Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rekabet Gücü

Kapsül Haber Ajansı - Rekabet Gücü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet Gücü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek Haber

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından 6 Eylül 2026 tarihinde duyurulan ve aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP) hakkında görüşlerini paylaştı. OVP kapsamında makroekonomik istikrarın pekiştirilmesi, kalıcı fiyat istikrarının tesisi ve mali disiplinin korunmasının yanı sıra; verimliliğin artırılması, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi, dijital ve yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ile ekonomik direncin artırılmasının temel politikalar arasında yer almasını kıymetli bulduklarını belirten Vatansever, teknoloji stratejilerinin büyüme ve küresel rekabet gücüyle her geçen gün daha entegre hale geldiğini vurguladı. “Büyümenin niteliğini teknoloji yoğunluğu belirleyecek” OVP projeksiyonlarına göre Türkiye ekonomisinin 2027 yılında yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 oranında büyümesi; program dönemi sonunda toplam millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başı gelirin 25 bin dolara ve mal ile hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Söz konusu dönemde yaklaşık 2,1 milyon yeni istihdam yaratılması ve işsizlik oranının 2029 itibarıyla yüzde 7,6’ya çekilmesi planlanırken; enflasyonun 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyelerine indirilmesi hedefleniyor. Vatansever, makroekonomik hedeflerin yanı sıra ekonominin üretim yapısında gerçekleştirilecek dönüşümün kritik olduğuna değinerek şu değerlendirmeleri yaptı: “Ekonomik büyüklükte 2,2 trilyon dolar eşiğini aşmak büyük önem taşıyor. Bununla beraber, bu ekonominin ne kadarının yazılım, bilgi, teknoloji, mühendislik ve yüksek katma değerli işlerden meydana geldiği, uzun vadeli rekabet gücümüzü tayin edecektir. Türkiye’nin büyüme kalitesi, teknoloji yoğunluğumuzu ne ölçüde artırabildiğimizle ortaya çıkacaktır.” “Üretimdeki bilgi ve teknoloji payını yükseltmeliyiz” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda, büyümenin niteliğinin dönüştürülmesi amacıyla sanayi üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun artırılması, hizmet sektöründe ise bilgi ve teknoloji odaklı yüksek katma değerli faaliyetlerin ön plana çıkarılmasına yönelik vizyonunu değerlendiren Vatansever, üretim yapısındaki teknolojik içeriğin artırılmasının önemine işaret etti. Yılmaz’ın aynı sunumda imalat sanayisine 250 milyar TL ek kredi desteği sağlanacağını ve orta-yüksek ile yüksek teknoloji odaklı yatırımlar için tahsis edilen 750 milyar TL’lik yatırım kredilerinin kullandırılmaya devam edileceğini açıklamasını da yerinde bulan Vatansever şunları ekledi: “Türkiye’nin gayesi sadece niceliksel olarak daha fazla üretmek olmamalıdır. Ürettiğimiz mal ve hizmetlerin içerisine daha fazla tasarım, yazılım, mühendislik, veri, Ar-Ge ve fikrî mülkiyet entegre edebilmeliyiz. Bir ürünün fiziksel değerinin ötesinde, barındırdığı bilgi ve teknoloji ihracat değerimizi belirleyen temel unsurdur.” Yapay zekâ destekli üretim verimliliği artıracak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda; yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleri aracılığıyla enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliğin artırılmasına yönelik yaklaşımını değerlendiren Vatansever, bu adımın yapay zekânın reel ekonomiyle olan bağını somutlaştırdığını ifade etti. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Yapay zekânın yarattığı ekonomik değer, sadece yapay zekâ şirketlerinin piyasa büyüklüğü ile ölçülmez. Eğer bir fabrika enerji tüketimini düşürüyor, üretim planlamasını optimize ediyor, makine parkurunu daha verimli işletiyor veya hata payını azaltıyorsa, doğrudan ekonomik değer üretmiş olur. Yapay zekâyı reel sektöre ne kadar yayabilirsek, toplam verimlilik artışını o denli güçlü hissederiz.” “Dijital dönüşüm artık bir verimlilik politikasıdır” OVP’de sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünün hızlandırılması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesine dair politikaları yorumlayan Vatansever, dijitalleşmenin yalnızca teknoloji firmaları için değil, tüm ekonomi için bir verimlilik kaldıracı haline geldiğini belirtti. “Bir işletmenin mevcut kaynaklarla daha fazla üretim yapması, hammadde ve enerjiyi daha etkin kullanması, süreçlerini hızlandırıp hataları minimize etmesi doğrudan ekonomik verimlilik demektir. Bu sebeple dijital dönüşümü artık sadece bir bilişim yatırımı değil, temel bir verimlilik politikası olarak görmeliyiz” dedi. KOBİ’lerin dijitalleşmesi dönüşümü tabana yayacak Teknolojik dönüşümün sadece büyük ölçekli işletmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Vatansever, Türkiye’nin güçlü KOBİ ekosisteminin dijitalleşmesinin toplam ekonomik verimlilik açısından kritik olduğunu ifade etti. “Büyük ölçekli firmaların ileri teknoloji yatırımları değerlidir; ancak binlerce KOBİ’nin stok yönetiminden üretime, finanstan satışa kadar tüm süreçlerini dijital araçlarla optimize etmesi, ekonomik dönüşümün tabana yayılmasını sağlar. Teknolojinin gerçek ekonomik etkisi, yaygınlaştığı noktada ortaya çıkar” şeklinde değerlendirmede bulundu. “Ekonomik güvenliğin yeni boyutlarından biri teknoloji” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı müstakil bir politika alanı olarak tanımlaması ve stratejik alanlarda dışa bağımlılığı azaltarak ekonominin şoklara karşı direncini artırma yönündeki yaklaşımını değerlendiren Vatansever, teknolojik kapasitenin ekonomik dayanıklılık için stratejik bir önem kazandığını söyledi. Yılmaz’ın özellikle savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi kritik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yerlilik oranlarının artırılmasına dair açıklamalarına değinen Vatansever, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik güvenlik günümüzde sadece enerji veya finansman güvenliğiyle sınırlı değildir. Yarı iletkenlerden yapay zekâya, siber güvenlikten haberleşme altyapılarına kadar kritik teknolojilere erişim sağlayabilmek ve bu alanlarda yerli mühendislik kapasitesi geliştirmek, ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz bir parçası olmuştur.” “Yatırım artık yalnız fabrika yatırımı değildir” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda uluslararası doğrudan yatırımların artırılması, küresel yeteneklerin ve girişimcilerin Türkiye’ye çekilmesi ile teknoloji şirketlerinin merkez operasyonlarına yönelik yatırım stratejilerini vurgulamasını değerlendiren Vatansever, dijital ekonomiyle beraber yatırım kavramının evrildiğini belirtti. Vatansever şöyle konuştu: “Günümüzde bir ülkeye yatırım gelmesi sadece fabrika binası kurulması demek değildir. Küresel bir teknoloji şirketinin yazılım ekibini, Ar-Ge merkezini, veri altyapısını veya bölgesel yönetimini Türkiye’ye taşıması da yüksek değerli bir doğrudan yatırımdır. Bu tür yatırımlar beraberinde güncel bilgi, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası teknoloji ağlarını da getirir.” 450 milyar dolarlık ihracat hedefinde teknoloji yoğunluğu OVP’de program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatının 450 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürünlerin ihracat payının artırılmasına yönelik yaklaşım, Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik rol oynuyor. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “450 milyar dolarlık ihracat hedefi içerisinde dijital hizmetlerin ve yüksek teknoloji ürünlerinin payını yükseltmek, uzun vadeli rekabet gücümüz için hayatidir. Siber güvenlik, yapay zekâ çözümleri, veri hizmetleri, oyun, finansal teknolojiler ve yazılım, Türkiye’nin yeni nesil ihracat kapasitesinin temel taşları olabilir.” Dijital Türk Lirası ve finansal teknoloji ekosistemi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda Dijital Türk Lirası’nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına dair çalışmaların süreceğini belirtmesini değerlendiren Vatansever, finansal teknolojiler ve ödeme sistemlerinin dijital ekonominin temel taşı olduğunu söyledi. “Ödeme sistemlerinin yenilikçi, güvenli ve esnek olması dijital ekonominin büyümesini doğrudan tetikler. Dijital Türk Lirası çalışmalarını, bu kapsamlı finansal teknoloji dönüşümünün en önemli halkalarından biri olarak görmekteyiz” dedi. “Teknolojik kapasite ekonomik değere dönüştüğünde büyümenin niteliği güçlenir” Vatansever değerlendirmelerini şu sözlerle noktaladı: “2027–2029 Orta Vadeli Program’ın; mali disiplin, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin yanına teknolojik dönüşüm, verimlilik, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılık başlıklarını eklemesini çok değerli buluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonuyla hazırlanan bu yaklaşımın, Türkiye’nin sadece ekonomik hacmini değil, aynı zamanda ekonomimizin niteliğini ve küresel rekabet gücünü artıracak bir çerçeve sunduğuna inanıyoruz. Teknolojik kapasitemizi verimlilik artışına, ihracata ve üretime dönüştürebildiğimiz ölçüde; daha dayanıklı, daha rekabetçi ve yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapı inşa edebiliriz.”

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı! Haber

“Yeni Nesil Kırtasiye” İçin Düğmeye Basıldı!

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala kırtasiye sektörü yoğun alışveriş dönemine hazırlanırken, bir yandan da perakendede yeni bir dönüşüm sürecinin sinyallerini veriyor. TÜKİD’in gündeme taşıdığı “Yeni Nesil Kırtasiye” yaklaşımı, yalnızca mağazaların dekorasyonunun yenilenmesini değil; mağaza düzeni, ürün çeşitliliği, teknoloji kullanımı, müşteri hizmetleri ve mağazada geçirilen zamanın niteliğini kapsayan daha geniş bir dönüşümü ifade ediyor. Hedef yalnızca okul sezonu değil, 12 ay kırtasiyecilik Kırtasiyeleri birer ‘yaşam alanı’ haline getiren yeni nesil bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Türkiye genelinde 8 bin civarında kırtasiyeci bulunuyor. Bugün ‘Yeni Nesil Kırtasiye’ anlayışına yakın olarak değerlendirebileceğimiz işletme sayısı 500 civarında. Bu sayının önümüzdeki 5 yıl içerisinde binlerce noktaya ulaşması mümkün” dedi. Kasım ayında gerçekleştirilecek 1. TÜKİD Perakende Zirvesi'nin sektördeki bu dönüşümün önemli başlangıç noktası olacağını belirten Taha Keresteci, “Yeni Nesil Kırtasiye de zirvenin ana gündemlerinden biri olacak. Mağazacılık nereye gidiyor, tüketicinin beklentisi nasıl değişiyor, kırtasiyelerimizi nasıl daha cazip hale getirebiliriz, tüketicileri, her yaş grubundan tüketicilerimizi mağazaya nasıl çekebiliriz; bunları konuşacağız. Yeni Nesil Kırtasiye ile aslında sektörümüzün yalnızca okul sezonuyla anılmasını değil, 12 ay kırtasiyecilik anlayışımızı da ortaya koymuş olacağız. Kırtasiye alışveriş yapılan yerden, insanların gelmek ve vakit geçirmek istediği bir noktaya dönüşürse bundan hem esnafımız hem de bütün sektör kazanır” dedi. Dönüşüm başlamış durumda Dönüşümün farklı aşamaları olduğuna dikkat çeken Taha Keresteci, “Bir mağaza fiziksel olarak tamamen yenilenmiş olabilir, diğeri dijitalleşmede çok ileridedir, başka biri ürün çeşitliliğinde veya müşteri deneyiminde farklılaşmıştır. Bazı mağazalar ise artık yalnızca satış noktası değil, atölyeleri, etkinlikleri ve farklı kullanım alanlarıyla müşterinin daha uzun süre vakit geçirebildiği yerlere dönüşüyor. Dolayısıyla dönüşüm başlamış durumda.” dedi. Kırtasiyecinin bütçesine göre işe vitrininden, raflarından veya aydınlatmasından başlayabileceğini ifade eden Taha Keresteci, “Dijital altyapısını geliştirebilir. Küçük bir hobi veya etkinlik alanı oluşturabilir. Daha büyük mağazalarda ise oturma alanları, atölyeler veya kafe gibi daha kapsamlı yatırımlar gündeme gelebilir. Dolayısıyla maliyet tamamen mağazanın ölçeğine ve hedeflediği konsepte göre değişir. Burada asıl bakmamız gereken konu şu: Yapılan yatırım kırtasiyeciye ne kadar geri dönüş sağlayacak? Bizce esas mesele yatırımın büyüklüğü değil, doğru yere yapılması” diye konuştu. Kırtasiyeciler arasındaki rekabet gücü de artacak Dönüşümün öncelikli olarak kırtasiyeciler arasında rekabet gücünü de artıracağını belirten Taha Keresteci, “Bugün tüketicinin önünde çok fazla seçenek var. E-ticaret var, büyük perakende kanalları var, farklı satış platformları var. Kırtasiyecinin burada yalnızca ürünü rafına koyarak rekabet etmesi giderek zorlaşıyor. Ancak kırtasiyenin çok önemli bir avantajı var; müşteriyle doğrudan temas. Yeni nesil mağazacılıkla bizim biraz daha güçlendirmek istediğimiz taraf da bu” dedi. Mağaza tasarımı, müşteri deneyimi, dijitalleşme, sosyal medya, e-ticaret, kategori ve stok yönetiminin yanında mağazaların yaşam alanına dönüşmesi de gündemimizde olacak. Atölyeler, etkinlik alanları, sanat ve hobi bölümleri, oturma alanları, uygun mağazalarda kafe konseptleri gibi farklı uygulamaları da değerlendirmek istiyoruz” dedi. İnsanlar ekrandan kaçış yolu arıyor Bugün insanların ekrandan bir kaçış yolu aradığını da dikkat çeken Taha Keresteci, ekranlarla çevrili bir dünyada kalem ve kâğıdın yeniden değer kazandığını belirterek, genç kuşağın kırtasiye ürünlerine yaklaşımındaki değişimin sektör için yeni bir potansiyel yarattığını ifade etti. Ayrıca kırtasiyenin sessizce büyüyen bir ekonomi olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Bir defterin, bir kalemin arkasında bugün Türkiye’nin en çeşitli ve en rekabetçi şirketleri ve markaları var. Bizim kuşağımız kırtasiyeyi bir zorunluluk olarak gördü. Bugünün gençleri ise onu bir kimlik, hatta bir sosyal medya estetiği haline getirdi. Bu, sektörümüzün daha önce sahip olmadığı yeni bir pazarlama gücü. Biz de bu değişimi doğru okuyarak kırtasiyeyi yeni nesil tüketici için daha cazip, daha deneyimsel ve daha yaşayan bir alana dönüştürmek istiyoruz” diye konuştu. “Enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız” Yaz döneminde yeni eğitim ve öğretim sezonuna dair hazırlıkların yoğun bir şekilde yapıldığını ve şu an sektörün okul alışverişine tamamen hazır olduğunu belirten Keresteci, şu bilgileri paylaştı: “Üreticisinden ithalatçısına, toptancısından perakendeci firmalarına kadar sektörün tüm aktörleri ürünlerini, stoklarını, fiyatlandırmalarını ve satış stratejilerini yapmış durumda. Özellikle son günlerde çanta, defter, kalem, boya ürünleri, beslenme ürünleri ve temel okul ihtiyaçlarında ciddi bir talep söz konusu. Bununla birlikte bu yıl kırtasiye ürünlerinde fiyat artışları diğer sektörlere kıyasla çok daha sınırlı seyretti. Bu da sektörümüzün tüketiciyi korumak adına kâr marjlarını minimumda tutma gayretinin en net sonuçlarından biri. Son birkaç yılda gıda, giyim veya elektronik gibi alanlarda fiyat artışları ciddi seviyelere ulaşmışken sektörümüzde bu oranlar çok daha sınırlı seviyelerde seyretti. Üretici ve tedarikçi firmalarımız kâr marjlarını düşük tutarak, velilerimizi, tüketicilerimizi korumayı öncelik edindi. Dolayısıyla enflasyondan en az etkilenen sektörler arasındayız. Bu olumlu tablonun bu yılki kırtasiye alışverişine de olumlu yansıyacağını tahmin ediyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kesişen Riskler Çağında İş Dünyasının Yeni Başarı Tanımı Sustainable Brands Türkiye 2026'da Şekillenecek Haber

Kesişen Riskler Çağında İş Dünyasının Yeni Başarı Tanımı Sustainable Brands Türkiye 2026'da Şekillenecek

Dünyanın önde gelen sürdürülebilirlik platformlarından Sustainable Brands’in Türkiye organizasyonu olan ve bu yıl 14’üncü kez düzenlenecek Sustainable Brands Türkiye; iş dünyasının gündemine yön veren içerikleri, küresel perspektifleri ve farklı sektörlerden temsilcileri aynı çatı altında buluşturacak. Bugüne kadar 20 binden fazla katılımcı, 1.600’ü aşkın konuşmacı ve 400’den fazla oturuma ev sahipliği yapan Sustainable Brands Türkiye, 29-30 Eylül tarihlerinde kurumların değişen ekonomik, çevresel ve toplumsal koşullar karşısında nasıl daha dayanıklı, çevik ve etkili yapılar oluşturabileceğine odaklanacak. Kesişen Riskler Çağında Kolektif Yükseliş İklim, regülasyon ve dönüşüm gündeminde COP31 ile hız kazanan küresel gelişmeler de konferansın önemli başlıkları arasında yer alacak. Bu gelişmelerin iş dünyası, marka stratejileri ve rekabet gücü üzerindeki etkileri farklı sektörlerden uzmanların katkılarıyla değerlendirilecek. Konferans boyunca dayanıklılığı, güveni ve uzun vadeli değer yaratmayı destekleyen stratejiler; yapay zekâdan tüketici davranışlarına, değer zincirlerinden yeni iş modellerine kadar farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla ele alınacak. Belirsizlikler karşısında güven inşa eden, dayanıklılığını artıran ve değişime yön verebilen şirketlerin rekabet avantajını nasıl güçlendirebileceği, konferansın temel tartışma başlıkları arasında yer alacak. Sustainable Brands Türkiye Ülke Başkanı Semra Sevinç, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Bugün iş dünyası, birbirini besleyen ekonomik, jeopolitik, teknolojik ve toplumsal risklerin aynı anda yaşandığı yeni bir gerçeklikle karşı karşıya. Bu yeni dönemde başarıyı belirleyen yalnızca büyümek değil; belirsizlikler karşısında dayanıklı, güvenilir ve geleceğe hazır kalabilmek. Sürdürülebilirlik de artık yalnızca çevresel ya da sosyal bir sorumluluk alanı değil; kurumların rekabet gücünü, güvenini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini şekillendiren stratejik bir iş yaklaşımı. Sustainable Brands Türkiye 2026'da amacımız; farklı sektörlerden liderleri ortak bir zeminde buluşturarak yeni fikirlerin, güçlü iş birliklerinin ve geleceğe hazır iş modellerinin gelişimine katkı sağlamak. Çünkü kesişen riskler çağında dönüşüm tek başına değil, birlikte mümkün." Dayanıklı Büyümenin Yeni Gündemi Masaya Yatırılacak Sustainable Brands Türkiye 2026’nın programında dayanıklı büyümenin yeni koşulları, teknoloji ve yapay zekâ destekli dönüşüm, yeni tüketici dinamikleri, değer zincirlerinin yeniden tasarlanması, döngüsel ve yenileyici iş modelleri, davranış değişimi ele alınacak. Ayrıca, sürdürülebilir yaşam ile COP31'in öne çıkardığı iklim ve regülasyon gündemi farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla odak noktasına taşınacak. Yerli ve yabancı konuşmacılar, değişen küresel dinamikler karşısında kurumların ihtiyaç duyduğu yeni stratejileri, ilham veren uygulamaları ve farklı bakış açılarını paylaşacak. Konferans, 29-30 Eylül tarihlerinde Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da gerçekleşecek. 2026’nın Öncü Sponsorları Sustainable Brands Türkiye 2026’ya bu yıl dönüşüme liderlik edecek markalar arasında Borusan Otomotiv, Eti, Ferrero Fındık, Akademi Çevre, L'Oréal Türkiye, Cargill ve Nestlé yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DijiOrtak’a e-Fatura Yetkinliği Entegre Edildi Haber

DijiOrtak’a e-Fatura Yetkinliği Entegre Edildi

Yapılan iş birliği ile Logo e-Fatura kullanan Akbank müşterileri, günlük ticari operasyonlarını yürüttükleri sistem üzerinden ödeme, tahsilat ve finansman çözümlerine kolayca erişebiliyor. Yeni entegrasyon, şirketlerin farklı sistemler arasında geçiş yapmadan işlemlerini hızlandırmasına, nakit akışını daha kolay yönetmesine ve finansman ihtiyacına doğru zamanda çözüm bulmasına yardımcı oluyor. Akbank, tüzel müşterilerine sunduğu değer zinciri odaklı dijital çözümleri, Logo Finansal Teknolojiler ile gerçekleştirdiği yeni entegrasyonla genişletti. Akbank’ın üretici, bayi, alıcı, tedarikçi ve iş ortaklarından oluşan ticari ekosistemlerin finansal ve operasyonel süreçlerini tek bir dijital çatı altında buluşturan platformu DijiOrtak kapsamında hayata geçirilen fatura entegrasyonu sayesinde şirketler, günlük ticari operasyonlarını yürüttükleri sistem üzerinden finansal işlemlerine de kolayca erişebiliyor. Akbank müşterisi olan ve Logo e-Fatura kullanan şirketler, borç ve alacak faturalarını doğrudan kullandıkları sistem üzerinden görüntüleyebiliyor. Borç faturaları üzerinden Akbank’ın sunduğu ödeme ve finansman çözümlerine ulaşarak ihtiyaçlarına en uygun seçeneği değerlendirebilirken, alacak faturaları için de tahsilat süreçlerini hızlandıran çözümlerden yararlanabiliyor. Böylece şirketler, nakit akışlarını daha etkin yönetirken finansmana ihtiyaç duydukları anda, iş akışlarını kesintiye uğratmadan uygun çözümlere erişebiliyor. DijiOrtak; şirketlerin değer zinciri içindeki ticari ilişkilerini daha etkin yönetmelerini sağlayan dijital bir platform olarak öne çıkıyor. İlişki ağı yönetimi, limit görüntüleme ve limit aktarım talepleri, ödeme ve tahsilat güvencesi gibi çözümleri tek platformda buluşturan DijiOrtak; DBS, Tedarikçi Finansmanı, E-iskonto ve Çek gibi ticaretin finansmanına yönelik ürünleri de entegre bir yapıda sunuyor. Böylece şirketler, iş modellerine ve ticari ilişkilerine uygun finansman çözümlerine tek noktadan erişerek operasyonel verimliliklerini artırabiliyor. Alper Bektaş: “DijiOrtak ile şirketlerin ticari akışlarına entegre bankacılık çözümlerimizi daha da ileri taşıyoruz.” Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün şirketler için rekabet gücü, ticari süreçleri ne kadar hızlı, görünür ve entegre yönetebildikleriyle şekilleniyor. Özellikle yoğun bayi, tedarikçi ve müşteri ağıyla çalışan şirketlerde fatura, ödeme, tahsilat ve finansman süreçlerinin farklı sistemlerde takip edilmesi önemli bir operasyonel yük yaratıyor. Akbank olarak Değer Zinciri Yönetimi yaklaşımımızla bu yükü azaltmaya, bankacılık çözümlerini şirketlerin günlük ticari akışlarının doğal bir parçası haline getirmeye odaklanıyoruz. DijiOrtak bu vizyonun somut karşılığı. Logo Finansal Teknolojiler iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz fatura entegrasyonu da platformumuzun değer önerisini güçlendiren bir adım oldu. Müşterilerimiz artık kullandıkları sistemler üzerinden faturalarını görüntüleyebiliyor, ilgili faturaya uygun ödeme, tahsilat ve finansman çözümlerine daha kolay erişebiliyor. Bu sayede ticari ilişkileri, nakit akışını ve finansal kararları daha bütüncül yönetmeye imkân tanıyan bir yapı sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde DijiOrtak’ı, şirketlerin değer zinciri boyunca ihtiyaç duyduğu dijital ve finansal çözümleri bir araya getiren güçlü bir ekosistem platformu olarak geliştirmeye devam edeceğiz.” Başak Kural: "Şirketlerin e-Fatura süreçlerini daha hızlı ve verimli yönetmelerini sağlıyoruz" Logo Grup Finansal Teknolojiler ve Perakende Çözümleri Genel Müdürü Başak Kural iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde, “Logo Finansal Teknolojiler olarak şirketlerin finansal hizmetlere erişimini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda, bankalarla e-Fatura entegrasyonları alanında Akbank ile yeni bir iş birliği hayata geçirmekten memnuniyet duyuyoruz. Bu entegrasyon sayesinde şirketler e-Fatura süreçlerini güvenli, hızlı ve etkin şekilde yönetebiliyor. Böylece dijital finans süreçleri hızlanırken, önemli bir operasyonel verimlilik sağlanıyor” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı Haber

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı

Uluslararası danışmanlık, denetim, güvence, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri şirketi EY’ın Yapay Zekâ ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim başlıklı raporu yayımlandı. EY Europe Central Energy Center'ın araştırmalarına, EY'ın yapay zekâ alanındaki deneyimlerine ve enerji sektöründeki tecrübelerine dayanan rapor, bu ikili dönüşümle karşı karşıya kalan şirketler ve liderler için önemli içgörüler sunuyor. Rapor, şirketlerin yapay zekâ odaklı verimliliği nasıl artırabileceğini, dijital büyüme için enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğini ve yapay zekâ ile enerjinin birbirinden ayrılamaz olduğu bir gelecek için nasıl dayanıklı stratejiler geliştirebileceği hakkında önemli ipuçları veriyor. Veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor Rapora göre yapay zekâ; enerji üretimi ve dağıtımından şebeke yönetimine kadar birçok alanda operasyonel verimliliği artırırken, veri merkezlerinin hızla büyümesi elektrik talebini de oldukça yüksek seviyelere taşıyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi, yaklaşık 100 bin hanenin tüketimi kadar elektrik kullanırken, hâlihazırda inşa edilmekte olan en büyük veri merkezlerinin bunun 20 katına kadar enerji tüketeceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, yıllık yaklaşık %12 oranında artıyor. Rapor, veri merkezi yatırımlarındaki artış ve yapay zekâ odaklı harcamaların, özellikle ABD’de iş yatırımlarının ve gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücünün yetkinliklerini ölçeklendirerek yeni iş birliği ve karar alma biçimlerini destekliyor. Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zekâ kullanım düzeyi; teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla henüz daha düşük olsa da, bu sektörlerin de yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyeli bulunuyor. Büyük teknoloji şirketleri yapay zekâya milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın üretkenliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ile değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının %280’den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bir bölümü yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2.000’den fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık %45’i ABD’de, %27’si ise Avrupa’da yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesinin 2020-2025 döneminde yıllık ortalama %13 büyüyerek 60 GW’tan 114 GW’a yükseldiği görülüyor. IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru daha da hızlanması ve yıllık ortalama %15 seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar 226 GW’a çıkabileceği öngörülüyor. Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. En yüksek oran ABD’de görülüyor; burada veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %4,5’ini oluşturuyor. Veri merkezlerinin, 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık %7’sini, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde ise 2025-2035 dönemindeki artışın yaklaşık %9’unu oluşturabileceği öngörülüyor. Jeopolitik gerilimler belirsizlik oluşturuyor Veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin projeksiyonları önemli ölçüde belirsizlik içeriyor. Düşük karbonlu ve maliyeti öngörülebilir enerji kapasitesine ve şebeke altyapısına erişim, yapay zekâ çiplerinin bulunabilirliği, donanım ve modellerde sağlanacak verimlilik artışları, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktöre bağlı olabilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimler de ek bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Bu gerilimler, kritik bileşenlere yönelik tedarik zincirlerini aksatma ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirme riski taşıyor. Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gerilimlerin tırmanması, uzun süreli belirsizliklerin hâlihazırda kısıtlı olan bellek çipleri ve veri depolama cihazları arzını daha da sıkılaştırabileceğine yönelik yatırımcı endişelerini artırdığı görülüyor. Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi köklü değişimlerle şekillenebilir Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi, hem kapasitedeki önemli büyüme hem de coğrafi dağılımdaki köklü değişimlerle şekillenen dönüştürücü bir on yıla giriyor. Geleneksel veri merkezlerinde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla birlikte, işletmeciler ve yatırımcılar giderek daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi imkânı ve daha düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyor. Bu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde özellikle belirgin şekilde görülüyor. Avrupa’nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor. Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık %63’ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık %65’i hâlihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla birlikte, veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar %2 ile %14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık %9'unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka'da yaklaşık %13'e, İsveç'te ise aynı dönemde %8'in üzerine çıkabileceği öngörülüyor. EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Yapay zekâ günümüzde yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri. Bu ilişki tek yönlü olmamakla birlikte yapay zekâ; enerji sektörünü daha verimli, güvenilir ve sürdürülebilir hale getiriyor. Aynı zamanda yapay zekâ da büyümesini sürdürebilmesi için güçlü enerji altyapısına ihtiyaç duyuyor. Yapay zekâ ve enerjideki gelecek risk ve fırsatların bir arada ele alındığı raporumuza göre; sektörler arası koordinasyonu erkenden sağlayan, altyapı planlamasını uyumlaştıran ve yönetişim modellerini modernize eden enerji şirketleri; yapay zekânın sunduğu üretkenlik kazanımlarından çok daha etkili biçimde yararlanacak. Aynı zamanda erişilebilir maliyetli, güvenilir ve düşük karbonlu bir enerji sisteminin gelişimini destekleme konusunda avantajlı konumda olacak. Yapay zekâ yatırımlarını konuşurken sadece işlem kapasitesini değil, bu dönüşümü mümkün kılacak enerji ekosistemini de konuşmamız gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında buluşturabilme becerisiyle şekilleneceğinin de altını çizmeliyiz. Bu ekosistemde, teknoloji şirketlerinden enerji sektörüne, yatırımcılardan politika yapıcılara kadar tüm paydaşların ortak hareket etmesi gerekiyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beyaz Eşya Sektöründe Daralma Sürüyor Haber

Beyaz Eşya Sektöründe Daralma Sürüyor

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2026 yılı ilk yarı sonuçlarına dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Midea Grup Türkiye, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel gibi Türkiye’de üretim veya ithalat faaliyetinde bulunan yerli ve uluslararası firmaları bünyesinde barındıran TÜRKBESD’in verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında 6 ana ürün grubunda iç satışlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %7 geriledi. İhracatta son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken, 2026 yılının ilk yarısında ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %19 azaldı. İhracattaki düşüş üretim adetlerine de yansırken üretim miktarı geçen yılın aynı dönemine göre %15 geriledi. Toplam satışlar ise %15 düşüşle 13.026.952 adet olarak gerçekleşti. Haziran ayı özelinde ise geçen yılın aynı ayına göre iç satışlarda %15, ihracatta %11 daralma yaşanırken üretim aynı seviyede kaldı. Toplam satışlar ise %12 gerileyerek 2.033.470 adet olarak kaydedildi. Türkiye, %7’lik üretim hacmiyle Avrupa’nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibarıyla yıllık 29 milyon adetlik üretim hacmine sahip olan beyaz eşya sektörü, 60 bin kişiye doğrudan, 600 bin kişiye ise dolaylı istihdam sağlıyor. 2025 yılında 20,2 milyon adet ihracat gerçekleştiren sektör, küresel piyasalardaki rekabetçiliğini artırmak amacıyla Ar-Ge, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarını sürdürüyor. Sonuçları değerlendiren TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, “Sektörümüz, küresel pazarlarda yaşanan ihracat daralmasının temel nedenleri arasında rekabet gücümüzdeki zayıflama ile dış ticaret politikalarının yarattığı ilave maliyet ve yüklerin bulunduğunu uzun süredir dile getirmektedir. Gelinen noktada, ihracattaki düşüşün devam ettiğini görüyoruz” dedi. Şengül, ihracat pazarlarındaki kayıpların devam etmesinin sektörün bugünkü performansının yanı sıra gelecek yatırımlarını, istihdamı ve üretim kapasitesini belirleyici nitelikte olduğunu ifade etti. Avrupa gibi köklü pazarlarda kamu ve özel sektörün ortak çabasıyla uzun yıllar içinde oluşturduğu güçlü ihracat kapasitesi ve pazar konumuna değinen Şengül, “Sektörün sürdürülebilirliği için rekabetçiliği güçlendirecek, ihracatı destekleyecek ve üretim maliyetlerini dengeleyecek adımlar büyük önem taşıyor” dedi. Anti-Damping Önlemleri Sektörü Maliyet ve İhracat Cephesinde Zorluyor Beyaz eşya sektörünün temel girdilerinden biri olan yassı çelik ürünlerine ilişkin anti-damping soruşturmalarının yüksek vergilerle sonuçlanmasını değerlendiren TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, “Sektörün temel girdilerinden biri olan yassı çelik ürünlerine ilişkin anti-damping soruşturmalarının yüksek vergilerle sonuçlanması, üreticilerin maliyet yapısını doğrudan ve olumsuz biçimde etkiliyor. Üretim maliyetlerindeki her ilave artış, ihracat rekabetçiliğimizi etkilemektedir” dedi. Bu tablonun etkilerini sektör verilerinde açıkça gördüklerini ifade eden Yavuz, “Üretim ve ihracattaki daralmada küresel talepteki zayıflama ve ihracat pazarlarındaki belirsizlikler de rol oynamakla birlikte, temel girdilere getirilen ilave maliyetlerin sektörümüzün rekabet gücü üzerindeki başlıca baskı unsurlarından birini oluşturduğu açıktır. Türkiye'nin katma değerli üretim ve ihracat hedeflerine ulaşabilmesi için sanayimizin uluslararası rekabet gücünü koruyacak, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir maliyet yapısına ihtiyacı vardır” diye belirtti. Rekabet Edilen Ülkelerde Bulunmayan Maliyet Kalemleri Büyüme Kapasitesini Sınırlandırıyor Sektörün uluslararası rekabetçiliğini doğrudan etkileyen maliyet unsularına dikkat çeken TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı, Geri Kazanım Katılım Payı’nın (GEKAP) beyaz eşya üreticilerinin başlıca uluslararası rakiplerinin karşılaşmadığı ilave bir maliyet yarattığını ve üretim, yatırım ve ihracat üzerinde doğrudan baskı oluşturduğunu belirtti. Özkadı, “2020 yılında uygulamaya alınan GEKAP birim tutarları bugün yaklaşık 15 ila 17 katına çıkmış durumda. Aynı dönemde üretici ve tüketici fiyatlarındaki artış yaklaşık 7 kat seviyesinde gerçekleşti. Dolayısıyla GEKAP tutarlarındaki artış, enflasyonun çok üzerinde seyrediyor.” bilgisini paylaştı. GEKAP’ın sektör üzerindeki yıllık maliyetinin yaklaşık 3 milyar TL’ye ulaştığını, 2020–2025 döneminde sektörden tahsil edilen toplam GEKAP tutarının ise yaklaşık 250 milyon dolar seviyesinde olduğunu açıklayan Özkadı, sektörün son yıllarda yaşadığı üretim ve ihracat kaybının aciliyeti dikkate alınarak, GEKAP yükümlülüğünün geçici bir süre için kaldırılmasının veya birim tutarların en az yüzde 50 oranında azaltılmasının sektörün rekabet gücünün korunması açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca GEKAP’ın hesaplanma yönteminin beyaz eşya ürünlerinin özelliklerine göre yeniden ele alınması gerektiğini vurgulayan Özkadı, “Beyaz eşya ürünleri kapsam dahilindeki birçok üründen farklı olarak yüksek ağırlığa ve uzun kullanım ömrüne sahiptir. Bu nedenle GEKAP’ın yalnızca ürün ağırlığı üzerinden hesaplanması, ürünlerin çevresel etkisini ve fiili geri kazanım maliyetini yeterince yansıtmamakta ve sektör üzerinde orantısız bir maliyet oluşturmaktadır. Ürünlerin yapısal özelliklerini gözeten, ürün bazında farklılaştırılmış, daha adil ve dengeli bir hesaplama sistemine ihtiyaç bulunmaktadır” ifadelerini kullandı. Yetkili Servisler için Markaların Web Siteleri Tercih Edilmeli Beyaz eşya sektörünün üretim, satış ve satış sonrası hizmetleriyle dev bir ekosistem oluşturduğunu belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, Türkiye genelinde faaliyet gösteren 3.500'den fazla yetkili servisin bu ekosistemin önemli bir parçasını oluşturduğunu söyledi. Kuseyri, “Tüketicilerimizin satın alma sonrasındaki tüm ihtiyaçlarına cevap veren servislerimiz her gün binlerce eve ulaşıyor. Ancak ne yazık ki bazı kötü niyetli kişilerin, yetkili servis olmadıkları halde bu sıfatı kullanarak tüketicilerimizi mağdur ettiklerine şahit oluyoruz. Tüketicilerimize herhangi bir teknik destek ve/veya onarım ihtiyacı duyduklarında, servis hizmetlerimize erişmek için arama motorları yerine mutlaka markaların resmi web sitelerini veya Ticaret Bakanlığımızın servis.gov.tr adresini kullanarak yetkili servislere ulaşmalarını tavsiye ediyoruz. Bu yöntem, tüketicilerimizin güvenli ve doğru hizmet alabilmeleri açısından kritik önem taşıyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KAYSO Başkan Adayı Mehmet Büyüksimitci Kimdir? Yeniden Adaylık Kararıyla Dikkat Çekti Haber

KAYSO Başkan Adayı Mehmet Büyüksimitci Kimdir? Yeniden Adaylık Kararıyla Dikkat Çekti

Görev süresi boyunca hayata geçirilen projeleri değerlendiren Büyüksimitci, yeni dönemde de Kayseri sanayisinin rekabet gücünü artıracak çalışmaları sürdürmeyi hedeflediklerini belirtti. "Kayseri sanayisine ne kazandırabiliriz?" anlayışıyla görev yaptıklarını vurgulayan Büyüksimitci, ortak akıl ve istişare kültürünü esas alan yönetim anlayışıyla yeni dönemde de üretim, ihracat ve sanayide dönüşüm odaklı projelere devam etmeyi amaçladıklarını ifade etti. Kayseri iş dünyasında uzun yıllardır önemli görevler üstlenen Mehmet Büyüksimitci'nin eğitim hayatından iş dünyasındaki kariyerine, sanayi kuruluşlarındaki görevlerinden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ndeki çalışmalarına kadar uzanan geçmişi de kamuoyu tarafından merak ediliyor. Mehmet Büyüksimitci kimdir? Mehmet Büyüksimitci, 1965 yılında Kayseri'de dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ahmet Paşa İlkokulu, Dedeman Ortaokulu ve Kayseri Lisesi'nde tamamladı. Mühendislik eğitimi almak üzere Yıldız Teknik Üniversitesi'ne devam eden Büyüksimitci, 1987 yılında Makine Mühendisliği Bölümü'nden mezun olarak iş hayatına adım attı. Meslek yaşamının ilk yıllarında sanayi sektörünün farklı alanlarında görev alan Büyüksimitci, teknik altyapısını üretim süreçlerinde edindiği tecrübelerle birleştirerek uzun yıllar boyunca sanayi kuruluşlarında aktif rol üstlendi. Sanayi sektöründeki kariyerini girişimcilikle sürdürdü Üniversite mezuniyetinin ardından 1988 yılında HES Grubu'nda çalışmaya başlayan Mehmet Büyüksimitci, burada yaklaşık 12 yıl boyunca çeşitli görevlerde bulundu. Edindiği sektör deneyiminin ardından 2000 yılının başında çalışma arkadaşlarıyla birlikte Güven Mühendislik Şirketi'ni kurarak girişimcilik yolculuğuna başladı. Bugün Güven Mühendislik'in yanı sıra Anka Elektrik Ltd. Şti.'nde ortak ve yönetici olarak faaliyetlerini sürdüren Büyüksimitci, üretim ve mühendislik odaklı sanayi yatırımlarıyla iş dünyasında çalışmalarına devam ediyor. Kayseri Sanayi Odası'nda uzun yıllara dayanan yönetim deneyimi Mehmet Büyüksimitci'nin Kayseri Sanayi Odası'ndaki görev süreci yaklaşık yirmi yılı kapsıyor. 2005 yılında Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi olarak yönetime giren Büyüksimitci, 2011 yılında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevine seçildi. Sanayi odasındaki yönetim tecrübesini uzun yıllar sürdüren Büyüksimitci, 14 Ekim 2016 tarihinde Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine getirildi. 2018 yılında gerçekleştirilen seçimlerde üyelerin desteğini alarak yeniden başkan seçilen Büyüksimitci, 2022 yılında yapılan oda organ seçimlerinde de güven tazeleyerek görevini sürdürdü. TOBB Yönetim Kurulu'nda Kayseri'yi temsil ediyor Kayseri Sanayi Odası Başkanlığı'nın yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde de önemli görevler üstlenen Mehmet Büyüksimitci, 29 Mayıs 2018 tarihinde TOBB Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçildi. 2023 yılında gerçekleştirilen 79. TOBB Genel Kurulu'nda üyelerin desteğini yeniden alan Büyüksimitci, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği görevine ikinci kez seçildi. Bu görev kapsamında sanayi politikaları, üretim kapasitesinin geliştirilmesi, ihracatın artırılması ve reel sektörün beklentilerinin ulusal düzeyde temsil edilmesine yönelik çalışmalarda aktif rol alıyor. "Kayseri sanayisine ne kazandırabiliriz?" anlayışıyla görev yaptı Yeni dönem adaylığını açıklayan Mehmet Büyüksimitci, görev süresi boyunca yönetim kurulu, meclis üyeleri, meslek komiteleri ve oda çalışanlarıyla birlikte ortak akıl anlayışı doğrultusunda hareket ettiklerini belirtti. Çalışmalarının merkezine Kayseri sanayisinin gelişimini koyduklarını ifade eden Büyüksimitci, üretim altyapısının güçlendirilmesi, ihracatın artırılması, sanayicilerin rekabet gücünün yükseltilmesi ve yatırım ortamının geliştirilmesine yönelik projelere öncelik verdiklerini dile getirdi. Yeni dönemde de aynı anlayışla çalışmalarını sürdürmeyi hedeflediklerini açıklayan Büyüksimitci, Kayseri'nin üretim gücünü daha ileri seviyeye taşımaya yönelik projeler üzerinde çalışacaklarını vurguladı. Yeni dönemde rekabet gücü ve sürdürülebilir büyüme hedefi Mehmet Büyüksimitci'nin yeni dönem vizyonunda sanayide verimlilik, dijital dönüşüm, nitelikli üretim, ihracat odaklı büyüme ve küresel rekabet gücünün artırılması önemli başlıklar arasında yer alıyor. Kayseri'nin güçlü üretim altyapısını daha ileri taşımayı hedefleyen yaklaşımın, özellikle organize sanayi bölgeleri, teknoloji yatırımları, yeşil dönüşüm ve katma değerli üretim alanlarında yeni projelerle desteklenmesi bekleniyor. Sanayicilerin ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirilmesi ve kamu-özel sektör iş birliğinin güçlendirilmesi de yeni dönemde öne çıkan hedefler arasında bulunuyor. Aile yaşamı ve iş dünyasındaki birikimiyle öne çıkıyor Evli ve iki çocuk babası olan Mehmet Büyüksimitci, iyi derecede İngilizce biliyor. Mühendislik eğitimiyle başlayan kariyerini üretim, yatırım ve sanayi yönetimi alanlarında sürdüren Büyüksimitci, uzun yıllardır hem Kayseri iş dünyasında hem de Türkiye'nin sanayi politikalarının şekillendiği platformlarda aktif görev alıyor. Teknik bilgi birikimini yöneticilik deneyimiyle birleştiren Büyüksimitci, sanayicilerin sorunlarının çözümüne yönelik yürüttüğü çalışmalarla Kayseri iş dünyasının yakından takip ettiği isimler arasında yer alıyor. KAYSO seçimlerinde yeniden aday Kayseri Sanayi Odası seçimleri öncesinde yeniden adaylığını açıklayan Mehmet Büyüksimitci, uzun yıllara dayanan oda yönetimi deneyimi, mühendislik geçmişi ve TOBB'daki görevleriyle dikkat çekiyor. Üretim odaklı kalkınma, ihracatın geliştirilmesi, sanayide rekabet gücünün artırılması ve ortak akıl anlayışıyla yürütülen yönetim modeli doğrultusunda çalışmalarını sürdürmeyi hedefleyen Büyüksimitci, yeni dönemde de Kayseri sanayisinin gelişimine katkı sunacak projelerle üyelerin desteğini talep ediyor.

İnovasyonun Değeri Artık Koruma Stratejisiyle Ölçülüyor Haber

İnovasyonun Değeri Artık Koruma Stratejisiyle Ölçülüyor

TOBB Patent ve Marka Vekilleri Meclisi Başkanı ve Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, patent ve marka vekilliğinin şirketler için stratejik bir uzmanlık alanı olduğunu ve sınai mülkiyet süreçlerinin doğru yönetilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı. Küresel rekabetin veri, yapay zekâ ve ileri teknoloji ekseninde yeniden şekillendiği günümüzde, sınai mülkiyet haklarının korunması ve stratejik yönetimi giderek daha kritik bir önem kazanıyor. Özellikle inovasyonun hızla arttığı sektörlerde, şirketlerin geliştirdiği teknolojilerin yalnızca ortaya konulması değil, aynı zamanda doğru şekilde korunması ve yönetilmesi sürdürülebilir rekabet gücü açısından belirleyici hale geliyor. Bu yeni tabloda patent ve marka vekilliği, yalnızca teknik süreçleri yöneten bir meslek olmanın ötesine geçerek; şirketlerin yeniliklerini koruyan, riskleri öngören ve fikri değerleri ekonomik faydaya dönüştüren stratejik bir danışmanlık rolü üstleniyor. TOBB Patent ve Marka Vekilleri Meclisi Başkanı ve Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz’e göre patent ve marka vekilliği, şirketlerin fikri değerlerini korumaktan ticari değere dönüştürmeye kadar uzanan geniş bir etki alanına sahip. “Bugün geldiğimiz noktada inovasyonun değeri, yalnızca ortaya konulan fikirle değil, o fikrin ne kadar doğru korunduğu ve yönetildiğiyle ölçülüyor. Patent ve marka vekilliği bu sürecin merkezinde yer alarak, başvuru aşamasından ticarileşmeye kadar tüm adımlarda stratejik bir rehberlik sunuyor. Doğru kurgulanmamış bir başvuru süreci; şirketler için geri dönüşü mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilirken, doğru yönetilen bir sınai mülkiyet hakları stratejisi ise aynı fikri güçlü bir rekabet avantajına dönüştürebiliyor. Veri ve yapay zekâ odaklı teknolojiler yeni riskleri ve fırsatları beraberinde getiriyor Özellikle veri, yapay zekâ ve dijitalleşme odaklı teknolojilerin hızla yükseldiği günümüzde, geliştirilen çözümler klasik ürünlerden farklı olarak sürekli güncellenen ve gelişen yapılara sahip. Bu durum, yalnızca teknik bilgi değil aynı zamanda ileri düzey stratejik bakış açısı gerektiriyor. Patent ve marka vekilleri bu noktada şirketlerin yalnızca mevcut durumlarını değil, gelecekte karşılaşabilecekleri riskleri de öngörerek hareket eden kritik bir danışmanlık rolü üstleniyor. Sınai mülkiyet hakları süreçleri doğası gereği küresel bir perspektif gerektiriyor. Şirketlerin yalnızca yerel pazarda değil, uluslararası alanda da haklarını etkin şekilde koruyabilmesi için süreçlerin doğru kurgulanması büyük önem taşıyor. Bu nedenle yetkin ve sicile kayıtlı vekillerle çalışmak hem sürecin güvenliği hem de hakların sürdürülebilir şekilde korunması açısından belirleyici oluyor. Aksi durumda yaşanabilecek hatalar, yalnızca hukuki değil aynı zamanda ciddi ticari kayıplara da neden olabiliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı Haber

Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları Bursa’da Başladı

Akbank, işletmelerin sürdürülebilir finansmana erişimini kolaylaştırmak ve yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırmak amacıyla başlattığı Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları programının ilk etkinliğini Bursa’da gerçekleştirdi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ve Akbank Dönüşüm Akademisi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte, işletmelerin yeşil dönüşüm yatırımlarını hayata geçirirken ihtiyaç duydukları sürdürülebilir finansman kaynaklarına nasıl erişebilecekleri tüm yönleriyle değerlendirildi. Program kapsamında Akbank’ın sürdürülebilir finansman ürünleri, uluslararası fon kaynakları, EBRD GEFF II Yeşil Ekonominin Finansmanı Programı, uygun yatırım alanları, başvuru süreçleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından sunulan teşvik ve destek mekanizmaları katılımcılarla paylaşıldı. Program sonunda yapılan görüşmede ise katılımcı firmalar, Akbank sürdürülebilir finansman uzmanları ve Akbank Sürdürülebilir Finansman Ekosistemi’nde yer alan çözüm ortaklarıyla bire bir görüşme fırsatı buldu. Böylece işletmeler, yatırım ihtiyaçlarına uygun finansman kaynakları, bankacılık ürünleri, teknik danışmanlık ve teknoloji çözümleri hakkında kapsamlı bilgi edinerek yeşil dönüşüm yolculuklarını hızlandıracak somut adımları değerlendirdi. “Yeşil dönüşüm, işletmeler için stratejik bir büyüme gündemi” Etkinlikte konuşan Akbank Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Özlem Atik, “Yeşil dönüşüm artık işletmeler için yalnızca bir uyum başlığı değil; verimlilik, rekabet gücü, ihracat kapasitesi ve uzun vadeli dayanıklılık açısından stratejik bir büyüme gündemi. Bu dönüşümü doğru zamanda ve doğru finansman modeliyle yöneten şirketlerin geleceğin değer zincirlerinde daha güçlü konumlanacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda Akbank’ta sürdürülebilirliği uzun vadeli stratejimizin merkezine koyuyoruz. 2030 yılına kadar 800 milyar TL sürdürülebilir finansman sağlama hedefimiz doğrultusunda bugün 758 milyar TL’yi aşan bir hacme ulaştık. Bu rakam, söz konusu kritik alanda müşterilerimizin çözüm ortağı olma hedefimizin önemli bir yansıması. Finansman gücümüzle birlikte işletmelerin doğru yatırım alanlarını belirlemesine, uygun finansman kaynaklarına erişmesine, teşvik ve destek mekanizmalarından yararlanmasına ve teknik çözüm sağlayıcılarla buluşmasına katkı sunmayı da önceliklendiriyoruz. Bu çalışmalarımıza Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile yeni bir halka ekledik. Yeşil dönüşümde şirketlerin güvenilir finansman ve çözüm ortağı olarak hareket etmeye devam edeceğiz” dedi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz “Yeşil dönüşüm vizyonunun yatırıma dönüşmesi güçlü bir finansal mimariyi de gerektirir. Uluslararası raporlar, iklim ve sürdürülebilir kalkınma yatırımları için her yıl trilyonlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Ülkemizde 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda önümüzdeki dönemde enerji, sanayi, ulaştırma ve binalar başta olmak üzere geniş bir alanda çok büyük ölçekli yatırımlara ihtiyaç duyulacağı açıktır. Dolayısıyla yeşil dönüşüm, iyi niyetle değil doğru finansmanla; temenniyle değil ölçülebilir projelerle; günü kurtaran adımlarla değil uzun vadeli stratejiyle başarıya ulaşacaktır. Bu nedenle bu etkinlikte ele aldığımız finansman modelleri, sanayicimiz için büyük önem taşıyor. Bu kapsamda Akbank’ın Yeşil Finansman Ekosistemi, EBRD’nin GEFF Türkiye II programı ve Bakanlığımızın enerji verimliliği destekleri, firmalarımızın dönüşüm yolculuğunda güçlü birer kaldıraç niteliğinde görüyorum. Bu kaynakların doğru projelerle buluşması, Bursa’nın dünya ticaretindeki payını artıracak, ihracatçımızın rekabet gücünü geliştirecek ve sanayimizin geleceğe daha güvenli adımlarla yürümesini sağlayacaktır.” Şeklinde konuştu. Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları farklı illerde devam edecek Akbank Ticari Yeşil Büyüme Buluşmaları ile işletmelerin yeşil dönüşüm yolculuklarında ihtiyaç duydukları bilgiye, finansmana, teknik desteğe ve çözüm ortaklarına daha kolay erişebilmesi hedefleniyor. Program kapsamında, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, kaynak verimliliği, karbon emisyonlarının azaltılması, su ve atık yönetimi gibi alanlarda yatırım planlayan firmalara sürdürülebilir finansman modelleri konusunda yol gösterilmesi amaçlanıyor. Akbank, bu etkinlik serisini Türkiye’nin farklı bölgelerinde sürdürmeyi ve sürdürülebilir finansman ekosistemini daha fazla şehirde, daha fazla işletme ve daha fazla paydaşla buluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.