Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Renovasyon

Kapsül Haber Ajansı - Renovasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Renovasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

Yüksek Enerji Maliyetlerine Karşı Verimli Çözüm Olarak Isı Pompaları Öne Çıkıyor Haber

Yüksek Enerji Maliyetlerine Karşı Verimli Çözüm Olarak Isı Pompaları Öne Çıkıyor

Enerji kullanımında verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı yeni dönem, ısıtma ve soğutma teknolojilerinde daha yüksek performanslı ve entegre sistemlere geçişi hızlandırıyor. Bu dönüşümde öne çıkan ısı pompaları, konutlardan ticari yapılara ve endüstriyel tesislere kadar geniş bir kullanım alanında, tek bir sistemle hem ısıtma hem de soğutma ihtiyacına yanıt verebiliyor. Aynı zamanda sıcak su üretimi gibi farklı ihtiyaçları da karşılayabilmesi, sistemleri çok yönlü bir çözüm haline getiriyor. Elektrifikasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte ısı pompaları, tükettiği elektrik enerjisinin 4 ila 5 katını, uygun koşullarda ise 7–8 katına kadar ısı enerjisine dönüştürebiliyor. Bu yüksek verimlilik, işletme maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlarken enerji kaynaklarının daha etkin kullanılmasını mümkün kılıyor. Düşük karbon salımıyla çevresel etkilerin azaltılmasına destek olan bu sistemler, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak yeni nesil iklimlendirme anlayışının temelini oluşturuyor. Geniş Kullanım Alanı ile Esnek ve Verimli Çözümler Isı pompaları; konutlar, oteller, ticari yapılar ve endüstriyel tesislerde farklı ihtiyaçlara yanıt verebilen esnek ve ölçeklenebilir bir çözüm olarak öne çıkıyor. Konut uygulamalarında yerden ısıtma, fan-coil sistemleri ve sıcak su üretimi ön plana çıkarken; ticari yapılarda merkezi sistem entegrasyonları yaygın olarak tercih ediliyor. Endüstriyel tesislerde ise proses ısıtma ve soğutmanın yanı sıra atık ısı geri kazanımı, enerji verimliliğini artıran kritik uygulamalar arasında yer alıyor. Hava, toprak ve su kaynaklı alternatifler sayesinde farklı iklim ve altyapı koşullarına uyum sağlanabiliyor. Bununla birlikte hibrit sistem çözümleri, farklı kaynakların avantajlarını bir araya getirerek sistem performansını daha üst seviyeye taşıyor. Özellikle su kaynaklı ısı pompaları, yüksek COP değerleri ve yıl boyunca stabil çalışma karakteristiğiyle büyük ölçekli projelerde güçlü bir çözüm olarak konumlanıyor. Doğru Tasarım ile Maksimum Verimlilik Isı pompası sistemlerinde elde edilen verimlilik, doğrudan doğruya mühendislik tasarımının doğruluğuna bağlı olarak şekilleniyor. Isıtma ve soğutma yüklerinin doğru analiz edilmesi, sistemin kullanılacağı yapının ihtiyaçlarına uygun kapasite seçimi ve kaynak türünün iklim ile altyapı koşullarına göre belirlenmesi, performansı belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra mevsimsel verimlilik değerleri (SCOP/SEER), otomasyon ve kontrol altyapısı ile sistemin çalışacağı sıcaklık seviyeleri gibi teknik parametrelerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi, uzun vadede işletme maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Doğru projelendirilmiş bir ısı pompası sistemi, yalnızca enerji tasarrufu sağlamakla kalmayıp aynı zamanda sürdürülebilir, güvenilir ve uzun ömürlü bir kullanım avantajı sunuyor. Isı Pompaları Enerji Verimliliği Açısından Ana Çözüm Haline Geliyor” Isı pompalarının enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından ana çözüm haline geldiğini vurgulayan Form Endüstri Ürünleri Ürün Yönetimi ve Marka Müdürü Pınar Gürler, “Hava kaynaklı, su kaynaklı ve toprak kaynaklı ısı pompası çözümlerinin yanı sıra, farklı uygulama alanlarına yönelik geniş bir ürün gamına sahibiz. Bu sistemler hem ısıtma, soğutma hem de sıcak su ihtiyacını tek bir çözüm üzerinden karşılayabilmekte; özellikle aynı anda ısıtma ve soğutma gerektiren projelerde %100’e varan ısı geri kazanımı sağlayarak yüksek verimlilik sunmaktadır. Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği kapsamında 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemeye göre, toplam inşaat alanı 2.000 m² ve üzeri olan yeni binaların enerji ihtiyacının en az %10’unu güneş, rüzgar ve ısı pompası gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılama zorunluluğu bulunmaktadır. Bu düzenleme, özellikle ticari yapılar ve büyük ölçekli projelerde ısı pompası sistemlerinin daha yaygın şekilde tercih edilmesini desteklemektedir. Aynı zamanda enerji verimliliği hedefleri doğrultusunda projelendirme süreçlerinde ısı pompaları kritik bir bileşen haline gelmektedir. Ticari binalar ve endüstriyel tesislerde enerji maliyetlerinin yüksekliği göz önüne alındığında, ısı pompaları yatırım geri dönüş süresinin çoğu projede 1–2 yıl seviyelerine kadar düşebilmesi nedeniyle giderek daha fazla tercih edilmektedir. İzmir’deki üretim tesislerimizde geliştirdiğimiz su kaynaklı ısı pompaları ile yerli üretim gücümüzü artırırken, uluslararası iş birliklerimiz sayesinde global teknolojileri de portföyümüze entegre ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda ısı pompalarını, hem ekonomik hem çevresel açıdan en verimli yatırım çözümlerinden biri olarak konumlandırıyoruz. Doğru projelendirme ile uzun vadeli işletme maliyetlerinin düşürülmesine ve karbon emisyonlarının azaltılmasına doğrudan katkı sağlıyoruz. 2026 ve sonrasında enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odağında büyümeyi hedefliyoruz. Yerli üretim kapasitemizi artırarak hem Türkiye’de hem ihracat pazarlarında daha güçlü bir konum almayı, özellikle renovasyon ve enerji dönüşüm projelerinde daha aktif rol üstlenmeyi planlıyoruz.” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MANGO 10 Yeni Mağaza ile Türkiye’deki Varlığını Güçlendiriyor Haber

MANGO 10 Yeni Mağaza ile Türkiye’deki Varlığını Güçlendiriyor

Önde gelen uluslararası moda markalarından MANGO, 2026 yılında açmayı planladığı 10 yeni satış noktası ile Türkiye’deki büyümesini sürdürerek yıl sonunda mağaza sayısını 80’e çıkarmayı hedefliyor. Bu hedef, MANGO’nun Türkiye’de 6 yeni mağaza açılışı ve 10 renovasyon çalışmasıyla konumunu güçlendirdiği ve cirosunda yaklaşık %20 büyüme kaydettiği güçlü 2025 performansının devamı niteliğini taşıyor. 2026 yılındaki büyüme planı ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara’da yoğunlaşırken, Kadın, Erkek ve Çocuk koleksiyonlarını kapsıyor. Bu koleksiyonlar, MANGO’nun Barselona’daki atölyesinde 500 kişilik bir ekip tarafından tasarlanan giyim, ayakkabı ve aksesuar ürünlerinden oluşuyor. MANGO, mağaza içi deneyimi geliştirmeye yönelik devam eden yenileme çalışmalarını da sürdürüyor. Şirket, yıl sonuna kadar, yakın zamanda Antalya TerraCity Alışveriş Merkezi’ndeki mağazasında gerçekleştirdiği renovasyonu takiben, markanın ruhunu ve dinamizmini yansıtan New Med tasarım konsepti doğrultusunda önemli lokasyonlarda 5 yenileme gerçekleştirmeyi hedefliyor. Markanın Akdeniz mirası ve kültüründen ilham alan bu iç mekân tasarımında sürdürülebilirlik ve mimari entegrasyon ön planda yer alırken, MANGO mağazaları farklı alanlardan oluşan bir Akdeniz evi konsepti olarak kurgulanıyor. Mağaza içi alanlarda sıcak tonlar ve nötr renkler; geleneksel, el işçiliği, sürdürülebilir ve doğal malzemelerle bir araya geliyor. Türkiye’deki bu genişleme planı, MANGO’nun 2024–2026 4E Stratejik Planı’nın bir parçasını oluşturuyor ve şirketin farklılaşan değer önerisini güçlendirirken, hem fiziksel mağazalar hem de online kanallar aracılığıyla büyümeyi hızlandırmayı hedefliyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MANGO EMANI, Türkiye ve Asya Uluslararası Perakende Direktörü Hüseyin Gölçük, Türkiye’nin MANGO’nun kilit pazarları arasında yer aldığını belirterek şunları söyledi: “Türkiye’de ilk mağazamızı yaklaşık otuz yıl önce açtık ve yıllar içinde müşterilerimizle güçlü bir bağ kurduk. 2026 yılındaki yeni mağaza yatırımlarımız, Akdeniz’den ilham alan koleksiyonlarımızı müşterilerimize daha da yakınlaştırırken, Türkiye’ye olan güvenimizin ve pazara yönelik uzun vadeli taahhüdümüzün açık bir göstergesini oluşturuyor.” 1997 yılında Türkiye’ye giriş yapan MANGO, 2025 yılı sonunda 70’in üzerinde satış noktasına ulaşırken, kendi online kanalı ve diğer pazaryerleri aracılığıyla da güçlü bir dijital varlık oluşturdu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel Yapılarında Çatı Kaynaklı Riskleri Azaltan Akıllı Yalıtım Yaklaşımı Haber

Endüstriyel Yapılarında Çatı Kaynaklı Riskleri Azaltan Akıllı Yalıtım Yaklaşımı

Özellikle metal ve sandviç panel çatılarda zamanla oluşan vidalı birleşim noktaları, korozyon ve sızdırmazlık problemleri, yapılarda hem güvenlik hem de maliyet açısından önemli riskler doğuruyor. Ravago Bina Çözümleri tarafından geliştirilen Ravaproof Bondstoper Alüminyum, mevcut çatı sistemlerini sökmeden yenilemeye imkân tanıyan yapısıyla bu riskleri minimize eden bütüncül bir su yalıtım çözümü sunuyor. Ravaproof Bondstoper Alüminyum, metal ve sandviç panel çatılarda karşılaşılan su sızıntısı, ısı kaybı ve korozyon problemlerine karşı geliştirilen yüksek aderanslı elastomerik bitüm esaslı bir membran olarak öne çıkıyor. Mevcut kaplamanın üzerine doğrudan uygulanabilmesi sayesinde renovasyon süreçlerini hızlandıran ürün, işletmeler için zaman kaybını ve ek işçilik ihtiyacını önemli ölçüde azaltıyor. Üretim faaliyetlerinin durdurulmasına gerek bırakmayan uygulama süreci, sanayi tesislerinde operasyonel verimliliğin korunmasına katkı sağlıyor. Vida başlarını ve birleşim noktalarını tamamen kaplayarak yüzey bütünlüğü oluşturan sistem, çatı kaynaklı yalıtım zafiyetlerini ortadan kaldırıyor. Metal çatılarda uzun ömürlü koruma dönemi Dış ortam koşullarına sürekli maruz kalan metal ve sandviç panel çatılar; UV ışınları, yağış, sıcaklık farkları ve nem etkisiyle zaman içinde performans kaybına uğrayabiliyor. Bu durum, su yalıtımında zayıflama, metal yüzeylerde oksitlenme ve artan bakım maliyetleri gibi sonuçlar doğuruyor. Bondstoper Alüminyum, güçlendirilmiş polimer yapısı sayesinde çatılara yüksek yapışma performansı kazandırarak tek kat uygulamada dahi etkin koruma sağlıyor. TPU (termoplastik poliüretan) ve SBS (stiren-butadien-stiren) katkılı elastomerik bitüm formülasyonu, ürüne hem esneklik hem de dayanım kazandırıyor. Böylece mevcut çatı sistemi sökülmeden yapılan uygulamalarla yapılar yeniden güvenli ve su geçirimsiz hale getirilebiliyor. Projelere teknik avantaj ve enerji katkısı sunuyor Ravago Bina Çözümleri’nin yalıtım alanındaki uzmanlığını yansıtan bu ürün, 1 metre genişliğinde ve 8 metre uzunluğundaki rulolar halinde sunuluyor. 4,4 milimetre ve 5 milimetre kalınlık alternatifleriyle farklı çatı detaylarına uyum sağlıyor. EN 13707 standardına uygun olarak üretilen Bondstoper Alüminyum, -20°C’ye kadar esnekliğini koruyabilen yapısıyla düşük sıcaklıklarda dahi güvenli uygulama imkânı tanıyor. Alüminyum kaplı üst yüzeyi sayesinde güneş ışınlarını yansıtarak çatı yüzeyindeki ısı yükünü azaltıyor ve binaların enerji performansına doğrudan katkı sağlayan reflektif bir katman oluşturuyor. Bu özellik, geniş açıklıklı sanayi yapılarında iç ortam konforunun desteklenmesine yardımcı oluyor. Uygulama kolaylığı ve estetik bütünlük bir arada Bondstoper Alüminyum, şaloma yardımıyla ısıtılarak yüzeye yapıştırılıyor ve gizli dere ile mahya arasında 10 santimetre boyuna, 15 santimetre enine bindirmelerle uygulanıyor. Söküm gerektirmeyen uygulama yöntemi sayesinde şantiye süresi kısalıyor, ek güvenlik önlemleri minimuma iniyor ve işletme faaliyetleri kesintiye uğramıyor. Bu durum, özellikle üretimin devam ettiği tesisler için önemli bir avantaj sunuyor. Teknik performansının yanı sıra görsel bütünlük de sağlayan ürün, metal çatılarda sıkça karşılaşılan vida detaylarını gizleyerek daha pürüzsüz, bütüncül ve modern bir çatı yüzeyi elde edilmesini sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mr Usta 2025’i Yüzde 274 Ciro Artışıyla Kapattı Haber

Mr Usta 2025’i Yüzde 274 Ciro Artışıyla Kapattı

Türkiye’nin dijital usta platformu Mr Usta, 2025 yılında kullanıcı deneyimini odağına alan yaklaşımıyla büyümesini hızlandırarak hizmet ekosistemini güçlendirdi. Kurulduğu günden bu yana usta arama derdini ortadan kaldıran ve güvenilir hale getiren platform, 2025 yılında kullanıcı sayısında yüzde 31’lik artış sağladı. Web ve mobil uygulama kanallarında 60 binden fazla yeni kullanıcıyı platformuna dahil eden Mr Usta, gerçekleştirdiği iş birlikleriyle 30’dan fazla şehirde hizmet sundu. 2025 yılında hayata geçirilen yeni kategori çalışmalarıyla hizmet ağını 25 farklı kategoriye çıkararak evden ofise, küçük tamirlerden kapsamlı işlere kadar her ihtiyaca tek platformdan çözüm sunmaya başladı. Bu büyüme ile sektördeki konumunu daha da sağlamlaştıran Mr Usta için 2025, yalnızca rakamsal büyümenin değil; sürdürülebilir, güven odaklı ve değer üreten bir yapının güçlendiği bir yıl olarak öne çıktı. Sipariş sayısı geçen seneye göre %47 arttı Kullanıcıların ustaya hızlı erişim, şeffaf fiyat ve güvenilir hizmet beklentilerine yanıt veren dijital altyapı; Mr Usta’yı günlük ihtiyaçlarda daha fazla tercih edilir hale getirdi. Artan kullanıcı sayısı, sipariş hacmine de doğrudan yansıdı ve yıllık sipariş sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 47 artış gösterdi. Renovasyon ve Elektrikli Şarj Ünitesi Kurulumu gibi premium hizmetlerin hayata geçirilmesiyle ciro bazında da geçen yıla kıyasla yüzde 274 oranında güçlü bir büyüme yakalandı. Bu sonuç, platformun yalnızca hizmet sunan bir yapıdan çıkarak hem ustalar hem de kullanıcılar için değer üreten kapsamlı bir ekosisteme dönüştüğünü ortaya koydu. İstanbul ve Ankara’da en fazla koltuk-halı yıkama hizmeti tercih edildi Kullanıcıların en çok tercih ettiği hizmetler, Mr Usta’nın günlük hayattaki gerçek ihtiyaçlara hızlı ve güvenilir çözümler sunduğunu gösterdi. 2025 yılı boyunca elektrikçi, tesisatçı ve kombi hizmetlerinin yanı sıra kuru temizleme, koltuk & halı yıkama ve mobilya montajı en yoğun talep gören kategoriler arasında yer aldı. Şehir bazında değerlendirildiğinde; İstanbul ve Ankara’da en fazla koltuk-halı yıkama hizmeti tercih edilirken, bunu mobilya montajı ve kuru temizleme hizmetleri takip etti. İzmir’de ise kuru temizleme ve mobilya montajına ek olarak klimacı hizmetlerine olan talep dikkat çekti. Yüzde 92 müşteri memnuniyeti ile dijital dönüşümün başarısını kanıtladı 2025 boyunca yüzde 92 müşteri memnuniyeti oranını koruyan Mr Usta, kullanıcı deneyim puanını 5 üzerinden 4,8 seviyesinde istikrarlı şekilde sürdürdü. Usta hizmetlerinin hizmet kalitesinin standartlaştırılmasının zor olduğu, şikayet oranlarının yüksek seyrettiği bir sektör olmasına rağmen bu memnuniyet oranının yakalanması, Mr Usta’nın doğru usta–doğru kullanıcı eşleşmesi, şeffaf iletişim ve hizmet sonrası takip süreçlerinde önemli bir başarıya imza attığını gösterdi. Kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda yenilenen web sitesi ise daha hızlı, daha sade ve daha kullanıcı dostu bir deneyim sunarak ustaya ulaşma sürecini daha da kolaylaştırdı. Mr Usta, 2026’da daha fazla ilde, daha kapsamlı çözümler sunmaya hazırlanıyor Mr Usta, 2025’te yakaladığı büyüme ivmesini 2026 yılında da sürdürmeyi hedefliyor. Yeni şehirlerde daha güçlü bir varlık, genişleyen hizmet kategorileri ve gelişmiş dijital deneyimlerle platform, kullanıcı memnuniyetini ileri taşımaya hazırlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.