye alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.” Enerji verimli ürünlere teşvik sürdürülebilir büyümenin anahtarı İç pazarı sürdürülebilir biçimde destekleyecek yapısal adımlara dikkat çeken Şengül, enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasını merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın, iç talebi canlandırmak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek açısından en etkili ve kalıcı çözümlerden biri olduğuna işaret etti. “Sektör olarak, her geçen gün daha yüksek enerji verimliliği sağlayan, daha az enerji ve su tüketen ürünler geliştiriyor ve piyasaya sunuyoruz; bu sayede hem doğal kaynakların korunmasına ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sunuyor hem de tüketicilerimizin bütçesini destekliyoruz” diyen Şengül, tüketicilerin enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak vergi indirimi, finansman desteği ve benzeri teşviklerin, ülke ekonomisine sağlayacağı uzun vadeli faydalar ve ulusal enerji verimliliği hedeflerine katkısı bakımından kritik önem taşıdığına değindi. Şengül şöyle devam etti: “Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, enerji verimliliğinin iklim hedeflerine ulaşmadaki rolünü vurgulamak açısından önemli bir fırsat sunuyor. Beyaz eşya sektörü olarak, enerji ve su tasarrufu sağlayan ürünlerimizin yaygınlaşmasıyla yeşil dönüşüme katkı sunmaya ve Türkiye’nin sürdürülebilir sanayi hedeflerini uluslararası platformda güçlü şekilde desteklemeye hazırız.” Anti-damping uygulamaları ihracat rekabetçiliği üzerindeki baskıyı artırıyor TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, yassı çelik ürünlerine yönelik yüksek vergiler ile artan girdi maliyetlerinin üreticilerin rekabet gücünü zorladığına dikkat çekti. Yassı çeliğin beyaz eşya üretiminde önemli bir girdi kalemi olduğunu belirten Yavuz, “Bu ürünlere yönelik anti-damping uygulamalarının getirdiği vergiler, üretim maliyetlerimizi doğrudan artırırken ihracat pazarlarındaki rekabet gücümüzü de olumsuz etkiliyor” dedi. Üretim ve ihracatta yaşanan daralmanın tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Yavuz, “Küresel talebin zayıf seyri ve ihracat pazarlarındaki belirsizlikler sektörümüz açısından önemli zorluklar oluşturuyor. Bununla birlikte, temel girdiler üzerindeki ilave maliyet yükleri mevcut koşulları daha da zorlaştırıyor. Türkiye’nin katma değerli üretim ve ihracat hedeflerini destekleyebilmesi için sanayinin maliyet yapısının öngörülebilir ve sürdürülebilir olması, uluslararası pazarlardaki konumumuzu korumanın ön koşuludur” ifadelerini kullandı. GEKAP yükü sektörün uluslararası rekabet gücünü zorluyor Beyaz eşya sektörünün küresel pazarlardaki rekabet koşullarına dikkat çeken TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı, Geri Kazanım Katılım Payı’nın (GEKAP) üreticiler açısından önemli bir maliyet unsuruna dönüştüğünü belirtti. Özkadı, sektörün başlıca uluslararası rakiplerinde benzer nitelikte bir maliyet kalemi bulunmamasının Türk üreticiler açısından rekabet dezavantajı yarattığını ifade etti. 2020–2025 döneminde sektörden tahsil edilen toplam GEKAP tutarının yaklaşık 250 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Özkadı, üretim ve ihracatta yaşanan kayıplar dikkate alındığında mevcut uygulamanın yeniden değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Özkadı, GEKAP yükümlülüğünün geçici olarak kaldırılmasının veya birim tutarların en az %50 azaltılmasının sektörün rekabet gücünün desteklenmesine önemli katkı sağlayacağını ifade etti. GEKAP hesaplama modelinin beyaz eşya ürünlerinin özgün yapısını daha fazla dikkate alması gerektiğini de belirten Özkadı, “Beyaz eşya ürünleri, kapsam dahilindeki pek çok üründen hem ağırlıkları hem de uzun kullanım ömürleri açısından ayrışıyor. Bu nedenle yalnızca ürün ağırlığını esas alan bir hesaplama yöntemi, gerçek çevresel etkiyi ve geri kazanım maliyetlerini yeterince yansıtmıyor. Ürünlerin yapısal özelliklerinin dikkate alındığı, ürün bazında farklılaştırılmış, daha dengeli bir sisteme geçilmesini önemli görüyoruz” dedi. Güvenli servis hizmeti için tüketicilere resmi kanalları kullanma çağrısı Beyaz eşya sektörünün üretimden satış sonrası hizmetlere uzanan geniş bir değer zinciri oluşturduğunu belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, Türkiye genelinde hizmet veren 3.500’ün üzerindeki yetkili servisin bu yapının temel unsurlarından biri olduğunu söyledi. Yetkili servis kimliğinin kötüye kullanılmasının tüketici mağduriyetlerine yol açabildiğine dikkat çeken Kuseyri, “Yetkili servislerimiz, tüketicilerimizin satış sonrası ihtiyaçlarına destek olmak üzere her gün binlerce haneye ulaşıyor. Ancak yetkili olmadığı halde kendisini bu şekilde tanıtan kişi ve işletmeler nedeniyle tüketicilerimizin mağduriyet yaşadığı örneklerle karşılaşıyoruz. Bu nedenle teknik destek veya onarım hizmetine ihtiyaç duyan tüketicilerimizin arama motorlarındaki sonuçlar yerine markaların resmi internet siteleri ya da Ticaret Bakanlığımızın servis.gov.tr adresi üzerinden yetkili servislere ulaşmalarını özellikle tavsiye ediyoruz. Doğru kanalların kullanılması, güvenilir hizmete erişim ve mağduriyetlerin önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karadeniz: “İhracatçının Küresel Rekabet Gücü İçin Döviz Dönüşüm Desteği Güçlendirilmeli” Haber

Karadeniz: “İhracatçının Küresel Rekabet Gücü İçin Döviz Dönüşüm Desteği Güçlendirilmeli”

Türk sanayicisinin son dönemde artan maliyetler ve küresel rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Plastik Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, ihracatın sürdürülebilirliği açısından döviz gelirlerinin Türk lirasına dönüşümünü teşvik eden mekanizmaların ihracatçının rekabet gücünü de gözetmesi gerektiğini söyledi. Döviz dönüşüm desteğinin 2023 yılında yüzde 2 oranıyla uygulanmaya başladığını, 2025 yılı Mayıs ayında desteğin geçici olarak yüzde 3'e yükseltildiğini hatırlatan Karadeniz, 1 Ekim 2026 itibarıyla uygulamada yeni bir döneme geçildiğini ifade etti. TCMB'nin yeni düzenlemesiyle desteğin döviz pozisyonu, katma değer ve ihracata yönelik üretim yapan tedarikçi firmalarla ilişkilendirildiğine dikkat çeken Karadeniz, yeni yapının kapsamının genişlemesinin önemli olduğunu ancak ihracatçının küresel rekabet koşulları açısından desteğin etkinliğinin daha da artırılması gerektiğini kaydetti. “İhracatçı yalnızca kur değil, maliyet baskısıyla da mücadele ediyor” Türkiye'nin ihracatçı sanayicisinin yalnızca kur hareketlerinden değil, yüksek üretim maliyetleri, finansman giderleri ve küresel pazarlardaki yoğun fiyat rekabetinden de etkilendiğini belirten Karadeniz, şöyle konuştu: “İhracatçımız bugün küresel pazarlarda sadece ürününün kalitesiyle değil, maliyetiyle de rekabet ediyor. Enerjiden işçiliğe, finansmandan hammaddeye kadar çok sayıda maliyet kalemi ihracatçımızın rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Döviz gelirinin TL'ye dönüşümünde sağlanan destek de bu açıdan ihracatçının rekabet gücünü destekleyen önemli bir araçtır. Bizim beklentimiz, döviz dönüşüm desteğinin ihracatçının rekabet gücünü daha etkin biçimde destekleyecek seviyeye çıkarılması yönündedir.” “Çin'in yaklaşımı bize önemli bir örnek sunuyor” Küresel ticarette ihracatçıların desteklenmesinde farklı politika araçlarının birlikte kullanıldığını belirten Karadeniz, Çin'in uygulamalarının bu açıdan dikkat çekici olduğunu söyledi. Çin'de ihracatçıların kur riskini yönetebilmesi için döviz türevleri ve diğer finansal araçların kullanımının uzun zamandır var olduğunu ve günümüzde daha da yaygınlaştırıldığını belirten Karadeniz, işletmelerin RMB ile fiyatlama ve ödeme yapabilmelerinin de kur riskinin yönetilmesine katkı sağladığını ifade etti. Çin'de ayrıca ihracat vergi iadeleri, ihracat kredileri ve ihracat kredi sigortası gibi araçların da ihracatçıların finansal yükünü ve risklerini azaltmaya yönelik kullanıldığını kaydetti. Karadeniz, “Burada Çin'in uyguladığı tek bir destek mekanizmasını Türkiye'ye doğrudan kopyalamaktan söz etmiyoruz. Önemli olan, ihracatçının rekabet gücünü korumak için farklı araçların birlikte ve etkin biçimde kullanılabilmesi. Çin'in yaklaşımı bize bu açıdan önemli bir örnek sunuyor” dedi. “Daha bütüncül bir ihracat destek modeli oluşturabiliriz” Türkiye'nin de ihracatçının karşı karşıya olduğu maliyet ve kur risklerini birlikte ele alan daha bütüncül bir destek yaklaşımına ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Karadeniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “İhracatçımızın küresel pazarlarda rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca bir destek kalemine odaklanmak yeterli değil. Döviz dönüşüm desteğinin yanı sıra uygun maliyetli finansmana erişim, kur riskinden korunma araçlarının yaygınlaştırılması, ihracat kredi ve sigorta mekanizmalarının güçlendirilmesi ve ihracatçının üzerindeki maliyet baskısının azaltılması birlikte değerlendirilmelidir.” Karadeniz, özellikle sanayicilerin kur riskini yönetebilmeleri için finansal araçlara daha kolay ve düşük maliyetle erişebilmesinin önemine dikkat çekerek, “İhracatçımızın önünü görebilmesi, fiyat verebilmesi ve uzun vadeli sipariş alabilmesi için kur riskini yönetebileceği bir finansal altyapıya ihtiyacı var. Bunun yanında finansmana erişim maliyetlerinin de rekabetçi seviyelere çekilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Paslanmaz Çeliğin Geleceği II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi’nde Konuşulacak Haber

Paslanmaz Çeliğin Geleceği II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi’nde Konuşulacak

Paslanmaz Çelik Sanayi Derneği (PASSAD), sanayi, akademi ve kamu temsilcilerini 13 Ekim 2026’da İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenecek II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi’nde bir araya getirecek. “Türkiye’de Paslanmaz Çelik Sektörünün Yakın Gelecekteki Dönüşümü” temasıyla gerçekleştirilecek zirvede, sektörün rekabet gücü, küresel tedarik zincirindeki değişimler ve yeni kullanım alanları ele alınacak. Türkiye’de paslanmaz çelik sektörünün gelişimini desteklemek amacıyla faaliyet gösteren PASSAD’ın düzenlediği zirve, sektör temsilcilerine deneyimlerini paylaşma ve ortak öncelikleri değerlendirme fırsatı sunacak. Üretimden ticarete uzanan gündemin ele alınacağı oturumlarda, değişen talep koşulları, son kullanıcı beklentileri ve teknik bilgi ile nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi üzerinde durulacak. “Sektörün gelişimi için ortak önceliklerimizi belirleyeceğiz” Zirveye ilişkin bir değerlendirmede bulunan PASSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ji Seob Choi, “Türkiye paslanmaz çelik sektörünün gelişimi için değişen pazar koşullarını yakından takip etmeyi ve yeni kullanım alanlarının sunduğu fırsatları değerlendirmeyi önemsiyoruz. Rekabet gücümüzü artırırken teknik bilgi birikimimizi ve nitelikli insan kaynağımızı da geliştirmemiz gerekiyor. II. Ulusal Paslanmaz Çelik Zirvesi’nde sektörümüzün önündeki fırsat ve riskleri farklı paydaşların görüşleriyle ele alacağız. Bu buluşmanın, ortak önceliklerimizi belirlememize ve sektörün gelişimini destekleyecek iş birliklerine katkı sunmasını bekliyoruz” dedi. Ekonomik gelişmelerden yeni kullanım alanlarına uzanan program Zirve, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, PASSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ji Seob Choi, PASSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Cemil Abiş ve PASSAD Genel Sekreteri Dr. Erdem Şireli’nin açılış konuşmalarıyla başlayacak. Programda Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin sektöre etkileri değerlendirilirken, gün boyu sürecek oturumlarda küresel tedarik zinciri, son kullanıcı beklentileri ve paslanmaz çeliğin yeni kullanım alanları ele alınacak. Teknik bilgi, eğitim ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi de programın başlıkları arasında yer alacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sanayisi COP31 Öncesinde Yeşil Dönüşümün Finansmanını ve Rekabet Gücünü Masaya Yatırdı Haber

Türkiye Sanayisi COP31 Öncesinde Yeşil Dönüşümün Finansmanını ve Rekabet Gücünü Masaya Yatırdı

Türkiye sanayisi, küresel ticaretin değişen kuralları, sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenlemeler ve finansmana erişimde dönüşen kriterlerle birlikte yeni bir rekabet ortamına hazırlanıyor. Şirketlerin çevresel performansı giderek yatırım kararları, tedarik zincirlerindeki konumları, teknolojik yetkinlikleri ve uluslararası pazarlara erişimleriyle daha yakından ilişkilenirken, yeşil dönüşüm de iş dünyasının temel stratejik gündemlerinden biri haline geliyor. Bu dönüşümün şirketler açısından ortaya çıkardığı fırsat ve ihtiyaçları bütüncül bir perspektifle ele almak amacıyla Sistem Global tarafından düzenlenen “Yeşil Dönüşümün Finansmanı ve Rekabet Gücü” etkinliği, sanayi kuruluşları, finans kurumları, teknoloji şirketleri ve sürdürülebilirlik ekosisteminin temsilcilerini bir araya getirdi. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31 öncesindeki dönemde Türkiye sanayisinin dönüşüme hazırlığını merkeze alan etkinliğin “Sürdürülebilirlik Bir Maliyet mi, Yoksa Yeni Bir Büyüme Fırsatı mı?” başlıklı ilk panelinde İstanbul Sanayi Odası Sürdürülebilirlik, Enerji ve Çevre Şubesi Müdürü Gülberk Ertap, DenizBank Finansal Kurumlar ve Sürdürülebilirlik Koordinasyon Grup Müdürü Nimet Sinem Yahşi, SKD Türkiye Genel Sekreteri Konca Çalkıvik, Sgreen Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Yıldız, Erciyas Holding Hyperloop Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Örgen ve Brisa Bridgestone Sabancı Kamu İlişkileri ve Sürdürülebilirlik Teşvikleri Müdürü Vahit Yazıcı yeşil dönüşümün sanayi şirketlerinin rekabet gücü üzerindeki etkileri farklı perspektiflerden değerlendirdi. “Yeşil dönüşüm verimlilik, pazar erişimi ve uzun vadeli rekabetçilikle doğrudan ilişkili” Panelde sürdürülebilir yatırımların finansmana erişim koşulları, ESG kriterleri, CBAM’ın sanayi üzerindeki etkileri ve ihracat pazarlarında yükselen çevresel standartlar ele alınırken, şirketlerin dönüşüm yol haritalarını somut yatırım planları ve uygun finansman araçlarıyla desteklemesinin önemi farklı sektörlerden örneklerle değerlendirildi. Panelin moderatörlüğünü gerçekleştiren Sistem Global Ortaklarından İskender Cem Leblebici yeşil dönüşümün şirketlerin rekabet gücü açısından stratejik noktada olmasına dikkat çekerek, “Yeşil dönüşümü; doğru kurgulandığında enerji ve kaynak verimliliğini artıran, şirketlerin uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendiren ve finansmana erişimini destekleyen stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz. Şirketler için kritik olan, bu dönüşümü ölçülebilir hedeflere dayanan bir yol haritasına dönüştürmek ve yatırımlarını doğru finansman araçlarıyla eşleştirmek. Bu yaklaşım, kısa vadeli uyum ihtiyacının ötesinde uzun vadeli rekabetçiliğin de temelini oluşturuyor” dedi. “Yapay zeka ve dijital teknolojiler yeşil dönüşümde yeni iş modellerinin önünü açıyor” Etkinliğin “Yapay Zeka, İnovasyon ve Yeşil Dönüşümün Kesişiminde Yeni İş Modelleri” başlıklı ikinci panelinde, yapay zeka ve dijital teknolojilerin üretimde verimlilik, kaynak optimizasyonu, sürdürülebilirlik performansının ölçümü ve yeni iş modelleri üzerindeki etkileri ele alındı. Sistem Global CSGO’su Elif İşgör Önen moderatörlüğünde; BTS Ortağı Yasin Becenive Sun Tekstil Operasyonel Mükemmellik Genel Müdür Yardımcısı Berna Adıgüzel’in katılımıyla gerçekleşen oturumda özellikle İmplika’nın Sun Tekstil’de kullanım alanları özelinde operasyon verimliliğine olan katkısı konuşuldu. Ayrıca PoC modelleri, yapay zeka ve climate-tech girişimlerinin sanayideki kullanım alanları, çözümlerin ticarileşme potansiyeli ve sanayi ile teknoloji girişimleri arasındaki iş birlikleri tartışıldı. Oturumu değerlendiren Sistem Global CSGO’su Elif İşgör Önen, “Yeşil ve dijital dönüşüm artık şirketlerin birbirinden ayrı yönettiği iki gündem olmaktan çıkıyor. Yapay zeka ve dijital teknolojiler; kaynak kullanımını daha doğru yönetmekten emisyonların izlenmesine, süreçlerin verimliliğini artırmaktan yeni ürün ve hizmet modelleri geliştirmeye kadar geniş bir alanda dönüşümü hızlandırıyor. Asıl değer, teknolojiyi somut bir iş problemine bağlayıp ölçülebilir sonuç üreten çözümlere dönüştürebilmekte. Bu bakış açısı, şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerini iş sonuçlarıyla buluştururken yeni iş modellerinin de önünü açıyor” dedi. Program kapsamında Yapay Zeka Fabrikası CEO’su Can Bakır ile ACM Agile Kurucu ve Yönetici Ortağı Mehmet Yitmen’in katıldığı “Yapay Zeka ile Sürdürülebilir Rekabet: Geleceğin Şirketlerini Yeniden Tasarlamak” başlıklı oturumunda ise dijital ve yeşil dönüşümde yapay zeka yatırımlarının ölçülebilir iş sonuçlarına dönüştürülmesi, teknolojinin liderlik ve çalışma modellerine etkisi ile startup-kurum iş birliklerinin yeni ürün, hizmet ve iş modelleri yaratmadaki rolü değerlendirildi. Etkinliğin son bölümünde Sistem Global Ar-Ge, İnovasyon ve Teknoloji Bölümü Başkan Yardımcısı Zuhal Kardeşler, “İkiz Dönüşümü Finanse Etmek: Ulusal ve Uluslararası Destek ve Teşvik Mekanizmaları” başlıklı konuşmasında şirketlerin yeşil ve dijital dönüşüm yatırımları için yararlanabileceği Horizon Europe, Innovation Fund, Eurostars ve EIC gibi uluslararası programların yanı sıra TÜBİTAK destekleri, Türkiye’deki yeşil dönüşüm destekleri ile Ar-Ge ve inovasyon teşviklerine dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek Haber

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından 6 Eylül 2026 tarihinde duyurulan ve aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP) hakkında görüşlerini paylaştı. OVP kapsamında makroekonomik istikrarın pekiştirilmesi, kalıcı fiyat istikrarının tesisi ve mali disiplinin korunmasının yanı sıra; verimliliğin artırılması, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi, dijital ve yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ile ekonomik direncin artırılmasının temel politikalar arasında yer almasını kıymetli bulduklarını belirten Vatansever, teknoloji stratejilerinin büyüme ve küresel rekabet gücüyle her geçen gün daha entegre hale geldiğini vurguladı. “Büyümenin niteliğini teknoloji yoğunluğu belirleyecek” OVP projeksiyonlarına göre Türkiye ekonomisinin 2027 yılında yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 oranında büyümesi; program dönemi sonunda toplam millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başı gelirin 25 bin dolara ve mal ile hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Söz konusu dönemde yaklaşık 2,1 milyon yeni istihdam yaratılması ve işsizlik oranının 2029 itibarıyla yüzde 7,6’ya çekilmesi planlanırken; enflasyonun 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyelerine indirilmesi hedefleniyor. Vatansever, makroekonomik hedeflerin yanı sıra ekonominin üretim yapısında gerçekleştirilecek dönüşümün kritik olduğuna değinerek şu değerlendirmeleri yaptı: “Ekonomik büyüklükte 2,2 trilyon dolar eşiğini aşmak büyük önem taşıyor. Bununla beraber, bu ekonominin ne kadarının yazılım, bilgi, teknoloji, mühendislik ve yüksek katma değerli işlerden meydana geldiği, uzun vadeli rekabet gücümüzü tayin edecektir. Türkiye’nin büyüme kalitesi, teknoloji yoğunluğumuzu ne ölçüde artırabildiğimizle ortaya çıkacaktır.” “Üretimdeki bilgi ve teknoloji payını yükseltmeliyiz” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda, büyümenin niteliğinin dönüştürülmesi amacıyla sanayi üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun artırılması, hizmet sektöründe ise bilgi ve teknoloji odaklı yüksek katma değerli faaliyetlerin ön plana çıkarılmasına yönelik vizyonunu değerlendiren Vatansever, üretim yapısındaki teknolojik içeriğin artırılmasının önemine işaret etti. Yılmaz’ın aynı sunumda imalat sanayisine 250 milyar TL ek kredi desteği sağlanacağını ve orta-yüksek ile yüksek teknoloji odaklı yatırımlar için tahsis edilen 750 milyar TL’lik yatırım kredilerinin kullandırılmaya devam edileceğini açıklamasını da yerinde bulan Vatansever şunları ekledi: “Türkiye’nin gayesi sadece niceliksel olarak daha fazla üretmek olmamalıdır. Ürettiğimiz mal ve hizmetlerin içerisine daha fazla tasarım, yazılım, mühendislik, veri, Ar-Ge ve fikrî mülkiyet entegre edebilmeliyiz. Bir ürünün fiziksel değerinin ötesinde, barındırdığı bilgi ve teknoloji ihracat değerimizi belirleyen temel unsurdur.” Yapay zekâ destekli üretim verimliliği artıracak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda; yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleri aracılığıyla enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliğin artırılmasına yönelik yaklaşımını değerlendiren Vatansever, bu adımın yapay zekânın reel ekonomiyle olan bağını somutlaştırdığını ifade etti. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Yapay zekânın yarattığı ekonomik değer, sadece yapay zekâ şirketlerinin piyasa büyüklüğü ile ölçülmez. Eğer bir fabrika enerji tüketimini düşürüyor, üretim planlamasını optimize ediyor, makine parkurunu daha verimli işletiyor veya hata payını azaltıyorsa, doğrudan ekonomik değer üretmiş olur. Yapay zekâyı reel sektöre ne kadar yayabilirsek, toplam verimlilik artışını o denli güçlü hissederiz.” “Dijital dönüşüm artık bir verimlilik politikasıdır” OVP’de sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünün hızlandırılması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesine dair politikaları yorumlayan Vatansever, dijitalleşmenin yalnızca teknoloji firmaları için değil, tüm ekonomi için bir verimlilik kaldıracı haline geldiğini belirtti. “Bir işletmenin mevcut kaynaklarla daha fazla üretim yapması, hammadde ve enerjiyi daha etkin kullanması, süreçlerini hızlandırıp hataları minimize etmesi doğrudan ekonomik verimlilik demektir. Bu sebeple dijital dönüşümü artık sadece bir bilişim yatırımı değil, temel bir verimlilik politikası olarak görmeliyiz” dedi. KOBİ’lerin dijitalleşmesi dönüşümü tabana yayacak Teknolojik dönüşümün sadece büyük ölçekli işletmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Vatansever, Türkiye’nin güçlü KOBİ ekosisteminin dijitalleşmesinin toplam ekonomik verimlilik açısından kritik olduğunu ifade etti. “Büyük ölçekli firmaların ileri teknoloji yatırımları değerlidir; ancak binlerce KOBİ’nin stok yönetiminden üretime, finanstan satışa kadar tüm süreçlerini dijital araçlarla optimize etmesi, ekonomik dönüşümün tabana yayılmasını sağlar. Teknolojinin gerçek ekonomik etkisi, yaygınlaştığı noktada ortaya çıkar” şeklinde değerlendirmede bulundu. “Ekonomik güvenliğin yeni boyutlarından biri teknoloji” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı müstakil bir politika alanı olarak tanımlaması ve stratejik alanlarda dışa bağımlılığı azaltarak ekonominin şoklara karşı direncini artırma yönündeki yaklaşımını değerlendiren Vatansever, teknolojik kapasitenin ekonomik dayanıklılık için stratejik bir önem kazandığını söyledi. Yılmaz’ın özellikle savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi kritik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yerlilik oranlarının artırılmasına dair açıklamalarına değinen Vatansever, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik güvenlik günümüzde sadece enerji veya finansman güvenliğiyle sınırlı değildir. Yarı iletkenlerden yapay zekâya, siber güvenlikten haberleşme altyapılarına kadar kritik teknolojilere erişim sağlayabilmek ve bu alanlarda yerli mühendislik kapasitesi geliştirmek, ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz bir parçası olmuştur.” “Yatırım artık yalnız fabrika yatırımı değildir” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda uluslararası doğrudan yatırımların artırılması, küresel yeteneklerin ve girişimcilerin Türkiye’ye çekilmesi ile teknoloji şirketlerinin merkez operasyonlarına yönelik yatırım stratejilerini vurgulamasını değerlendiren Vatansever, dijital ekonomiyle beraber yatırım kavramının evrildiğini belirtti. Vatansever şöyle konuştu: “Günümüzde bir ülkeye yatırım gelmesi sadece fabrika binası kurulması demek değildir. Küresel bir teknoloji şirketinin yazılım ekibini, Ar-Ge merkezini, veri altyapısını veya bölgesel yönetimini Türkiye’ye taşıması da yüksek değerli bir doğrudan yatırımdır. Bu tür yatırımlar beraberinde güncel bilgi, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası teknoloji ağlarını da getirir.” 450 milyar dolarlık ihracat hedefinde teknoloji yoğunluğu OVP’de program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatının 450 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürünlerin ihracat payının artırılmasına yönelik yaklaşım, Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik rol oynuyor. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “450 milyar dolarlık ihracat hedefi içerisinde dijital hizmetlerin ve yüksek teknoloji ürünlerinin payını yükseltmek, uzun vadeli rekabet gücümüz için hayatidir. Siber güvenlik, yapay zekâ çözümleri, veri hizmetleri, oyun, finansal teknolojiler ve yazılım, Türkiye’nin yeni nesil ihracat kapasitesinin temel taşları olabilir.” Dijital Türk Lirası ve finansal teknoloji ekosistemi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda Dijital Türk Lirası’nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına dair çalışmaların süreceğini belirtmesini değerlendiren Vatansever, finansal teknolojiler ve ödeme sistemlerinin dijital ekonominin temel taşı olduğunu söyledi. “Ödeme sistemlerinin yenilikçi, güvenli ve esnek olması dijital ekonominin büyümesini doğrudan tetikler. Dijital Türk Lirası çalışmalarını, bu kapsamlı finansal teknoloji dönüşümünün en önemli halkalarından biri olarak görmekteyiz” dedi. “Teknolojik kapasite ekonomik değere dönüştüğünde büyümenin niteliği güçlenir” Vatansever değerlendirmelerini şu sözlerle noktaladı: “2027–2029 Orta Vadeli Program’ın; mali disiplin, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin yanına teknolojik dönüşüm, verimlilik, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılık başlıklarını eklemesini çok değerli buluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonuyla hazırlanan bu yaklaşımın, Türkiye’nin sadece ekonomik hacmini değil, aynı zamanda ekonomimizin niteliğini ve küresel rekabet gücünü artıracak bir çerçeve sunduğuna inanıyoruz. Teknolojik kapasitemizi verimlilik artışına, ihracata ve üretime dönüştürebildiğimiz ölçüde; daha dayanıklı, daha rekabetçi ve yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapı inşa edebiliriz.”

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı! Haber

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı!

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala kırtasiye sektörü yoğun alışveriş dönemine hazırlanırken, bir yandan da perakendede yeni bir dönüşüm sürecinin sinyallerini veriyor. TÜKİD’in gündeme taşıdığı “Yeni Nesil Kırtasiye” yaklaşımı, yalnızca mağazaların dekorasyonunun yenilenmesini değil; mağaza düzeni, ürün çeşitliliği, teknoloji kullanımı, müşteri hizmetleri ve mağazada geçirilen zamanın niteliğini kapsayan daha geniş bir dönüşümü ifade ediyor. Hedef yalnızca okul sezonu değil, 12 ay kırtasiyecilik Kırtasiyeleri birer ‘yaşam alanı’ haline getiren yeni nesil bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Türkiye genelinde 8 bin civarında kırtasiyeci bulunuyor. Bugün ‘Yeni Nesil Kırtasiye’ anlayışına yakın olarak değerlendirebileceğimiz işletme sayısı 500 civarında. Bu sayının önümüzdeki 5 yıl içerisinde binlerce noktaya ulaşması mümkün” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek 1. TÜKİD Perakende Zirvesi'nin sektördeki bu dönüşümün önemli başlangıç noktası olacağını belirten Taha Keresteci, “Yeni Nesil Kırtasiye de zirvenin ana gündemlerinden biri olacak. Mağazacılık nereye gidiyor, tüketicinin beklentisi nasıl değişiyor, kırtasiyelerimizi nasıl daha cazip hale getirebiliriz, tüketicileri, her yaş grubundan tüketicilerimizi mağazaya nasıl çekebiliriz; bunları konuşacağız. Yeni Nesil Kırtasiye ile aslında sektörümüzün yalnızca okul sezonuyla anılmasını değil, 12 ay kırtasiyecilik anlayışımızı da ortaya koymuş olacağız. Kırtasiye alışveriş yapılan yerden, insanların gelmek ve vakit geçirmek istediği bir noktaya dönüşürse bundan hem esnafımız hem de bütün sektör kazanır” dedi. Dönüşüm başlamış durumda Dönüşümün farklı aşamaları olduğuna dikkat çeken Taha Keresteci, “Bir mağaza fiziksel olarak tamamen yenilenmiş olabilir, diğeri dijitalleşmede çok ileridedir, başka biri ürün çeşitliliğinde veya müşteri deneyiminde farklılaşmıştır. Bazı mağazalar ise artık yalnızca satış noktası değil, atölyeleri, etkinlikleri ve farklı kullanım alanlarıyla müşterinin daha uzun süre vakit geçirebildiği yerlere dönüşüyor. Dolayısıyla dönüşüm başlamış durumda.” dedi. Kırtasiyecinin bütçesine göre işe vitrininden, raflarından veya aydınlatmasından başlayabileceğini ifade eden Taha Keresteci, “Dijital altyapısını geliştirebilir. Küçük bir hobi veya etkinlik alanı oluşturabilir. Daha büyük mağazalarda ise oturma alanları, atölyeler veya kafe gibi daha kapsamlı yatırımlar gündeme gelebilir. Dolayısıyla maliyet tamamen mağazanın ölçeğine ve hedeflediği konsepte göre değişir. Burada asıl bakmamız gereken konu şu: Yapılan yatırım kırtasiyeciye ne kadar geri dönüş sağlayacak? Bizce esas mesele yatırımın büyüklüğü değil, doğru yere yapılması” diye konuştu. Kırtasiyeciler arasındaki rekabet gücü de artacak Dönüşümün öncelikli olarak kırtasiyeciler arasında rekabet gücünü de artıracağını belirten Taha Keresteci, “Bugün tüketicinin önünde çok fazla seçenek var. E-ticaret var, büyük perakende kanalları var, farklı satış platformları var. Kırtasiyecinin burada yalnızca ürünü rafına koyarak rekabet etmesi giderek zorlaşıyor. Ancak kırtasiyenin çok önemli bir avantajı var; müşteriyle doğrudan temas. Yeni nesil mağazacılıkla bizim biraz daha güçlendirmek istediğimiz taraf da bu” dedi. Mağaza tasarımı, müşteri deneyimi, dijitalleşme, sosyal medya, e-ticaret, kategori ve stok yönetiminin yanında mağazaların yaşam alanına dönüşmesi de gündemimizde olacak. Atölyeler, etkinlik alanları, sanat ve hobi bölümleri, oturma alanları, uygun mağazalarda kafe konseptleri gibi farklı uygulamaları da değerlendirmek istiyoruz” dedi. İnsanlar ekrandan kaçış yolu arıyor Bugün insanların ekrandan bir kaçış yolu aradığını da dikkat çeken Taha Keresteci, ekranlarla çevrili bir dünyada kalem ve kâğıdın yeniden değer kazandığını belirterek, genç kuşağın kırtasiye ürünlerine yaklaşımındaki değişimin sektör için yeni bir potansiyel yarattığını ifade etti. Ayrıca kırtasiyenin sessizce büyüyen bir ekonomi olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Bir defterin, bir kalemin arkasında bugün Türkiye’nin en çeşitli ve en rekabetçi şirketleri ve markaları var. Bizim kuşağımız kırtasiyeyi bir zorunluluk olarak gördü. Bugünün gençleri ise onu bir kimlik, hatta bir sosyal medya estetiği haline getirdi. Bu, sektörümüzün daha önce sahip olmadığı yeni bir pazarlama gücü. Biz de bu değişimi doğru okuyarak kırtasiyeyi yeni nesil tüketici için daha cazip, daha deneyimsel ve daha yaşayan bir alana dönüştürmek istiyoruz” diye konuştu. “Enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız” Yaz döneminde yeni eğitim ve öğretim sezonuna dair hazırlıkların yoğun bir şekilde yapıldığını ve şu an sektörün okul alışverişine tamamen hazır olduğunu belirten Keresteci, şu bilgileri paylaştı: “Üreticisinden ithalatçısına, toptancısından perakendeci firmalarına kadar sektörün tüm aktörleri ürünlerini, stoklarını, fiyatlandırmalarını ve satış stratejilerini yapmış durumda. Özellikle son günlerde çanta, defter, kalem, boya ürünleri, beslenme ürünleri ve temel okul ihtiyaçlarında ciddi bir talep söz konusu. Bununla birlikte bu yıl kırtasiye ürünlerinde fiyat artışları diğer sektörlere kıyasla çok daha sınırlı seyretti. Bu da sektörümüzün tüketiciyi korumak adına kâr marjlarını minimumda tutma gayretinin en net sonuçlarından biri. Son birkaç yılda gıda, giyim veya elektronik gibi alanlarda fiyat artışları ciddi seviyelere ulaşmışken sektörümüzde bu oranlar çok daha sınırlı seviyelerde seyretti. Üretici ve tedarikçi firmalarımız kâr marjlarını düşük tutarak, velilerimizi, tüketicilerimizi korumayı öncelik edindi. Dolayısıyla enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız. Bu olumlu tablonun bu yılki kırtasiye alışverişine de olumlu yansıyacağını tahmin ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kesişen Riskler Çağında İş Dünyasının Yeni Başarı Tanımı Sustainable Brands Türkiye 2026'da Şekillenecek Haber

Kesişen Riskler Çağında İş Dünyasının Yeni Başarı Tanımı Sustainable Brands Türkiye 2026'da Şekillenecek

Dünyanın önde gelen sürdürülebilirlik platformlarından Sustainable Brands’in Türkiye organizasyonu olan ve bu yıl 14’üncü kez düzenlenecek Sustainable Brands Türkiye; iş dünyasının gündemine yön veren içerikleri, küresel perspektifleri ve farklı sektörlerden temsilcileri aynı çatı altında buluşturacak. Bugüne kadar 20 binden fazla katılımcı, 1.600’ü aşkın konuşmacı ve 400’den fazla oturuma ev sahipliği yapan Sustainable Brands Türkiye, 29-30 Eylül tarihlerinde kurumların değişen ekonomik, çevresel ve toplumsal koşullar karşısında nasıl daha dayanıklı, çevik ve etkili yapılar oluşturabileceğine odaklanacak. Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş İklim, regülasyon ve dönüşüm gündeminde COP31 ile hız kazanan küresel gelişmeler de konferansın önemli başlıkları arasında yer alacak. Bu gelişmelerin iş dünyası, marka stratejileri ve rekabet gücü üzerindeki etkileri farklı sektörlerden uzmanların katkılarıyla değerlendirilecek. Konferans boyunca dayanıklılığı, güveni ve uzun vadeli değer yaratmayı destekleyen stratejiler; yapay zekâdan tüketici davranışlarına, değer zincirlerinden yeni iş modellerine kadar farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla ele alınacak. Belirsizlikler karşısında güven inşa eden, dayanıklılığını artıran ve değişime yön verebilen şirketlerin rekabet avantajını nasıl güçlendirebileceği, konferansın temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Sustainable Brands Türkiye Ülke Başkanı Semra Sevinç, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Bugün iş dünyası, birbirini besleyen ekonomik, jeopolitik, teknolojik ve toplumsal risklerin aynı anda yaşandığı yeni bir gerçeklikle karşı karşıya. Bu yeni dönemde başarıyı belirleyen yalnızca büyümek değil; belirsizlikler karşısında dayanıklı, güvenilir ve geleceğe hazır kalabilmek. Sürdürülebilirlik de artık yalnızca çevresel ya da sosyal bir sorumluluk alanı değil; kurumların rekabet gücünü, güvenini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini şekillendiren stratejik bir iş yaklaşımı. Sustainable Brands Türkiye 2026'da amacımız; farklı sektörlerden liderleri ortak bir zeminde buluşturarak yeni fikirlerin, güçlü iş birliklerinin ve geleceğe hazır iş modellerinin gelişimine katkı sağlamak. Çünkü kesişen riskler çağında dönüşüm tek başına değil, birlikte mümkün." Dayanıklı Büyümenin Yeni Gündemi Masaya Yatırılacak Sustainable Brands Türkiye 2026’nın programında dayanıklı büyümenin yeni koşulları, teknoloji ve yapay zekâ destekli dönüşüm, yeni tüketici dinamikleri, değer zincirlerinin yeniden tasarlanması, döngüsel ve yenileyici iş modelleri, davranış değişimi ele alınacak. Ayrıca, sürdürülebilir yaşam ile COP31'in öne çıkardığı iklim ve regülasyon gündemi farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla odak noktasına taşınacak. Yerli ve yabancı konuşmacılar, değişen küresel dinamikler karşısında kurumların ihtiyaç duyduğu yeni stratejileri, ilham veren uygulamaları ve farklı bakış açılarını paylaşacak. Konferans, 29-30 Eylül tarihlerinde Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da gerçekleşecek. 2026’nın Öncü Sponsorları Sustainable Brands Türkiye 2026’ya bu yıl dönüşüme liderlik edecek markalar arasında Borusan Otomotiv, Eti, Ferrero Fındık, Akademi Çevre, L'Oréal Türkiye, Cargill ve Nestlé yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.